YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
6a96b974406b4
0
0
171,117,28,27,170,6401,6356,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 1 0 2 5 8
Bugün : 26622
Dün : 59448
Son 30 gün : 1768397
Toplam : 60988242
IP Adresiniz : 216.73.216.244

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

BİLGİ; GÜÇ VE İZZETTİR!

Bildiğini tanırsın, tanıdıkça seversin
Ruhsuz taklidi iman, sadece kuru zandır!..
Anladıkça huzurla, Yüce Rabbin översin
Hayat; iman cihaddır, bilgi mü’mine şandır
Öğrenmeyi bıraksam, bil ki öldüğüm andır!..

Kur’an: “oku öğren!” der1, Resulüllah öğretmen
Yakışır mı cehalet, günahla kalp kirletmen
İlm zikir ruh gıdası, yazık beynin körletmen
Yakacağı olmazsa, ekmek pişirmez tandır
Öğrenmeyi bıraksam, bil ki öldüğüm andır!..

İlim amel içindir, has amel ibadettir
Dünya imtihan yeri, okuldan ibarettir
Sonsuz cennet kazanmak, ne büyük saadettir
Araştır anla yaşa, bilgi şuura candır
Öğrenmeyi bıraksam, bil ki öldüğüm andır!..

Bilgisiz bilinçsizdir, bilinçsiz insan hamdır
Hayâ olgunlaşmaktır, arsız bilge hahamdır
Çiğ ve cahil kalmayın, bu çağrı istirhamdır2
İlgisiz ve bilgisiz, ezanı sanır çandır
Öğrenmeyi bıraksam, bil ki öldüğüm andır!..

“Hayırlı insan başka-sına yararlı olur”3
Hak’tan ahlâktan caymaz, daim kararlı olur
Cahil ve hain kişi, halka zararlı olur
Kul hakkına gireni, Rabbim ateşte yandır
Öğrenmeyi bıraksam, bil ki öldüğüm andır!..

“Ya öğren ya öğreten, ya destek ol bunlara”4
Cahil ve gafil benzer, meyvesiz odunlara
Soy sopuna güvenme, Şaman’lara Hun’lara
Haram lokmadan sakın, ekmeğin suya bandır
Öğrenmeyi bıraksam, bil ki öldüğüm andır!..

Milli Çözüm mekteptir, ilim irfan ocağı
Siyonizm’i devirip, değiştirir bu çağı
Allah’ım harikandır, evrenin dört bucağı
Kur’an ummana daldır, aklımı ilme kandır
Milli Çözüm bıraksam, o an öldüğüm andır!..

Arayan bulur elbet, bulanlar ne mutludur
“Haza min fadli Rabbi”5, Hak ihsanı kutludur
Şımaranlar şaşmıştır, Şeytanî umutludur
Oysa dünya fanidir, iki kapılı handır
Öğrenmeyi bıraksam, işte öldüğüm andır!..

Adil bir düzen kurmak, mazlumlara helvadır
Çün zulümle cihadı, emreden Hak Mevlâ’dır
Hadsize had bildirmek, çok sevaptan evladır
Bu da cesaret ister, bilgi irfana kandır
Öğrenmeyi bıraksam, manen öldüğüm andır!..

  1. “(Her şeyi ve sürekli yoktan) Yaratan (ve her an varlıkta tutan) Rabbinin adıyla oku! (Tüm helâl ve hayırlı işlere besmele ile başlanmalıdır ki, tüm kâinat harikaları ve Kur’an hakikatleri anlaşılıp anlatılsın.)” (Alak: 1)
  2. İstirham: Şefkatle rica etmek.
  3. Hadis-i şerif meali.
  4. Hz. Peygamberin tavsiyesi.
  5. “Bu (hikmet ve nimetler) Rabbimin fazlından (ikram ve ihsanı)dır.” (Neml: 40)
4.8 16 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
9 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler

İlim, Allah’ı tanımanın kapısıdır.Marifet (tanıma), muhabbeti (sevgiyi) doğurur. İnsan, Allah’ı isim ve sıfatlarıyla tanıdıkça O’na olan sevgisi ve saygısı artar. Bilinçsiz taklit yerine tahkik ve tefekkür teşvik edilir.  “Onlara, ‘Allah’ın indirdiğine uyun’ denildiğinde, ‘Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız.’ derler.”   Kur’anda Bakara Suresi  170 İlim kalbe huzur, imana kuvvet kazandırır. Allah’ı tanımanın sonucu kalp huzurudur. “Dikkat edin! Kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.”( Ra’d  Suresi 28) Kur’an’da ilim ve mücadele birlikte övülür. “Allah sizden iman edenleri ve kendilerine ilim verilenleri derecelerle yükseltir.”  Kur’anda, Mücâdele Suresi 11 Mümin, ömrü boyunca öğrenmeye devam eder; ilim onun hem dünyada şerefi hem de ahirette derecesini yükselten bir vesiledir. “Allah’tan, kulları içinde ancak âlimler gereğince korkar (saygıyla O’na bağlanırlar).  Kur’anda Fâtır Suresi  28 Bu ayet, gerçek bilginin  insanı Allah’a yaklaştırdığını ifade  eder . Ayrıca : “De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”   (   Zümer   9)    “Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı bir alaktan yarattı. Oku! Rabbin sonsuz kerem sahibidir. O, kalemle yazmayı öğretendir. İnsana bilmediğini öğretendir.” ( Alak Suresi )Milli Çözüm Kur’an ve Hadis ışığında günümüz olaylarını değerlendirerek Hikmet penceresi ile olaylara bakar ve doğru yolu bulmamızı sağlar. Milli Çözüm Hakka tercümanlık etmektedir. Rabbim bizleri bu nimetten ayırmasın Üstadımız Ahmet Hocamıza has talebe kılsın. Bu ışığı bıraktığımız an dünya ve ahretimiz mahvu perişan olacaktır.

BİLGİ; GÜÇ VE İZZETTİR!

Hak ve Bâtıl Mücadelesinde Bilginin Rolü…

Dünya tarihi, en yalın ifadesiyle iki temel zihniyetin ve iki büyük medeniyet iddiasının amansız mücadelesinden ibarettir: Hak ve Bâtıl. Bu mücadelede bilgi, hiçbir zaman tarafsız ya da nesnel bir veri yığını olmamış; hangi zihniyetin elinde şekillendiğine bağlı olarak ya insanlığı ihya eden bir adalet kaynağına ya da kitleleri köleleştiren bir tahakküm silahına dönüşmüştür.

Bugün Batı merkezli materyalist medeniyetin ve küresel kapitalist çarkların elinde bilgi, tekniğe ve teknolojiye dönüşmüş; fakat insanlığı huzura, adalete ve özgürlüğe kavuşturamamıştır. Aksine, bilginin ahlaktan ve Yaratıcı’ya olan sorumluluktan koparılması, kitleleri manipüle eden, ülkeleri ekonomik ve teknolojik olarak köleleştiren devasa bir sömürü mekanizması üretmiştir. Siyonist akıl; finans kapitali, medyayı ve akademiyi elinde tutarak bilginin tanımını, yönünü ve kullanım gayesini bizzat kendi ırkçı-emperyalist hedeflerine göre dizayn etmiştir.

Siyonizm ve onun küresel çarkları için bilgi; insanlığı hakikate ulaştıran bir ışık değil, seçilmiş bir azınlığın (Siyonist odakların) insanlığın geri kalanını (Goyim anlayışıyla) yönetmesi, yönlendirmesi ve sömürmesi için geliştirdiği devasa bir kontrol mekanizmasıdır.

Bu zihniyet, bilimi ve teknolojiyi Allah’tan ve ahlaktan kopararak sekülerleştirmiş; insanı kendi arzularının ve küresel çarkların kölesi haline getirmiştir. Siyonist çarkın içinde üretilen bilgi;

Toplumları ahlaken çökerten medyatik ve kültürel manipülasyon,

Ülkeleri borçlandırıp bağımlı kılan faizci kapitalist ekonomi,

Mazlum halkların üzerine ölüm yağdıran gayriinsani silah teknolojisi,

İnsanları biyolojik ve dijital olarak denetim altına alan takip sistemleri olmuştur.

Üstadım Ahmet Akgül ısrarla bize şu hakikatı öğütler. “Zihinde toplanan verilerin Kur’anî bir süzgeçten geçmeden, hakkı bâtıldan ayıran bir Furkan şuuruna dayanmadan elde edilmesi, sahibini siyonist sistemin “diplomalı bir kölesi” yapmaktan öteye götürmez. Çünkü o bilgi, Hakkı Bâtıldan ayıran bir süzgeçten geçmediği için doğrudan Bâtılın iktidarını pekiştirmeye hizmet etmektedir. Sadece bilgi sahibi olmak izzet kazandırmaz; bilginin kaynağı, yönü ve hizmet ettiği gaye insanı ve toplumları izzetli kılar.”

Kur’an-ı Kerim, bilginin Siyonist anlayıştaki bu sapmasını Karun şahsında sembolize eder. Karun, elindeki üretim, finans ve idare bilgisini Allah’ın bir emaneti olarak değil, kendi üstün zekasının bir eseri saymış ve şöyle demiştir

“O (Karun) dedi ki: ‘Bu (servet ve imkânlar) bana, ancak bendeki bir ilim (bilgi ve uzmanlık) sayesinde verilmiştir!’…” (Kasas, 78)

Bu mantık; bilgiyi mülkiyete, mülkiyeti kibire, kibiri ise toplum üzerinde tahakküme ve sömürüye dönüştürür. Sonuç ise Kur’an-ı Kerim’in bildirdiği üzere, Karun’un elindeki bilgi ve hazineleriyle birlikte yerin dibine batırılması, helak olmasıdır. Günümüzün modern dünyasında, bilimi ve teknolojiyi tanrılaştıran, insani değerleri ve Kurani mutlak gerçekleri hiçe sayarak küresel sömürü sistemleri kuran siyonist akıl, Karun mantığının güncellenmiş biçiminden başka bir şey değildir.

Bâtılın bu küresel Siyonist tahakkümüne karşı Hak cephesinin (İslam Medeniyetinin ve Adil Düzen vizyonunun) bilgi anlayışı kökten farklıdır. Hak anlayışında bilgi; insanı Yaratıcı’sına yaklaştıran, doğadaki kanunları keşfederek adaleti tesis etmeyi amaçlayan ve insanlığa hizmet eden bir emanet ve izzet vesilesidir.

Kur’an-ı Kerim, Hak anlayışındaki bilginin, tekniğin ve devlet gücünün zirvesini Hz. Süleyman (a.s.) örneğiyle önümüze koyar. Hz. Süleyman’a devasa bir askeri güç, rüzgârlara ve madenlere hükmetme imkânı, kuşların dilini anlama  en ileri iletişim/nakil teknolojilerini kullanma dâhil olmak üzere olağanüstü bir ilim ve hükümranlık verilmiştir.

Ancak Hz. Süleyman, elindeki bu devasa teknolojik ve askeri güce baktığında, bunu kendi üstün zekasına veya şahsi kabiliyetine bağlamamış; bilginin bir “mesuliyet ve imtihan” olduğunu ilan etmiştir. Sebe kraliçesinin tahtı göz açıp kapayıncaya kadar kendisine getirildiğinde (ki bu muazzam bir ilim ve teknoloji göstergesidir) tavrı şöyle olmuştur.

“…(Süleyman tahtı yanında hazır görünce) Dedi ki: ‘Bu, Rabbimin bir lütfudur; şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni imtihan etmektedir…’ ” (Neml, 40)

Hz. Süleyman mantığında bilgi; yeryüzünde Siyonist benzeri zalim hükümdarlıkların (Tâğutların) egemenliğini yıkmak, Sebe Kraliçesi örneğinde olduğu gibi bâtıl sistemleri Hakka boyun eğdirmek ve adil bir düzen kurmak için kullanılan bir izzet silahıdır.

Bilginin bir Siyonist sömürü silahı olmaktan çıkarılıp insanlığa izzet ve adalet getiren bir güce dönüşebilmesi için, her şeyden önce bilginin elde edilme yöntemi ve kaynağı doğru belirlenmelidir.

Kur’an-ı Kerim’in insanlığa indirilmeye başlanan ilk ayetleri, tam da bu zihinsel devrimin beyanıdır.

“Oku! Yaratan Rabbinin adı ile…” (Alak, 1)

Bu ilahi emir, sadece kaba bir okuma-yazma eylemine davet değildir. Aksine, bilginin yönünü, niyetini ve çerçevesini çizen külli bir ilkedir.

İslam inancında bilgi, kendi başına nihai bir gaye değildir. Eğer bilgi “Rabbin adı ile” okunmazsa, yani Yaratıcı’nın koyduğu ahlaki ilkelere, adalet ölçülerine ve insanlığa hizmet gayesine bağlanmazsa; zorunlu olarak nefsin, kibrin yahut küresel siyonist odakların emrine girer.

Bilgiyi Allah’dan (cc) bağımsızlaştırmak; doğayı, insanı ve toplumları sadece tüketilecek ve tahakküm edilecek birer nesne olarak görmektir. Bu yöntem, atomu parçalama bilgisini bulduğunda bunu Hiroşima’da yüz binlerce masumu katletmek için kullanan siyonist anlayıştır.

“Rabbin Adı İle Oku”mak bilgiyi bir emanet, mülkü Allah’ın bir ayeti olarak görmektir. Atomun altındaki kuvveti keşfettiğinde, onu insanlığın hayrına, enerjisine ve izzetine sunarken; ahlaki sorumluluk nedeniyle yıkım aracı yapmaktan sakınmaktır. İşte bu  Prof.Dr.Necmettin Erbakan  anlayışı ve Milli Çözüm bakışıdır. 

Milli Çözüm dergisini 23 yıldır altını çizdiği en kritik nokta şudur. “Yöntemi Bâtıl olanın ulaştığı sonuç Hak olamaz.” Siyonist çarkların içine girip hizmet ederek Siyonizmi yıkacağını sanmak, şeytanın kayığına binip sefere çıkmaktır.”

Bugün Batılı ve Siyonist merkezlerce üretilen bilgi; ekonomi teorilerinden hukuk normlarına, sosyolojiden uluslararası ilişkilere kadar insanı Allah’tan ve ahiret hesabından koparan materyalist bir felsefeyle paketlenmiştir. Bu kavramları “Rabbin adı ile” süzmeden, olduğu gibi kabul edip okuyan zihinler; farkında olmadan Siyonist çarkın teorisyenliğini yapmaya başlarlar.

Bir iktisatçının faizli finans kapital sistemini “iktisat bilimi”, bir hukukçunun Siyonist gücün yazdığı uluslararası kuralları “evrensel hukuk”, bir akademisyenin ahlaksızlığı özgürleştiren teorileri “çağdaşlık” zannetmesi; bilgiyi Rabbinin adıyla değil, Siyonist aklın adıyla okumasının neticesidir.

Alak Suresi’nin devamında gelen “O, insanı bir ‘Alak’tan (bağlanan, tutunan bir hücreden) yarattı” (Alak, 2) ifadesi, bilgiye erişen insana acziyetini ve kökenini hatırlatır.

Bilgi sahibi olan insan, kendisini yeryüzünün tek hâkimi sanarak Karunlaşma riski taşır. Kur’an, bilgi emrinin hemen ardından insana yaratılışındaki bu mütevazı başlangıcı hatırlatarak der ki: Ne kadar ilim tahsil edersen et, sen aciz bir varlıksın. Bilgin yükseldikçe kibrin değil, Allah’a olan teslimiyetin ve sorumluluğun artmalıdır.

“Rabbin Adıyla Okumak”, Siyonizmin zihinlere çaktığı sahte bilgelik kalıplarını kırmak, zihinsel bağımsızlığı kazanmak ve bilgiyi ahlaki/adil bir niyetle öğrenmeye karar vermektir. Bilginin izzete dönüşmesinde ilk adım, işte bu niyet ve yöntem devrimidir.

Alak Suresi’nin emrettiği üzere bilgiyi “Rabbin adıyla” öğrenmeye karar veren bir zihin, ikinci aşamada topladığı verileri süzüp yön verecek sarsılmaz bir ölçü sistemine ve Hakkı Bâtıldan ayırma kabiliyetine (Furkan’a) muhtaçtır.

“Ey iman edenler! Eğer Allah’tan korkup-sakınırsanız (O’na karşı sorumluluk bilinci taşırsanız), O size Hakkı Bâtıldan ayıran bir anlayış ve nur (Furkan) verir…” (Enfâl, 29)

Furkan; sıradan bir zeka, kaba bir diploma veya akademik unvan değildir. Furkan; Siyonist propagandanın, küresel algı operasyonlarının ve süslü yalanların arkasındaki gizli gayeyi anında teşhis edebilme, Hakkı Bâtıldan, adil olanı sömürücü olandan ayırabilme yeteneğidir.

Siyonizmin en çok sevdiği, kullandığı ve kendi çarkında kolayca istihdam ettiği insan tipi; bilgili ama Furkan süzgecinden yoksun uzmandır.

Milli Çözüm dergisinin anlattığı; İslam coğrafyasındaki siyasi iktidarların, bürokratların ve aydınların Siyonist odaklara teslim olmasının, “Büyük Ortadoğu Projesi” (BOP) gibi küresel yıkım planlarına figüranlık yapmasının temel sebebi bilgisizlik değil, Akaid ve Furkan yoksunluğudur. 

Bu kadrolar; Batı üniversitelerinden diplomalı, diplomasi metinlerini ve uluslararası hukuku son derece iyi bilen kimseler olabilirler. Fakat zihinlerinde Hakkı Bâtıldan ayıran Furkan terazisi bulunmadığı için; 

NATO’yu bir güvenlik şemsiyesi zannederler; oysa o, Siyonizmin askeri sopasıdır.

AB Uyum Yasalarını çağdaşlaşma sanırlar; oysa o, milli ve ahlaki bünyeyi çökertme operasyonudur.

Küresel Faizci Kapitalist Düzeni “ekonominin gereği” sayarlar; oysa o, insanlığı sömüren Karuni çarkın ta kendisidir.

İşte Furkan’dan yoksun bir zihin, Bâtılın kavramlarını Hak zannederek Siyonizmin stratejik müttefiki ve siyasi işbirlikçisi haline gelir. İslam’ın sembollerini kullansalar, alınları secdeye de değse; Furkan süzgeçleri olmadığı için attıkları her siyasi adım Siyonist küresel çetelerin ekmeğine yağ sürmektedir.

Akaid ve Furkan sahibi zihin; “ABD ve Siyonizm ne der?” diye düşünmez, “Allah’ın rızası ve Adil Düzen ilkeleri neyi gerektirir?” diye bakar. Nitekim Erbakan Hocamızın Meclis kürsüsünden haykırdığı o tarihi “Bana ne Amerika’dan!” nidası, Furkan şuurunun ve izzetli duruşun siyasetteki en somut tezahürüdür.

Bilgiyi Bâtılın hizmetinden söküp alan, zihni gerçek manada özgürleştiren birleştirici unsur işte bu Kur’anî Şuurdur.

Bilginin güce ve izzete dönüşmesinde hayati kırılma noktası; zihindeki bu Kur’anî şuurun kalbe inerek vicdani bir sarsıntıya ve ahlaki sorumluluğa (Haşyet) dönüşmesidir.

Kur’an-ı Kerim, bilginin kalpte oluşturması gereken bu sarsıntıyı ve hakiki ilim sahiplerinin vasfını şöyle beyan eder.

“…Allah’tan, Kulları İçinde Ancak İlim Sahibi Olanlar (Gerçek Manada) Haşyet Duyar (O’nun Azametinden Ürperip Sorumluluk Hisseder)…” (Fâtır, 28)

Kur’an-ı Kerim’in “Allah anıldığı zaman kalpleri ürperip titrer” (Enfâl, 2)ayetiyle tarif ettiği durum; soyut bir mistik tecrübe veya köşeye çekilip pasifçe ağlama hali değildir.

Bir siyasetçi, bir bürokrat, bir akademisyen veya bir komutan; elindeki bilgi ve yetkiyi Siyonist odakların emrine vermesi için devasa rüşvetlerle, iktidar vaatleriyle yahut tehditlerle sınandığında;

Zihnindeki Furkan ölçüsü ona bunun Bâtıl ve ihanet olduğunu söyler,

Kalbindeki Haşyet ve Sarsıntı ise ona Allah’a (cc) vereceği hesabı, ümmetin mazlumlarını ve ilahi adaleti hatırlatarak dizlerinin bağını çözer; ama onu Bâtılın karşısında dimdik ayakta tutar.

İşte bu titreme, insanı Siyonist çetenin şantajlarına, parasal güçlerine ve küresel baskılarına karşı satın alınamaz ve eğilemez bir izzet bükülmezliğine kavuşturur.

Eğer zihindeki bilgi kalpte böyle bir “Haşyet sarsıntısına” dönüşmemişse, o insan Siyonist aklın en kolay avlayacağı tiptir. Kalbinde Allah saygısı ve ahiret sorumluluğu titremeyen bir bilim insanı; geliştirdiği biyolojik silahı küresel çetenin eline teslim edebilir. Kalbi sarsılmayan bir iktisatçı, milletin imkânlarını bir imza ile Siyonist faizci kurumların (IMF, Dünya Bankası) yağmasına açabilir.

Çünkü kalbi Allah korkusuyla titremeyeni, Siyonizm makam ve servet vaadiyle kolayca satın alır. Ahmet Akgül Üstadımın işaret ettiği Karuni tehlike tam olarak budur; Kalpsiz şuur, satılık diplomadır.

Bilginin kalbe inmesiyle elde edilen izzet, insan psikolojisinde şu köklü değişimi yapar: İnsan, küresel Siyonist odakların askeri, ekonomik ve teknolojik gücünden korkmayı bırakır. Bilir ki, yeryüzündeki tek hakiki güç ve hüküm sahibi Allah’tır.

Hz. Musa’nın karşısındaki sihirbazların, Hz. Musa’nın asasının temsil ettiği Hak hakikatini (gerçek ilim ve mucizeyi) gördüklerinde yaşadıkları durum tam olarak budur. Sihirbazlar, bilgileri sayesinde Hak ile Bâtılı ayırt etmiş, kalpleri ilahi hakikat karşısında sarsılmış ve Firavun’un “Sizi asacağım, ellerinizi ayaklarınızı keseceğim” tehditlerine karşı;

“…’Hiç önemi yok (ne yaparsan yap)! Biz nasıl olsa Rabbimize döneceğiz…’ ” (Şuarâ, 49-50)

diyerek Firavunî/Siyonist güce meydan okumuşlardır. 

İşte bilgi, kalpte bu Haşyet sarsıntısını ürettiği an, sahibine yenilmez bir güç ve izzet kazandırır.

Zihinde Furkan ile netleşen, kalpte Haşyet ile sarsılmaz bir omurga kazanan bilgi; eğer somut bir sistem iddiasına, siyasi ve teknolojik bir güce dönüşmezse Bâtılın hakimiyetini sona erdiremez. Kur’an da bilginin son durağı “Salih Amel”dir.

Salih Amel; sadece bireysel ibadetlerden ibaret değildir. Salih Amel; bozuk düzeni ıslah etmek, Bâtılın küresel kölelik çarkını kırmak ve Hakkı hakim kılacak kurumları inşa etmektir.

Milli Çözüm ve Ahmet Akgül Üstadımın anlattığı hakikat şudur; Müslümanlar bilgiyi Karuni mantıkla (sadece dünyalık, konfor ve sömürü için) değil; Süleymani vizyonla (Adil Düzen’i kurmak ve mazlumları korumak için) üretmek zorundadır.

Salih Amel boyutundaki bilgi, soyut bir temenni değildir. Bâtılın küresel çetesine karşı somut, bağımsız ve milli teknolojiler geliştirmektir.

“Onlara karşı gücünüzün yettiğince kuvvet ve bağlanıp beslenen savaş atları (çağın en ileri savaş araçlarını, caydırıcı teknolojilerini) hazırlayın ki, bununla Allah’ın düşmanını ve sizin düşmanınızı caydırıp korkutasınız…” (Enfâl Suresi, 60. Ayet Meali)

Kur’an-ı Kerim’in bu açık emri doğrultusunda; Siyonist küresel çetenin “teknolojik üstünlük” efsanesini çökertecek yerli, milli ve bağımsız savunma sanayi hamleleri, siber güvenlik sistemleri ve iktisadi modeller geliştirmek en temel ibadettir. 

Rahmetli Erbakan Hocamız 1970’li yıllarda Ağır Sanayi Hamlesini başlatmış ve bugünkü İHA (insansız hava araçları) teknolojilerinin ve savunma sanayiinde faaliyet gösteren ASELSAN, TUSAŞ ve ROKETSAN gibi dev stratejik kurumların temellerini bizzat atmıştır. 

Bâtılın yazılımını, Bâtılın parasını (dolar hegemonyasını) ve Bâtılın kurumlarını (BM, NATO, IMF) kullananlar asla bağımsız olamazlar.

Bilgi; ancak ve ancak sömürüsüz, faizsiz, insan onuruna yaraşır ve Hakkı üstün tutan Adil Bir Dünya Düzeni kurulduğunda nihai amacına ulaşır.

Siyonizmin “Gücü Hak Sebebi Sayan” ırkçı yaklaşımına karşı; “Hakkı Gücün Sebebi Yapan” bir medeniyet tasavvuru, bilginin ahlak ve adaletle buluşmasının yegane meyvesidir.

Milli Çözüm çizgisinin ve Ahmet Akgül Üstadımın yılmaz bir inançla haykırdığı gibi: Bilgi, Bâtılın elinde zulüm ve sömürü aracı; Hakkın emrinde ve Kur’anî şuurun izinde ise Güçtür, Adalettir ve İzzettir!

Bu Kur’anî şuur ve mücadele çizgisinde öğrenmek; pasif bir zihinsel faaliyet değil, insanın son nefesine kadar sürecek olan bitmeyen bir Hayat ve Dava mücadelesidir (Cihat). Öğrenmeyi durdurmak, sadece bir duraklama değil, doğrudan fikri ve ruhi bir ölümdür.

Kur’an-ı Kerim, kalbi ve zihni hakikate kapalı olan insanları “Şüphesiz ki Sen, ölülere (çağrını) duyuramazsın…” (Neml, 80) ayetiyle tarif eder. Bir insan nefes alıp veriyor olabilir; ancak Bâtılın oyunlarını teşhis etmeyi, Rabbini tanımayı ve çağın getirdiği yeni sömürü araçlarını öğrenmeyi bıraktığı an, yürüyen bir cesede dönüşmüş demektir.

Siyonist küresel çete, insanlığı köleleştirmek için her gün yeni bir teknoloji, yeni bir kavram ve yeni bir siyasi tuzak geliştirmektedir. Dünün bilgisiyle bugünün tuzakları çözülemez. Öğrenmeyi bıraktığı an insan, Bâtılın yeni manipülasyonlarına açık hale gelir ve Siyonizmin zihinsel işgaline teslim olur.

Hz. Peygamber’e (s.a.v.) dahi “…’Rabbim, benim ilmimi artır’ de” (Tâhâ, 114)emri verilirken; bir Müslümanın veya dürüst bir aydının “Ben oldum, artık her şeyi öğrendim” demesi kibrin ta kendisidir. Kibir ise ameli ve imani hayatın bittiği yerdir.

Öğrenmeyi bırakmak; Siyonizme karşı yürütülen fikri cihattan emekli olmaya çalışmaktır. Oysa Hakk-Bâtıl mücadelesinde emeklilik yoktur, sadece son nefes vardır.

İşte bu yüzden, hakikatin izini süren her mümin ve aydın Üstadımın şu ahitiyle yoluna devam etmek zorundadır.

“Öğrenmeyi bıraksam, bil ki öldüğüm andır!..”

Selam ve dua ile…

Milli Çözüm mekteptir, ilim irfan ocağı
Siyonizm’i devirip, değiştirir bu çağı
Allah’ım harikandır, evrenin dört bucağı
Kur’an ummana daldır, aklımı ilme kandır
Milli Çözüm bıraksam, o an öldüğüm andır!..

Milli Çözüm’ün hazırladığı Meal-i Kerim huzur ve şuur kaynağıdır! Çünkü Milli Çözüm kulluk ve sorumluluk bilinci aşılamaktadır!
Yetmez “Meal-i Kerim…”, “Meal-i Kerim…”, “Meal-i Kerim…” diyoruz. Allah ile ve O’nun hükümleriyle meşgul olmayan beyin, şeytanla ve şeytani fikirlerle doluyor. Beyin neyle meşgulse, kalp onun için çarpıyor. Kalp ne için çarparsa, insanın yaşantısına ve diline o dökülüyor.

Secde 28
(Münkirler ve münafıklar zafer gecikti diye, mü’minlerle alay ederek ve boş hayal peşinde gittiklerini söyleyerek: Eğer bu inanç ve iddianızda) “Doğru iseniz bu (söylediğiniz ve beklediğiniz) fetih (zafer, hesap ve adalet dönemi) hani, ne zaman?” deyip durmaktadırlar!

https://www.mealikerim.com/32/secde/28

Hiç bir hizmet Allah yolunda zayii edilmiyor ve heleki cihat gibi Allah davası ve kuran hakimiyeti uğrundaki hizmetler bizim en büyük kârımızdır en büyük yatırımımızdır Cenab-ı hak şeytanı düşünceden vesveselerden uzak bu hayırlı hizmet üzerinde bizlere devamlı kılsın.

MİLLİ ÇÖZÜM DEMEK; “EN GEREKLİ ÖZ BİLGİYE, EN GEREKTİĞİ ANDA TEZ ULAŞMANIN TEK ADRESİ” DEMEKTİR.

İnsan Rabbini ancak bilgiyle tanır; tanıdıkça da sever, sevdikçe de imanı olgunlaşır ve artar. Çünkü tanıma olmadan sevgi oluşmaz. Bu yüzden “Tanıdıkça seversin” denilmiştir. Ve tabi bilgin kadar tanır ve tanıdığın kadar seversin. Ve bilgi mutlaka 3 evreden geçmelidir; İlmen Yakin, Aynel Yakin ve Hakkel Yakin. İlk ikisi başlangıçtır ve var olan bilgiden her an şüphe edilmeye müsait bir evredirler. O yüzden o bilginin kişide daim olması ve şüpheye düşülmemesi için Hakkel Yakin derecesinde bilgi sahibi olunması-öğrenilmesi elzemdir.

Bilgi ise sonsuzdur; De ki: “Rabbimin kelimelerini (sonsuz bilgi hazinesini, Kur’an’ın işaret ettiği hikmet ve hakikatleri yazmak) için deniz mürekkep olsa, (hatta o deniz yetmeyip) yardım için bir mislini daha getirip ona katsak; (yine de) Rabbimin kelimeleri (bilgi ve hikmetleri) tükenmeden önce elbette deniz tükeniverirdi.” (Kehf: 109)

Araştıran ve bilgiyi sürekli arayan biri Rabbini tanır ve tanıdıkça bu tanımanın sonsuz olduğunu anlar ve daha çok tanıma arzusu kişiyi hep bir arayışa sürükler, her yeni bir bilgiyle yeni bir tanıma ise; Rabbini sürekli övdürür ve zalimlere ise sürekli sövdürür…

Bu bilgiyle artık sen; taklidi imanın seni durağan-statik hale getiren o miskin duruşundan ve kuru zanlardan sıyrılmış ve dinamik halde olan tahkiki imana geçmişsindir. Artık sen en sevgilisinin yani Efendimizin “Ben cihat peygamberiyim” ve Erbakan Hocamızın; “Hayat iman ve Cihattır” sözünü bildiğin an, kurtuluş ve imanın ve imtihanın özü senin için artık İMAN ve CİHAT olmuştur. Çünkü; dünyada izzet, şeref, onur gibi tüm güzel özellikler ve ahirette ise huzur ve kurtuluş ancak cihad ile kazanılacağını biliyorsundur.

Artık bu bilgi kişiye aynı zamanda sorumluluk yükler, bu sorumlulukların yerine getirilmesi için sağlam bir irade ile “Hayat iman ve Cihattır” sözünün gereği için bunu bir yaşam ve hayat tarzı olarak benimseyerek sabır, cesaret, tevekkül ve sadakat üzerinde bir duruş sergilemektir. Bunun (Hayat; iman ve cihattır) dışındaki bir bilgiyle gayret göstermek seni hedefe değil hedeften uzaklaştıran duruma düşürecektir. A’raf: 174. ayette bu duruma dikkat çekilir:

(Ey Resulüm!) Onlara; kendisine ayetlerimizi verdiğimiz (dini bilgi ve hikmetleri öğrettiğimiz şu) kişinin haberini okuyup anlat (ki, bugünkü bel’am benzeri bilgiçleri tanısınlar ve sakınsınlar). O (kişi) bundan (ilim ve ibadet huzurundan ve zulüm düzeniyle cihad şuurundan) sıyrılıp uzaklaşmış; derken şeytan (ve tağutlar da) onu kendi peşine takıp (sapkınlığa) sürüklemişti. O da sonunda “Ğaviy” (tuğyana kapılıp azgınlaşan ve tağuta tapanlardan) olup çıkıvermişti. [Not: Demek ki, ilim ve iman; insanın içine sinmez ve onun ahlâkı, amacı ve hayat tarzı haline gelmez de, sadece zahiri bilgi birikimi olarak kalırsa; sonunda nefsi çıkarlar, korkular ve şeytani dolduruşlar yüzünden dalâlete sapması ve bu bilgi kisvesini eğreti bir elbise gibi çıkarıp atması kaçınılmaz hale gelebilir.]

Bu hal üzerinde olmak sağlam bir iman ile olur ve bu imanın gücü, takviyesi, canlı ve hep dipdiri olması ancak öğrenmeyi sürekli, ihtiyaç ve iştiyak duyarak bırakmamakla olur. Çünkü mü’min bilir ki; öğrenmeyi bıraktığı an düşünmeyen, gelişmeyen ve yükselemeyen bir insan olarak manevî olarak yaşamıyordur.

Bunlar hikmetli Kitabın (hayat ve huzur verici) ayetleridir; Muhsin olanlara (ibadetlerini, işlerini ve hayırlı hizmetlerini en güzel yapanlara) bir hidayet ve bir rahmettir. (Muhsin; emredilen her konuda en güzel gayreti ve en mükemmel dikkati gösteren iyilik ve istikamet ehlidir.) Onlar, namazı dosdoğru (ve tastamam, şuurla ve huzurla) yerine getiren, zekâtı veren ve onlar kesin bir bilgi (ve kanaatle) ahirete iman eden kimselerdir. İşte bunlar, Rablerinden bir hidayet üzerindedirler ve felah bulanlar da onların ta kendileridir. (Lokman: 2-5) ayetlerinde Kur’an’ın Muhsinlere bir hidayet ve rahmet olduğunu ve onları kesin bir bilgiyle (ki bu bilginin Hakkal Yakin derecesidir) ahirete iman edenler diye tanıtır.

İşte bu kesin bilgi sahibi olmak için ilk emir “OKU” olarak verilmiştir. Bu oku emri; bilgi sahibi olmadan yapılan her türlü ibadetin, şeklen ve şuursuzca olacağını (ve taklidi imanda kalınacağını) anlatmak içindir. O yüzden İslam’ın ilk emri olarak; namaz, oruç, zekât, cihat edin diye değil, “OKU” diye emredilmiştir.

Bu emirden maksat; insanın önce bilmesi ve şuur kazanması sonra iman etmesi içindir. Yani bilgi-bilmek imandan önce emredilmiştir. Çünkü bu okuma eylemi sonrası bilgi katmanları ayrılır. Bunlar; öğrenmek, anlamak, kavramak, tefekkür etmek, araştırmak ve bilgiyi aktarmak gibi anlamları içermektedir. Böylece insana OKU denilerek bu katmanlarla hakikate ulaşması ve Hak ile Bâtıl’ı tanıyıp-ayırıp sonra şuurlu bir şekilde bilerek iman etmesi hedeflenmiştir.

İman etme sonrası kulluk için ibadet ve hizmet için kullanılacak her bir bilgi, mü’mine gerekli olan mühimmat gibi işlev görecektir. Mühimmatsız (bilgi sahibi olmayan) insanın ibadeti de hizmeti de noksan ve işe yaramaz olacaktır. Ayrıca ibadet ve hizmet için gerekli görülerek bilgiye ulaşmak ve elde etmeye çalışmakta ayrıca ibadet sayılacaktır.

Ve işte o bilgiyi bir nevi hap gibi öz olarak en faydalı bir biçimde insanlığın kullanımına sunmak ve onlara Hakkı tanıyacak, Bâtılı reddedecek ve Haktan taraf olacak şuur ve can katmak için yapılan her türlü çalışma, gayret ve hizmetler en büyük cihad ve ibadet sayılmıştır.

Günümüzde bu hizmetleri ve de 23 yıldır; dergisiyle, kitaplarıyla, Meal-i Kerimiyle, web ve sosyal medya üzerinden yapılan sohbetleriyle ve yayınlarıyla en geniş manada icra eden sadece Milli Çözüm olmuştur. Yani Milli Çözüm demek; “En gerekli öz bilgiye, en gerektiği anda tez ulaşmanın tek adresi” demektir. Peki Milli Çözüm bunu nasıl yapıyor?

Önce; Milli Çözüm için ilim-bilgi amel, en büyük ibadet olan Fikri Cihad içindir… Ve yine Milli Çözüm bilgiyi devamlı ve canlı tutan ve okuyucusunun bilgi seviyesinin sürekli yükselişini hedefleyen bir yayın politikası da izlemektedir. Bu yükselişimizi sağlamaya çalışmasının amacı ise bizleri (yani takipçilerini) Allah’ın rızasına ve rıdvanına ulaştıracak bir hedef üzerinde olmamız içindir. Yani Milli Çözüm öğrenmenin-bilmenin en yüksek okuludur ve bu okulu başarıyla bitirdiğimizi belgeleyen diplomalarımız da inşaallah (buradaki törenlerden çok çok daha şaşalı bir şekilde) ahirette bizlere verilecektir…

Milli Çözüm bizlere; bilginin aslını ve bilgi ile hikmet arasındaki farkı öğretmektedir. Bu asıl olan bilgi Hak üzere olmaktır. Bu Hak üzere olmak; adil, dürüst, ahlâklı, merhametli, şefkatli, vicdanlı, fedakâr, cefakâr ve samimiyet ve tabi adanmışlık gibi Kur’an’da emredilen mü’min sıfatlarını taşıyan bir karakterde olmayı ve bu Hak üzerinde olan karakterini her alanda kullanmayı öğretir.

Milli Çözüm; öğrettiği bilgi ile hikmet arasındaki fark; mesela bugünkü küresel Siyonist sömürü düzenini kuranlar; bir bilgi üzerine (insanları ifsat etmek için) bu bâtıl ve şeytani düzeni kurmuşlardır. Ama bu düzen adil ve ahlâklı değildir. Dolayısıyla bilgi, ahlâkla, adaletle, merhametle, vicdanla birleşmezse zulme ve sömürüye dönüşür. Ve buna sebep olanlar ve onların her ülkedeki işbirlikçileri bu durumdan rahatsızlık bile duymazlar. Çünkü şiirde geçen “Ezanı sanır çandır” ifadesi bilgisizliğin kişiyi en temel hakikatlerden bile uzaklaştırabileceğini ve hikmetsizliğin ne ileri boyutta olduğunu çok güzel bir ifadeyle anlatır. Halbuki her türlü zulüm kul hakkıdır ve Allah’ın af etmeyeceği günahlardan olup mutlaka hakkı alınanla baş başa hesaba çekileceği ve hakkı alınana hakkının tastamam verileceği bir sonu vardır.

Evet Milli Çözüm her arayana aradığını ilmiyle ve bilgisiyle bulduran bir çizgidedir. “Ben çalışmak gayret etmek ve Hakkın safında olmak istiyorum” diyene aradığını buldurur ve ona ümit ve umut aşılar ve gayrete hizmete yönlendirir… Yine; “Ben de bâtılın safındayım-artık orada olmaya karar verdim, ne olmuş yani?” diyen birisine-birilerine de; şiirde geçen hadsize had bildirmekte çok sevaptır düsturunu esas alarak sonunun-sonlarının ne olacağı bilgisini en açık ve net bir şekilde -ayrıca; hakaretlerinin dozuna uygun bir üslupla- cevap vererek onlara da aradığını verir. Çünkü; ister sistem, ister kişi olsun, Kur’an’da zulümle cihad etmemiz emrolunmuştur.

Sonuç: (Kur’ana dayalı) Bilgi olmadan yapılan (Hakkı hakim kılma) mücadelesi başarısız olur. Cesaretsizce ve gereken bir sertlik ve mertlikle sunulmayan (Erbakan Hocamızın verdiği; Zeki Müren örneği gibi) bir bilgi de toplumu dönüştürmeye yetmez. İşte Milli Çözüm; bu iki şeyi bir arada kullanan ve tüm mazlumları sevindirecek olan Adil bir Düzen kurulması için bildiğini ve bilgisini 23 yıldır cesaretle ve yılmadan, usulüne uygun ve gereken netlik ve sertlikle ortaya koymaktadır ve koymaya devam edecektir.

Çünkü; “Bu (hikmet ve nimetler) Rabbimin fazlından (ikram ve ihsanı)dır.” (Neml: 40) ayetince bize bahşedilen bu nimet ve fazileti, kendimizden değil Allah’ın bir ikramı olduğunu bilir ve her türlü yardımı da başarıyı da Ondan geldiğine inanırız. Bu sebeple; şımarıklık ve kibir en büyük tehlike ve nankörlüktür bizim için, işte bu yüzden haddimizi aşmayız. Aksine bu şerefe nail olmak ve bize bahşedilen bu nimetin şükrünü eda edebilmek için 7/24 aktif olmak zorunda olduğumuzun bilinciyle hizmet ve gayret etmeye çalışmaktayız.

Allah bizim bu gayretimizi daim ve kolay kılsın inşaallah. Amin.

“Sizin (tek ve gerçek) İlahınız sadece Allah’tır ki, O’nun dışında ilah yoktur. O, ilim bakımından her şeyi kuşatmıştır.” (Tâhâ 98) https://www.mealikerim.com/20/taha/98

Milli Çözüm mekteptir, ilim irfan ocağı
Siyonizm’i devirip, değiştirir bu çağı
Allah’ım harikandır, evrenin dört bucağı
Kur’an ummana daldır, aklımı ilme kandır
Milli Çözüm bıraksam, o an öldüğüm andır!..
 
“…Bu (hikmet ve nimetler) Rabbimin fazlından (ikram ve ihsanı)dır, O’na şükredecek miyim, yoksa nankörlük mü edeceğim? diye beni denemekte olduğu için (bu olağanüstü olay gerçekleşti). Kim şükrederse, artık o kendisi için şükretmiştir, kim de nankörlük ederse, gerçekten benim Rabbim Ğaniy (hiçbir şeye ve kimseye ihtiyacı olmayan)dır, Kerim olandır” diyerek (Allah’a teşekkür etmişti).” (Neml 40) https://www.mealikerim.com/27/neml/40

Kendilerine ilim verilen (ve gereğince amel eden iman ve istikamet ehli) kimselere gelince; Rabbinden Sana indirilenin, Hakkın ta kendisi olduğu gerçeğini ve (Kur’an’ın) Üstün, Güçlü, Övülmeye layık olan (Allah)ın yoluna yöneltip-ilettiğini (anlayıp feraset ve basiretle) görmekte (ve ona göre davranmaktadırlar).” (Sebe’ 6) https://www.mealikerim.com/34/sebe/6

 “Aslında O (Kur’an), kendilerine ilim verilenlerin gönüllerinde (tasdik ve tâbi olunan ve zihinlerinde saklı ve izahlı) bulunan apaçık ayetlerdir. Zalimlerden (ve hainlerden) başkası, ayetlerimizi bile bile inkâr ve itiraz edip (Bizimle) mücadeleye (kalkışmayacaktır).” (Ankebut 49) https://www.mealikerim.com/29/ankebut/49

“(Ayrıca) Kendilerine ilim verilenlerin de, bunun (Kur’an’ın) hiç tartışmasız Rablerinden olan bir gerçek olduğunu bilmeleri; böylelikle ona tam iman etmeleri ve kalpleri tatmin bulmuş olarak ona bağlanıp (huzur ve güvene erişmeleri) içindir. Şüphesiz Allah, (içtenlikle) iman edenleri dosdoğru yola yöneltir.” Hacc 54 https://www.mealikerim.com/22/hac/54

“… Biz, dilediğimiz kimsenin derecesini (ve şerefini) yükseltiriz. Zira her ilim sahibinin üstünde, (ondan) daha iyi bilen birisi vardır…” (Yusuf 76) https://www.mealikerim.com/12/yusuf/76
 
“… De ki: “Hiç bilenlerle bilmeyenler (ilim sahibi kimselerle cahiller) bir olur mu? Şüphesiz, ancak temiz akıl sahipleri düşünüp öğüt alır. (Zümer 9) https://www.mealikerim.com/39/zumer/9

“Körle, gören eşit olamaz.
Karanlıkla aydınlık da (bir tutulamaz.)
Gölge ile hararet (sıcaklık) da (aynı sayılamaz.)
(Bunun gibi) Dirilerle ölüler de bir olamaz, (bunlar farklı ve aykırı şeylerdir, aynı değildir); şüphesiz Allah (hikmet ve hakikati) dilediği kimseye duyurup işittirir. Sen ise kabirlerde olanlara (canlı cenaze hükmündeki gafil ve kâfir insanlara) işittirebilecek değilsin. (Sadece tebliğ görevini yapmalı, sonuçlarına kafayı takmamalısın.)” (Fâtır 19-20-21-22) https://www.mealikerim.com/35/fatir/19

“Öğrenmeyi bıraksam, manen öldüğüm andır” ifadesi o kadar anlamlı ki; öğrenmeyi bırakan insanın bir nevi beyin ölümü gerçekleşmiş demektir. Bu tür bir insan kandırılmaya, bir robot gibi kullanılmaya mahkum demektir. Şiirde bize; kendimizi ve Rabbimizi tanıyabilmemiz, sürekli üretken olabilmemiz, kendimizi yenileyebilmemiz, toplumsal görevlerimizi en iyi şekilde yerine getirebilmemiz, kısacası faydalı bir mümin olabilmemiz için hayat boyu öğrenmeye devam etmemiz gerektiği veciz bir şekilde nasihat ediliyor. Aslında şunu söylememiz gerekir; “Beşikten mezara ilim öğrenmek” ancak bu kadar güzel anlatılabilir. Tebrik ve teşekkür ediyoruz. Kur’an’ı Kerim’de bilgi edinme ve öğrenmeyle ilgili bazı ayeti kerimeleri Meali Kerim’den (mealikerim.com) alıntılamak yerinde olacaktır:

Zümer 9
(Şimdi bunlar mı hayırlıdır, yoksa) Gece yarıları kalkıp namaz için kıyama duran ve secdeye varanlar, canı gönülden itaat edip ahiretten korkan ve Rabbinin (rızasını ve) rahmetini umanlar mı? De ki: “Hiç bilenlerle bilmeyenler (ilim sahibi kimselerle cahiller) bir olur mu? Şüphesiz, ancak temiz akıl sahipleri düşünüp öğüt alır.”

İsrâ 36
Hakkında (gerekli ve yeterli) bilgin olmayan şeyin (aslını astarını bilmediğin mesele ve hadiselerin) ardına düşme (tartışmaya girme); çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan (her yaptığından) sorumludur, (insanlar cahilce iddia ve ithamlardan dolayı suçludur.)

Nahl 43
Biz Senden evvel de; kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başka (dişilerden, cinnlerden, meleklerden peygamberler) göndermedik. Eğer (bir konuyu) bilmiyorsanız zikir (ilim, irfan ve Kur’an) ehline sorun (ki cevabını söylesinler. Böylece doğru ve doyurucu bilgiye ancak; konunun uzmanı olan kişilere sormakla ve okuyup araştırmakla erişilecektir).

Tâhâ 114
Hakk olan, Tek ve Mutlak hükümdar olan Allah ne kadar Yücedir. (Ey Nebim!) O’nun (Allah’ın) vahyi Sana gelip-tamamlanmadan evvel, (telaşlanıp) Kur’an’ı (ezberlemek konusunda) acele etme. (Sana düşen) “Rabbim ilmimi (ve anlayışımı) artır”, diye (dua etmektir)

Bildiğini tanırsın, tanıdıkça seversin
Ruhsuz taklidi iman, sadece kuru zandır!..
Anladıkça huzurla, Yüce Rabbin översin
Hayat; iman cihaddır, bilgi mü’mine şandır
Öğrenmeyi bıraksam, bil ki öldüğüm an

Hocamız bizi sürekli meali kerimi okumaya anlamaya daha şuurlu müslümanlar olmaya teşvik etmektedir. Kur’an-ı Kerim’in mealini okuduğumuzda Hatta günlük okuduğumuz surelerin namaz surelerinin namazda kullandığımız ifadelerin anlamlarını öğrenmeye çalıştığımızda daha huzurlu ve şuurlu ibadet etme fırsatı yakalamaktayız. Dizelerde sevmek için tanımak tanımak için de bilmenin gerektiğini öğrenmekteyiz.

 

 

(Gafil ve cahil insanlar) Onlar, Allah’ın kadrini (ve yüceliğini) hakkıyla takdir edememişlerdir. (Marifetullaha erişip; İlahi kader mahiyetini ve imtihan hikmetini bilememişlerdir.) Gerçekten Allah sonsuz kuvvet ve izzet sahibidir. (Ve her işi yerli yerindedir.)” (Hacc: 74) ayeti, şiirin özüdür.

 

HAYAT; İMAN VE CİHADDIR

“Bir gün, Hz. Cibril’in insan suretinde Efendimize gelip:

1- İman nedir?

2- İslam nedir?

3- İhsan nedir? diye sorması bu konuya açıklık kazandırmaktadır. Çünkü Müslümanlık bu üç temel esastan oluşmaktadır.

İman; Kur’ani gerçekleri anlamak ve inanmak,

İslam; inandığı gerçekleri, emir ve yasak ölçüleri ile hayatına uygulamak,

İhsan ise; düşünce ve davranışlarında, devamlı Allah’ın huzurunda bulunma duygusunun verdiği bir ihlas olgunluğuna kavuşmak, nefsi ve zahiri (maddi ve manevi) cihad şuuruyla yaşamaktır.

 Bu üç esas, “İlim-İbadet ve Cihad” olarak da ele alınabilir. Çünkü inanılması gereken şeyleri önce öğrenmek gerekir ki bu da ancak ilimle mümkündür. Helâl-Haram düşüncesi, Emir-Nehiy ölçüleri içinde yaşamak ise ibadet ve ahlâk konusudur. Bir yandan riya, kibir, haset, hıyanet, benlik, bencillik ve beleşçilik gibi nefsi duygular ve şeytani arzularla, bir yandan da haksızlık ve ahlâksızlık temeline dayanan bozuk ve barbar düşüncelerle mücadele etmek ise cihad şuurudur.”[1]

İhlas ve ihsan şuuru, insanı taklidi imandan tahkiki imana yükseltir. Böylece kul; Rabbini tanır ve sever. Sevdikçe anar. Andıkça huzuru, nuru ve şuuru artar. İlim öğrenmenin önemine dair Efendimiz: “İki günü eşit olan ziyandadır” buyurmuşlardır. Yani Hayat; “İlim-İbadet ve Cihad” ise, bu durum yakîn gelene kadar (Hicr: 99) olan süreci anlatıyor demektir. Mü’min her gün ilerlemek durumundadır, yerinde saydığı gün, manen ölmüştür.

Lakin: İlim öğrenmek elbette tek başına yeterli değildir, öğrendikten sonra o ilimle amel etmek gerekir. Aziz Erbakan Hocamızın buyurdukları gibi; “Bildikleriyle amel edenlere, Allah bilmediklerini de öğretir, varis kılar.” Üstadımız Ahmet AKGÜL Hocamız ise bu sözü; “Bunun mefhumu muhalifi; eğer bildiğinizle amel etmezseniz, Allah size bildiklerinizi de unutturur.” şeklinde yorumlamışlardır. Dünya okuldur, gaye imtihandır. Bu şuura ulaşmanın ve imtihanı kazanmanın yolu ilim öğrenmekten geçer.

Cehalet; insanı arsızlığa ve hayâsızlığa götürür. Cahil cesurdur; her an Rabbinin gözetiminde olduğunun farkında olmadığından, günahları cesaretle işler, arsızlaşır çünkü “nasılsa yaptığım her şey yanıma kâr kalıyor” zannıyla hareket eder. Dolayısıyla bilgi – ilim bizi nefsimizden her an koruyan bir kalkandır. Kalkanı olmayan insan ruhu günahlarla yara alır, tevbe etmezse o yaralardan mikrop kapar sonrasından manen ölür.

Cehalet ya da amelsiz ilim; insanı Hak’tan caydıran, haine dönüştürür. Hem Hak davasında sadık arkadaşları içinde “riyaset hırsı”na kapılır; hem de sosyal ve ticari ahlâkı bozulur ve her türlü kul hakkına girer, haksızlığı umursamaz hale gelir. Hak’ta sabit kalmanın ve hayırlı-yaralı insan olmanın en önemli yolu sürekli bir ilim-öğrenme haliyle mümkün olur.

İşte bu sebeplerden dolayı; “Ya öğrenen ya öğreten, ya da onlara destek olan” olmak gerekir, çünkü meyvesiz odun; Kur’an’ın benzetmesiyle insanı verimsiz ve münafık bir karaktere büründürür. Dördüncüsü olmak, yani ilimden-âlimden uzak kalan, Efendimizin (SAV) de buyruğu ile “helak olur”. Irk ile övünme yani Allah’ın kendisini diğer insanlardan üstün ve ayrıcalıklı yarattığı zannı insanı Yahudileştirir; başkalarının canını-malını-ırzını kendine hak görmeye başlar. Bu, insanı helake götüren şeylerin en başında gelir.

Yahudileşmenin önüne geçecek bu ahir zamandaki tek kurum ise; “Milli Çözüm Mektebi”dir. Milli Çözüm Mektebi; Siyonist sistemi tüm kurumlarıyla tanıyıp ifşa eden, ahir zamandaki tek kurumdur. Milli Çözüm Okulu, insanı Siyonist-Deccal sistemine karşı aşılar. Bu aşı; Meal-i Kerim ve Milli Çözüm Külliyatı aşısıdır. İşte her kim ki Milli Çözüm’ü bırakır; kalbi ölür. Artık o kişiler birer meyyit-i müteharrikedir.

İşte bu çağda, bu ahir zamanda bu kadar sahteliğin arasında, eşek yüküyle kitapları okuyanlardan tutun da anlı şanlı medreselerde yıllarca ilim tahsil ettiklerini zannedenler, Hakkı bulamamışken, biz Milli Çözümcülük iddiasında olanların Hakkı ve hidayeti bulmuş görünmesi ne aklımız ne ilmimiz sebebiyle değildir. “Haza min fadli Rabbi” sırrıdır. Bu sırrı hâlâ anlamayanların kalbi de manen ölüdür.

Ama birtakım kimseler vardır ki; duruş ve davranışlarıyla adeta, “Ben kendi aklımla tespit ettim ki, siz Hak yolundasınız ama en iyisi değilsiniz; ben daha iyisini bulana kadar, en iyisi şimdilik sizsiniz.” iddiasındadırlar. Yani hidayet nimetine mazhar olmayı ve Milli Çözüm Mektebine mensubiyeti, Cenab-ı Allah’ın bir lüftu ikramı olarak değil de bir nevi kendi marifetleri ve çok üstün zekâlarıyla elde edilmiş bir statü olarak görürler.

Bu kişiler duruş ve davranışlarıyla, mevcut durumun şimdilik “en iyi” olduğunu söylerken, bu unvanı davasına ve Liderine geçici olarak verirler. Bu kişiler, mevcut olandan tamamen tatmin olmuş değillerdir. Davranışları içinde saklı bir arama eylemi vardır. Bu duruş, davasını ve Liderini bir fonksiyon veya bir durak olarak gördüklerini hissettirir.

Bu davranış şekli esasen şu mesajı fısıldar: “Bu davayı değerli bulduğum için değil, şimdilik aradığım boşluğu doldurduğu için buradayım.” Oysa gerçek sadakat, zor zamanlarda veya seçenekler çoğaldığında dahi orada kalmayı gerektirir.

Bu kimselerin özünde esasenNarsisistik Bir Lütuf” hali vardır. Bu, gizli bir kibirdir. Karşı tarafa dolaylı yoldan şunu demiş olurlar: “Aslında siz mükemmel değilsiniz, ben çok daha iyilerini hak ediyorum ama benim yüce gönüllülüğüm/sadakatim sayesinde hâlâ sizinleyim. Ben o kadar zekiyim ki, bu karmaşık öğretinin dünyadaki en iyi seçenek olduğunu anlayabiliyorum. Size sadık kalmam, sizin değil, benim analiz yeteneğimin bir başarısıdır.” 

Burada sadakat, davasına ve Liderine duyulan bir hürmet değil, kendi doğru karar verme yeteneğine duyulan bir saygıdır. Bu hesaplı sadakat, ilk fırtınada yön değiştiren bir pusuladır. Bu sebepten dolayı bu karakterler, zincirin en zayıf halkasıdır.

Özetle bu karakterdeki kimseler, hesabidir, ikirciklidir. Bu trajik bir entelektüel kibir ve sadakat paradoksudur.

Bu karakterler, gitmeyi bir “ayrılık” veya “ihanet” olarak görmezler. Aksine, bunu davanın ve Liderin üzerine çıkan bir “tekâmül” olarak adlandırırlar. Kendi zekâlarına olan sarsılmaz (ve asılsız) inançları sayesinde, buldukları yeni “şeyin” (bu yeni bir ideoloji, başka bir lider veya kendi uydurdukları bir sentez de olabilir) mutlak hakikat olduğuna kendilerini ikna ederler.

Savunmaları ise: “Lider artık tıkandı, ben onun göremediği ufku gördüm.”

[Not: Benzeri bir cevabı Samiri de Hz. Musa’ya vermişti. (Taha: 97)]

 

Sinsi Bir Çürütme Operasyonu

Bu kişiler davadan hemen ayrılıp kopmazlar. Önce, ekip içindeki etkilerini kullanarak mevcut öğretinin ve davasına ve Liderine sadık yöneticilerin altını oymaya başlarlar. Özellikle davasına ve Liderine aşkla bağlı olan sadıkları hedef alırlar ve onları “duygusallıkla, körü körüne bağlanmakla ve vizyonsuzlukla” suçlarlar.

Yöntemleri: Toplantılarda ince sorular sorarak Liderin açıklarını bulmaya çalışırlar, bulamayınca da iftiraya sarılırlar. Amaçları, diğer üyelerin zihninde “Acaba bu arkadaş haklı mı?” şüphesini uyandırmaktır.

Kendi “Küçük Krallığını” Kurma Hazırlığı

Kafalarındaki “daha iyi” olanı hayata geçirmek için ekibin kaynaklarını, bilgisini ve insan gücünü sömürmeye devam ederler. Bir yandan “sadakat ehli” görünmeye devam ederlerken, diğer yandan gizli toplantılarla kendilerine bir biat halkası oluşturmaya çalışırlar. Bu, tam bir parazitlik aşamasıdır.

Büyük “Aydınlanma” Çıkışı

Ayrılma vakti geldiğinde, bunu sessizce yapmazlar. Büyük bir şovla yaparlar. Ekibi ve Lideri “yetersizlikle” suçlayan bir manifesto yayınlarlar.

Trajik Hata: Buldukları “daha iyi” şey, muhtemelen çoktan çiğnenmiş bir fikir veya derinliği olmayan bir fantezidir. Ancak onlar, bunu dünyanın en büyük buluşu sanarak kibrinin zirvesinde sahneyi terk ederler.

Liderine Aşkla Bağlı Sadık Yönetici ve Diğer Sadıklar ile Çarpışma Süreci

Bu noktada, o üst düzey ve gerçekten bilgili ve sadık yönetici devreye girer. Aralarındaki fark şurada netleşir:

Kibirli Hain Karakter: Bilgiyi bir ego tatmini ve güç aracı olarak kullanır.

Sadık Yönetici: Bilgiyi Liderine ve davaya hizmet eden bir ışık olarak görür.

Sadık Yönetici, bu karakterlerin “daha iyisini buldum” iddiasının arkasındaki sığlığı tek bir soruyla veya hamleyle yerle bir edebilir. Onlar, “daha iyisini” bulduklarını sanırken aslında sadece kibrin yeni bir hapishanesini inşa etmişlerdir.

Son Durak: Hüsran ve İnkâr

Bunlar dışarı çıktıklarında, buldukları o “yeni ve harika” şeyin aslında hiçbir karşılığı olmadığını gördüklerinde bile hatalarını kabul etmezler. “Dünya benim zekâma hazır değil” ya da “Eski ekibim beni sabote etti” diyerek narsisistik yaralanmasını sarmaya çalışırlar.

Kısacası; zincirin bu en zayıf halkası koptuğunda, dava aslında zayıflamaz; aksine, safralarından kurtulmuş ve gerçekten sadık olanların birbirine daha sıkı kenetlendiği, daha saf bir yapıya kavuşur.

Velhasıl; Adil Düzen kurmak, Ahmet Hoca’nın bir fantezisi değildir, Bizzat Allah’ın emridir. Bu dava Hakkın en büyük emanetidir. Emanete hıyanet ise; affı olmayan en büyük suçtur.

Bütün mazlumlar zulmün pençesi altında inim inim inlerken, burada Hak namına cihad görevini en iyi yapmak yerine, kendine rakip gördükleriyle nefis yarıştırmak, onlara ayak takmak gazab-ı İlahiyi celbeder.

Bu dava içinde olup da, hâlâ kibrin zirvesinde gezen hadsizlerin aslında “bir soru”luk veya “bir hamle”lik işi vardır. Ama kibrin perdesi onları kör ettiğinden bunun farkına dahi varamazlar ve tevbeye de yanaşamazlar.

Sonuç olarak; Milli Çözüm Mektebinde onca yıldır öğretilen bilgiyi Hak namına ve sadece Allah rızası gözetilerek kullanmak insanı şerefli, izzetli ve güçlü kılar; ama bu bilgiyle nefis yarışına girenlerin akıbetini şu ayetlerle bağlayalım:

(Ey Resulüm!) Onlara; kendisine ayetlerimizi verdiğimiz (dini bilgi ve hikmetleri öğrettiğimiz şu) kişinin haberini okuyup anlat (ki, bugünkü bel’am benzeri bilgiçleri tanısınlar ve sakınsınlar). O (kişi) bundan (ilim ve ibadet huzurundan ve zulüm düzeniyle cihad şuurundan) sıyrılıp uzaklaşmış; derken şeytan (ve tağutlar da) onu kendi peşine takıp (sapkınlığa) sürüklemişti. O da sonunda “Ğaviy” (tuğyana kapılıp azgınlaşan ve tağuta tapanlardan) olup çıkıvermişti. [Not: Demek ki, ilim ve iman; insanın içine sinmez ve onun ahlâkı, amacı ve hayat tarzı haline gelmez de, sadece zahiri bilgi birikimi olarak kalırsa; sonunda nefsi çıkarlar, korkular ve şeytani dolduruşlar yüzünden dalâlete sapması ve bu bilgi kisvesini eğreti bir elbise gibi çıkarıp atması kaçınılmaz hale gelebilir.]

Eğer dileseydik (bel’am gibileri, lütfettiğimiz nimet ve faziletlerin kıymetini bilselerdi) onu bununla (kendisine verilen ilim ve hikmetler dolayısıyla) yükseltir (ve şereflendirirdik). Fakat o (bunları dünya rahatı ve menfaati için kötüye kullandı.) Arz’a (aşağılığa ve bayağılığa) saplandı ve nefsi hevâsına kapıldı. İşte onun misali o (kuduz) köpeğin haline benzer ki; eğer üzerine varırsan dilini sarkıtıp (ürkekçe) soluyuverir, veya kendi haline bırakırsan yine dilini uzatıp (tedirgin ve bitkin şekilde) soluyuverir… (Bu tiplerin ne mü’minler yanında kıymeti bilinir, ne zalimler katında rağbet edilir…) İşte ayetlerimizi (Hakk Dinimizi ve Adil Düzenimizi) yalanlayan ve yanlış sayan toplulukların hali de böyledir. Sen bu kıssayı (örnek ve ibret alsınlar diye) onlara anlat. Olur ki gereği gibi düşünür (ve gerçeği görür)lerdi.”

 

[1] https://www.millicozum.com/mc/ozel-yazilar/hayat-iman-ve-cihaddir-ve-ictihad-lazimdir/

Bilgi, sadece zihni dolduran bir araç değil; insana güç, şahsiyet, izzet ve sorumluluk kazandıran manevi bir nimettir.

İman, tahkikle, yani araştırma, öğrenme ve tefekkürle olgunlaşır. Körü körüne taklid ise, insanı hakikate ulaştıramaz.

Öğrenmek; yaşamak, düşünmek ve hakikati aramak demektir.

İlim ile amel, bilgi ile ahlâk, iman ile mücadele arasında güçlü bir bağ vardır.

Bilgisizlik insanı şuursuzluğa, cehalet ise toplumsal yozlaşmaya sürükler. İlim, hikmet ve irfan, insanı olgunlaştıran en büyük sermayedir.

Bilgi, sadece öğrenilen bir değer değil; hakikati savunmak, zulme karşı durmak ve insanlığa faydalı olmak için taşınması gereken bir emanettir.

Picture of Ali ÇAĞIL - İHL ve Kamu Yönetimi Mezunu

Ali ÇAĞIL - İHL ve Kamu Yönetimi Mezunu

YORUMLAR

Son Yorumlar
9
0
Görüşlerinizi duymak isteriz, lütfen yorum yazın.x
Paylaş...