YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69e39b0d1fa25
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 6 8 6
Bugün : 41708
Dün : 64668
Bu ay : 1020981
Geçen ay : 1803365
Toplam : 53166039
IP'niz : 216.73.217.119

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

Türkiyede'ki Kuvay-ı Milliye dirilişini, Erbakan'ın D-8 ler girişimini, Rusya ve Çinle yaklaşıp Avrasya ve Şangay oluşumlarına sıcak bakma gelişmelerini boğmak; Rusya ve Türkiye'yi Orta Asya'dan ve Kafkasya'dan dışlayıp kıskaca almak üzere Siyonist sermayenin güdümündeki ABD ve destekçisi AB; Gürcistan ve Ukrayna'dan sonra şimdi Kırgızistan'ı da kendi güdümüne ve denetimine almıştır. Sırada Tacikistan, Türkmenistan ve Kazakistan'ın bulunduğu da unutulmamalıdır.

 

Bu ülkelerdeki Fethullah Gülen okullarının ve okutmalarının da; Amerikan yanlısı, isyancılarla işbirliği içinde olması ve onları kışkırtması da oldukta düşündürücü bir ayrıntıdır. Zaten Putin, bu yüzden bu okulları kapatmıştır.   

Bir zamanlar Türkiye'yi Müslüman ülkelere model gösterenler, bugünlerde söylemi değiştirdi. ABD Dışişleri Bakanı Condeleazza Rice, Pakistan ziyaretinde artık ABD için model Müslüman ülkenin Pakistan olduğunu açıkladı. Neden? Yazık olacak Pakistan'a!

Avrupa'ya, Ortadoğu'ya, Güney Asya'ya, Rusya'ya, Çin'e Afrika'ya açılan Türkiye'nin bugünlerde çok güçlü bir inisiyatif alarak Kafkaslar ve Orta Asya'ya yönelik çıkış yapması gerekiyor. Kırgızistan'da yaşananlar, sadece Gürcistan örneği değil. Kırgızistan'ı, Tacikistan'ı, Özbekistan'ı içine alacak bir yangın çıkarılıyor. Etnik çalışmalar bütün Orta Asya'yı sarabilir.

Önce Gürcistan

Demokrasi havariliğine soyunan Amerikan yönetimi, Gürcistan'da 2 Kasım 2003 parlamento seçimlerinde usulsüzlükler yapıldığı gerekçesiyle muhalefeti harekete geçirerek uzun soluklu gösteriler düzenlenmesini sağladı. Haftalarca gösteri düzenleyen 40 bin muhalif, Cumhurbaşkanı Eduard Şevardnadze'nin istifa etmesi için yönetime baskılar yaptı.

Gelişmelerden endişe eden 23 Kasım'da Gürcistan Devlet Başkanı Eduard Şevardnadze, istifa etmek zorunda kaldı. Ardından düzenlenen seçimlerde ABD yanlısı Saakaşvili iktidarı ele geçirerek, Rusya'ya kafa tutmaya başladı.

 Sonra Ukrayna

21 Kasım'daki devlet başkanlığı seçimlerinden sonra ortaya çıkan tablodan memnun olmayan ABD, Gürcistan'ın ardından Ukrayna'da da halkları karşı karşıya getirdi.

''Ukrayna'daki durum, bölünmeye doğru ilerliyor'' diyerek felaketin boyutlarını ortaya koymuştu. Grizlov, Ukrayna'da bölünme nedeniyle kan dökülebileceğini uyarısında bulunmuştu.

Ukrayna'da tekrarlanan ikinci tur devlet başkanlığı seçimlerinden galip çıkan ABD yanlısı lider Viktor Yuşçenko, Ukrayna'nın yeni devlet başkanı seçildi.

 Ardından Lübnan

14 Şubat'ta Hariri suikastının ardından protestolarına başlayan muhalefet, gösterilerini sürdürmeye devam ediyor. Lübnan bu sıralarda patlamalarla iç savaşa doğru sürükleniyor. Bu arada Suriye birliklerinin çoğunu geri çekti.

 … Ve Kırgızistan

Kırgızistan'da 27 Şubat'ta yapılan seçimlerin ardından Amerikan kaynaklı müdahale olabileceği endişesiyle uyarıda bulunan Devlet Başkanı Asker Akayev'in korktuğu başına geldi. Ve ülke kaosa sürüklendi.

Amerika kendi kışkırttığı bu süreci: "Demokrasiye geçiş dönemi ve sevindirici bir gelişme " olarak niteledi. Gafil AKP iktidarı da Amerika'ya amigoluk olsun diye, ihtilalcileri desteklemek üzere hemen bir heyet gönderdi… Ama bir gün, buna benzer girişimlerin, ama Amerika'ya ve Siyonist sömürü mihraklarına rağmen, haklı ve hayırlı bir Kuvay-ı Milliye dirilişinin kendi başlarına da gelebileceğini hiç düşünmedi!

Akayev istifa etti ve Kırgızistan'ı terk etti

  • Kırgızistan Devlet Başkanı Askar Akayev'in görevinden istifa ettiği bildirildi.

Interfax Haber Ajansı'ndan verilen bilgiye göre, İçişleri Bakanlığı'ndan adının açıklanmasını istemeyen yetkililer, Akayev'i taşıyan helikopterin Rusya'ya, ailesini taşıyan helikopterin ise komşu ülke Kazakistan'a gittiğini belirtti. RIA Novosti Haber Ajansı da, Kulov'un Beyaz Saray önünde toplanan muhaliflere Akayev'in istifa ettiğini söylediğini bildirdi.

Oysa Kırgızistan Devlet Başkanı Asker Akayev:

Türkü Cumhuriyetler içinde en ılımlı ve olumlu olanı, Demokrasiyi ve Basın serbestisini çevre ülkelere göre en çok sağlayandı.

Halkına en yakını ve uzlaşmaya en yatkınıydı.

Ama önemli bir suçu vardı: Siyonist ABD Hakimiyetine karşı Rusya'nın ve Putin iktidarının tarafındaydı.

İşte Gürcistan ve Ukrayna'dan sonra şimdi Siyonist Amerika Emperyalist Avrupa'nın da desteği ile vede Rusya'yı kuşatmak ve kıskaca almak ve Avrasya oluşumu da akamete uğratmak üzere ele geçirdiler.

Başbakanlığı sırasında, Amerika'ya Kırgızistan'da Hava üssü açması ve adı birçok yolsuzluklara bulaşması yüzünden görevinden alınan ve Yahudi asılı olduğu ve Amerikalı Siyonist tabilere yakın bulunduğu ve özellikle Türkiye'ye uzak durduğu bilinen Bakıyev'in, Muhalefetin ortak temsilcisi olarak Devlet Başkanlığına getirilmesi de, Rusya kadar, asıl Türkiye'nin Kuşatıldığı ve Orta Asya'dan dışlandığı gerçeğini akla getirmektedir.

Bazı Batı basınında; Gürcistan, Ukrayna ve Kırgızistan'dan sonra şimdi sıranın Özbekistan, Tacikistan ve Türkistan'a geldiğini Amerika'nın buralarda da karışıklıkları kışkırtıp kendisine kukla yönetimleri işbaşına getireceği yorumlarına yer verildi.

Velhasıl Türkiye kuşatılıyor ama Kuş beyinliler hala Amerikan ağzıyla konuşuyor!

Türkiye'nin Rusya ile çok yönlü yakınlaştığı ve Siyonist Batı Barbarlığına ve sömürü saltanatına karşı Avrasya oluşumunun giderek güç ve güven kazandığı bir dönem de bütün bu talihsiz gelişmelerin de bir tesadüf olmadığı kesindir.

Türk araştırmacılar, Kırgızistan'ı değerlendirdi. Ülkede yaşanan sosyal gelişmeler Türkiye'den pek de farksız değil…

Kırgızistan mı, Türkiye mi?

Misyonerler ve dini cemaatlerin faaliyetleri dikkat çekiyor. Yoksul bölgelerde para karşılığı insanlar Hıristiyanlaştırılıyor. Gençler arasında alkolizm, uyuşturucu, fuhuş ve yasalara aykırı yollardan para kazanma çabası artıyor. Yüzde 50'yi aşan oranda Kırgızlar olmak üzere ülkede 90 farklı milletten insan bulunuyor. Mikro milliyetçiliğin arttığı Kırgızistan'ı zor bir gelecek bekliyor.

Kırgızistan'da, yaşanan gelişmelerin büyük istikrarsızlıklar doğurabileceği, gençler arasında alkolizm, uyuşturucu, fuhuş ve yasaya aykırı yollardan para kazanma çabasının artığı, misyonerler ve dini cemaatlerin faaliyetlerinin dikkat çekici boyutlara ulaştığı bildirildi. Adnan Menderes Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Müfit Gömleksiz ve Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Adnan Gümüş, Kırgızistan'da 2000-2001 yılında yaptıkları ve Kırgız-Slav Üniversitesi'nce Rusça basılan ''Gençlik ve Otoriteryenizm: Kırgızistan Lise ve Üniversite Gençliği Üzerinde Bir Araştırma''da adeta yaşanan son süreci öngörüyor.

Doç. Dr. Gümüş, diğer Orta Asya ülkelerine göre daha ılımlı ve demokratik özellikler taşıyan, ülke olma özelliğini de yitirmeye başlayan Kırgızistan'da da son dönemde reform vaatlerinin yerine getirilmediğini söyledi.

Kırgızistan'da yüzde 50'yi aşan oranda Kırgızlar olmak üzere 90 farklı milletten insan bulunduğunu belirten Doç. Dr. Gümüş, şöyle konuştu: ''Ülkeye bağlılık Kırgızlar arasında yüzde 80'lere çıkarken diğer gruplar arasında yüzde 30'lara düşüyor. Mikro milliyetçiliğin artığı günümüzde Kırgızistan'ı zor bir gelecek bekliyor. Her geçen gün daha da ağırlaşan sorunlar, misyonerlik süreci, gençliğin otoriteryen eğilimlerini önemli ölçüde etkiliyor. Sovyetlerin dağılmasıyla, bugün büyük bir otorite arayışına tanık olunuyor. Ancak, sorun sadece lider arayışında değil. Ortak değerler oluşturulamadığı için bu arayışlar farklı liderliklere yol açabilir.''

Araştırmanın kapsamı ve ülkenin yapısı

Araştırmada, Bişkek'te farklı sosyo ekonomik düzeydeki, Kırgızca ve Rusça eğitim veren 11 devlet lisesi ile 4 üniversitede okuyan öğrencilerle yapılan anket sonuçları değerlendirildi. Bişkek'te, 490'ı lise son sınıf, 485'i üniversite öğrencisi, 356'ı kız olmak üzere 975 kişiye ulaşıldı.

Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla 1990 yılında bağımsızlığına kavuşan Kırgızistan'ın, çok uluslu ve kültürlü, etnik farklılıkların yoğun olduğu bir ülke niteliği taşıdığı belirtildi.

Kırgız Cumhuriyeti Ulusal İstatistik Komitesi'nce 1999 yılında yapılan nüfus sayımına göre yüzde 50'yi biraz aşan oranla en büyük grubu Kırgızların oluşturduğu, bunu Rus ve Özbeklerin takip ettiği kaydedildi.

Gençler arasında alkolizm ve uyuşturucu kullanımının giderek artığı gözleniyor. Aynı şekilde fuhuş ve buna bağlı hastalıklar, cinayet işleme ve çete faaliyetleriyle yasaya aykırı yollardan para kazanma dikkati çekiyor.''

Birçok milliyet ve dinden insanın hoşgörülü bir ortam içinde birbirlerinin farklılıklarını kabul ederek uzun yıllar birlikte yaşadığı Kırgızistan'da, son dönemde başta misyonerler olmak üzere budist cemaatlerin faaliyetlerinin dikkat çektiği bildirilen açıklamada, şu saptamalara da yer veriliyor: ''Özellikle çok yoksul bölgelerde aylık 10-20 dolar verilerek din değiştirmeler sağlanıyor. Bu faaliyetler gençler üzerinde etkili oluyor. Dinsel eğilimler, anne-babalara göre gençler arasında daha çok artış gösteriyor.''

1993 – 94 Askar Akayev'in Baş Danışmanı Feyzullah Budak

08 Nisan 2005 Cuma akşamı katıldığı Kanal 5'teki canlı yayında şu önemli tespitlerde bulundu:

1- Kırgızistan'da Soros Vakfı güdümünde bütün milli ve yerel basını para ile dış güçlerin kontrol altına alındı.

2- Ve bu basın Askar Akayev'e karşı muhalefeti örgütlemeye ve isyana teşvik etmeye başladı.

3- Amerikanın Güney Kırgızistan'da kurduğu askeri bir üsse nükleer füzeler yığmasına, Aksar Akayev'den izin çıkmadı.

4- Ben ihtilal öncesi, Sivas'ta iken Os şehrinde bir dostum, canlı olarak cep telefonuma, isyan kışkırtmalarını göstererek anlattı. Orada Kırgız halkına sokaklarda 20 ve 50 dolarların dağıtıldığını -ki bu para onların çoğunun aylık geliridir- ben gözlerimle seyredip şahit oldum.

5- Ve Aksar Akayev'in, Sultan Abdülhamit gibi, aşırı merhametinden dolayı kimsenin canı yanmasın ve asla kan akmasın diye, emrindeki asker ve polislere talimat vermediği de onun belki bir zaafıydı.

6- Kırgızistan, ayrıca çok bol altın ve uranyum rezervleri dolayısıyla, Amerika ve İsrail'in iştahını kabartmaktaydı.

7- Ve son yıllarda Kırgızistan'da, çok yoğun bir misyonerlik faaliyetleri başlatıldı. Ve İslam ruhu karartılmaya uğraşıldı.

8- Akayev'in  "kendi yerine kızını veya oğlunu hazırladığı" iddiaları da, onu yıpratmaya ve Soros destekli kışkırtmaya, haklılık kazandırmaya yönelik bir uydurmadır.

9- Türkiye Hükümetleri, maalesef bu hayati bölgeyle ciddiyet ve cesaretle ilgilenmedi, sorunlarına eğilmedi, beklenen ağabeyliğini göstermedi, sadece edebiyat ve hissiyat boyutunda kaldı..

10- Kırgız gençleri arasında Avenjelik Hıristiyanlığın şu anda maalesef %6'ya yaklaştığı saptanmıştır. Misyoner papazlar, para çantalarıyla ve saçma sapan yayınlarla gençleri kandırmaktadır.

11- Hıristiyanların, Siyonist İsrail ve Amerikanın, Kırgızistan'daki bu talihsiz ve tehlikeli amaçlarına "Dinler Arası Diyalog" çalışmaları ve Fethullah Gülen okulları da maalesef kolaylık sağlamaktadır.

12- Aksar Akayev, aynı zamanda asla, ateist ve komünist olmayıp, inançlı ve ahlaklı bir Müslümandır.

Geçenlerde Rusya'nın Ankara Büyükelçisi Petr Stegny şunları söylemişti

"Türkiye ile sihirli bir dönem yaşıyoruz"

Rus Büyükelçi Stegny, iki ülke arasındaki ticaretin her şeyin önüne geçtiğine işaret ederek, hedef olarak tespit edilen 25 milyar dolarlık ticaret hacminin hayal olmadığını kaydetti.

  • Rusya Federasyonu Ankara Büyükelçisi Petr Stegny, iki ülke arasındaki ilişkilerle ilgili olarak ‘sihirli bir dönem' benzetmesi yaptı. Stegny, "1492 yılında iki ülke arasındaki ilk kontaktan sonra 5 asır sonra ilk defa iki ülke jeopolitik rakip olmamaya başladı" dedi. Stengy, iki ülke arasındaki ticaretin her şeyin önüne geçtiğine işaret ederek, hedef olarak tespit edilen 25 milyar dolarlık ticaret hacminin hayal olmadığını kaydetti.

İş Hayatı dayanışma Derneği (İŞİHAD) üyelerinin Pazar sorunlarını ve potansiyeli ilk ağızdan dinlemeleri için düzenlenen Rusya Tanıtım Toplantısına Rusya Büyükelçisi Stengy, İstanbul Başkonsolosu Sergey Velichkin, Rusya Ticari Mümessili Vlademir Fıkin ve Türk-Avrasya İş Konseyi Başkanı Tuğrul Erkin katıldı. Büyükelçi Stengy, Rusya Devlet Başkanı Vlademir Putin ve Başbakan Tayip Erdoğan'ın karşılıklı ziyaretlerinin önemine dikkat çekerek, "Ülkelerimiz ortak hareket etme kararı verdi. Bunun için iki lider adım atmıştır. Rusya için en önemli hedef bölgesel ortaklık için birlikte hareket etmektir." Diye konuştu.

İki ülke arasındaki ilişkinin doruk noktasına ulaştığını, iki liderin karşılıklı ziyaretlerinin ilişkilere ivme kazandırdığını belirten Stengy, "Bana göre en önemli faktör Başbakan Erdoğan'ın beraberinde getirdiği 600 işadamıdır. Devlet Başkanımız Vladimir Putin'de son zamanlardaki olumlu tablo için, "İşadamlarının cesur adımları" nitelemesinde bulundu. İşadamları bu ilişkilerin artmasını sağladı. Onlar sayesinde birbirimizi daha iyi tanımış ve anlamış olduk. İlişkilerimizin dinanizmi çok dikkat çekiyor. Bütün bölge ülkeleri arasında dikkat çeken bir diyolog sürecindeyiz. Türk Rus ilişkilerinde bir sihri yakaladık. Bu, işadamlarının yakaladığı bir sihir ortamıdır" dedi.

Ahtopot ve AKP

  • Türkiye'de altın arama faaliyeti yapan yabancı firmalar ile Rotchshildler'in bağlantısını ortaya koyan yazımızdan sonra İstanbul Milletvekili Emin Şirin aradı. Bu konuyu konuşmak üzere bir araya geldiğimizde koltuğunun altındaki kalın dosyaları önümüze koydu.

Mesela Anatolia Minerals Development Ltd Şti ile ilgili, Hükümete yönelttiği sorular gerçekten dikkat çekici. Tam 22 soru sormuş Emin Şirin. İki tanesi özellikle dikkatimizi çekti. Birisi; Anatolia Minerals Şirketi'nin, Rio Tinto Zinc ile 2007 senesi sonuna kadar geçerli bir stratejik işbirliği anlaşması imzalayıp imzalamadığı, diğeri ise Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın 15.03.2004 tarihinde Rio Tinto'nun İdare Heyeti Başkanı Leigh Clifford ile yapmış olduğu toplantı ile ilgili.

22 soruya verilen cevap ise tek cümlelik, "Anatolia Minerals Development Ltd. Şirketi'ne ait herhangi bir ruhsat tespit edilememiştir"

Doğrudur. Örneğin Rio Tinto, yabancı firmaların maden arama çalışmalarının yasak olduğu 1978 yılından önce Türk Borax Şirketi aracılığıyla Türkiye'deki Bor madenlerinin yüzde 80'ini kontrol ettiği biliniyor.

Bu arada Avusturalya kökenli Rio Tinto'nun Avusturalya'daki lakabının "Ahtapot" olduğunu biliyormuydunuz!

Bu ahtapotu tanımadan, Dünyanın en büyük bor rezervine sahip Türkiye'nin, bor üretiminde, yine dünyanın en büyük altın rezervine sahip ikinci ülkesi Türkiye'nin altın üretiminde en sonlarda yer almasını anlamak mümkün olmayacaktır.

Soros'un "devrimleri"

"Kırgızistan'da, sayısı 400'ü bulan ve Soros'un "Açık Toplum" hareketince de desteklenen sivil toplum kuruluşları faaliyettedir…

Kırgızistan'da (Gürcistan'da ve Ukrayna'da olduğu gibi) protesto yürüyüşlerini başlatan önemli bir isim veya tek bir lider yok. Kırgızistan Cumhurbaşkanı Aksar Akayev aslında bir diktatör değil, liberal eğilimli bir bilim adamı… Kırgızistan'daki Orta Asya ülkeleri arasında nispeten en demokratik rejime sahip olanıdır. Kırgızistan'da muhalefet partilerinin yanı sıra son zamanlarda (sayısı 400'ü bulan ve Soros'un "Açık Toplum" hareketince de desteklenen) sivil toplum kuruluşları faaliyettedir… Kırgızistan'ın komşuları (örneğin Türkmenistan, Özbekistan, Kazakistan) arasında siyasal yapısı ve kültürü, bu kadar "ileri" olan yoktur. Ama bir bakıma değişimin faturası, 61 yaşındaki Akayev'e çıkmıştır!" [1]

Kapitalist Lenin!

  • Dolar sihirbazı Soros'un girdiği her yerde Diktatörlükler tek tek yıkılıyor. Ukrayna, Gürcistan… Ve üç ülkedeki gibi bu halk hareketinin ardında da aynı kişinin gölgesi var: George Soros. Bu ülkedeki "devrimlerin" finansörü olan ABD'li spekülatör Soros'un Bişkek'teki Soros Vakfı ile Açık Toplum Enstitüsü'nün muhaliflere aktardığı para 4 milyon dolar. 30'u aşkın ülkede vakfı bulunan Soros, 1994'te ağ kapsamındaki vakıflara 300 milyon dolar harcadı. Soros'un kişisel serveti 7 milyar dolar…

Güç mücadelesinde yeni arena: Kırgızistan!

"Kırgızıstan'da durum nasıl bu noktaya geldi? Genel olarak bakıldığında bu aşamada iki temel unsurdan söz etmek mümkün. Bunlardan bir tanesi dış, diğeri de iç etkenler. Dış etkenlerden anlaşılması gereken husus; dünyada dengelerindeki değişimdir ki, küresel güç mücadelelerinin varlığı ve yaşanan mücadeleler Kırgızistan gibi jeopolitik konumu açısından önemli bir ülkeyi de cenderesi altına almış durumdadır. ABD'nin 1980'lerden itibaren tartışmaya başladığı "yükselen Çin gücünün dengelenmesi" politikası çerçevesinde bölgede Batı müttefiki, daha güçlü devlet yapılarının oluşturulması bu noktada önemli bir realite. Ülke Batı ve Doğu güç blokları arasında bugüne kadar ortada durmayı yeğledi. Ülkenin hem ABD'ye hem Rusya'ya hava üssü vermesinde de aynı mantığın geçerli olduğu bilinmesi gereken hususlar arasında… Merak edilen şey, sıradaki ülke hangisi?"[2]  

Kırgızistan'ın Başkenti Bişkek'te Türk Şirketlerini Yağmaladılar

Yağmacılar Terör Estiriyor

Kırgızistan'da iktidar boşluğundan yararlanan yağmacılar başkent Bişkek'te terör estirirken, işyeri sahipleri silaha sarıldı.

İktidarı ele geçiren muhalefet hükümet kurma çalışmalarını sürdürürken, başkentte asayişi sağlamaya yönelik çalışmalara ancak sabaha karşı başlanabildi.

Kentteki yağma ve soygun olaylarını durdurmak amacıyla polise ek olarak ‘'Kelkel'' gençlik örgütü üyelerinden de sivil ekipler oluşturan yeni yönetim, araçlarla cadde ve sokakları dolaşarak yağmacılara karşı uyarı ateşi açmaya başladı. Sokaklarda sürekli olarak megafonla uyarı yapan polis, işyeri sahiplerine de işyerlerini koruma çağrısı yapıyor.

Ancak gerek polisin, gerekse işyeri sahiplerinin silah kullanması yağmacıları henüz engelleyemiyor. Ellerinde içki şişeleri, demir çubuk ve sopalarla dolaşan yağmacılar, önlerine gelen işyerine saldırıyor. Bazı Türk şirketlerinin de yağmacıların bu saldırılarından kurtulamadığı belirtiliyor.

Bu arada, Bişkek'te ilk yağmalanan, bir Türk işadamına ait olan Beta Stores'in gece yarısına karşı kundaklandığı ve binada yangının hala sürdüğü belirtiliyor. Çin Ticaret Merkezi (GOİN) de yağmalanan veyakılan bir başka iş merkezi oldu. Beta Stores ile devrik devlet başkanı Askar Akayev'in oğluna ait Silk Way alışveriş merkezi güzergahı üzerinde bulunan altın mağazaları da yağmacıların baş hedefleri oldu.

Öte yandan bazı grupların, kentteki bazı karakolları basarak, buralarda gözaltında tutulanları serbest bıraktığı belirtildi. Bu grupların, özellikle yakınları gözaltında bulunan kişilerden oluştuğu ifade ediliyor.

Bütün bu olup bitenlerden hala ders almayan AKP, kendisini iktidara taşıyan dış güçlere diyet borcu olarak İncirliği teslim ediyor.

İncirlik, İran ve Suriye'ye hazırlanıyor

AKP Hükümeti'nin iki yılını doldurdu ama hâlâ sorunların halledilmesi için milletten süre istiyor. "Erbakan bir yıl içinde bütün meseleleri halletmişti. Pehlivan mindere çıkışından belli olur. Anlaşılıyor ki, AKP'nin ortaya bir netice koyması mümkün değil. Türkiye adım adım ikinci Sevr'e götürülüyor. Millet olarak silkinmemiz lazım" dedi.

İncirlik Üssü'ne 30 milyon dolarlık yatırımı kimin için yapıyorsunuz?

Türkiye'nin önüne ikinci Sevr'in dayatıldığını bilmeliyiz, AB İlerleme Raporu'ndaki tehlikeleri görmeliyiz. Dış politika bakımından da Türkiye'nin çok büyük tehlikelerle karşı karşıya olduğunu fark etmeliyiz. "İncirlik Üssü'ne 30 milyon dolarlık yeni yatırım yapılıyor. İncirlik kimin için kullanılacak? Elbetteki Suriye ve İran için. En sonunda hedef Türkiye'dir". Artık kendimize gelmeli ve bu gidişi değiştirmeliyiz.

Milli Gazeteden Dr. Abdullah Özkan'ın feryadına ve uyarılarına dikkat etmeliyiz.

Kuşatılan ülke Türkiye!

Türkiye hem dış hem de iç politikada çok önemli sorunlar yumağıyla karşı karşıya bulunuyor. Yanıbaşımızda iki yıl önce bir savaş çıktı, insanlıkdışı katliamlar yaşandı, bu savaştan biz de çok olumsuz etkilendik ama nedense hâlâ bir "Irak politikası" oluşturamadık. Genelkurmay yetkililerinin bile sonunda dayanamayarak "Türkiye'nin Irak politikasının olmadığını" söylemeleri, hangi noktaya gelindiğini göstermesi bakımından ibret vericidir.

Kıbrıs davasının geldiği nokta…

Mevcut iktidarın en çok tepki toplayan politikalarından biri de Kıbrıs davasında verdiği tavizlerdir. Annan planına teslim olan, ne istenirse onu yapan Türkiye, ne yazık ki bugün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni Rumların insafına terketmiş durumdadır.

Kıbrıs konusunda verilen onca tavize rağmen Rumlar hiç geri adım atmazken, hâlâ KKTC'den yeni tavizler istenmektedir. Kıbrıs konusunda Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrasında yeni taviz taleplerinin masaya geleceği tahmin edilmektedir. Mevcut iktidar, izlediği tavizkar politikalarla Kıbrıs davasına büyük zararlar vermiş, dış güçlerin artniyetli planlarını uygulamaları için de onları cesaretlendirmiştir.

AB'nin Türkiye'ye "çarpık" bakışı

Avrupa Birliği üyeliğini kendisine "tek hedef" olarak belirleyen iktidar, Türkiye'nin sahip olduğu bölgesel ve küresel potansiyelin ne yazık ki farkına varamamıştır. Kendi eliyle ülkemizi AB kapısına bağlayan iktidar, Avrupa Birliği'nin bütün taleplerine koşulsuz boyun eğmektedir.

Türkiye ile AB ilişkileri "karşılıklı ilişki" çerçevesinden çıkıp, "emreden/itaat eden" bir ilişkiye doğru kaymaktadır. Avrupa Birliği Türkiye'ye, "değiştirilmesi, kendisine benzetilmesi gereken bir ülke" olarak bakmaktadır. Bu bakışaçısı öylesine bariz bir duruma gelmiştir ki, geçtiğimiz günlerde Meclis'te CHP'li milletvekilleriyle görüşen bir grup yabancı öğrenci, bıyıklı bir CHP milletvekiline dönerek, "bu bıyıklarla mı Avrupa Birliği'ne üye olacaksınız?" deme cüretini göstermiştir! Öyle ya, Avrupalı "bıyıksız" olur, Türkiye'de AB'ye üye olmak istiyorsa onlara benzemeli, bıyıklarını kesmelidir! Şimdi bıyıklarını kesmesi istenilen Türkiye'den acaba daha neler istenecektir, bilen var mı?

Avrupa Birliği'nin Türkiye'deki etnik kimlikleri kaşıması da son aylarda oldukça dikkat çekmektedir. Özellikle kürt vatandaşlarımızla ilgili konularda en üst düzeyde açıklamalar yapan AB yetkililerinin, ülkenin genelini ilgilendiren, çoğunluğun sorunları konusunda sessiz kalması anlamlı bulunmaktadır. Prof. Dr. Ümit Özdağ'ın anlattığı anekdot, AB'nin bakışını özetlemesi açısından ilgi çekicidir. AB fonları kullanılarak bir üniversitemizin sağlık alanında yaptığı araştırmanın, AB makamlarından geri döndüğünü söyleyen Özdağ, gerekçesini de şu şekilde açıklamaktadır: Çünkü araştırma yapılan şehirdeki hemşirelerin yüzde kaçının kürt olduğu belirtilmemiştir! İşte AB'nin Türkiye'ye bakışı böylesine çarpıktır, böylesine Türkiye'yi dinamitlemeye yönelik plan ve programların içerisindedirler…

"Ermeni soykırımı" iddiaları…

Dış güçlerin Türkiye'yi kuşatma harekatında kullandıkları malzemelerden biri de sözde Ermeni soykırımı iddialarıdır. Son günlerde özellikle ABD'de atağa geçen Ermeni lobileri, uluslararası arenada Türkiye'yi sıkıştırmak için çaba harcamaktadır.

Örneğin, Amerika'daki Ermeni lobisi hafta içinde Kongre'de sözde soykırımı anmak için geniş kapsamlı bir toplantı düzenleme kararı almıştır. ABD'deki radikal Ermeni kuruluşlarını aynı çatı altında toplayan Amerikan Ulusal Ermeni Komitesi ANCA'nın organize edeceği toplantıda, bazı Kongre üyelerinin de konuşma yapacağı bilinmektedir. Ermeni lobisi Kongrede toplantı yaparken, bir yandan da sözde soykırımın tanınması yönündeki bir tasarının, Kongre'nin alt kanadı olan Temsilciler Meclisi'ne sunulması beklenmektedir.

Amerikan Ulusal Ermeni Komitesi Türkiye aleyhine faaliyetlerini Bush nezdinde de sürdürmekte, Kongre üyelerini çembere alan Ermeni komitesi, ABD Başkanı Bush'a mektup yazdırtarak bu yılki 24 Nisan açıklamasında Ermeni olaylarını "soykırım" olarak nitelemesini istemektedir. Bush'tan bu yönde talepte bulunan Kongre üyelerinin sayısının şimdiden 160'a ulaştığı belirtiliyor. Görüldüğü gibi Amerika'daki Ermeni lobisi, ülkemize yönelik kuşatma harekatını en üst düzeyde yürütmektedir.

Türkiye bu kuşatmayı yarmalı

Dışta Kıbrıs, Avrupa Birliği, soykırım iddiaları ve etnik ayrımcılık projeleriyle çembere alınmak istenilen Türkiye, içte de aşırı borç, yoksulluk, yolsuzluk ve artık patlama noktasına gelen bir toplum yapısı ile karşı karşıyadır… Türkiye'yi kaosa sürükleyerek bundan çıkar sağlamak isteyen derin güçlerin olduğu bilinmektedir. 300 milyar doları aşan borcuyla eli kolu bağlanan Türkiye, IMF vasıtasıyla çökertilmek istenmektedir. Mevcut hükümet ne Türkiye'ye yönelik kuşatmanın farkındadır, ne de bu kuşatmayı yarabilecek dirayete sahiptir. En acı olanı da Türkiye'nin sahip olduğu tarihi birikimin ve küresel potansiyelin heba edilmesidir.

Türkiye içte ve dışta etrafını saran sorunlarla başedemez, kuşatmayı yaramaz, krizleri yönetemez ise, bilmelidir ki başkaları Türkiye'yi yönetmeye kalkışacaktır.[3]


[1] Milliyet  / 25.3.2005 / Sami Kohen

[2] Zaman  / 25.03.2005 / Dr. Murat Bakır /

[3] Milli Gazete / 17 04 2005 / Dr. Abdullah Özkan.

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Selman YÜCEL

Selman YÜCEL

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...