ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün3213
mod_vvisit_counterDün3423
mod_vvisit_counterBu Hafta17507
mod_vvisit_counterGeçen hafta29264
mod_vvisit_counterBu Ay55632
mod_vvisit_counterGeçen Ay186777
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar17693348

IP'niz: 3.236.231.61
Bugün: 14 May 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12551265

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam
Reklam

RÜYA ÂLEMİNDE, ERBAKAN HOCAMIZIN İBRETLİ ÖĞÜTLERİ VE HİKMETLİ ÖĞRETİLERİ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 60
ZayıfMükemmel 

 

RÜYA ÂLEMİNDE, ERBAKAN HOCAMIZIN

İBRETLİ ÖĞÜTLERİ VE HİKMETLİ ÖĞRETİLERİ

      

FATMA BETÜL ERİŞKİN / KONYA / 05.04.2021

Rüyamda: Çok büyük, dubleks bir evde oluyorum. Evin tüm pencere ve kapıları sonuna kadar açıkmış ve evin kocaman bir ön bahçesi varmış. Bu bahçe, büyük büyük asırlık ağaçlarla doluymuş. Dallarına salıncaklar kurulmuş, masalar, sandalyeler, kamelyalar varmış. Bakımlı ve çok hoş, huzur dolu bir bahçeymiş. Arka bahçe daha da büyük, bir koru gibiymiş sanki. Bahçenin sonunu görebilmek için saatlerce yürüyorum. Ağaç dallarının rüzgârla buluşmuş hali öyle dinlendiriyor ki beni. Gözlerimi kapatıp dakikalarca rüzgârın "huu" sesini dinleyerek yürüyorum. Bir müddet sonra, rüzgâr sesine bir de su sesi ekleniyor. Gözlerimi açınca bahçenin sonunda bir nehir olduğunu görüyorum. Nehir sanki evimizin ve bahçemizin altından çağlıyor ve on metre kadar ileride de su uçuruma dökülüyor. Suyun ilerisi görünmüyor, sanki orada dünya bitmiş de, su yuvarlak bir şekilde dünyanın sonuna, belki de sonsuzluğa dökülüyor. Yeşil, mavi, rüzgâr, huzur, endişe... Bir anda dört mevsim yaşar gibi birçok duyguyu yaşıyorum. Nehrin kenarına oturup gözlerimi kapatıyorum. Suyun çağlayışını dinliyorum. Derken yanımda bir nefes hissediyorum. Aklıma ne korku ne de endişe gelmiyor. Yavaşça gözlerimi aralıyorum, sanki huzuru tamamlamaya gelmiş, ruhumun ta derinine dokunmaya gelmiş bir nefes oluyor gelen. Aziz Erbakan Hocamız selam veriyorlar. Selamlarını alıp doğrulmaya çalışıyorum. Omzuma dokunarak mani oluyorlar ve hemen yanıma oturuyorlar. Bir süre mübarek gözlerini kapatıp rüzgârın ve suyun sesini dinliyorlar. Ben de uzun uzun mübarek yüzlerini, yüzlerindeki o dinginliği izleyip kaydediyorum beynime. Sonra mübarek gözlerini açıyorlar.

