Aziz Erbakan Hoca’mızın “Rafik-i Ala’ya” Rihlet’inin
7. Yıldönümünün Münasebetiyle
ERBAKAN’IN FARKLILIKLARI
VE
ŞEYTANİ ODAKLARIN FIRILDAKLARI
Bir insanın gerçek ayarı, onun tarafıyla, yani sahip çıkıp savunduklarıyla doğrudan alâkalıdır. Eğer bu şahıs; meşhur bir kimse ise, Siyonist ve emperyalist merkezlerin ona bakış açısı ve yaklaşım tarzı da, onu doğru tanımamız ve tartmamız bakımından çok önemli bir kriter olmaktadır. Siyonist Merkezlerce; kendi şeytani düzenleri açısından tehlikeli saydıkları, girişim ve projelerinden kuşku duydukları ve bu nedenle hakkında karalama kampanyaları başlattıkları, yetmezse ihtilal ve suikastlara başvurdukları böylesi şahsiyetlere yönelik nefret ve husumetlerini, doğrudan açığa vurmaktan sakınılmaktadır. Çünkü bu durumda iz’an ve vicdan ehli olanlar, o şahsiyete hürmet ve muhabbet duymaya başlayacaktır. Malum ve mel’un merkezler bunun yerine, o ülkedeki kendi adamları ve elemanları olan, ama toplumda:“Bilge kişi, istihbarat analizcisi, iktisat teorisyeni ve terör stratejisti”diye öne çıkarılan ve saf insanlarca “Milli duruşlu insan” sanılan kimselerin diliyle, korktukları ve devre dışı bırakmaya çalıştıkları şahsiyetleri kötülemeye ve kösteklemeye çalışmaktadır.
İşte Mahir Kaynak da bu maksatla eğitilip donatılan ve küresel Siyonist sömürü düzeninin yerli figüranı gibi davranan insanlar arasındadır. Eski MİT müsteşarlarından Fuat Doğu’nun; “Biz aslında MİT müsteşarı değil, CIA’nın şube başkanıydık!” itirafında olduğu gibi, Mahir Kaynak da Siyonist ve masonik merkezlerin bir elemanı ve borazanı gibi davranmış ve bu tavrını özellikle çok derin ve gizli Erbakan karşıtlığıyla açığa vurmuşlardır.
“Bizim kullandığımız doğruların, sınırlarımız dışında bir anlam taşımadıklarının farkında mısınız? Milli olmak, alt sıralardaki doğruları kabul etmekle mi mümkündür? Biz, bizden ileri oldukları söylenenlerin dogmalarını da aşan bir söyleme ulaşamaz mıyız?” (Komplo Yok, Timaş yy. 1999 Önsöz) sözleriyle, Milli ve yerli değer ve doğruların, boş ve kof avuntular olduklarını, ülkemiz dışında hiçbir işe yaramadıklarını, bu nedenle küresel odakların “dogma”larını (yani Siyonizm’in dünyaya hâkimiyet amaçlarını ve araçlarını) kutsamak ve kullanmak gerektiğinisavunmaktadır. 1995 Ağustos’unda CIA Başkanı’nın Türkiye ziyaretini yorumlayan şu yazı, onun gerçek ayarını ve yularının kimlerce tutulduğunu ortaya koymaktadır:
“CIA Başkanının gerçek misyonu, önümüzdeki dönemde, sıcak savaş da dahil birçok operasyonun merkezi konumunda olacak ülkemizi, tıpkı cepheyi teftiş eden bir komutan gibi, yakından görmektir. Yani Başkan; bizimle görüşmek için değil, bizi görmek için gelmektedir. Belli başlı bütün istihbarat servislerinin at oynattığı ve oynatmaya devam edeceği ülkemizde, MİT’in tavrını, müdahale gücünü ve yönünü anlamaya çalışacaktır. Şüphesiz baktığı yer MİT’ten ibaret değildir. Amaçlanan, bütün siyasi yapının değerlendirilmesi ve buna uygun istihbarat stratejilerinin hazırlanmasıdır.”
Mahir Kaynak,1953’te Harp Okulunu bitirip orduya katıldı. 1967’de askerlikten ayrılıp, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesinde asistanlığa başladı. 1971’de Doç. olduğu süreçte MİT’e katılan Mahir Kaynak, 1980’de MİT’ten emekliye ayrıldı. 1971 askeri Müdahalesi öncesi oluşan cuntacı bir faaliyete “MİT Ajanı” olarak sızmıştı. Ama bu cunta mahkeme olunurken, yargılanıp cezalandırılmaktan kurtarılmak üzere, MİT onun kendi elemanları olduğunu bildiren bir resmi yazı gönderince deşifre olmuşlardı. Oysa cunta lideri Cemal Madanoğlu’nun en sadık elemanı konumundaydı. Hatta kendisi; “Beni deşifre etmeselerdi, şimdi sol bir partinin lideri konumundaydım” itirafında bulunmuşlardı.
Ömer Lütfü Mete ile birlikte hazırladıkları “Erdoğan Operasyonu” (2008 Timaş yy.) kitabında, Sn. Erdoğan’ı kahramanlaştırmak amacıyla, “Onun önünün dış güçler tarafından kesilmeye çalışıldığı” imajını oluşturmaktaydı. Oysa daha önceki yazılarında “Milli Görüş tabanının, Erbakan’ın güdümünden çıkarılması ve yeni oluşan bu partinin Erdoğan gibilerle iktidara taşınması” gerektiğini defalarca vurgulamıştı. Yani kendisi de Sn. Erdoğan’ın bir dış proje olduğunu bilip durmaktaydı. Üstelik bu kitapta; “Erdoğan’a karşı bir darbe hazırlığı yapıldığı” havası oluşturularak, bir nevi 15 Temmuz FETÖ kalkışmasının şifreleri aktarılmaktaydı.
Mahir Kaynak’ın 1992’den itibaren yazmaya başladığı AKTÜEL dergisindeki makaleleri de; Rahmetli Erbakan Hoca’yla ilgili saptama ve saptırmaları, Siyonist bir tertip olan 28 Şubat tezgâhıyla ilgili çarptırma ve çamur atmaları; kendi ayarını açığa vurmaktan öte, birlikte katıldığımız ve yanlışlığını uyardığımız bazı konferanslarda da yaptığı gibi, sürekli inkâra ve varolmadıklarını ispata çalıştığı ve komplo teorisi saydığı Siyonist ve masonik odakların, Erbakan’la ilgili tavırlarını yansıtmaktaydı.
Bakınız Mahir Kaynak “Hikâye Bitti” başlıklı yazısında:
“RP, siyasi iktidara esir pazarına girer gibi girmiştir. Olabildiğince çok şey bilmek ve bütün bunları sadece siyasette kullanmak istemektedir. MİT Müsteşarı, Komisyon’da sohbet ederek ve muhatabın Başbakan olduğunu söyleyerek, sorumluluğu ve inisiyatifi ona bırakmıştır. Orgeneral Koman, kendisinin şahıs olarak muhatap alınamayacağını, muhatabın MİT’le ilgili konularda MİT Müsteşarı, ordu konusunda Genelkurmay Başkanlığı olduğunu ifade ederek, Başbakan’ın uzaktan seyretmeyi tercih ettiği oyunun, aktörü olmayı kabul etmemiştir… Taraflar durumun farkındadır. Devlet, siyasi amaçla kullanılacak bilgileri (Erbakan’a) vermemekte kararlıdır. İktidar (Refah-Yol ise) sorumlu olmayacağı bir yoldan olan biteni öğrenmekte ısrarlıdır”[1] diyerek, Erbakan iktidarına yönelik, ABD derin devleti sayılan Yahudi Lobileri baskısını ve Teoman Koman gibi yerli maşalarını haklı gösterme küstahlığındaydı. “Final” başlıklı yazısında ise:
“28 Şubat muhtırasının önemi, yumuşak görüntüsü nedeniyle yeterince anlaşılamamış görünüyor. (Oysa) Gerçekte bugüne kadar yapılan darbelerden daha köklü bir biçimde siyasi değişiklikler öngörüyor. Bundan önce hiçbir siyasi akımın tasfiyesi söz konusu olmadı. Siyasi hayat çizgileri üzerinde, bazen yeni kadrolarla, çoğunlukla eskilerin yönetiminde sürüp gitti. Oysa bugün RP’nin ve benzeri bir partinin siyaset sahnesinde bulunamayacağı vurgulanıyor… RP’den istenen şey, ufak tefek kozmetik değişiklikler değildir. Din temeline dayalı bir siyasi faaliyete izin verilmeyeceği ve böyle bir akımı besleyen kurumların tasfiye edileceği söylenmektedir… Askerlere göre olay, sadece rejimi biçimsel olarak korumakla sınırlı değildir. RP’nin izlemek istediği politikalar devletin güvenliğini ve varlığını tehdit etmektedir.”[2] diyerek, açıkça ve alçakça Siyonist merkezlerin ve yerli masonik işbirlikçilerinin diliyle konuşmaktaydı.
“Görülen Köy” başlıklı yazısında:
“RP’nin tek kişiye bağlı yönetimi, hem avantajı hem de açmazıdır. Almanya her iki dünya savaşında yenilmesine rağmen bugün bir süper güçtür. Bu halkın yeteneklerinin ürünüdür. Oysa Erbakan yenilirse, kitlesinin aynı performansı göstermesi zor görünüyor. Bu yüzden bütün manevralar, Onu kitlesi ile ters düşürecek yönde uygulanıyor.”[3] diyerek, hem Erbakan’ın yüksek liderlik yeteneğini hatırlatmakta, hem de Onu devre dışı bırakmadan Milli Görüş camiasının hıyanet odaklarının güdümüne alınamayacağını vurgulayarak bu yöndeki şeytani çabalara destek çıkmaktaydı.
“Sert Önlemler” başlıklı yazısında ise Mahir Kaynak:
“İdeolojik amaçlar (yani Adil Düzen, İslam Birliği gibi planlar) kimse için anlamlı değildir. Bir siyasi hareketi yürütenlerin belli bir inanç veya düşünce biçiminin fedaisi olduğu görüşü de yanlıştır. RP yönetiminin yüklendiği siyasi rol ile kullandıkları ideolojinin ayrılmazlığı, ancak kişiler planında geçerli olabilir. Daha açık ifadeyle aynı siyasi misyon, başka bir ideolojiye ve kadrolara yüklenebilir.”[4] diyerek, Milli Görüş’ün Erbakan’dan koparılarak, R. T. Erdoğan gibi kadrolarla yozlaştırılmasını ve sadece bir istismar aracı yapılmasını tavsiye buyurmaktaydı!?
Yine “Görülen Köy” makalesinde;
“Artık cepheler belli olmuştur. Bir yanda Silahlı Kuvvetler’in önderlik ettiği bir güç, karşı tarafta hükümet vardır. Zıtlığın temelinde, görünüşün aksine, din belirleyici rol oynamamaktadır. RP’nin, dini sloganlarla peşinde sürüklediği kitleler, gerçek çelişkinin farkına bile varamamıştır. Hükümete itiraz, özellikle RP kanadının Türkiye’ye biçtiği rolden kaynaklanmaktadır ve bunun ülke güvenliğini tehdit ettiği düşüncesi, kaçınılmaz bir biçimde iç ve dış çatışmaların içine sürükleneceğimiz kanaati kemikleşmiş durumdadır. Böyle bir durum, uzlaşma kapılarını aralık bile bırakmaz. Ya RP bugüne kadar ileri sürdüğü, iktidara geldiğinde ürkek bir biçimde de olsa uygulamaya çalıştığı dış politika ve güvenlik anlayışını terk edecek, ya da iktidardan uzaklaştırılacaktır.” diyerek, dış güçler ve işbirlikçiler adına Refah-Yol iktidarına ve Erbakan’a saldırmaktaydı.
Masonların ve Siyonist odakların borazanı Mahir Kaynak “Öldüren Sürüklesin” yazısında ise:
“Yapılacak şey bellidir: Eğer DYP halinden memnunsa, hepimiz memnunuz. Ordu’nun telaşa kapılmasına gerek yoktur ve RP, Erbakan’dan ibaret değildir. Eğer günün birinde ülkemiz gerçekten bir sıkıntının içine girerse, RP’lilere, Çiller ve ekibinden daha fazla güvenebilirsiniz. Büyük çoğunluğu ülkesinin geleceğini her şeyin üstünde tutan RP tabanını, sırtlarında taşımak zorunda oldukları Erbakan kamburu yüzünden karşıya almak haksızlıktır. Bir avuç siyaset oyuncusunun sahnelediği bu çirkin bunalım senaryosunun heyecanına kapılıp halkın herhangi bir kesimini iç düşman saymak aymazlıktır.”[5] diyerek, “Erbakan’ı Milli Görüş camiasının kamburu” saymaktan utanmamakta ve Hoca’dan kurtarılan RP tabanının rahatlıkla hizaya sokulacağını anlatmaktaydı.
Mahir Kaynak “Final” başlıklı yazısında da:
“Şu anda söz konusu olan duruma, RP’nin uyum sağlaması imkânsız görünmektedir. Eğer RP açısından bu durumdan nasıl kurtulabileceği düşünülürse, teorik çözüm bulunabilir. Erbakan’ın liderliği bırakması halinde, yeni birinin önderliğinde RP, İslamcı kimliğini koruyabilir. Bu değişimle birlikte, yeni yönetimin akılcı ve gerçekçi politikalar izlemesi halinde, İslamcı kimlik kimse için sorun teşkil etmez. Ancak RP’nin bunu yapması imkânsız denecek kadar uzak bir ihtimaldir ve sürecin dağılma yönünde işlemesi beklenir.
Şimdi de İslamcılar Erbakan’ın kavalının sihirli nağmelerinin peşine düşerek mukadder akıbetlerine düzgün adımlarla ilerliyorlar. Bugüne kadar kulaklarına fısıldanan bütün aşırı hedefler, anlamsız düşmanlıklar, yanlış ekonomik ve siyasal çözümler sadece onları bir arada tutmak içindi. Bunlar gerçekleşemezdi. ‘Şimdi ayakları suya erdi, akılcı yolda yürüyecekler’ demek fazla iyimserlik olur. Nehre gidiyorlar. Boğulacaklar ve sağ kalanlar hasım saydıklarının hizmetine girecekler.”[6] diyerek, “Erbakan’ın RP Liderliğini mutlaka bırakması gerektiğini ve bunun gerçekleşmesi halinde Hak davasından kopan eski Milli Görüşçülerin, şimdi AKP’liler gibi önceden hasım saydıkları ABD ve AB gibi güçlerin hizmetine gireceklerini” belirtip kerametlerini ortaya koymuşlardı. Neden “Mahir Kaynak gibiler, Siyonist merkezlerin borazanıdır?” tespitinde bulunduğumuzu, artık okurlarımızın daha iyi anlaması lazımdı.
Mahir Kaynak “Tülün Ardındaki” yazısında ise:
“(28 Şubat sürecinde) Siyasetin ve siyaseti oluşturduğu varsayılan kurumların günlük kavgaları arasında geleceğimizi şekillendirecek oluşumlar, hemen hemen hiç tartışılmadan gerçekleştiriliyor… RP’nin devre dışına çıkarılmak istenmesi, bu yeni şekillenmeye karşı oluşuna bağlanabilir. Kuruluşlarında hiçbir rolü olmadığı imam hatip liselerinin Ona kapattırılmak istenmesi, bu okulların sorun olmasından kaynaklanmıyor. Sorun buradan yetişenlerin, Siyasal İslam tarafından belli bir dış politika ve güvenlik anlayışına göre yönlendirilmesi. Eğer bu kişilerin talepleri sadece yaşam biçimleri ile sınırlı kalsa, herhangi bir çatışmanın olmayacağı çok açık.”[7] sözleriyle, İmam Hatiplilere ve onların beslendiği Kur’an-ı Kerim’e ve İslami prensiplere ve özellikle DİNİ HÜKÜM’lere ne denli karşı olduklarını vurgulaması, tam bir marazlı münafık mantığıydı.
“İki Tez” başlıklı yazısındaki:
“RP’nin kapatılması halinde; muhtemelen iki kampa ayrılacak RP’lilerin ana gövdesinin, ABD karşıtı cephede yer alacağı umuluyor.” sözleri ise; RP’nin kapatılmasının ve Erbakan’ın yasaklanmasının, Sn. Erdoğan’ın önünün açılması ve iktidara taşınması için hazırlanan bir dış senaryo olduğunun itirafıydı.
Bu Siyonizm’e hizmette; “Mahir” Kaynak, “Dışarıya Bakın” yazısını:
“Özellikle askerlerin, adı Atatürkçülük bile olsa, ideolojileri bir yana bırakıp strateji konuşmaları, dünyaya bakmaları gerekirken RP’nin dalgalandırdığı sularda boğuşmaları hüzün veriyor.”[8] şeklinde bitirerek, 28 Şubat sürecinde Milli ve vicdani tavır takınan ve Erbakan’ın yanında duran askerleri (Komutan ve kurmayları): “Milli Görüş dalgalarında boğulmakla”suçlayıp saçmalamaktaydı. Oysa siyaset ve strateji dehası olan Erbakan Hoca, “TSK içindeki Milli düşüncelilerle, kirli güdümlüleri kapıştırma ve Kahraman Ordumuzu yıpratıp devletimizi kolay yıkma hesaplarını boşa çıkarmak üzere; partisini, hükümetini ve şahsi menfaatlerini feda edip, 28 Şubat’ın daha yumuşak atlatılmasını sağlamıştı!..
Zaten “Kim Yapıyor?” başlıklı makalesinde:
“RP yönetiminin (28 Şubat sürecinde) sonuçları bilinmesine rağmen, yangına körükle gider gibi İslami sloganları öne çıkarması, bir inadın veya kararlılığın ifadesi midir? Bunun bilinçli bir politikanın eseri olması ihtimali hiç mi yoktur?”[9] diye soran Mahir Kaynak, Erbakan Hoca’nın bu stratejik tavrının farkına vardığı, en azından malum ve mel’un odakların bunları kulağına fısıldadığı anlaşılmaktaydı.
Mahir Kaynak, ne kadar demokrat ve ne denli Milli tavırlı olduğunu ise;
“Refah-Yol’un devrilmesi ve RP’nin kapatılması, sivil siyasetin etkinliğinden ve bunların yönetimi belirlemesinden kaynaklanmadı. Siyasetin kalın çizgileri ve ana yönleri zaten siyasi iktidarların yetki alanının dışındaydı. (Ancak) RP’nin, ülkedeki yönetici çekirdeği belirleyecek kadar oy alması beklenmiyordu. (Yani dış güçler ve masonik merkezler aldanmışlardı.) Zaten oy, tek başına ülkeyi yönetmeye yetmezdi. (Siyonist odakların müsaadesi lazımdı.)[10] ifadeleriyle açığa vurmaktaydı.
Hatta RP’nin kapatılmasından sonra kurulan Fazilet Partisi’nin de “Erbakan’ın güdümünde kalırsa kapatılacağını” şu sözlerle hatırlatmıştı:
“Bu yüzden Fazilet Partisi’nin Refah’ın devamı olup olmadığına, kadrolarına veya ideolojisine bakarak değil, Türkiye’nin rotasını nasıl çizmek istediğine göre karar verilecektir. Ordu’da etkin kanat, kendisiyle aynı düşünceleri paylaşsa bile sivil siyasetin mutlak egemenliğine izin vermez. Bu alandaki örgütlenmelerin dar bir kadronun elinde bulunması, manipülasyonlara açık olması güvensizlik nedenidir. İtiraz istikamete değil, gücün yapısınadır.”[11]
Yani, Türkiye’yi küresel sistemin (ABD, AB ve İsrail’in) güdümünden çıkarıp, Erbakan’ın tarihi projeleri istikametine yönelecek bir Fazilet Partisi’nin de kapatılacağını; ama Milli Görüş’ün, Numan Kurtulmuş ve Abdullah Gül gibilerin güdümüne bırakılması halinde ise kapatılmaktan kurtulacağını, ordu içindeki etkin kanadın (NATO’ya ve masonluğa bağlı olanların), halkın iradesini ve seçim neticelerini hiçe sayacaklarını vurgulamaktan hiç sakınmaması ve sıkılmaması da, hem kendi ayarını hem de tüm şer odaklarının ve şeytani yapılanmaların çok derin Erbakan kuşkularını ortaya koymaktaydı…
Erbakan Hocamızın; Hz. Âdem (AS)’dan günümüze kadar, insanlık tarihinde hiçbir şahısta görülmeyen farklılıkları.
Peygamberlik (Nübüvvet ve Risalet) Allah’ın özel tayin ve takdiridir, en yüce mertebedir. Peygamberlik makamına çalışarak ulaşmak mümkün değildir. Ancak aşağıdaki gibi farklı bir özellik olarak şu tespitlerin yapılması münasiptir:
1- Hz. Adem (AS)’dan bizim Peygamberimize (SAV) ve Efendimizden bugüne kadar Erbakan dışında hiçbir zâtın karşısında; Hristiyan’ından Yahudi’sine, putperestinden ateistine tüm kâfirlerin ve din istismarcısı münafık kesimlerin böylesine ortaklaşa düşman olarak birleştikleri görülmemiştir.
2- Tarih boyunca hiçbir zâtın düşmanlarının; ekonomik, siyasi, teknolojik ve askeri yönden Erbakan Hocamızın düşmanları kadar güçlü oldukları tespit edilmemiştir.
3- Tarih boyunca Erbakan Hocamız dışında hiç kimse; İslam Birliği Teşkilatı, İslam Ortak Pazarı, İslam Kültür İşbirliği Teşkilatı, İslam Dinarı, İslam Savunma Paktı gibi evrensel kurumları ve bunlarla ilgili kuralları hazırlayabilmiş değildir. “Adil Düzen” projeleri de Hocamızın bir eseridir.
4- Hz. Adem (AS)’dan günümüze kadar; kendi içinden ve çevresinden; makam ve imkân sağladığı, Bakan ve Belediye Başkanı yaptığı, meşhur edip öne çıkardığı kimselerce, Erbakan Hocamız kadar hıyanete uğrayan başka bir zât bilinmemektedir.
5- Tarihin hiçbir döneminde, Erbakan Hocama yaptıkları düşmanlık karşılığı hıyanet edenler böylesine yüksek makam ve imkânlarla ödüllendirilmemiştir. Ona hıyanetin; nicelerine Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, Bakanlık ve Belediye Başkanlığı kazandırdığı inkâr edilemez bir gerçektir.
6- Siyonist şer cephesinin yüzyıllardır hazırladıkları ve bütün dünyayı hegemonyaları altına soktukları askeri silah sistemlerini boşa çıkartacak, ama çok ucuza mal olacak ve toplu tahribat ve katliamlara yol açmayacak teknolojik bilgi ve projelere sahip ve bunların önemini ve gereğini müdrik Erbakan dışında hiç kimse görülmemiştir.
7- Efendimizden sonra gelen İslam Âlimlerinin pek çoğunun sözleri, eserleri ve isimleri şer cepheleri ve Siyonist merkezler tarafından istismar edilebilmiş; onlarla ilgili konferans, seminer ve anma etkinlikleri düzenlenip, kendi şeytani hedefleri yolunda yararlanmaktan çekinmemişlerdir. Ancak ERBAKAN Hocamızın hiçbir sözünü ve projesini istismar edip, kendi hesapları ve çıkarları doğrultusunda kullanmaya girişememişlerdir.
İşte Erbakan gibi, Rahmanilerin umut yıldızı, şeytanilerin ise korkulu rüyaları olan;İslam dünyasının ve mazlum insanlığın kurtuluşu adına, ne O’ndan önce, ne O’ndan sonra, ciddi, gerçekçi ve cesaretli plan ve programlar ortaya koyabilen hiç kimse -ne ülkemizde, ne yeryüzünde- çıkmamış bulunan bir Zât’ın, şuurlu ve sorumlu talebesi ve takipçisi olmak Milli Çözüm Ekibinin en büyük şansı ve şerefi sayılmalıdır.
Dış odakların ve içerideki adamlarının, hâlâ her fırsatta Erbakan’ın aziz hatırasına ve tarihi programlarına sataşmaları ve bunları gözden düşürmeye ve gizlemeye çalışmaları, bunlar yetmezmiş gibi Fehmi Çalmuk gibi bazı eski Milli Gazete yazarlarının: “Erbakan, Şeyhlerinin ve M. Zahit Kotku Hz.lerinin sayesinde ve yönlendirmesiyle tarihi girişimlerine başlamış ve başarmıştır…” (Yani asıl marifet ve meziyet onlarındır.) “Tayyip Erdoğan da Erbakan’ın devamıdır ve Onun yolundadır…” veya “Tayyip Erdoğan’ın karşı çıkılan bazı irtibat ve icraatlarını Erbakan da yapmıştır…”kanaati oluşturmak için yazıldığı sırıtan kitapları da (ki bunlar yanlış yorumlanan ve çarpıtılan bazı doğrulardır.) Ondan hâlâ ne denli korktuklarının ve kurtulmaya çalıştıklarının bir kanıtıdır. Bu mel’anet ve hıyanet odaklarının “Erbakan’ı öldürmek yeterli değildir, üzerine beton dökmemiz gerekir” itirafları da bu derin kuşkularını yansıtmaktadır. Erbakan Hocamızın, Adil Düzen ve İslam Birliği Projelerine; Irkçı emperyalizmin üstün silah sistemlerini geçersiz kılacak harika teknolojik girişim ve müjdelerine,asıl sahip çıkması, tabana ve topluma anlatması gereken Partinin ve Vakfın, bu konulara hiç değinmiyor olması veya üstünkörü geçiştirmeye çalışması da, üzerinde dikkatle ve ibretle durulması gereken bir yaklaşımdır.
Şimdi bu konuyu “Erbakan Devrimi” kitabımızla ilgili bulduğum önemli bir anımı değerli okurlarımızla paylaşarak tamamlayalım:
1998 senesiydi. Planlanan seminer ve sohbetlere katılmak ve bazı araştırmalar yapmak üzere ve uzunca bir süre Mısır’da kalmak niyetiyle Kahire’ye gitmiştim. Orada iken, Türkiye’de 312’ye muhalefet gerekçesiyle hakkımda açılan mahkeme neticelenmiş, 1 yıl kadar ceza aldığım bana haber verilmişti. Hapse girmemek için Mısır’da kalmam teklif edilse de; “Ülkemin zindanlarını başka yerlerin saraylarına tercih ederim.” diyerek Türkiye’ye gelmiş ve Keban Cezaevinde infazımı çekmiştim. Cezaevinden çıktıktan sonra Erbakan Hocamın koruma polislerinden ve özel hizmet görevlilerinden Osman Akgün Bey’i arayarak, “Hocamı çok özlediğimi, izin verirlerse Ankara’ya gelip ziyaret etmek istediğimi” kendilerine iletmesini söylemiştim. Birkaç gün sonra bize dönen Osman Akgün; “Erbakan Hocamızın bu talebimizi kabul ettiklerini, ancak kendilerinden önce Şevket Kazan Bey’le görüşmem gerektiğini” belirtmişti. Oysa Şevket Kazan’la birbirimizi sevmezdik ve uzun zamandır da görüşmezdik. Ama Hocamın emri üzerine “Bu durumu Şevket Bey’e bildirmesini” Osman Akgün’den rica etmiştik. O da kendisiyle görüştükten sonra bunu kabul etmediğini ve benimle görüşmeyeceğini bildirmişti ve zaten bu habere de özellikle sevinmiştim. Ama birkaç gün sonra her ne düşündü ise, o zaman İl Başkanımız olan Av. (Prof.) Hasan Tahsin Fendoğlu’nu arayan Şevket Kazan, bizimle görüşebileceği haberini göndermişti. Mecburen kalkıp Ankara’ya gittim. Balgat’taki Genel Merkez’de Şevket Kazan Bey’in odasında bir araya geldik. Şevket Bey, “Bazı fevri ve yersiz söylemlerim nedeniyle bize gücendiğini, ama samimiyetimi, dürüstlüğümü ve bilgi birikimimi sevip sahiplendiğini ve artık geçmişte olup biteni unutmamız gerektiğini” ifade etti. O sırada farklı illerden gelen parti temsilcileriyle, Sn. Recep T. Erdoğan’ı partimize Genel Başkan yapma kulislerine hayret edip kendisine “bugün yarın ayrılıp gitme hazırlığındaki bu kişiyi yersiz ve gereksiz şekilde önemseyip öne sürmelerinin” çok yanlış olacağı ve yıkıcı sonuçlar doğuracağı konusundaki kanaatlerimi belirtince, bana: “Hayır! O çok sadık ve sağlam birisidir ve partimizin başına geçecek yetenektedir.” deyince doğrusu hayret etmemiştim. Çünkü amaçlarını ve ayarlarını bilmekteydim ve Milli Görüş’ü olduğu gibi Recep T. Erdoğan’a teslim edip tesirsiz hale getirme gayretlerini de çoktan sezmiştim. Hatta Şevket Bey bana: “Ben defalarca uçakla Ankara’dan İstanbul’a, oradan Pınarhisar Cezaevinde Tayyib’i görmeye ve ona taktikler vermeye gittim. Hatta Erol Toy’un yazdığı“imparator” kitabını kendisine hediye ettim.” deyince “Beyim, sizin ziyaret edip teselli ve öğüt vermeniz için ille de Belediye Başkanı mı olması gerekir. Biz ondan iki misli fazla ceza çektik, hem bu davada ondan kıdemliyiz. Haydi bizi ziyarete gelmediniz, hiç değilse telefon açıp bir geçmiş olsun diyebilirdiniz!” demiştim.Bu bahsettiği Erol Toy’un imparator kitabında ise, Türkiye gibi ülkelerde Başbakan ve Cumhurbaşkanı olmak ve iktidarda kalmak için, kesinlikle Siyonist dış güçlere ve masonik merkezlere yaranmak ve yanaşmak gerektiği öğütlenmekteydi.
Neyse, işte o görüşme sırasında Şevket Kazan Bey bana: “Hazır gelmişken, bir konudan da seni haberdar edeyim. Ben Erbakan Hocamızın hayatını ve icraatlarını anlatan bir kitap hazırlığı içindeyim. Sizin Erbakan Devrimi kitabınızdan da oldukça istifade ettim. Bunları bilginiz ve izniniz olsun diye söyledim.”demişlerdi. Biz ise Şevket Bey’in ve Oğuzhan Asiltürk ekibinin niyetini ve tıynetini bildiğimiz için, Erbakan Hocamızın kendi hayatını ve hatırasını bu kişilerin yazmasına, Milletimizi ve gelecek nesillerimizi yanıltmasına asla müsaade etmeyeceğini düşünmekteydik.
Oradan ayrılıp Erbakan Hocamızla görüşmek üzere Balgat’taki konutuna gittim. Benim ve oradaki görevlilerin tahmin ve beklentilerimizin tam aksine, Aziz Hocam hemen içeri alınmam konusunda talimat vermişti. Oysa saatlerdir görüşme fırsatı için Parti üst yönetiminden, yurt içinden, dış ülkelerden çok önemli şahsiyetler salonda beklemekteydi. Hocamın huzuruna kabul edildiğimde, hal hatır sorma faslı bitince, ilk olarak, biraz önce ve kendi talimatları gereğince görüştüğümüz Şevket Kazan’la ilgili, bana nasıl davrandığını ve Tayyip Erdoğan’la ilgili tavrını içeren bir soru yöneltmiş, ancak sesini, mimiklerini ve vücut hareketlerini acayip şekilde değiştirmek suretiyle, benim sezdiklerimle kendi bildiklerinin aynı olduğunu açıkça ve çok şaşırdığım bir tarzda göstermişlerdi. O görüşmemiz yaklaşık 40 dakika devam etmiş, Aziz Hocamız, yazılarımızın, kitaplarımızın, konferanslarımızın ve hele özel sohbet konularımızın; hem doğruluğunu ve uygunluğunu, hem de bunlara ihtiyaç duyulduğunu ima ve ifade etmişler, daha başka taktik ve tavsiyeler de öğütlemişlerdi.
Konuttan ayrıldıktan sonra, Genel Merkez’deki ve yan birimlerdeki bazı arkadaşlara; “Şevket Kazan Bey’in Erbakan Hocamızı tanıtan bir kitap hazırlığına giriştiğini, neredeyse basım aşamasına gelindiğini, her halde yakında izin almak ve bir takdim yazdırmak üzere yanına gideceğini… Fakat deneyimlerime ve önsezilerime göre, Erbakan Hocamızın bu girişime asla müsaade etmeyeceğini… Çünkü Onunla ilgili kitabın, ancak Ona inanan, Onu anlayan ve tam bir sadakatle bağlanan birilerince yazılabileceğini ve işte“Dünyanın Değişimi ve Erbakan Devrimi”nin bu hedef ve hikmetlere hizmet etmeye yettiğini” hatırlatınca, bana: “Yine hayal âleminde gezdiğimi ve Hocamızın Şevket Beyi reddetmeyeceğini” söylemişlerdi.
O günden sonra merakla ve dikkatle takip etmiştim. Şevket Bey’in bir kısmını bizim kitabımızdan alarak aylar boyunca emek verdiği ve basım aşamasına geldiği o kitabı bir türlü gerçekleşmemişti. Öyle anlaşılıyor ki, Hocamız bunu kesinlikle engellemiş ve hayatta olduğu süreçte de asla izin vermemişti.
Aziz Hocamızın,“Dünyanın Değişimi ve Erbakan Devrimi” kitabımızı Altınoluk’ta ve başka ortamlarda kendilerine imzalatmak isteyenleri asla reddetmediğine ve bunu memnuniyetle yerine getirdiğine bizzat şahidizdir. Ayrıca Hanım komisyonlarının seminer ve sohbetlerinde bu kitapla birlikte“Mesaj ve Metot-Teşkilatçılık” kitabımızı tavsiye ettiklerini de o dönemde gelip bize haber vermişlerdi.
[1] Mart 1997
[2] Mart 1997
[3] Mayıs 1997
[4] Ocak 1998
[5] Mayıs 1997
[6] Mart 1997
[7] Mayıs 1997
[8] Kasım 1997
[9] Nisan 1998
[10] Mart 1998 / Ara Rejim
[11] Mart 1998 / Disiplinli Demokrasi

Liderin etrafında kilitlenmenin önemi
Mahir kaynağın parti ve Erbakan hoca ile ilgili yazılarını okuyunca İslam davasında liderin önemi bir kez daha ortaya çıkmıştır.İsimlerle bu işler olmaz diyenlere en güzel kanıt Budur.Liderine sadakat göstermeyen ve tanımayanların düşeceği durumları net şekilde açıklamıştır.hangi oluşumların içine atılacakları ve toplumun kimler tarafından idare edileceği an beyan ortadadır.
ELÇİ
Şeytanın en büyük şaheseri siyonizmin, temellerine dinamitler koyup,Muhterem Hocamızın sağlığında ve manen takibinde olduğumuz bu günlerde oluşan hadiselerde, o dinamitlerin teker teker patlayıp çöküşünü ibret ve hikmetle izlemekteyiz.
Elbetteki hocamızın yazısında da belittiği gibi içerde ve dışarıda her alanda ve her türlü organize olmuş şetanın şakirlerinin oyunlarını HİDAYET FERASET ve DİRAYETLE görüp bilip ve bozmak ve aynı zamanda Kuranı günümüze indirgeyip çağın sorunlarına çözüm olacak ADİL DÜZENİ hazırlamak ERBAKAN HOCAMIZ gibi bir şahsiyete mahsus olacaktı.
Dolayısıyla şunu ifade edelim ki; böylesine fitne ve entrikalarla dolu bir zamanda sağlam kalabilmek, ERBAKAN GERÇEĞİNİ ve PROJELERİNİ damarlarına kadar özümsemiş MİLLİ ÇÖZÜM ve şahsı manevisi muhterem AHMET AKGÜL hocamızın bizlere tuttuğu ışığı takip etmekle mümkün olabilmekte.
Rabbimiz ayakalarımızı sabit kılsın inşaallah…
Anlamazlıktan Gelemeyiz…
Evet ,elbette O da bir insandı,ancak bambaşkaydı!.. Mübarek ömürleri boyunca kendilerini adadıkları mukaddes değerlerinin yılmaz davacısı,bileği bükülmez kavgacısıydı!.. Gerçek ve örnek bir vatan sevgisinin ,milli şuurun, sosyal adaletin,refah ve huzurun ,İzzet ve onurun..savunucusu-koruyucusu… idiler!..
Makalede,Aziz Erbakan Hocamız ile ilgili yüksek bir hidayet,feraset ve bilgelikle ortaya koyulan tespitler ne kadar yerinde, kadirşinas,isabetli tahlillerdir. Evet, içten ve dıştan tüm şer güçlerin kendilerine karşı birleştiği;tüm şeytani güçler-siyonist-mahfiller,maneviyat mahrumu taklitçiler,ilbirlikçi hainlerin yanısıra, en yakınlarından dahi çok büyük
düşmanlıklara,nankörlüklere ve hıyanete uğrayan!.. Aziz Hocalarına ve mübarek davalarına yapılan nankörlük ve hıyanetler karşılığında, bu vartaya düşen,bu rezalet ve meskenete yuvarlananların en ciddi şekilde ödüllendirilerek,türlü imkam ve makamllara taşındığı!..Tüm insanlığa yol gösterecek, barış ve bereket içinde yaşatacak , tek ilmi ve evrensel proje olan “Adil Düzen”sistemini ortaya koyarak beşeriyete çıkış yolunu gösteren!.. Milletimizin ,bütün müminlerin ve tüm mazlumların saadetini temin edecek, İslam Birliği temelli, yeni bir Birleşmiş Milletler Teşkilatı, yeni bir Ortak Pazar,yeni bir Ortak Para birimi…Eğitim-Kültür İşbirliği Teşkilatı ,Askeri -Teknolojik İşbirliği Teşkilatı…vb ile Yeni Adil Dünya projelerini ortaya koyan !..Küresel şeytanların akla zarar teknolojilerini, çok daha üstün, ve aynı zamada ekonomik ve insanlığa zarar vermeden çökertecek,stratejik teknolojik sistemleri hazırlayan ,ve devletin ilgili birimlerine zamanı geldiği vakit kullanılmak üzere teslim eden!..Başta ülkesi ve İslam Coğrafyası olmak üzere, bütün mazlumların saadetini temin edecek Asil değerleri,üstün fikirleri ve devasa projeleri…kötü amaçlar için hiçbir fert ve şeytani merkez tarafından istismar edilemeyen ve edilemeyecek olan, yegane Lider Aziz Erbakan Hocamızdır!..
Pek çok sayısız konuda olduğu gibi ,bu konuda da kılavuz fikirleri ,yüksek imani ve bilimsel gerçekleriyle yolumuzu aydınlatan;”Nerede salatalık görse tuz alıp koşan” ,”Ağzı açık ayran delisi”tavrından uzak kalmamıza vesile olan!..Örnek yaşamlarından;her yer, kimse-kesim ve makama karşı mutlaka hakkı üstün tutan,inancı-davası için gözünü budaktan sakınmayan;hikmet,vefa,sadakat,dirayet ve cesaret örneği Milli Çözüm ve şahsi manevisi olan kutlu şahsiyete hürmet,muhabbet ve şükranlarımızı arz ederiz!..Bu denli bir irtibatın keyfi bir tercih konusu değil,milli ve manevi bir sorumluluk, hatta zorunluluk oldugunu anlamazlıktan gelemeyiz!..
“Ey iman edenler! (Her konuda) Allah’tan korkun (Kur’an’ın ve Resulûllahı’n yoluna uyun) ve (Hakk davasında sağlam duran)doğru (sadık) larla birlikte olun (ki iman Hakka tarafgirliktir).”
Tevbe 119
Stratejik Tahliller…
Mahir Kaynak bildiğimiz kadarıyla Ermeni Pakradunidir. Ve şöyle kaba taslak baktığımızda devlet içinde önemli kademeleri tutan ve doğu kökenli olduğu için alevi, kürt, müslüman aşiretinden vs vs gibi sanıldığından sabateistlerden daha kolay kamufle olabiliyorlar.
Bu aslı astarı bozuk şahsın “askerlere göre olay, sadece rejimi biçimsel olarak korumakla sınırlı değildir. RP’nin izlemek istediği politikalar devletin güvenliğini ve varlığını tehdit etmektedir.” Sözünden, devletten anladığı kirli masonik cephe olduğu aşikardır. Zira Her vatan evladı Milli Ordu Mensubu bilir ki Erbakan’ın izlediği politikalar devletin güvenliğini sağlamlaştırmış ve varlığını , ömrünü uzatmıştır. Aslına mahir kaynak’ın bu mesajı mason localarınadır.
“Daha açık ifadeyle aynı siyasi misyon, başka bir ideolojiye ve kadrolara yüklenebilir.” Sözü masonik cephe tarafından bir plan olarak tasarlanmış ki bugün Devlet Başkanlığı seçimi yaklaşırken %1’in kıymetli olmasından daha fazla Erbakan’ın izlerini kökten silme ve davasını tekrar ayağa kalkamayacak şekilde bitirme planı olarak bunu seçmiştir.
“Erbakan’ı Milli Görüş camiasının kamburu” karalayıcı ifadesiyle Hoca’dan kurtarılan RP tabanının rahatlıkla hizaya sokulacağı manasının yanı sıra tabanı kendi ve kendisi gibi düşünenlerin safına çekip Hocasının karşısına çıkarmak ve sözde yeni lider çıkarma hususunda tabana gaz vermek olarakda anlaşılmaktadır.
Erbakan Hoca için “Bugüne kadar kulaklarına fısıldanan bütün aşırı hedefler, anlamsız düşmanlıklar, yanlış ekonomik ve siyasal çözümler sadece onları bir arada tutmak içindi” sözü aslında şahsının ferasetsizliğini, hainliğini, öngörü basiretsizliğini ve daha da önemlisi gerçek manada bir stratejist değil bir “kukla stratejist” olduğunun ispatıdır. Zira bugün Erbakan Hoca tüm söylediklerinde haklı çıkmış ve 20-30 yıl önden konuştuğu vicdan ehlince dile getirilmektedir.
Hasılı Mahir Kaynak bu devletin en milli bilinen meşhurlarından biri olmasıyla birlikte en kukla, en masonik meşhurlarından olduğu tescillenmiştir. Milli Çözüm ruhuna yakışır tesbitlerin yapıldığı bir makale okuduk hamdolsun, öyleki mahir kaynak’ın gözden kaçırdığımız onlarca yazıları derlenerek muhteşem bir analiz yapılmış asıl mahiyetine ayna tutulmuş. Yazının başında da belirtildiği gibi; “siyonist merkezler kendileri için tehlikeli saydıkları kişilere nefret ve husumetleri direkt açığa vurmaz bunun yerine o ülkedeki, kendi adamları ve elemanları olan, ama toplumda: “Bilge kişi, istihbarat analizcisi, iktisat teorisyeni ve terör stratejisti”diye öne çıkarılan ve saf insanlarca “Milli duruşlu insan” sanılan kimselerin diliyle, korktukları ve devre dışı bırakmaya çalıştıkları şahsiyetleri kötülemeye ve kösteklemeye çalışmaktadır. Mahir Kaynak güzel bir örnek oldu.
Makalenin son kısmında yer alan Erbakanın tarih boyunca hiçbir şahısta görülmeyen farklılıkları mükemmel bir analiz olduğu bigi bunun yanısıra geleceğe dair büyük mesajlarda içermektedir.
Zira tarihin en büyük düşmanlarının aleyhinde ittifak ederek, tarihin en büyük hazırlığını yapması, yetiştirdiklerinin ihanetleri sonucu devleti yöneten makamlara gelmesi, ve tüm bunlara rağmen tarihte görülmemiş bir yapılanma (D-8), sistem (Adl Düzen) ve teknolojik hazırlıklar planlamasının Aziz Erbakan Hocamız tarafından yapılması tarihin en büyük hesaplaşmasının ve zaferinin sinyallerinide barındırmaktadır.
LİDER İLE HEDEFE KİTLENMEK
FUAT DOĞUNUN İTİRAFI KAYNAĞIN VERDİĞİ BİLGİLER İLE NASIL CIANIN TEMSİLCİSİ OLDUKLARI AÇIK VE NET ORTAYA ÇIKMAKTADIR
Toprağı bol
Bizim vazgeçmediğimiz ve hiç bir zaman vazgeçmeyeceğimiz ülkemiz Türkiye Cumhuriyetinin toprak bütünlüğünün durduğu yerin vazgeçilmez stratejik konumu gereği her zaman bütün dünya ülkelerinin gündeminde olmuştur. Bunu sadece toprak bütünlüğü olarak anlamak ve almaksa eksiktir. Zira bu topraklar üzerinde yaşayan insanlar her zaman bir bütünlük için çalışmıştır. Bunu bilen dünya ülkeleri her zaman bu vazgeçmeyeceğimiz toprak bütünlüğüne direk veya dolaylı saldırmışlar, ama her saldırıları karşılıksız kalınca taktik değiştirerek saldırıda değişik metodlar uygulamışlardır. Bu tahrik, tahrip ve yozlaştırma saldırılarının karşılığını,Rabbim her zaman inanç ve iman abide timsali liderler nasip ederek savuşturmuş onları her zaman mağlup etmiştir. Bu Mahir Kaynak ve benzeri Uşak anlayışı çok yüksek ama bir o kadar sinsi ve planlı sahışlar akıllı ama uşak, sadık ama uşak, kariyerli ama uşak, her zaman bir şekilde gündemde olmuş ama uşak olmuşlardır. Londrada 17 ekim 1951 yılında bir protokolle Nato üyeliği düzenlenen 18 şubat 1952 de Nato üyeliği kabul edilen Türkiye’ye bir sürü bedel ödetilerek Menderes döneminde kabul edilmiştir. İşte bu arada Mahir Kaynak ve gibileri muhtemeldir’ki Nato ülkelerine Gladyo veye bin bir isimle örgütlenmiş ve ülkemizin, Ülke insanımızın aleyhinde sinsi ve stratejik noktalara yerleştirilmiş, hedefleri belli sahiplerine sadık insanlardır.
Bu ve benzeri insanların hedefleri bulundukları yıllara göre’de değişkendir. Kuleli askeri lisesi mevzunu olan Kaynak 1967 de ordudan ayrılıp İstanbul Üniversitesinde akademik kariyer yaparken MİT ile çalışmaya başlamış göya. Oysa ordudan ayrılması Üniversiteye başlaması, kariyer süreci aynı dömenlere yakındır, Kiminle Erbakan Hocamla zira 1971 yılında Doçenlik tezini bitirmiş ve akademik kariyer sahibi olmuştur. Arada bir yemleme usulü doğru söylesede yazdığı kitaplarda ve yazılarda, asıl görevi belli’ki Prof.Dr. Necmettin ERBAKAN ve onun bütün İslam alemi ve insanlık için hazırladığı projelere yönelik kontralar yapmak ve yozlaştırmaya yönelik analizlerde bulunmak.
Evet sen Mahir Kaynak öldün ve sana toprağın bol kabrin dar, azabın şiddetli olsun demekten başka bir şey gelmez elimizden.
Ama sen ve senin gibilerle kıyamete kadar sürecek, Adil Düzen ve Batıl düzen savaşı devam ediyor edecekte. Allah’a hamdüsenalar oksun ki sistem ve düzenleriniz in sonuna gelindi. Yani Mücahit Erbakan Kazandı sizler se kaybettiniz. Nereden’mi biliyorsunuz dersen, bu gün Irak’ta, Suriye’de ve orta doğuda bütün dünyada Müslüman Türk Millet’inin bayrağı dalgalanmakta ondan biliyorum. Her yerde Erbakan adı konuşuluyor yazılıyor anlatılıyor. Evet aslında gerçek şu şimdi konuşulana bakılarak inanmak değil.
Erbakan hocamın malumu ilanında Milli Nizam döneminde Milli Selamet döneminde, Refah Partisi döneminde. Fazilet Partisi deneminde, ve Saadet Partisi döneminde, Adil Düzen’e, Milli Görüşe inanmak hizmet etmektir.
Ama siz ve gibilerini tebrik etmek lazım sakalı ile şalvarı ile,şeyhleri ile müritleri ile, siyonizme hizmet edecek hainleri bulmakta mahir siniz. Oysa Erbakan Hocam Siyonizmin kalbini bilen ve tarif edendi. Tarif etti inanlar ve inanmayan uşak olanlar olarak ayrıldık. Uşaklar zelil perişan olacak, sadıklar inanmışlar ise saadet ve mutluluğu her iki cihanda kana kana yaşacak Elhamdüllihlah. Üstadım Ahmet Akgül Hocam kahraman zannedilen bir ahmağı Haini daha deşifre etmiştir. Ellerinize sağlık, Kaleminize sağlık, Ömrünüze sağlık bereket.
Kalın sağlıkcakla. Allah’a Emanet olun. Selam ve Dua ile.
Orhan Atay
Türk Harb-iş Sendikası E. Genel Bşk.
İyi ki varsın!
Siyonistler çok derin ve gizli bir şekilde, ülkede aydın bilinen kişilerce Erbakan Hocamıza karşı alçakça bir politika yürütürlerken, bugün dahi Milli Çözüm dergisi net ve mert hatta gerekirse sert bir şekilde bu kendini bilmez Siyonist uşaklarına hak ettikleri cevabı veriyor. Siyonistlerin Mevlana’nın sözlerini ve semasını çarpıtıp kendi alçak hedefleri için kullanabildiler ancak Milli Çözüm’ün işte böylesi net ve karşı konulamaz yazılarıyla Erbakan Hocamızın sözlerinin ve tavırlarının çarpıtılmasına engel olunmaktadır.
HAK GELİNCE BATIL YOK OLUR
TEVHİD VE TECELLİ (ŞİİR)
“Hak; gizli bir hazineydi, aşikâr olmak diledi”
Bir nur yarattı evveli, Hakikat-i Muhammedi…
Bu nur ki cümle alemin, hem madeni hem merkezi
Yarattı tezahüründen, her şeyi ve de herkesi…
Melekler ve ruhaniler, bütün Nebiler Veliler
Bu nurun tecellisidir, Hak varlığına deliller…
“En mükemmel örnek için, var etmiştir Nur Ahmedi”
Nebiyyi ahir zamandır; Adil Düzen kurar Mehdi…
“Zahir odur, Batın odur; her an başka bir şe’ndedir”
Gâh İbrahim olup narda, gâh Süleyman gülşendedir…
“Allah, göklerin ve yerin, nurudur”; ayetin anla
Gören kim, görünen kimdir; seyret fikret, bu imanla…
Böcek çiçek, ağaç hayvan; san’atta şahikalardır
Yaratılış sırlarını, gösteren harikalardır…
Atomlardan enerjiye, hücreden galaksilere
O yönetir, her an hepsin; füzelerden taksilere…
Akıl verdi, insanoğlu; kavrasın bunca hikmeti
Tanısın Hakkı Batılı, Mevla’ya etsin hizmeti…
Sadıklarla sahtekârlar, seçilsin diye imtihan
Ediliyor bu dünyada, Adil’dir Rahimü Rahman…
Zalimi alkışlayanlar, alim de olsa haindir
Fark etmez tarikat ehli, veya Yahudi kâhindir…
İman Hakka tarafgirlik, batılı beğenmek şirktir
“Tevbe eder kurtulurum”, sanmak ise büyük risktir…
Mahrum kalır mı Hak için, pak alnından nur ter akan
Himmet eyler sadıklara, elbet mübarek Erbakan…
alıntı
Mücahid Hocam!
Öyle büyük, öyle kutlu bir yürüyüş ki salya sümük saldıran alçağın sınırı yok. Bize kahraman diye tanıtılmış bir alçağı daha Milli Çözüm’den öğrendik. Ne mutlu ki onların beter akıbetlerine karşılık Aziz hocamızın eserleri şuan capcanlı bir şekilde siyonizm denen belanın köküne kibrit suyu döküyor. Aynı uşakları ve işbirlikçileri gibi onlar da en basit ifade ile geberecekler!
Ölenden Korkulur mu?!
Sana öldü diyorlar, varsın desinler..
Hiç ölenden korkulur mu..?!
Geldi geçti o da siyasetçi dediler..
Öyleyse yerini doldurun! hiç doldurulur mu?
Peygambersiz Kur an, elbet anlaşılmazdı
Erbakan’sız, Milli Görüş olur mu?!
O muhteşem 5000 Wolt luk, yüksek enerji..
Leon lamba bu gücü hiç kaldırır mı ?!
Erbakana ayna ne haddimize..
Sultana kıtmırlık şereftir bize..
Milli Çözüm, Akgul Hocam dosttan hediye
20 lik Ampüller parlasın diye..
Hocamız’ın Hediyesi
Bismillahirrahmanirrahim
Nasıl ki, başta Eşrefi Mahlûk olan insan olmak üzere, tüm canlıların hayatta kalmalarını sağlayan sebep Ruh ise,
Ve takdir edilen ömürleri boyunca, her geçen zaman, gelişip olgunlaşma süreçleri yaşanıyorsa,
Erbakan Hocamız’ın insanlığa armağanı olan “Adil Düzen Sistemi” de canlıdır ve kıyamete kadar yaşayacak bir sistemdir.
Her an, zamanın şartlarına ve ihtiyaçlarına göre gelişmekte ve kendisini yenilemektedir.
Bugüne kadar gelmiş ve kıyamete kadarki süreçte ortaya çıkacak olan bütün batıl sistemlerin (İzm’lerin) panzehridir Adil Düzen.
Niçin kıyamete kadar devam edecek diyoruz?
İnsanın bir ruhu olduğu gibi Adil Düzen’in de ruhu Kur’an-ı Kerim’dir.
Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’inde buyuruyor:
Hiç şüphesiz, zikri (Kur’an’ı Kerim’i) Biz indirdik, Biz; ve elbette (kıyamete kadar) Onu (bu kutsal metni değişmekten ve dejenere edilmekten koruyup aynen) muhafaza edicileri de Biziz. (Londra’da bir müzede bulunan ve Miladi 650 yıllarında -yani Peygamber Efendimizden hemen sonraya ve Sahabenin hayatta olduğu sıralara- ait olduğu saptanan el yazması bir Mushaf’la, şu anda elimizdeki Kur’an nüshalarının arasında hiçbir çelişki ve değişiklik bulunmadığı gerçeğinin tespit edilmesi, Kur’an’ın orijinal metninin Allah’ın özel muhafazası ile günümüze kadar nasıl geldiğinin ve kıyamete kadar nasıl devam edeceğinin ispatı yerindedir ve bu açık bir mucizedir.)
Hicr Suresi: 9
Kitap – dergi faaliyetleriyle, makaleleriyle, konferanslarıyla günümüzde Adil Düzen Sistemi’nin tekâmülü için gayret sarf eden Muhterem Ahmet Akgül Hocamız’ın buyurduğu gibi;
“Adil Düzen, “Mutlak doğrulara” dayanılarak ve “Kesin yanlışlardan” sakınılarak hazırlanmıştır.
Doğru ve yanlışların tespitinde ise şu değer ölçüleri esas alınmıştır
1. Aklıselimin gerekleri,
2. Müspet ilimin verileri,
3. Vicdani kanaat neticeleri,
4. Tarihin tecrübe ve birikimleri,
5. Evrensel Hukuk kaideleri,
6. İlahi dinlerin öğretileri.
İşte bu altı değer ölçüsünün, ittifakla “Hayırlı ve Yararlı” gördüğü şeyler “Doğru”, yine bunların ittifakla “Kötü ve Zararlı” gördüğü şeyler de “Yanlış” kabul edilmiştir.
“Değişmeyen doğru”ları ve adaleti esas alan düşünce ve düzenler HAK, “Devamlı yanlışlar” üzerine kurulan, haksızlık ve ahlaksızlığa yol açan düşünce ve düzenler ise BATIL sayılmıştır.
Bunun içindir ki Adil Düzen;
1- Hakkı üstün tutan bir düzendir,
2- Hürriyeti esas alan bir düzendir,
3- Huzuru ve güveni sağlayan bir düzendir.
Çünkü;
A- Hem kafayı,
B- Hem kalbi,
C- Hem de karnı doyuran bir sistemdir.”
Bu sistemi bize hediye eden Erbakan Hocamız’ı Allah-u Teâla yüksek makamlara kavuştursun.
Erbakan Hocamız’ın takipçisi, Davası’nın savunucusu ve hizmetkârı olan Ahmet Hocamız ve Milli Çözüm Ekibinin de yar ve yardımcısı olsun.
Amin.
ERBAKAN HOCAMIZI ANLAMAK
O hiç yanıltmadı, çünkü Erbakandı
Şer güçlere cesaretle, meydan okuyandı
Hakka sevdalı, gerçek mücahit, başkomutandı
Zalimin karşısında, mazlumun yanındaydı
O gülünce, gönüller ferahlanırdı
Mübarek yüzünün nuru, kalplerimizi aydınlatırdı
Pamuk gibi elleri, manalı ve umut dolu bakışları
Mesaj dolu sözleri, insanlık içindi uyarıları
Ona ihanet edenler, makamlara taşındı
Etrafındaki hainler, iftiraya kalkıştı
Marazlılar alkışladılar, Durmuş Durduyan’ı
Sorulacak soysuzlardan, yaptıklarının hesabı
Harun keşke bir gün olsun, anlayabilseydin Onu
Anlayıp gereğini yapsan, devam ettirseydin yolunu
Mazluma nefes olup, hazırlasaydın Siyonizmin sonunu
Milli Görüş, Milli Çözümle, bozsaydın şeytanın oyununu
Kâl İle Değil; Hâl İledir…
Erbakan’a saygı sevgi kal ile olmaz. Hâl ile olur.
Bugünkü sözde Erbakan severlerin hallerinden anlıyoruz ki; O Tek Kişilik Bir Ordu idi.
Hâkeza; aynı şey Ahmet Akgül için de geçerlidir.
O dahî ; Hocasının Tek Gerçek Takipçisi olup; Tek Kişilik Bir Ordu’dur. Çünkü Seven Sevdiğinin kaderinden pay alır.
Milli Çözümü anlayabilsek
Öncelilik ÜSTADIMIZ AHMET AKGÜL hocamıza bizlere İslamı ,kur an ı ve asrın LİDERİ ERBAKAN HOCAMIZI tanımamıza vesile olmuş ve küfrün karşısında tek başına korkmadan ve yılmadan kalemiyle ve mücadelesiyle gecesini ,gündüzünü bu yola adamış ,yeni bir Adil Düzen Medeniyetinin kurulması yolunda önemli projelere imza atan ,Üstatımız Ahmet Akgül hocamıza saygı ve hürmetlerimizi sunuyorum .Erbakan hocamız siyonizmi tanımayan dünyayı tanıyamaz sözünü hatırlayarak .Ütat Ahmet Akgül ü tanımadan da Erbakanı anlamak ve olayların perde arkasını görmek ve onlara çözüm üretmek mümkün olmuyor .Şu anda içimizdeki hainler ,masonlar ,işbirlikciler ve siyonizmin tek korktuğu kişi ve ekip kimse işte o ekip ve kişi Erbakan ın takipcisi ve sadıklarıdır. Bunu sadece sözle söylemek yetmez yaşamak , inanmak ve gayret ederse insan görür bu farkı .Amacı ve gayreti nisbetinde hidayet ,feraset ve dirayeti artar ve imanı olgunlaşır . Asrın en kutlu ekibinin içinde olmak çok değerli ve önemli olduğu kadar ,sorumluluğuda artmakta .Şu an bütün şeytaniler elbirliği yapmış Erbakan ve Onun şahsında İslama saldırmakta .Bunların karşısında Tek başına Ahmet Akgül hocamız ve Milli Çözüm ekibi bulunmakta .İşte yukardaki yazıda belirtilen ve bu gibi şahsiyetleri Ahmet Akgül hocamızın sayesinde öğrenmiş olmaktayız .Birşeyin değerini bildiğimiz kadar ondan nasipleniriz .Eğer nankörlük edersek ve kıymetini bilmezsek elimizden alınır . Bu bir kuraldır hepimiz bunu bilenlerden oluruz İnşallah .
Şimdi onaltı yıldır hükümet olan bu AKP zihniyetinin ülkemizi getirdiği noktaya baktığımızda :
Zaten bunlar Erbakan Hocamıza ihanet etmelerine karşılık iktidara taşındılar .B.O.P Eş başkanlığına getirilen sn R.T.Erdoğan halkı aldatmak ve gazını almak için kahramanlık edasıyla ABD ,AB ,ve İsrail e karşı sert söylemlemlerinin arkasında bu işbirliği yatmakta .Ama bununda bir sonu olduğunu unutmayalım .Suriye politikasında sona gelindi .Şimdi bu İşbirlikciler bir karar vermeye mecbur kalıp ya milli menfeatlerimizi savunmak zorunda kalacaklar .Yada işbirliği yaptıklarının yanında yer alıp ihanetlerine devam edecekler .Yapılan bu gizli görüşmeler ve tutarsız açıklamalardan anlaşıldığına göre bunlar eninde sonunda bu ihaneti gerçekleştirecekler ve bunlara hala destek ve ihanetlerine hikmet uydurma yarışında olanlarda bu acı akıbeti tadacaklardır .Şimdi anlıyormuyuz !O kadar İslamcı Prof .lar yazarlar kahraman geçinenler hani nerede hepsi birden suspus olmuş hatta Milli Görüş yöneticileri bunlar nerede ve ne zaman haykıracaklar diye beklersek daha çok bekleriz .Ve sadece Bu yaşına rağmen tek başına bütün şer güçlere meydan okuyan Üstat Ahmet Akgül hocamız var .İyiki varsın Muhterem Hocam .