YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
6a02575abb0de
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 8 4 2
Bugün : 1305
Dün : 60239
Bu ay : 667945
Geçen ay : 1737715
Toplam : 54550718
IP'niz : 216.73.216.247

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

Sünni ve Şii Din Adamları Beraber Namaz Kılarak Birlik Mesajı Verdi

Irak'ın Basra kentinde Sünni ve Şii liderler bir araya gelerek önce toplantı yaptı, sonra da hep birlikte namaz kıldı.

Yapılan saldırılar, Irak'ta Şiilerle Sünniler arasındaki tansiyonu yükseltmişti. Sünni ve Şii din adamları, birlik mesajları vererek Irak'ta gerilen ortamı yumuşatmaya çalışıyor. Basra kentinde Sünnilerin gittiği Basra Kebir Camii'nde toplanan Sünni ve Şii liderler, önce basına kapalı toplantı yaptı, sonra da hep birlikte namaz kıldı.

 

Yapılan görüşmeler ve ardından birlikte kılınan namaz sonrası Sünni, Şii din adamları ve parti başkanları güler yüzle basının karşısına çıkarken, basın toplantısında görüşmeden çıkan 10 maddelik karar metni okundu. Toplantıda alınan kararları okuyan Şii lider Abdulaziz El Hekim'in temsilcisi Abid El Musevi, yapılan saldırılar ve meydana gelen olayları konuşmak için bir araya geldiklerini belirterek, "Bizim buradan söylediklerimiz dini mercilerin sözleridir. Kan dökülmesini istemiyoruz. Sünni ve Şiiler, kardeştir ve beraberdir. Bu yaşananlardan işgal güçleri mesuldür. İstikrarsızlığın sebebi işgal güçleridir. Kim fitne çıkarıyorsa onu cezalandıracağız. Hükümet hemen teröristleri yakalamalı ve cezalarını vermelidir. Ayrıca kim suçsuz olduğu halde hapishanede tutuklu bulunuyorsa hemen serbest bırakılmalıdır. Halkın fikrine saygı gösterilmelidir. Irak'ta hemen bir hükümet kurulması ve işgal güçlerinin çıkması gereklidir. Basra'da çalışan istihbarat güçleri ve polisler Şii, Sünni ayrımı gözetmeden işlerini yapmalıdır. Tahkikatlar yapılarak Basra'da bombalı saldırı gerçekleştirenler, kötü işler yapanlar cezalandırılacaktır. Sünni ve Şiiler bir araya gelerek görüştü. İnşallah artık bu fitne bitecektir" şeklinde sıraladı.[1]

SANAYİ VE ENERJİ İHTİYAÇLARI NEDENİYLE DAYANIŞMAYA MECBURLAR

Çin ve İran: Birbirlerini Tamamlayan İki Ülke

Çin'in uluslararası yayın organlarında, ABD'nin Ortadoğu'daki stratejik çıkarları gereği, İran'ın nükleer çalışmalarda bulunmasını bir tehdit olarak gördüğü, bu ülkenin bütün nükleer tesislerini tamamen ortadan kaldırmak için çaba harcadığı belirtiliyor ve bunun "hegemonyacılık" olduğu vurgulanıyor.

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Konseyi'nin 2 Şubat'ta Viyana'da yapılan olağanüstü toplantısı öncesinde Çin, İran'ın nükleer çalışmaları konusunun diplomasi yoluyla çözülebileceği yönündeki ısrarlı tavrını sürdürdü. Başta ABD olmak üzere, İran'la uzun süredir AB adına görüşmelerde bulunan İngiltere, Almanya ve Fransa gibi Batılı ülkelerin, sorunu Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne taşıma ve İran'a ekonomik yaptırımlar uygulama çabalarına başından beri karşı çıkan Çin, "ilgili bütün tarafların ortak çabaları sayesinde müzakerelere ve barışçı çözüm yoluna yeniden dönülebileceğini düşünüyor ve arzuluyoruz" diyor.