Erbakan Hocamız: "Artık (iman ve itaat ehli) hiçbir kimse, yaptıklarına karşılık olmak üzere kendileri için gözler aydınlığı (ve mutluluk kaynağı) olacak nelerin (hangi sayısız nimetlerin) saklandığını (şimdiden ve görmeden) bilemez. (Cennette karşılaşacaktır.)" (Secde Suresi: 17’nci Ayet)” buyurdular. Ben: "Amenna Aziz Hocam!" dedim. Erbakan Hocamız: "Kimin imanı artar veya azalırsa, belası da artar veya azalır. O halde insanın, her zaman başına gelen şey Allah'ın imanını artırması, sevap kazanması için olmayabilir. Belki de imanı azaldığı, imanı yara aldığı için başına gelenler bela cinsindendir!" buyurdular. Ben: "O halde hep korku içinde mi olmalıyız Aziz Hocam?" dedim. Erbakan Hocamız: "Korku demeyelim, ama ‘her an kendinizi denetleyip muhasebe içinde olmalısınız,’ diyelim. İmanınızın derecesini sürekli kontrol altında tutmalısınız! Hedefiniz her an O'nun rızası olmalı. Kalbinde Allah'ın rızasına ulaşma isteği olan kişi, yolun yarısını almış demektir. Kurtuluş; sebep ve vasıtalara bakmaksızın, tüm olup biteni Allah'tan bilmektir!" buyurdular. Ben: "Peki, kayıp nedir Aziz Hocam?" dedim. Erbakan Hocamız: "Her yeni günde, dini mübin için kazançta olmayan kimse kayıptadır! Yaşayacaklarına ve yaşadıklarına başkasını sebep gören, telafisi için başkasından destek ve yardım bekleyen kayıptadır. Allah’tan başka tutunduğun her şey başına bela olur! Bize göre gerçekten inanmış insanı diğerlerinden ayıran cümle şudur; 'Vardır Rabbimin bir bildiği!' İmtihan ve sıkıntılar üst üste geldiğinde; 'Rabbim beni benden daha iyi bilir' dersen sana, kadere rıza verilir. Böyle demezsen ne olur? Hem mecburen başına gelmiş olanı çekersin, hem de dünya ve ahirete dair hiçbir kazancın olmaz. Peki, bu tevekkül ve teslimiyet eksikliği yüzünden Allah’ın rızasını ve ahiret sevabını kaybetmeye değer mi? Siz siz olun, birkaç günlük ömre aldanıp da yarın Allah'ın huzurunda mahcup olmayın! Eğer Allah'ı sevdiğini iddia ediyorsan, başına gelen bela ve musibetlerden şikayet etme! Şikayet edersen, sevgin yalandır!.. ‘Ama Hocam, ben kulum, bazen aciz düşebilir, şikayet edebilirim’ dersen de, halini Allah'a şikayet et. Allah ki kulunu affeder. Rahatsızlığına merhamet eder, şifa verir. Şikayetini kulunun başına kakmaz. Bir de sıkıntı anında veya kurtulduktan sonra tevbe eder, acziyetini ortaya koyarsan, yaşadığın sıkıntıyı sevaba çevirir. Yanılır, şaşırır halini kula arz eder, şikayet edersen; sıkıntıdan kurtulsan da, sıkıntı içinde ölsen de seninle ilgili konuşacak bir şey bulup, sürekli seni acziyetinle ilgili daraltır. İnsanın başına gelen şeyler, hiç kimsenin değil, kendisinin eliyledir. İnsanın hayatı, düşüncelerinin ürünüdür. İnsanın mutluluğu, mutsuzluğu, endişesi veya gönül huzuru sadece kendi ruhundan kaynaklanır! Kusurlarını gör, üzerinde düşün, onların tedavisiyle meşgul ol. Zikrullah ile arkadaş ol ve dilini tut. Her gün, dününü tart, ders çıkar… Bugün aynı hataları yapmadan tertemiz yaşa… Yarın için, Rızayı İlahi, cennet ve Cemal için ümitlen… Şöyle de kendine: ‘Hangi günah Rabbimin merhametinden daha büyük olabilir ki?!..” buyurdular. Bir süre sessiz beklediler sonra devam ettiler.

Erbakan Hocamız: “Dünyanın özeti nedir biliyor musun? Mezardakilerin bin pişman oldukları şeyler için, dünyadakilerin birbirini yemesidir!.. Öyle çok şaşırıyorum ki; hesaba çekileceğine kesin olarak inanan bir insanın tek gayesi nasıl mal-mülk toplamak, yığmak olabilir?.. Kabre girenleri görüp kendisinin de bir gün muhakkak kabre gireceğini kesin olarak bilen bir insan, nasıl olur da her an gülebilir?.. Oysa asıl gaye ve gayret, ruhu kemale erdirmek, nefsi yenmek, bedeni ölüme hazırlamaktır! Eninde sonunda varacağın yer kabir değil mi? Bak, insan ömrünü anlamak ve anlatmak aslında öyle kolaydır ki… Düşün ki, yürürken arkandan bir arslan koşuyor. Bütün gücünle bu aslandan kaçmak için koşmaya başlıyorsun. Kaçarken yolda bir kuyu ve kuyuya sarkıtılmış bir ip görüyorsun. ‘Hemen ipe sarılıp kuyuya ineyim’ diyorsun. İpi ellerinle sıkı sıkı kavrıyorsun. Kuyuya inerken, kuyunun dibinde kocaman bir yılan olduğunu fark ediyorsun. Yılan ağzını açmış sana doğru yükseliyor. Tam o esnada biri siyah biri beyaz iki tane fare görüyorsun. Tutunduğun ipi kemirmeye başlıyorlar. Sen her yerden bela ile karşı karşıya iken, ağzında tatlı bir şey hissediyorsun. Bir arı bir damlacık balı ağzına bırakıyor... Sen o balın tadına aldanıp-oyalanıp da asıl tehlikeleri unutursan işte bu gaflet yanılgısıdır. Peşinden koşan aslan, ölüm meleğidir. İçinde yılan bulunan kuyu, senin mezarındır. Sarıldığın ip, dünya hayatıdır. Siyah ve beyaz fare ise, gece ile gündüzdür; ömrünü kemirirler. Ağzında hissettiğin bal da geçici bir lezzettir ve sana aslanı unutturur!.. Tüm bunları yaşarken veya yaşadıktan sonra da atalarının temizliğine, ibadetlerine güvenme, atalarının dindarlığı ile kurtulacağını sanma. Babanın yediği yemekle senin karnın doyuyor mu ki? ‘Ben Hocamı çok seviyorum, O'nun sevgisi beni kurtarır’ da deme! Çünkü kişinin ahlâkı, sevdiği kişinin ahlâkı ile aynı olur. Bu sevenin keyfine ve tercihine bağlı değildir; sevgi bunu icap ettirir. Seviyorum dediğin kişiyle hayat amacın ve ahlâk ayarın aynı değilse, sevdiğini iddia etme! Beraberlik ve kurtuluş bekleme!..

Ahmet'in yazılarını, Ali'nin (Mert), Bizim videolarımızı tek tek dinleyip, yine tek tek yazdığı kayıt notlarını, belge ve yazıları okurken de, öyle kaza-bela savar cinsinden okumayın. Okumak üç türlüdür;

1- Dilin okuması; kıraattır…

2- Aklın okuması; tefekkür ve anlamaya çalışmaktır…

3- Kalbin okuması ise; hayattır!.. Okuduklarını ve duyduklarını hazmedip uygulamaktır.

Unutmayın, elindeki sırrı saklamayana yeni sırlar verilmeyecektir… Yapılan uyarıları yok sayana yeni uyarılar gereksizdir... Uyarıları yok saymak da bir şekilde uyarıyı kabul etmemektir!.. Gerçekten inanan bir insan uyarıyı dikkate alır! İnanan ve Allah’a yakın bulunan bir insan olmanın özeti; ulaşamadığına tevekkül, ulaştığına rıza ve şükür, kaybettiğine ise sabır ve hakkında hayır olduğunu kabuldür. Zira, hayatına dönüp bir bakarsan, iyi bir şeyden mahrum edildiğini düşündüğün her sefer, aslında hep daha iyi şeylere yönlendirildiğini göreceksin! O halde; her ne olursa olsun, Allah'ın hükmünün senin için en uygun ve en yararlı şey olduğu hususunda kalbini de ikna et!.. Rabbimizin haşa olmadığı, her aşamasına dokunmadığı bir hayat olur mu? Rabbini ve uyarılarını dikkate alıp, O’nu hayatının merkezine oturtacaksın! O'nsuz bir hayat kurmaya çalışırsan, sonsuz hayatı kaybedersin! Hayatının merkezine Rabbini koyduğun an, finali sen oynarsın, perdeyi kader kapatır! Cennet, cemal ve sonsuzluk sonun olur!" buyurdular. Sonra kısık bir sesle mırıldanmaya başladılar…

      

Cana cefa kıl ya vefa

Kahrın da hoş, lütfun da hoş

Ya dert gönder, ya da deva

Kahrın da hoş, lütfun da hoş.

      

Hoştur bana, Senden gelen

Ya hayattır, yahut kefen

Ya taze gül, yahut diken

Kahrın da hoş, lütfun da hoş.

      

Gelse, Celalinden cefa

Yahut, Cemalinden vefa

İkisi de, cana safa

Kahrın da hoş, lütfun da hoş

      

Ger bağ-u ger, bostan ola

Ger saray ger, zindan ola

Ger vuslat ger, hicran ola

Kahrın da hoş, lütfun da hoş

      

Ey Padişah-ı, Lemyezel!

Zat-ı Ebed, Hayy-ı Ezel!

Ey lütfu bol, kahrı güzel!

Kahrın da hoş, lütfun da hoş

    

Ağlatırsın, zari zari

Cennet verirsin, Ey Bari!

Layık görür, isen nari

Kahrın da hoş, lütfun da hoş

      

Gerek ağlat, gerek güldür

Gerek yaşat, gerek öldür

Bu can her hal, Sana kuldur

Kahrın da hoş, lütfun da hoş!

      

Kaç kez söylediklerini hatırlamıyorum, ama sanki saatlerce, dua kabilinde bu ezgiyi söylediler. Sonra Erbakan Hocamız: 'Allah'ım, nimetinin yok olmasından, verdiğin afiyetin (sağlık ve nimetin) bozulmasından, ansızın cezalandırmandan ve öfkene sebep olacak her davranıştan Sana sığınırım!' 'Rabbiğfirli ve hebli mülken la yanbeğı li ehadin min bağdi inneke entel vehhab!' de!” buyurdular. O esnada uyandım.

    

قَالَ رَبِّ اغْفِرْ ل۪ي وَهَبْ ل۪ي مُلْكًا لَا يَنْبَغ۪ي لِاَحَدٍ مِنْ بَعْد۪يۚ اِنَّكَ اَنْتَ الْوَهَّابُ

(Hz. Süleyman:) “Rabbim, beni bağışla ve benden sonra hiç kimseye nasip olmayacak (başka birisinin bir daha ulaşamayacağı) bir mülkü (maddi imkân ve iktidarı) bana hibe-armağan edip (büyük lütfuna ulaştır!) Şüphesiz Sen, karşılıksız armağan edensin” (diye yalvarmıştı. Evet, Hakkı ve adaleti yürütmek, halka hizmet, hayra rehberlik etmek ve bu yolla Allah’ın rızasına erişmek maksadıyla Mevlâ’dan imkân ve iktidar istenebilir ve bu yönde çalışmalıdır.) (Sâd Suresi: 35’inci Ayet)

      

Te’vili:

Normalde ciltler dolusu kitapla ancak anlatılabilecek; kulluk bilincini ve imtihan görevini, çok veciz ve etkin ifadelerle öğreten, ikramı İlahi ve ilhamı Rabbani olan salih bir rüyadır.

“Kurtuluş; sebep ve vasıtalara bakmaksızın, tüm olup biteni Allah’tan bilmek (ve bunların hakkımızda en hayırlı olduğunu kabullenmek)tir!”

“İnsanın başına gelen şeyler, hiç kimsenin değil, kendisinin eliyledir!” (Bizim başımıza gelenler, iyiliklerimiz veya kötülüklerimiz sebebiyledir!)

“Mezardakilerin bin pişman oldukları şeyler için, dünyadakilerin birbirlerini yemeleri; ne boş ve nahoş bir vaziyettir!”

“Seviyorum dediğin kişiyle hayat amacın ve ahlâk ayarın aynı değilse, sevdiğini iddia etme! Beraberlik ve kurtuluş bekleme!..”

“Ahmet'in yazılarını, Ali'nin (Mert), Bizim videolarımızı tek tek dinleyip, yine tek tek yazdığı kayıt notlarını, belge ve yazıları okurken de, öyle kaza-bela savar cinsinden okumayın. Okumak üç türlüdür;

1- Dilin okuması; kıraattır…

2- Aklın okuması; tefekkür ve anlamaya çalışmaktır…

3- Kalbin okuması ise; hayattır!.. Okuduklarını ve duyduklarını hazmedip uygulamaktır.”

“İnanan ve Allah’a yakın bulunan bir insan olmanın özeti; ulaşamadığına tevekkül, ulaştığına rıza ve şükür, kaybettiğine ise sabır ve hakkında hayır olduğunu kabuldür.”

Gibi hikmet ve hakikat incilerini; böylesine özet halinde ve bu yüksek özellik ve güzellikte, Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i Şerifler dışında, başka bir yerde bulmak imkânsızdır.

En son dua makamındaki, Hz. Süleyman’ın temennisi olan ayeti kerime ise, tarih boyunca hiç kimseye nasip ve müyesser olmayan, dünyaya hâkimiyet mülkünün ve en kutlu zafer hükmünün Ahir Zaman sadıklarına lütfedileceğinin bir müjdesi olarak algılanıp şükür secdesine varılmalıdır.

Her şeyin en doğrusu, elbette Rabbimizin katındadır!

Makale Paylaşım Sayısı: 317

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR