YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
6a96ba3903cef
0
0
171,117,28,27,170,6401,6356,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 1 0 2 5 8
Bugün : 26738
Dün : 59448
Son 30 gün : 1768513
Toplam : 60988358
IP Adresiniz : 216.73.216.244

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

CAHİLİYE AHLÂKI VE TOPLUM TAPARLIK TAVIRLARI

İnsan; samimi, doğal ve dengeli olduğu kadar saygı duyulacaktır. İnsanlara karşı yüz mimiklerinde ve el kol hareketlerinde de aşağılayıcı ve abartılı bir hava oluşturmak… Değişik duruş ve oturuş tripleri yapmak… Bu suretle dikkat ve ilgiyi üzerinde tutmaya çalışmak… Birisinden ilgi görene kadar ona uzak durmak, daha sonra ilgilenmeye başlamak… Kendisine samimi davranan, yakınlık gösterenlere karşı ilgisiz davranmak, tepeden bakmak… Kendisine yüz vermeyen, küçümseyen, ilgi göstermeyenlere yaranmaya, ilgisini çekmeye çalışmak… Evet bunların hepsi cahiliye ahlâkının göstermelik tavırlarıdır.

Menfaat Gözetmek ve Çıkar Sağlamak

Gerçekte hissedilmeyen samimiyetsiz hareket ve davranışlarda bulunmanın sebeplerinden biri, insanlardan elde edilmesi umulan çeşitli yararlardır. Sevmediği fakat çıkarı bulunduğu birine sempatik görünmeye çalışmak, onun dalkavukluğunu yapmak, her fırsatta gözüne girmeye, kendini beğendirmeye çaba göstermek, patronuna, amir veya müdürüne karşı sahte bir sadakat ve saygı göstermek, şartlar değiştiğinde ise gözünü kırpmadan vefasızlık yapmak; adamlık dini mensuplarına göre olağan davranışlardandır. Ayrıca yaranma zihniyetinden dolayı veya korktuğu, çekindiği için doğru bildiğini söyleyememek, bunu da herkese hak verip hoş karşılamak, demokratlık gibi riyakâr tavırlar takınmaya çalışmak da bu tür sahte yaklaşımlardır.

Sürekli Gösteriş Yapmak

“Biliniz ki dünya hayatı, (aslında sadece bir) oyun ve oyalanma (süreci ve geçici), ziynetlenme (zevklenme) ve aranızda (gururlanıp) övünme (vesilesi) ve daha çok mal ve evlat (makam ve taraftar) sahibi olma hevesinden ibarettir…” (Hadid: 20)

Yukarıdaki ayette adamlık dininin önemli bir özelliği olan övünme ve gösteriş yapma konusunun insanlar arasında ne kadar yaygın olduğuna dikkat çekilmektedir. İslam dininde hayatın en büyük amacı Allah’ın rızasını kazanabilmektir, ancak adamlık dininde hayatın en büyük amacı insanların rızasını kazanabilmektir. Bu nedenle adamlık dininde gösteriş yapmak hayati önem taşır. Çevresi tarafından beğenilen, takdir edilen, hayran olunan, özenilen veya gıpta edilen insan olmak her şeyden daha önemli sayılır. Bu dinde insanlar çevreleri için giyinir, konuşur, ev döşer, meslek seçer veya kitap okurlar. Tüm yaptıklarında en büyük hedefleri; yaptıkları için insanların takdirini toplamasıdır. Örneğin kitapçıya gidip bir kitap seçerken en merak ettikleri konuya değil, en çok satan kitaba bakarlar. Hangi kitabı okuduklarında daha “havalı” ve günün modasına daha uygun olacağını düşünürler. Çünkü burada kitap okumanın amacı görgü, bilgi veya kişiliğini geliştirmek değil, çevresine karşı anlatacak bir şeyler bulabilmektir.

Hava atma konularından bir diğeri “gösterişli ev” sahibi olmaktır. İnsanlar ev seçerken kendi rahatlıklarından ziyade, çevrelerinin bakış açısına önem verirler. Hangi muhitte ve kaç katlı olmasının, nasıl bir manzara görmesinin, kaç metre kare olmasının kendilerini daha itibarlı yapacağına bakarlar. Evin içini de tümüyle çevrelerinin bakış açısına göre döşerler. Başka bir renkten hoşlansalar bile moda olan rengi seçerler, koltuklar son derece rahatsız olmasına rağmen sırf pahalı ve gösterişli diye satın alırlar, hiç beğenmedikleri bir döşeyiş şekline sadece ünlü bir mimara yaptırdıklarını söyleyebilmek için katlanmak zorunda kalırlar. Vakitlerinin büyük kısmı bu evin içinde geçtiği halde, sırf bu kadar para verdikleri salon eskiyip de gösterişleri bozulmasın diye misafir gelmesi haricinde salona adımlarını bile atmazlar. Hatta bazı insanlar, mobilyaların üzerlerini örtülerle veya naylonlarla kaplayıp kendileri içeride küçük bir odada otururlar. Yani evin yarısını gösterişe, diğer yarısını da yaşamaya ayırırlar. 

Çok Bilmişlik ve Ukalalık

Adamlık dini içinde yaşayan bir insan, Kur’an’da bildirilen akıl ve anlayış keskinliğinden oldukça uzaktır. Buna rağmen bu kişiler kendi akıllarını çok beğenirler ve diğer insanlardan kendilerini çok akıllı zannederler. Adamlık dini insanı, herkese her konuda fikir verecek bir akla sahip olduğu kanaatindedir. Sağdan soldan duyduğu yarım yamalak, kulaktan dolma bilgileri, başına gelen olaylardan kendince çıkardığı sonuçlarla sentezleyip büyük bir hayat tecrübesi edindiğini sanır. Herkese her fırsatta bu tecrübeyi ispatlamaya çalışır. Burada akıl, zekâ, ahlâk ve kültür gibi özellikler ikinci derecede kalır. En büyük prim yapan unsurlardan biri de, yaş faktörüdür. Bu sözde üstünlük; “Sen gelirken biz gidiyorduk”, “Ben senin küçüklüğünü bilirim” gibi ifadelerle vurgulanır.

Fikir öne sürdüğü, bilmişlik yaptığı herhangi bir konuda haksız olduğu anlaşılsa bile, haksızlığını kabullendiği çok nadir rastlanan bir durumdur. Yanılmak, hata yapmak, haksızlığının ortaya çıkması adamlık dini insanının hiç işine gelmez. Çünkü zaten asıl önemli olan bir sonuca varılması, doğruların, gerçeklerin ortaya çıkması değil; çoğunlukla kendi komplekslerinin tatmin bulmasıdır.

Bu tür bir ortamda yetişen çocuklarda da, daha küçük yaşlardan benzer özellikler yerleşmeye başlar. Örneğin kültürlü, entelektüel, varlıklı, fakat İslam ahlâkından uzak bir yapıya sahip bir ailenin çocuğu çoğunlukla bilmiş, ukala, insanları küçük gören, kendini her konuda haklı ve yeterli sanan bir kişilik edinir. Küçüklükten “büyümüş de küçülmüş” bir görünümü olan bu gibi çocuklar, İslam ahlâkı ile eğitilmedikleri takdirde bu bâtıl yapıyı hayatlarının her döneminde üzerlerinde taşırlar.

Dengesiz Davranmak

Dengesiz görünmenin yaygın bir yöntemi, korkulan, çekinilen, dolayısıyla da takdir edilen insan olabilmek için, zaman zaman öfkesine hâkim olamıyormuş taklidi yapmaktır. Bir konuya sinirlendiğinde yumruğunu sıkarak duvara vurmak, cama yumruk atarak elini kanatmak, yüzünü elleriyle kapayarak bir süre sakinleşmeyi beklemek, hemen içki içmeye başlamak adamlık dininin gereği olarak yapılan belli başlı tavırlardandır. Hatta çoğu kişi “Benim psikopat bir yönüm vardır” ya da “Karanlık bir yönüm vardır, ama her zaman ortaya çıkmaz” gibi açıklamalarla kendisini yarı deli gibi göstererek insanların arasında itibar kazanmaya çalışır.

İnsanın hayatını tehlikeye atan birtakım sporlar da genelde bu imajı verebilmek için yapılır. Çoğu kişi sakatlanmaktan, bedenen zarar görmekten veya ölmekten korktuğu halde sırf çevresine hava atabilmek için bu sporlara yönelir. Bu yönüyle adamlık dini normal akla sahip olan insanları da anormal hareket etmeye ve hasta bir kişilik geliştirmeye zorlamış olur.

Beceriksizlik Taklidi Yapmak

İşte bu zihniyet, kendisini zengin gibi gösterip hava atmak isteyen birçok insanın aslında becerikli olmasına rağmen “beceriksizlik taklidi” yapmasına sebep olur. Bu nedenle özellikle kadınlar arasında “el becerisi gelişmemiş, hiçbir şeyden anlamayan insan” havası vermek oldukça yaygındır. Örneğin bir genç kızın aslında bildiği halde arkadaşlarının yanında “Ben çay yapmasını bilmem, ben yemek yapmaktan hiç anlamam, hayatım boyunca mutfağa girip bir şey yaptığımı hatırlamam, ben hiç iyi dikiş dikemem, bugüne kadar elime iğne iplik almadım” gibi sözler söylemelerinin altında yatan düşünce budur. Bu şekilde her işini başkasına yaptırma olanağı olan zengin bir insan görünümü vermeye çalışırlar.

Başkasını Beğenmemek ve Aşağılamak

Bu insanlar çevrelerine her şeyin en mükemmeline sahip kişi havası verirler ve gördükleri hiçbir şeyi beğenmezler. Hatta beğenseler bile bunu belli etmez, bir kusur bularak mutlaka eleştirmek isterler. Örneğin arkadaşlarıyla birlikte lüks bir restorana giden bir kişi, hayatı boyunca böyle lüks bir restorana gitmemiş olsa bile, yine de buranın yemeklerinde veya dekorasyonunda ya da garsonların tavırlarında bir kusur bulmaya çalışır. “Bence yemekleri pek iyi değildi, manzarası çok kötüydü, ne biçim döşenmiş insan daralıyor” gibi eleştiriler getirerek, bundan çok daha iyi yerler gördüm havası vermeye çalışır.

Bu cahili adamlık dininin bu hatalı anlayışından dolayı bir kişinin kendisinden daha üstün gördüğü, daha akıllı, daha güzel, daha yetenekli bulduğu bir insanın özelliklerini övücü şekilde dile getirdiğine rastlayamazsınız. Örneğin bir köşe yazarının kendi yaşıtı olan bir başka yazarı övdüğünü, kendisinden daha akıllı bulduğunu veya tespitlerinin, üslubunun kendisinden daha isabetli olduğunu açıklayan bir yazısını görmeniz pek mümkün olmaz. Bir sanatçının kendi seviyesinde gördüğü bir başka sanatçıyı takdir etmesi, daha güzel ve yetenekli olduğunu söylemesi çok nadirdir. Ancak genellikle bu insanların birbirlerini kıyasıya eleştirdiklerine rastlayabilirsiniz. Örneğin bir psikolog diğerinin yöntemini beğenmez, bir diyet uzmanı diğer diyet uzmanlarının izlediği yöntemi eleştirir, bir televizyon sunucusu diğer sunuculara mutlaka bir kusur bulur. Bunun nedeni; kendi yeteneklerini, akıllarını veya konumlarını üstün gösterme çabasıdır.

Saygısız ve Alaycı Konuşmalar

Konu ne olursa olsun iddiacı ve tartışmacı bir üslup takınmak adamlık dininin özelliklerindendir. Bunun yanı sıra ses tonunu yükselterek baskın çıkmaya çalışmak özellikle karşı tarafa kendi fikrini kabul ettirmenin bir gereği olarak kullanılır.

Kendisiyle aynı ortamda bulunan kişileri muhatap kabul etmeyip, onlar hakkında, “bu”, “şunlar” gibi terimler kullanmak, karşısındakinin yüzüne bakmadan konuşmak, espriyle bozmak, laf sokmak da adamlık dininde karşı tarafı aşağılama metotlarındandır.

Telefon Konuşmalarındaki Yapmacıklar

Telefonda konuşurken, normal zamanda kullandığı ses tonu ve üsluptan farklı bir ses tonu ve üslup kullanmak yine adamlık dini özelliklerindendir. “Alo” kelimesini bulunduğu yerdeki statüsüne göre, farklı samimiyetsiz şekillerde telaffuz etmek, örneğin patron ve müdür konumundaysa sesini özellikle kalın ve tok bir tona getirip ağır ve ekstra ciddi bir üslupla telefonu açmak gibi…

Adamlık dininde telefonla konuşurken görülebilen diğer hareketler de şöyle sıralanabilir: Karşılıklı konuşmalarda rahat söyleyemeyeceği şeyleri telefonda cesaret bulup söylemek, çıkarı olan birisinden telefon beklerken telefonun başından ayrılmadığı halde telefon çalınca hemen açmamak, uzun bir süre çaldıktan sonra cevap vermek…

Arkadan Çekiştirme ve Dedikodu Hastalığı

Kalem Suresi’nin 10-13. ayetlerinde, adamlık dini mensuplarının gösterdiği basit ve aşağı tavırlar birbiri ardına tarif edilir. Bu konu ile ilgili olarak bildirilen ayetler şöyledir:

“(Ey Nebim!) Şunların hiçbirine itaat etme (yüz verme): Çokça yemin edip duran, aşağılık (tiplere ve), Alabildiğine (herkesi) ayıplayıp kötüleyen, söz getirip götüren(lere de güvenme ve değer verme). Hayrı engellemeyi sürdüren saldırgan ve olabildiğince günahkâr (kişilere de iltifat etme). Zorba, saygısız, sütü bozuk, ayrıca vicdanı çürük kimselere de kıymet verme!” (Kalem: 10-13)

Ayetlerin ilk başında söylenen “alabildiğine (herkesi) ayıplayıp kötüleme”, adamlık dininde çok rastlanan bir tavırdır. Bu şeytani dinin mensupları içinde, insanların yüzüne karşı iyi davranan, sonra da arkasından çekiştiren insan modeli son derece yaygındır. Hiç kimse birbirinin eksik ve hatalı yönleriyle, düzeltmek kastıyla ilgilenmez. Zaten, başkalarının hatalarını düzeltmek de pek arzu edilmez. Kişinin herhangi bir hatası, ancak bir alay ya da dedikodu konusu olarak gündeme gelir.

Adamlık dininde adeta bir eğlence ve oyalanma konusu haline gelen dedikodunun, sosyal yaşamda önemli yeri vardır. Toplumda bu kötü huyun eleştirilmesi ve reddedilmesi beklenirken aksine çoğunlukla teşvik edildiği görülmektedir. Oysa Kur’an’da bu konuda verilen hüküm şudur:

“Ey iman edenler! (Birbiriniz hakkında kötü) Zandan (ve tahmini kurgulardan) çoğunlukla kaçının; çünkü zannın (haksız ve alâkasız olan) bir kısmı günahtır (ve yalandır. Ve sakın) tecessüs de yapmayın (birbirinizin gizli ve ayıp yönlerini araştırmayın). Kiminiz kiminizin gıybetini de yapmasın (arkasından çekiştirmesin.) Sizden biriniz, ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi?…” (Hucurât: 12)

Alaycılık

Samimiyetsizliğin yanı sıra alaycılık da cahili adamlık dini mensuplarının ortak davranış bozukluklarındandır. Kur’an’da açıkça yasaklanan alaycılığın, ne derece çirkin ve çekinilmesi gereken bir davranış olduğu bir ayette şöyle uyarılmıştır:

“Arkadan çekiştirip duran (gıybet ve dedikodu yapan) ve kaş göz işaretiyle (insanlarla) alay edip (aşağılayan) her (hain) kişinin vay haline…)” (Hümeze: 1)

Buna karşın adamlık dininde, kişinin fırsat bulduğunda hiç çekinmeden bir başkasıyla alay etmesini ve onu küçük düşürmesini engelleyen hiçbir kural yoktur. Tam tersine alay eden kişinin safında olmak herkes için daha cazip bir durumdur. Alaycı ve küçük düşürücü tavırlara şu örnekleri verebiliriz:

Bir topluluk içinde samimi olduğu kişilerle kaş göz işareti yaparak diğer bazı kişileri alaya almak, topluluk içinde insanları aşağılamak kastıyla onların hatalarını, eksiklerini, kusurlarını gündeme getirmek ve bunları alay konusu yapmak, kişinin fiziksel özellikleriyle alay etmek, karşı tarafın eksik ya da vasat özelliklerini, o şahsı bu özelliklerin zıt olanlarıyla överek alay konusu yapmak.

Umursamazlık

Umursamazlığın kötü bir yönü vardır ki, “boş verme” mantığı olarak kendisini gösteren bu yönü, cahiliye toplumunun hemen hemen tamamına hâkim durumdadır. Bu ruh halinde insanlar tehlikeyi fark etmez, fark etseler bile akılsızca umursamazlar. Çünkü adamlık dini tehlikeye karşı sakin davranmayı bir üstünlük olarak gösterir. Bu nedenle cahiliyede umursamazlıktan kaynaklanan ölümler, sakatlanmalar, hastalanmalar çok fazla olur. Örneğin kablosu elektrik kaçağı yapacak şekilde yıpranmış olan bir elektronik aleti tamir ettirmek yerine, “Boş ver, biz böyle şeylerden korkmayız” diyerek bu şekliyle kullanmak bu umursamazlığın bir göstergesidir. Ya da elektrik tesisatı eskimiş ve her an yangın çıkma tehlikesi olan bir apartmanda oturanların, “Boş ver, bu apartman sağlam apartmandır bir şey olmaz” sözleriyle bu tehlikeyi görmezden gelmeleri… Hatta insanların birçoğu, “Biz eski toprağız, bize bir şey olmaz” mantığıyla yıllarca doktora gitmez, hastalıkları için herhangi bir tedavi görmeye gerek duymaz. Adamlık dininin bu umursuzluğu nedeniyle, vücudundaki kanseri, tümörleri, virüsleri fark etmeden yıllarca yaşayan ve durum fark edildiğinde de ölümün eşiğine gelmiş insanlar çok fazladır.

Ancak burada önemli bir noktaya dikkat çekmekte yarar vardır. Elbette bir tehlike karşısında aşırı panik olmak, bir anda şuuru kapanır derecede dehşete düşmek gibi tavırlar da yanlıştır. Allah insanlara Kur’an’da tevekküllü olmalarını yani zor durumlarda, tehlike anlarında da Allah’a güvenip dayanmalarını buyurmaktadır. Bu konudaki bazı ayetler şöyledir:

“(Gerçek) Mü’minler ancak o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman kalpleri ürpererek (Kur’an’ın hükmüne yönelir, hesabı ve azabı düşünüp kendilerine çekidüzen verirler). O’nun ayetleri kendilerine okunduğunda (bu) onların imanlarını arttırıverir ve yalnızca Rablerine tevekkül (ve teslimiyet) gösterip (her işlerinde Allah’a güvenirler).” (Enfâl: 2)

“De ki: ‘Allah’ın bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmeyecektir. O bizim Mevlâ’mız (sahip çıkanımız ve himayesine alanımız)dır. Ve mü’minler yalnızca Allah’a tevekkül etmelidirler.’” (Tevbe: 51)

“Ve dedi ki: ‘Ey çocuklarım, (Mısır’a) tek bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. (Bir sıkıntı durumunda birbirinize yardımcı olabilmeniz için tedbirli hareket edin.) Gerçi ben size Allah’tan (gelecek) hiçbir şeyi savamam (bir yardım sağlayamam). Hüküm yalnızca Allah’ındır. Ben O’na tevekkül ettim. Tevekkül edenler de yalnızca O’na tevekkül etmelidirler.’” (Yusuf: 67)

Yukarıdaki ayette görüldüğü gibi Hz. Yakup, çocuklarına tevekküllü olmayı öğütlemekte, ancak aynı zamanda yapacakları işte tedbir almayı da hatırlatmaktadır.

Zalimlik Yapmak

Adamlık dini topluma son derece acımasız ve insaniyetsiz bir sistem getirir. Bu nedenle halkın büyük bir çoğunluğu çevresine karşı son derece düşüncesiz ve merhametsizdir. Dolayısıyla insanların sadece bir gün içinde defalarca morali bozulur, kırılır, kalbi sıkılır. Adamlık dininin zalimliği nedeniyle son derece gergin, asabi, azap dolu bir hayat yaşarlar. Herkesin çok dışa dönük ve neşeli bildiği insanların bile hemen hemen tamamı, akşam yatağına yattığında saatlerce ağlayan, için için büyük bunalımlar yaşayan insanlardır. Çünkü toplumun geneline adamlık dini tam hâkim durumdadır ve bu bâtıl dinin getirdiği her tavır ve her mimik insanlar için -kendileri de aynılarını yapıyor olsa da- katlanması çok güç bir eziyettir.

Örneğin maddi durumu iyi olmadığı için iş yerine her gün aynı kıyafetle gitmek zorunda kalan bir insan düşünelim. Bu kişi için her gün aynı kıyafeti giymek büyük bir sıkıntı konusudur. Çünkü mutlaka çevresindeki insanlar bu konuyu kendi aralarında konuşur, bu durumdan dolayı ona değer vermez ve “Bu kazak da üstünde parçalanacak”, “Senin de başka kıyafetin yok galiba” gibi düşüncesizce esprilerle alaycı bir tavır takınırlar.

Başkalarının hatalarından, eksiklerinden veya kusurlarından yola çıkarak eğlenmek de adamlık dininde uygulanan bir zalimlik çeşididir. Örneğin bir insanın gözündeki bozukluğu, şaşı olmasını espri konusu yapmak ve arkasından “Sana mı bakıyor bana mı bir türlü anlamıyorum”, “Göz göze gelemiyorum” diyerek kahkahalarla gülmek… Sakar bir insanın eline bir şey verirken “Aman ha sıkı tut” gibi espriler yapmak, bu bâtıl dinin zalimliklerinden bazılarıdır.

İnsanları Kızdırma Taktik ve Tatbikatları

İnsanları kızdırmaya çalışmak adamlık dininin bir diğer önemli özelliğidir. Halk arasında birçok insan çeşitli sebeplerle bu yöntemi kullanır. Kimisi sevmediği bir insana rahatsızlık vermek, kimisi de kendisine kötülük yapan birinden intikam almak istediği için kızdırıcı davranır. Kimisi için ise kızdırmak adeta bir yaşam şekli olmuştur. İnsanların zaaflarını ortaya çıkarmaktan ve öfkelenmelerini seyretmekten hoşlanır ve bu şekilde nefsini tatmin eder. Annesine, babasına, öğretmenlerine, arkadaşlarına karşı her tavrının altında kızdırıcı bir yön olur.

Ancak adamlık dininin bu özelliği, insanlar tarafından çok açık olarak uygulanmaz. Kızdırmanın belirli yöntemleri vardır. Bunlardan birkaçı şunlardır:

“Sakin takılmak”

Karşı tarafı kızdırmaktan zevk alan insanlar bu yönteme çok sık başvururlar. İnsanların önem verdiği, heyecan duyduğu, telaşlandığı konularda normalin dışında sakin bir tavır göstererek karşılarındaki insanı rahatsız ederler. Özellikle gençlerin anne ve babalarına karşı olan tavırlarında buna sıkça rastlayabilirsiniz. Örneğin dışarı çıkmasına izin vermeyen annesinden intikam almak isteyen bir genç kız, onun bütün sorularına son derece lakayt ve sakin bir ses tonuyla cevap verir.

Acelesi olan bir insana onun işine engel olacak ve hızını kesecek bir sakinlikle davranmak da adamlık dinindeki bir kızdırma yöntemidir. Örneğin işine geç kalan bir insan tam kapıdan çıkarken yukarıdaki odada çantasını unuttuğunu söylediğinde, son derece ağır adımlarla merdivenleri çıkarak, çantayı alıp yine uykulu bir sakinlik içinde kapıya getirmek, sırf karşı tarafı kızdırmak için yapılan bir eylemdir. Öğrencisine büyük bir gayret içinde bir konu anlatmaya çalışan bir öğretmeni ilgisiz gözlerle dinleyip en sonunda da sakin bir sesle “Ben hiçbir şey anlamadım” demek, öğretmenini kızdırarak nefsini tatmin etmek isteyen cahiliye insanının tavrıdır.

Duymazlıktan, Görmezlikten, Anlamazlıktan Gelmeye Çalışmak

Cahiliye toplumlarında bu yöntemi genellikle kavgalı kişiler birbirlerinden intikam almak için kullanırlar. Kavgalı oldukları insanı kızdırarak rahatsız etmek, ona huzursuzluk vermek için uygularlar. Böylece bir nebze de olsa intikam aldıklarını düşünürler. Örneğin kavga ettikleri kişinin de bulunduğu bir toplulukta ondan yana bakarak konuşmamak, sanki o ortamda öyle bir insan yokmuş gibi davranmak, herkesin esprisine gülerken onunkine gülmemek, herkese selam verirken ona selam vermemek, herkese veda ederken ona etmemek, herkesin hatırını sorarken onun yanından geçip gitmek, adamlık dini kıstaslarına göre “Sana değer vermiyorum, bilgin olsun” anlamına gelir.

Bu yöntem kızdırmayı hayat şekli haline getirmiş insanlar tarafından da çok sık uygulanır. Kendisiyle konuşan bir insanın anlattıklarını çok iyi duyduğu halde dinlememiş gibi yapmak, “Pardon sen en son ne demiştin”, “Bir şey mi söyledin” gibi sorularla karşı tarafı pek umursamadığını göstermek bu insanların uyguladığı bir adamlık dini tavrıdır. Anladığı bir konuyu sürekli açıklattırmak da diğer bir kızdırma yöntemidir.

“Laf dokundurmak ve Söz Sokmak!”

Kızdırmanın diğer bir yöntemi “laf dokundurma” tabiriyle bilinen bir tavır bozukluğudur. Örneğin tanıdığı biri vasıtasıyla şirkete girmiş ve üst düzey yöneticiliğe yükseltilmiş bir elemanın olduğu iş toplantısı sırasında, “Keşke bizim arkamız da güçlü olsaydı da, biz de kısa yoldan yükselseydik” demek buna bir örnektir.  Veya istemeyerek yaptığı bir hata yüzünden zarara sebep olan birinin yanında “Bazı insanların hatalarının ceremesini biz çekiyoruz, bildiğiniz gibi” şeklinde sözler sarf etmek yine “laf dokundurmak” maksatlıdır. Burada isim vermemek, özellikle “bazı insanlar” diye belirtmek yine adamlık dininin çirkin kurallarındandır.

Arkadaşının sınavlarda hep kendisinden daha iyi not almasını kıskanan bir öğrencinin bu kişinin yanında, “Sabahlara kadar çalışıp belli etmeyen nice kişiler var” demesi, laf dokundurarak karşı tarafı kızdırmak için yapılır.

Ters Bakışlarla Kızdırmak

İnsanlar genellikle sözle anlatamadıkları şeyleri bakışlarına yansıtarak karşı tarafa anlatma yolunu seçerler. Çünkü bakışla yapılan bir ima hiçbir zaman maddi olarak ispat edilemez ve insanlar bakışlarındaki anlamı kolaylıkla reddedebilirler. Örneğin karşısındakine kinle bakan bir insan, “O an heyecanlandım, bakışlarım ondan değişmiştir, yoksa kinle hiçbir ilgisi yok” dediğinde bunu herkes kabul etmek zorunda kalır. Ya da bakışlarında alaycılık olan birinin, “Yoo ben seni gayet ciddi dinliyorum, bir an aklıma bir şey geldi de ondan bakışlarımda gülme görmüş olabilirsin” dediğinde buna kimse itiraz edemez. Çünkü bakıştaki alaycılığın maddi bir delili yoktur. Ancak insan bakışlarıyla karşısındakine, her türlü olumlu veya olumsuz düşüncesini belli edebilir. Bu nedenle cahiliye toplumlarında kızdırma yöntemi olarak sadece bakışlarını kullanan birçok kişi vardır.

Karşı tarafı küçük gördüğünü belli ederek kızdırmak için ise gözlere alaycı bir bakış yerleştirilir. Bu yöntem, yüz gülmüyorken, gözlerin gülmesi şeklindedir. Karşı tarafın ciddi bir konuşmasını ciddi bir yüzle ancak gözlerinde gülümsemeyle seyreden biri, bu tavırla “anlat ama söylediklerin bir kulağımdan giriyor bir kulağımdan çıkıyor” demenin bir başka yöntemini uygulamış olur.

Yeni Fikirlere ve Eleştiriye Karşı Kapalı Olmak

Adamlık dinini yaşayan bir insan, karakter ve ahlâk olarak hayatı boyunca hiçbir ilerleme kaydedemez. Çünkü adamlık dini eleştiriye ve yeni fikirlere kesin bir yasak koymuştur. Bir insanın kendisinden büyük, zengin, kültürlü, yüksek makama sahip, güzel ve tecrübeli bir kişiyi eleştirebilmesi veya ona yeni fikirler getirebilmesi neredeyse imkânsızdır. Hatta adamlık dininde bu konuda o kadar sert kurallar vardır ki, 20-30 yıllık arkadaşlıklar tek bir eleştiri nedeniyle tekrar görüşmemek üzere bir anda sona erebilir.

Adamlık dininde, makam ve kültür de eleştiri almayı engeller. Bir işçi, çalıştığı fabrikanın genel müdürüne asla bir tavsiyede bulunamaz. Ne işle ilgili, ne o kişinin karakteriyle ilgili, ne de başka bir konuyla ilgili. Örneğin çevresindekilere karşı hoşgörüsüz ve baskıcı olan bir genel müdür, eğer işçilerinin birinden bu konuda bir tavsiye alacak olursa büyük bir ihtimalle yapacağı ilk iş bu kişiyi işinden çıkarmak olur. Çünkü adamlık dinine göre bu büyük bir hakarettir.

Oysa bu son derece yanlış bir bakış açısıdır ve Kur’an ahlâkı ile hiçbir şekilde bağdaşmamaktadır. Böyle bir eleştiri gelmesi her insan için çok büyük bir nimet ve büyük bir dostluk gösterisidir. Kur’an’da insanlara, birbirlerine iyiliği emretmeleri ve kötülükten menetmeleri emredilmiştir. Allah’ın bu emrini yerine getiren bir insana engel olmak, kendisine tavsiye edilen bir iyiliğe yüz çevirmek, elbette son derece çirkin bir tavırdır.

Cahiliyenin Misafire Bakış Açısı

Bir insanın manevi değerlerini kaybetmesiyle birlikte bu boşluğun yerini dinsizlik sistemi üzerine kurulu olan adamlık dini doldurur. İslam ahlâkının olmadığı yerde mutlaka adamlık dini vardır. Adamlık dininin olduğu yerde ise insaniyet, ince düşünce, fedakârlık gibi güzel ahlâka uygun davranışlar yoktur.

Bu durumu adamlık dini bireylerinin misafirliğe bakış açısını örnek vererek açıklayabiliriz. Ancak adamlık dininin bakış açısından önce İslam ahlâkının misafirlik konusunda sunduğu güzellikleri anlatmakta yarar vardır.

Kur’an ahlâkını yaşayan bir kişinin evine misafir olarak gittiğinizi varsayalım. Sizi evinde kabul eden kişi, bu misafirliğinizi büyük bir sevinçle karşılayacaktır. Çünkü İslam ahlâkında misafir ağırlamak bir güzellik olarak görülür ve misafir her zaman el üstünde tutulur. Bu nedenle eve girdiğiniz andan itibaren sizi yeni tanıyan insanlar olsa bile son derece güler yüzle, cana yakın ve sıcak bir ilgiyle karşılaşırsınız.

Ancak adamlık dininin hâkim olduğu kişilerin tavrı böyle bir durumda son derece bencil ve insaniyetsiz olur. Eğer adamlık dininin etkisi altında olan bir kişinin evine misafirliğe giderseniz, burada yoğun olarak hissedeceğiniz duygu “yük olma”dır. Çünkü cahiliye ahlâkında misafir, kendi deyimleriyle fazladan bir “boğaz” olarak görülür. Karşılıklı çıkar alışverişi olan insanlar, aralarındaki ilişkinin bozulmaması için mecburen birbirlerini bir sıraya tâbi olarak belirli zamanlarda ağırlarlar. Adamlık dini kurallarına göre bir kişi diğerinin evine gittiğinde sıra mutlaka diğerine gelir. İki-üç kere üst üste bir taraf diğerine misafir olmaz.

Toplum Taparlık Dininde Yaşlılık Psikolojisi ve İlgi Arayışı

Cahili adamlık dininin her yaş kategorisi için belirlediği bir tavır tarzı vardır. Bunun yazılı bir metni ve açıklaması yoktur. Ancak insanlar, dünyanın neresinde yaşarlarsa yaşasınlar, bunu bilir ve bütün detaylarıyla uygularlar. Örneğin 50 veya 60’lı yaşlara gelmeye başladıklarında yaşam şekillerinin, konuşmalarının, kıyafetlerinin, ses tonlarının, üsluplarının adamlık dininin kurallarına uygun şekilde değişmesi gerektiğine inanırlar.

Bu değişikliğin ana prensibi dünya nimetlerinden el çekme, şikâyet ve karamsarlık üzerine kuruludur. Bu yaşlara gelen insanlar genellikle hayattan şikâyet etmeye başlarlar. “Nasılsın?” sorusuna bu yaşlarda verilen cevap genellikle “İşte idare ediyoruz, ne olsun bildiğin gibi” veya “Ne yapalım, hastalıklarla uğraşıyoruz” gibi olumsuz cevaplardır. Çünkü hayattan zevk almaya bir hakları olmadığına ve bu yaştan sonra tüm nimetlerden uzaklaşmaları gerektiğine dair bâtıl bir inançları vardır.

Cahiliye Dininde İnsan Ayrımı

Adamlık dininin en önemli özelliklerinden biri, insan değerlendirme şeklidir. Bu şeytani dinde insanlar asıl olarak zengin ve fakir olarak ikiye ayrılırlar. Her iki gruba farklı bir bakış açısı ve dolayısıyla da farklı bir davranış şekli hâkimdir. Zengin ve fakir insanlara karşı gösterilen tavır farklılığı, tüm mimiklerine, ses tonuna ve hatta bakış şekline kadar dünyanın hemen hemen her yerinde aynıdır. Bir Amerikalı da bu bâtıl dinin gereği olarak söz konusu tavrı yerine getirir, bir Rus da, bir Fransız da… 

Özet olarak bu tavır farklılığını şu şekilde aktaralım:

1- Kendilerinden daha zengin ve itibarlı kişilere karşı genellikle cahiliye insanları ince ve yumuşak bir ses tonu kullanır ve mümkün olduğunca kibarlaşarak konuşurlar. Fakir bir insana karşı ise ses tonu doğallaşır, kişinin gerçek sesi neyse bu ortaya çıkar. Konuşma sertleşir, kabalaşır, kibarlaşma ihtiyacı hissedilmez.

2- Zengin bir kişi geldiğinde hareketler aceleci ve itinalı olur. Her şeyin istediği gibi olması, her arzusunun yerine getirilmesi, hoşuna gitmeyecek bir durum oluşmaması için herkes telaşa düşer. Fakir bir insan geldiğinde ise genellikle kimse onun varlığını umursamaz. Son derece sakin, yavaş ve ilgisiz hareket edilir. Zengin olan biri içeri girdiğinde ayağa kalkılır, üst baş düzeltilir, oturuşa çekidüzen verilir. Fakir olan birine karşı ise ayağa kalkılmaz, hatta ondan yana bakılmaz, oturuşta herhangi bir değişiklik yapılmaz.

3- Zengine genellikle “siz” diye hitap edilir. Fakir bir kişiyle ise direkt “sen” diye konuşulur. Örneğin bir bakkal; alışverişe gelen zengin bir müşteriyi mutlaka “Ne arzu etmiştiniz” gibi saygılı bir cümleyle karşılar. Ancak eğer içeri giren müşterinin fakir olduğunu anlarsa “Ne istedin” veya “Ne baktın” gibi aşağılayıcı bir ifade kullanır.

4- Zengine karşı çok titiz bir saygı hâkimdir. Zengin kişinin yaşı küçük olsa bile ona bir büyüğe gösterilen saygı gösterilir. Hatta yaşça küçük olan insanların bile eli öpülür, kalkılıp yer verilir. Fakire ise yaşça büyük olsa bile çocuk gibi davranılır. “Ne yapıyorsun bakalım”, “Ne istedin, söyle bakalım” gibi çocuklara kullanılan ifadelerle hitap edilir.

Adamlık dininin insan ayırımı ve bu bakış açısının insanların tavırlarına ne şekilde yansıdığı herhangi bir dükkâna girildiğinde bile açıkça gözlemlenebilir. Bir butiğin içine zengin ve tanınan bir müşterinin girdiğini varsayalım. Böyle bir müşteri kapıdan girer girmez bütün dükkân çalışanlarının dikkati bu kişiye yönelir. Hemen güler yüzle selamlanır, ne arzu ettiği sorulur. Görmek istedikleri, bir veya birkaç tezgâhtar tarafından hızlı hareketlerle hemen önüne açılır. O daha birine bakmadan hemen bir diğeri getirilir. Tezgâhtarların yüzünde sürekli bir gülümseme ve nezaket olur. Eğer yanında çocuğu varsa sürekli çocuğa iltifat edilir.

Üstünlük Saplantısı ve Kibir Takıntısı!

“Ey insanlar, gerçekten Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık (Hz. Adem’le Hz. Havva’dan türetip çoğalttık). Ve birbirinizle (kolaylıkla) tanışmanız (ve farklı yetenek ve faziletlerinizden yararlanmanız) için sizi (değişik) kavimler ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah katında sizin en üstün olanınız (kerim ve değerli sayılanınız, ırk ya da soyca değil) takvaca (kötülükten sakınma, iyilikte yarışma konusunda) en ileride bulunanlarınızdır. Şüphesiz Allah (her şeyi hakkıyla) Bilendir, Habir’dir. (Hucurât: 13)

Bunun bilincinde olan bir mü’min, içinde bulunduğu birtakım dünyevi şartlara göre tavır ve karakter değiştirmez. Örneğin çok büyük bir maddi zenginlik elde ettiğinde şımarmaz ya da fakir kaldığında ezik bir ruh haline girmez. Kur’an’da bununla ilgili örnekler verilmekte, Hz. Süleyman’ın büyük bir maddi güce ulaşmasına rağmen tevazusunu ve Allah’a olan teslimiyetini koruduğu anlatılmaktadır. Buna karşın, Müslümanlardan farklı olarak, basit ve zayıf karaktere sahip olan kişiler her ortam ve şarta göre değişirler.

Kendisine mülk verildi diye şımaran Karun ya da en ufak bir aksaklık karşısında panik olup umutsuzluğa kapılan diğer inkârcılar, “Biz (lütuf hazinemizden) insana nimet (servet, afiyet ve etiket) verdiğimiz zaman (nankörleşip ibadetten ve insani değerlerden) yüz çevirir. (Allah’ı anmaktan vazgeçip uzaklaşır.) Ona (bir) kötülük (ve zarar) dokunduğunda ise hemen, (aciz ve çaresiz biçimde) ümitsizliğe kapılır.” (İsrâ: 83) ayetinde tarif edilen olumsuz tavrın örnekleridir.

İnkâr edenlerin karakterine işlemiş olan bu şahsiyetsizlik, “cahili adamlık dininde” bir şahsiyet bulma çabası olarak ortaya çıkar. Çünkü adamlık dini, “adam olma”, yani toplumda statü elde etme dinidir. Adamlık dininin mensupları da, Müslümanlık gibi gerçek ve istikrarlı bir şahsiyete, değişmez bir kimliğe sahip olmadıkları için, kendilerine farklı dünyevi kimlikleri şahsiyet olarak belirlerler.

Bu kimliklerin en belirginleri, mesleklerdir. Adamlık dini mensupları, sahip oldukları mesleklere göre şahsiyet bulur ve o mesleklere uygun karakterler geliştirirler. Elbette Müslümanlar da meslek sahibi kişilerdir, fakat Allah’a samimi bir şekilde iman eden bu kişilerin karakterlerini iş yerleri, statüleri gibi hususlar belirlemez. Müslümanlar o mesleğin getirdiği özel bir ruh haline girmezler, her zamanki itidalli tavırlarından ödün vermezler.

Oysa çok yanlış ve şeytani amaçlarla, cahili adamlık dininde herkes, yaptığı iş, sahip olduğu meslek kadar önemli sayılır. Kazandığı para kadar itibarlıdır. Bu nedenle bir kişiyle tanıştıktan sonra ilk on dakika içinde konu dönüp dolaşıp ya onun ya da babasının işine gelip dayanır. Çünkü bunun öğrenilmesi karşı tarafa değer biçme açısından çok anlamlı sayılır. Bir kişiyi adam yerine koyup koymamanın ölçüsü, kariyeri veya işindeki kazancı ya da mevkisi ve makamıdır. Değişik meslek gruplarından insanlar bir araya geldiğinde, genelde herkes kendi mesleğini en iyi, en geçerli meslek olarak lanse etmeye, diğerlerinin ise daha az önemli olduğunu ima etmeye çalışır.

Örneğin doktorlar, tıp fakültesine girmelerinden itibaren, herkesin hayatlarının ve sağlıklarının kendilerine bağlı olduğu ve yaptıklarının en kutsal iş olduğu telkinleriyle yoğrulur ve bu psikolojiyi ömürlerinin sonuna dek taşırlar. Elbette bir doktorun hasta bir kimseyi iyileştirmek veya hayati tehlikesi olan bir kimseyi kurtarmak için gösterdiği gayret güzel ve takdir edilecek bir davranıştır. Ancak adamlık dinini yaşayan insanlarda, hastayı iyileştirenin kendileri olduğu gibi sapkın bir düşünce vardır. Oysa şifayı veren Yüce Allah’tır. Doktor, ilaç, tedavi ise sadece birer vesiledir. Diğer yandan eczacılar da benzeri bir psikolojiye sokulmuşlardır. Hukuk fakültesini bitirenler kendilerini adaletin temel direkleri, insanların en akıllıları, en uyanıkları, muhakeme kabiliyetleri en güçlü, olayları en doğru algılayıp çözebilen kimseler olarak tanıtmaktadır. Mühendislerse günlük hayatta karşılaştığımız her şeyin kendi mesleklerinin bir ürünü ya da eseri olduğu tezine dayanarak kendi yerlerinin çok müstesna olduğu kanaatini taşımaktadır. 

Ticaret ve serbest mesleklerle uğraşanlar da kendilerini sosyal ve ekonomik hayatın belkemiği ve yerleri doldurulamaz kimseler sanmaktadır. Bunlardan her biri kendi mesleği olmasaydı insanların nasıl güç durumda kalacağını, hatta yaşamlarını bile sürdüremez olacaklarını, kendilerinin ne kadar önemli insanlar olduklarını her fırsatta gündeme taşımaktadır.

Bu insanlar; şahsiyet ve karakterlerini, mesleklerinin telkin ettiği bu yeri doldurulmazlık, sözde kutsallık, müstesnalık, farklılık duygusunun getirdiği kibir, gurur, enaniyet, kendini beğenmişlik gibi psikolojik saplantılar üzerine kurgulamaktadır. Bu nedenle adamlık dini insanı kendi mesleği hakkında son derece hassastır. Mesleğine karşı söylenen her sözü kendisine karşı söylenmiş olarak görür ve mesleğini adeta namusu gibi savunmaktadır.

Yüksek tahsil gerektirmeyen, daha çok fiziki özelliklere veya tecrübeye ya da babadan görme bilgi ve beceriye dayalı işlerin de adamlık dininde kendilerine ait farklı psikolojileri vardır. Bu işlere girmenin de, girdikten sonrasının da, bunlara ait atölye, dükkân, mağaza, butik, büro gibi iş yerlerinin de hepsinin, adamlık dini tarafından belirlenmiş kendilerine özgü farklı farklı psikolojileri ve değer yargıları vardır. Bu tür işlerde çalışanların kibir, gurur ve enaniyetlerinin dışarı vurum tarzları diğerlerine göre daha çok eziklik, aşağılık kompleksi, kapris, hırçınlık, asabiyet, basitlik, ukalalık ve benzeri şekillerde ortaya çıkmaktadır.

Adamlık dininin iş ahlâkı daha iş aramaya başlarken kendini gösterir. İş aranırken en önemli hatta tek kıstas, o işin kazandıracağı paradır. Neye, hangi inanca, düşünceye ya da kişiye hizmet verildiği, yapılacak işin fayda ve zararları hiç hesaba katılmamaktadır.

5 12 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
11 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler

Bu makalede anlatılan yanlış tavırları ve kötü hasletleri filancada şu yanlış var, filancada bu kusur var değilde, kendimizde olanları tespit edip tedavi etme şuurunda olmalıyız. Bu bakış açısıyla istifade edenlerden olmak niyazıyla.

Bu makalede bizlere irfana erebilmenin yolu gösterilmiş. Olgun insanın özellikleri ve nasıl bir karaktere sahip olunması gerektiği konusunda hayat boyu rehberimiz olacak bir makale. Bunun yanında İslam’ın emrettiği karakter yapısının inşaası, dünya ve ahiret mutluluğunu esas alan bireyler ve bu bireylerden oluşan huzurlu, barış içerisinde, Hakk’ın üstünlüğünü esas alan bir toplumun oluşmasının zeminini hazırlayacaktır. Böyle bir makale hazırladığı için Milli Çözüm’ü tebrik ediyoruz.

Cahiliye Ahlâkının Yansımaları:

➡️Menfaat için kişilik değiştirmek, dalkavukluk yapmak
➡️Gösteriş, imaj ve statü peşinde koşmak
➡️Kendini üstün görüp başkalarını küçümsemek
➡️Ukalalık, çok bilmişlik ve hatasını kabul etmemek
➡️Zengin ve güçlüye farklı, fakir ve güçsüze farklı davranmak
➡️Alay, dedikodu, gıybet ve insanları küçük düşürmek
➡️Kibir, öfke gösterileri ve yapmacık tavırlarla itibar kazanmaya çalışmak
➡️Meslek, makam, para ve sosyal statüyü insanın değer ölçüsü hâline getirmek.

İnsan, “Allah benden razı mı?” sorusunu bırakıp, “İnsanlar beni nasıl görüyor?” sorusuyla yaşamaya başladığında, toplum taparlık başlıyor. Bunun sonucu olarak kibir, gösteriş, dalkavukluk, yapmacıklık ve statü tutkusu ortaya çıkıyor.

Gerçek Müslüman;
Zenginin karşısında eğilip, fakirin karşısında küçümsemez;
alkışlanmak için değil, Allah’ın rızası için yaşar;
hata yaptığında “yanılmışım” diyebilir,
başkasının başarısını görünce “Allah razı olsun, benden daha iyi yapmış” diyebilir.

Kula kulluk ve toplumun beğenisine göre yaşamak yerine, Allah’a kulluk ve hakikate teslimiyet esas alınmalıdır. Bunun yolu ise tevazu, ihlas, dürüstlük ve Kur’an ahlâkıdır.

KULLUK; YALNIZCA ALLAH’ADIR…

Bu yazıda; dünyevi istek ve arzularımızı hem tatmin ve hem de elde etmek için nasıl bir cahiliye ahlâkına mensup olduğumuzu, halk içinde Hakkı arayıp bulmak ve Onun rızasını kazanmak için geldiğimiz bu alemde, şaşırıp ve azıp Hakkın rızası yerine, halkın rızasını aramaya ve kazanmaya çalışmamızın sebepleri ve acı sonuçları anlatılmıştır…

Bu cahiliye ahlakı ve Adamlık dinine dayalı davranışların tamamı, dünyevi bir menfaat ve statü elde etmek için; günah değil, mubah görüldüğünde haliyle; maneviyatı değil maddiyatı esas alınmış ve nefsi terbiye değil nefsi memnuniyeti hayatının en önemli ve öncelikli esası yapılmıştır… Böylece olunca da Hakkı üstün tutmak yerine, Bâtılı üstün tutmuş oluruz.

İmtihan gereği Cenab-ı Hak: “…Kim dünyanın sevabını ve çıkarını ister (geçici menfaati maneviyata tercih eder)se ona ondan veririz; (ama cennetimizden mahrum ederiz,) kim de ahiret sevabını (ve ebedi hayatını) ister (Allah’ın rızasını ve İslam davasını önemseyip önceler)se, ona da ondan veririz. Biz (ahireti tercih edenlere, şirkten ve şikayetten sakınıp) şükredenlere karşılığını ileride vereceğiz…” buyurmuştur, artık seçim kişiye aittir ve herkes kendi iradesiyle yaptığı seçimlerinden sorumlu tutulacak ve herkesin kazandığı kendisine tastamam verilecektir. (Âl-i İmrân: 145)

Halbuki Cenab-ı Hak; “Andolsun İncir ve Zeytin (gibi yaratılış harikası lezzetli yiyecek ve vitamin depolarına… Hz. Musa’yı, kutsal davasını ve Yüce Rabbiyle irtibatını hatırlatan) Sina Dağı’na… Ve şu emin beldeye (güvenli kent Mekke’ye ve mübarek civarına)…” buyurarak Tin Suresine yemin ederek başlıyor… Hâşâ; Allah’ın kimseye yemin ederek kendini kanıtlamaya ihtiyacı yoktur. Yemin; ardından gelecek ayette geçen konunun önemini vurgulamak ve kulun dikkatini çekerek konuya odaklanmasını sağlamak, konunun veya hükmün kesin ve şüphe götürmez bir gerçek olduğunu göstermek, böylece bu anlatımla insanların idrakini kolaylaştırmak ve mesajın kalbe yerleşmesini sağlamak içindir.

İşte bir sonraki ayetlerde; “(Ki kesinlikle) Biz, insanı (en mükemmel olmaya müsait kabiliyetlerle donattık ve) en güzel biçimde yarattık. (Ahseni takvim içinde cennetlerde ve yüksek mevkilerde ebedi yaşamaya müsait vaziyette varlığa çıkardık.)

Sonra onu (imtihandaki vaktinin kıymetini bilmediği ve kabiliyetlerini körletip kirlettiği için) aşağıların aşağısına çevirip-itip bıraktık. (Veya, insanoğlunu) “esfeles safiline” (eğitilmek, yetiştirilmek ve imtihan edilmek üzere; evrenin en aşağı tabakası olan yeryüzüne geri gönderip olgunlaşma fırsatı tanıdık.)” (Tin: 1-5) diyerek dünyaya gelişimizin ve imtihanımızın asıl amacını izah edilmiştir.

İmtihanı kazanacak ve başarılı olacak şartlara uygun bir biçim ve karakterde yaratılan insan; kendi iradesiyle nefsi ve şeytani istek ve tutkularına uyarak, bu imtihanı kaybedecek her şeyi bizzat bile isteye yapmaktadır.

Menfaat ve statü elde etme uğruna; bir üstünlük (riyakarlık) yarışına girmek ve bu yarışta kibir, iki yüzlülük, yalakalık, enaniyet, aşırı duygusallık, öfkeli tripler, laf sokmak, çıkar-kazanç varsa yalan konuşmak hem mübah hem de serbest olarak bu yarışın meşru kuralları sayılmaktadır. Haliyle bu cahiliye ahlaklı arenada samimi ve dürüst olmak bir bu adamlık dinine mensup kişilerce erdemlik değil ahmaklık sayılmaktadır.

Önce bir hatırlatma olarak, samimiyet sadece: “İçimden geldiği gibi davranıyorum.” demek değildir. Çünkü insanın içinden kibir de gelebilir, kıskançlık da gelebilir, öfke de gelebilir. İnsan samimiyse bu duygu ve hislerini de terbiye etmek zorundadır. Asıl samimiyet: “Nefsimin hoşuna giden şeyi değil, doğru ve hakikat olanı tercih edebilme” noktasına gelebilmektir. Bu yüzden samimiyet ile nefis arasında sürekli bir mücadele vardır.

İşte insan Allah’ın rızasını merkeze koymak yerine insanların rızasını merkeze koyarsa, davranışlarını onların değerlendirmesine göre ayarlamaya başlayacaktır. Sonrasında insanın içinden asıl sorması gereken: “Allah benden razı mı?” yerine: “İnsanlar beni nasıl görüyor?” sorusunu sorar hale gelecektir. İşte toplum taparlık burada başlamaktadır.

Böylece; kibir, narsistik, gösteriş, dalkavukluk, dedikodu, alay, imaj ve statü tutkusu… gibi her bir davranış ayrı ayrı birer hastalık gibi görünse de aslında hepsi aynı kökten besleniyor: insanın hakiki şahsiyetini kaybedip, başkalarının gözündeki imajıyla yaşamaya başlaması. Ve bunun karşısındaki temel ilaç da yalnızca “tevazu”ya dayalı gerçek bir Samimiyettir. Çünkü samimiyet; “Nasıl görünüyorum?” diye değil, “Gerçekte neyim ve doğru ve hakikat olan nedir?” diye sorup, buna göre yaşamayı hayatın amacı olarak görmektir.

Ayrıca samimi insanın içi ile dışı bir olmalıdır. İçinde olmayan bir şeyi dışarıda varmış gibi göstermemelidir. Mesela: Samimiyet ehli; menfaate göre kişilik değiştirmez. Zengin birinin yanında: “Çok saygılı ve nazik.” Fakir birinin yanında: “Umursamaz ve kaba.” değildir.

Yine samimi insan kendisini eleştiren biri için: “Beni eleştirdi, demek ki bana gıcık ve bana düşman.” demez. Şöyle düşünür: “Belki de benim göremediğim bir şeyi bana gösteriyor.” Bu, nefsin üstünlük iddiasını kıran çok önemli bir samimiyet ölçüsüdür. O yüzden eleştirildiğinde: “Belki haklısın.” diyerek teşekkür edebilir. Yanlış yaptığında: “Yanılmışım.” diyerek özür dileyebilir. Başkasının başarısını gördüğünde: “Benden daha iyi yapmış.” diyerek tebrik ve takdir edebilir.

İşte bu ve benzeri tavırlar; nefsin tüm üstünlük iddiasını bir bir kırar ve böylece samimiyet; “nefsin hakikate ve doğruya teslim olması” haline bürünür. Bu sayede; kula kulluk değil, Allah’a kulluk başlar.

NOT: Ayet mealleri Ahmet-Abdullah Akgül Mealinden (https://www.mealikerim.com) alınmıştır.

İNANDIĞIMIZ GİBİ YAŞAMAK VEYA YAŞADIĞIMIZ GİBİ İNANMAK!.. BİZ TERCİH EDECEĞİZ RABBİMİZ TAKDİR BUYURACAK!..

Dinsiz ve ahlâksız bir toplum gerçek huzuru ve mutluluğu yakalayamayacak, o toplumda adalet ve hürriyetler de korunamayacaktır. Bugün yeryüzünde ve ülkemizdeki pek çok bunalım ve belaların asıl sebeplerinden birisi de, dini ve ahlâki kurum ve kuralların giderek zayıflaması ve yozlaşmasıdır… Üstadımızın da ifade ettikleri şu kıymet arz eden sözlerini hatırlayacak olursak: “Üstelik inandığı gibi yaşayamayanlar, imani ve vicdani kanaatlerinin aksine davranıp yamuklaşanlar, zamanla yaşadıkları gibi inanmaya, yani münafıklaşmaya başlayacaklardır. Ve artık yozlaşan insanları, alışkanlık ve karakter haline getirdikleri bu yamukluklardan vazgeçirmek; kırılıp eğri bağlanan bir kolu veya bacağı, eski haline getirmekten çok daha zor olacaktır.”

İnsanlık tarihi, Hak ile Batıl’ın mücadelesi şeklinde yol almaktadır. Hak her zaman doğru olan şeydir. 2×2= 4 her zaman güneşli havada da yağmurlu havada da, Almanya’da da Çin’de de Uganda’da da 4 etmekte… Batıl ise her zaman yanlış olan şeydir. 2×2=5 etmesi gibi.

Batıl’a göre hak, güç ve çıkara dayanır. Batıl Anlayışına (Zalim Düzenlere ve Batı’ya) Göre Hak Sebepleri :
1- Kuvvet: Ekonomik ve askeri yönden güçlü olanın, zayıf olanı ezmesini ve sömürmesini hak sebebi sayar (“Güçlü olan haklıdır”).
2- Çoğunluk: Sayısal olarak kalabalık olanların, azınlıkta kalanları ezmesini ve ikinci sınıf vatandaş görmesini normal kabul eder.
3- İmtiyaz: Irk (beyaz ırk), belirli bir coğrafya (Avrupalı/Amerikalı olmak) veya soy üstünlüğü gibi ayrıcalıkları hak sebebi görür.
4- Menfaat (Çıkar): Ekonomik, siyasi veya stratejik bir çıkar varsa, oraya zorla müdahale etmeyi ve sadece kendi çıkarını düşünmeyi prensip edinir.

Hakka Göre Hak Sebepleri, hakiki adalet nizamına ve İslam inancına göre ise hak şu 4 meşru temele dayanır:
1- Yaradılıştan Verilen Temel Haklar: Allah’ın bütün insanlara eşit olarak verdiği yaşama (can emniyeti), neslin korunması (namus emniyeti), akıl emniyeti, inanç-vicdan hürriyeti ve mülkiyet hakkı.
2- Emek ve Hizmet: Bir kişinin gayret ederek bir nimetin artmasına veya bir külfetin azalmasına katkı sağlaması.
3- Mukavele (Anlaşma): Tarafların özgür iradesi ve karşılıklı rızayla yaptığı meşru sözleşmelere ve bu sözleşmenin getirdiği yükümlülüklere bağlılık.
4- Adalet: Eşit işe eşit ücret, suçun dengi ceza ve zarar karşılığı tazminat gibi doğrudan adaletin gerektirdiği durumlar.

Makalede anlatılan; vicdana akla ahlaka aykırı olan onca tutumlara karşı, Batıla göre Hak sebeplerini mi önceliyor tercih ediyoruz, yoksa Hakka göre Hak sebeplerini mi önceliyor ve tercihte bulunuyoruz! Edindiğimiz TERCİH, BATILA GÖRE HAKKI esas almışsak makalede gündem edilmiş olan onca cahiliye ahlakına sahip olmamız ve yaşamamız gayet normal olacaktır. Yok HAKKA GÖRE HAKKI esas almışsak gerçek huzura ve mutluluğa gidebilecek tercihte bulunmuşuzdur. Dünyaya imtihan edilmek ve bu dünya imtihanında geçerli puan alabilmek için geldiğimiz şu kainatta, TERCİHLERİMİZE göre sonuca varacağız. Hakkı bir elbise gibi bir aksesuar gibi yıllarca üzerinde taşıyıp ama o inancı ve ahlakı ruhuna ve vicdanına aşılayamamış olanlar değil, iddialarını imanına ve ihlasına sindirip kalbini ve ruhunu doyuranların zafere erişeceği… Ruhumuzu ve kalbimizi doyurabilmenin en kestirme yolu ise Meali Kerim ve diğer Milli Çözüm yayınlarıyla mümkün olacaktır.

İlahi bir inançtan ziyade Hz. Peygamber’den önce dünyanın içinde bulunduğu cahiliye ahlakının, bugün bir toplumda kabul görmek ve dışlanmamak adına bize empoze edildiğini görüyoruz. Çocukluktan itibaren mahremiyetin ve kuşaklar arası hürmetin kalesi olan aile ocağı, “bireysel alan” safsatasıyla kuşatılmış; anneye, babaya ve evlada biçilen fıtri roller hor görülerek evler birer otel odasına dönüştürülmüştür. “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” düsturunu modern bir erdem gibi pazarlayan bu düzen; komşuyu yabancıya, mazlumu görünmeze çevirerek bizi sırt sırta veren bir millet olmaktan çıkarıp, birbirine çarparak yaşayan atomize bir yığın hâline getirmiştir. Ne yazık ki süslü kılıflarla bizlere sunulan bu bozuk düzenden bizleri ancak Kur’an ahlakı, Hz. Peygamber’in sünneti ve millî çözümün rehberliği kurtaracaktır.

Cahiliye toplumunun ahlaki değerleri ile “adamlık dini” tanımıyla analiz edilen insan karakterinin ahlakının neredeyse birebir uyumlu olduğunu görmekteyiz.

Nefsimizi temize çıkarmayacağımız pek çok sinsi ayrıntının dikkat çektiği makalede örneklendirilen hatalardan hangi yöntemlerle korunup kurtulacağımızı düşünürken ashabın nasıl büyük bir devrimi omuzladığı dikkatimizi çekiyor.
İslami hareketin çekirdeği olan DarülErkam’ın 45 kişilik kadrosunun 34 tanesinin en zengin ve en soylu ailelerin mensuplarından olması; buna rağmen köleler ve fakirlerle saf tutmayı, hem de Cahiliye’nin tam merkezinde ve baskısı altında tercih edip başarabilmesi hayranlık uyandırıcıdır.

Basit ve aciz oyunlarla hayatı kendine dar edip çekilmez hale getirenlerin, bir de onlarla aynı cennete talipken bunu yapmaları herhalde aşağıların aşağısı bir tavırdır; ve bundan var gücümüzle sakınmalıdır.

Adamlık dininin elçileri ben merkezli narsistlerdir. Her güzelliği kendi önüne çeken, ama işine gelmezse herkes bana cephe almış, saldırıyor diye düşünen saplantılı tiplerdir. Bu dinde alaycılık ve yalancılık en temel ibadettir. Ve bu dinin mensuplarının temel karakteristiği dönekliktir.

Rabbim bu dinin ritüellerinden kendimizi sakındırabilmemizi nasip eylesin.

YA RABBİ; GEREKLİ DERSLERİ ALIP, MÜ’MİNLERE YAKIŞIR BİR KURAN AHLAKINA SAHİP OLMAYI BİZLERE NASİP EYLE. CAHİLİYE TOPLUMU İNSANLARININ SAHİP OLDUĞU AMA BİZLERE DE YERLEŞMİŞ O ÇİRKİN VE SAMİMİYETSİZ HUYLARIMIZDAN ARINMAYI, MÜ’MİNCE BİR HAYAT SÜRMEYİ RABBİM NASİP EYLESİN. YA RABBİ BİZLERİ AFFET, BİZLERİ BAĞIŞLA BİZLERE MERHAMET ET. SEN MERHAMETLİLERİN EN MERHAMETLİSİSİN. AMİN.

Allah bu müthiş makaleden dolayı Milli Çözüm’den razı olsun. Yazıyı okuduktan sonra anlaşılıyor ki güncel tüm yayınlar, diziler, eğitim programları ne yazık ki insanları “Adamlık Dinine” mensup yapmak için dizayn edilmektedir. Toplum önüne sunulan tüm rol modeller makalede geçen adamlık dini mensuplarının özelliklerini taşımaktadır. Karakter balonları oluşturan bu dinin mensupları er – geç bir yerde patlamakta büyük buhranlara gark olmaktadır.

Yüce Allah bizlerde bulunan Adamlık dini davranışlarını bizden söküp alsın, tam manasıyla Kuran ahlakına sahip kullarından olabilmeyi nasip etsin.

Yazılı bir kuralı olmayan adı bile konmamış bir din.” Adamlık Dini“. 
Samimiyetsiz ilişkilerin, çıkar odaklı davranışların, gösterişten ibaret hayatların, olduğundan farklı görünmek için çırpınışların ve nice alaycı tavırların altında yatan aşağılık kompleksinin genel ifadesi olan cahiliye ahlakı ne güzel anlatılmış bu yazıda! Ben burada insanı pergele benzetmek istiyorum; çizimlerin muntazam olması için pergelin iğnesini nereye sabitlediğimiz önemli. Ölçü Allah rızası olmayınca sonuç hep hüsran oluyor.

Picture of Osman Nuri ÇELİK

Osman Nuri ÇELİK

YORUMLAR

Son Yorumlar
11
0
Görüşlerinizi duymak isteriz, lütfen yorum yazın.x
Paylaş...