ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün2070
mod_vvisit_counterDün5792
mod_vvisit_counterBu Hafta2070
mod_vvisit_counterGeçen hafta35024
mod_vvisit_counterBu Ay7862
mod_vvisit_counterGeçen Ay183380
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar18105963

IP'niz: 44.192.22.242
Bugün: 02 Ağu 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12686826

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

AKP’NİN SONU, AKREP GİBİ Mİ; YOKSA ÇEKİRGE GİBİ Mİ OLACAKTI?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 77
ZayıfMükemmel 

 

AKP’NİN SONU, AKREP GİBİ Mİ;

YOKSA ÇEKİRGE GİBİ Mİ OLACAKTI?

        

AKP iktidarı; gündüz Tarikatlarla, gece MAFYA’larlaydı… Görünüşte Dindarlarla, gerçekte Masonlarlaydı… Zahiren Müslümanlarla, Gizlice Siyonist odaklarlaydı… Sloganları ve söylemleri Ayet, Hadis, hikmetli kelâmlara dayalıydı… Eylemleri ise vurgun, soygun ve Milli çıkarların satılmasıyla alâkalıydı… Acaba AKP iktidarının bu tavrını: “Çekirge (on) bir sıçrar, (on) iki sıçrar, (on) üçüncüde yakalanırdı!” atasözüyle mi açıklamalıydı… Yoksa; “Kendi çıkardığı yangının ortasında kalan AKrep gibi, AKP de intihara mı kalkışırdı?”

Şu hale bakınız!

Bir gazetecinin Süleyman Soylu ile ilgili olarak yazmış olduklarından sonra İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’dan; “Böyle bir şey asla söz konusu olmamıştır” şeklinde bir açıklama bekleyenler yanılmıştı. Evet, günler, haftalar geçmiş ama hiçbir açıklama yapılmamıştı. Bir zamanlar koyu Erdoğan yandaşı Süleyman Özışık: “Ben gerek Süleyman Soylu’ya gerek OHAL işlemleri komisyonuna, gerek diğer mercilere, masum olduğuna inandığım binlerce (FETÖ’cü) insanın dosyasını götürdüm.” Dosyaları götürmekle kalmayıp bir de; “Bu insanlar eğer masum çıkmazsa hesabını benden sorun” diye kefil oldum. Böylece; “Araştırmaları yapıldı, hepsinin masum olduğu ortaya çıktı, hepsi görevlerine iade edildi” diye yazmıştı. Bu gazetecinin böyle kefil olduğu kişilerle (!) ilgili olarak söyledikleri sadece bunlardan ibaret sanılmasındı.

Mesela kefil olduğu kişileri hiç tanımadığını da açıklamıştı. Allah’ı şahit tutarak yüzlerini bile görmediğini vurgulamıştı. Sadece dosyalarına bakıp masum olduklarına karar verdiğini anlatmıştı. Peki devlet böyle açıklamalara rağmen nasıl hâlâ tepkisiz kalırdı? “Be adam, sen Emniyet mensubu resmi görevli bir adam mısın, MİT ajanı mısın, Savcı mısın, Yargıç mısın?” diye niye sormazlardı? Bu her iki ucu da kirli ipin ucunun kimlere çıkmasından korkulmaktaydı?

Bu iddiaları okuduktan sonra İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, “böyle bir şey asla olmamıştır ya da yaşanmamıştır” türünden bir açıklama niye yapmamıştı? Ortaya atılan bu iddiaların gazetecinin hayal ürünü olduğunu niye açıklamamıştı? Sn. Soylu’nun sanki gazetecinin dediklerini doğrular gibi bir tavır sergilemesinin altında ne yatmaktaydı? Süleyman Özışık, açıklamalarında masum olduklarına kefil olduğu kişilerin yüzlerini bile görmediği iddiasındaydı. Sadece dosyalarına bakıp, bunların masum olduğunu nasıl anlamıştı? Bu dosyaları Soylu ve OHAL işlemleri komisyonuna götürdüğü ve onların görevlerine iade edildiği iddiaları niye yanıtlanmamıştı? Bir devlet yapısı içinde böyle bir işlemin gerçekleşmesine imkân var mıydı? Asıl soru, bu dosyalara nasıl ulaşmıştı?

Sedat Peker’den yeni iddialar!

“Akşama Süleyman Soylu'nun kasasını açıklayacağım” diyen Sedat Peker, sosyal medya hesabından yeni iddialarda bulunmuşlardı.

Sezgin Baran Korkmaz’a ait Paramount Otel'e tankla girdiği öne sürülen Cihan Ekşioğlu'na birçok suçlama yönelten Peker, Ekşi'nin FETÖ Borsası'nın kuruluşunu icat eden kişi olduğunu da vurgulamıştı. Peker'in paylaşımları şunlardı:

“Süslü Sülü’nün manevi evladı, benim de eski kardeşim olan Cihan Ekşi, bu olaylar patladığında seni halaoğlu vasıtasıyla uyarmıştım. Doncu Sülüman’ın lehine basındaki ve iş dünyasındaki tanıdıklarınla lobi çalışması yapma demiştim. Ancak gelen bilgiler yaptığın yönünde (sen bunu hak ettin). Süslü Sülü sana o kadar çok değer veriyor ki, herkese bir tane koruma polisi verirken sana ekip koruması verdi. Korumalar için de Renault Symbol ve tahsisli plaka verdi (korumanın ekip olarak verilmesi çok olağanüstü bir durumdur.) Gerçi senin patlayacağını anlayınca koruma kararını ve araç tahsisini 15 gün önce iptal etti. Yurt dışına kaçma diye pasaportunu da iptal etti. (Şimdi anlatacağım olaylar patladığında, “ben iptal ettim” deyip kendini kurtarmak için ancak nafile.) Yaşın genç olsa da FETÖ borsasının ilk kurulmasındaki mucitlerden biri de sensin.

FETÖ’nün en önemli prenslerinden olan Burak Başlılar’ı ayarlayıp onunla iş birliğine gittiniz. İlk işiniz Ukrayna’nın Lviv şehrindeki Victoria Gardens alışveriş merkezine çöktünüz. O alışveriş merkezinin gerçek sahibi olan A… hakkında Sabah gazetesinde Zekeriya Öz’ü yurtdışına kaçıran kişi diye haber yaptırıp, adamın Türkiye’ye gelmesine engel oldunuz. Yapılan tahkikatlarda böyle olmadığı anlaşılsa da adam bir daha Türkiye’ye gelmedi. Burak Başlılar arkadaşı olduğu için Ukrayna’daki alışveriş merkezini onun üzerine yaptı. Siz de (orayı) 66 milyon dolara satıp parayı bölüştünüz. Bu senin ilk parayı bulduğun FETÖ borsası işindi. Tabi sonra Burak Başlılar’ı FETÖ’den kurtarman gerekiyordu. Dosyaya bakan İstanbul adliyesindeki terör savcısı (……..) ile görüşüp dosyayı kapattınız ve sözde itirafçı yaptınız.

Ben inanmak istemesem de bu karar karşılığında savcıya 3 milyon dolar verdiğinizi öğrendim. Ayrıca da terör savcısının yeğeni Murat Gür İbrahimoğlu’na Sultangazi Cebeci taş ocakları bölgesinden 1,5 milyar TL bütçeli döküm işi verdirdiniz. Terör savcısının şirketlerinin ismi (ise) “Kuzey Marmara, Kuzey İnşaat ve Bayburt Grup” Cihan Ekşi’nin, Burak Başlılar’ın ve de terör savcısının yeğeni Murat Gür İbrahimoğlu’nun HTS kayıtları incelendiğinde ilişki ağınız net olarak ortaya çıkacaktır. Süslü Sülü, (yani) Doncu Sülü’nün kardeşi Mehmet Soylu’yla bürolarınız Akmerkez’de altlı üstlü. Mehmet Soylu ve sen, zengin iş adamlarını önce CİMER’e şikâyet ettirip, sonra terör savcılarından soruşturma evrakı çıkartıp, birçok namuslu insanın mal varlığına çöktünüz. Akmerkez’in son altı aydaki kamera ve HTS kayıtları incelendiğinde, FETÖ bahanesiyle kimlerin mallarına çöktüğünüz ortaya çıkacaktır. (Süslü Sülü yüce divanda yargılanacaksın!) Ancak Doncu Süleyman, senin en büyük suçun FETÖ soruşturmalarına olan halkın inancını zedelemektir, bunu unutma!

(Ey) Cihan Ekşi, Diyarbakırlı kız arkadaşın vardı ya; kızı darp ettin, kız emniyete gidince Beşiktaş araştırmada konuyu kapattınız... O kızcağız her şeyi biliyor, ancak bayan olduğu için ben ismini yazmam. Kızın da kaç parasını aldın? O kızcağız kendi ortaya çıkarsa, kim bilir (neler olacak!..) Senin ve Süslü Sülü’nün ne rezillikleri ortaya çıkacak göreceğiz. Beykoz Konakları’nda güzel bir evin var, orada da Derin Mehmet’le arkadaşlık yapıyorsun, yürüyüşler yapıyorsun. Ancak esas sorun, Acarkent’teki bekâr evinde yaşanıyor. O eve davet ettiğin, alem yaptırdığın, rüşvet verdiğin ve hepsini kameraya çektiğin siyasetçiler, bürokratlar var ya, seni hiçbiri kurtaramayacak. Çünkü şu an senin dosyanı inceleyen gerçekten namuslu adamlar var, ve onların sende kayıtları yok. Savunma Sanayi Başkanı İsmail Demir Paramount Hotel’in senin olduğunu bilmediğini söylüyor ya, ben buna asla inanmıyorum. Bu konuyu başka bir gün ele alacağım ve hepinizi rezil edeceğim. Eşinin memleketi olan Beyaz Rusya’dan alınacağını söylediğin, Avrupa’daki şirketine fatura ettirdiğin, ancak hâlâ daha gelmeyen silah mühimmatlarını da anlatacağım. Süslü Sülü’nün gizli kasalarından biri olan Cihan Ekşi, İsraillilerden 3 milyon dolara aldığın sosyal platformların çözümlemelerini yapan cihazı, Türk devletine 50 milyon dolara nasıl sattığın da ortaya çıkacak.

Vatan, Kur’an, İman deyip 20 katı fiyatına bizim devlete satıp, 84 milyon (gariban vatandaşın) hakkını yediniz ama hepiniz göreceksiniz! Kendine bir kemer yaptırmışsın ya, tokasında en az 500 bin dolarlık pırlanta var, devran dönünce onların hepsi halka geri dönecek!” Evet maalesef Sedat Peker’in bu iddialarıyla Süleyman Özışık’ın ifşaatları uyuşmaktaydı.

Öte yandan Peker'in koruma tahsisi iddiasıyla ilgili İstanbul Valiliği açıklama yapmıştı! 

“Arşiv kayıtlarının incelenmesi neticesinde; C.E. (Cihan Ekşioğlu) isimli şahsın 07.11.2016 tarihinde koruma talebiyle Valiliğimize müracaatta bulunduğu, 14.12.2016 tarihinde (1) personel ile yakın koruma verildiği, 14.02.2017 tarihli İl Koruma Komisyonunda koruma kararının devamının uygun görüldüğü tespit edilmiştir. 22.02.2018 tarihinde alınan İl Koruma Komisyonu kararı ile yakın koruma tedbirinin kaldırıldığı, şahsın tedbir kararının kaldırılmasına yönelik 26.03.2018 tarihli itirazı üzerine yakın koruma tedbirine bir süre daha devam edilmiş, ancak bahse konu tedbir 31.01.2019 tarihinde İl Koruma Komisyonunda alınan karar gereği kaldırılmıştır. Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere; söz konusu haberlerde geçen ekiple koruma ve kendine koruma aracı tahsis edildiği iddiaları gerçeği yansıtmamaktadır.” Şimdi lütfen söyleyin, Valiliğin bu açıklaması bir itiraf mıydı, yoksa inkâr mıydı?

İşte Erdoğan iktidarında ve Cumhur İttifakı’nda Türkiye böyle idare olunmaktaydı. Eh, madem Süleyman Özışık gibi birkaç yandaş yazarla, birkaç kiralık ve karanlık iş adamıyla, birkaç Mafya babasıyla ve Süslü Sülü gibi birkaç bakanla, bu devlet yönetiliyordu; o zaman milyarlarca masrafa katlanıp, milyonlarca insan çalıştırıp, koca Emniyet Teşkilatına, bunca Yargı mensuplarına ve kurumlarına, hatta ve hatta Cumhur İttifakı’na ve Erdoğan iktidarına ne gerek vardı? diye sormamıza inşaallah alınmazlardı… Ve dahi soruşturma açmazlardı!..

Çünkü Rize'de sokak röportajında Erdoğan'ın sözleri sorulunca; bunu yanıtlayan gözaltına alınmış, mikrofonu tutan ise ifadeye çağrılmıştı!

Evet, geçen hafta bir Youtube kanalına röportaj veren Rize Pazarlı genç E.A, Pazar Savcılığı talimatı ile gözaltına alınmıştı. Rize'de 'Sokak Kedisi' Youtube kanalına yapılan röportajda muhabirin; "Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına gireceğiz’ diyor, ne düşünüyorsunuz?” sorusuna cevap veren E.A, Savcılık tarafından gözaltına alınmıştı. E.A'nın "Saçmaladığını düşünüyorum" ifadeleri suç sayılmıştı. "Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ülke ekonomisini nasıl batırdığını hepimiz görüyoruz. Bugün doğmamış çocuğun rızkını bile yediklerini görüyoruz" diyen E.A, konuşmasının ardından gözaltına alınmıştı. 30 yaşında olduğunu ve halen işsiz bulunduğunu ifade eden E.A, "Yaşadığım memlekette iş imkânı sıkıntılı. Ben 30 yaşındayım, neden çalışamıyorum ki? Şu anda bekârım ben, bu işsizlikte nasıl evlenecek, nasıl bir yuva ve bir hayat kuracağım" diye yakınmıştı.

“Sokak Kedisi” Muhabiri Ebru Uzun da İfadeye Çağırılmıştı!

Sokak Kedisi Youtube Kanalı Muhabiri Ebru Uzun, Pazar Savcılığı talimatı ile ifadeye çağırılmıştı. Ebru Uzun, sosyal medya hesabından; "Arkadaşlar ifadeye gidiyorum" şeklinde duyurmuşlardı. Sokak Kedisi resmi Twitter hesabından yapılan paylaşımda ise; "Sokak Kedisi kanalı ile, halkın gerçek sesini duyurmak için çıktığım bu yoldan geri dönmeyecek, şimdiye kadar halkın attığı sessiz çığlığın mikrofonu olmaya devam edeceğim. Sevgilerimle..." ifadeleri yer almıştı. Ve yine bundan birkaç hafta önce de sokak röportajında iktidarın ekonomi politikasını eleştiren Mehmet Ali Sancaktutan adlı yurttaş, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hakaret iddiasıyla ifadeye çağrılmıştı.

Ve sözde SP YİK Başkanı Oğuzhan Asiltürk, işte bu kardeşleri (!?) olan Erdoğan iktidarını eleştiren Temel Bey Yönetimini değiştirmek için kongre çağrısı yapmıştı ve daha da yüz kızartıcı ve yürek sızlatıcı olarak, bazı Milli Gazete yazarları; “Parti büyüklerinin her girişiminde, mutlaka bir hikmet vardır ve onları hürmetle anmak lazımdır” gerzesini yumurtlamışlardı.

Erdoğan, yurt dışından gelen paralar için tekrar uzatma kararı çıkartmıştı!

30 Haziran'da sona erecek olan Varlık Barışı başvuruları 6 ay daha uzatılmıştı. İlgili Cumhurbaşkanı Kararı, Resmi Gazete'de yayımlanmıştı. AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın imzasıyla Resmi Gazete'de yayımlanan karara göre, Varlık Barışı'na başvuru süresinin 6 ay uzatılması kafaları karıştırmıştı. Bu uygulama, yurt dışında altın, döviz gibi varlıkların Türkiye'ye getirilmesini kapsama alıp kolaylaştırmaktaydı. Düzenlemeyle, yurt içi ve yurt dışındaki döviz, altın gibi ekonomik değerler, banka veya aracı kurum vasıtasıyla finansal sisteme dahil olmaktaydı. Varlık Barışı'ndan faydalananlar, bildirdikleri varlıklar için vergi ödemekten kurtulmaktaydı. Varlık Barışı uygulamasında vatandaşlık şartı bulunmamaktaydı. Ülkeye getirilen nakit parada gümrük belgesi yeterli sayılmaktaydı. Üstelik bu uygulama, Erdoğan iktidarınca 7’nci kez uzatılmaktaydı.

30 Haziran’da neler olacaktı?

CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak, çok önemli bir soruyu gündeme taşımıştı. Toprak, “İktidarın neden ‘19 yılda 10 kez Varlık Barışı-Servet Affı’ yasası çıkartarak, kaynağı belirsiz yurt dışı servetleri sorgusuz, kayıtsız, vergisiz aklama güvencesi verdiği sorusunun yanıtlanması gerektiğini” vurgulamıştı… Evet, 2008 yılından bu yana AKP iktidarlarınca defalarca Varlık Barışı adı altında Servet Affı yasaları çıkartılmıştı. Ocak ayından itibaren yürürlüğe giren son servet affında başvuru süresi 30 Haziran’da dolmasına karşılık, yasayla Cumhurbaşkanı’na 6’şar aylık sürelerle affı uzatma yetkisi sağlanmıştı; Erdoğan’ın başvuru süresini uzatıp uzatmayacağı, iktidarın kara parayla mücadele konusundaki samimiyet testi olacaktı! Kirli ilişkiler ağının bir mafya lideri, organize suç örgütü elebaşı tarafından ifşa edilmesinin ardından, şimdi devasa bir kara para aklama operasyonunun iktidarın her yanına bulaşan, koruma ve kollama altına alınan boyutlarıyla karşı karşıyayız. ABD hazinesinin Sezgin Baran Korkmaz marifetiyle 500 milyon doları aşkın tutarda dolandırılmasıyla elde edilen kaynakların, Türkiye’ye aktarılmasına aracılık edenlere, iktidarın aynı zamanda ‘büyük yatırımcı’ diye T.C. vatandaşlığı vermesi enteresandır.