Çin'de konuyla ilgili olarak yapılan yorumlarda, çok zikzaklı biçimde ilerleyen ve karmaşık bir sürece dönüşen İran nükleer sorununun, "büyük güçler arasındaki mücadeleyi" yansıttığı görüşü hakim. İran dahil, hiçbir ülkenin nükleer enerjiyi barışçı amaçla kullanma hakkından mahrum edilemeyeceğinin dile getirildiği yorumlarda, sorunun bu derece büyümesinden ve uluslararası ortamın gerginleşmesinden ABD sorumlu tutuluyor. Dikkati çeken bir diğer nokta da Çin'in, Rusya'nın "İran'ı koruyan" tutumuna ve Putin'in konuyla ilgili çözüm önerilerine de son derece sıcak bakıyor olması.

"Çin'le Hemfikiriz"

İran Ulusal Yüksek Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri ve nükleer sorunla ilgili baş temsilci Ali Larijani, 26 Ocak'ta Pekin'e bir günlük ziyaret gerçekleştirmiş, Çin Dışişleri Bakanı Li Zhaoxing'le görüştükten sonra yaptığı açıklamada Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Konseyi'nde ele alınacak İran nükleer dosyasıyla ilgili olarak Çin'le her konuda hemfikir olduklarını açıklamıştı. Görünen o ki Çin, uzun süredir devam eden Kore Yarımadası nükleer sorunuyla ilgili tavrı ve arabuluculuk çabalarının ardından, İran nükleer krizi konusunda da "sesini fazla yükseltmeden" ama hayli belirgin biçimde ABD karşıtı bir rol üstleniyor ve bunun dünya barışı için gerekli olduğunu söylüyor. Öte yandan, sorunun Çin'in ulusal çıkarları açısından da önemi çok büyük.

Hürmüz Boğazı'nın Güvenliği

Çin'in bir süredir yaşanan nükleer sorunla ilgili olarak İran'dan yana tavır almasının ardında, bu ülkeyle hafif sanayi ve tüketim mallarına dayanan 6 milyar dolarlık ticaret hacminin yanında, öncelikle silah ve enerji alanlarındaki yoğun ilişkisinin büyük payı var. İran, Çin açısından oldukça stratejik bir ülke. 1980'lerin başındaki İran- Irak savaşından bu yana İran'a silah satan Çin, silah teknolojisi transferi ve ortak üretim programları konusunda da geniş işbirliği içinde. Sünni nitelikli Doğu Türkistan sorununda Şii İran'ı yanına çeken Çin, İran'la bölgesel ve küresel askeri dengeleri etkileyebilecek pek çok anlaşmaya imza atmış bulunuyor

Başta ABD olmak üzere Batılı ülkelerin tepkilerine rağmen "şer ekseni" içinde tanımlanan İran'a silah satmak, Çin açısından her şeyden önce ekonomik kazanç demek. Ama aynı zamanda da İran, Taiwan sorununda hep karşı karşıya gelinen ABD'ye karşı önemli bir bölgesel koz niteliğinde.

25 Yıllık Anlaşma

Enerji ihtiyacı her geçen gün daha da büyüyen, petrol rezervlerinin 15 yıl içinde tükeneceği söylenen Çin'in, günlük 2.4 milyon varillik ham petrol ithalatının yüzde 15'ini İran karşılıyor. Bir başka açıdan da bakıldığında Çin, İran'ın en fazla petrol ihraç ettiği ülke. 2004'te gerçekleşen ve boyutunun 100 milyar dolara vardığı söylenen enerji anlaşması uyarınca Çin, İran'dan 2030'a kadar her yıl 10 milyon metreküp sıvılaştırılmış doğal gaz alacak, petrol ithalatını artırarak sürdürecek ve Çin petrol şirketleri İran'a yatırım yaparak petrol arayacak. 25 yıl sonra Çin ve İran arasındaki enerji alışverişinin 200 milyar dolara ulaşacağı tahmin ediliyor.

İran ve ÇHC arasında 6 milyar dolarlık ticaret hacminin yanı sıra silah ve enerji anlamında da yoğun ilişki var.

 

 

RUSYA VE ABD'NİN FİLİSTİN, İRAN VE KIBRIS'A FARKLI BAKIŞI

Putin Ve Bush'un "Soğuk Savaşı"

Rusya Devlet Başkanı Putin ve ABD Başkanı Bush son bir haftadır dünya gündemine ilişkin yaptıkları açıklamalarla adeta "soğuk savaş" yapıyorlar. Filistin, İran, Kıbrıs konularında açıklamalarda bulunan liderler her konuda karşıt görüşler dile getirdiler. Her bir açıklama birbirlerine "yanıt" niteliğinde.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 1 Şubat 2006 günü düzenlediği basın toplantısına "tüm füze savunma sistemlerini delecek kapasitede füzeleri bulunduğunu" söyleyerek başladı. Rusya, dünyada kimsenin sahip olmadığı füze sistemini geçen yıl test ettiğini açıklamıştı. Rusya'nın test ettiği füzenin "herhangi bir füze savunma sistemine karşı geliştirilmediği, ancak her türlü füze savunma sistemini alt edebilecek kapasiteye sahip olduğu" bildirilmişti. Putin'in sözünü ettiği füzelerin, sesten hızlı olduğu belirtiliyor. Dünya'daki en gelişmiş füze savunma sistemi ise ABD'nin elinde.

Putin'in Filistin Yorumu

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Hamas örgütünden barışçı diyaloga girmesini istedi ve Rusya'nın Ortadoğu konusundaki tutumunun, ABD ve Avrupa'nınkinden farklı olduğunu söyledi. Putin, Batı'yı, "Hamas'ın yakın zamandaki seçim zaferinden dolayı Filistinlilere destek vermeyi reddetmemesi" yolunda uyardı.

İran konusuna da değinen Putin, "uluslararası toplumun İran hakkında acele etmemesi gerektiğini" vurguladı. Putin, "Tahran yönetiminin söyledikleri de dikkate alınmalı. Biz İran'a sıcak bir teklif götürdük cevabını bekliyoruz. Topraklarımızı İranlı dostlarımıza açmaya hazırız. BM Güvenlik Konseyi'nin içinde biz de varız ve Çin'le birlikte hareket ediyoruz bu iki oy demek" diye konuştu.

Rusya Devlet Başkanı, yabancı destekli sivil örgütlere yönelik eleştirilerini yineleyerek, "Sivil örgütler, yurtdışındaki kuklacıların kontrolünde olmamalı" dedi.

Kuzey Kıbrıs'a Destek

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, basın toplantısında Kıbrıs'a da değindi. Putin, KKTC'nin Kıbrıs sorununun çözümü konusunda izlediği politikanın açık ve takdire şayan olduğunu belirtti ve KKTC'nin son dönemde aktifleştiği izleniminin oluştuğunu söyledi.

Bush Tam Tersi

Putin Moskova'da basın toplantısını yaptığı gün ABD Başkanı Bush Kongre'de "Birliğin Durumu" konuşmasını yaptı. Bush, ABD'nin dünyada diktatörlükleri sona erdirme hedefine bağlı olduğunu öne sürdü. ABD Başkanı, "teröristlerin sürekli çaba harcadığı bir dönemde" Amerika'nın taahhütlerinden vazgeçip sınırları içinde kendini dünyadan tecrit etmekle güven içinde olamayacağını belirtti.

Bush hedeflerini şöyle sıraladı. "Suriye, Burma, Zimbabwe, Kuzey Kore ve İran gibi ülkelerde yaşayanları unutmayacağız. Bu dünyada barış ve adalet için o insanların da özgürlüğe kavuşması şarttır."

Bush ABD'nin Ortadoğu'da "demokratik reformları" desteklediğini vurguladı. ABD Başkanı İran ve Suriye'den söz ederken, İran'ın terörü desteklemeye devam ettiğini, Suriye'de demokrasi olmadığını öne sürdü.

Bush'un İran ve Filistin Yorumu

Bush "dünyanın İran'ın nükleer silah sahibi olmasına izin vermemesi gerektiğini vurguladı; İran'ın din adamlarından oluşan küçük bir grup elitin elinde rehin olduğunu ve Amerika'nın İran halkının kendi geleceğini tayin hakkına saygı duyduğunu" bildirdi. Bush, "Filistin seçimlerini kazanan Hamas örgütünün İsrail'i tanıması, silahlarını bırakması, terörizmi reddetmesi ve kalıcı barış yönünde çalışması gerektiğini ifade etti."

Putin'den Hamas'a Destek

Hamas'a ilk ciddi destek Rusya'dan geldi, Batı'ya seslenen Putin, Hamas'ı bahane edip Filistin halkına yardımı reddetmenin hata olacağını söyledi

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kremlin'de düzenlenen basın toplantısında, Hamas'ın Filistin seçimlerini kazanmasının ardından dünyanın Filistinlilere yaptığı yardımı kesmemesi gerektiğini söyledi. Putin, Filistin'de Hamas'ın seçilmesini, "Ortadoğu'daki Amerikan çabalarına büyük bir darbe" olarak niteledi. Ortadoğu Dörtlüsü'nün bir üyesi olarak, Hamas'ın İsrail'in varlığını kabul etmesini ve radikal tutumundan vazgeçmesini umduklarını kaydetti.

AB ve ABD, Hamas'ın şiddetten vazgeçmemesi ve İsrail'i tanımaması halinde Filistin yönetimine yapılan yardımı kesebileceklerini bildirmişti. Londra'da önceki gün toplanan Ortadoğu dörtlüsü, BM, ABD, AB ve Rusya, Hamas'tan silah bırakmasını ve İsrail'i tanımasını istemişti.

Rusya ile Suriye Arasında Askeri Görüşme

Suriye ile Rusya arasında, askeri ilişkileri güçlendirme konusunu ele alan üst düzey bir görüşme yapıldı. Suriye haber ajansı SANA, Şam'ı ziyaret eden Rusya Genelkurmay Başkanı Yuri Baluyevski ile Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad'ın bir araya geldiğini duyurdu. Haberde, Baluyevski İle Esad'ın, "Suriye ve Rusya arasındaki tarihi ilişkileri değerlendirdikleri, iki ülke orduları arasındaki dostluk ilişkileriyle bu ilişkilerin güçlendirilip geliştirilmesi yollarını ele aldıkları" belirtildi. Baluyevski'nin, ziyareti sırasında Suriye Savunma Bakanı Hasan Türkmeni ve Genelkurmay Başkanı Ali Habib ile de görüştüğü kaydedildi. Öte yandan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Lübnan'ın İsrail sınırında gözlemci olarak görev yapan BM barış gücü UNIFIL'in görev süresini 6 ay daha uzattı. Güvenlik Konseyi'nde oybirliğiyle kabul edilen kararda, 2000 kişilik UNIFIL'in görev süresi 31 Temmuz 2006'ya kadar uzatılmış oldu.

Chavez'den ABD'ye "Casusluk Yapma" Uyarısı

Venezüella Devlet Başkanı Hugo Chavez, ABD'yi, casusluk yapmaması konusunda uyardı. Chavez, katıldığı bir toplantıda, ABD büyükelçiliğine casusluk yapmayı bırakmasını tavsiye etti ve ajanlarının ABD büyükelçiliğine sızdığını söyledi. Hugo Chavez, şöyle konuştu: "ABD büyükelçiliğine, casusluk yapmayı bırakmasını tavsiye ediyorum. Etrafta fazla dolaşmayın çünkü sizi izliyoruz. Büyükelçilikteki Amerikan askeri yetkilileri casusluk yapıyor. Onların arasına sızdık. Gringoların bayıldığı 'Arepas reina pepeada'larını (Venezüella'nın geleneksel mısır yemeği) nerede yediklerini bile biliyoruz."

BU MAZLUM MİLLETLERİN ve BÜTÜN DOĞU'NUN DAVASIDIR

Doğu Milletlerini Ayırma Çabaları Boş!

"Türkiye halkının Doğu milletleriyle Rusya, Azerbaycan, Afganistan ve İran ile bağları yalnız hissiyat üzerine kurulu değildir. Aralarında hakiki, maddi ve değiştirilemez esaslar vardır." İlk Türk operası İran onuruna besteleniyor. Operanın konusu, bizzat Mustafa Kemal Atatürk'ten: "Türk milletinin doğuşu, İran ve Türk milletlerinin kardeşliği ifade edilmeli!"

"İçimizde hakikaten büyük bir boşluk vardı. O da İran milletinin temsilcisinden mahrumiyet!" Mustafa Kemal Atatürk, 1922 yılında İran elçisini böyle candan karşılıyordu!

Aynı konuşmada, "Türkiye halkının Doğu milletleriyle Rusya, Azerbaycan, Afganistan ve İran ile bağlarının yalnız hissiyat üzerine kurulu olmadığını, Doğu milletleri arasında hakiki, maddi ve değiştirilemez esaslar bulunduğunu" vurguluyordu: "Düşmanların içimize girerek bu bağı sarsmasını hayal bile etmek olanaksızdır!"

"Türkiye'nin bugünkü mücadelesi yalnız kendi adına ve hesabına olsaydı, daha kısa, daha az kanlı olurdu. Savunduğu dava bütün mazlum milletlerin, bütün Doğu'nun davasıdır." Sonuca ulaşana dek bütün Doğu milletleriyle birlikte yürünecektir. Oysa bu zamana dek gelişen olaylar halkların gerçek fikir ve hareketlerini yansıtmamıştı. Doğu milletlerinin kendi irade ve duygularıyla hareket etmesine imkân verilmemiş; çünkü başta bulunan çarlar, hükümdarlar yalnız hırslarını tatmine çalışmışlardı, İran'ın milliyetperver, fevkalade kahraman milleti artık emin olabilir, Türkiye'nin başında bulunanlar aynı adamlar değil. Tarih değişecek; hepsi yırtılacak, yeni bir tarih yapılacak!

 

HAMAS

İslami Direniş Hareketi (Hamas) 14 Aralık: 1987'de Şeyh Ahmet Yasin tarafından kuruldu. Ağustos 1988'de yayınladığı bildirisinde, Müslüman Kardeşler örgütünün Filistin kolu olarak tanımlıyordu kendini. İsrail tarafından FKÖ'yle (Filistin Kurtuluş Örgütü) karşı karşıya gelir düşüncesiyle desteklendiği, Arafat tarafından da ileri sürülmüştü. İntifada'nın 1987'de başladığı yılda kurulması ise bu açıdan önemli. Bu hareket zamanla güçlendi ve kontrol dışına çıktı. Arafat'ın güçlenen ve taban bulan Hamas'a karşı tutumunu değiştirmesine rağmen, Hamas liderliği bu öneriyi reddetmişti.

İsrail'e İlk Yaklaşan Arap Lider

1967 savaşı akabinde Hartum'da toplanan Arap Zirvesi'nde İsrail konusunda temel bir karar çıkmıştı: Tanıma yok, uzlaşma yok, görüşme yok. Fakat İsrail'le süren gerginliğin ekonomik ve siyasi yükünün arttığı konusunda şikâyetler de gelmekteydi. 1967 ve 1973 savaşları İsrail'in bölgeden tasfiyesinin zor olduğunu göstermişti. Mısır devlet başkanı Sedat, İsrail'e ilk yaklaşan Arap lider olmuştu. 1977'nin başında Mısır'da ekmek fiyatları nedeniyle meydana gelen olaylardan üç ay sonra Nisan 1977'de Mısır cumhurbaşkanı Sedat'ın, zamanın ABD başkanı Carter'dan bir anlaşma isteğinde bulunduğu açıklanmıştı.   Bunun sonucu Eylül 1978'de Camp David'de Begin ve Sedat, Carter'ın gözetiminde barış için bir çerçeve anlaşması imzaladılar. Mart 1979'da ise Mısır-İsrail barış anlaşması imzalandı.

Sedat'ın Kasım 1981'de öldürülmesinden sonra göreve gelen Hüsnü Mübarek ise Mayıs 1987'de şöyle diyordu: "Filistinli kardeşlerimden Mısır'ın bir zamanlar bölgenin en zengin ülkesi olduğunu hatırlamalarını isterim. Bugün savaş nedeniyle en yoksulu durumuna gelmiştir".

"Hamas FKÖ'ye Düşman Örgütlenme"

FKÖ 1968'de kuruldu. 1974'te Arap ülkelerince tanındı. 1973 savaşı sonrası, orta bir yol izlemesi için FKÖ üzerinde Arap yönetimlerinin baskısı artmaya başladı. Çünkü maliyeti bir oranda bu ülkeler de ödüyordu. FKÖ, batı desteğini alan İsrail karşısında Arap ülkelerinin gücünün sınırlarını görmeye ve buna göre yeni adımlar atmaya zorlandı.

FKÖ'nün lideri Arafat, Kral Hüseyin ve Hüsnü Mübarek'le birlikte 1985'te İsrail'le barış görüşmelerinin yolunu aramaya başlamışlardı. Bu dönemde Washington yönetimi FKÖ yöneticileriyle görüşmeyi istemiyor, onları terörist saydığı için Kral Hüseyin aracılığıyla Ürdün'deki Filistinlilerden oluşan bir heyetle görüşmeye açık duruyordu. Fakat FKÖ'nün İsrail'e karşı tutumundaki değişime göre zamanla bu tutumu değiştirdi.

Arafat 2001'de İsrail'in politikalarının Hamas'ı güçlendirdiğini, şiddete yönelmesinin engellenemediğini ifade ediyordu. Hamas'ın şiddet eylemleri yanında eğitim ve sağlık hizmetleri sağlaması ve yoksul Filistinliler arasında desteğinin artması Arafat'ı rahatsız ediyordu.

Arafat 19 Aralık'ta (2001) L Espresso'ya verdiği mülakatta, Hamas'ın FKÖ'ye düşman bir örgütlenme olduğunu, İsrail'in izniyle fabrika kurduğunu, kendilerine ise izin verilmediğini ifade etmekteydi.

FKÖ Tecrübesi ve Hamas

Eylül 1993'te İsrail-Filistin Kurtuluş Örgütü karşılıklı tanıma kararı aldılar. Liderlik terörü kınamayı kabul etti. Ayrıca FKÖ kuruluş belgesindeki İsrail'in yok edilmesi bölümünün çıkarılması da kabul edildi. 1993'teki Oslo Anlaşması Hamas liderliğince ölümcül günah olarak adlandırılmıştı. Hamas lideri Yasin şöyle diyordu: "İslam düşmanla kısa dönem ateşkese izin veriyor fakat sürekli ateş kese hayır"

Aradan zaman geçti. İsrail Arafat'tan kurtuldu fakat yerinde FKÖ'nün ilk kuruluşundaki gibi taviz vermeye karşı olan bir Hamas örgütü var. Bu örgüt iktidara geldi. En radikal örgütlerden sayılan Hamas'ın görüşme masasına çekilmesi önemli bir kazanım olacak Tel Aviv açısından. Bunu başarmak için Filistin yönetimine verilmekte olan ekonomik destek kullanılacak. Taviz karşılığı desteğin artırılması önerilecek. Aksi takdirde Arap ülkelerinden gelen desteğin de engelleneceği mesajı verilecektir. Washington yönetimi burada İsrail'in de bazı olası tavizlerini gündeme getirecektir. Hamas yönetiminin ekonomik yardım olmadan hükümet hizmetlerini sürdürme imkânı azalacak ve bu da FKÖ'ye karşı umut bağlanan Hamas'a karşı toplumsal desteğin temelli yok olmasına yol açacaktır. Hamas ilk başta eski söylemlerini sürdürse bile eğer iktidarda kalmak istiyorsa taviz vermek zorunda kalacaktır. Fakat tavizde ölçüyü kaçırırsa tabanda dışlanması olasıdır. FKÖ'nün tarihi buna örnektir. Hamas yönetiminden gelen Ankara ziyareti ise Hamas'ın bölgesel ve uluslararası gelişmeleri yoklamak ve Washington'la Filistin-İsrail ilişkileri konusunda Ankara aracılığıyla yapılan mesajlaşmakla ilgilidir.[2]


[1] (iha)

[2] Emin Gürses

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Abonelik
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Oğuzhan ÇILDIR

Oğuzhan ÇILDIR

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...