YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69ccb7948f2b3
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 6 1 3
Bugün : 11148
Dün : 56731
Bu ay : 11148
Geçen ay : 1803365
Toplam : 52156206
IP'niz : 216.73.216.63

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

ARZ-I CEMAL DİLERİM

Duasız davasız, kul neye yarar
Halis niyet; salih, amelli eyle…
Takvasız cihadsız, tüm ömür zarar
“Gabe gavseyn” gibi, tedelli eyle1
İlahi gönlüme, tecelli eyle…

İlim edep irfan, huzurla dolup
İnsanlara fayda, yolunda solup
Kur’an’a kullara, hizmetkâr olup
Sonunda hoş şehid, ecelli eyle
Dost her an kalbime, tecelli eyle…

“Bir an bile beni, bana bırakma” 2
Nefse ve İblise, terk edip yakma
Kıblemi şaşırtma, ümidim yıkma
Namazlı niyazlı, abdestli eyle
Ne olur gönlüme, tecelli eyle…

Erdem güzel ahlâk, süsümüz olsun
Şer odak şeytanla, küsümüz olsun
Kur’an ve zikrullah, üssümüz olsun
Huzurlu teheccüt, geceli eyle
Lütfedip özüme, tecelli eyle…

Nebiler veliler, hem meleklerle
Milyarlar galaksi, tüm feleklerle
İsmi Azam, esman; ve dileklerle
Zikrimde fikrimde, cezbeli eyle
Sübhanım içime, tecelli eyle…

Sana sevdalandık, kardeş ve bacı
Kusur çok ya; kulluk, başımın tacı
Kapına sığınan, kıtmire3 acı
İmanda yolunda, temelli eyle
Ne olur kalbime, tecelli eyle…

Hatam günahımdır, sıkıntım belam
Çoğun affedersin, ey Kerim Mevlâ’m
Amel etmez âlim, olurmuş Bel’am4
Bozuk niyet; çirkin, amelli etme
Hidayet nurunla, tecelli eyle…

Gaflet olmazsa kul, azabilir mi
Kalemler rahmetin, yazabilir mi
“Bir damla deryayı, bozabilir mi” 5
Tevbe ya Rab Tevbe, tertemiz eyle
İlahi gönlüme, tecelli eyle…

Senden gayrı Ey Dost, bunca günahı
Kim örtüp bağışlar, kim duyar ahı
Zafer bulsun Milli, Çözüm cenahı6
Bu Ahmet Kulunu, teselli eyle
Ne olur düşümde, tecelli eyle…

  1. Sonra (Resulüllah’a) yaklaştı, “tedelli” edip (yukarıdan aşağıya kayarak, âfaktan enfüse) sarktı, (böylece Cebrail, İlahi tecelli ve temsil suretiyle görünüp ortaya çıktı.) Öyle ki ‘Gabe Kavseyn’ iki yay (parçasının) çakışması veya daha yakın (vaziyette aralarında iletişim ‘bilgi teması’) başladı.” (Necm Suresi 8-9. ayetler)
  2. Hadis-i Şerif.
  3. Kıtmir: Ashab-ı Kehf’in sadık köpeği.
  4. Bel’am: Din istismarcısı ve zalim iktidar yanlısı âlimler.
  5. “Kulların günahı, Allah’ın rahmet deryasına düşen 1 gr. toprak gibidir, onu bulandırmaz.” (Hadis)
  6. Cenah: Taraf, kanat.
4.8 17 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Picture of Hasan ÇELİK

Hasan ÇELİK

Subscribe
Bildir
10 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

YA OLMASAYDI!

Hak davada sabit kalmayı
Erbakan Hocamızı anlamayı
Siyonizme meydan okumayı
Nasıl yapardık; Milli Çözüm olmasaydı!..

Onca ihanet ve alçaklığı
Hainlerin sinsi amaçlarınnı
İşbirlikçi tüm piyonları
Nasıl anlardık; Milli Çözüm olmasaydı!..

Şerre fren olmayı, hayırda yarışmayı
Cihat aşkı ile, engelleri aşmayı
Milli Görüş mektebinde, yoğrulmayı
Nasıl bilirdik; Milli Çözüm olmasaydı!..

