ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün1640
mod_vvisit_counterDün3864
mod_vvisit_counterBu Hafta5504
mod_vvisit_counterGeçen hafta27382
mod_vvisit_counterBu Ay82618
mod_vvisit_counterGeçen Ay119131
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar17839465

IP'niz: 3.236.170.171
Bugün: 15 Haz 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12602604

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

SEDAT PEKER’İN İFŞAATLARI VE ERDOĞAN’IN KERAMET SANILAN İSTİDRACLARI!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 52
ZayıfMükemmel 

 

SEDAT PEKER’İN İFŞAATLARI

VE

ERDOĞAN’IN KERAMET SANILAN İSTİDRACLARI![1]

          

Şımarıklık ve şetaret ayrıdır, mürüvvet ve cesaret ise farklıdır. Şetaret; göz ucuyla ve alaylı şekilde tepeden bakmak, sevinçli ve kibirli tavır takınmak anlamındadır. Hamiyet ise; namusunu, onurunu, yurdunu ve kutsal olgusunu koruma ve sahip çıkma gayreti, din ve dava hassasiyeti taşımaktır. Suçluların ve hain takımının ucuz kahramanlık ve kabadayılık çıkışları; gaflet ve cehaletle şişirilmiş kof bir güven duyguları, hatta cesaret kılıfı sarılmış sinsi korkuları ve kuşkularıdır. “Hain korkak olur!” hadisi ve “… Onlar her çıkışı ve çağrıyı (her türlü yaygarayı ve konuşulanı) kendi aleyhlerine sanırlar (ve paniğe kapılırlar)” (Münafikun Suresi: 4) ayeti de bu tiplerin tıynetini ortaya koymaktadır.

Her türlü hıyanet ve mel’aneti, üstelik Dindarlık ve ucuz kahramanlık kılıfıyla ve İslamcılık istismarıyla yapanlara, Cenab-ı Hakkın verdiği ruhsat ve fırsat ise onların keramet ve fazileti sanılan bir “İSTİDRAC”tır. Bir Hadis-i Şerif’te Hz. Peygamber Efendimiz (SAV) şöyle buyurmuşlardır: “Bir kul (veya oluşum) Allah’a isyana (ve Dinini istismara) devam ettiği halde, Allah hâlâ ona sevip istediği dünyalık (mal ve makam gibi) şeyleri veriyor ise, bu Cenab-ı Hak tarafından o kula (ve oluşuma) verilen bir İSTİDRAC’tır. (Yani derece derece felakete ve alçaltıcı akıbete doğru kandırıp kaydırmasıdır.)” (Bak: el-Müsned: C.1 - Sh: 145, el-Câmiu’s-Sagîr C.1 - Sh: 359)

Şu ayet-i kerimeler de zaten bu gerçeği vurgulamaktadır:

“Artık bu (Hakk) sözü (ve Kur’an’ın hükmünü) yalan sayanı (ve kendi hevâ ve kuruntularına uyanı) Sen Bana bırak! Ki, Biz onları hiç bilmeyecekleri bir yönden (ve fark etmeyecekleri yöntemlerle) derece derece (adım adım helake ve dalâlete) yaklaştıracağız. [NOT: Yani, açık din düşmanlarına ve Müslüman dava adamı görüntülü münafıklara kulak asmayın, onların işi bize kalmıştır. Bilmeden bir kimseyi helake sürüklemenin bir şekli de şudur: Zalim ve doğruluk düşmanı birine bu dünyada sıhhat, mal, evlat, başarı gibi bazı nimetler verilir. Böylece kendisinde hiçbir günah ve yanılgı olmadığını zannederek Hakka karşı gizli düşmanlığa, zulüm ve isyana battıkça batıp tükenmektedir. Bu nimetlerin kendisi için bir bağış değil, bilakis felaketine vesile olduğunu fark etmemektedir.]” (Kalem: 44)

“(Ancak her türlü imkân ve iktidara kavuşturulduğu halde) Ayetlerimizi yalanlayanları (Kur’ani hükümleri gereksiz ve geçersiz sayanları, yetki ve fırsatları olduğu halde dini emirleri uygulamaya çalışmayanları) ise, onları bilmeyecekleri (ve fark edemeyecekleri) bir yönden derece derece (yükseltip, riyakârlık ve istismarcılıkla yüreklendirip, sonunda çok acı ve alçaltıcı akıbetlerine) yaklaştıracağız.” (A’raf: 182)

Bu mealdeki Ayet-i Kerimeler ve Hadis-i Şerifler, Erdoğan iktidarına ve yandaş takımına verilen imkân ve iktidarın nasıl bir istidrac (derece derece felakete kaydırma) olduğunu ne güzel anlatmaktadır!..

İşte Mafya Babası Sedat Peker’in açıklamaları karşısında, Erdoğan iktidarı ve ganimet ortakları sarsılmaya; boyaları dökülüp foyaları sırıtmaya başlamıştı!..

Zira Sedat Peker’in bu çarpıcı gerçeklerin ve ilişkilerin pek çoğunu bilemeyeceği ve belgeleyemeyeceği, Milli ve hassasiyet sahibi merkezlerin onun üzerinden bu kirli ve gizli sırları deşifre ettikleri açıktı!

İşte bu nedenle hem Erdoğan iktidarında, hem küçük ortağında, hem de yandaş-yalaka takımında gizleyemedikleri bir panik başlamıştı. Çünkü Sedat Peker’in itiraf ve ifşaatları, AKP iktidarının cerahatli icraatlarının deşilmesine ve hesaba çekilme endişesiyle korkularının derinleşmesine yol açmıştı. Ama korkunun ecele faydası olmayacaktı!

Dilipak’ın, Sedat Peker’in açıklamalarıyla ilgili: “Dünyayı Başımıza Bela Edecekler!” feryadı!

Erdoğan’ın ağabey tavırlı ve bilgiç havalı yandaşlarından Yeni Akit gazetesi yazarı Abdurrahman Dilipak, Mafya Babası Sedat Peker'in art arda yayınladığı ve ülkenin gündemine oturmayı başardığı videolardan sonra çok ilginç ve ibretamiz açıklamalara başlaması, bunların ayarını iyi bildiğimiz için bizleri şaşırtmamıştı.

İktidara yakınlığıyla bilinen Dilipak, “şimdi asıl görevin Adalet Bakanı Abdülhamit Gül'de olduğunu” söyleyerek, hem Erdoğan’a hem de Süleyman Soylu’ya vakit kazandırmaya çalışmıştı.

Dilipak, Peker'in açıklamalarının yeni şeyler olmadığını, zaten bilinen ve konuşulan konular olduğunu söyleyerek, "Bu fitne ateşi herkesi yakacaktır. Peker'in yeni olarak söylediği hemen hiçbir şey yoktur. Hepsi daha önce duyulan, konuşulan konulardır. Üstelik konuşulanlar bunlardan ibaret de değildir. Peki neden bu işlerin üstü örtülür? İşte bir gün bunlar böyle topluca patlatılır!" ifadelerini kullanmış ve Erdoğan iktidarıyla ilgili bu iddiaların zaten bilinip durduğunu bir nevi itiraf ve ifşa buyurmuşlardı. Şimdi Bay Dilipak’a sormak lazımdı: “Peki bu durumda kendileri niçin bu zamana kadar susmuşlardı?”

Sosyal medya hesabından paylaşımda bulunan Dilipak şunları yazmıştı:

"Şimdi asıl görev Adalet Bakanına düşüyor. Bakan iman eden biri. Bilir ki, sadece yaptıklarında değil, yapması gerekenleri yapmadığı için de hesaba çekileceği bir gün var. En büyük sorumluluk bugün ona ait. Hak yolda yürüdüğü sürece Allah yardımcısı olacaktır. Değilse!? Ben hiçbir iddianın iddiacısı değilim. Ve kimsenin kefili de değilim. Herkesin haklı ve haksız olduğu yerler ve yönler var. Bu işler derin çevrelerin kendi iç hesaplaşması ve kimsenin yanında ya da karşısında da değilim, olamam. Fatiha’yı günde 40 kez okuyanlar ölçüyü bilir. Bu fitne ateşi herkesi yakacak. Peker’in yeni olarak söylediği hemen hiçbir şey yok. Hepsi duyulan, konuşulan konular. Konuşulanlar bunlardan ibaret de değil. Neden bu işlerin üstü örtülür? İşte bir gün bunlar topluca patlatılır. Bu işlerin başlangıcında (ve arkasında) birtakım derin güçler de olabilir, bu işin taraflarını birbirine düşürmek için, öyle olmasa bile, bunlar bugün bir şekilde ortaya döküldü, o iç ve dış mihraklar bu olayları aynı ülkenin çocuklarını birbirine kırdırmak için kullanacaklar. Yetmeyecek, dünyayı başımıza bela edecekler. Türkiye’nin imajı yerle bir. Uyuşturucu, yolsuzluk batağına batmış bir ülke imajı üretildi. Bu rezalette, tartışmanın tüm taraflarının payı var. Sapla saman birbirine karıştı. Gerçek herkes için en iyi olandır. Birbirini suçlayan tarafların taraftarı olmak, bizi barışa ve adalete götürmez. Gelin adil şahitler olalım, yüzümüzü Hakka dönelim. Tevbe edelim, zalimlere yardım etmeyelim, haksızlıkların üstünü örtmeyelim, lanetleniriz ve ateş sonunda bize de dokunur." diyerek sapla samanı, ithamla iftirayı birbiriyle harmanlayıp kafaları karıştırmaya ve Erdoğan iktidarını aklayıp paklamaya çalışan Abdurrahman Dilipak, bir yandan da bütün bu rezalet ve hıyanetlerin altında kalacak AKP iktidarının yıkılışında kendi yakasını kurtarma telaşındaydı!

“Uyuz ve ucuz insanlar, korkusundan ısıran fırsatçı sırtlanlar gibidir” sözü oldukça anlamlı ve açıklayıcıdır. Ucuz ve uyuz insanlar, güç odaklarınca kışkırtılıp kullanılmaya, üsttekilere yağcılık yapıp yaranmaya, alttakilere ise hakaret ve hilekârlık yapmaya müsait, çok aşağı ve bayağı bir karakter taşımaktadırlar. Sözde ve görünüşte dürüst ve dindar, özde ve gerçekte ise yalama ve sahtekâr insanlardır. Bu tipler; mertlik ve netliği ahmaklık, namertlik ve münafıklığı ise kahramanlık sanmakta ve kendilerini bulunmaz Hint kumaşı gibi sunmaktadırlar. Bunlar fırsat buldukça ve üste çıktıkça şımarıp saldırganlaşmakta, en yakın dostlarını ve davalarını bile çok ucuza ve kolayca satmaktadırlar.

Kur’an’a Göre Uşaklık Psikolojisi; Korkaklık, Kolaycılık ve Kaypaklık Yansımaları Şeklinde Ortaya Çıkmaktadır.

Bugünkü ilmi ve teknolojik gelişmeleri, bilimsel deneylerle kanıtlanan sosyolojik ve psikolojik gerçekleri ve çok çeşitli ve çetrefilli insan tiplerini Kur’an-ı Kerim açıkça anlatmaktadır. 1450 sene önceki cahiliye şartlarında yetişen, asla mektep-medrese görmeyen Hz. Muhammed’in (SAV) bütün bunları kendi kafasından uydurması ve hepsinin aynen çıkması imkânsızdır. Öyle ise bu Kur’an her şeyi bilen Allah’ın kelâmıdır ve insanlığa huzur ve kurtuluş mesajıdır.

Kur’an-ı Kerim, sadece geçmişteki olayları ve insanları anlatan bir kutsal kitap değil; günümüzdeki sorunları ve sahtekârlıkları da aydınlatan, gelecekteki sıkıntı ve sapkınlıkları da hatırlatıp tedbir ve tedavi yöntemleri sunan İlahi bir kaynaktır. Kur’an ayetlerini; kendi nefsimize, ailemize, ekibimize, cemaat ve partimize ve tüm milletimize ve insanlık âlemine hitaben; her gün yeniden inen ve yol gösteren, psikolojik, sosyolojik, ekonomik ve politik problemlerimizi hem teşhis eden, hem tedavi çarelerini öğreten bir hidayet reçetesi olarak ve samimi bir ihtiyaç duyarak okuyup araştırmadıkça, ondan yararlanmamız ve felaha (kurtuluşa) ulaşmamız imkânsızdır. Asla unutmayalım ki, Kur’an’daki bütün kavimlerin ve peygamberlerin ibretli hikâyeleri; aslında bizi anlatmaktadır, bize ayna tutmaktadır, günümüze ve gönlümüze ışık tutan mana ve mesajlar taşımaktadır. Bu nedenle Kur’an; asla değişmeyen ve değerini yitirmeyen doğruların, asla eskimeyen ve modası geçmeyen olgunlukların, asla zamana yenik düşmeyen ve çağ dışına itilemeyen en güzel ahlâk ve en mükemmel kuralların kitabıdır; çünkü her şeyi bilen ve belirleyen Allah’ın kelâmıdır.

Günümüzde her kesimde, her partide, her kavimde ve her dinde en sık rastlanan KORKAKLIK, KOLAYCILIK VE KAYPAKLIK problemini ve bunun asıl nedeni olan UŞAKLIK-KÖLELİK psikolojisini, Maide Suresi 21-26. ayetleri şöyle anlatmaktadır:

21. (Hz. Musa halkına şöyle seslenmişti:) “Ey kavmim, Allah’ın sizin için yazdığı (imtihan aracı ve hürriyet diyarı olarak saptadığı) kutsal topraklara (Kudüs ve civarına) girin ve sakın gerisin geri arkanıza dönüp (davanızdan vazgeçmeyin), yoksa hüsrana uğrayanlar olarak (Hakk’tan ve hayırdan) çevrilip gidersiniz.”

22. (Beni İsrail) Dediler ki: “Ey Musa, orada (o topraklarda) gerçekten cebbar (güçlü ve zorba) bir topluluk vardır. (Onlarla mücadele etmeniz ve yenmeniz imkânsızdır.) Onlar (Filistin topraklarından) çıkmadıkça (oradan uzaklaştırılmadıkça) biz kesinlikle oraya girmeye (yeltenmeyeceğiz), şayet onlar (bir şekilde oradan çıkıp) boşaltırlarsa, biz (o takdirde) elbette girip (yerleşeceğiz).”

23. (Bunun üzerine) Bu korkaklar (ve kolaycı kaypaklar) arasında bulunup da, Allah’ın kendilerine nimet (fazilet ve gayret) verdiği iki kişi, (İsrailoğullarına dönüp şunları) söylemişti: “(Korkaklığa ve kahpelik yapmaya yönelmeyiniz, gevşeklik göstermeyiniz. Kutsal vatanınızı işgal eden zalim ve zorba topluluğun) Üzerine kapıdan (cepheden ve cesaretle hücum edip) giriniz. Böyle (bir gayret ve hareketle) girerseniz, şüphesiz siz galip geleceksiniz. Eğer (sahte değil samimi) mü’minlerseniz, sadece Allah’a tevekkül ediniz (şeytani kuşku ve kuruntularınızın peşinden gitmeyiniz!)”

24. (Yahudiler bütün bu uyarılara rağmen) Dediler ki: “Ey Musa, o (zorbalar) orada durduğu sürece, biz hiçbir zaman asla oraya girmeyeceğiz (böyle bir tehlikeye göğüs germeyeceğiz). Bu nedenle, sen ve Rabbin gidiniz, ikiniz savaşıp (düşmanları bertaraf ediniz), biz burada (her türlü tehlike ve tecavüzden uzak) durup (bekleyeceğiz).”

25. (Bunun üzerine Hz. Musa) Dedi ki: “Ey Rabbim (görüyor ve biliyorsun ki) ben gerçekten, kendi nefsimden ve kardeşimden başkasına malik değilim (sözümü geçirememekteyim). Öyle ise, bizimle bu fasıklar (ve sapkınlar) topluluğunun arasını ayır(manı dilerim).”

26. (Cenab-ı Allah) Buyurdular ki: “Artık orası (huzur ve hürriyet ortamı) kendilerine kırk yıl haram-yasak edilmiştir. (Korkaklıkları, kaypaklıkları ve kolaycılıkları yüzünden boyunlarına zillet, esaret ve eziyet halkası geçirilmiştir.) Onlar yeryüzünde (çöllerde ve verimsiz vadilerde), şaşkın (ve perişan) vaziyette dolaşmayı hak etmişlerdir. Sen de o fasık (ve sapık) topluluğa acıyıp üzülmeyesin (ve bizi yalnız ve yardımsız bıraktılar diye zaferden ümitsizliğe düşmeyesin.)”

 Bu ayetlerden anlaşılıyor ki: YAHUDİLİK; bir dine ve kavime mensubiyetten daha öte, azgın ve sapkın zihniyeti anlatan bir kavramdır. Dünya hayatına ve rahatına tapınan, olabildiğince zevk almak ve keyfince yaşamak peşinden koşan, bu şeytani amaçları uğruna her türlü haksızlığı ve ahlâksızlığı mübah sayan mantığı taşıyanlar, Müslüman, Hristiyan veya ateist de görünseler, aslında fikren ve fiilen YAHUDİ kafalıdır. Bunun gibi; ırkçılık güden, İslam’ı ırkçılığın bir aksesuarı gibi gören, ahireti önemsemeyip bu dünyanın nimet, servet ve lezzetlerinden azami yararlanmak için didinen herkes, Yahudiliğin tabii taraftarı durumundadır. Daha açıkçası, Yahudilik insanlık bünyesinin nefsü emmaresi olmaktadır.

“Dinler arası diyalog”, “kültürler ittifakı”, “ılımlı İslam” safsatalarıyla, Müslümanları dünyevileştirme ve “Siyonist sömürü düzenine uysal vatandaş haline getirme” çabalarında rol alanlar da, ismen ve resmen olmasa da, fikren ve fiilen YAHUDİLEŞMİŞ İNSANLARDIR.

Bu ayetlerin bulunduğu Kur’an-ı Kerim 110. sayfanın başındaki, Maide 18’de:

“Yahudi ve Hristiyanlar: ‘Biz Allah’ın çocukları ve sevdiği (seçtiği dostları)yız diyorlar’...” ayeti de, onların sahtekârlık ve istismarcılık psikolojilerini açığa vurmaktadır.

Şöyle ki:

a- Önce Allah’a oğul isnat etmekle sapıtılmakta ve hâşâ Allah kendileri gibi bir beşer olarak tanınmaktadır.

Kitabı Mukaddes Karş. çıkış iv. 22-23’te; “İsrail benim oğlumdur.”

Yeramya xxxi, 9’da: “Ben İsrail’in babasıyım” gibi ifadeler, İncil ve Tevrat’ın nasıl tahribata uğradığını, Hak dinin nasıl ırkçı emperyalizmin (Siyonizm’in) şeytani hedefleri doğrultusunda çarpıtıldığını ortaya koymaktadır.

b- Bu ayetler Yahudi ve Hristiyanların ve hele bu odaklara kiralanmış insanların samimiyetsizliklerinin ve sahteciliklerinin de ispatıdır.

Çünkü; “Allah’ın sevdiği ve seçtiği dostları” olduklarını, dünya ve ahiret nimetlerinin kendileri için hazırlandığını iddia eden bu insanlar, aslında cennet ve ebedi saadete giriş kapısı olan kabirden ve ölümden şiddetle sakınmakta ve korkmaktadır.

“De ki: ‘Ey Yahudi (kafalı) olanlar, eğer siz, (bütün diğer) insanlardan ayrı (ve seçilmiş) olarak, sadece sizlerin Allah’ın gerçek velileri (dostları ve sevgili kulları) olduğunuzu öne sürüyorsanız; o halde (sonsuz ve kusursuz saadet diyarına ulaştıracak olan) ölümü temenni ediniz; eğer iddianızda sadık ve samimi iseniz (sizi cennete ve Allah’ın rahmet evine ulaştıracak ölümden asla ürkmemeniz, hatta istemeniz gerekir.)’” (Cum’a: 6)

c- Yahudilerde gerçek bir Allah ve ahiret inancı bulunmamaktadır. Onların dindarlık taslamaları ve Allah’a yakınlık iddiaları aslında;

1- Yaptıkları zulüm ve kötülüklerden dolayı oluşan vicdan azaplarını bastırmak,

2- Yüzlerini kızartan ayıplarını kapatmak ve zevahiri kurtarmak amaçlıdır.

İnsanların gerçek imanları ve ayarları; zulmü ortadan kaldırmak ve adil bir düzen içinde bağımsız yaşamak üzere çağrıldıkları CİHAD (küfür ve kötülükle mücadele) esnasında ortaya çıkmaktadır.

Hz. Musa’nın:

“Ey kavmim, Allah’ın sizin için yazdığı (imtihan aracı ve hürriyet diyarı olarak saptadığı) kutsal topraklara (Kudüs ve civarına) girin ve sakın gerisin geri arkanıza dönüp (davanızdan vazgeçmeyin)” (Maide: 21) çağrısı karşısında Beni İsrail’in:

“Oradaki cebbar (güçlü ve zorba) topluluk çıkmadıkça, biz kesinlikle oraya girmeyeceğiz” (Maide: 22) yanıtını vermeleri, Yahudi zihniyetini ve dünya ehli insanların din ve devlet uğrunda, izzet ve hürriyet yolunda ciddi ve cesaretli fedakârlıklara asla yanaşmadıklarını vurgulamaktadır.

Korkaklık ve kaypaklık, iman zafiyetinden ve dünya sevgisinden kaynaklanır.

“Andolsun, onları (Yahudileri ve Yahudileşmiş kimseleri) hayata (dünya rahatına ve çıkarına) karşı (diğer) insanlardan ve (hatta) şirk koşanlardan (bile) daha ihtiraslı bulacaksın. (Onlardan) Her biri, bin yıl yaşatılsın arzusundadır; oysa bunca yaşaması (bile) onu azaptan kurtarmayacaktır. Allah, onların yapmakta olduklarını Görendir (ve kayıt altına almaktadır).” (Bakara: 96)

Hak davanın sadıkları her asırda azın azıdır!

Cenab-ı Hakkın kendilerini Firavun’un zulüm ve zilletinden kurtardığı, aylar boyunca kudret helvası ve bıldırcın kızartmasıyla besleyip sakladığı binlerce Beni İsrail arasından Hz. Musa’ya destek olan ve halkını bağımsızlık mücadelesi için gayrete çağıran sadece iki kişi çıkmıştır. Bunlar Maide Suresi 12. ayetinde: “Onlardan on iki güvenilir gözetleyici (düşman topraklarına gidip bilgi ve haber getirici nakib-casus kişiler) göndermiştik” diye belirtilen kimselerden sadık ve sağlam kalan iki insandır. Kitabı Mukaddes, Sayılar XIV 6-9-24, 30, 38. bölümlerinde de bunlar anlatılmaktadır.

Ancak, ucuz ve uyuz karakterli, köle ve uşak zihniyetli basit insanlar:

“Ey Musa, o (zorbalar) orada durduğu sürece, biz hiçbir zaman asla oraya girmeyeceğiz (böyle bir tehlikeye göğüs germeyeceğiz). Bu nedenle, sen ve Rabbin gidiniz, ikiniz savaşıp (düşmanları bertaraf ediniz), biz burada (her türlü tehlike ve tecavüzden uzak) durup (bekleyeceğiz).” (Maide: 24) demek küstahlığında bulunmuşlardır.

Bu tıynetsiz tipler; namaz kılmak, oruç tutmak, hacc ve umre yapmak, ilim ve zikir sohbetlerine katılmak gibi nefislerine kolay gelen ve herhangi bir tehlike arz etmeyen ibadetleri emreden Allah’ı kabul ediyorlar da; CİHAD’ı, din ve dava uğruna fedakârlığı, mazlum halkların huzur ve onurunu kurtarmak üzere rahatını ve gerekirse hayatını ortaya koymayı isteyen Allah’ı asla tanımıyor, takmıyor ve Peygamberine: “Bizim değil, senin Rabbinle gidip savaşınız”, “Eğer kazanır ve galip çıkarsanız, ganimeti paylaşmak ve birlikte huzur içinde yaşamak için bizleri de çağırınız!..” demekten utanmıyorlardı.

Bu sözler Allah’a olan imansızlık ve itimatsızlıklarını yansıtmaktadır:

“Ey Musa, Rabbin o kadar güçlüyse, her şeye kadirse, vaat ettiğini yerine getirecekse, o zaman bizim yardımımıza ve kendimizi tehlikeye atmamıza ne gerek var?!” anlamındaki bu sözler, elbette korkaklığın, kolaycılığın ve kancıklığın ifadesi olmaktaydı.

Bugün ABD Siyonist Lobileri tertipli 28 Şubat tehditleri ve birtakım makam ve menfaat teklifleri karşısında, haklı ve hayırlı davasından ayrılıp dönekleşen; Türkiye dahil, 22 İslam ülkesini parçalayıp Büyük İsrail hayaline hizmet için BOP eş başkanlığına getirilen kişilerin, o gün Hz. Musa’yı yalnız bırakan Yahudilerden ne farkı vardır?

Ucuz kahramanlık, gizli kölelik psikolojisini yansıtmaktadır; aşağılık ve bayağılıktır!

Beni İsrail’in Hz. Musa öncülüğünde Mısır’dan ayrılıp Filistin’e doğru yol alırken, kendilerine İlahi bir lütuf olarak günde iki sefer gökten bıldırcın kızartması ve kudret helvası gönderilmesine rağmen, “Biz ille de soğan, sarımsak, bezelye gibi sebzeleri özledik” diye tutturmaları ve ardından Hz. Musa’ya: “Sen git, Rabbinle birlikte savaş. Filistin’e yerleşen zorba kavmi çıkarabilirseniz, ardınızdan geliriz” gibi küstahlıkları, aslında onların UŞAKLIK VE AŞAĞILIK PSİKOLOJİLERİNİ VE KÖLELİK YAŞAMINI ÖZLEDİKLERİNİ yansıtmaktaydı. Sürekli Mısır’a dönme arzuları ve bağımsızlık için mücadele ve özveriye yanaşmamaları, bu psikolojinin dışa vurulmasıydı. Bunlar kölelik ve esarette, bir nevi şeytani rahatlık ve kolaylık bulmaktaydı. Nasıl olsa zalim yöneticiler, bunların yaşayacak kadar karınlarını doyuracak, bu sorumsuzluk ortamında birtakım hayvani ve şehvani arzularını, kaçamak yollu tatmin fırsatı yakalayacaklardı.

Bu nedenle; “Onlar Firavunların emrine uymuşlar (zulmüne razı olmuşlar)dı.” (Hud: 97)

“Firavun ve avanesinin baskı ve barbarlığından korkuyor, (kuşku ve kuruntularının esiri oluyorlar)dı.” (Yunus: 83)

“Firavun ve önde gelen yakın çevresinin ihtişam ve iktidarı, onların dünyalık imkân ve saltanatları karşısında hayret ve hayranlığa kapılıyor ve bir nevi tapınıyorlardı.” (Bak; Yunus: 88)

“Firavunlar onları fırkalara ayırıp birbiriyle boğuşturarak güçten düşürdükçe ve onları küçümseyip hakaret ettikçe, bu köle ruhlu insanların hürmeti ve itaati artmaktaydı.” (Kasas: 4)

Günümüzde zalim ve kâfir Amerika ve Avrupa’ya hayranlık duyanların, her türlü hakaretine rağmen hâlâ AB’ye girmek için can atanların, servet ve siyasete yön veren Yahudi Lobilerinin ve İsrail’in gözüne girmek için çırpınanların; Milli, insani ve İslami amaçlı bağımsızlık ve kalkınmışlık mücadelesinden kaçıp kaytaranların, evet hepsinin asıl psikolojik hastalığı bu KÖLE MANTIĞI VE GÜÇLÜLER TARAFINDAN GÜDÜLME arzularıdır.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AKP Meclis Grup Toplantısı'nda: İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener'in Rize ziyareti sırasında yaşananlara değinerek; "Daha neler olacak, neler. Bunlar iyi günler. Bu ülkede ahde vefa diye bir şey var. Ahde vefa olmazsa bu millet affetmez!" diye çıkışmışlardı.

Erdoğan'ın bu ifadelerinin çok tehlikeli olduğu açıktı. Eğer Cumhurbaşkanı bazı şeyleri bildiklerinden dolayı bunu söylüyorsa gereğini yapması lazımdı. Cumhurbaşkanı, Meral Akşener’e karşı bir tehlike görüyorsa, bunu gidermesi görevinin icabıydı. Çünkü yetkili ve sorumlu makamda kendisi oturmaktaydı.

Bu sözler çok tehlikeli bir yaklaşımdı ve toplumda dehşet yaratacak bir açıklamaydı. Sn. Erdoğan, binlerce trolünden umudunu kesmiş gibi, bu sefer kendi de aynı ağızla konuşmaya başlamış, “bunlar daha iyi günleri” diyerek tehditler savurmuşlardı.

“Sayın Cumhurbaşkanı'nın ifadeleri bir hukuk devletinde aslında suç beyanıdır. Sayın Cumhurbaşkanı bir nevi TBMM kürsüsünden kendi suçunu itiraf etmiş bulunmaktadır. Erdoğan’ın bu açıklamasında şantaj yok mu? Tehdit yok mu? Azmettirme yok mu?” diye soranlar haksız mıydı? “Bugün artık Saray ve şürekâsı ülke için ciddi bir güvenlik sorunu halini almıştır" diye uyaranlar neden susturulmaya çalışılmaktaydı?!

AKP’nin Hıyanet Ortağı Bülent Arınç Bile Artık Erdoğan İktidarına Ayar Vermeye Kalkışmıştı!

Sedat Peker'in yayınladığı videolar hakkında değerlendirmelerde bulunan Bülent Arınç, yargıya ayar vermeye kalkarak, FETÖ'cülerin asılsız iddialarına atıfta bulunmuşlardı. TBMM'nin eski Başkanı, Hükümet Sözcüsü ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Sedat Peker'in yayınladığı videolar üzerinden FETÖ'cüleri mağdur gösteren ve Türk yargısını eleştiren açıklamalar yapmıştı. Daha önce de söylediği sözlerle gündem olan ve en son Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu'ndan istifa etmek zorunda kalan Arınç, yargıya da ayar vermeye kalkışmıştı. “Yargı işini yapmıyormuş” gibi konuşan Bülent Arınç, Adalet Bakanına "derhal talimat vermelisin" çağrısını tekrarlamıştı.

Arınç FETÖ'cülerin iddialarına atıf yapmıştı!

FETÖ'cüler, sosyal medyada ve yabancı basına verdikleri demeçte "Türkiye'de kadınlar çocuklarıyla birlikte hapse atılıyor. Cezaevinde namaz kılanların sayısı arttı" tarzı algı operasyonları yaparak, kendilerini "cici" göstermeye kalkışıyorlardı. Bülent Arınç da: "Yargı gereğini yapmalıdır. Peki bunu nasıl yapacaktır? Bütün bu iddiaları en ciddi biçimde inceleyecek ve sonucu kamuoyuna açıklayacaktır. Lohusa kadınların bile tutuklandığı, çocukları ile beraber cezaevinde kaldığı bir Türkiye'de, kanser hastalığı ile boğuşurken bile tahliye edilmeyen insanların bulunduğu bir Türkiye'de tutuklamalar yapılıyorsa, (şimdi Peker’in yönelttiği) bu ağır suçların sahipleri hakkında da herhalde tutuklamalar yapılmalıdır. Bu yargının görevidir. Yargı görevini yapacaktır, siyaset görevini yapacaktır. Siyasetin içindeki insanlar kendi görev alanlarını unutmayacaktır. Şeffaf olacaklar ve hesap vermekten kaçınmayacaklardır. Hesap vermek ise hamasi nutuklar atarak olmaz" ifadelerini kullanmıştı.

Bunun üzerine “Pelikancılar” olarak bilinen Erdoğan yanlısı gruba ait sosyal medya hesaplarından Arınç'ı hedef alan bir video yayımlanmıştı. Sedat Peker’in açıklamalarının ardından eski TBMM Başkanı Bülent Arınç’ın, Independent Türkçe’den Can Bursalı’ya konuşmalarını kınamışlardı. Arınç’ın, “Lohusa kadınların tutuklandığı Türkiye'de, ‘şanlı yargımız’ bu ağır suçların sahipleri hakkında gerekeni yapacak herhalde” diye sitemde bulunmasına karşı çıkmışlardı. Arınç’ın, Peker’in açıklamalarının ardından yaptığı açıklamayla Pelikancılarca hedef alınmaya başlanması, iktidar yandaşlarının şımarıklığını ortaya koymaktaydı.

“Pelikancılar” olarak bilinen gruba ait "Bosphorus Global"in Yekvucut isimli sosyal medya hesabından yayımlanan videoda Arınç’ın eski açıklamaları da yer almıştı. Videoda, Bülent Arınç ve FETÖ'den yargılanan damadı tekrar gündeme taşınmıştı. “Zalime merhamet, mazluma ihanettir.” notuyla paylaşılan videoda Arınç, FETÖ'cülükle ve FETÖ'cüleri savunmakla suçlanmıştı. Aslında Pelikancılar da, Arınç takımı da birbiri aleyhinde hep doğruları konuşmaktaydı. Çünkü iki taraf da vicdanen yamuklaşmış ve her türlü hıyanete bulaşmışlardı.

Sonuç olarak:

Sedat Peker’in, sıkışınca sağa sola sıçrayıp sataşan kedi tavırlı kaplanlıkları da, AKP iktidarının ve yandaş yalaka takımının horozlanıp hava atmaları ve ucuz kahramanlıkları da; devlet çarkının hangi çirkef çamurlara bulaştırıldığının; malum ve mel’un odakların gizli güdümünde ve özel tavizler ve hıyanetler gündemiyle iktidara taşınanların hangi kirli çamaşırlarının askıya çıkarıldığının mide bulandırıcı fotoğrafıydı ve Allah’ın intikamı yakındı!..

 


[1] İstidrac: Hain, kötü niyetli ve münafık karakterli kimselerde görülen geçici başarılar; onun üstün meziyet ve kerameti sanılan durumlar…

Ahmet AKGÜL -

AHMET AKGÜL KİMDİR?

     

Araştırmacı-Yazar, Düşünür ve Siyaset Bilimci olarak tanınan Ahmet Akgül, Milli Görüş çizgisinde önemli bir fikir adamıdır. Olaylara insan eksenli ve İslam endeksli yaklaşmaktadır.

2004 Ocak ayında, arkadaşlarıyla birlikte İstanbul’da aylık olarak yayınlanan “Milli Çözüm” Dergisini çıkarmaya başlamıştır.

Uzun süreli, ciddi ve çileli bir mücadele dönemi yaşamış ve bu duyarlı, tutarlı ve kararlı tavrını hiç bırakmamıştır. Bu yüzden pek çok sıkıntı ve saldırılara uğramış, defalarca mahkeme açılıp tutuklanmış ve hapis yatmıştır.

İnancımız ve ihtiyacımız olan evrensel hukuk kurallarının; bütün insanlığın ortak değeri ve hayat düzeni haline getirilmesi, “Demokrasi, Laiklik ve özgürlükler” gibi çağdaş kurum ve kavramların; ilmi ve insani temellere göre yeniden şekillenmesi… Ve Türkiye’nin yeni bir barış ve bereket medeniyetine öncülük etmesi konularında yoğunlaşmıştır.

Üstadımızın, başta “İnsanın Yozlaşması”, ardından “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” ve yine “Barış ve Bereket Nizamı “İslam Davası” ve Yozlaştırılan “Cihat Kavramı” gibi birçok kitapları İngilizceye çevrilip merkezi Londra’daki Cagaloglu Yayıncılık organizesiyle; Amazon ve Bornes&Noble (bn.com) gibi dünya genelinde dağıtım yapan yüzlerce online sitesinde ve dijital (e-kitap) sayesinde 120 kadar ülkede yayınlanıp okunmaktadır. Ayrıca Üstadımızın “Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı” başlıklı Meal-i Kerim yorumları İngilizce ve Rusça tercümeleri ile “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” kitaplarının Rusça, Arapça, Çince, Japonca ve İspanyolca tercümeleri tamamlanıp basılmış olup; Almanca, Fransızca, Kırgızca ve Farsça tercümelerinde de sona yaklaşılmıştır.

Milli siyaset ve sorumluluk düşüncesini farklı bir boyutta ele alan ve yorumlayan Hocamız; yaklaşık 40 yıldır Türkiye’mizin her yerinde, Avrupa’da ve İslam ülkelerinde, önemli seminer ve konferanslara katılmaktadır.

Mili Görüş’e çöreklenmiş bazı şaibeli kişilerin gizli niyet ve tertiplerini haber vermesi, uzun vadeli hedefler ve stratejik tavizler sonucu Parti'ye girdiklerini sezmesi ve söylemesi nedeniyle, Ahmet Akgül’ün teşkilatlarda ve Milli Görüşçü kuruluşlarda hizmet vermesi engellenmeye çalışılmış; Erbakan Hoca ise, kendisinin daha bağımsız davranabilmesi ve nifak çarkı içinde körletilip kirletilmemesi için bu girişimlere karşı çıkmamış, ama kendisini uzaktan destekleyip yönlendirmekten de geri durmamıştır. Erbakan’ın “Adil Düzen” projeleri, AKP’nin siyasi hileleri ve karanlık ilişkileri, Fetullahçı Cemaatin gizli mahiyeti konularında sayılı uzmanlardandır.

1949 Elazığ doğumlu olan, çeşitli konularda yayınlanmış ve hazırlanmış 80 (seksen) eseri bulunan yazarımız, evli ve beş çocuk babasıdır.

      

Hocamız’ın Başlıca Kitapları:

● Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı (Türkçe Meal-i Kerim. Abdullah Akgül Yayına Hazırladı.) (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)

Milli Sorunlarımız ve Sorumluluklarımız (2 Cilt)

Dünyanın Değişimi ve Erbakan Devrimi

Refah-Yol’la Rantiye Savaşı

Cemaatin Cılkı, Erdoğan’ın Çarkı, Erbakan’ın Farkı

Türkiye Kuşatılırken, Kuklaların Kapışması

Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya (İngilizce, Rusça, Çince, Japonca, Arapça ve İspanyolcaya çevrildi.)

Bizim Atatürk

Küresel Fesatçılık ve Fetullahçılık

● Dış Politika Yazıları (I) BOP’un Temel Taşları (1988-1998)

● Dış Politika Yazıları (II) Tarihin En Talihsiz Yılları (2002-2015)

Siyaset ve Strateji Bilgeliği

Osmanlı Sistemi ve Abdülhamit Siyaseti

İslam Davası ve Cihat Kavramı (İngilizceye çevrildi.)

● “İnsan”ın Yozlaşması (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)

Ah-u Figan’ım (Şiir)

Başörtüsü İnkârı ve İstismarı

AKP Tahribatının Fotoğrafı: İslamcı Münafıklar

Yeni İstiklal Savaşında Milli Şuur ve Ordu

Bir Dış Proje Olarak AKP Gerçeği ve Akıbeti

Bilge(!) Erdoğan’dan, İlkeli(!) Numan’a AKP Tezgâhı

Cezaevinde Yazdıklarım

Siyonizm-Deccalizm Ortaklığı

Devrim Simsarları ve Din İstismarcıları

Dilin Düğümü Çözüldü (Şiir)

Din Dengedir İslam İlericiliktir

Din – Devlet ve Demokrasi

Ergenekon Senaryosu “At Değiştirme” Operasyonu muydu?

(Kadiri - Haydari Tarikatı) Gönül Seması ve Tasavvuf Kapısı

Medeniyet Mücadelesi ve Mehdiyet Müjdesi

● Teşkilatçılık (İletişim ve İşbirliği Sanatı) Mesaj ve Metod 

Milli Siyasette Kirli Hesaplar-1 Milli Görüş’ün Marazlıları

Milli Siyasette Kirli Hesaplar-2 Sonradan Yamuklaşanlar

ABD’li Siyonistlerin, AKP’li Piyonistleri Bir Devrin Bitişi ve Bir Devrimin Gelişi

İdlib-Amik Ovası ve Yaklaşan Armageddon Savaşı

BDP’nin Özerklik Ezanı, TC’nin Cenaze Namazı Olacaktı

Bir Devrim Yaşanıyordu!

Dünya Dönüşüme Hazırlanıyordu

Hidayet Kıvılcımı ve Hikmet Kılıcı (Şiir)

Katı Ulusalcıların ve Ilımlı İslamcıların Din Tahribatı

Osmanlı’dan Cumhuriyete Kripto Yahudiler ve Pakraduniler

Yüz Kur'ani Kavram ve Yorumları

Bizden Söylemesi-1 AKP İntihara Gidiyordu… (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)

Bizden Söylemesi-2 Türkiye Uçuruma Sürükleniyordu… (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)

Terör-Masonluk ve Mafia Medeniyeti

Cumhuriyet Türkiye’sinde Nifak Hareketleri

Ruhlar-Sırlar ve Uzaydaki Yaratıklar

Sabah Yakın Değil miydi?

Tarikatların Hizmet Sahası ve Islahı

Tuz Kokarsa…

Türkiye Büyüyor muydu, Bölünüyor muydu?

Türkiye Dağılacak mıydı, Doğrulacak mıydı? (Ahmaklar Okumasındı!)

Türkiye Tarihi Dönemeçte, Ya Yıkılacak Ya Şahlanacaktı!

Yakın Tarihimizde Yüceler ve Cüceler (2 Cilt)

Zafer Muştuları ve Fetih Hazırlıkları

Erbakan’dan İntikam Alanlar

Suriye’de Yaklaşan Hilal-Haç Kapışması

Başkanlık Muamması ve Çarkların Tıkanması

15 Temmuz Hıyanetinin Gizemi: Bir Darbe Analizi ve Sistem Krizi

Pazarlık Partisi ve Palavra İktidarı

Kemalizm-Tayyibizm Uyarlaması

Asker Darbesi Değil Devlet Müdahalesi Lazımdı

İslam’dan Uzaklaştıkça, İnsanlıktan Çıkılması

Dert Söyletir Aşk İnletir (Şiir)

● Hainleri Haşlama, Zalimleri Taşlama (Şiir)

İstanbul Sözleşmesi ve Ailenin Çözülmesi

      

Hocamızın Önsözünü Yazdığı Milli Çözüm Yayınları:

● Üstad Ahmet Akgül’ün Özgeçmişi ve Öğretileri (Yakup Gözübüyük)

● Haykırış (Şiir - Ali Çağıl)

AKP Yönetimi ve Tahribat Yöntemi Sistem Tahlili ve Siyaset Tenkidi (Nevzat Gündüz)

● Sözün Çözüme Dönüşmesi (Siyasi Fıkralar) (Osman Eraydın)

● Ayar Aynası ve Nokta Atışı (Sosyal ve Siyasi Fıkralar) (Erdoğan Bişkin)

Milli Çözüm Ekibinden: İlginç Rüyalar ve Manevi Uyarılar (2 Cilt - Hazırlayanlar: Fatma Betül Erişkin – Nail Kızılkan – Neslihan Bayraktar)

Devami
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Web Sitesi

Makale Paylaşım Sayısı: 341

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR