Oldukça tartışmalı ve karanlık tarafları bulunan bir kısmi Anayasa değişiklik referandumu, beklenenin çok altında, %51’lik bir EVET oranıyla sonuçlanmıştı. Sn. Erdoğan’ın “Atı alan Üsküdar’ı geçer” çıkışına, “Atı çalan yakında tökezler” yanıtları, gergin ve tehlikeli bir sürece girildiğini ortaya koymaktaydı. YSK Başkanı’nın “arkası mühürsüz oyların geçerli sayılacağı” açıklamasından, sayım sonuçlarının tutanaklara; rakamlar EVET lehine değiştirilerek yazıldığı iddialarına kadar, ne hukukla, ne ahlakla bağdaşmayan konuların kamu vicdanını rahatlandıracak soruşturmalarla netliğe kavuşturulması lazımdı.
2 Milyondan fazla EVET oyunun çeşitli etkiler ve teknolojik hilelerle sisteme katıldığı konuşulmaktaydı. YSK’nın, hem de oylar artık sayılmaya başlanmışken, geçerli ve gerekli olan kuralı değiştirip “mühürsüz oy pusulalarının geçerli olacağını” açıklaması tam bir skandaldı ve yapılan hileye hukuki meşruiyet kazandırma kılıfı olarak yorumlanmıştı. Bu durum BAŞKANLIK diktasının fiilen başladığının ilk alameti mi sayılmalıydı?
Yakup Murat’ın tespitiyle: “Hiç kimsenin kendisini muzaffer ilan edemeyeceği” bir referandum sonucu ortaya çıkmıştı. Ve hele seçim günü çıkan densiz ve dengesiz bir gazetenin “El Küfrün Milletün vahideh, El Müslimun ümmetün vahideh” yani “Küfür tek Millettir – Müslümanlar da tek ümmettir” manşetini atması, şaşkınlık ve şımarıklıktan çok öte bir ayrımcılık ve kışkırtıcılık mesajıydı. Böylece referandumda EVET diyenlerin Müslüman, HAYIR diyenlerin ise kâfir ve düşman ilan edildiği açıktı. Biz, hazırladığımız Kur’an’ı Kerim mealinde “Bazı ayetlerde Yahudi ve Hristiyan kimselerin hepsi değil, bunların Siyonist ve emperyalist kesimleri tehlikeli sayılıp dikkatimiz çekilmiştir.” dediğimiz için yersiz ve gereksiz tepkileri törpülediğimiz halde, hakkımızda: “Din ve mezhep farkı gözeterek, halkın bir kısmını diğer kısmına kışkırtmak” ithamıyla mahkeme açan Sn. Savcılar bakalım bu açıkça ve alçakça fesatlıklar ve kışkırtıcılıklar için ne yapacaklardı?
Adil Gür gibi anketçilerin %61 beklediği Referandum sonuçları, bunun tam 10 puan altında %51 olarak çıkmıştı. %49 civarındaki HAYIR oyları hem Sn. Erdoğan’a hem de Muhalefet Başkanlarına çok anlamlı bir mesajdı. Başta CHP diğer bütün muhalif grupların toplamından fazla HAYIR oyu çıkması, halkımızın siyasi figüranlardan çok daha şuurlu ve sorumlu davrandıklarının ispatıydı. Üstelik %51’lik sonuç, AKP-MHP ve BBP’nin oylarının tam 10 puan altındaydı. Hatta bu sonuçları halkımızın 7 Haziran seçimlerinde AKP iktidarına ve Sn. Erdoğan’a verdikleri mesajın bir tekrarı gibi okumak lazımdı. Bu yüzden olacak, sonuçlar belli olduktan sonra, Sn. Binali Yıldırım’ın gece yarısı katıldığı MYK toplantısındaki: “Arkadaşlar burukluğa, moral bozukluğuna gerek yok.” şeklindeki teselli hatırlatması da AKP’deki telaş ve tedirginliği yansıtmaktaydı.
Çünkü artık AKP içinde:
• Bu sonuçlardan ders çıkaralım, ötekileştirici siyaset dilini bırakalım…
• Kürt oylarındaki %10’luk artış mesajını iyi okuyalım ve gereğini yapalım… uyarıları yoğunlaşmaya başlamıştı.
Ancak, bu ikincisi “Kürt oylarındaki artış mesajının gereğini yapalım…” hatırlatması, “Gizli mahfillerde verilen özerklik’e kılıf hazırlayalım…” teklifi olmasındı? Eh artık Cumhurbaşkanı aynı zamanda AKP Genel Başkanı olacaktı. Yeni Anayasanın 123. Maddesince tanınan yetkiler sayesinde “Kamu tüzel kuruluşlarından” sayılan Güneydoğudaki Belediyelere, hatta İstanbul Belediyesine çıkaracağı kanun hükmündeki kararnamelerle “özel statüler” verme kapısı açıktı…
ABD Başkanı ve Siyonizm uşağı Donald Trump’ın Sn. Erdoğan’ı kutlaması, nasıl okunmalıydı?
ABD Başkanı ve İsrail hizmetkarı Donald Trump, Referandum sonuçlarıyla ilgili Sn. Erdoğan’ı telefonla arayarak kutlamışlardı. Cumhurbaşkanlığı kaynaklarının aktardığına göre, Trump Sn. Erdoğan’a “Kampanya sürecini bizzat ve yakinen takip ettiklerini” hatırlatıp “Dostluğumuzu önemsiyorum, birlikte yapacağımız çok önemli işler olduğuna inanıyorum!” buyurmuşlardı. “Amerika ve Avrupa Sn. Erdoğan’ın Başkanlık sistemine karşı” iddialarını boşa çıkaran Siyonist Trump’ın bu iltifatları bile bizim kuşkularımızı ve bulgularımızı haklı çıkarmaktaydı.
Referandum seçimlerinden hemen önce Abdullah Öcalan’ın kardeşi Osman Öcalan’ın “evet” çağrısı yaparak “100 yıllık Kemalist sisteminin değişmeye ihtiyacı vardır. Yani artık Kemalist ideolojiye dayalı parlamenter sistem Türkiye’nin sorunlarına çözüm bulamamaktadır. En ağır sorun olan Kürt meselesine hiç mi hiç çözüm bulamamıştır. Bu nedenle Kürt sorununun çözümünde olduğu gibi Türkiye’nin genel sorunlarının da çözümlenmesi ve Türkiye’nin gelişmesi için sistemin değişmesi lazımdır ve bu nedenle “EVET” mührü basılmalıdır” uyarıları bölücü başı APO’nun Kürtlere talimatları olarak okunmalıydı.
Daha önceleri “eyalet sisteminin ve federasyonlara geçişin” güçlü bir Türkiye’de sorun olmayacağını vurgulayan Sn. Recep T. Erdoğan referandum öncesinde “evet” oylarının düşmemesi hatırına üniter yapının en büyük savunucusu olduğunu açıklamıştı. Sn. Cumhurbaşkanı “Eyaletmiş, federasyonmuş, şuymuş, buymuş hiçbiri gündemimizde yok, olmayacaktır. Cumhuriyetimizi üniter yapısı içerisinde ilelebet payidar kılma konusundaki kararlığımızı bir kez daha tekrar ediyorum.” sözlerini inşallah tutacaktı.
Bu kritik referandum sonuçları nedeniyle çok tartışılacak ve herhalde nice başları ağrıtacak en önemli konu; mevcut kanunlara ve Milli vicdan olgusuna sığmayan bir yaklaşımla, sandıklar açıldıktan ve oy sayımı başladıktan sonra YSK’nın aldığı “Arkası mühürsüz oy pusulalarının geçerli sayıldığı” kararıydı. Yüksek Seçim Kurulu Başkanı Sadi Güven’in açıklamaları bazı AKP’lilerin bile kabaran vicdanlarını yatıştırmamıştı. Sandıklar açılıp oy sayımı başladıktan sonra, üstelik bu husustaki açık ve kesin kanuni mecburiyetleri hiçe sayarak, “arkası mühürsüz oy pusulalarını geçerli saymak” nasıl bir mantıktı? Bir futbol maçı başladıktan sonra tarafını tuttuğu takım lehine oyun kurallarını değiştirmekle bunun ne farkı vardı? Hatta AKP’li kurmayların defalarca eleştirtip karşı çıktıkları, CHP’nin tek parti diktası dönemindeki “Açık oy, gizli tasnif” dayatması ile bu karar aynı kapıya çıkardı. Vali ve Kaymakamların CHP il ve ilçe başkanı sayıldığı, Jandarma çavuşlarının ve emniyet mensuplarının CHP militanı gibi davrandığı bir ortamda, sandık başında CHP dışındaki partiye mühür basmak, elbette suçlulukla damgalanmaktı; yetmez bu baskılara rağmen muhalif partililere verilen oylar da, gizli tasnif-sayım esnasında yırtılıp atılmaktaydı. Her fırsatta bu tür barbarlıkları gündeme taşıyıp mangalda kül bırakmayan AKP kurmayları ve yandaş takımı, YSK’nın bu son kararına karşı niçin suskunlardı? Çünkü böyle arkası mühürsüz oylardan toplamda on binlerce kullanıldığı kanaatini oluşturan, ve çok farklı il ve ilçelerde telefon kaydı yayınlanan onlarca görüntü vardı. Rahmetli Erbakan Hoca’ya da, Konya’dan bağımsız aday olduğu süreçte böyle bir tuzak tezgahlanmış, “Bağımsız adayların oy pusulalarının arkasına mühür basılacak mı, basılmayacak mı?” tartışmalarıyla kafalar karıştırılmıştı. “Ne pahasına olursa olsun Erbakan meclise sokulmamalıdır!” kararı alan dış güçler ve masonik mahfiller, bu kafa karışıklığı ile şunu amaçlamışlardı: “Eğer mühürlü oylar az çıkarsa onu geçerli sayıp Erbakan’ı Meclise sokmayız. Şayet mühürsüz oylar az çıkarsa onu geçerli sayarız!” Ama Allah’ın lütfuyla Erbakan Hoca, mühürlü pusulalar geçerli sayılsa 2 milletvekili, yok mühürsüz pusulalar geçerli sayılsa yine 1 milletvekili (toplam 3 milletvekili) oyu alarak, Şeytanilerin oyunlarını boşa çıkarmıştı. Hatta, hala Milli Gazete yazarı Mehmet Şevket Eygi, güya yanlış anlamış rolüyle, çıkardığı Bugün Gazetesinde “Ey Konyalılar, sakın mühür basmayın ve oylarınızı boşa çıkarmayın!” çağrısı yapmış, Adalet Partililer Gazetesinin o sayısını binlerce alıp dağıtmış ve böylece Erbakan Hoca’nın bir milletvekili çıkaracak kadar oylarının iptal edilmesine sebep olmuşlardı!?
YSK’nın tavrı, gelecekle ilgili umutları karartmıştı!
YSK, Anayasanın 79. Maddesi uyarınca kurulmuş saygın ve tarafsız bir kurum konumundaydı. Yüksek Yargı mensuplarından seçilen 7 asil, 4 yedek üyeden oluşmaktaydı. Bu üyelerin 6’sı Yargıtay, 5’i ise Danıştay tarafından belirlenmiş olmaktaydı. Bu referandum neticesinde ve tam da oyların sayım sürecinde YSK’nın aldığı “Arkası mühürsüz oyların geçerli sayıldığı” kararı, kafaları karıştırmakla kalmamış, gelecek umutlarımızı da karartmıştı. Üstelik YSK’nın Referandum öncesi yayımladığı yönetmelikte aynen aktardığı bir kanuni kuralı, ardından üyelerin toplanıp “bunu uygulamayacağız!” kararı alması, aslında AGİT’in raporundan, Batılı Siyonist yazarların şantaj içerikli yorumlarından ve yerli muhalefetin itirazlarından çok daha üzücü ve ürkütücü bir yaklaşımdı. Mevcut yasaya rağmen nasıl böyle bir karar alındığını(!?) yanıtlamak yerine “canım, daha önce de benzer kararlar alınmıştı…” şeklindeki mazeretlere sığınılması ise, kuşkularımızı daha da arttırmaktaydı… Yoksa hukuk devletinden, kanun devletine mi kayılmaktaydı? Böylece kuvvetler ayrılığının, kuvvetler ortaklığına ve her türlü yetkinin tek elde toplanmasına yol açacak BAŞKANLIK’ın ilk adımları mı atılmaktaydı? Sorularının doğru ve doyurucu yanıtlarını beklemek halkımızın hakkıydı!
Ve üstelik bu referandumda yurt dışında kullanılan oylarda arkası mühürsüz pusulaların geçersiz sayıldığına dair resmi raporlar ve tutanaklar hazırlanmıştı. Şimdi bu çelişki nasıl izah olunacaktı? Bu mühürsüz ve kontrolsüz pusulaların yandaşlara dağıtılmadığı veya matbaalardan alınıp sandıklara atılmadığı nasıl ispatlanacaktı?
AGİT’ten referandum açıklaması
AGİT’ten gelen anayasa referandumu ile ilgili son dakika açıklamasının ise Sn. Erdoğan’a yönelik bir şantaj olduğu sırıtmaktaydı. Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Birimi (AGİT / DKİHB) tarafından oluşturulan Sınırlı Referandum Gözlem Heyeti’nin (SSGH) düzenlediği basın toplantısında konuşan Heyet Başkanı Tana de Zulueta; referandumda “evet” ve “hayır” taraflarının “eşit olmayan koşullarda” yarıştığını vurgulamıştı. Açıklamada “Oy sayım prosedüründe son değişiklikler önemli bir güvenceyi ortadan kaldırdı. YSK’nın mühürsüz pusulalar hakkındaki kararı kanunla çelişkili” ifadesi kullanılmıştı.[1] Bunlar doğru saptamalardı, ama yanlış amaçlıydı. Sn. Erdoğan’ı daha çok avuçlarına alma ve Kürtlere özerklik dayatmasına zorlama kasıtlıydı.
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) referandum ile şu tespitlerini açıklamıştı.
* Anayasa referandumu eşit olmayan bir ortamda yapıldı.
* Oy sayım prosedüründe son değişiklikler önemli bir güvenceyi ortadan kaldırdı. YSK’nın mühürsüz pusulaların geçerli olacağı hakkındaki kararı hukuka ve tarafsızlık olgusuna aykırıydı.
* Ziyaret ettiğimiz sandıklar arasında pek azı, referandum gününde düzenli ve verimli durumdaydı.
* Referandum genel olarak standartları tutturamadı, hukuki altyapı gerçekten demokratik bir süreç için yeterli sayılmazdı.
* Anayasa referandumunda idari kaynaklar ve devlet imkânları “evet” kampanyası lehine uygunsuz olarak kullanıldı.
* Medyada tarafların eşit şekilde yer almasına ve adil propaganda yapmasına izin ve imkân sağlanmadı; YSK’nın tarafsız içeriği engelleme yetisi ortadan kaldırıldı.
Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan’la ilgili yazılarıyla tanınan eski Pentagon yetkilisi ve American Enterprise Institute yazarı Michael Rubin’in, referandum sonucunu değerlendirdiği yazısında, “bölünecek ve kan gölüne dönüşecek bir Türkiye tablosu” çizmesi de, ülkemize yönelik Siyonist senaryoların açığa vurulmasıydı.[2]
Darbeyi önceden bilmesi ile Türk kamuoyunda tanınan Yahudi Michael Rubin’in analizine göre, referandum sonucunda yaşanan en önemli gerçeklik; ‘Türkiye’de yönetim biçiminin değişime uğrayarak esasen bir diktatörlük kurulmuş olmasıydı’. Seçim saatleri boyunca çeşitli videolarda usulsüzlükler olduğunun gözlendiğini belirten Rubin, HDP seçmeninin ağırlıklı olduğu yerlerde AGİT gözlemcilerinin sandık başından uzaklaştırılmaları, YSK’nın sandıklar açılmaya başladıktan 1 saat sonra ani bir kural değişikliğine kalkışması ve CHP’nin itiraz ettiği 2.5 milyon oy konusunu da yorumlamıştı.
Yandaş Star yazarı Lütfü Oflaz bile, anayasa değişikliği referandumuyla ilgili olarak kaleme aldığı yazısında “Güçten düşene en önce tekmeyi vuran fırsatçılar; hiç şüphem yok ki, yarın Tayyip Erdoğan da iktidardan düşse, ilk tekmeyi yine onlar vuracaklardır” ifadelerini kullanmıştı. Lütfü Oflaz’ın ‘Tayyip Erdoğan’a değil gücüne tapıyorlar!’ başlığıyla yayımlanan yazısındaki:
“Bunlar her dönemin güce tapıcılarıdır! Şimdi de herkesten fazla Tayyip Erdoğan’a tapan bunlardır. Bunlar Tayyip Erdoğan’ın iktidar yürüyüşüne başladığından beri yanında olanları, Erdoğan karşıtlığıyla suçlayıp dışlayanlardır. Aslında bunlar Tayyip Erdoğan’a tapmıyorlar; onun gücüne tapıyorlardı!” tespitleri haklıydı.[3] Ancak Lütfü Oflaz gibilerin gaflet ve cehaleti ise, AKP iktidarının asla yıkılmayacağı zannıydı!
Erdoğan’ın Türkiye’sini NATO’dan atma zamanı gelip dayandı! mı?
ABD gazetesi Huffington Post, “Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan’ın iktidara gelmesinin ardından Türkiye’nin NATO’dan giderek uzaklaştığını ve İttifakın Türkiye’yi ihraç etme zamanının gelip dayandığını” yazması Türkiye’ye yönelik bir HAÇLI savaşı hazırlığı ve Kürtlere özerklik dayatması mıydı?[4]
Huffington Post’ta Stanley Weiss imzasıyla yayınlanan makalede, NATO’nun ‘ittifaka ihanet eden’ bir üyesini ihraç edecek mekanizması bulunmadığı, aksine NATO anlaşmasının 5. Maddesine göre bir NATO üyesine yapılan saldırının tüm üyelere yapılmış sayıldığı ve tüm bu etkenlerin NATO için Aşil’in Topuğu’na dönüştüğü vurgulanmıştı. Türkiye’nin talepleriyle beraber, NATO için 5. Maddeye bağlı olarak ittifakın değerlerini paylaşmayan ve davranışlarıyla müttefiklerini tehlikeye sokan ‘sorunlu bir üyeyi’ hizaya sokma zamanının geldiği hatırlatılan makalede şu küstahça ifadeler yer almıştı:
“Türkiye yarım yüzyıl boyunca Ortadoğu’da Müslüman çoğunluğa sahip bir ülkenin laik ve demokratik olabileceğini kanıtlayan sadık bir müttefik konumundaydı. Ancak Suriye’deki IŞİD’e verdiği bilinen destekle NATO’daki müttefiklerinden oldukça uzaklaşmış durumdadır. İslamcı Recep Tayyip Erdoğan 2003’te iktidara geldiğinden beri Türkiye keskin bir şekilde otoriterleşmeye yanaşmıştır, İslamcı teröristleri kucaklayarak bölgede tamamlayamayacağı savaşlara hazırlanmaktadır. IŞİD’le savaşan 25 milyonluk Kürtlerle çatışmalar yoğunlaşmış; Kasım ayında uçağı düşürülen Rusya ile soğuk savaş giderek ısınmaya başlamıştır. Şehirlerinde bombalar patlarken ve sınırları düşmanlarıyla kuşatılırken Türk liderlerin NATO’dan kayıtsız şartsız destek talep etmeleri aymazlıktır!” sözleri Haçlı Siyonistlerin sinsi amaçlarını ortaya koymaktadır.
NATO’nun Türkiye’yi savunmak yerine bu ülkenin Batı’ya yönelik saldırganlıklarını gözden geçirmesi gerektiği hatırlatılan makalede, “Eğer bu saldırganlıklar yabana atılamayacak boyuttaysa ki kesinlikle öyledir, NATO üst kurulu sürekli saldırgan tavırlarla uluslararası toplumu 3. Dünya Savaşı’na sürüklemeden önce Türkiye’yi resmen ihraç etmeli” çağrısı yapılması Milli Çözüm’ün yıllardır uyardığı hıyanetleri açığa vurmaktadır.
“Batı’nın müttefikleri (PKK ve PYD) 2 yıl önce IŞİD savaşçılarını Kobani’den atmaya çalışırken Türk tanklarının sınırda sessizce beklediği” vurgulanan yazıda, Türkiye’nin IŞİD’le savaşırmış gibi görünürken Suriye’de YPG mevzilerini bombaladığı hatırlatılıp şunlar aktarılmıştır:
“YPG İslamcı teröristlere karşı ABD ile çok yakın ilişki içerisindedir. Artık ABD’nin Erdoğan’ın Türkiye’si yerine Kürtleri seçme zamanı gelmiştir. ABD’nin desteğiyle bir Kürt devleti bölgeyi istikrara kavuşturacak değerli bir bölgesel müttefik olabilir. Başka bir deyişle Kürdistan Türkiye’nin eskiden oynadığı rolü üstlenebilir.”
İşte Sn. Erdoğan, açığa çıkan bütün bu küstahlıkları ve Türkiye’yi parçalayıp Kürdistan’ı kurma çabalarını dikkate almadan kendi başına buyruk davranırsa, korkarız ki, kendisinin de ülkemizin de başına büyük belalar sarılacaktır.
ABD’ye yayın yapan Foreign Affairs (FA) dergisi de kendi sinsi plan ve palavralarını, öngörü yorumları gibi aktarıp, bu sonuçlara göre referandum galibiyetinin özünde; Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan için büyük yenilgiler de barındırdığı yazılmıştı.[5] Derginin aktardığına göre, bundan sonraki süreçte Erdoğan, başarısında büyük etkiye sahip olan toplumu kutuplaştırma politikasını daha fazla derinleştirmeye çalışacaktı.
“Sn. Erdoğan’ın, referanduma uzanan süreç boyunca izlediği strateji kabalığı, ‘Hayır’ propagandası yapanlara karşı takınılan ve şiddete varabilen tavrı, Kürtler üzerinde uygulanan şiddet politikası ve muhalif Kürt siyasetçilerin tutuklanmaları, hazırlık süreci üzerinde adil olmayan bir dengesizlik oluşturulması, 15 Temmuz sonrasında muhaliflerin büyük ölçüde tutuklanmış olmaları ve halk üzerinde oluşturulan korku imparatorluğu büyük sorunlara yol açacaktır” sözleri de bütün şeytani planların Büyük Kürdistan hedefine yoğunlaştığını ortaya koymaktaydı.
Özetle; Evrensel hukuka ve Anayasal demokratik kurallara aykırı bir hazırlıkla, üstelik OHAL ortamında ve tüm devlet imkanlarının EVET yönünde kullanılıp halkın açıkça baskı altına alınmasıyla ancak varılan %51’lik sonuç, hiç kimseye ve ülkeye hiçbir yarar sağlamayacaktı.
• Meclis yetkilerinin kısıtlanması ve Cumhurbaşkanına Meclisi feshetme yetkisi tanınması
• Başkana Kanun Hükmünde Kararnamelerle ülkeyi yönetme yetkisi sunulması
• Kuvvetler ayrılığının ve hele yargı bağımsızlığının aşındırılması
• Seçilmeyip atanmış Başkan yardımcılarına dokunulmazlık zırhı ve Başkana vekalet imkânı sağlanması başımıza büyük sıkıntılar ve sarsıntılar açacaktı.
Sonuç olarak:
Sn. Erdoğan şimdilik, yıllardır kafasına koyduğu –hatta bazı odaklarca sokulduğu- anlaşılan BAŞKANLIK amacına ulaşmıştı. Bu aşamada Bakara 216 ayetini hatırlatmak en uygun olanıydı: “(Ey mü’minler) Hoşunuza gitmediği (rahatına ve dünya hayatına düşkün nefislerinizin istemediği) halde (imtihan sırrı, haysiyet ve hürriyetinizin korunması amacıyla) Kıtal (savaşıp vuruşmak) üzerinize yazıldı (farz kılındı). Aslında hoşlanmadığınız bir şey, belki de sizin için hayırlıdır; sevdiğiniz ve arzuladığınız bir şey de, olur ki sizin için şerli ve zararlıdır. (Her şeyin doğrusunu ve hayırlısını) Allah bilir, siz bilmezsiniz.”[6]
Mekri ilahi ve intikamı Rabbani; Hakka ve halka karşı mekir=hile ve tuzak hazırlayanların, bu nefsi ve sinsi planlarını kendi başlarına dolamak şeklinde ortaya çıkardı: “Gerçek şu ki, (zalimler ve hainler, mü’minlere ve İslami girişimlere karşı) onlar hileli planlar kurdular (ve kuracaklardır). Oysa onların (şeytani) hile ve hazırlıkları, dağları yerinden oynatacak (derecede nükleer silahlara ve teknolojik imkânlara dayanmış) olsa da, Allah katında kesinlikle onları (boşa çıkaracak ve etkisiz kılacak) plan ve programlar vardır! (Allah zalim güçlerin mekir ve tuzaklarını kendi başlarına saracaktır).”[7]
[1] 17 Nisan 2017 – Kaynak: Reuters
[2] 17 Nisan 2017 – https://tr.sputniknews.com
[3] 21,02,2017 – http://www.star.com.tr/
[4] 17 Nisan 2017 – https://tr.sputniknews.com
[5] Bak: 17 Nisan 2017 – https://tr.sputniknews.com
[6] Bakara: 216
[7] İbrahim: 46

MİLLİ ÇÖZÜM YİNE HAKLI ÇIKTI….
Türlü hilelerle evet sonucunun kıl payı geçmesi ile birlikte Ak Sarayda RTE’nin belediye başkanlığı döneminde gördüğü rüyanın konuşulması çok manidardır. Hani şu arkadaşlarıyla birlikte saray inşa edip son tuğlayı koyduğunda sarayın yıkılıp altında kaldığı rüya.
Bilge Yazar Üstad Sn. Ahmet Akgül Hoca özellikle son konferanslarında ve toplumu aydınlatmak için kaleme aldığı ve referandumdan 1 ay önce piyasaya sunulanan Başkanlık Muamması ve Çarkların Tıkanması kitabında tüm bu yaşadığımız süreci anlatmıştı, şimdi bu anlatılanlar siyonist mahfiller ve aksaray ile el ele uygulanmaya çalışılıyor.
Yine hepbirlikte aynı şeyi söylüyoruz: MİLLİ ÇÖZÜM YİNE HAKLI ÇIKTI….
Erdoğanın Rüyası
Yeniçağ gazetesinden Ahmet TAKAN yazmış :
Erdoğan’ın gizli gizli millî görüş hareketinden kopma hazırlıkları yaptığı o günlerde çok yakın çevresi ile paylaştığı rüyası. Ben de bir kaç kez dinleyenlerden işitmiştim… Rivayet o ki:
“Erdoğan, rüyasında büyük bir saray yapmış ve o saraya arkadaşları ile birlikte yerleşmiş. Son tuğlayı koyarken saray bir anda yıkılmış ve arkadaşları ile birlikte altında kalmış…”
R. Erdoğan’ın bu rüyaya o zamanlarda güvendiği isimlerden yorum istediği hâlâ anlatılır. Ancak manidar olan o rüyanın dünden beri sarayda çok kafa kurcalamaya başlamış olması
AKIL AKILDAN ÜSTÜNDÜR MÜDÜR VE/VEYA HANGİ AKIL ÜSTÜNDÜR/YA DA ATEŞTEN GÖMLEK NEDİR?
İktidar hırsı uğruna Hak davasına ve Hocasına ihanet edip, Milli Görüş gömleğini sıyırıp atanların ve kendini Siyonist gavurun üst aklına teslim edenlerin gözleri geç de olsa açılmış görünüyor. Aslında gavurun kendilerine ateşten gömlek giydirdiğini ve adım adım acı akıbetin yaklaştığını keşke daha önce fark edebilselerdi?
Bu referandum sonuçları herkes ve her kesim için yüksek dersler ve mesajlar barındırmaktadır ve birçok açılardan incelenmelidir.
Seçim sonuçlarına yapılan müdahale nasıl bir müdahaledir, kim müdahale etmiştir… İyi okunmalıdır.
– Hızla 3. Dünya savaşına doğru gidilmekte olan bir ortamda; Dünyanın ve memleketin asıl gündeminden ve sorunlarından uzak, sun’i bir gündemle, Türk Devletinin ve Milletin kaderiyle kumar oynayan işbirlikçi zihniyetlerin;[i] “kendi kişisel hırsları uğruna, tabanlarını kasıtlı kışkırtıp marjinalleştirerek; koskoca ülkeyi aylardır [b]-yazı mı tura mı- [/b] gibi basit ve fasit mantıkla sergilenen bir tiyatroyla oyalaması ve zihnen bölmesi sürecine”[/i] dur denilmiştir. Çıkan sonuç ne yazı ne turadır. Para dik gelmiştir. Her iki zihniyette kaybetmiştir.
Her iki zihniyetin taraftarlarının da moralleri alt-üst olmuştur. Bu kirli oyunun galibi yoktur.
Bu doğrultuda; [i]-yaramazlık yapan ve geçimsizlik eden evlatlara, şefkatli bir baba yaklaşımıyla- [/i] her iki zihniyetin tabanına; [i]“Hiçbir kesimin bir diğerine üstünlüğü- imtiyazı yoktur. Herkes bu devletin eşit bir ferdidir. Şımarıklığın kimseye faydası yoktur. Birbirinizi sevin ya da sevmeyin ama siz bir bütünün parçalarısınız ve birbirinizle paşa paşa geçinmekten başka yolunuz yoktur.” [/i]mesajı geçilmiştir.
– Bu kirli oyunun kaybedenleri ortadadır ama kazananı nerededir? Yani iktidarıyla muhalefetiyle (ki her ikisi de aynı Siyonist merkezlere hizmet ettiğine göre) her iki tarafta kaybeden ise; bu durumda asıl kaybeden kimdir; kazanan kimdir?
– Bu minvalde; “Atı alan Üsküdar’ı geçti” sözü de doğru okumalıdır.
Bu sözler seçimi kazanmış ve zafer konuşması yapan birinin söyleyeceği söz müdür? Yoksa sn. Cumhurbaşkanı’nın kendisini BOP’a eşbaşkan yapan merkezlere verdiği mesaj mıdır?
Ayrıca aylardır, Başkanlık sistemiyle [i] “tüm yetkilerin tek elde toplanacağı”[/i] hususu konuşulmuş ama kimse bunun aynı zamanda [b]“tüm (olumlu-olumsuz) sorumlulukları da tek kişiye yıkmak” [/b]manasına geldiği üzerinde durmamıştır.
Referandum akşamı basın açıklaması esnasında Sn. Cumhurbaşkanı’nın medyaya yansıyan ve
çok konuşulan, gözlerindeki o korku ifadesini de böyle okumak mümkündür…
Referandum tiyatrosu sebebiyle Türkiye üzerine oynanmak istenen bir kirli oyun daha boşa çıkarılmıştır. Yani çıkabilecek en iyi netice çıkmıştır ya da çıkarılmıştır.
Bu durum henüz net olarak anlaşılamasa da sonuçlarını ancak yaşayarak görebileceğiz. Çünkü görmeden inanmamak biz insanların doğasında vardır.
Referandum sonuçları, Vatana millete hayırlı olsun… Ya da oldu bile…
BİR NESLİN İSRAFI
İktidara geldiği günden beri sürekli dindar bir nesil yetiştirdiğini söyleyen ve bu minvalde reklamlarını afişe eden Akp eylemlerinde ise tam tersine hareket ediyor memleket meselelerinden uzak siyaset bilmeyen aklı bir karış havada bir nesil yetiştiriyordu. Yapılan bu referandum gösterdi ki aslında Akp bu tavrıyla kendi geleceğine yönelik çok önemli bir yatırım yapmıştı. Referandum günü ilk kez oy kullandığını bildiğimiz bir gence neden evet oyu verdiğini sorduğumuzda verdiği cevap : ” Ben siyasetten anlamam ama bu adamı seviyorum duruşu hoşuma gidiyor, dünyaya kafa tutuyor” tarzında olmuştu. işte bu seçimde 1300000 civarında seçmen ilk kez oy kullanmış ve bunlarında en az %70’i bahsi geçen genç gibi herşeyden bihaber kahramanlık pozlarına aldanarak evet oyu vermişti. sonuç olarak yeni neslin oyları artı şaibeli oylar sandıkdan evet çıkmasına sebep olmuştur ama bu uğurda bir nesil akp tarafından israf edilmiştir.
ETTİĞİNİ BULMAK VE KAZDIĞI KUYUYA DÜŞMEK!
Müminlere ve İslami girişimlere karşı hileli plan kuran zalimler ve hainler, ettiklerini bulacak ve kazdıkları kuyuya düşeceklerdir! Sonunda bütün yapıp ettiklerinin kendi elleriyle kendi acı ve alçaltıcı akıbetlerini hazırlamak olduğunu anlayıp pişman ve perişan olacaklardır.
Ülkemizi, ERBAKAN TAKİPÇİSİ Milli Görüş ve Milli Çözüm’ e inanmış BİLGE BİR LİDERE TESLİM EDİLMESİ ANI GELMİŞTİR!..
15 yılın sonunda referandumun ortaya koyduğu sonuç ortada. Halk Akp’ye inanmıyor güvenmiyor.
Muhterem ERBAKAN Hocamızdan devamlı dinlediğimiz bir tarihi olay var malum:
1897 yılında Tehoder Hertzel İsviçre’nin Bazel şehrinde 3 karar almıştı. 1) İlk 50 yıl içinde küçük İsrail’i kuracağız, 2) İlk 100 yıl içinde Büyük israil’i kuracağız 3) Müslümanları parçalayıp yutacağız yok edeceğiz.
Birinci maddeyi 1 yıl gecikmeyle gerçekleştirdiler. 1897 +50 = 1947 ediyor ama 1948 yılında İsrail devletini(!) kurdular. İkinci maddeye geldiler tıkandılar çünkü 1897 + 100 = 1997 yapıyor, Allah’ın takdiri ülkemizin Hükümeti Refah-Yol kuruldu ve Türkiye’nin başbakanı ERBAKAN bu maddenin gerçekleşmesini engelledi. Bu ikinci madde engellenmemiş olsaydı 3. Madde kendiliğinden gerçekleşecekti.
Yine Haim Nahum doktrininden bahsederdi Erbakan hocamız.
Bu doktrin 7 maddedir derdi:
Anadolu İnsanını
1- Aç bırakacaksın
2- İşsiz bırakacaksın
3- Borca esir edeceksin
4- Dininden edeceksin
5- Böleceksin
6- Böldüğün parçaları birbiriyle çarpıştıracaksın
7- Böylelikle yumuşak lokma haline gelen bu parçaları yutacaksın
Şuan Büyük İsrail hedefleri 20 yıldır gecikme halinde. Ve Haim Nahum doktrininin 6. Maddesindeyiz. İnşaallah bu 6. Maddenin gerçekleşmemesi için 1997 yılında olduğu gibi yeniden ERBAKAN TAKİPÇİSİ Milli Görüş ve Milli Çözüm’ e inanmış BİLGE BİR LİDERE TESLİM EDİLMESİ ANI GELMİŞTİR. Aziz Erbakan hocamızın bahsettiği şekilde :[b] ‘’Mesele Basit, Getireceksiniz Anahtarları Teslim Edeceksiniz, Hiç Çaresi Yok.’’
Milli Görüş bu ülkenin tabii çözümüdür, tabii iktidarıdır, kendisidir, aslıdır, bunun dışında hiçbir şey tutunamaz. Boşuna uğraşıyorsunuz, boşuna boşuna boşuna.. Hiç başka çare yok. Mesele çok basit, bak açıkça söylüyorum Getireceksiniz anahtarları teslim edeceksiniz hiç çaresi yok yapamazsınız’’[/b] [b][1][/b] sözlerinin anlam kazandığı şu günlerde neden anlam kazandığı diyorum şundan dolayı: Daha dün Altan Tan Hdp milletvekili referandum sonuçları için doğu ve güney doğu halkına vefa borcunuz var bu vefa borcunuzu ödemeniz gerekir diye ifade kullandı. Referandumda %51.4 almanızı sağlayan doğu ve güneydoğu halkıdır dedi[b].[2][/b]
Ayrıca Barzani: Kürdistan için iyi olacak
Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi bakanlar kurulunda, Türkiye’deki referandum sonucu değerlendirildi. IKBY Ulaştırma Bakanı: Toplantıda referandum sonucunun Kürdistan Bölgesi Hükümeti için iyi olacağı konuşuldu.[b][3][/b]
[b]Kurtuluş, Batı Klup Zihniyetli Hükümetlerde Değil, Milli Görüş Zihniyetli Milli Çözümdedir (Prof Dr. Necmettin ERBAKAN) [4] [/b]
[b][1][/b] https://www.youtube.com/watch?v=0NwtNSILBoU&t=2s
[b][2][/b] http://www.sozcu.com.tr/2017/gundem/hdpli-altan-tandan-carpici-ifadeler-tayyip-erdogani-yine-kurtler-kurtardi-1800661/
[b][3][/b] https://www.aydinlik.com.tr/dunya/2017-nisan/barzani-kurdistan-icin-iyi-olacak
[b][4][/b] https://www.youtube.com/watch?v=CbFXp0C29fc&t=2s
Tehlikeli Süreç
Fotoğrafın bir parçasını göstermek yerine ,olayın bütününü ortaya koyan,ülkenin sürüklediği tehlikeli mecrayı çok ciddi şekilde ele alan,başkanlık kılıfı adı altında zehirli büyük israil sülfatasını bu coğrafyanın bütününe yutturmaya çalışan ifsat yuvasının kalemşörlerinin de itiraflarını neşreden bir yazı olmuş kaleminize sağlık..
Devletin eksiği ile fazlası ile doksan yılı aşkın sürdüre geldiği müesses nizamın yepyeni bir şekliyle tanışmak üzere yapılan bu referandum sonucu umarız iman yurtlarını hedef alan kan ,gözyaşı ızdırap operasyonlarının hedef noktası olmayız..Milli Görüş inancının yarım asırdır dikkat çektiği ,Çetin bir mücadeleye giriştiği ve dünyanın başbelası şer merkezlerinin artık sinsi olmaktan çıkıp açıkça tehditvari bir yöntemle saldırı dilini bu aziz vatana kullanmalarına karşı;devletin yönetim mekanizmasını en ciddi,akil ve kamil bir uyarı ile toparlanmaya ve dikatli olmaya davet eden Milli Çözüm dergisini dikkatle takip etmekteyiz.
Vatanın her bir köşesinde kanla ve imanla yoğrulan topraklardan filiz bulan bu Aşk,sebat,sabır ve mücadele ehlinin gayretleri sonucunda yeniden birlik,beraberlikle herkesin huzur ve emniyetini esas alan,hak ve adalete dayalı bir Adil Sistemin kurulması ümidiyle..
YENİLECEKSİNİZ!…
Referandum sonuçları akletme kabiliyetini yitirmemiş kurum yada kimseler için çok büyük mesajlar içeriyor!
Tüm devlet-hükümet imkanları iktidar lehine seferber edilerek!..Muhalif fikirler terörle eşleştirilerek!..Birden fazla siyasi parti fiilen birleşerek!..Neredeyse tüm medya ve iletişim organları organize edilerek!..Siyonist üst aklın manipulasyonuyla;içerde HDP ‘ye ‘Hayır’tiyatrosu oynatılarak(aslında HDP Hayır değil HAVET-görünüşte hayır gerçekte evet-için çalışıyordu),dışarda bir kısım AB ülkeleri manipüle edilerek HAYIR TIYATROSU’yla…AKP ‘ye en az 4-5 puan stratejik destek sağlandığı halde!..Onca din İstismarcısı BELAM TABAKASI binler fasit fetva ve gözboyacı-gönül saptırıcı nutuklarla savunduğu halde!..Siyonist üst aklın merkez üssü -israil şeytanı-örtülü destek sunduğu halde!…Sandıklarda,YSK ‘da eşine rastlanmamış hukuksuzluklar,görülmemiş FIRILDAKLAR çevrildiği halde!..vb..Güçlü bir evet çıkarılamamıştır! Hatta çıkan sonuç zahiren evet’e benzerken batınen hayır’ı andırmaktadır!..
Her şart ve imkanda; doğu-güneydoğu bölgemizi,ilerde büyük israil’e evrilecek “kukla bir kürdistan” fitnesiyle bölmeye çalışan! Saf akıllı idareciler nedeniyle Türkiye’ yi bir yandan “Stratejik Müttefik” lik sözleriyle türlü tavizlere ikna ederken;öbür yandan NATO’dan çıkarmak ,İranla kapıştırmak,iç savaş çıkartarak birbiriyle vuruşturmak amaçlarını sinsice güden!..Batı=siyonizm tezgahlarına tüm hızıyla devam etmektedir!..
Aziz Erbakan Hocamızın mükemmel tespit ve tarifleriyle; “Haim Nahum Doktorini”olarak adlandırdıkları hedef ,adım adım gerçekleştirmeye çalışılırken!..Gözlerinde koltuktan,hayallerinde otluktan baska birşey göremez hale gelmiş proje lejyonerlerini,”Batı İşbirlikçiliği-Gavur Aşıklığı”takıntılarıyla ,hala bu siyonist şeytanlarla işbirliği gayretinde görmek,şu atasözünü hatırlara getirmiştir!..:”ŞEYTANLA KABAK EKENİN,KABAĞI BAŞINDA PATLAR!..”Seçimde verilen mesajlardan biri de;Bu katiline aşık hasta kafalarla yol alınamayacağı,artık milletimiz tarafindan da anlaşılmaya başlanmıştır!..gerçeğidir.Acilen Milli bir mutabakatla:Türkiyemiz ve bölgemizi bu kıritik kaotik süreçten sağ-salim çıkaracak, bilge bir şahsiyetin etrafında birleşme zarureti hasıl olmuştur!..
Söylenecek söz, yeryüzünde -Hakk’ı iptal- ham hayaline kapılmış seytanilere”Değişmez Kanun-Mutlak Hüküm”olan Kur’an-ı Kerim İbrahim Suresi 46’da söylenmiştir!..Bu Hükmü İlahi’yi Ali İmran Suresi 12.Ayeti ile de beraber hatırlayabiliriz:
“(Ey Elçim) İnkâr ve nankörlük edenlere de ki: “Yakında (sisteminiz ve tüm tedbirleriniz çöküp yıkılacak ve) yenilgiye uğratılacaksınız ve (dünyada rezil olduğunuz gibi ahirette de) toplanıp cehenneme atılacaksınız!” O ne kötü yataktır.”
Planlar hakkamı batılamı
Önümüzde başkanlık için 2 yıl gibi bir zaman zarfı var,büyükşehirlerde yaşanan oy kaybı eğerki devam ederse başkanlığı kazanmak dahada zorlaşmış olacak belkide kazanamayacak .
Zapsu
16 Nisan referandum’u kapsamında, vatandaş’a sonuç’u oy’latılan kozmik gündem: İran’la savaş/Acem HAARP”.
Sandık sonucuna bakıldığında, Bahçeli’nin Erdoğan’ı kandırdığı anlaşılıyor. 🙂
Eyalet polemiği de işin tuzu biberi.Kaldı ki, Erdoğan’ın yüzde 50’yi burun farkı ile geçmiş olmasını “Acem HAARP” alacaklı olan adres dinler mi? 🙁
Muhtereme diyorlar ki, “İran’la savaşmak mı istersin” ve/veya “Mursi, Saddam, Kaddafi, Zeynel Abidin bin Ali vb gibi deliğe süpürülmek mi”?!
HAKTAN AYRILANI SİYONİT KAPAR!
Bırakırsan Hak yolu, kapar Siyonit
Sen sanarsın doğru, gerçekte kaybedensin
Kullanıp atacaklar, diyecekler hadi git
Gidecek yerin olmaz, çünkü derbedersin
Çok uyardık kulak vermedin es geçtin
Kaybetmek istemediğin koltuktur tek derdin
Onun uğruna faiz fuhuş serbest ettin
Irak, Libya, Suriyeyi ateş çemberine ittin
Erbakana ihanet edenin, kalır mı yanına kar
Dünya olur böylelerine, hem de çok dar
Hiçbir şey gizli kalmaz, melekler yazar
Bunlar battıkça batar, hazin sonlarını hazırlarlar
Milli Görüş Hak dava, bu yoldan dönüş yok
Milli Çözüm, Siyonun kalbine atılan sapmayan ok
Dünyevi heveslere ve boş laflara karnımız tok
Adil Düzen kurulacak, şeytanlar yaşayacak şok
Allah cc Korusun
Bu yapılan seçimde oynanan bunca hileleri, firavun sisteminin yetkili ve istekli iş birlikçileri yapması gerekti ve yaptı. Bu zaten onlara yakışan şekildi.
Ancak bunca hileyi, alçaltıcı siyaseti ve oynan kirli oyunları gördükleri halde onları haklı ve hayırlı gören yüce Türk halkı için üzülüyorum.
Bir yandan onların bu hallerini anlatan, ders çıkarmamızı isteyen yüce Allah cc onlarca ayeti aklıma geliyor bu sefer onların bu hallerine acıyor ve toplu bir ceza inmesinden Allah cc sığınıyorum.
Allah cc milletimi ve islam alemini bu düştüğü bataklıktan bir an önce kurtarsın ve korusun.
EVET UYARMIŞTİ!
Devletin düzeni bozmak için adeta gayret ettiği zaman dilimini yaşıyoruz. Devlet dedim çünkü hükümetinden brokratına, sivil stk larından toplumun en alt birimlerine kadar bir bozulma, dışarıdan bir elin içerdeki mafyatik grupları organizesine kadar hepsi bilinçli bir karışıklığın ateşini yakmak için organize durumdadır.
Milli Çözüm Dergisi bu sonu yıllardan beri en üst seviyeden en alt katmanlara kadar yaptığı fedakarane çalışmalarla uyarmış üzerine düşeni yerine getirmiş, FETÖ, PKK ve DIŞ SİYASETİN tehlike ve çözüm önerilerini kamuoyuna defaatle sunmuştur.
Artık Olabilecek Her Büyük Tehlikede Milletimiz Birlik Devletimiz Yese Kapılmadan MİLLİ MUTABAKAT çözüm yollarını dikkate almalıdır.
Analiz
16 Nisan sandık sonuç’u üzerinden başlayan tartışma Türkiye’yi bir anda Erdoğan baharı’na sürükler mi?
Türkiye iki farklı kamp’a bölünmüş ise her iki kamp da rijit’leştiriliyor ise özenle bulandırılan su’daki duruluk şudur:
Borç alan emir de alır.
“Balkan Baharı” rüşvet, yolsuzluk üzerinden yükselmedi mi?!
Kuzey Kore’nin vurulma aşamasında Güney Kore’de hangi yöneticiler rüşvet’ten, yolsuzluk’tan hapis cezasına çarptırıldı, sır değil!
GELECEK
Aziz ve kıymetli hocam benim sorum bu gelişmelerin ve yaşananların tayyip beyin üzerine yorulması tebrikler kutlamalar vb Dünya siyonizminin başka bir hesap ve planı olaz mı?
Milli Çözüm uyarıyor
Bir eşik daha geçildi ve toprağın ayağımızın altından kayması durmadı. Dost postlu düşmanlar, sahte müttefikler ve onların yerli “alık” ortakları bir sarhoşlukla ne yaptığını bilmeden yahut bilmesine rağmen sırf dünyalık uğruna ukbasını feda ederek “atı alıp Üsküdar’ı geçme” niyetindeler. Şimdi gelinen noktada meşruluğu yüksek sesle tartışılan bu referandum ve bunun kazananı olduğunu düşünen sn iktidar daha ilk saatler itibari ile şantajcıların baskıları ile yüzyüze kalmış durumda. Kulağını işine gelmeyen her türlü söze tıkayan iktidar bir an önce bu inadından vazgeçmeli ve tarihi uyarıları artık dikkate almalıdır. Yok eğer alınmazsa, Aziz Erbakan hocamızın ifadesiyle “artık dövecek diz kalmayacak” ve Allah muhafaza vatanımız son sürat uçuruma doğru devam edecektir.