Yıkılacak, Şeytanın zulüm saltanatı
Bozulacak, şeytanilerin kirli plânları
Hazır olun; Yakındır, Adil Düzen inkılabı
Nasıl ulaşırdık; Milli Çözüm olmasaydı!..

Hatam günahımdır, sıkıntım belam
Çoğun affedersin, ey Kerim Mevlâ’m
Amel etmez âlim, olurmuş Bel’am4
Bozuk niyet; çirkin, amelli etme
Hidayet nurunla, tecelli eyle…

Rabbim, kötü niyetlerden ve kötü amellerden koru;
Kalbime hidayet nurunu tecelli ettir…

“Bir an bile beni, bana bırakma” buyuran Resulullah Aleyhisselamın tüm uyarılarını sadırlarımıza nakşetmek, Kuran Ehli olmak gerekmektedir. Aksi halde nefis insanın gaflet anını yakalayıp, hak yolda gayret edeni merkezden kaydırıp bataklığa sürüklemektedir. Ne mutlu Allah’a, Resulüne ve Elçilerine verdikleri sadakat sözlerinden dönmeyenlere.. Ne mutlu Hak davanın ortasında iyileri kötü yola saptırmaya çalışan şeytana ruhlarını satmayanlara, benlik ve bencilliklerinde boğulmayanlara, ısrar etmeyenlere… Ne mutlu Kuran ve Sünneti merkezine alıp Kuran ehli olabilenlere… Ve ne mutlu hata yaptığında özür dileyebilme ve tevbe edebilme olgunluğuna erebilenlere…
“Hata yapanların en hayırlısı tevbe edenlerdir.” (Hadis-i Şerif)

Ahmet Akgül Üstadımız buyurmuşlardı:

“Allah’ın ayetlerinin yazılı olduğu sahifeler topluluğu olan kitap Mushaf’tır.

Mushafı Şerif; inanarak ve anlamaya çalışarak meali, manası ve mesajı ile okunursa Kur’an olur.

Okunan Kur’an, insanı hidayet ve istikamet yoluna, ibadet ve hizmet huzuruna ulaştırır. Artık hak ile batılı, doğru ile yanlışı, helal ile haramı, dost ile düşmanı, yararlı ile zararlıyı fark edip ayırma şuuruna kavuşturursa, o zaman Kur’an, Furkan olur. 

Furkan feraseti ve kulluk mesuliyetiyle sürekli okunan ve hayat rehberi yapılan, yani fiilen yaşanan Kur’an; Müslümana ve İslam toplumuna şifa ve derman olur. 

Kur ’ani, emir ve hükümlerin, yasalara ve kurallara esas alınması ve devlet eliyle uygulanması durumunda ise, o zaman Kur’an, ‘İlahi Ferman’ olur.

Kur’an ilkelerine uymak ve devlet adına uygulamak gayesi ve gayreti gütmeden, sadece manevi kıraat zevki için Mushaf okuyanların, hüsranda olduklarını, İsra Suresi 82. ayeti haber verip uyarmaktadır. 
“Biz Kur’an’dan mü’minler için şifa ve rahmet (vesilesi) olan şeyleri (gerekli hüküm ve haberleri) indiriyoruz. Oysa O (Kur’an; sadece istismar için okuyan ama hükmünü uygulamayan) zalimlerin ise ancak zararını (hüsran ve hırçınlığını) artırır.” (İsra Suresi, 82)

Satırlarını ezberlemek, okumak değil, sadırlarımızı yani; göğüslerimize, gönüllerimize, beynimize ve bilincimize Kur’an’ın hakikatini yerleştirmek lazım ki, Kur’an Ehli sayılalım.”

“Bir an bile beni, bana bırakma” 
Nefse ve İblise, terk edip yakma
Kıblemi şaşırtma, ümidim yıkma
Namazlı niyazlı, abdestli eyle
Ne olur gönlüme, tecelli eyle…

Milli Çözüm şiirleri yolda, sokakta, otobüste, arkadaş oturmalarında, ailemizde çoluk çocuklarımızla beraber analiz ederek irdeleyerek dersler çıkararak önemini hissederek dersler yapmak… Hakikaten son derece etkili ve tesirli bir şiirle karşı karşıyayız… Rabbim istifade etmeyi başta nefsime ve sonrada dert edinenlere nasip etsin diyorum…Yazarımıza bu ders verici tecrübe ve bilgelik kokan bu çalışmasından dolayı kendilerine sonsuz teşekkürlerimi arz ediyorum. Allah kendilerinden sonsuz razı ve dahi memnun olsun.

“Bir an bile beni, bana bırakma”; insanın enaniyet – benlik gururunu ve nefsaniyet putunu kıran ve ona kulluk ve Rabbine teslimiyet şuuru kazandıran Kur’an’ın ilk suresi veya önsözü diyebileceğimiz suresi olan Fatiha Suresi olduğunu söyler Üstadımız. Hatta Fatiha Suresi hakkında şu öz bilgilere de yer verir Üstadımız: “Huzurla ve şuurla Fatiha Suresi’ni okumak; Allah’ın gazabını önleyip, Onun rahmet inayet ve hidayetini artırır. Fatiha’yı okumak cennete girecek mü’minlerin teşekkü,r konuşmasıdır. Fatiha, dünya ve ahiret saadetine götürecek yolun haritasıdır. Fatiha, kulun Allah’ım masivadan kaçıp Sana sığındım, nefsimin ve şeytani dürtülerin kıskacından kutlu ve kurtarıcı huzuruna vardım yakarışıdır. Dua mü’minin silahı, dinin esası, göklerin ve yerin nuru konumundadır. En güzel ve en kapsamlı dua ise Fatiha Suresi okumaktır. Bu nedenle Fatiha Suresi’nin sonunda söylediğimiz AMİN cennet tapusunun mührü sayılmaktadır. Öyle ise BEN’lik putunu kırmak ve BİR’lik (Tevhit) olgusunu haykırmak üzere Fatiha okunmalıdır.
Benlik duvarını yıkmaktan söz edenler, ‘ benim sandıklarım da beni Yaratanındır, malikiyet davasından vazgeçiyorum, her şeyimi hakiki sahibine teslim ediyorum’ imasında bulunmuşlardır.

Bakınız; insan bir işe girerse, mesela devlete memur olursa, ona bir oda, bir masa ayrılır. Memur, yeri geldikçe “Benim odam, benim masam, benim bilgisayarım” demekte haklıdır. Fakat içten içe bilir ki, gerçekte bunlar kendisinin değildir. Götürüp satamaz, evinde kullanamaz, başkasına veremez… İşte insana verilen ruh, beden, akıl, göz, kulak gibi aygıtlar da böyledir. Bu nimetleri kendisine verenin emrine uygun biçimde kullanması şarttır. Eline verilenleri kendisinin sanan, “benim” diye götürüp satan bir memur düşün… Hırsız damgası yer, suçlanır, cezalandırılır… Kendisine Yüce Yaratanı tarafından emanet olarak verilen organları kendi malı zanneden, canı nasıl isterse öyle kullanan insanlar da bu konumdadır. ” buyururlar Üstadımız Ahmet AKGÜL.

Ya Rabbi ne olur gönlümüze tecelli eyle ki dünyaya gönderiliş gayemiz olan imtihanımızda geçerli puan alabilme gayreti ve çabamızı son nefese kadar lütfeyle. AMİN.

Ya Rabbîî
Layık değiliz amma, nankörlükten ve hainlikten sana sığınıyoruz.
Ben lik tek geçemeyip Biz diyemeyen,
Yıkıcı değil Yapıcı olamayan,
Hayra Fren değil Motor olamayan,
Şekilde kalıp Şuura ermeyen ,
Ordunun içindeki Atnalının çivisi olmaya razı olamayan nefislerimizi sen ıslah eyle Yarabbi…
Câsiye 23
Şimdi Sen, kendi (nefsi) hevâsını ilah edinip (bencil tutkularına, boş gurur ve kuruntularına tapınmaya başlamış) kimseyi görmez misin? Ki Allah da onu bir ilim üzere saptırmış, (yani bazı bilgi ve becerilerine kibirlenerek, onları yanlış tefsir ve tatbik ederek ve kendisini herkesten üstün görerek azıtmış olduğundan Cenab-ı Hakk) kulağına ve kalbine mühür basmış, (böylece nasihat dinlemez ve İlahi hükümleri kabullenmez şekilde hidayeti kararmış) ve gözleri üstüne bir perde asılmış, (bu yüzden gerçekleri göremez şekilde feraseti alınmış kimselerin sapkınlığını ve azgınlığını fark edip sakınmanız gereken kişileri artık bilmelisiniz!) Şimdi Allah’tan sonra, kim ona hidayet verecektir? Siz yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz?

Last edited 10 gün önce by HÜSEYİN SELMAN İSEN

Saygıdeğer Ufuk abim, gönül sızımla kaleme aldığım münacatımı, Ahmet Akgül Üstadımızın ufku ve A’raf Suresi’nin bu sarsıcı hakikatleriyle bir ‘feraset ve sadakat’ dersine dönüştürdüğünüz için minnettarım.

Yaşanan sarsıntıları ve ‘dosdoğru yol’ üzerindeki sinsi pusuları (Hannas ve Şeytan taktiklerini) bu muazzam analizle çok daha net idrak ettim.

‘Nerede?’ diye sızlanmanın bir gaflet tuzağı olabileceğini; asıl olanın şükür, sabır ve sarsılmaz bir bağlılık olduğunu dersinizle bir kez daha tazeledim.

Eksik ve aciz bırakılan kelamımı, bu hayati uyarılarla tamamladığınız için teşekkür ederim.

Sultan’ın kapısında, irşadınızın kazandırdığı uyanıklık ve sadakatle durmaya devam edeceğim. 

Hürmetlerimle.

Gaflet olmazsa kul, azabilir mi
Kalemler rahmetin, yazabilir mi
“Bir damla deryayı, bozabilir mi”
Tevbe ya Rab Tevbe, tertemiz eyle
İlahi gönlüme, tecelli eyle…

Şiirden alıntılanan bu benti ve bir arkadaşımızın yorumunu okuyunca kalbime A’raf Suresi 16.ayetin meali ve manası ilham olmuştu.

(Şeytan) Dedi ki: “Madem öyle, (Hz. Adem’e secde etmek gibi nefsime ağır gelen bir imtihana tâbi tutmakla) beni azdırmana karşılık; ben de onları (Ademoğullarını saptırmak için) Senin (İslamiyet ve) istikamet yolunun üzerinde oturup (tuzak kuracağım. Her dönemdeki en haklı ve hayırlı davanın ortasında pusu kurup duracağım).

Şeytanın buradaki küstahlığı ise “madem ki Sen beni azdırdın, madem ki sen beni saptırdın…” idi. Şeytan burada kendinden bir kusur bulmayıp, kabahati Hz. Allah’a (haşa) yıkmakta ve tevbeye yanaşmamaktaydı.

Oysaki yukarıdaki şiir bentinde insan ancak GAFLET halindeyken azabilir ve isyana gidebilir. İnsan öncelikle nefsinin kötülüklerinden, imtihanının sırrından  gafil olursa azma yoluna gidebilir ve akabinde ise yine Hz. Allah’ın rahmetinden gafil ise tevbe etmeden bu gafletinin neticesinde ısrarcı olabilir. Ve Şeytan bu günahının ve küfrünün neticesinden suçu, kabahati kendinden bilmeyerek küfründe inat etmiş ve tevbeye “Bir damla deryayı, bozabilir mi” diye düşünmeden tevbe etmemiştir.

Şeytanın ve şeytanlaşmış kimselerin küfre çıkış noktaları ve akabindeki stratejilerini, bu kimselerin tespit, teşhis metodlarını en iyi açıklayan A’raf Suresi:16.ayetinin manasını merkeze alan yorumları   Üstadımız Ahmet Akgül’ün eserlerinden faydalanarak derlemeye çalıştım.

A’raf Suresi 16. ayet, İblis’in (Şeytan’ın) Allah’a isyanından sonra insanoğluna karşı izleyeceği yıkım stratejisini kendi ağzından deşifre eden, “stratejik sabotaj” ve “içten çökertme” taktikleri açısından muazzam bir kriz ve tehdit beyanıdır. Bu ayeti, zamanımıza göre 3 ana başlık altında yorumlamak ve değerlendirmemiz uygun düşer:

1. Kendi Başarısızlığını Lidere/Teşkilat ve Sisteme Yansıtma (Projeksiyon ve Sorumluluktan Kaçış): Ayet, Şeytan’ın şu sözüyle başlar: “(Şeytan) Dedi ki: Madem öyle, (Hz. Adem’e secde etmek gibi nefsime ağır gelen bir imtihana tâbi tutmakla) beni azdırmana karşılık…”. Şeytan, aslında kendi kibrinden ve narsist tutumundan (kendini her şeyden üstün ve vazgeçilmez görmesinden) dolayı Adem’e secde emrine karşı gelmiş ve imtihanı kaybetmiştir. Ancak hatasını itiraf edip tövbe etmek yerine, yanlış bir kıyas yaparak Yüce Yaratıcı’yı haksız karar vermekle suçlamakta, Hz. Allah’ın (CC) takdirine ve taksimine itiraz ederek ve kendi azgınlığının faturasını sisteme-kuruma ve bu kurumun şahsı manevisine kesmektedir. Zaten zamane dünyasında ve kurumlarda da durum benzerdir. Kötü niyetli ve kibirli profiller, bir organizasyonda kendi liyakatsizlikleri veya egoları yüzünden başarısız olduklarında asla sorumluluk almazlar. Kendi hatalarını kabul etmek yerine, şirketin kurallarını, yöneticisini veya vizyonunu “kendilerini başarısızlığa itmekle” suçlayıp yıkıcı bir intikam duygusuna bürünürler.

2. Hedefin Stratejik Seçimi: Marjinal Alanlar Yerine “Merkeze” Pusu Kurmak: Şeytan intikam planını açıklarken hedefinin neresi olduğunu net biçimde ifade eder: “…ben de onları (Ademoğullarını saptırmak için) Senin (İslamiyet ve) istikamet yolunun üzerinde oturup tuzak kuracağım.”. Yani Şeytan, zaten yoldan çıkmış, ahlaki çöküntü içindeki kimselerin ve onların yaşadıkları karanlık sokaklarda değil; doğrudan doğruya “sırat-ı müstakim” (dosdoğru yol) üzerinde, en haklı ve hayırlı davaların tam ortasında pusu kuracaktır. Bir şirket-i maneviye ve teşkilatların içinde de bu tip kimseler, sizin zaten zayıf, önemsiz veya başarısız kişi ve alt teşkilatlarınızla vakit kaybetmezler. Doğrudan en çok güvendiğiniz ve stratejik olarak önem verdiğiniz, teşkilatın kalbi olan başarılı çalışmaların, en sağlam ekiplerin “tam ortasına” sızarak pusu kurarlar. Şeytanın insanlara açıktan açığa değil, “pusu kurarak” sinsi bir şekilde yaklaşacağını bizzat bu ayette itiraf etmesi, güvenlik tehditlerinin her zaman dışarıdan açık bir cephe savaşı olarak gelmeyeceğinin, aksine en güvenilen süreçlerin içine sızarak gerçekleşeceğinin ve cerahatin içeriden dışarıya doğru oluşacağının  da kanıtıdır.

3. Amacın “Nankörlük ve Şükürsüzlük” Üretmek Olması: A’raf 16. ayetin hemen devamındaki 17. ayette Şeytan pusu stratejisinin nihai hedefini tamamlar: İnsanlara sağdan, soldan, önden ve arkadan sokularak onların çoğunu “şükredici (sahip oldukları nimetlere ve değerlere sadık)” bırakmayacağını söyler. Dosdoğru yol üzerinde pusu kurmanın temel amacı, sistemi kaba kuvvetle yıkmak değil; o yolda yürüyenleri içten içe tatminsiz, nankör, sürekli şikayet eden ve sadakatsiz hale getirmektir.

Şeytanın ve şeytanlaşmış kişilerin  bu “doğru yol üzerinde pusu kurma” stratejisinin en tehlikeli ayağı, bu sabotajı dışarıdan soyut bir varlık olarak değil, içimize sızmış “insan suretli şeytanlar” (münafıklar) ve “Hannas” (kötülüğü iyilik kılıfında sunan, bilgiç ve dindar görünümlü kimseler) aracılığıyla yapmasıdır.

“Hannas” karakteri, teşkilatların kalbine sızarak sistemi içten içe çürüten, ancak bunu yaparken son derece saygın ve sadık bir görünüm sergileyen sabotajcı profilinin tam karşılığıdır. Bu kavram, hak dinden ve verilen sözden geri dönen, önemli ve öncelikli hizmetleri erteleyip kitleleri hayali kuruntular ve ucuz kahramanlıklarla oyalayan, gerçek niyetini ve mahiyetini çok iyi kamufle eden kişi anlamına gelmektedir. Kurumsal hayatta bu profiller, çevrelerine karşı sadakat ve takva ehli, en sadık ve ikinci adam, liderini, ağabeylerini (sözde) koruyan ve kollayan, çok bilgili, iyilik ve istikamet timsali, seçilmiş ve sivrilmiş bir teşkilatçı görünümüyle hareket ederler. Allah “Hannan” (çok acıyan ve şefkat duyan) iken, bunlar “Hannas”tır; yani acıyor ve şefkat gösteriyor görüntüsü altında kitleleri aldatıp kendi çıkarlarına kurban ederler.

Bu “insan suretli şeytanların” teşkilatların içindeki yıkıcı taktiklerini ve onları deşifre etme yöntemleri şunlardır.

1. “İspat Edilemezlik” İlkesi ve Sinsi İletişim: Bu profiller, amaçlarını açıkça söyleyerek taraftar toplamak yerine, iyiyi kötü, kötüyü ise iyi göstererek insanları aldatma yoluna giderler. Kötü ahlaklarını ve sabotaj eylemlerini çok ince detayların arasına gizleyerek, sürekli yalan dolan iftiralar, suizanlar ile  “ispat edilemezlik” ilkesine dayalı bir sessiz dil kullanırlar. Bu sinsi sistem sayesinde, hem karşı tarafa ne demek istediklerini açıkça iletirler hem de deşifre edilmelerine yarayacak hiçbir somut delil bırakmazlar. Kendi aralarında da bu şeytani ahlakı anlayan kimselerle ortak bir dil oluşturur, güvenli alan bulduklarında gerçek yüzlerini çekinmeden ortaya koyarlar.

2. Riski Devretme ve Başarıyı Sahiplenme: Teşkilat içinde riskli ve zahmetli işleri, gözü açıklık yaparak her zaman çalışma arkadaşlarına yaptırır ve onları hedef haline getirerek yıpratmaya çalışırlar. Buna karşın, kendi yaptıkları en ufak bir feragat ve fedakârlığı büyük bir kahramanlık destanı gibi sürekli etrafa anlatarak kendilerini yüceltme ve değer kazanma peşine düşerler.

3. “Mescid-i Dırar” Stratejisi: İçeriden Bölme ve Yeni Merkez Kurma. Bu kişilerin en büyük hedeflerinden biri, mevcut başarılı yapıyı parçalamaktır. Haklı ve hayırlı bir organizasyon içinde makam ve menfaat elde etmek için gizlenmeyi başarsalar da, devamlı fesat çıkarır ve ortalığı karıştırırlar. Fırsatını bulduklarında, “iyi ve güzel gayretlerden başka bir şey amaçlamadık” bahanesiyle, asıl yapıya rakip olacak yeni bir merkez (hizip veya şebeke) kurarak kurumsal bütünlüğe açıkça savaş açarlar.

Peki Bu Profiller Teşkilat Kültüründe Nasıl Deşifre Edilir?

Güven Ortamındaki Dil Sürçmelerini Analiz Ederek: Bu tipler, çok iyi rol yapsalar da güven ve samimiyet ortamlarında, yani maske takmaya ihtiyaç duymadıkları anlarda ağızlarından kaçırdıkları ifadeler ve itiraflarla kendilerini ele verirler bu “kontrol dışı” anlardaki söylemlere dikkat etmelidir.

Kendilerine Rakip Gördükleri ve Teşkilat İçi Kumpaslara Bakılarak: Yetenekli insanları kuruma kazandırmak yerine onları birer tehdit olarak algılarlar. Kendi yandaşlarına, “gizli kulis ve kumpas yaparak otoriteni kuracaksın, içimizden bir başkasının yükselmesine fırsat tanımayacaksın” şeklinde akıllar vermeleri, onların hastalıklı ruh hallerini ve asıl niyetlerini ortaya koyar.

Teşkilata ve Hizmetlere Bağlılıklarının Kaynağını, Asıl Motivasyonlarını Sorgulayın: Etraflarında tutulan ekibin motivasyonu incelenmelidir. Yanındaki insanlar, davanın veya kurumun değerlerine inandıkları için değil, “karşı çıkarsam veya ayrılırsam bana vaat edilen etiket ve ganimetlerden mahrum edilirim” endişesiyle hareket ediyorlarsa, ortada zehirli bir menfaat ağı var demektir.

Narsist Yaklaşımlarını Filtreleyin: Sürekli kendilerini temize çıkarmaya çalışırken başkalarına çamur atarlar ve kendi kuruntularına itaat etmeyenleri yoldan çıkmış kabul ederler. Kurumdaki insanlara “Bana hizmet ve rağbetiniz kadar makam ve menfaate nail olacaksınız” tavrıyla yaklaşan, şefkat kılıfı altında nefsi hedefleri için herkesi feda etmeye hazır olan bu profiller, aslında kibir ve bencillik abidesidir.

İlim edep irfan, huzurla dolup
İnsanlara fayda, yolunda solup
Kur’an’a kullara, hizmetkâr olup
Sonunda hoş şehid, ecelli eyle
Dost her an kalbime, tecelli eyle…

Amin. Amin. Amin.

Yüce Allah bizlere de faydalı ilimle edeplenmeyi, ömrümüzü insanlara faydalı olma yolunda ve Adil Düzen davasında geçirmeyi, Kuran’a hizmetkar olabilmeyi, şehadetle ömrümüzü bitirebilmeyi nasip etsin.

Azıttı zalimler, düştü mazlumlar
Ya Rabbi, bekletme yerle bir eyle
Kafirden mel’unmuş bu münafıklar
Bir tane bırakma, hep ebter eyle…

Bu bayram o bayram olsun Allah’ım…

(Amin)

“Bir damla deryayı, bozabilir mi?”

Üstadımın bu sualinin gölgesine sığınarak…

MAKAMSIZIN MÜNACATI…

Sığmaz mı mülküne bir kul sorunu?
Ateşle sarmışsın sağım solumu.
İster mi Sultanım vurmak boynumu?
Nerede o eşsiz Gafûr kanunu?

Ben bir kulum ki hırsa bürünsem,
Günahlar içinde düşüp sürünsem.
Hoşnut olur musun, narla bükülsem?
Nerede o eşsiz Latîf kanunu?

Tartarsın mizanda her bir suçumu,
Sırat köprüsü mü kıldın sonumu?
İster misin Mevlam düşen kulunu?
Nerede o eşsiz Settâr kanunu?

Diz çöktüm kapında, halim perişan,
Koparmam bağımı vermezsen aman.
Söndürmez mi nârı o yüce Sultan?
Nerede o eşsiz Tevvâb kanunu?

Çizdiysen özüme bunca karayı,
Açtıysan gönlümde derin yarayı.
Onarmaz mı Mimar yıkık sarayı?
Nerede o eşsiz Raûf kanunu?

Kulun isyanıyla eksilmez şanın,
Vursan da nârınla sönmez feryadım.
Hükmünle her zerre titrerken Şah’ım,
Nerede o eşsiz Kerem kanunu?

Yalçın’ı çıkarsan kat kat semaya,
Ermez mi ki kulun sonsuz deryana?
Açılsa perdeler, varsa Sultan’a;
Nerede o eşsiz Cemâl kanunu?

ÖZEL YAZILAR

YORUMLAR

Son Yorumlar
10
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...