Reklam
Reklam
Reklam

SP-YRP İÇİN TARİHİ FIRSAT VE TABİİ-TALİHLİ İTTİFAK

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 37
ZayıfMükemmel 

 

SP-YRP İÇİN TARİHİ FIRSAT

VE

TABİİ-TALİHLİ İTTİFAK

      

SP yöneticilerinin; hem Fatih Bey'e, etkili ve yetkili bir Genel Başkan Yardımcılığı vererek, diğer kadrolarına da teşkilatlarda uygun pozisyonlar göstererek, yuvaya dönüş çağrısı yapmasını, iz’an ve insaf duyguları ve duyarlılıkları gerekli kılmaktadır. Karşı taraf bunu kabule yanaşmazsa, artık manevi vebal ve siyasi hata onların sırtında kalacaktır.

SP bu tarihi ve talihli çağrıyı tekrarlamazsa, о zaman YRP yetkililerinin; olumlu ve sorumlu şartlar oluşturularak, yuvaya katılma arzularını hatırlatıp, Milli Görüş’ü güçlü kılma çabalarına destek çıkmaları lazımdır. Böylece:

• Aynı Milli Görüş düşüncesini savunan…

• Aynı hedefleri amaçlayan…

• Aynı Erbakan Hoca’ya bağlılıklarını vurgulayan...

• Ve aynı tabanı paylaşan Saadet Partisi’yle, Yeniden Refah Partisi’nin, bu kahredici ayrılık-gayrılık durumunu bırakıp tek çatı altında ve Aziz Hocamızın vefatı öncesi vasiyetleri doğrultusunda birleşmeleri; hem Dinen, hem vicdanen hem de siyaseten bir zorunluluk halini almıştır. Çünkü sadık dava kardeşlerini artık ikilemden kurtarma çabasını ve çağrısını kendilerinin yapması, her yönden hayırlı ve yararlı bir yaklaşımdır.

Ne var ki; ya gaflet ve cehaletleri, ya şahsi inat ve enaniyetleri, ya da başka bahane ve temelsiz mazeretleri yüzünden, hem Milli Görüş camiasının hem de yeni bir umut kapısı arayanların, bu samimi arzuları boşa çıkarılırsa, bütün taraflar kaybetmiş olacaktır.

Ancak;

a) Bu gerekli ve bereketli birleşmenin sağlanması...

b) Erbakan Hocamızın Adil Düzen Programlarına ve diğer Evrensel oluşumlarına samimiyetle sahip çıkılması durumunda; Milli Görüş’ün %7’lik barajı çok rahatlıkla aşacağı ve Meclis’te grup kuracağı fırsatlar kaçırılırsa, her iki taraf da bundan maddi ve manevi zararla çıkacaktır.

c) Böyle bir birleşme sonrasında, katılacakları herhangi bir siyasi ittifak içerisinde de ağırlıkları ve saygınlıkları artacak ve Türkiye siyasetine yön verecek bir pozisyona ulaşılacaktır, inşaallah...

Böylesine samimi ve ulvi teklifimiz ve temennimiz yüzünden, hâlâ Milli Çözüm’e buğzeden kimselerin ve kesimlerin ise, imani ve vicdani ayarlarını, Kur’an terazisinde tartmalarının tam zamanıdır!

“Açık Davet, Özel Ekip” Hazırlığı: Dâru’l Erkam'da Yapılan Gizli Örgütlenmenin Sırrı

Gizli örgütlenmenin yapılması ve davanın selameti için gözlerden uzak bir merkez seçilmesi hayırlı hareketlerin olmazsa olmazlarındandır. Bu merkezde; komuta merkezi ile sadık dava erleri ve yöneticiler arasında zaman zaman buluşmalar yapılacaktır. Toplantı mekânı ve buluşma saatleri özenle seçilip ayarlanmalıdır ve düşman istihbaratının bundan haberdar olmaması lazımdır. Hz. Peygamber Efendimiz tarafından, şayet bu örgütlenme açık bir şekilde yapılsaydı, buluşmaların Mekke’nin hangi noktasında olduğu açıklanır ve bu durum herkesçe anlaşılırdı. Örneğin; Kureyş’in sık sık toplandığı Kâbe’nin yakınlarında bir nokta seçilmiş olsaydı, o takdirde Kureyşliler bundan haberdar olurdu ve hemen Müslümanları basıp yok etmeye çalışırlardı. Bu durumda Müslümanlar kendilerini savunmak zorunda kalırdı ve taraflar arasında silahlı çatışma çıkardı.

Büyük ihtimalle, iki yıl boyunca Mekke’nin ileri gelenleri tarafından “Dâru’l Erkam”ın, farkına varılmamıştı. Çünkü Hz. Ömer Müslüman olana kadar, müşriklerin bu durumu fark ettiklerine dair siyer kaynaklarında bir malumat bulunmamaktadır. Hz. Ömer’in Müslüman oluşu da hicretin beşinci yılına rastlamaktadır. Herhalde hem Hz. Ömer, hem de Mekke’nin ileri gelenleri tam olarak Müslümanların toplantı merkezinin yerini bilmiyorlardı. Zira kendisine nereye gidiyorsun diye soran Nuaym bin Abdullah’ı Hz. Ömer: “…Safa’da bir evde olan Muhammed’in yanına gidiyorum!” diye yanıtlamıştı.

Aslında Kureyşliler, zamanla Hz. Peygamber’e tâbi olanların Safa Tepesi civarında bir eve gidip geldiklerini seziyorlardı, fakat buranın tam olarak kime ait olduğunu bilmiyorlardı. Müslümanların gizlilik konusundaki duyarlılığının ve Kureyş’in bu buluşma ve toplanmalardan habersiz kalmasının temelinde şu sebepler yatmaktaydı:

Birinci sebep: Erkam’ın Müslüman olduğu, kimse tarafından bilinmiyordu. Bu yüzden Peygamberimiz (SAV)’in arkadaşları ile onun evinde toplandığı hiç kimsenin aklına gelmiyordu.

İkinci sebep: Erkam bin Ebi’l Erkam, Mahzumoğulları kabilesine mensuptu. Bu kabile Haşimoğulları ile rekabet halinde bulunuyordu ve onlara karşı savaş sancağı taşıyordu. Bu yönü ile Erkam’ın Müslüman olduğu bilinseydi, yine de kimsenin aklına buluşmaların onun evinde gerçekleştiği gelmezdi. Bu açıdan bakıldığında Erkam’ın Müslüman olması ve toplantıların onun evinde yapılması düşmanın kalbine girmek anlamına geliyordu.

Üçüncü sebep: Erkam Müslüman olduğu sırada yaklaşık on altı yaşında bir delikanlıydı. O gün Kureyşliler toplantıların nerede yapıldığını düşünüp araştırmış olsalardı, bunun daha on altısında bir gencin evinde yapılacağını tahmin etmeleri zordu. Onların itham edecekleri evler genelde Hz. Peygamber’in arkadaşlarının ve yaşıtlarının evleri, veya bizzat Peygamberimiz (SAV)’in kendi evi olurdu. Toplantının Hâşimoğulları’na mensup birisinin evinde yapıldığı üzerinde durulurdu. Bununla birlikte Hz. Ebu Bekir, Hz. Osman veya diğer ileri gelenlerin evlerinde olacağı düşünülüyordu.

Bütün bu ihtimallerden dolayı Erkam’ın evinin seçilmesi güvenlik açısından çok isabetli ve çok hikmetli bir tercihti. Kureyş’in günün birinde burayı tespit edip baskın yaptığına dair siyer kaynaklarında bir bilgiye rastlanmış değildir. Onların elde ettiği en son bilgi; buluşma ve toplantıların Safa Tepesi civarında yapıldığı yönündeki şüphelerden ibaretti. Bazı araştırmacılar bu evi, kalıntıları yok olmadan önce Safa Tepesi civarında görmüşlerdi. Ancak Mekke’nin evleri arasında “tam şu noktadadır” demek mümkün değildi. Çünkü siyer kitaplarında bu evin tam olarak nerede olduğu kaydedilmemiştir.

Erbakan Hocamız da, bu Nebevi stratejiyi, farklı konularda ve ayrı boyutlarda çok güzel uygulamıştır. Örneğin; Üstat Ahmet Akgül’e ve MİLLİ ÇÖZÜM EKİBİ’ne, parti bünyesinde ve yan kuruluşlar içerisinde, asla yetki ve etiket sağlamamış ve resmiyetten uzak tutmuşlardır. Çünkü birilerinin açıkça Milli Görüş’ün mahiyetini, hedeflerini ve parti bünyesindeki birtakım hıyanet girişimlerini yazıp konuşması, ama bunların teşkilatları bağlamaması ve bağımsız çalışması lâzımdı. Ta ki herkes, imani ve Kur’ani hakikatlere muhatap olsunlardı ve hiç kimsenin ve hiçbir bahanesi kalmasındı.

İlahiyatçı ve yayıncı olan, ve SP Genel Merkezi’nin istişare yaptığı Hocalar arasında bulunan duyarlı ve tutarlı bir kardeşimiz, Sn. Genel Başkan’a şu hatırlatmaları yapmıştı:

1- Sizin Milli Görüş dışı bazı uyduruk sloganlarınız CHP-İP-HDP arasında çok cılız kalmaktadır!..

2- Milli Gazete’nin İstanbul Sözleşmesi dağıtımına Gn. Bşk. tepki göstermiş, “Kötülüğün reklamını yapmış olmayalım” bahanesine sığınmıştı. Oysa Allah’ın Kur’an’da şeytandan bahsetmesi onun reklamı sayılamazdı. Yine Kur’an’da faizin, fuhşun, kumarın yasaklanması onların reklamı olarak algılanamazdı!..

3- Bizim sadece AKP’nin değil, sistemin ve mevcut bâtıl düşüncelerin alternatifi ve çözüm adresi gibi davranmamız lâzımdır.

4- Milli Görüş’e ve ülkenin geleceğine değil, sadece CHP’ye ve diğerlerine yarayacak sözler sadece ağırlığımızı ve saygınlığımızı azaltacaktır.

5- Bu haklı ve hayırlı hatırlatmalar üzerine Muhittin Yıldırım: “Bak ben Genel Merkez’de 25 yıldır nasıl kalıyorum, sen de rijit davranma!” diye uyarmıştı.

6- İstanbul İl Başkanlığı’ndan Abdullah Sevim alınınca Temel Bey il binasına gitmeye kendisi cesaret edemediğinden, Oğuzhan’ı yollamıştı.

Oğuzhan Asiltürk, birtakım istişareler yapmış ve: “Evet genellikle Abdullah Sevim çıktı. Onu yeniden göreve atayacağız.!” demesine rağmen; ve Selman Esmerer’le Abdullah Sevim Ankara’ya Oğuzhan Bey’e gidip: “Aman ha, bizi yarı yolda bırakmayasın!..” hatırlatmalarına rağmen, en sonunda: “Siz aday çıkarmayın, Ömer Faruk Bey’le ortak liste hazırlayın!” deyip çıkmıştı.

7- Değerli Mustafa Kasadar, Oğuzhan Asiltürk’e İstanbul İl binasında, kendisinin bütün yamukluklarını yüzlerine haykırınca, çok kızmış, riyakârlık yaparak etiket ve rütbesine dayanıp çıkışmış sonra: “Beddua ederim ha!” diyerek güya manevi yetkisini kullanmaya çalıştığını aktarmıştı.

Kılıçdaroğlu, Erdoğan’dan vefalı davranmıştı!

Kemal Kılıçdaroğlu, Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 48’inci yıl dönümü nedeniyle bir mesaj yayınlamıştı. Kılıçdaroğlu sosyal medya hesabından şunları yazmıştı: “Kıbrıs Türkleri için varoluş mücadelesinin en önemli günlerinden biri olan Kıbrıs Barış Harekâtı’nın yıl dönümü ve KKTC’nin 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı'nı kutluyor; şehitlerimizi ve ebediyete intikal etmiş gazilerimizi rahmetle, hayattaki gazilerimizi şükranla anıyorum. Kıbrıs’ta Türklerin uğradığı baskı ve zulmü ortadan kaldırmak ve Ada’ya barışı getirmek için mücadele gösteren dönemin Başbakanı, Genel Başkanım Bülent Ecevit’i, dönemin Başbakan Yardımcısı Necmettin Erbakan’ı ve KKTC’nin ilk Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı saygıyla anıyorum.”

Oysa, Erbakan’ın devamı sanılan, O’nun sayesinde İstanbul’a Belediye Başkanı yapılıp şans kapısı açılan ve Erbakan'a hıyanet karşılığı iktidara taşınan Recep Tayyip Erdoğan, Şanlı Kıbrıs Harekâtımızın asıl mimarlarından olan Erbakan Hocamızı ağzına bile almamış, hayır ve şükranla anmamıştı.

Kılıçdaroğlu’nun: “Adaylık için görüş birliğine vardık!” açıklaması…

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Ankara'da muhtarlar ve kanaat önderleri ile buluşmuşlardı. Cumhurbaşkanı adaylığıyla ilgili soruya da cevap veren Kılıçdaroğlu, bu konuda 6 liderin görüş birliğine vardığını vurgulamıştı. Bir muhtarın yabancılara mülk satışına tepki göstermesi, salondan alkış almıştı. Muhtar, CHP liderine: “Yabancılara mülk satışı ülke yararına mıdır? CHP'nin bu konudaki uygulamaları nedir?” diye sormuşlardı. CHP lideri Kılıçdaroğlu, şöyle yanıtlamıştı:

“Biz yabancılara mülk satışına karşıyız. Sadece o değil, Tank Palet Fabrikası'nın Katar ordusuna satılmasına da karşı çıktık. Biz, iktidar olduğumuzda önce o Tank Palet Fabrikası'nı Katar ordusundan alıp şanlı ordumuza vereceğiz. Ordumuzun hastanelerini kapattılar. Hastaneleri olmayan tek ordu dünyada Türk Ordusu. Hastaneleri, Tank Palet Fabrikası'nı ve elinden alınan birçok şeyi ordumuza iade edeceğiz. Hepsini düzelteceğiz.”

Salondaki kişinin, “Cumhurbaşkanlığına çok yakışırsınız. Aday mısınız?” sorusuna yanıt veren Kılıçdaroğlu, “Cumhurbaşkanlığını belirleme yetkisi altılı masadadır. Bu konuda görüş birliğine vardık. 6 lider, cumhurbaşkanının niteliklerini belirlediler ve kamuoyuyla paylaştılar… Bu niteliklere uygun bir cumhurbaşkanı adayımız çıkacak. İnşaallah Türkiye Cumhuriyeti'nin 13. cumhurbaşkanı olacak” ifadelerini kullanmıştı. Oysa Cumhurbaşkanlığı adaylığı Sn. Kılıçdaroğlu’nun hakkıydı ve bunun açıklanmasının geciktirilmesi Erdoğan’ın işine yaramaktaydı.

Bu nedenle bazı çevrelerde:

"Sn. Erdoğan yeniden Cumhurbaşkanı adayı olmayacak, kendi yerine şu anda küçük bir parti başkanı olan Milli Görüşçü birisini aday yapacak!” iddiaları dolaşmaktaydı. İyi de Erdoğan’ı hangi güçler ve merkezler iktidara taşıdı ise, vereceği böylesi önemli kararları da onlara rağmen alması imkânsızdı. Yani kendi yerine başka birisini aday gösterecekse, bu kişi aslında Siyonizm’in adayı sayılırdı!..

Gazeteci yazar Ahmet Takan, AKP içinden aldığı duyumu ve Saray'da konuşulan söylentileri aktarmıştı. Ahmet Takan, AKP içinde Erdoğan'ın yeniden vekilliğe döneceğinin konuşulduğunu yazmıştı.

Sn. Yazar şunları vurgulamıştı:

“Sizlere uçuk gelebilir ama içerideki çatırtıları, kapışmaları ve hizipleşmeleri iyi takip ettiğim için duyduğum şu son senaryoyu (AKP içinden) ciddiye aldım ve sizlere aktarma ihtiyacı hissettim; Tayyip Erdoğan AKP Genel Başkanı olarak seçimlere İstanbul milletvekili adayı olarak girebilir. AKP’nin Cumhurbaşkanı adayı da Hulusi Akar olur” diye yazmıştı.

Hatta bazı diğer partililer ise, kendi Genel Başkanlarının Erdoğan tarafından aday gösterileceği havasına kapılmışlardı!..

AKP'li Hüseyin Kansu'nun, Oğuzhan Asiltürk İtirafı!

Milli Çözüm’den bir kardeşimizin, Erbakan Hocamızın, Merkezefendi’deki Makamında anket nöbetinde iken, ziyarete gelen Eski Refah ve AKP Milletvekillerinden Hüseyin Kansu, Oğuzhan Asiltürk’le ilgili şu itiraflarda bulunmuşlardı:

“Bizzat kendilerinin, Oğuzhan Asiltürk’le defalarca görüşüp konuştuklarını... Oğuzhan Bey’in SP’yi, olduğu gibi AKP'ye katmak için hazırlıklar yaptığını... Ama onun vefatıyla bu planın yarım kaldığını ve SP ile ilgili başka senaryoların devreye alındığını” aktarmıştı.

Şimdi soruyoruz; SP içinde sıradan bir ilçe görevlisi, kendi kayıtlı üyelerimizin birkaç tanesini ayartıp AKP’ye kaydırıp kaydını yaptırdığında, onu “Davaya hıyanetle ve Milli Görüş’e hakaretle” suçlayıp sataşanlar, Oğuzhan Asiltürk’ün SP’yi bütünüyle AKP’ye bağlama girişimine, hâlâ “Hikmet ve Siyasi Marifet Kılıfı” sarıyorlarsa, bu çifte standart tavrı, acaba geri zekâlılık mıydı, yoksa münafıklık mıydı?

Konya'dan Necmettin Bişkin Kardeşimiz aktarmıştı:

Cuma Namazında Aziz Erbakan Hocamızı görmek, mübarek ellerini öpmek ve Balgat’taki Hamidiye Cami çıkışında Hocamıza saygı ve sadakatlerimizi arz etmek amacıyla Ankara’ya gitmiştik. (Yanlış hatırlamıyorsam 2004 yılıydı.) SP Genel Merkezi’nin yanındaki Hamidiye Camisi’nde namazımızı eda etmiştik. Bahsedeceğimiz görüşmeden birkaç hafta önce de Oğuzhan Asiltürk birilerini göndererek “kendisinin bizlerle görüşmek istediğini” iletmişti. Fakat biz bunu önemsemediğimizden, bu maksatla gitmemiştik. Olayı anlatacağımız hafta ise bizzat kendisi bizleri çağırarak "görüşelim" demişti. Bizler de görüşmeden kaçıyor gibi olmamak için cuma namazı tamamlandıktan sonra Mus’ab Eryıldız, Osman Nuri Çelik, şu an Milli Çözüm'den ayrı duran bir arkadaş ve ben görüşmek üzere Genel Merkez binasına gittik ve sekreterya bölümüne geçtik. Oğuzhan Asiltürk'ün odasının kapısı açıktı ve -sesini duyduğumuzun farkında olmasa gerek- telefonla Konya İl Teşkilatı’ndan yetkili olduğu anlaşılan biri ile görüşüp isimlerimizi söyleyerek, "Bunların teşkilatta çalışmasına müsaade etmeyeceksiniz, görevleri varsa görevlerini sileceksiniz, bir daha da görev vermeyeceksiniz" demişti. Kapısı açık olduğu için sesi dışarıdan rahatlıkla işitilmekteydi.

Akabinde odasında görüşmemiz başladı. O esnada yanında Muhittin Yıldırım ve Mete Gündoğan da vardı. Onlar konuya pek müdahil olmadılar. Öncelikle: "Siz niye Şevket Kazan'a "Yahudi" diyorsunuz?" dedi. Biz konuşma tarzından, Elazizci'lerin yanlış söylemleri ile bizi Elazizci gösterip suçlamaya çalıştığını hissedince, "O söylemlerin Elazizci’lere ait olduğunu, Milli Çözüm’ün ise onlarla hiçbir bağlantısının olmadığını” söyledik. "Peki siz, bir Musa gelecek, sizi bulacak! diye neden slogan atıyorsunuz?" dedi. Biz de: "Milli Gazete'de manşet olmuş, Genel Başkanımız Recai Bey kullanmış, biz neden kullanmayalım?” deyince, "Ben onları da uyardım, bir daha kullanmayacaklar. Siz de kullanmayacaksınız. Siz, benim uygun gördüğüm sloganları atacaksınız bundan sonra!" dedi. Akabinde: "Peki, siz Hoca’ya neden "Mehdi” diyorsunuz?" dedi. Biz, "Mehdi'nin özelliklerini üzerinde en çok Aziz Erbakan Hocamızın barındırdığını ve bu asırda bir Mehdi varsa Hocamızdan daha layık kimse olmadığını" söyledik. Oğuzhan Asiltürk Mehdi hakkında bilgisayardan CD açıp birkaç şey okumaya çalıştı ve akabinde: "Siz yanılıyorsunuz, Mehdi şu anda hayattadır, ve Erbakan değil, başka bir zattır. Mehdi şu an Almanya'dadır, kara sakallıdır ve kırk yaşındadır, ben onu tanıyorum!" deyince biz de ona, "Mehdi sürekli aynı yaşta mı kalacak?" dedik ve devamında, "Mehdi'yi tanıyan, kar üzerinde sürünerek dahi olsa hizmetine gitmeli!" hadisini hatırlatıp "Madem Mehdi'yi tanıyorsunuz, niçin Onun yanına gitmediniz de Erbakan'ın yanında kaldınız?" deyince öfkelendi, kelimeler ağzına dolandı: "Erbakan Mehdi olsaydı..." diyerek haddini aşan sözler söylemeye yeltenince arkadaşlar olarak gereken cevaplar verildi. Bu görüşmede Aziz Hocamıza karşı küstahlığı ve hıncı apaçık belli oluyordu. Biz de ona beynini çatlatırcasına gerçekleri söylemeye çalıştık ve yanından çıktık.

Ülke çıkarları ve tehlikeli sorunların açıklanması için, elbette farklı, hatta aykırı partilerle siyasi irtibat ve ittifaklar lazımdır ve yararlıdır!

“Merhum Erbakan Hocamız ilk iktidar olma fırsatını 1973 yılında MSP-CHP koalisyonuyla yakalamıştır. Elbette bu karar kolay alınmamıştır. O dönemin “muhafazakâr” partisi olan ve vitrinde milletin değerlerine uygun konuşan, gerçekte ise rantiyecilere göre icraatlar yapan Adalet Partisi, CHP ile yapılan iş birliğinden dolayı MSP’lileri ve merhum Erbakan Hocamızı “yoldan çıkmakla” suçlamış ve o dönemin iktidar medyası “yeşil karpuz, yeşil komünist” benzetmesi yaparak “bunların dışı yeşil, içi kırmızı” gibi algılarla MSP’yi yıpratmaya çalışmıştır. Ama Erbakan Hocamız bu tip söylemlere itibar etmemiş, aksine hep ileriye bakmıştır. CHP-MSP hükûmeti döneminde maddi ve manevi kalkınma alanında birçok hayırlı icraatlar hayata geçirilmiştir. Erbakan Hoca; her dönem (siyasi) fırsatları değerlendirmiş, ayrım gözetmeden herkesle iş birliği yapmıştır. (Çünkü tebliğ, teklif ve hayırda işbirliği bütün herkesi kapsamaktadır.) 1975 yılında Adalet Partisi ile hükümet kurmuş, 1980 yılında CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Muhsin Batur’a destek vermiştir. 1991 yılında MHP ile yapmış, 1993 yılında Doğru Yol Partili Hüsamettin Cindoruk’u Cumhurbaşkanı Adayı göstermeye çalışmıştır. 1996 yılında DYP ile hükümet kurmuş, 2 binli yıllarda ise Süleyman Demirel’in Cumhurbaşkanlığının devamı için taktiksel adımlar atmıştır. Erbakan Hoca vefatına kadar her dönem işbirlikleri oluşturmaya gayret etmiştir.

Erbakan Hocamızın sonrasında da bu “uzlaşı” kültürü benimsenmiş, her seçim döneminde ittifak arayışları devam edegelmiştir. Haziran 2015 seçimlerinde BBP ile Milli İttifak kurulmuş, Kasım 2015 seçimlerinde -son anda akamete uğrayan- AKP ile ittifak görüşmeleri yapılmıştır… Bütün bu girişimler bize bir şey göstermektedir ki Milli Görüş’ün siyaset pratiği “uzlaşı” ve ilkesel bazda ortak zeminde buluşarak “birlikte yönetim” üzerine inşa edilmiştir. Alınması zor kararlar olsa da sonuçları hep hayırlı olmuştur. Bu girişimler neticesinde iktidar olunan her dönemde yüz aklığıyla en büyük hizmetler yapılmıştır.

Elbette fikirsel olarak her parti ayrıdır. Seçim işbirlikleri diğer partilerin politikalarının kabul edildiği ve kendi ideallerinden vazgeçildiği manasına gelmez. Bilakis ittifaklar, partilerin kendi ideallerini gerçekleştirme zemini bulması için birer fırsattır. Şimdi yine tarihi bir seçime doğru gidiyoruz. Yeni sistem, seçim işbirliklerini zorunlu kılmaktadır. İktidar ya da muhalefet de olsanız sandığa ittifaklarla girmek durumundasınız.

Saadet Partisi bu dönemin en önemli aktörlerinden birisi konumundadır. Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan da Saadet Partisi’ni yanına çekmeye çalışmış, ancak bu çağrı “birlikte yönetim” için değil, sürdürülen politikalara “birkaç vekil karşılığında” destek talebi olduğundan ittifak sağlanamamıştır. AKP İktidarı, Saadet Partisi’ni yanına çekemese bile Millet İttifakı’ndan koparabilmek ve Saadet’i “üçüncü bir yol”a zorlayacak algısal bir baskı ortamı oluşturma çabasındadır. Çünkü (bu talan ve tahribat) iktidarının devamı, muhalefetin parçalı olarak seçime girmesiyle mümkün olacaktır. Bugünkü şartlarda üçüncü yol, mevcut iktidarın devamı anlamını taşımaktadır. Saadet, Millet İttifakı’nı oluşturan altılı masayla 25 yıl aradan sonra iktidarın paydaşı olma ve mecliste grup kurma fırsatını yakalamıştır. İnşaallah bu fırsat doğru değerlendirilerek seçimlerden zaferle çıkılacaktır. Biz de Milli Görüşçüler olarak (ülke çıkarlarımıza ve dava kurallarımıza uygun) atılan adımlara ve alınan kararlara sahip çıkacak; iktidarın algı oyunlarına teslim olmayacak; karalama, iftiralara ve kınamalara takılmayacak ve davamızın en büyük başarısı için el birliğiyle mücadeleye katılacağız…”[1]

Erdoğan'ın SP'ye, samimiyetsiz ve seviyesiz sataşmaları

Cumhurbaşkanı Erdoğan, SP Genel Başkanı'nın: "Erbakan bugün yaşasaydı, yine CHP'nin yanında yer alırdı" sözlerine çok kızmıştı. Erdoğan, "Tereciye tere satmasınlar. Biliyoruz bu işleri" ifadelerini kullanmıştı. Saadet Partisi Genel Başkanı’nın: "Merhum Erbakan bugün yaşasaydı CHP'nin yanında yer alırdı" sözleriyle ilgili Erdoğan, şu değerlendirmeyi yapmıştı:

"Temel Bey'in ebedi âlemden, Hocamla böyle bir irtibatı nasıl kurduğunu anlamakta doğrusu zorlanıyorum. Haddine mi senin ya? Ne zamandan (beri) çıktı bu iş? Mesele Erbakan Hocamı tanımaksa, ben en az Temel Bey kadar tanırım. Ben Erbakan Hocamın, İstanbul gibi bir şehirde Gençlik Kolları Başkanlığından tutun, İl Başkanlığına varıncaya kadar teşkilatlarından geliyorum. Onun teşkilatında il başkanlığını yapmışım. Daha sonra yine Hocamın döneminde Merkez Karar Yönetim Kurulu üyeliği yapmışım. Tereciye tere satmasınlar. Biliyoruz bu işleri. Böyle bir saçmalık olur mu? Herhalde o malum Kıbrıs hadisesi sebebiyle, oradan ilhamla böyle bir şeyi söyleme noktasına gidiyor ki, elmayla armudu birbirine karıştırmamak lazım. O günün şartlarıyla ondan sonraki şartlar hiç birbiriyle mukayese dahi yapılamaz ve böyle bir benzetme doğru olmaz. Çok yanlış bir şey. Hocamız, birçok adımlar atmıştır. Şu andaki tabloda, Millet İttifakı ile Cumhur İttifakı arasındaki farklılıklara bakalım. Cumhur İttifakı'nda bizim MHP ile ortak yanlarımıza baktığımız zaman bunun altında yerlilik vardır, millilik vardır, vatanseverlik vardır. Bunların hepsinden öte burada ‘Bu vatan için ne yaptın?’ sorusuna bakıldığında orada bizim MHP ile AK Parti’nin ciddi benzerlikleri vardır. Büyük Birlik Partisi ile hakeza… Ama Millet İttifakı'nda bakıyorsun bir tarafta PKK'nın parlamentomuza sızmış olan uçları bulunmaktadır. Bu terör örgütünün temsilcilerinin içinde bulunduğu bir yapıyla bir araya gelmek; (Erbakan’a aykırıdır!..) Şu anda ana muhalefet partisinin başındaki zat, bu terör örgütünün temsilcileriyle, mensuplarıyla devamlı el ele, kol koladır… Öbür tarafta Türkiye'de bunca atılan adımları silme gayretinde olan, yok farz eden bir yapıyla nasıl oluyor da bir araya geliyorsun? Düşünün, şimdi biz 18 Mart Çanakkale Köprüsü'nü yapıyoruz, adamlar bunu bile yok farz ediyorlar. Şimdi biz Tokat'ta havalimanının açılışını yaptık. Niye rahatsız oluyorsun? Modernlik budur… Bütün bunlar dünyanın imkânlarından halkını, vatandaşını istifade ettirmek içindir."

Şimdi Sn. Erdoğan’a soruyoruz:

Madem, “Biz ‘Yap İşlet Devret’ modeliyle, devletin hazinesinden bir kuruş çıkmadan, bütün bu köprüleri, tünelleri, otoyolları ve hava limanlarını yaptık” diyorsunuz; o halde resmiyette 570 milyar dolar olan, gerçekte 1,5 trilyon doları aşan Dış borcumuzu nasıl yaptınız, nerelere harcadınız? Resmi Dış borcumuz 570 milyar dolar... Türkiye'deki malum ve meşhur Holdinglerin, dışarıdan T.C. kefaletiyle aldıkları ve %90 üzerine yattıkları borçların faizleriyle birlikte tutarı: 430 milyar dolar... Ve işte YİD modeliyle, normalden 4-5 misli fazla ihale rakamlarıyla ve 3 kat fazla faiz oranlarıyla Devletin ödemek zorunda kaldığı miktar ise yaklaşık 500 milyar dolardır. Bu nedenle sizin sayenizde ve işbirlikçi siyasetinizde ülkemizin toplam borcu 1,5 trilyon dolardır ve maalesef Türkiye rehin alınmış konumdadır.

Sizin kötü yönetiminiz ve çürük sisteminiz yüzünden, nüfusumuzun %10'u, bütün Milli gelirimizin %60'ını almakta... Nüfusun %1'i ise bu %60'lık payın %40'ını çalmaktadır. Toplumun önemli kesimi, geçim darlığı çekip sefalet içinde kıvranırken, sadaka maaşlarıyla geçinmeye, daha doğrusu sürünmeye çalışanlar ise, tam bir gaflet ve meskenet mantığıyla hâlâ iktidara dualar yağdırmaktadır!?

 


[1] ( Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız – 2 Haziran 2022)


Bu yazarin diger makaleleri

  AKP ile İttifak; SP İçin İNTİHAR RİSKİ TAŞIMAKTAYDI!          Erbakan Hocamızın özellikle...
Devami
  Oğuzhan Asiltürk’le Tayyip Erdoğan İrtibatı ve VATİKAN’LA SİYONİST BARONLARIN İTTİFAKI          “Hadi canım…...
Devami
  Alaattin çakıcı ve Mafya Çarkı ?.. Başbakan'ın İsrail'e sert çıkışı ?!.. Ve...
Devami
  YARGI PAKETİ Mİ, SARGI BAGETİ[1] Mİ OLMAKTAYDI?          Erdoğan iktidarı, aylarca “Büyük Yargı...
Devami
Yahudi lobileri eliyle, ABD'nin emperyalist heveslerini kışkırtarak; şeytanın talim ettiği...
Devami
Küresel terör konusunda önemli çalışmaları olan Prof. Dr. Nurullah Aydın,...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 303

SON YORUMLAR