Son yıllarda ülkemizin dört bir yanında ortaya çıkan Rus, Azeri, Gürcü, Kazak, Özbek, Ermeni vb. mafyalarının, milyonlarca dolarlık alımları, ortaklıkları, mal varlıkları, gemi filoları, 5-7 yıldızlı tatil köyü sahiplikleriyle boy göstermesi, hemen hepsinin bir günde T.C. vatandaşlığına alınmaları, isimlerini soyadlarını değiştirmeleri bir tesadüf sayılamazdı… T.C. vatandaşlığı ve kara servetlere tüm kapıların açılması bu kadar ucuz ve kolay mıydı? Bu kişilerin, siyasetin, ekonomi ve adalet bürokrasisinin en tepelerine erişmeleri, otellerinde ağırlamaları, bedava tatil yaptırmaları, lüks araçlarını, özel uçaklarını, yatlarını tahsis etmeleri ne denli, ahlâki ve hukuki bir yaklaşımdı?

-Bahse konu bu kişinin (SBK) özel uçağının 40 kez Venezuela’ya gittiğinin ortaya çıkmasının gerekçesi bile sorgulanmamıştı. Son dönemde ülkemizin limanlarında art arda büyük miktarlarda kokain ve uyuşturucu yakalanmasına karşılık bunları teslim alacak kişi ya da şirketlerin, teslimat adreslerinin açıklanmaması doğal mıydı?

-Ayrıca son dönemdeki uyuşturucu operasyonlarının Emniyet Narkotik Birimleri tarafından değil, Ticaret Bakanlığı tarafından yapılması dikkat çeken bir başka muammaydı. Servetlerinin kaynağını bildirmeden, vergi ödemeden servet affı yasalarıyla ülkemize akın eden ve iş dünyasında, devlet kurumları içinde dal budak salan bu organizasyonların siyasi koruma ve kollama olmaksızın varlık gösterebilmeleri imkânsızdı. Milyonlarca dolarlık kara servet sahipleri için düzenlenen Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) raporlarıyla yargı kararları iki ayda değiştirilmekte, el konulan mal varlıkları, banka hesapları üzerindeki blokajlar ve yurt dışına çıkış yasakları kaldırılmaktaydı. Kara para organizatörü 7 aya varan süreden bu yana yurt dışında elini kolunu sallayarak dolaşmaktadır. Ortaya saçılan iddialar sonrasında iktidarın, bu kişi hakkında İnterpol’den kırmızı bülten, yakalama emri çıkartıldığını açıklamasına karşılık bunların gerçek olmadığı, ta ki bu kişi yurt dışında bulunduğu ülkede, ABD hazinesinin tutuklama ve iade talebiyle yakalanınca ortaya çıkmıştı.

-İktidarın, iade talebi yazısı gönderildiğini açıklamasına karşılık, şu ana kadar bu kişinin dosyasında Türkiye’nin iade talebine rastlanmamıştı. Yani açıkça siyasi-bürokratik koruma ve kollama altındaydı.

-İktidarın suskunluğu oldukça manidardı! ABD’de hakkında kara para aklama ve hazineyi dolandırma iddiasıyla 225 yıl hapis cezası istenen bu kişinin, Türkiye’ye iade edilmeyi ve Türkiye’de yargılanmayı talep etmesi daha da manidardı! Anlaşılan Servet Affı yasasının sağladığı olanaklarla kısa sürede serbest kalacağına inanmaktaydı. Daha önceki dönemlerde çıkartılan kayıt dışı servetlerle ilgili yasanın adı ‘Nereden Buldun?’ iken, AKP iktidarlarının çıkarttığı düzenlemelerin ‘Söz, nereden bulduğunu sormayacağım, yeter ki parayı getir!’ anlamında olması bile, bakış açısındaki siyasi zihniyet ve ahlâki yaklaşım farkını ortaya koymaktaydı.

-Kara para affının boyutlarının ortaya çıkan bir olaya endekslenemeyecek kadar devasa olduğu apaçık ortadadır ve bu servetleri getirip T.C. vatandaşlığına geçenler Meclis’e ve kamuoyuna açıklanmalıdır. İktidar, Türkiye’nin uluslararası algısına ve itibarına verdiği hasarı onarmak, bu işlere karışanları açığa çıkartarak yargıya teslim etmek zorundadır. İktidarın bu yükümlülükten ‘ticari sır’ diyerek kaçması, dolaylı suç ortaklığıdır!

"Son yıllarda İstanbul'da şöyle prototip erkekler ortaya çıkmıştı. Ortalama 40 yaşındalardı. Lüks sitelerde oturuyorlardı. Altlarında en pahalı otomobillerle dolaşmaktalardı. Sınırsız harcama olanağına sahip, aklınızın alamayacağı kadar zengin insanlardı. Bunların kimileri Hollandalı, kimileri Arnavut, kimileri Rus, Özbek, Azeri vatandaşıydı. Hatırlayınız; Amsterdam polisi, Kuzey Hollanda'daki De Kwakel köyündeki bir çiftlikte 3 ton kokain ve 11 milyon Euro nakit paraya el koymuşlardı. Polis sözcüsüne göre, uyuşturucu ve para, Güney Amerikalı uyuşturucu kartelleri ile bağlantılıydı. Korona virüs pandemisi sırasında da uyuşturucu kaçakçılığı faaliyetleri hız kesmeden yapılmaktaydı. Hatta Hollanda polisinin elde ettiği bilgilere göre, Güney Amerikalı uyuşturucu tacirleri, İspanya, Anvers ve Rotterdam limanlarındaki sıkı kontroller nedeniyle, gemilerde kurdukları imalathaneler vasıtasıyla uyuşturucuyu doğrudan bu ülkede üretip, kolayca Avrupa'ya dağıtmaya başlamışlardı. İspanya polisinin 27 Mayıs'ta yaptığı operasyonda da Hollanda'nın Rotterdam kentinde yaşayan ve Avrupa’da eroin ticareti konusunda en büyük suç örgütlerinden birinin lideri olan bir Türk uyuşturucu baronu, büyük bir sevkiyat hazırlığındayken yakalanmıştı. İspanya polisi o Türk’ün adını açıklamamış, Hollanda basını da yazmamıştı. Ancak Avrupa’daki en büyük uyuşturucu baronlarından biri olduğu vurgulanmıştı.

Bu Operasyon Türkiye’ye Uzanmaktaydı

Nessun Dorma (kimsenin uyumasına izin verme) kod adlı polis operasyonu Bulgaristan, Romanya ve Türkiye'ye de uzanmıştı. Toplam 9 kişi gözaltına alınmıştı. Zanlılarla birlikte 26 kilo eroin ve on binlerce Euro nakit para yakalanmıştı. Bir başka haber de, 18 Nisan 2019 tarihinde yine Hollanda medyasında yer almıştı. Hollanda'da maluliyet yardımı alan 59 ve 57 yaşlarındaki bir Türk çift, başka kişilere yüksek faiz karşılığı yüz binlerce Euro para verdikleri gerekçesiyle gözaltına alınmıştı. Türkiye'de “milyoner olarak hayat sürdükleri" belirlenen çift hakkında, Arnhem Savcılığı tarafından 3 yıl hapis cezası istendiği anlaşılmıştı. Kadının 2006-2014 yılları arasında suç örgütlerine ait 1 milyon Euro’yu aklama suçundan şartlı tahliye edildiği ortaya çıkmıştı.

Kara Parayı Aklamak İçin Türkiye’yi Seçiyorlardı!

Uyuşturucu ticaretinden kazanılan ve Hollanda'da uyuşturucudan aktarılan parayı aklamak bu denli kolay olamazdı. Hollandalı kamu yönetimi profesörü Pieter Tops ile gazeteci Jan Tromp'un 28 Ağustos 2019 tarihinde açıklanan raporuna göre, suç örgütleri kara para aklamak için Türkiye, Fas, İspanya ve Dubai gibi Hollanda'nın yasal olarak ulaşması zor olan ülkeleri mesken tutmuşlardı. Uyuşturucu parası otomobil, kamyon veya uçakla ülke dışına çıkarılmaktaydı. Ya da "Hawala bankacılığı" olarak bilinen "yer altı bankacılığı" aracılığıyla para, yukarıda sayılan ülkelere ulaşmaktaydı. Rapora göre, Hollanda'da yılda yaklaşık 16 milyar Euro uyuşturucu kaynaklı para aklanmıştı. Ancak uyuşturucu tacirleri için bu küçük bir rakamdı. Bu nedenle, son yıllarda ciddi paralar ödeyip danışmanlar tutan uyuşturucu kaçakçıları, daha fazla para aklayabilmek için Türkiye, Fas ve Dubai gibi ülkelerden yararlanmaktaydı. Paranın ardından suç örgütü liderlerinin de bu ülkeleri tercih etmesi doğaldı. Geçtiğimiz yıllarda İstanbul'da yaşanan Hollanda bağlantılı mafya hesaplaşması ve cinayetler, Hollandalı uyuşturucu ticaretinin önde gelen isimlerinin Dubai'de ortaya çıkması, bu tercihin bir sonucu olmaktaydı.

Bu kirli ve alengirli işlere bulaşan birisi de Yalçın Ayaslı’ydı. FETÖ'nün arkasına saklanmayı bırakıp konuşması lazımdı. Örneğin; İran'a hangi AKP milletvekili aracılığıyla yollanmıştı? BoraJet'i satın aldıran da aynı AKP milletvekili mi olmaktaydı?

İran ile gizli ve kirli işler çevrildiği ilk 17-25 Aralık 2013'te, FETÖ savcı-polislerin operasyonuyla ortaya çıkmıştı. Kara para aklayan, bakanlara rüşvetler dağıtan Reza Zarrab, Bakan çocuklarıyla birlikte tutuklanmış; 72 gün sonra serbest bırakılmıştı. Ama… 2016'da ABD'de tutuklanınca, İran ile “ticari işler” uluslararası gündeme taşınmıştı. BoraJet'in 2016 yılı sonundaki satışını salt 15 Temmuz darbesiyle ilişkilendirmek doğru sayılmazdı. Meselenin Reza Zarrab-İran boyutu araştırılmalıydı. Peki, BoraJet ile İran'ın ne ilişkisi vardı? Daha ortada Sezgin Baran Korkmaz filan yokken; BoraJet, 2012 yılında ABD ambargosuna rağmen Tahran'da şirket kurmuşlardı: “BoraJet İran”… Yaklaşık yarım asırdır ABD'de yaşayan Amerikan vatandaşı Yalçın Ayaslı bu örtülü ilişkilerden hiç bahsetmiyorlardı. BoraJet; Tahran, Tebriz, İsfahan, Şiraz, Urmiye, Maşhad'a uçmaya başlamıştı. Hayret, 2012 yılında İran turist sayısında yüzde 36.7 oranında düşüş yaşanırken, BoraJet'in aynı yıl “İran açılımı” yapması enteresandı. Yoksa turist taşımaktan başka işler mi yapılmıştı? Yalçın Ayaslı, ABD makamları nezdinde suç olacak bu işlere nasıl ve neden bulaşmıştı?

“Avans” Paraları ve CIA Aracılığı!

BoraJet, Tahran'daki bürosunu 2014 yılında kapatmıştı. Yani; Türkiye 17-25 Aralık operasyonuyla Reza Zarrab ve İran örtülü işlerini konuşmaya başladığı döneme rastlamıştı. Sezgin Baran Korkmaz BoraJet'i satın alınca, muhasebe kayıtlarının incelenmesinde eski genel müdür Kadir Peker üzerine çekilmiş çok miktarda “avans”a rastlanmıştı. Peker hakkında savcılığa başvurulmuş, Peker'in tüm mallarına ve maaşına haciz koymuşlardı. Bunun üzerine Kadir Peker, Bakırköy Savcılığı'na giderek Yalçın Ayaslı, Zahide Üner, BoraJet hakkında suç duyurusunda bulunmuşlardı. Eski genel müdür Peker, savcılığa paraları İran'da kurulan şirket için aldığını açıklamıştı. Yalçın Ayaslı BoraJet ile ne hesaplar kurgulamıştı? Bunlar ortaya çıktığında ABD'de tutuklanacağını bile bile bu işlere neden bulaşmıştı?.. Yoksa… ABD-CIA tüm bunları biliyordu da onların himayesinde mi yapılmıştı?

ABD'den PKK'ya Tank Eğitimi, Türkiye’ye Saldırı Planı mıydı?

ABD'nin, terör örgütü PKK'nın Suriye uzantısı YPG'ye tank eğitimi verileceği açıklanmıştı. Terör örgütü PKK’nın Suriye kolu YPG’nin Suriye’nin kuzeyindeki gücü sürekli artmaktaydı. YPG, değişen siyasi konjonktüre göre, bölgede güç sahibi olan ülkelerle masaya oturmaya bile başlamıştı. Kurulan masada, YPG’nin karşısında bazen Rusya bazen de ABD bulunmaktaydı. Neden havaalanları genişletilmeye ve ABD’den tank eğitimi verilmeye başlanmıştı? YPG’nin iki ülke arasındaki hamlelerinin ardından Suriye’nin kuzeyinde de yeni gelişmeler yaşanmaktaydı. Bahçeşehir Üniversitesi Denizcilik ve Global Stratejiler Merkezi (BAU DEGS) sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, bölgede yaşananları aktarmıştı.

BAU DEGS’in bölge kaynaklarından edindiği bilgilere göre; ABD ve Rusya, Suriye’de kullandığı havalimanlarını genişletme çabasındaydı. ABD’nin yakın zamanda Haseke’nin kuzeydoğusundaki Rumeylan bölgesinde, daha önce tarımsal ilaçlama uçaklarının kullanıldığı küçük havaalanında pist genişletme çalışmaları başlatmıştı. Söz konusu havalimanının Suriye’deki petrol kaynaklarına yakın olduğu unutulmamalıydı. Aktarılan bilgilere göre ayrıca ABD yakın zamanda YPG’ye Abrams tank adapte eğitimine başlayacaktı. Rusya ise, bölgenin önemli hava üslerinden olan Tabqa’yı genişletme çalışmalarını arttırmıştı.

BAU DEGS, konuyla ilgili paylaşımında şunları aktarmıştı:

“Bölgeden edinilen bilgiye göre; Suriye kuzeyinde adım adım devletçik kuruluyordu… ABD 120 milyon $ bütçe ile Rumeylan Havaalanını genişletiyordu... Rusya aynı şekilde Tabqa Havaalanını genişletiyordu... Yakında YPG'nin Abrams tanklarına adapte eğitimine başlanacağı söyleniyordu...”

Evet, Türkiye Erdoğan iktidarıyla derin ve tehlikeli bir uçuruma doğru kaydırılmaktaydı… Bu gidişattan kurtulmadıkça Türkiye düze çıkamazdı!

Sn. Erdoğan’ı Kandıranlar Kimse; Kollayanlar da Onlardı!

Tarih: 1 Ağustos 2018: ABD-Utah Savcılığı beş kişi hakkında nitelikli dolandırıcılık ve kara para aklama suçlarına ilişkin iddianame düzenledi: Jacob Kingston, Isaiah Kingston, Rachel Kingston, Sally Kingston ve Levon Termendzhyan…

Utah savcısının sanık Jacob Kingston’dan sordukları şunlardı:

Tarih: 6 Şubat 2020

-Jacob Kingston (JK): Türkiye Cumhurbaşkanı ile Levon aracılığıyla tanıştım.

-Savcı: Cumhurbaşkanı Erdoğan mı?

Sanık JK: (Evet) Erdoğan…

Tarih: 10 Şubat 2020

Savcı: Türkiye'ye seyahat etmeye devam ettiniz mi?

Sanık JK: Evet…

Savcı: Türkiye Cumhurbaşkanı ile hiç tanıştınız mı?

Sanık JK: Evet tanıştım…

Savcı: Nasıl oldu ve neden?

Sanık JK: New York'ta BM haftasıydı; ben, Baran, ve Levon onların olduğu bir toplantıdaydık. Toplantının bir bölümünde hepimiz el sıkıştık.

Savcı: Savcılık Ek 6-120'ye bakar mısınız? Bu fotoğrafı hatırlıyor musunuz?

Sanık JK: Evet

Savcı: Bu resimde kim var?

Sanık JK: Cumhurbaşkanı (Erdoğan) ve ben.

Savcı: Türkiye'nin Cumhurbaşkanı mı?

Sanık JK: Evet

Şimdi dört yıl öncesini hatırlayalım:

Tarih: 19-22 Eylül 2016: Cumhurbaşkanı Erdoğan Birleşmiş Milletler/BM toplantısına katılmak için ABD-New York'taydı. Gezinin amacı: Reza Zarrab 19 Mart 2016'da ABD'de yakalanmıştı. FETÖ 15 Temmuz 2016 darbe girişiminde bulunmuşlardı. Erdoğan, BM Genel Kurulu'nda FETÖ darbesini hatırlatarak, “Bu terör örgütü varlık gösterdiği 170 ülke için bir güvenlik tehdididir. Tecrübeyle sabittir ki FETÖ ile mücadele etmezseniz yarın çok geç olabilir” diyerek liderleri uyarmıştı. Peki, bu uyarıyı yapan Erdoğan’ı, New York Peninsula Oteli'nde Jacob Kingston, Levon Termendzhyan ve Sezgin Baran Korkmaz ile kim tanıştırıp aynı mekâna taşımıştı? Bu toplantıyı Başbakanlık Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı ayarlamıştı. Başında Arda Ermut vardı. Erdoğan New York'a gelmeden on gün önce, tüm iktidar medyasında şu haber yer aldı: “15 Temmuz gecesi ‘FETÖ' darbe girişimi sırasında İstanbul'da bulunan ABD'li Washakie Yenilenebilir Enerji Grup'un yatırımlardan sorumlu üst yöneticisi, şirketin yatırım kararını değiştirmeyerek Türkiye'ye yapılacak 950 milyon dolarlık yatırım için imza attı.” (10 Eylül 2016)

Haberde “el sıkışan” iki kişinin fotoğrafı vardı: Sezgin Baran Korkmaz ve Arda Ermut!

Sezgin Baran Korkmaz New York dönüşü 13 Ekim 2016'da çıktığı Bloomberg TV'de Arda Ermut'a methiyeler sıralamıştı: “Öncelikle Başbakanlık Yatırım Ajansı'na çok büyük teşekkür ediyorum. Çünkü oranın başında olan Arda diye bir beyefendi, bize orada (New York), ben İngilizce filan bilmiyorum, Amerika'da yatırımcıları bulurken, Arda'nın koluna yapışıp; ‘Abi gel senden rica ediyorum bunlarla sen bir konuş' dediğimizde bir kere bizi çevirmedi. Her seferinde bakın, önemli faktör bu…” Bundan bir yıl sonra Eylül 2017'de Erdoğan, yine Jacob Kingston ile yan yana ve aynı ortamdaydı! Mesele sadece kara para aklayıcıları ile New York ve Ankara'da görüşmekle sınırlı sanılmasındı.

Tekrar iddianameye dönelim:

Savcı: Tony Chappa kim?

Sanık JK: Levon (Termendzhyan) ile çalıştı; eski gizli servis çalışanıydı.

Savcı: O gezinizde orada mıydı?

Sanık JK: Sanırım.

Savcı: Ne için?

Sanık JK: Güvenliği sağlayacağını söylemişlerdi.

Savcı: Kim için?

Sanık JK: Erdoğan için.

Sezgin Baran Korkmaz'ın ABD'deki şirketi SBK Holding Başkanı Dan McDyre, 2 Mart 2020 tarihli ifadesinde şunları aktarmıştı:

Dan McDyre: New York'taki BM toplantısı için yapılan ziyarette güvenlik sıkıydı ve Bay Termendzhyan bir emekli gizli servis veya FBI çalışanından yardım istemişti.

Savcı: Niçin yardım istemişti?

Dan McDyre: Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın korunmasına yardımcı olabilmek için.”

Türkiye Cumhuriyeti'nin düşürüldüğü duruma bakar mısınız? Varlık Fonu Başkanı olan Arda Ermut artık konuşmalıdır; Sezgin Baran Korkmaz'ı kendisine kim tavsiye buyurmuşlardı? BoraJet'te olduğu gibi her taşın altından çıkan, Erdoğan'ın 20 yıldır en yakınındaki bir AKP milletvekili mi (bunu planlamıştı)? “Susarak kurtulunamaz; bu ikinci Zarrab davasıdır. Ve hedef yine Erdoğan'dır!” diyen aslı, ayarı ve amacı malum Soner Yalçın’ın bu Erdoğan’ı aklama sevdasının altında neler yatmaktaydı?

Hatırlayınız, MHP yöneticisi-millet­vekili Mehmet Ekici bir satış üzerinde titizlikle durmuşlardı. Konuyu TBMM Genel Kurulu'nda gündeme getirmeye çalıştı; söz hakkı tanınmadı. Tarım Bakanı Mehdi Eker'e çeşitli sorular yö­neltti; “devlet sırrı” ol­duğu gerekçesiyle cevap alamadı. Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusunda bulundu, ses çıkmadı. Başbakanlık Teftiş Ku­rulu ile Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kuru­lu'na başvurmayı plan­lıyordu ki, siyasi hayatı sonlandırıldı. Türkiye seçime giderken FETÖ kum­pası sonucu (BoraJet sahibi FETÖ elemanı Faruk Bayındır'ın fi­nanse ettiği) bir sitede yayınlanan seks kase­ti yüzünden, 20 Mayıs 2011 tarihinde MHP'deki görevinden ve milletve­killiği adaylığından istifa etmek zorunda kaldı. Peki MHP'li Mehmet Eki­ci'nin üzerinde çalıştığı konu neyle alâkalıydı?

GÜBRETAŞ/Gübre Fabrikaları Türk AŞ Altında Hangi Sır Saklıydı?

Tarım sektörüne kimyevi gübre tedarik etmek amacıyla 6 Kasım 1952 tarihli kamu şirketi olarak tasarlanmıştı. 1993'teki özelleştirme sonrası, Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri, GÜBRETAŞ'ın ana hissedarı yapılmıştı. Yıllar içinde diğer hissedarlar ortaya çıktı. Mesela:

-TARNET Tarım Kredi Bilişim Hiz. San. Tic. AŞ vardı… (Maalesef internet sitesinin “Hakkımızda” bölümü yıllardır yapım aşamasındaydı ve bir türlü tamamlanmamıştı.)

-TARKİM Bitki Koruma San. Tic. AŞ vardı… (Bu arada yukarıda ismini yazdığım; zirai ilaçlama yapan TARKİM Havacılık sahibinin -FETÖ kaçkını-BoraJet sahibi- Faruk Bayındır olduğunu hatırlatalım.) 

Bir diğer ortak GÜBRETAŞ Maden Yatırımları AŞ (Ki bunun kurumsal sitesi de yapım aşamasında!) Büyük ortak Razi Petrochemical Co. Şirketin kurumsal sitesi ise Farsça.

Evet, bir sır saklanmaktaydı. MHP'li Mehmet Ekici bu sırla alâkalıydı. Razi, İran şirketi gözüküyordu ama tam öyle değildi: GÜBRETAŞ, İran’da 2008’de özelleştirilen bu “Razi” isimli gübre fabrikasını 656 milyon dolara satın aldı. Ancak: GÜBRETAŞ yüzde 47 hisseye sahip olurken, yüzde 23.91'lik hisse ihaleden kısa bir süre önce kurulan bir firmaya ve yüzde 11.95'lik hisse ise batık bir şirkete, üstelik hiçbir sermaye katkısı olmadan aktarıldı. (Hissenin 16.68'lik bölümü de İranlı şirket ve Razi çalışanları arasında paylaştırıldı.) Peki, iki Türk şirketi kimin adınaydı?

Diyarbakır Lobisi ve Sırları!

Konsorsiyuma dâhil edilen şirketlerden biri, 31 Ocak 2008 tarihinde (eski parayla) 5 milyon TL sermaye ile kurulan Asya Gaz AŞ… Diğeri de (eski parayla) 88.500 TL taşıt kredisini ödeyemediği için hakkın­da iflas davası açılmış TA­BOSAN Mühendislik AŞ olmaktaydı. Asya Gaz AŞ, 31 Ocak 2008 tarihinde tica­ret siciline kayıtlıydı. Petrol, petrol türevlerinin işlenmesine ilişkin tesisler kurmak, işletmek, pet­rol ile kimya ürünlerinin ithalatını ve ihracatını yapmak olarak beyan yapılmıştı. İyi de… Hiçbir tecrübesi, refe­ransı olmayan, bütçesi, bilançosu ve anılan tarih­te faaliyeti bulunmayan bir şirketti; Asya Gaz AŞ… Böyle bir şirke­te Vakıfbank ve Halk­bank 7 Nisan 2008 tarihinde 20 milyon Euro krediyi nasıl sağlamıştı?

Soru şuydu; GÜBRE­TAŞ, İran şirketi Razi'yi tek başına satın alabi­lecek imkânlara sahip iken, birisi henüz yirmi günlük Asya Gaz AŞ ve bir diğeri de mahkeme kararıyla iflası istenmiş TABOSAN Mühendislik AŞ firmalarıyla neden ortak yapılmıştı! Dönemin Tarım Baka­nı Mehdi Eker bu soru­ları “devlet sırrı” diye yanıtlamaktan kaçınmıştı.

“Mehdi Eker, Diyar­bakırlı hemşehrisi Asya Gaz AŞ sahibi Şaban Kayıkçı'yı mı korumaktaydı? Düne kadar Diyarbakır İl Tarım'da memurluk yapan Şaban Kayık­çı, nasıl oldu da bu kadar kısa sürede bu derece büyük servet yapmıştı? Şaban Kayıkçı'nın arkasında 20 yıldır Er­doğan'a pek yakın Di­yarbakırlı hangi AKP milletvekili vardı? Bodrum'daki otel me­selesi Razi yanında çerez kalırdı” diye yazan ve Sn. Erdoğan’ı koruyan Bay Soner Yalçın, Diyarbakır AKP Milletvekilini niye açıklamazdı?

Eski dostları ve suç ortakları Sedat Peker, devleti yöneten dindar-kahraman kadroların ipliğini pazara çıkarmıştı!

Sedat Peker en son, Korkmaz Karaca'yı şöyle anlatmıştı: CHP'de Deniz Baykal'ın danışmanıyken, saraya transfer olan, Cumhurbaşkanlığı Ekonomi Politika Kurulu üyesi yapılan, AKP Yerel Yönetimler Başkan Yardımcılığına atanan Korkmaz Karaca'yı tanıtırken ağır ithamlarda bulunmuşlardı. (CHP’den ve AKP’den) Nice (üst düzey) siyasilere kadın ayarladığı, Süleyman Soylu'nun kankası (ve sırdaşı gibi davrandığı), kara paracı Sezgin Baran Korkmaz'ın tahsis ettiği makam otomobiliyle dolaştığı ve orantısız servet kazandığı iddialarını sıralamıştı.

Bu vahim iddialar üzerine, Korkmaz Karaca'nın siyasi ilişkileri medyaya yansımış, Erdoğan’la, Deniz Baykal'la, Binali Yıldırım'la, Süleyman Soylu'yla, Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu'yla çekilmiş fotoğrafları çıkmıştı. Hatta doğum günü videosu bile vardı. Muharrem İnce'nin, AKP'nin Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci'nin, İYİ Parti Grup Başkanvekili Lütfü Türkkan'ın, KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar'ın, AKP'li Belediye Başkanı Tevfik Göksu'nun, ballandıra ballandıra Korkmaz Karaca'nın doğum gününü kutladıkları anlaşılmıştı. Neredeyse hepsinin “kardeşim” dediği, ferasetini, kabiliyetini, vizyonunu övdükleri bu Korkmaz Karaca, ne ayarlayıcı bir adamdı!? Aynı videoda yer alan müteahhit Ali Ağaoğlu, Korkmaz Karaca’yı; “Boyu küçük, işlevi büyük kardeşim” diye tanıtmıştı. Sezgin Baran Korkmaz ise, doğum günü kutlama mesajında şunları sıralamıştı: “Çok kıymetli dostum, abim Korkmaz, iyi ki doğdun, iyi ki seni tanıdım kardeşim, bir hemşehri olarak bana gösterdiğin desteği hiç unutmayacağım, Allah sana her daim huzurlu günler nasip eylesin.”

Muhalefetle iktidarın adeta paylaşamadığı, birbirlerinden kapışıp ağırladığı, CHP'nin, İYİ Parti'nin, AKP'nin üstün meziyetlerini övgüyle sıraladığı, sayın devletimizin en kıymetli, en gözde bürokratı, Sarayın ve Erdoğan’ın en yakın adamı Korkmaz Karaca, işte bu vasıflarda bir insandı…” diyenler elbette dışlanırdı… Hâlâ anlamayanlara ise, artık hiçbir sözümüz kalmamıştı!

 

 

Makale Paylaşım Sayısı: 386

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR