YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69e402d779dd2
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 6 8 7
Bugün : 2463
Dün : 59412
Bu ay : 1041148
Geçen ay : 1803365
Toplam : 53186206
IP'niz : 216.73.217.119

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

Devlet; Derinliği, Direnci, Deneyimi ve Denge stratejisi olan etkin ve yetkin bir yapıdır.

1- Derinlik: Ülkenin her yerinde, toplumun her kesiminde ve her milli proje ve stratejide Devletin kendisini hissettiren bir DERİNLİĞİ ve GİZEMLİĞİ vardır. Partiler, hükümetler, isimler ve resimler değişse de bu derinlik sürekli diri kalır ve herkes bunun farkındadır. Zira derinliği olmayan devlet, Muz Cumhuriyeti konumundadır.

2- Direnç yeteneği: Her türlü iç ve dış tehditlere karşı; politik, psikolojik, ekonomik, sosyolojik, pratik ve askeri direnç ve dayanıklılık refleksleri ve gerekirse stratejik geri adım atma ve karşı hamlelere hazırlanma girişimleri sergileyebilecek bir özgüven ve esneklik; köklü, kültürlü ve nizam-ı âlem dürtülü bir devletin varlık ve bağımsızlık vasfı ve şartıdır.

3- Deneyim: Çok engin tarihi tecrübelere, hem galibiyet ve hâkimiyet birikimine, hem mağlubiyet ve mahkûmiyet deneyimine sahip bir devlet, ne küçük fırsatlarda çılgınlık ve şımarıklığa ne de büyük fesatlıklarda şaşkınlık ve yılgınlığa kapılmayacaktır.

4- Denge Stratejisi ve yüksek beyin: Büyük devletlerin, zaten tarihten süzülüp gelen ortak bir hafızası ve doğal bir sinirsel kontrol mekanizması elbette vardır. Ancak, genellikle felaket ve işgal dönemlerinde veya büyük hıyanet çemberlerinin daraldığı günlerde ortaya çıkan Dahi Liderler, yeniden diriliş ve şahlanış hareketlerini başlatmakta ve sadece devletin değil, tarihin ve mevcut dünya düzeninin de yönünü değiştirmeyi başarmaktadır.

İşte Türkiye; a) Tabii yapısı ve stratejik coğrafyası, b) Tarihi mirası ve derin milli zekâsı, c) ve Talihli fırsatları ve potansiyel imkânları kendisini yeni ve Adil bir medeniyet merkezi olmaya zorlayan (Belki de kader tarafından böyle programlanan) bütün DERİNLİK’lerini, yani Devlet iksirini artık açığa çıkarmaya, böylece hem kabuğunu kırmaya, hem kuşatılmışlıktan kurtulmaya hazırlanmaktadır. Hatırlatalım, Erbakan Hoca, birtakım tavizler ve teslimiyet karşılığı, dış güçlerin himayesinde iktidara taşınan işbirlikçileri, bir yaranın üzerindeki kabuğa benzetir ve alttaki yara iyileşmeden kabuğun kaldırılmasının yarayı azdıracağını söyler, ancak zamanı gelince bilinçli ama basit bir müdahale ile hem yaralardan hem kabuklardan kurtulacağımızı anlatırdı. Ve elbette bazen, ilaçla tedavisi mümkün olmayan bir hastalığın kökünü kurutmak ve bütün vücudu kurtarmak için neşterli müdahale-ameliyat kaçınılmazdı!

 

         Duamız Ordumuzla…

  

Rabbim muzaffer eyle, bu Kahraman Ordumu

TSK’dır namusum, Vatanım sigortası

Haçlıya PKK’ya, Sen çiğnetme Yurdumu

Deccal’in çeteleri, Amerika Rusya’sı…

  

Orduma kumpas kuran, şimdi muhtaç durumda

Bu soysuz hainlerden, bulunur her kurumda

Gâvur kızını kapsa, belki onur duyacak

Zaten AB hayranı, vatan kimin umrunda…

  

Armagedon kapıda, artık dua günüdür

Kâfirler kazanırsa, Türklerin sürgünüdür

İslam’ın bayraktarı, Milletimi mahvetme

Ahmedinin umudu, Mehdiyet düğünüdür…

  

Sığınmacılara NATO kalkanı

Türkiye, Almanya ve Yunanistan’ın sığınmacılar için Ege’de NATO gücünün devreye girmesi konusunda anlaşmaya varılmıştı. Görev yapacak NATO daimi deniz gücü Yunanistan’a geçmeye çalışan sığınmacıları tespit ederek Türkiye’ye geri dönmelerini sağlayacaktı!?

Almanya, Türkiye ve Yunanistan’ın ortak önerisi olan “Ege sularında sığınmacı geçişini engellemek için bir NATO gücünün devriye görevi yapması” hususunda anlaşma sağlanmıştı. NATO’ya üye ülkelerin savunma bakanları Brüksel’de bir araya toplanmış, NATO’nun daimi deniz gücünün Ege Denizi’nde devriye gezerek, sığınmacıların denetlenmesi ve caydırıcılık görevini üstlenmesi konusunda, prensip anlaşmasına varmıştı. Görev yapacak NATO daimi deniz gücü Türkiye kıyılarından Yunanistan’a geçmeye çalışan sığınmacıları tespit ederek Türk sahil güvenliğine eşlik edecek ve sığınmacıların Türkiye’ye geri dönüşü sağlanacaktı. NATO daimi deniz gücünün komutası ise Almanya’da olacaktı. Bunun anlamı, 3 milyonu aşan sığınmacı Türkiye’ye tıkılacak, NATO koruması ile Suriyeli sığınmacıların Avrupa’ya geçmesine engel olunacaktı. Ve maalesef Türkiye’yi “açık bir sığınmacı kampına” çevirecek bu şeytani girişime AKP iktidarı da destek çıkmaktaydı!

Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreter Yardımcısı ve Sözcüsü İbrahim Kalın, “Rusya sığınmacı göçüyle Avrupa ve Türkiye’yi cezalandırmak istiyor” diyerek kafası kalınlığını mı ispatlamıştı? Bu Zat, Suriye’de iç savaş çıkartıp 2,5 milyon mültecinin Türkiye’ye sığınmasına yol açan Amerika ve Avrupa’yı niye hiç suçlamamıştı? İbrahim Kalın, “Daily Sabah” gazetesinde kaleme aldığı “Savaş, diplomasi ve Suriye trajedisi” yazısında “Rusya’nın sivilleri bombalayarak, büyük bir sığınmacı akımına yol açmak ve Avrupa ve Türkiye’yi cezalandırmak istediğini” açıklamıştı.

Katolik lideri Papa Françesko ile Rus Ortodoks Kilisesi lideri Patrik Kiril zirvesinin arkasından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in gizli hesapları olduğu konuşulmaktaydı.

Rus Medyası Küba’da gerçekleştirilen Katolik lideri Papa Françesko ile Rus Ortodoks Kilisesi’nin başı Patrik Kiril’in buluşmasını ‘bin yıl sonra doğu ve batı kilisesi ilk kez buluştu’ diye yazmıştı. Uluslararası medya da bunu ‘Tarihi buluşma’ diye yorumlamıştı. Ancak bu tarihi buluşmanın ardında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in ince hesapları olduğu, Papa üzerinden Avrupa’yı etkilemeye çalıştığı yorumları yapılmıştı. Zira Katolik ve Rus Ortodoks Kilisesi liderleri 1054 yılından bu yana ilk kez buluşmuşlardı. Ancak Ortodoks Kiliseleri üzerinde ve AKP’nin gaflet ve inayeti sayesinde kendisini ‘eşitler arasında birinci’ yani ‘Ekümenik’ sayan İstanbul’daki Fener Patriği Bartolomeos daha önce Papa ile birkaç defa bir arada olmuşlardı.

Fikirsiz ve ferasetsiz politikaların pişmanlık palavrası: “En iyisi Biziz!”den “Enayisi Biz miyiz”e Suriye macerası!

Beş yıl önce ve sözde Arab Baharı sürecinde, ABD’nin Suriye’de iç savaşı körükleyeceğini ve özellikle milyonlarca mülteci akınıyla Türkiye’yi kilitleyeceğini yazdığımızda bizi komploculukla suçlayanlar ve AKP’nin akıbeti belirsiz politika palavralarını alkışlayanlar, bugünlerde yeni yeni akıllanmaya başlamıştı.

Hatırlayınız; 2011’de, 2012’de ve 2013 ortalarında, “Alan el durumundaki Türkiye’yi, hamdolsun, veren el konumuna yükselttik, bizim petrol kuyularımız yok, ama Anadolu büyüklüğünde vicdanımız var” diye hava atanlar…

2013 sonunda, “Dünya küre olarak var, ama merhamet olarak yok, bizler merhamet medeniyetinin mensuplarıyız, komşusu açken tok yatmayan, yetim başı okşayan, fukaranın derdiyle hemhal olmayı ibadet gören bir medeniyetin mensuplarıyız” diye palavra sıkanlar..

2014 yılında; “İyilik yap at denize, balık bilmezse Halik bilir dedik, siz bakmayın kardeşlerimizi misafir etmemize ‘ihanet’ diyenlere, onlar ensar ne demektir, muhacir ne demektir, bilmezler, kimsesizlerin kimi olmak bizim için şereftir” diye edebiyat yapanlar…

2015 başında, sığınmacı sayısı 2 milyonu aşınca: “E canım Biz kardeşlerimize kucak açtık, ama bu kalıcı bir durum değil, yakında şehirlerine, köylerine, evlerine geri dönecekler elbette” demeye başlamışlardı.

2015 sonunda: Suriyeli sığınmacı 3 milyona, harcanan para 10 milyar dolara yaklaşınca El Cezire televizyonuna konuşan kahramanımız: kardeşlerimize ilk defa “bunlar” diye hitap edip: “Bunların güvenliğini sağlama alalım, kendi topraklarında iskân edelim, bunları daha nereye kadar besleyeceğiz” diyerek felaketi sezer gibi davranmıştı…

2016 başında Halep’ten 300 bin mülteci daha sınıra yığılınca: “Bizim alnımızda enayi yazmıyor, kusura bakmayın, ayıptır ayıp, otobüsler uçaklar boşuna durmuyor herhalde, bindirir göndeririz, hadi güle güle deriz” diye kükreyen de aynı adamdı!..

Yani “En şefkatlisi, en iyisi Biziz”den şimdi “En enayisi Biz miyiz?”e gelip dayanmışlardı. Bu tutarsızlık milli devletin değil, kabuk yönetimin bir tavrıydı.

ABD’den Türkiye’ye YPG yalakalığı!

ABD Dışişleri Bakanlığı, Türkiye’nin angajman kuralları içinde YPG hedeflerini vurmasına ilişkin açıklama yapmış ve zoru görünce yaltaklanmaya başlamıştı!

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Kirby, TSK’nın kararlı ve tutarlı tavrı karşısında Suriyeli Kürtlere ve YPG ile bağlantılı diğer güçlere, “karışık durumdan istifade ederek yeni bölgeleri ele geçirmeye çalışmamaları” çağrısında bulunduklarını açıklamıştı. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü John Kirby, yazılı bir açıklama yaparak Türkiye’nin Azez ve çevresinde tehdit oluşturan güçlere karşı mukabelede bulunmasının verdiği şaşkınlıkla: “Kuzey Halep bölgesinde yaşanan durumdan dolayı kaygı duymaktayız ve tansiyonu düşürmek için bütün taraflarla çalışıyoruz. Suriyeli Kürtlere ve YPG ile bağlantılı diğer güçlere, karışık durumdan istifade ederek yeni bölgeleri ele geçirmeye çalışmamaları çağrısında bulunduk” ifadesini kullanmış, böylece Erbakan Hoca’nın “Gâvur laftan değil, güçten anlar” sözü bir kez daha doğru çıkmıştı.

Yakalanan YPG’liden olay Kobani itirafları!

ABD ile Türkiye arasında siyasi gerilime neden olan PKK-PYD ilişkisi, Şanlıurfa’da yapılan bir operasyonda gözaltına alınan Suriye uyruklu ve YPG içinde “Dilxaz/Dirok” kod isimlerini kullanan M.M.A’nin anlatımları, PKK ile PYD arasında bağlantılar hakkında yeni bilgilere ulaşılmasını sağlamıştı. YPG’nin lojistik sorumlusu olarak görev yapan M.M.A.’nın ifadesinde:“PYD, Suriye’de Kürtlerin siyasi hareketidir. Bu partinin silahlı faaliyet yürüten YPG kanadı vardır. Bu oluşumlar PKK çatısı altında faaliyet yürütür. YPG, PKK’nın Suriye hareketidir. Abdullah Öcalan’ın fikirlerini ve görüşlerini benimser. PKK’dan bağımsız hareket edemez” gerçeklerini vurgulamıştı.

Çavuşoğlu’ndan Suriye’ye kara harekâtı açıklaması kafa karıştırıcıydı!

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Uluslararası Suriye Destek Grubu toplantısı ve Güvenlik Konferansı’na katılmıştı. Çavuşoğlu yaptığı açıklamada, “Suriye’ye kara operasyonu hakkında alınmış bir karar yok, ama önümüzdeki günlerde Suudi Arabistan uçakları Türkiye’ye IŞİD ile mücadele için gelebilir ve kara operasyonu gerekebilir” sözleri kafaları karıştırmıştı. Çünkü Amerika’nın tertip ve teşvikiyle Suudi Arabistan’la yan yana gelip, İran, Rusya ve Suriye ile bir sürtüşme başlatmak tahminlerin ötesinde feci olaylara kapı aralayacaktır.

Bülent Arınç ve Hüsamettin Çelik gibilerin çıkışları, artık kemiğe dayanan haklı müdahaleyi sulandırma ve “işler düzeliyor, normal ayarlara dönülüyor..” imajı ile vakit kazanma numaralarıdır!

İran kökenli ABD’li akademisyen ve yazar Fathalı M. Moghaddam’ın “Diktatörlüğün psikolojisi” kitabında ilginç bilgiler yer almaktadır. Bu kitabın iki-üç yıl kadar öncesi, Recep Tayyip Erdoğan’ın ABD ziyareti sırasında, yazarı tarafından bizzat Emine Erdoğan’a armağan edildiği hatırımızdadır.

Bu kitaba göre diktatörlükler ancak iki şekilde yıkılır:

1- Diktatörlük içindeki elitlerin birbirine düşüp makam ve menfaat hırsıyla kapışmaları

2- Halkın ayaklanıp iktidara el koymasıdır.

Bize göre bir üçüncü yol daha vardır, o da bizzat Devletin duruma müdahil olmasıdır. Acaba AKP içindeki çatlaklar ve cırtlak çıkışlar, diktatörlüğe bir başkaldırı mıdır, yoksa halkın havasını alma ve boş umutlarla oyalama hesabı mıdır?

Ankara’da açıktan açığa: “Cumhurbaşkanı Erdoğan Başbakan Davutoğlu’ndan kuşkulanmaktaymış… Artık geri dönülmez noktaya yaklaşılmış ve ipler kopacakmış… Davutoğlu’nun alternatifleri bile hazırlanmış; yerine Numan Kurtulmuş ya da Binali Yıldırım oturtulacakmış!…” fısıltıları kulisleri de aşmış kahvelerde konuşulmaktaydı. AKP’nin kurucu ismi ve Eski Bakan Hüseyin Çelik, Ahmet Hakan’a verdiği röportajda “AKP içinde insanların sistematik bir şekilde kenara atıldığını” haykırmaktaydı. AKP’nin kurucu isimlerinden biri olan Hüseyin Çelik, Hürriyet Gazetesi yazarı Ahmet Hakan’ın sorularını yanıtlarken: AKP hakkında “Geminin dibi su alıyorsa, siz rahat ve lüks bir ortamda bulunmanıza aldanmayın, yakında batarsınız” diye uyarıyordu.

Bülent Arınç’ın ayarı ve amacı!

AKP’nin kurucu isimlerinden Bülent Arınç’ın çözüm süreci ve Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkındaki açıklamaları parti içinde büyük tepki toplamıştı. Kulislerden gelen yeni bir iddia ortalığı karıştırmıştı. Ankara’da AKP’yi hareketlendirecek bir gelişme yaşanmıştı. Eski Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç, kendisine destek veren eski parti sözcüsü Hüseyin Çelik, Ahmet Davutoğlu döneminde partiden uzaklaşan eski Spor Bakanı Suat Kılıç, eski Sanayi Bakanı Nihat Ergün ve eski Gümrük Bakanı Hayati Yazıcı’nın Hamamönü’nde çalışma ofisi tuttukları haberleri basına yansımıştı.

Bülent Arınç’ın çıkışı planlıydı!

Bülent Arınç’ın AKP ile PKK/HDP arasında varılan “Dolmabahçe mutabakatı” ile ilgili açıklamaları ve mutabakattan Tayyip Erdoğan’ın da bilgisi olduğunu vurgulaması ortalığı karıştırmıştı. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Arınç’a “O zat” diye hitap edip kızgınlığını belirtirken, Arınç önümüzdeki günlerde kimsenin bilmediği birçok konunun daha açığa çıkabileceği imasında bulunmuşlardı. Arınç’ın sözleri Erdoğan’a tehdit olarak algılanmış, Arınç’ın çıkışına partinin eski üst düzey yöneticilerinden Hüseyin Çelik, eski Adalet Bakanı Sadullah Ergin, eski Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç da destek olmuşlardı. AKP içinde yaşanan tartışmalar yandaş gazete ve televizyonlardaki yandaş gazeteciler arasında da bölünmelere yol açmıştı.

Bu bölünme haberleri gazetelerin köşe yazarlarına da yansırken, karşılıklı suçlamaların medyada açıkça yer alması kaçınılmazdı. Arınç tartışması sürerken Akif Beki’nin AKP’deki tartışmalarla ilgili yazısı üzerinden sosyal medyada söz düellosu yaşanmıştı. Cem Küçük, Akif Beki, Mustafa Karaalioğlu gibi isimlerin AKP’deki saflaşma çerçevesinde birbirlerine karşı ağır ifadeler kullanmışlardı. AKP’de tartışma “dışlanmış” AKP’lilerle Erdoğan arasında gözükse de parti içinde alttan alta büyüyen bir krize dönüştüğü, bunun önümüzdeki dönemde daha da artacağı anlaşılmaktaydı. Yandaş medyadaki haber veriliş şekilleri, Erdoğan ve Davutoğlu’nun fotoğraflarının büyüklüğü küçüklüğü bile tartışma konusu yapılmaktaydı. “Ak Saray” köşe yazarlarının yazılarını arşivlerken, Davutoğlu’nu öne çıkaran yazı ve haberler konusunda genel yayın yönetmenleri uyarılmıştı. 1 Kasım seçimleri sonrasında yaşanan “zaferin sahibi kim” tartışması da sürüp durmaktaydı.

Arınç’ın çıkışı krizin habercisi mi olmaktaydı?

AKP’de şu anda sesini yükselten muhalifler daha çok F tipi örgütle dirsek teması olanlardı. Ancak sıkıntının sadece bu ekiple sınırlı olmadığı, krizin tahminlerden çok daha derinden kaynaklandığı açıktı. Eski bir AKP MYK üyesinin: “AKP’de sıkıntı büyük. 7 Haziran sonrası ortalık tam karışacaktı ki 1 Kasım seçimleri gündeme geldi. 1 Kasım seçimleri krizi erteledi. Seçimlerde yüzde 49,5 oy alıp tek başına iktidar olununca olay bastırıldı. AKP tek başına ezici bir şekilde iktidar ama partide bu hava yok. Parti için için kaynıyor. Örgütün her kademesinde bölünme ve tedirginlik var. Bülent Arınç ve diğer eski AKP yöneticileri bu durumu gördükleri için ortaya çıktılar. Arınç ve Hüseyin Çelik’in çıkışları kesinlikle planlı. Önümüzdeki dönemde yeni gelişmeler yaşanabilir. Kimsenin bilmediği sırları ortaya döküp Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı zora sokabilirler. Cumhurbaşkanımız güçlü görünse de aslında o kadar güçlü değil. Yaşanacak çözülmelerin arkası hızla gelebilir” itirafları dikkate alınmalıydı.

İsrail’e ”One Minute” kahramanlığıyla tanınan Sn. Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı sarayında Siyonist Netanyahu’nun en yakın arkadaşı ile, bir saat boyunca basına kapalı neleri konuşmuşlardı?

İsrail ile Türkiye arasındaki ilişkilerin düzeltilmesi kapsamında, ABD’li Yahudi cemaatinin önemli isimleri Türkiye’ye gelerek Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Davutoğlu’yla buluşmuşlardı. Arutz Sheva’dan Cynthia Blank’in haberine göre, görüşme Çankaya Köşkü’nde yapılmıştı. Ziyaretçiler arasında, ünlü “Yahudi lobisi” Amerikan İsrail Halkla İlişkiler Komitesi (AIPAC) de yer almıştı. Toplantıya katılanlardan Malcolm Hoenlein, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yakın arkadaşı olarak tanınmaktaydı. Haberde, Türkiye ile İsrail arasındaki olası “doğalgaz hattı” projesinin de yakınlaşmanın nedenleri arasında olabileceği vurgulanmıştı.[1]

İsrail ile ilk ortaklık anlaşması imzalanmıştı

Türkiye ile İsrail arasında ilişkilerin normalleştirilmesi için görüşmeler sürerken, Zorlu Grubu, doğalgaz konusunda resmi anlaşmanın imzalanmasını beklemeden, İsrailli Edeltech şirketi ile el sıkışmıştı. İsrail’in Edeltech şirketi ile Türkiye’den Zorlu Grubu, İsrail’in Leviathan doğalgaz yataklarından çıkacak gazın işlenmesi ve pazara sunumu konusunda ortaklık anlaşması imzalamıştı. İstanbul’a gelerek Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve Başbakan Ahmet Davutoğlu ile görüşen ABD Başkan Yardımcısı Jœ Biden de, Türkiye dönüşü İsrail Başbakanı Benjamin Netenyahu ve Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Anastasiyades ile telefon görüşmeleri yapmıştı. Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada, Biden’ın bu iki görüşmesinde ana gündemin Doğu Akdeniz’deki enerji işbirliği olduğu vurgulanmıştı. Biden’in önce Türkiye, ardından İsrail ve Rumlar ile yaptığı bu seri görüşmeler de, “ABD Akdeniz’deki sorunlara ve enerji işbirliği imkânlarına el alttı” olarak yorumlanmıştı. İşte Kahraman Erdoğan’a ve AKP iktidarına bu yakışırdı.

İsrail’den PYD’ye destek açıklaması

Ama bundan daha bir ay önce İsrail PKK’nın Suriye kolu PYD’nin silahlandırılması çağrısı yapmıştı. İsrail Savunma Bakanı Moşe Yalon, Sünni Araplar ile Kürt güçlerinin silahla donatılması gerektiğini açıklamıştı. Yalon, “Yerli güçlere tam destek verilmeli. Destek, Kürtler’i, Sünni Araplar’ı ve Beşar Esad ile İran’a karşı olan güçleri kapsamalı” ifadelerini kullanmıştı. Amerika Birleşik Devletleri’nin başkenti Washington’da bulunan Brookings Enstitüsü’nde bir panele katılan İsrail Savunma Bakanı Moşe Yalon, Kürt güçlerinin silahla donatılması lüzumunu ve IŞİD’e karşı savaşın öncülüğünü ABD’nin yapmasının önemli olduğunu hatırlatmıştı.

Oysa 6 bin askerimiz ve 25 tank film gibi bir operasyonla Kuzey Irak’a girdiğinde DAEŞ ve PYD’ye operasyonlar düzenleyen askerlerimiz, 64 PYD’liyi etkisiz bırakmıştı. Öldürülen 64 PYD’linin 9’unun boynunda İsrail’i temsil eden Davut Yıldızı işareti çıkmıştı. Yani bunlar MOSSAD ajanlarıydı.[2]

YPG’den PKK’ya taşınan ağır silahlar ABD ve İsrail yapımıydı!

PKK’nın elindeki tank mühimmatlarından anti tank ve anti personeli zaten biliyorduk, ama bu dönemde (sözde çözüm sürecinde PKK’nın elinde) tandem heat, termobarik ve airburst mühimmatı yakalandı. Bu mühimmatlar PKK/YDG-H’nin boyunu aşardı. (Yani bunlar ABD ve İsrail ikramıydı) sözleri, terör bölgesinde kahramanca çarpışan Mehmetçiklerin başında görev yapan üst düzey bir komutanımızın ağzından çıkmıştı. Kendisiyle Cizre, Silopi ve Sur’da yürütülen operasyonların gidişatı ile ilgili görüşürken kahpe çetesinin kullandığı silahlarla ilgili dudak uçuklatıcı bilgiler aktarmıştı.”[3]

İsrail’le işbirliği hıyanetin daniskasıdır!

Emekli Büyükelçi Onur Öymen, İsrail Adalet Bakanı Ayelet Shaked’in, Tel Aviv’de düzenlenen INSS Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşmadaki sözlerini hatırlatmıştı. Shaked’in, “Türkiye’yle İran arasında, İsrail’le dost olacak bir Kürt devletinin kurulması için açıkça çağrıda bulunmalıyız” sözleri Türkiye’ye düşmanlığın daniskasıydı. 2014 yılının ortalarında BBC’ye bir demeç veren Barzani, kısa bir süre içinde referandum yapıp bağımsız bir Kürt devleti kuracaklarını söylediğinde İsrail Başbakanı Netenyahu bunu olumlu karşılamış ve İsrail’in kurulacak Kürt devletini tanıyacağını açıklamıştı. Bir zamanlar İsrail ile kanlı bıçaklı pozisyonlara girip prim toplayanlar son zamanlarda ısrarla iki ülke arasındaki ilişkilerin “normalleşmesinin” faydalarını sayıp dökmeye başlamıştı. İlişkilerin “normalleşmesi” bölgenin yararına olacakmış… Bu bağlamda İsrail’e yeniden “Büyükelçi” bile atanacakmış! Oysa, İsrail Adalet Bakanı ise artık “Kürt devletinin” kurulmasının zamanının geldiğini ifade ederek kurulacak “Kürt devletine” İsrail’in arka çıkacağını duyurmaktaydı.

Erbakan’ın sanayi ve teknoloji atılımları ve nankörlerin unutmaları!

14.02.2016 akşamı Ülke TV’de Türkiye’mizin milli ve yerli teknoloji üretiminde ulaştığı yüksek seviyeyi ve savunma sanayiinde aldığı mesafeyi gözler önüne seren ve tabi oldukça sevindiren bir program izledik. Özellikle Milli İHA (İnsansız Hava Aracı) üretimindeki başarılı girişim ve üretimleriyle gündeme gelen BAYKAR firmasının Genel Müdürü Sn. Haluk Bayraktar, Ömer Özkaya’nın konuğu olup çok önemli ve güvendirici bilgiler vermişlerdi. Peşinen söyleyelim, asıl tebrik ve teşekkürlerimiz; Kahraman Silahlı Kuvvetlerimizin ve savunma Sanayimizle ilgili birimlerimizin bünyesindeki milli ve haysiyetli organizenin yetkililerine ve bu tarihi ve talihli girişimlerin en hararetli ve hakikatli öncüsü Aziz Erbakan Hocamız Hazretlerinedir. Çünkü bunlar bu şanlı ve şanslı gelişmelerin STRATEJİK beyni yerindeki şahsiyetlerdir. Elbette bu girişim ve gelişmelerdeki o Baykar Firması gibi TEKNİK kadrolarının ve onların psikolojik (milli-manevi) kafa yapılarının da takdir edilmesi bir vecibedir. Ancak stratejik kurumların teşvik ve desteği olmadan teknik kadroların bir noktadan sonra tıkanıp kalacağı bir gerçektir. Biz bu tür kutlu ve mutlu gelişmelerin kimlerin sayesinde ve hangi özel şifreler ve projelerle bugünlere geldiğini Genelkurmay’ımızın teklif ve tensibiyle Ordumuzla koordineli bir çalışma yürütmek üzere, İHA ve roket sistemlerini Doğu ve Güneydoğumuzun zor coğrafi şartlarında ve bizzat sahada geliştirmek için, Sn. Özdemir Bayraktar ve oğullarının iki yıl boyunca Şırnak 6. İç Güvenlik Tugayı’nda yerleştiklerini bile çok iyi bilenlerdeniz.

Yoksa TV ekranlarında bu konular aktarılırken, Türkiye’nin sanayileşme ve milli-yerli teknoloji üretme serüveninde en küçük payı bulunanlar ve katkı sunanlar bile rahmet ve minnetle anıldığı halde, örneğin ASELSAN gibi daha nice Milli Kuruluşların asıl mimarı olan Erbakan Hocamızın adını bile ağzına alamayan nankörlerle nelerin ve ne ölçüde yapılabileceğini de çok iyi kestirenlerdeniz… Gerçi Erbakan sayesinde, hatta O’na hıyanet neticesinde nice makamlara ve imkânlara kavuşanların bile bunca nankörlüğünü gördükten sonra bir firma ortağının ve TV programcısının bu vefasız tavırlarına hayret etmemekteyiz. Neyse, çok yakın bir gelecekte şu anda konuşulan ve hepimizi gururlandıran İHA teknolojilerinin, onların yanında ne kadar sönük ve silik kalacağını fark edip hayranlık duyacağımız ve Armegedon’u gerçekleştirmek üzere Doğu Akdeniz’e üşüşen İsrail uşağı Amerika, Avrupa ve Rusya’yı alt edip hizaya sokacağımız yüksek ve özel teknoloji harikalarının kullanıldığı kutlu devrimde kimlerin yüzlerinin kızaracağını da birlikte göreceğiz.

ESAM’ın tavsiye değil taslak hazırlaması lazımdı!

Niye başörtüsü anayasal olamamıştı?

Geçtiğimiz hafta TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Prof. Mustafa Şentop ESAM’daydı. Anayasayı, parlamenter sistemi, başkanlığı, niyetlerini anlattı. Anayasanın önemsizleştirilmesi gereğini vurguladı. Anayasada “Hak ve özgürlüklerden ziyade, devleti tanzim eden esas teşkilat kısmının önemli olduğunu” hatırlattı. Bir şey dikkatimi çekti. “Başörtüsü için anayasa ve yasalarda bir değişiklik yapmadık. Ama üniversitelerde ve kamuda serbest oldu. Çünkü siyasi paradigma değişti” buyurmuşlardı. Tamam, eyvallah da… Bu fiiliyatı, milli bir anayasa ile hukuksal güvence altına da almak gerekmez miydi?

Diye soran Milli Gazete’den sevgili Ahmet Yavuz’a hatırlatmak lazımdı: Peki, SP’nin hazırladığı Anayasa taslağında buna bir vurgu var mıydı? Ve yine ESAM’ın hazırladığı “Milli Anayasa Şurası” Kitabı, 470 sayfa kuru teklif ve temennilerle doldurulduğu halde, niye açık ve net bir Adil Düzen Anayasa Örneği ortaya konulmamış, hatta AKP’nin yapacağı “Demokratik kılıflı, bölünme anayasasına” bir nevi meşruiyet ve alt yapı hazırlanmıştı? Ve o hep tenkit edip durulan AKP’nin Anayasa Komisyonu Başkanı ESAM’a çağrılıp, kalan birkaç Milli Görüşçünün kafası yıkanırken, bunların asıl niyeti ve hedefi niye kendilerine hatırlatılmamıştı?

Times Gazetesi yazarı Roger Boyes 3. Dünya Savaşı senaryolarını konu alan bir yazı hazırlamıştı.

1- Her fırsatta silah çeken Türkiye 3. Dünya Savaşı’na sebep olacaktı!? “Ankara Orta Doğu politikasının çöktüğünü görebiliyor. Türkiye, Azez’in Doğu Halep’i, Batı’nın bombardımanıyla zayıflayan IŞİD’den geri alacak grupların üssü olmasını umuyor. Ama Azez Kürtlerin eline geçerse, Türkiye’ye hasım bir devlet kurmak için güçlü bir konumda olacaklar. Bunun olmasını engellemek Türkler için o kadar önemli ki kara birliklerini gönderebilir ve NATO’yla Rus güçleri arasında bir savaş riski yaratabilirler. Peki, NATO, Türkiye’nin izinden gider mi? Hayır. Ama bir Rus savaş uçağı Türk hava sahasına girer ve bir hava savaşı başlarsa Ankara NATO’yu kolektif savunmaya çağırabilir. Ve büyük savaş daha yakınlaşır.”

2- Putin, Erdoğan’a karşı inatlaşıp 3. Dünya Savaşı’nı başlatacaktı! “Rusya, Türkiye’yi engellemeye odaklanmış durumda. 5000 Kürt savaşçısını silahlandırdı ve uçakları Türkiye’den Suriye’ye isyancılara malzeme götüren konvoyu vurdu. Eğer Azez koridoru kapanırsa Rusya Türkiye’den diğer geçişleri kapatması için Esad güçlerine yardım edecek. Bunu Rusya ve Suriye’nin Türkmenlere karşı etnik temizliğe girişmesi izlerse Türk kamuoyu, Ruslarla çatışma riskine rağmen harekete geçilmesini isteyecek.”

Yeni Şafak Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Karagül, Suriye’deki son haberlere ilişkin yeni bir yazı kaleme almıştı. Suriye meselesinin artık Türkiye’yi çevreleme projesine dönüştüğünü belirten Karagül, Türkiye’nin savaşta olduğunu yazmıştı.

İbrahim Karagül, “Açık konuşalım, artık savaştayız” başlıklı köşe yazısında, Ortadoğu’da bölge dizaynı yapıldığını vurgulamıştı. Suriye’den gelen son haberleri Türkiye’yi çevreleme projesi olarak nitelendiren Karagül, İran ve Rusya ile yaşanan krize değinerek, sınırda açılan koridorların Türkiye’ye karşı verilecek bir savaşın cephesi olduğunu hatırlatmıştı.

“Arap Baharı” yaftalı BOP planı uygulandığı ilk günden itibaren yazıp uyarmıştık. Zaten Suriye’de olayların başlamasının hemen ardından Türkiye ABD ve koalisyon ortaklarının yanında yer almıştı. Hatta İncirlik üssünü koalisyon uçaklarına açarak uzunca bir süre hava operasyonlarına katkı sağlamıştı. Tüm bunlar Türkiye’nin savaşa fiilen katıldığının ilk adımlarıydı. Yani, Türkiye’nin Azez’e yönelen PYD mevzilerini vurmasının ardından birdenbire özellikle CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun, yaptığı açıklamalarda “Türkiye’yi savaşa sokacak her kararın karşısında olacaklarını açıklayarak, Türkiye’nin çatışmalarda yer almaması gerektiğini” savunması tam bir sahtekârlıktı ve milli duyarlılıkla bağdaşmazdı. Türkiye’nin karanlık ve bataklık bir çatışmanın içine çekilmesi ayrıdır, ama mecbur kalınırsa kendi haklarını savunmaktan kaçınması da Türkiye aleyhine sonuçlara zemin hazırlayacaktır. Asıl tenkit edilmesi gereken Türkiye’nin Suriye politikasının yanlışlığı ve bu yanlışlık sonucu bugün kendisini sıcak bir çatışmanın içinde bulmuş olmasıdır. Maalesef AKP iktidarı Kobani’de PYD’nin hâkimiyet kurmasına topraklarımızı Peşmerge, PYD ve PKK militanlarına açarak bu güçlerin Türkiye üzerinden Kobani’ye taşınmasına ve sonuç olarak Kobani’de bir PYD hâkimiyetinin sağlanmasına zemin hazırlamıştır. Bunlara bakarak dün niçin PYD’ye destek çıktınız da bugün PYD ile savaştınız? diye sormak mantıklı olabilir ama Suriye’deki gelişmeleri sonuna kadar Türkiye’nin seyretmesini istemek anlamına gelebilecek tavırlardan da kaçınmak lazımdır” tespitleri haklıdır; ama bunlar AKP’nin tutarsızlığına ve gaflet politikalarına kefaret sayılmayacak sorumluluktan kurtaramayacaktır.

Artık Dünya Suriye’de yaşanan gelişmelere kilitlenmiş durumdadır. Türkiye Suriye sınırında olası bir saldırı ve göç dalgasını önlemek için üç tugay yani 15 bin askeri sınır hattına yığmıştır!

Ankara Halep’in kuzeyinde devam eden Rus bombardımanının da büyük göç dalgasına yol açmasından endişe duyulmaktadır. Türkiye’ye yönelik kitlesel bir göç ihtimaline karşı Genelkurmay Harekât Başkanlığı “ihtimaliyet planlaması” çerçevesinde üç tugay yani 15 bin askerin sınır hattında güvenli insani bölge oluşturması için hazırlık yapmıştır.

Tam da böyle bir sırada Ankara’da hem de TBMM ile Genelkurmay Başkanlığı yakınlarında iki askeri personel servis aracına yönelik korkunç patlama saldırısı artık Devletin çok ciddi ve gerçekçi tedbirler alması gerektiğinin ve bu Hükümetin işbirlikçiliğinin ve basiretsizliğinin çok büyük felaketlere yol açabileceğinin farkına varması lüzumunu ortaya koymaktadır.

Otuz canımızı alan, yetmiş canımızı da yaralayan Ankara Patlamasının sorumlusu ise YPG çıkmıştı. Başbakan Davutoğlu bu saldırıya ilişkin yaptığı açıklamada teröristlerin YPG’li olduğunu vurgulamıştı. Bunu ABD, İsrail ve Rusya’nın tezgâhladığı şeklinde okumak lazımdı. Çünkü YPG’nin arkasında onlar vardı. Ve tabi bu kahpe ve kalleş saldırı Türkiye’ye savaş ilanıydı.

 


[1] 09 Şubat 2016, Yurt Gazetesi

[2] 06 Aralık 2015, Kanal a haber

[3] 10.02.2016, Ahmet Takan

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Picture of Ahmet AKGÜL

Ahmet AKGÜL

Subscribe
Bildir
10 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Milli Müdahaleyle İnsanlık Altın Çağını Yaşayacaktır.
En basit örnekle yıllardır devletin her imkanını hizmetlerine sunduğu bugün ise ülkenin en tehlikeli terör örgütü sayıldığı Fetö terör örgütünü göremediğini itiraf eden bir başbakan BU DEVLETİN GERÇEK İDARECİSİ DEĞİLDİR. (gibi örnekleri yüzlerce sıralamak mümkün)
Kendi akıl hocaları Dillipak’ın itirafıyla Akp dış mihraklarını bir projesidir. Bugün ise Abd’nin, Rusya’nın, AB’nin pkk’yı perde arkasından pyd’yi açıkça desteklemesi, kendi kurdukları(Dilipak tastikiyle) akp’ye değil, açıkça derinliği olan ülkemize düşmanlıktır.
Suriye’ den ve güneydoğudan görüyoruz ki tüm devletler Derin devletimizin karşısında, neden çünkü kuracağı yeni bir Dünyaya ve liderliğine engel olmak için tüm ülkeler şer ittifak içeresinde. Devletimizin gücünü siz hesap edin.
Şüphesiz derin devletimizi dünya devletleri arsanda bileği bükülmez bir noktaya taşıyan Prof. Dr. Necmettin Erbakan hocamızdır. Muhterem Ahmet Akgül hocamızın konferanslarını dinleyen ve kitaplarını okuyanlar bu hakikati delilleriyle ispatlarıyla göreceklerdir.
Görünen ve murat edilen o ki devletimizin karşısında 1) Ülkemiz içerisindeki hain uzantılar kırılacak ve güdümündeki ahmak takım ve sahtekar tarikat bozuntuları ve haksız zengin takımının ahmaklığı ve sahtekarlığı aşikar olacak ve etkileri sıfıra İndirilecek. 2) Karşımızda olan yanımızda görünen tüm Siyonizm güdümündeki devletler, Suriye’de Erbakan hocamızın miras bıraktığı yıllardır bilendiği Kahraman Türk ordusu ve elindeki teknoloji sayesinde hezimete uğrayıp yenilgiye uğratılacak. 3) Yine Erbakan hocamızın miras bıraktığı lider olabilecek vasıflara sahip ülkemiz öncülüğünde Yeni Bir Dünya kurulacak. 4) Hocamızın diğer bir mirası olan yıllardır denenen öze ulaşılan, son bir hamleyle içeride kalan son anaç hainlerinde temizlenmesiyle milli görüş kadroları yeni bir dünyanın kurulması esnasında maya görevini yapacaklar.
5) Yeni bir dünya kapitalizmle, komünizmle vs.. değil Hocamızın Adil Düzen projeleriyle idare edilecek.
6) Erbakan hocamızın diğer mirası olan az, öz, a’sına a diyen b’sıne b diyen, yolunda izinde olan sadık kadrolar milli çözüm ruhuyla Adil Dünya Düzeni yönetecek, insanlığa altın çağ yaşatacaktır….
TÜM BU PLAN HOCAMIZ TARAFINDAN SİSTEMATİK BİR ŞEKİLDE KURULMUŞ HER AN ADIM ADIM HEDEFİNE YÜRÜMEKTE OLDUĞUNU GÖRÜYOR ve İNANIYORUZ.

hikmet deryası
Allah razı olsun; hikmet dolu tesbit ve teşhisler..

GEREKİRSE
Devletler, insanla müteşekkil olduğundan; insanın olgunlaşması kemale ermesi yaşamını neslini devam ettirme süreciyle benzerlik taşımaktadır.
Varlığın ve bağımsızlığın devamı esasdır.
İç ve dış mecburiyetler bazı taviz ve idare durumuna mecbur edebilir. Kısa, orta ve uzun sıtratejik pilanlar çerçevesinde düşünülür ve tedbirler geliştirilir,
Devletler yıllarca mücadele, zafer ve yenilgilerle beraber direnç ve deneyim sahibi olur.
Kritik dönemlerde cesur bilge liderler daha çok kendini fark ettirir ülkenin ve dünyanın geleceğine yön veren pilanlı çıkışlar yaparlar bin yıllık tarihimizde bu hep böyle devam etmiştir,
En son Osmanlının kuruluşundan, İstanbulun fetine
Kurtuluş Savaşının kazanılıp ,TC. nin kuruluşunda bu böyledir.
Zaferler bilge lider ve komutanların hüneri iyi eyitilmiş üstün teknik-teknoleji sahibi kendine güvenen orduların eliyle kazanılır. Elbette bunlar tek başına yeterli değil çünkü “Zafer Allah’tan dır.”
Ülkemizin ve bölgemizin hatta dünyanın yeni bir kriz ve savaş arefesinde olduğu bu dönemde; hükümet, kendi içinde bölünmüş, yıllarca boyayarak halka yutturulan yanlışlaır bu günlerde daha da gün yüzüne çıkmış ve her açıdan ihanetlerin itirafları peşi peşine gelmiş belli ki devam da edecektir. Ehil olmayan hükümetler yozlaşmış brokrasi dejenere edilmiş halk yığınları bu günkü gelinen durumun baş sebeplerindendir.
Düşmanımız zaten düşman dostlarımızda siyasilerimizin yanlış ve ihanetleriyle çoğu parçalanmış yada bin yıllık geleneğe güvenini yitirmiştir.
Türkiye Cumhuriyetinin kurucu lideri Attatürk ten sonra Yeni Dünyanın mimarı Erbakan Hoca nın hazırladığı D-8 ve ADİL DÜZEN projelerine ihanet edilmiş varisleri gereken ehemmiyeti göstermemiş , ülke ve bölge sosyal ve siyasal krizlerin zirvesine çıkmış askerimiz, emniyet mensuplarımız ve halkımızın kanı oluk oluk akmakta beklenen 3. DÜNYA SAVAŞI öncesi ülkemiz iç bölünme tehlikesine maruz bırakılmıştır.
Artık ABD-AB-RUSYA gerçek yüzünü göstermiş İsrail in planları çerçevesinde ülkemiz bölgede eli kolu bağlanarak planlı yanlışlara itilmektedir. Devletimizin kalbinde patlayan bombalar, acziyetin ve durumun ciddiyetinin ilanı iken elbette bin yıllık gelenek, süreci takip etmekte değerlendirmekte ve gerektiğinde çıkışını yapmak müdahale etmek zorundadır.

Milli Çözüm’ün Misyonu
Tarihin en önemli dönemeçlerinin birinden geçiyoruz! Bu süreç aynı zamanda “Tarihin Finali” olabilir! Dünya çapında “Hak ve Adalet Merkezli Bir Nizam”kurulmadan kıyametin kopmayacağına dair sahih haberlere sahibiz.Cihan Çapında bir medeniyet tasavvuruyla insanlığa :”Adil Bir Düzen ve Yeni Bir Dünya” ufkunu gösterip projesini ortaya koymuş Aziz ve Asil Lider ERBAKAN Hocanın öğretilerini kendine rehber edinmiş “Sadik Takipçileri ve(Atatürk’ün şüpheli ölümünden sonra etkisiz bırakılan )Bin yıllık-Milli Devlet Olgusu-nu yeniden canlandırarak kutlu hedefine doğru hızla yol alması bu Final’in Hak tarafında öncülüğünü kimlerin yaptığının açık bir göstergesidir!
Bu bağlamda Milli Çözüm hem Milli Görüş idealizmi hem tüm Milli düşünen kitleler hemde “Milli Devlet Aklına”ışık tutan,inanç ,hikmet ve heyecan aşılayan bir işlev görüyor!..

kurmayı sizlere
Eskilerden bürokrasiyi bilen, devlet terbiyesi almış yaşayan adamlar derdi, iktidar olabilirsiniz amma devlet istemezse muktedir olamazsınız. İşte bu gün AKP nin durumu budur. Eğer devlet terbiyeniz yoksa iktidarı devlet olmak zannedersiniz.Oysa devlet tarifi kısaca anlaşılır bir dille ancak bu kadar net ve kısaca anlatılır. Allah sizden razı olsun Ahmet Akgül hocamİktidar olmayı devlet olmak zanneden aklı evveller ancak israille tarihin en iyi ticari dönemini yaşamaktadırlar. Bunu israil başbakanı meclis konuşmasıda açıkça ifade etmiştir. Devleti İstanbul büyük şehir belediye başkanlığı zannedenler, her geçen gün kısmen gerçeği hissetmeye başlayınca söylem değişikliğine başlamıştır amma iş işten geçmiş astarınızın rengi boyanızı geçmiştir. Belliki mevsimlerde baharı görürsünüz amma siyasetiniz boran olacak kış olacak. Bürokrasinin dilinde söyle bir söz vardır eğer içinizden bir şeyler dışarı istemesenizde sızıyorsa bilinki gidişiniz yakındır. Ha hamamın önü ha arkası farketmez, hamamda bir ateş yandı ise göbek taşında terleyecek çok adam vardır. Bizim hukukumuz kardeştende öte diyenler hamam önünde ofis çalışmalarına başlamışlar. Sonunuz belliki yaklaştı, zira Allah ‘ın Kuran’ı kerimde geçen sıfatlarından biride El Makirin sıfatı dır.Halinizden anlaşılıyorki sonunuz, İslam alemine yaptıklarınızdan sonra pişman olmaya bile fırsat bulamayacaksınız. Çünkü Allah tuzak ve oyun kuranların en hayırlısıdır. Allah adili mutlak olandır Erbakan Hocam ın ve İslam aleminin intikamını mutlaka alacaktır.Hoş sizler Allah ‘ inanan ama güvenmeyenler, nasılsa dünyalıklarımızı doğrulttuk derken perişanlıklarınızıda görecek bu millet, ve diyecekler biz bunlaramı inandık.Ama iş işten geçmiş olacak. Siz Ahmet hocam ve Milli çözüm ekibi inanıyorumki, sessiz mağdur ve gariplerin,mazlum ve sahipsiz islam aleminin, konuşmadan disiplinle işini yapan şerefli ordunun sesi,şehitlerimizin gazilerimizin dile gelişisiniz. Adildüzenin müjdeleyicileri , Erbakan Hocam’ın yeğane talebelerisiniz.Allah şimdiden Adil düzenin kuruluşunu hayırlı ve mübarek kılsın.Vefatından sonra bizde eski Erbakancıyız milli ğörüşçüyüz diyenler sağlıında inanmamışlardı internet ortamında videolarını paylaşıp günah çıkartıyorlar.Hocam her zaman savunup hatırlattığınız Erbakan Hocamın muhteşem teknoloji ile kazanılacak zaferinde müjdeleyiciside sizsiniz Elhamdülillah. Cihadı kelle kesmek zanneden bu millete ilimle kalemle elli yıldır ilmek ilmek verdiğiniz emekle, her karanlık gecenin sabahı gibi verdiğiniz müjdelerle bizi hiçbir zaman ümitsizliğe düşürmediniz.Bütün dünya mazlumlarının, İslam aleminin ümidi olan Adil düzeninin yeğane duyurucusu inananı ve savunanı olarak en büyük cihad etme örneği oldunuz.Allah sizden Milli çözüm ekibinden sonsuz kere razı olsun. Kaleminize yüreğinize, vücudunuza sağlık versin. Amin. Bunca yıldır yazdınız anlattınız Adil düzeni savundunuz kurmayı sizlere,şereflede görmeyi yaşamayı bizlere, bütün dünya mazlumlarına nasip etsin inşallah. Amin Amin Amin.

Şüphesiz derin devletimizi dünya devletleri arsanda bileği bükülmez bir noktaya taşıyan Prof. Dr. Necmettin Erbakan hocamızdır. Muhterem Ahmet Akgül hocamızın konferanslarını dinleyen ve kitaplarını okuyanlar bu hakikati delilleriyle ispatlarıyla görecekl
En basit örnekle yıllardır devletin her imkanını hizmetlerine sunduğu bugün ise ülkenin en tehlikeli terör örgütü sayıldığı Fetö terör örgütünü göremediğini itiraf eden bir başbakan BU DEVLETİN GERÇEK İDARECİSİ DEĞİLDİR. (gibi örnekleri yüzlerce sıralamak mümkün)
Kendi akıl hocaları Dillipak’ın itirafıyla Akp dış mihraklarını bir projesidir. Bugün ise Abd’nin, Rusya’nın, AB’nin pkk’yı perde arkasından pyd’yi açıkça desteklemesi, kendi kurdukları(Dilipak tastikiyle) akp’ye değil, açıkça derinliği olan ülkemize düşmanlıktır.
Suriye’ den ve güneydoğudan görüyoruz ki tüm devletler Derin devletimizin karşısında, neden çünkü kuracağı yeni bir Dünyaya ve liderliğine engel olmak için tüm ülkeler şer ittifak içeresinde. Devletimizin gücünü siz hesap edin.
Şüphesiz derin devletimizi dünya devletleri arsanda bileği bükülmez bir noktaya taşıyan Prof. Dr. Necmettin Erbakan hocamızdır. Muhterem Ahmet Akgül hocamızın konferanslarını dinleyen ve kitaplarını okuyanlar bu hakikati delilleriyle ispatlarıyla göreceklerdir.
Görünen ve murat edilen o ki devletimizin karşısında 1) Ülkemiz içerisindeki hain uzantılar kırılacak ve güdümündeki ahmak takım ve sahtekar tarikat bozuntuları ve haksız zengin takımının ahmaklığı ve sahtekarlığı aşikar olacak ve etkileri sıfıra İndirilecek. 2) Karşımızda olan yanımızda görünen tüm Siyonizm güdümündeki devletler, Suriye’de Erbakan hocamızın miras bıraktığı yıllardır bilendiği Kahraman Türk ordusu ve elindeki teknoloji sayesinde hezimete uğrayıp yenilgiye uğratılacak. 3) Yine Erbakan hocamızın miras bıraktığı lider olabilecek vasıflara sahip ülkemiz öncülüğünde Yeni Bir Dünya kurulacak. 4) Hocamızın diğer bir mirası olan yıllardır denenen öze ulaşılan, son bir hamleyle içeride kalan son anaç hainlerinde temizlenmesiyle milli görüş kadroları yeni bir dünyanın kurulması esnasında maya görevini yapacaklar.
5) Yeni bar dünya kapitalizimle kominızımle vs.. değil Hocamızın Adil Düzen projeleriyle idare edilecek.
6) Erbakan hocamızın diğer mirası olan az, öz, a’sına a diyen b’sıne b diyen, yolunda izinde olan sadık kadrolar milli çözüm ruhuyla Adil Dünya Düzeni yönetecek, insanlığa altın çağ yaşatacaktır….
TÜM BU PLAN HOCAMIZ TARAFINDAN SİSTEMATİK BİR ŞEKİLDE KURULMUŞ HER AN ADIM ADIM HEDEFİNE YÜRÜMEKTE OLDUĞUNU GÖRÜYOR ve İNANIYORUZ.

EY AKP YÖNETİCİLERİ: Kandırıldık, Aldatıldık, Safmışız Diyemezsiniz!! ÇÜNKÜ ERBAKAN SİZE BUNLARI 8 YIL BOYUNCA HATIRLATMIŞTI
AKP figüran haline gelmiştir!
“Asıl vahim olan, bütün uyarılara rağmen AKP iktidarının bu süreçte ortaya koyduğu stratejisiz günübirlik siyasettir. Maalesef, “bölgede küresel aktör olma iddiası”yla yola çıkan AKP, Cenevre’de masada yer alıp almayacağı bile tartışma konusu olan bir figüran haline gelmiştir. Suriye konusunda ortaya koyduğu bu yanlış politika, bin yıllık şanlı bir tarihe sahip Türkiye’yi, PYD gibi bir taşeron örgüt ile aynı masaya oturup oturmamayı tartışacak bir seviyeye indirmiştir. Bunun tartışılması bile Türkiye’nin düşürüldüğü aciz ve şahsiyetsiz bir dış politikanın en somut örneğidir. Şundan eminiz; Bugüne kadar hemen her konuda, “aldatıldık”, “kandırıldık”, “safmışız” demeyi adet haline getiren AKP hükümeti kısa bir süre sonra, Suriye konusunda da “eyvah, yine aldatıldık, bizi yine kandırmışlar. Biz çok safmışız” diyeceklerdir. Ama korkarız ki; “ba’de harabul Basra” harab olduktan sonra, iş işten geçmiş olduktan sonra, Ülke bölündükten sonra bu itiraflar hiçbir şeyi değiştirmeyecektir” tespitleri gerçekleri yansıtmaktaydı.

KATILMAMAK ELDE DEĞİL
Oncelikle bu kadar detaylı ve olayi tum yonleriyle ele almanızdan dolayı minnettarım.Bu yazılarınız olmasa Dunyada neler oluyor ,basımızdaki liderler bir gun A dediklerine diger gun neden B diyorlar … karmakarısık halde anlamaz durumda kalırdık. Yazınızda belirttiginiz gibi dune kadar suriyeli kardeslerimizken, uzülerek gorduk ki ” BUNLAR” olarak nitelendi maalesef. Allah bizleri affetsin. “BUNLAR” ın sebebi secmen olarak malesef bizleriz.

BANA TSK’DAKİ GENERALLERİ BİR SALONA TOPLAYIP KONFERANS VERMEMİZE FIRSAT HAZIRLAMANIZDIR! (Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN)
Rahmetli Erbakan Hocamız; 1960 ihtilalinde İstanbul Emniyet Müdürü yapılan bir generalin, Gümüş motor fabrikasını ziyarete gelerek, kendisine:
“Biz ülkemizde bu tür milli ve yerli sanayi yatırımları çoğalsın, Atatürk’ün ifadesiyle, “Türkiye’miz muasır Batı medeniyetinin fevkine çıksın (yani yakalasın ve onu aşsın)” diye bu harekete kalkıştık, şimdi bizden istediğiniz her türlü imkân ve kolaylık size sağlanacaktır” dediğini aktarmıştı. Hocamız ise, Sizden tek istediğimiz; bütün generallerimize toplu halde, “sanayileşme davamız konusunda milli sorunlarımız, sorumluluklarımız ve çıkış yollarımız” konulu bir konferans vermemize fırsat hazırlamanızdır, buyurmuşlar, sonunda bu amacına ulaşmışlar ve 200 kadar Generalimizin katıldığı bir salonda bu konuyu detaylarıyla anlatmışlardı. Bu toplantı da bazı hususların slaytlarla açıklanması için kapatılan elektriklerin tekrar açıldığında, paşalarımızın nerdeyse tamamının yüksek hissiyat ve heyecandan ağladıklarının farkına varmıştı. Çünkü Erbakan onlara gerçek bağımsızlığa ve yüksek kalkınmışlığa ulaşmanın reçetelerini, adım adım Büyük İsrail’e eyalet yapılmamızı önleyecek tarihi projelerini ve bizi şerefli millet yapan değer ve dinamiklerin vazgeçilmezliğini ortaya koymuşlardı.
Evet şimdi daha iyi anlıyoruz ki ERBAKAN hocaya 2010 yılında bir tv programında soruluyor : Sayın Erbakan 28 şubatta size karşı yapılan darbe girişimindeki askerleri yetkiniz olsa şuan cezalandırmak isterdiniz değil mi? Diye sorulunca ERBAKAN’ın cevabı: Hayır cezalandırmadan yana değilim eğitilmelerinden yanayım demişti. Yani Erbakan hocanın TSK ‘ya olan bu sevgisini ve özverisini şimdi daha iyi anlıyoruz. Memleketimizin bağımsızlık ve yüksek kalkınmışlığına ulaşmanın ilacını ve ülkemizin Büyük İsrail’e eyalet yapılmamızı önleyecek tarihi girişimin TSK eliyle olacağını taaaa o zamandan sezmiş ve gereğini yerine getirmiştir.

1) Ordu Yetkililerinin 1960’larda ERBAKAN Hocamıza Teklifi
https://www.youtube.com/watch?v=efQFHRpVsYY

2) Savaş Tarihine Yön Veren Bilimsel Bir Deha İken NEDEN SİYASET?
https://www.youtube.com/watch?v=YRjbWJS6aOA

3) Laf Olsun Diye Söylemiyorum İnanarak Söylüyorum Silahlı Kuvvetlerimiz Milli Görüşü En İyi Muhafaza Etmiş Kurumdur
http://necmettinerbakan.net/videolar/laf-olsun-diye-soylemiyorum-inanarak-soyluyorum-silahli-kuvvetlerimiz-milli-gorusu-en-iyi-muhafaza-etmis-kurumdur.html
4) ERBAKAN’IN USTUN SAVAS TEKNOLOJILERI!
http://necmettinerbakan.net/videolar/erbakan-39in-ustun-savas-teknolojileri-ikisi-birarada-.html

5) Orduyu Yıpratmanın ve Düşmalığın Sebebi…
http://necmettinerbakan.net/videolar/orduyu-yipratmanin-ve-dusmaligin-sebebi.html

Karanlığın En Koyu Olduğu An Sabah Yakındır…
Türkiye tarihin en zor ve en karanlık dönemlerini yaşıyor evet… Aziz Hocamızın deyimiyle “tarihin içinden geçiyoruz.”

Çok şükür ki; Üstadımız Ahmet Hocamız, Milli Çözüm Dergisi yazılarıyla bu koyu karanlıkta önümüzü görebilmemiz için bizlere fener olup; “neyin ne olduğu; kimin eli kimin cebindedir”…hem olayları anlamamıza yardım ediyor hem de ümidimizi diri tutuyor.

Kaleminize yüreğinize sağlık Hocam…

Yazıya naçizane bir- iki küçük katkı yapmak istiyorum.

Evet; Devlet müdahale edecektir elbet… Ve ediyor da!

Yıllardan beri Ahmet hocamız ‘Milli Derin Devlet’ten bahsedip yazdığında, böyle bir yapının varlığını sorgulayıp kuşku ile yaklaşanlar vardı. Şimdi ise; kuşku götürmez şekilde Milli Derin Devlet ve TSK’nın sınırda YPG-PYD, içerde de Güneydoğu ve Sur operasyonlarında bağımsız hareket ettiğini açıkça görebiliyoruz.

Misal; HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Şubat ayı başında Mardin’in Kızıltepe ilçesinde belediye ziyaretinde düzenlediği basın toplantısında; Güvenlik bürokrasisi ve ordunun bölgede inisiyatifi ele geçirdiğini öne sürerek, “Hükümet bir darbeyle devrilmiş haberleri yok. Ordu inisiyatifi ele almış durumda. ‘Çık’ dese de çıkmıyor, ‘dur’ dese de durmuyor. ‘Başbakan Mardin’e geldiğinde mutlaka sokağa çıkma yasağının kalkması gerekir’ denildi, kalkmıyor. Onu takan yok. Biz uyarı yaptığımızda anlamıyorlardı” dedi.
(http://www.haberturk.com/gundem/haber/1191414-demirtas-ordu-inisiyatifi-ele-almis-durumda )

Ve Cizre’de bodrumda saklanan kişilerin internete düşen ses kaydında “İçişleri ile görüşüyoruz, çıkaracağız sizi buradan” mealinde sözlerin söylenmesi ama buna rağmen akabinde operasyon sesleri gelmesi, teröristlerin etkisiz hale gelmesi gibi
( http://www.presshaber.com/vahset-bodrumuyla-yapilan-telefon-gorusmelerinin-ses-kaydi-yayinlandi-haber25988.html )

Şimdi Kutlu Devletimizin Ve Şanlı Ordumuzun; Son ve Asıl Müdahalesini Ve En Büyük Zaferi Dört Gözle Bekliyoruz…

ÖZEL YAZILAR

YORUMLAR

Son Yorumlar
10
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...