YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69e43e4c25cd3
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 6 8 8
Bugün : 11530
Dün : 59412
Bu ay : 1050215
Geçen ay : 1803365
Toplam : 53195273
IP'niz : 216.73.217.119

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

BAŞBAKAN MI, BOŞBAKAN MI?

İnanılır gibi değil… Gerçekten bir dostumuz, "Başbakan, Türkiye'deki 5 bin teröristle mücadele bitti mi? Yani bu halledildi mi (ki) Kuzey Irak'taki 500 kişiyle uğraşma safahatine gelinecek demiş" deyince, "Olamaz! Böyle bir şeyi bir ülkenin Başbakan'ı söylemez, söyleyemez" diyerek isyan ettik.

 

Ama doğru imiş: Başbakan Tayyip Erdoğan  Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) yeni binasının açılış töreni sırasında gazetecilere öyle söylemiş. Gerçi "5000 ve 500 rakamları sembolik" imiş. Ama netice itibarıyla Başbakan, PKK terörü ile ilgili sorunun önce yurtiçinde çözülmesi gerektiğini savunmuş. İyi de… Şimdi bunları söyleyen Başbakana birileri sormaz mı? AKP'nin iktidara geldiği tarihte Türkiye'de terör durmuştu. PKK, Irak'ın kuzeyindeydi. Onların Türkiye'ye dönmelerine engel olmak sizin işinizdi. Neden olmadınız? Bu sözlerinizle, sizden önce görev yapmış bütün başbakanları ve hükümetleri kendilerine düşeni yapmamış olmakla suçladığınızın farkında mısınız? Şimdiye kadar sayısız defa "PKK'nın öncelikle yurtdışındaki kaynağının kurutulması gerektiğini" savunmadınız mı? ABD'den ve Irak yetkililerinden bu amaçla yardım istemediniz mi? Beklediğiniz desteği alamayınca "sabrın da sonu vardır" demediniz mi?[1]

BU NASIL CİDDİYET?

Türkiye ateş denizinde yüzerken günlerdir ne Başbakan'ın ne de Dışişleri Bakanı'nın sesi sedası çıkmıyordu.

Sessizlik bozuldu, Dışişleri Bakanı bir holding medyasına özel mülakat vermiş. Sayın Gül diyorki, "K.Irak'ta peşmergeler askerimizi aşağıladığında beni ortalıkta gören, nerde olduğumu bilen kimse olmadı." Bunu şunun için söylüyor: "Askerle çok gizli bir görüşme yaptım. Gereken ne ise o mutlaka yapılacak.."

Ne hazin bir durum! Aradan bir hafta geçti, hiçbir gelişme yok. Tersine, terörün katlettiği evlatlarımızın tabutları her gün bir başka beldemizde ağıtlarla taşınıyor.

Gül, acaba neden görüşmeyi çok gizli tuttu? O gizliliği ortadan kaldıracak hangi gelişmeyi yaşadık ki, şimdi gizlilik bir kenara bırakılıp görüşme çarşaf çarşaf gazete sayfalarından ihbar gibi açıklanıyor.

Devlet yönetmek gerçekten çoluk çocuk işine dönüştürüldü.

Seçimler bunun için tarihi öneme sahip. İnsanlar bunun için Millî Kurtuluş Harekatı başlatıyorlar.

Çünkü Başbakan: içerideki beşbin teröristle başa çıktıkta, dışarıdaki beşyüz PKK'lı mı kaldı? diyebiliyor.

500'LER BİLDİRİSİ VE ESPİRİSİ

"Genelkurmay'ın 27 Nisan muhtırasına karşı 500 imzalı bir bildiri yayınlandı. Bu 500 kişinin 67'si gazeteci, 132'si akademisyen yâni üniversite mensubu profesör ve sair öğretim üyeleri, 35'i hukukçu, hekim veya sanatçı. Bildirinin tam metnini aşağıya alıyorum. İlave çıkartma ve metin değişikliği yapılmamıştır. Sadece, kolay anlaşılabilmesi için maddeler halinde verilmiştir:

* 27 Nisan 2007 gecesi yayınlanan Genelkurmay Başkanlığı muhtırası, zaten kısıtlı olan demokrasimizi çok ağır yaraladı.

* Askerî bürokrasinin siyasî alana müdahale etmesi, siyasetin silâhların gölgesinde yürümesinin doğal karşılanması, siyasetin asker vesâyeti altında olması kabul edilemez.

* Genelkurmay Başkanlığı'nın muhtırası demokrasiye yönelik açık bir tehdit ve yasalara göre suçtur.

* Biz aşağıda imzası bulunan yurtdaşlar bu muhtırayı açıkça reddediyoruz.

* Bugün siyasal, ekonomik, sosyal alanda yaşadığımız kriz, cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesiyle de aşılamayacak bir derinliktedir.

* Cumhurbaşkanı seçiminde oy veren seçmenlerin yarıya yakınının siyasî tercihlerinin mevcut seçim yasaları ile parlamentoya yansımayacağı bir sistemde kriz devam edecek; yeni bir genel seçim de krizi çözmeyecek ve sadece kısa bir süre için ertelenecektir.

* 12 Eylül rejimi bütünüyle tıkanmıştır.

* Bugün yaşanan sorunların temelinde, 12 Eylül darbesinin ürünü olan 1982 Anayasası ve bu Anayasa'nın kurguladığı rejim vardır.

* Türkiye, içinde bulunduğu bunalımdan kalıcı biçimde çıkmak istiyorsa bir an önce bu Anayasa'dan kurtulmalıdır.

* Ülkemiz; özgürlükçü, çoğulcu, barışçı, demokratik, laik anlayış ortak paydasında….

* … hukukun uluslararası ilkeleri ve değerleri ile örülmüş yeni bir anayasaya kavuşmadıkça…

* … keza seçim barajları kaldırılarak toplumun bütün kesimlerinin siyasal temsiline olanak tanıyan bir Seçim Yasası benimsenmedikçe, sürekli kriz üreten bu yapıyı ve krizden beslenen odakları etkisiz kılmak mümkün değildir.

* Oysa son günlerde yaşananlar, olması gerekenin tam aksine, ‘vesayet demokrasisi'nin açık darbeye dönüştürülmesi için bahaneler arandığını gösteriyor.

* Bizler laik cumhuriyetin muhtıralara yaslanarak değil, ancak daha fazla demokrasi içinde yaşayacağına inanıyoruz."

Şimdi soruyoruz: Refah-Yol yıkılırken ve 28 Şubat süreci yaşanırken keyfinizden dört köşe oluyor ve alkış tutuyordunuz. Şimdi pişman mı oldunuz, yoksa masonik saltanatlarını korumak isteyen odaklarca mı dolduruldunuz?

ERBAKAN HOCA: DÖVECEK DİZİNİZ DE KALMAZ!

Millî Görüş Lideri ve 54'üncü Hükümetin Başbakanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan, ırkçı emperyalistlerin Türkiye üzerindeki oyunlarına dikkat çekerek "Milleti sağcı işbirlikçiler ile solcu işbirlikçilere yönlendirmeye çalışıyorlar. İkisi arasında hiçbir fark yok. İkisi de IMF'ci, AB'ci, ABD'ci… Bu oyuna aldananlar şimdi dizlerini dövüyor. Bir daha aldanırsanız, bir dahaki sefere dövecek diziniz de kalmayacak" dedi.

SİGARA EN UCUZ KİTLE İMHA SİLAHIDIR

Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Füsun Yıldız, sigarayı bırakmada, kişinin isteği ve kararlılığının önemli olduğunu bildirdi. Prof. Dr. Yıldız, Anadolu Sağlık Merkezi'nde ''Sigarayı Bırakma Yöntemleri ve Sigaranın Zararları'' konulu konferans verdi. Sigara tiryakiliğinin tedavi edilebilen bir hastalık, aynı zamanda da benzeri olmayan bir sağlık sorunu olduğunu belirten Prof. Dr. Yıldız, şöyle dedi: ''Dünyada yılda 1.1 milyar Türkiye'de de 20 milyon insan sigara içiyor. ABD'de sigara içen sayısı azalırken Türkiye'de artmaktadır. Sigara, en ucuz kitle imha silahıdır. Türkiye'de her yıl 100 bin insan sigara nedeniyle yaşamını yitirmektedir.''

AKP'Yİ KİMLER DESTEKLİYOR?

Ermeniler, sadece Birinci Dünya Savaşı yıllarında değil, her dönemde Müslüman Türk milletinin canına kast etmişlerdir. Türkiye Ermenileri Patriği Mutafyan'ın da açıkladığı gibi; Ermeniler, Sayın Erdoğan'ı destekliyorlar.

Son gelişmelere bakılırsa, bu milletin başına türlü belalar açmış olan Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası da Adalet ve Kalkınma Partisini destekleme kararı almış.

Bugüne kadar hep Müslüman milletimizin aleyhine işler yapmış, ahlaksızlığı teşvik etmiş, hortumculuğu tescilli medya patronu da aynı partiyi destekliyor. Rantiye de dâhil…

İsraillilerin "Ege sahilindeki Gümüşlük'ten büyükçe bir site alıp koloni kurmalarını" (koloni kelimesi bana değil, gazeteye aittir) müjdeli bir haber olarak duyuran; buna karşılık, aynı nüshasında, mütedeyyin camianın tatil için gittiği otelleri eleştiren, "bu ülkenin yasaları bazı tesisleri kapsamıyor mu" diye soran gazete de AKP saflarında…

Kuzey Irak'ta Amerika ve İsrail destekli bir oluşuma giden Barzani ve Talabani'nin konuyla ilgili düşüncelerini herhalde yazmama gerek yok.

Avrupa Birliği ve arkası karanlık bazı yabancı kuruluşlar, Sayın Gül'ün cumhurbaşkanlığı adaylığını nasıl desteklemişse, aynı desteği hükümet partisinden de esirgemiyorlar.

Ve Amerika… Türkiye'nin birlik ve beraberliğini, bağımsızlığını teminat altına alan Lozan antlaşmasına bile imza atmamış olan Amerika, kayıtsız şartsız AKP'yi destekliyor. Şimdi burada, uzun uzadıya Amerika'nın ülkemize yaptığı fenalıkları yazacak değiliz. Milletimizin en büyük tehlike olarak Amerika'yı görmesi, elbette boşuna değildir.

 "İzmir'deki şehidin cenaze töreninde vatandaş, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'e "Bush'un emrinden çıkın artık" diye bağırıyordu! Vatandaş hakkında hiçbir işlem yapılmadı! Abdullah Gül de sesini çıkaramadı. Bu durumda vatandaşın söylediği, gerek hükümet gerekse Cumhuriyet savcıları tarafından haklı kabul edilmiş oluyor."

Bütün bu verileri alt alta yazıp toplarsak, ortaya şöyle bir sonuç çıkıyor: Ülkemizin ve milletimizin iyiliğini istememiş ve istememeye de devam eden bütün odaklar aynı partiyi destekliyor![2]

NATO OMBUSMANI HİKMET ÇETİN'İN CHP PİŞMANLIĞI!

Solun önemli isimlerinden Hikmet Çetin en büyük pişmanlığını açıklarken CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'a göndermelerde bulunuyor.

Ve "Baykal'a güvenmekle en büyük hatayı yaptım" diyor!

SHP'yi CHP ile birleştirmesinin en büyük pişmanlığını oluşturduğunu vurgulayan Hikmet Çetin kaygılarını "Şimdi de DSP'yi eritecek" diye dile getiriyor!

Hikmet Çetin tarafından dile getirilen bu pişmanlıkları lütfen bir kenara not edin!

Çünkü çok yakın bir zamanda başka isimlerden de bu pişmanlıkların benzerlerini duyacaksınız!

REYHAN GÜRTUNA BAŞINI AÇMIŞ

Ali Müfit Gürtuna'nın hanımı Reyhan Gürtuna, eşinin siyasi geleceği için başörtüsünü çıkarıp atmış… Ve gerekçe olarak ta "Başörtüsü gibi dini bir konu siyasi bir simge olarak kullanılmayacağını" açıklamış… Demek ki Reyhan Hanım Ali Müfit Gürtuna'nın Fazilet Partisinden İstanbul Belediye Başkanı yapılması için Türbanı inandığı için değil, siyasi istismar için takmış,,, Ama fazla dayanamamış, bu kutsal simgeyi taşıyamamış ve içi dışa çıkmış…

Yeniçağ Yazarı Sabahattin Önkibar:

"SABETAYCI DÖNMELİK'LE NEO İSLAMCI DÖNMELİK"

Yazısında şunları söylüyor ve sapla samanı karıştırıyor:

"Sabetay Sevi…

1626'da İzmir'de doğan bir Yahudi.

1665'de kendini Mesih (kurtarıcı) ilan edip taraftarlar toplayarak Osmanlı'daki kamusal düzeni tehdit etti ve soluğu Saray Mahkemesinde aldı.

Mahkemenin kararı:

Mesihlik iddialarından vazgeçmezsen öldürüleceksin. Buna mukabil dininden vazgeçip Müslüman olursan bağışlanacaksın.

Sabetay canını kurtarmak için dininden vazgeçmiş gibi göründü ve güya Müslüman olarak Mehmet Aziz Efendi adını aldı.

Bu olaydan sonra Sevi yandaşlarına ya da onun gibi şeklen Müslüman olanlara "dönmeler" nitelemesi yapıldı.

Teşbihde hata olur mu bilmiyorum ama ben bu sabetayist dönmeler ile bizim neo-islamcı dönmeleri şekil olarak bir görüyorum.

Peki neo-islamcı dönmeler kim midir?

Takiye yapıp gerçek gündemlerini gizleyenlerdir.

Daha açık tarif ile AKP cenahıdır.

Neyi mi gizliyor AKP?

Rövanş alma duygusunu.

Dahası, devleti topyekün ele geçirme amacını.

Bunu yaparken kendini Sabetay Sevi'nin dönmeleri gibi gizliyor. Daha vahim olanı ise, amacına erişmek için Türkiye üzerinde hesapları olan emperyal güçlere kendini kullandırıyor.

Peki değişmiş olamazlar mı?

Sabetay Sevi ne kadar değişti ise bunlar da o kadar değişir…

Siz İstanbul Belediye Başkanlığı koltuğunda oturan bir insanın yani Recep Tayyip Erdoğan'ın 2 yıl içinde topyekün kendini inkar edecek şekilde fikren ve zihnen değişebileceğine inanabiliyor musunuz?

Ne diyordu Recep Bey başkanken?

Demokrasi amaç için araç yani tramvaydır.

Peki amaç ne?

Değiştim söyleyemem…

İyi de değişimine hikaye diyenler var…

Ertuğrul Günay gibi eski bir marksisti bile AKP'ye aldık ya…

Ertuğrul mebus olmak, AKP'de imaj yapmak için bu zarf organizasyonu, peki ya mazruf yani sütrenin gerisi?

AKP'de Köksal Toptan gibiler de vardı, ne oldu, bakan ya da parti yöneticisi olabildi mi? Beyin ekip, gizli gündem ekibi değil mi?

Hem değiştim demene rağmen adın bile aynı. Oysa Sabetay Sevi adından bile feragat edip Mehmet Aziz Efendi olmuştu…

Ne dersiniz sevgili okur; Sayın Erdoğan mahkemeye gidip adını Tayyip Aziz Efendiye dönüştürse değişimine karine oluşturur mu?"[3]

Bay Sabahattin Önkibar, kasıtlı bir çarpıtmayla, Hak'la Batıl'ı, doğrularla yanlışları karıştırıp birlikte sunuyor. Ve AKP'nin Milli Görüş'ün devamı ve aynısı olduğunu vurgulamaya çalışıyor. Ama Refah-Yol döneminde Türkiye Gazetesinde yazdığı, Erbakan övgülerini hiç hatırlamıyor!..

Şimdi kendisine soralım:

Türk ve İslam düşmanı Yahudi siyonist Mohiz Kohen'in "Tekinalp" ismini alıp Ziya Gökalp'e Türkçülüğün esaslarını öğrettiğine inanıyorsun da..

Yine sabataist Nakşi Halifesi, Üzeyir Garih'in de manevi efendisi olan Küçük Hüseyin Feyzullah Hz.lerinin müridi olup Kıbrıs'ta doğan oğluna şeyhinin ismini vermesine ve sonra bunun Alparslan'a dönüşmesine inanıyorsun da, Tayyip Erdoğan'ın değişmesine niye inanmıyorsun?

İRAN'DA CASUSLAR CİRİT ATIYOR

Tahran yönetimini devirmek için çalışan ve ABD'nin vuracağı tesisleri araştıran casusluk şebekeleri çökertildi

İran İstihbarat Bakanlığı, birkaç casusluk şebekesinin çökertildiğini duyurdu. Fars Haber Ajansı'nın haberine göre, İran'ın merkez ile batı ve güney batısında faaliyet gösteren casusluk şebekeleri, Irak'taki işgalci güçlere çalışıyordu. Habere göre, bu şebekelerden biri İran'ın askeri çalışmalarını yakından takip ediyordu. Bu şebeke üyelerinin evlerinde yapılan aramalarda, İran'ın nükleer tesislerinin fotoğrafları ve krokileri ele geçirildi. Diğer casusluk şebekelerden birinin ise, halkı ayaklandırmaya yönelik çalışma yaptığı belirtildi. Bu şebeke, iç karışıklık çıkartarak rejimi devirmek için çalışıyordu.

ABD'li kayıp

Bu arada, İran'da son dönemde, aynı zamanda ABD vatandaşı olan, çifte vatandaşlığa sahip bazı kişilerin gözaltına alındığı, tutuklandığı ya da ülkeden çıkışına izin verilmediği haberlerine bir yenisi daha eklendi. ABD'nin California eyaletinde iş adamı, İran ve Amerikan vatandaşı olan Ali Şakeri'den, İran'ı ziyaret etmesinden sonra Mart ayından bu yana haber alınamadığı bildirildi.

28 Yıl sonra ilk görüşme

İran ve ABD yetkilileri, 28 yıl aradan sonra, üçüncü bir ülkeyi ilgilendiren konu nedeniyle de olsa, ilk kez bir araya geliyor. Washington ve Tahran yönetimleri, Bağdat'ta Irak'taki güvenlik konusunu büyükelçiler düzeyinde ele alacak. İran tarafına göre, görüşmenin gündemini, "Irak'taki İran rejimi muhalifi Halkın Mücahitleri Örgütü, Irak'taki güven ve istikrara İran'ın katılımının sağlanması, ABD güçlerinin çekilmesi için takvim belirlenmesi" konuları oluşturuyor.

TÜRKİYE'Yİ BUNLAR MI YÖNETECEK?

Cem Uzan'ın yengesi olacak Yeşim Salkım'la telefon konuşması

1998 yılında başlayan Yeşim Salkım-Hakan Uzan ilişkisi, Temmuz ayında evlilikle sonuçlandı. Ancak Yeşim Salkım'ın 13 Ekim 2003 tarihinde Savcı Mecit Ceylan'a verdiği ifadeye göre, 1998'in Nisan-Mayıs aylarında kendisinin kaydettiği bantta Cem Uzan, bu beraberliğe şiddetle karşı çıkıyordu… Emniyet tarafından "Şehlikköy 1 Etiket No: 261 (1 adet mikro kaset)" olarak başlıklandırılan bant çözümünden bir bölüm sunuyoruz:

(…)

Cem Uzan- (…) Sana son defa söylüyorum. Yarından tezi yok, kamuoyunun önünde yeni bir ilişkiye girersin, bu iş biter.

Yeşim Salkım- Hakan'dan böyle mi soğutayım kendimi.

(…)

Cem Uzan- Ben senin ne olduğunu gayet iyi biliyorum.

Yeşim Salkım- Nereden sen beni tanıyorsun? Dışardan duyduğun insanın söylediği laflarla mı beni yargılıyorsun?

Cem Uzan- Benim adım Hakan Uzan değil, ben bunları yemem. Sen süper profesyonel bir orospusun.

(…)

Yeşim Salkım- Mahkemeye çıkan insana bile savunma hakkı verirler.

Cem Uzan- Burası mahkeme değil, kusura bakma. Burası yargısız infaz.

(…)

Cem Uzan- Sen üç kuruşluk bir orospusun ve para peşinde koşan bir orospusun.

Yeşim Salkım- Ben para peşinde olsaydım, Hakan'ın çocuğunu doğurmazdım.

Cem Uzan- Bırak, 150 bin mark istedin annene ev almak için Hakan'dan.

(•••)

Yeşim Salkım- Senin hakkında çok şey söylüyor piyasa.

(…)

Cem Uzan- (…) Senin Cem Uzan hakkında düşündüklerin hiç ……. değil.

(-)              ……..

Cem Uzan- Ben kaşarım. (…) Ben senden on misli kaşarım. (…) Senin ananın ….. beton dökerim. Baban ……. diye.

Yeşim Salkım- Sen çok terbiyesiz bir insansın.

(…)

Cem Uzan- (…) Onların hepsini katlar katlar tıpaç yaparım …… tamam mı! Bak kızım bu iş ya bitecek ya bitecek.

(…)

Yeşim Salkım- Sen TV'ne mi güveniyorsun? (…) Cem Uzan- Ben senin suratına akıtacağım …….. güveniyorum![4]

Ahmet Hakan'ın kendisini adam yerine koymayan AKP'ye sitemi:

BİR MÜPTEZEL ADAY ADAYI OLMUŞ

BİR internet sitesi, Vakit Gazetesi'nin Ankara Temsilcisi Serdar Arseven'e soruyor:

"Ahmet Hakan'ı eleştiriyorsunuz ama kendisi Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nden yılın köşe yazarı ödülü aldı. Bu ödül için ne diyorsunuz?"

Serdar Arseven yanıt veriyor:

"Ne olmuş yani? Manukyan da ödül almıştı."

Dünkü Milliyet'te okudum:

Bu üslupsuz ve terbiye nedir bilmez adam, şimdi çıkmış AKP'den milletvekili olmak için dilekçe vermiş.

Parlamentoya girip vatan millet uğruna çalışacakmış.

İşin hazin tarafı şudur:

Sorumsuzca sözler söylemekten çekinmeyen Serdar Arseven adlı bu adam, kendisini "AKP Milletvekilliği" görevine yakıştırabilmektedir.

Fakat işin daha da hazin verici tarafı, AKP'nin de, bu adamı kendisine yakıştırıp aday ilan etmesi durumunda ortaya çıkacaktır.

AKP, UZAN'LA GURUR DUYUYOR, MELİH GÖKÇEK'LER ÇOĞALIYOR

BİR adam düşünün: Bankasının içini boşaltmakla suçlanıyor… 10 milyar dolarlık bir hortumlamadan tutuksuz yargılanıyor… Aynı davadan yargılanan babası ve kardeşi, dünyanın dört bir yanında "Kırmızı Bülten" ile aranıyor.

Ve bu şartlar altında…

Bu adam, çıkıp televizyon ekranlarında Türkiye'yi nasıl kurtaracağından, hırsızlardan nasıl hesap soracağından söz ediyor ve tabii hükümete bindirdikçe bindiriyor.

Peki hükümet partisi AKP ne yapıyor? Ne yapacak? Sus pus olmuş olan biteni izliyor.

Bir hükümet yetkilisi çıkıp da, "Birader, şu bankanın içi nasıl boşaltılmıştı?" diye sormuyor.

Ben herkesin bildiğini açıkça yazmakta bir sakınca görmüyorum:

Bu işin içinde "gizli bir konvansiyon" var!

Şöyle ki:

Malum Genç Parti, 3 Kasım'da gerek MHP'den, gerek DYP'den oy almıştı. Alınan bu oylar nedeniyle de iki parti barajın hemen altında kalmıştı.

Bu durum, AKP'ye yüzde 34'lük oya karşılık parlamentoda yüzde 65'lik bir temsil hakkının doğmasına neden olmuştu.

Sanırım AKP, şimdi de aynı hesabı yapıyor…

Her tarafı açık olan Cem Uzan'a karşı oluşan derin sessizliğin nedeni budur.

Yeni başlayanlar için Melih Gökçek

BİR: Geceleri yaşar. Desise dolu planlar, şeytani fikirler ve cin yaklaşımlar… Hepsi sabaha kadar yapılan müzakerelerin sonucunda ortaya çıkar. Gecenin bir şerrinin olduğunu ya da sabahın bir sahibi olduğunu bu yüzden aklına getirmez.

İKİ: "Sağ bana oy versin / sol ona oy versin" şeklindeki dáhiyane buluşu, yıllar önce keşfetmiştir. Ve bu keşif sayesinde yıllardır Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı koltuğundadır.

ÜÇ: Tayyip Erdoğan'ı başbakan yapmazlar diyordu. Abdullah Gül ile arayı açmıştı… Lider olmayı kafaya koymuştu… Ancak öngörülerinin hiçbiri tutmadı… Uzun bir süredir kafayı kaldırmayıp yerel ölçekte kalması bu yüzdendir.

DÖRT: Nevi şahsına münhasırdır: AKP dahil hiçbir partide eşi benzeri yoktur.

BEŞ: İki oğlu da babalarının yöntemini aynen kullanacak gibi… Yani dikkat! İki küçük Melih Gökçek daha gelmektedir.

ALTI: Oğlu için satın aldığı villayı haber yapan gazeteciyi, "Seni mercek altına alırım" diye tehdit etmiştir. Kendisine buradan yalvarıyorum: "Beni de mercek altına alsana Melih Gökçek!"[5]

KATİL TAZİYEYE GELİRSE!

ABD Dışişleri Bakanı Rice'ın Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ü telefonla arayarak terör olaylarından duyduğu üzüntüyü(!) dile getirmesini ve terörde hayatlarını kaybeden vatandaşlarımız için taziye dileklerini(!) iletmesini, taziyeye gelen katilin durumuna benzettik!

Adam hem cinayet işler, hem de durum anlaşılmasın diye cenaze evine gidip taziye dileklerini sunar ya, aynen öyle bir durumla karşı karşıyayız diye düşünmekten kendimizi alamadık!

Terör olaylarının hangi odaklardan kaynaklandığı belli!

Bu odakların arkasında kimlerin olduğu da belli!

Terör tam canınızı yakmışken, terör sizi can evinden vurmuşken, teröre destek verip, palazlanmasına yardımcı olanların telefon ederek üzüntülerini(!) dile getirmelerini başka nasıl yorumlayabiliriz ki!

ABDULLAH GÜL KİMİN UÇAĞINA BİNDİ?

İstanbul'dan kalkan Türk Hava Yolları uçağı Ankara'daki misafirlerini almak için Esenboğa'ya indi. Yolculuk Batum'aydı. İşletmesi TAV Firması tarafından alınan Batum Havaalanı'nın açılışına gidiliyordu.

Ancak dikkatli gözler aynı apronda bir başka uçak gördü. Bu özel uçağın üzerinde "TC-DGN-Doğan" yazıyordu. Uçak, Türkiye'nin en büyük medya patronu Aydın Doğan'ın Havacılık şirketine aitti.

Buraya kadar normal. Bundan sonrası ise biraz garip.

Ankara'dan Batum götürülecek misafirler arasında önemli isimlerde vardı. En önemlisi ise, Başbakan Yardımcısı Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'dü.

Abdullah Gül, eşiyle birlikte göründüğünde herkes THY uçağına yöneleceğini zannediyordu. Ancak tam tersi oldu. Gül, aprondaki diğer uçağa yöneldi. Ulaştırma Bakanı ile birlikte üzerinde "Doğan" yazan özel uçağa bindi. Batum'a onunla gitti, onunla döndü.

Şimdi bu durumda şu soruları sorma hakkımız doğuyor?

1- Neden devletin uçağı THY dururken, Aydın Doğan'ın şirketine ait uçağı tercih etti?

2- Ülkenin seçim atmosferine girdiği bir ortamda, bir medya patronunun uçağını tercih etmek ne anlama geliyor.

3- Yine Doğan Grubu'na ait POAŞ'ın vergi borcuyla ilgili dedikodular ayyuka çıkmışken, bu tercih ne kadar doğrudur?

Başka sorularda var, devam edelim:

4- Batum Havalimanı'nın açılış organizasyonunu kim yaptı?

5- Açılış organizasyonu'nu ARTER Reklam ve Organizasyon şirketinin yaptığı doğru mu?

6- Doğru ise ARTER Reklamcılık'ın AKP'nin reklam ve tanıtım işlerini de yapan ve Belediye Başkanlığı'ndan bu yana Erdoğan'ın en yakınında bulunan Erol Olçak'a ait olması bir tesadüf mü?

Daha ne soralım.

BÖYLE DÜŞMAN DOSTLAR BAŞINA!

AKP'liler CHP'ye ve Deniz Baykal'a ne kadar teşekkür etseler, azdır!

AKP'liler Cumhurbaşkanlığı seçimi için 367 şartının aranmasının gerekli olduğunu açıklayan Anayasa Mahkemesine ne kadar teşekkür etseler, azdır!

AKP'liler Genelkurmay tarafından yayınlanan bildiri için, bildiriyi kaleme alanlara ne kadar teşekkür etseler, azdır!

AKP'liler durup dururken mitingler düzenleyip, milletin inançlarına karşı bayrak açanlara ne kadar teşekkür etseler, azdır!

AKP iktidarının gidişatından memnun olmayan bir kesim el ve gönül birliğine giderek sözüm ona bu gidişata dur demeye kalkıştılar!

Ama attıkları her adımla AKP'ye büyük bir destek sağlamaktan başka bir şey yapmamış oldular!

AKP'yi iktidara taşımış ama icraatlarından memnun kalmamış kitlelerin yeniden AKP'ye yönelmelerine yol açtılar!

Ve işin garibi hâlâ ne yaptıklarının farkında değiller!

Sanıyorlar ki attıkları bu adımlar ile AKP'yi saf dışı bırakıyorlar!

ERMENİ DEDEMLE GURUR DUYUYORUM

İhaleye yolsuzluk karıştırdığı iddiasıyla yargılanan Eski Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Rektörü Prof. Dr. Yücel Aşkın, dedesinin Ermeni olduğuna ilişkin iddiaları doğruladı.

Radikal Gazetesi'nde yayınlanan habere göre; Prof. Dr. Yücel Aşkın'ın dedesi, 'Güllü Agop' olarak bilinen Agop Vartovyan. Türk tiyatrosunun kurucuları arasında yer alan Vartovyan, sonradan İslamiyet'i kabul ederek Yakup ismini almış. Dedesinin Ermeni olduğuna ilişkin iddialarla ilgili ilk kez açıklama yapan Aşkın, "Agop Vartovyan'ın dedem olmasından gurur duyuyorum." dedi. Vartovyan'ın dedesi olmasının aşağılayıcı bir şey olmadığını aktaran Yücel Aşkın, "Tam tersine onun yaptığı hizmetleri kaç kişi yaptı bu ülkeye?" şeklinde konuştu. Aşkın, dedesinin ön plana çıkarılarak kendisine karşı ayrımcılık yapıldığını öne sürdü. Yücel Aşkın şimdiye kadar konuşmamasının gerekçesi olarak da, "Polemiğe girmek istemedim. Onun için konuşmadım. Kendimi bu konuda konuşmak için mecbur hissetmedim." ifadelerini kullandı. Yücel Aşkın, Ermeni kökenli olmasına rağmen kendini Ermeni cemaatinin bir üyesi olarak görmediğini söyledi. Ancak Ermeni soykırımı iddialarıyla ilgili olarak, "1915 yılındaki olaylar bana göre insanlık trajedisidir." ifadesini kullandı.[6]

YUNAN'A GÖRE TÜRKİYE HÂLÂ VATAN TOPRAĞI

Yunanistan'da yapılan bir kamuoyu araştırması, Yunanlıların oldukça önemli bir bölümünün, halen Türkiye dahil başka ülkelerin bazı bölgelerini, "kendi egemenlikleri altında olmayan Yunan toprakları" olarak gördüklerini ortaya çıkardı. Yunan Siyasi Araştırma ve İletişim Merkezi (KPEE) adlı araştırma şirketi, 22-31 Mart günleri arasında 2000 kişiyi kapsayan, halkın bazı siyasi ve sosyal konulardaki genel eğilimini belirlemeye yönelik bir kamuoyu araştırması yaptı. "Bugün hâlâ kurtarılmamış vatan toprakları var mı?" sorusunu yanıtlayan Yunanlıların yüzde 37,9'u, bu soruyu "Evet, İstanbul" diye yanıtlarken, yüzde 36,2'si Ege kıyılarını, yüzde 31,2'si Karadeniz kıyılarını, yüzde 59,9'u da Kıbrıs'ı bu biçimde tanımladı.

"DEVLET TEKNİĞİ"NİN ACEMİSİ MİYİZ?

80 küsur senedir devleti sahiplenen ve yönettiğini zanneden bürokratik iktidarın haline bakınız; bir asra yakın zamanda kendi halkını "tehdit" konseptinden çıkarmayı başaramamıştır; iç tehdit de kendi halkından kaynaklanmaktadır, dış tehdit de. Birinin adı irticâ, öteki bölücülük. Anladık halkın kabahati büyük, anladık bu ahalinin başından sopayı eksik etmemek lazımdır, anladık bunlara devletin en kıytırık mevkileri bile emanet edilemez. Hepsini anladık, toplum suçlu! Peki "yönetici akıl" (hikmet-i hükümet) sahibi olması gereken o tırnak içindeki "devlet"in hiç taksiri yok mu? Hayır; o daima gayrı mes'ul, daima mâsum, daima "lâ yü'selü ammâ yef'âl". Hâşâ huzurdan bu tâbir, yani, "yaptığından ötürü sorgulanamaz" olan, dinî literatürde ancak Allah'a mahsus olan bir keyfiyeti remzeder! Bir öğretmen düşünün; seksen senedir bir sınıf dolusu öğrenciyi adam etmek, terbiye vermek için uğraşıyor; başarısızlığını ikide bir sınıfı sıra dayağına çekip ondan sonra velilere "iki yüzden başarısız oluyoruz; öğrencilerimiz hem gerici, hem bölücü" diye nutuk çekiyor ve sonra yine öğretmenliğe devam ediyor. Kimsenin aklına, "yahu sen nasıl öğretmensin ki, seksen senede bir karış mesafe kaydedemedin" diye sormak gelmiyor. Bu vahim durum, sadece yönetici sınıfın değil, yönetilenlerin de "devlet tekniği" konusunda pek fazla fikir sahibi olmadığını işaretlemektedir. Prof. Kaynak bu fikri zarifâne imâ ediyor; bizzat yönetemiyorsan, yönetecek olanı istihdam etmek de yönetmektir; hatta asıl yönetim sanatı budur. Biz demokrasi kültürünün eksikliğinden yakınıyorduk; meğer asıl nedret devlet tekniği denilen ve bizde pek mebzul olduğunu zannettiğimiz hünerde imiş; iyi mi?[7]

FRANSA'NIN BAŞINDA BİR SELANİK YAHUDİSİ

Fransa'nın yeni cumhurbaşkanı Sarkozy, anne tarafından Selânikli bir Yahudi'dir… Selânikliler tarafından idare edilen ülkeler çoğalmaya başladı!..

Sarkozy Müslüman Türkiye'ye çok muhaliftir. Deveciyan isimli bir Ermeniyi önemli bir makama getirdi.

Peki, Sarkozy Türkiye'ye büyük zarar verebilir mi? Şahsen vereceğini zannetmiyorum, çünkü bizdeki Selânikliler kapalı kapıların ardında onunla görüşürler ve kendileri için uygun olan neyse o çizgiye getirirler.

Yahudiler doğrusu yaman millet… 19'uncu asırda İngiliz İmparatorluğu'nun başvekillerinden birisi, D'Israeli Yahudi idi… 20'nci asırda Fransa Başbakanlarından Mendés France da… Avusturya başbakanı Kresky de… Küba diktatörü Castro hâlis muhlis Yahudi'dir.

Musevî dininde, bir Yahudi'nin, asıl inançlarını içinde koruması şartıyla dıştan Müslüman veya Hıristiyan görünmesine izin, fetva ve ruhsat verilmiştir.

Öyle ki, bazı İslâm ülkelerinde Yahudiler İslâmî hareketin, siyasal İslâm'ın içine bile sızmışlardır… Dıştan Müslüman, içten Yahudi… Gündüz külâhlı, gece silâhlı… Elimde delil ve belge yok, 15 sene önce anlatmışlardı. Cuma günü camide, cumartesi günü Sinagogta dua edenler varmış. Olur mu böyle şey? Olabilir olabilir…

"Yahu sen manyak mısın?.." Değilim ama sen salacque'sin…

Katolik kilisesinde bir yığın, Yahudilikten dönme yüksek rütbeli rahip var. Hattâ bunlardan biri (Fransa'da) "Ben hâlâ Yahudiyim…" diye açıkça söyledi. Katolik olmuş ama yine de Yahudiymiş… Aynı şey Türkiye'de niçin olmasın. Hem Müslüman hem Yahudi…

Peki kimler bunlar?..

Zavallı Çağdaşlar

Bir Mason ne için çalışır? Elbette Masonluk için… Bir Marksist ne için çalışır? (Samimî ise) Marksizm için… Peki bir Müslüman ne için çalışır? Müslümanlık için…

Bizdeki bazı kafalara (veya kafasızlara göre) Mason'un Masonluk Marksistin Marksizm için çalışması çok normaldir de, Müslüman'ın Müslümanlık için çalışması hiç normal değildir; büyük bir tehdit ve tehlikedir? Neye karşı tehdit ve tehlikedir? Cumhuriyete karşı, Atatürk'e karşı, Laikliğe karşı… Gerçekten böyle midir? Hayır, kesinlikle böyle değildir. Müslüman'ın Müslümanlık için çalışması BİRİLERİ ve BAZILARI için büyük tehlike ve tehdit oluşturmaktadır.

Adamlar dehşetli bir saltanat ve hâkimiyet kurmuşlar.

CHP İLE DSP'YE ZORLA TÖRE EVLİLİĞİ YAPTIRILDI

Siz bu evliliğe BERDEL mi dersiniz, ya da BEŞİKKERTMESİ mi dersiniz ama yapılan iş, tıpkı günümüzün çok izlenen SILA dizisinde olduğu gibi, âdeta baskı ve işkence altında yaptırılan bir nikâhı andırıyor.

Zira taraflar Lâikçi Fanatiklerin düzenlediği İzmir mitinginde kesinlikle böyle bir birlikteliğe karşı idiler. Hatta sayın Baykal ile sayın Sezer İzmir mitingine, ayrı ayrı yerlerde birbirlerinden uzak noktalarda izleyici sıfatı ile katılmışlardı.

Ama lâikçi fanatiklerin katı töresi, bu masum çiftleri zoraki nikâha mahkûm etti. Baskılar netice verdi. Nitekim Samsun mitinginde mahcup evliler büyüklerinin ellerini öperek kaderlerine râzı oldular.

Diyeceksiniz ki, bu bir seçim ittifakıdır, bunda ne var? Nedeni şu: Ortada yaptırılan bir işlem varsa, ki var, bu ilkel bir yöntemdir. Bu birlikten mutlu bir evliliğin doğacağını ümid etmek nâfiledir. Ya da bu nikâh batıldır, fasittir.

Neden bu yaklaşımı eleştirel bir üslûbla ifade ediyorsunuz derseniz arz edeyim: Çünkü seçim sathı mailindeyiz. Elbette, suya da dokunacağım, sabuna da. Zirâ temizlik yapıyoruz. Kendini millete arz eden partilerin ayıpları, kusurları ya da, kirli çamaşırları, tabii ki ortaya dökülecek. Halkımızın ayıplı veya defolu partilerden uzak kalması için hepimiz elimizden gelen çabayı göstermek zorundayız. Milletin hakkı söz konusu olduğu zaman Hakta hatır olmaz kuralı uygulanır.

SOROS'UN FONLADIĞI KADER'İN BAŞKANI AKP'DEN ADAY

Kadın Adayları Destekleme ve Eğitme Derneği (KADER) Başkanı Seyhan Ekşioğlu, AKP'den milletvekili aday adayı oldu. Ekşioğlu, Aydınlık'ın "neden AKP'yi seçtiniz" sorusuna, "Sivil toplum kuruluşlarında savunduğum görüşlerime en yakın parti AKP" diye yanıt verdi. Amerika ve Avrupa kurumlarının Türkiye'de kadından sorumlu gördüğü ve bilgisine başvurduğu ilk sıralardaki kadın kuruluşu KADER, Soros'tan en fazla para alan kadın örgütü olarak biliniyor.

Erdoğan Ailesinde Bir Bilinmeyen Daha

BAŞBAKAN'IN OĞLU ÇÜRÜK RAPORUYLA ASKERE GİTMEDİ

Tayyip Erdoğan'ın büyük oğlu Ahmet Burak Erdoğan, kamuoyunda pek görünmüyor. Ahmet Burak, bundan bir yıl önce gazetelerde kurduğu denizcilik şirketi için aldığı 5 milyon dolarlık gemiyle gündeme geldi. Daha önce, babası Belediye Başkanı iken ciddi bir vukuatla gazetelerde haber olmuştu. Sanatçı Sevim Tanürek'e çarpmış ve ölümüne neden olmuştu.

Adı: Ahmet Burak.

Baba Adı: Recep Tayyip.

Ana Adı: Emine.

Doğum Tarihi: 04.07.1979.

Medeni Hali: Evli(23.02.2001)

Askerlik Durumu: ÇÜRÜK…

Recep Tayyip Erdoğan'ın büyük oğlu Ahmet Burak Erdoğan'ın, aldığı çürük raporuyla askere gitmediği ortaya çıktı. Rize Güneysu Askerlik Şubesi'ne kayıtlı Ahmet Burak Erdoğan, 2000 yılında Kasımpaşa Deniz Hastanesi'nden verilen raporla çürüğe ayrıldı. Çürük raporunun altında dönemin Baştabibi Tuğamiral A. Vehbi Alpman'ın onayı var.

"Tedavi Edilebilir Hastalık"

Rapora göre, Ahmet Burak'ın hastalığı testis kanseri. Uzman hekimlerin verdiği bilgiye göre, testis kanseri tedavi edilebilir bir rahatsızlık. Burası önemli, çünkü çürük raporu, asker adayı açısından ancak iş görme gücünün yüzde 60'ını yitirmesi durumunda veriliyor. Tedavi edilebilir hastalıklardaysa durum farklı. Hastalığın tedavi edilmesinin ardından kişi, askere alınıyor.

Başbakan Sorulara Yanıt Vermedi

Basın, bu bilgiye ulaşınca konuyu farklı kaynaklardan araştırdı. Bilgi doğruydu. Ahmet Burak Erdoğan'ın testis kanseri tedavisi gördüğüne dair herhangi bir bilgiye ise ulaşılamıyor. muhabir, konuyu Başbakan Erdoğan'a yazılı olarak sordu. 2 Mayıs 2007 tarihinde yolladığımız yazılı soruya herhangi bir yanıt verilmedi. Sorular şöyleydi:

1- Oğlunuz Ahmet Burak Erdoğan'ın, 2000 yılında Kasımpaşa Deniz Hastanesi'nden verilen testis kanseri raporuyla çürüğe ayrıldığını öğrendik. Sayın Ahmet Burak Erdoğan ne zaman testis kanseri olmuştur?

2-  Sayın Ahmet Burak Erdoğan, hastalığıyla ilgili hangi tedaviyi görmüştür?

3-  Sayın Ahmet Burak Erdoğan'ın şimdiki sağlık durumu nedir?

Başbakan Erdoğan'dan resmi yanıt gelmedi, ancak Aydınlık, Başbakanlık Basın Müşaviri Mehmet Akif Beki'ye telefonla ulaştı. Beki, Aydınlık'ın sorularının kişisel hayatı ilgilendirdiği gerekçesiyle yanıt vermeyeceklerini belirtti.[8]


[1] Oktay Ekşi / 13.06.2007 / Hürriyet

[2] İbrahim Tenekeci / Milli Gazete / 13.06.2007

[3] 28 Mayıs 2007 / Yeniçağ / S. Önkibar

[4] 27 Mayıs 2007 / Aydınlık

[5] 25 Mayıs 2007 / Hürriyet

[6] 28 Mayıs 2007 / Zaman

[7] 28 Mayıs 2007 / Zaman / A. Turan Alkan

[8] 20 Mayıs 2007 / Aydınlık

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Bayram YÖNEM

Bayram YÖNEM

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...