ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün1940
mod_vvisit_counterDün3864
mod_vvisit_counterBu Hafta5804
mod_vvisit_counterGeçen hafta27382
mod_vvisit_counterBu Ay82918
mod_vvisit_counterGeçen Ay119131
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar17839765

IP'niz: 3.236.170.171
Bugün: 15 Haz 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12602765

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

DEVLET, ELBETTE MÜDAHALE EDECEKTİR!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

 

Devlet; Derinliği, Direnci, Deneyimi ve Denge stratejisi olan etkin ve yetkin bir yapıdır.

1- Derinlik: Ülkenin her yerinde, toplumun her kesiminde ve her milli proje ve stratejide Devletin kendisini hissettiren bir DERİNLİĞİ ve GİZEMLİĞİ vardır. Partiler, hükümetler, isimler ve resimler değişse de bu derinlik sürekli diri kalır ve herkes bunun farkındadır. Zira derinliği olmayan devlet, Muz Cumhuriyeti konumundadır.

2- Direnç yeteneği: Her türlü iç ve dış tehditlere karşı; politik, psikolojik, ekonomik, sosyolojik, pratik ve askeri direnç ve dayanıklılık refleksleri ve gerekirse stratejik geri adım atma ve karşı hamlelere hazırlanma girişimleri sergileyebilecek bir özgüven ve esneklik; köklü, kültürlü ve nizam-ı âlem dürtülü bir devletin varlık ve bağımsızlık vasfı ve şartıdır.

3- Deneyim: Çok engin tarihi tecrübelere, hem galibiyet ve hâkimiyet birikimine, hem mağlubiyet ve mahkûmiyet deneyimine sahip bir devlet, ne küçük fırsatlarda çılgınlık ve şımarıklığa ne de büyük fesatlıklarda şaşkınlık ve yılgınlığa kapılmayacaktır.

4- Denge Stratejisi ve yüksek beyin: Büyük devletlerin, zaten tarihten süzülüp gelen ortak bir hafızası ve doğal bir sinirsel kontrol mekanizması elbette vardır. Ancak, genellikle felaket ve işgal dönemlerinde veya büyük hıyanet çemberlerinin daraldığı günlerde ortaya çıkan Dahi Liderler, yeniden diriliş ve şahlanış hareketlerini başlatmakta ve sadece devletin değil, tarihin ve mevcut dünya düzeninin de yönünü değiştirmeyi başarmaktadır.

İşte Türkiye; a) Tabii yapısı ve stratejik coğrafyası, b) Tarihi mirası ve derin milli zekâsı, c) ve Talihli fırsatları ve potansiyel imkânları kendisini yeni ve Adil bir medeniyet merkezi olmaya zorlayan (Belki de kader tarafından böyle programlanan) bütün DERİNLİK'lerini, yani Devlet iksirini artık açığa çıkarmaya, böylece hem kabuğunu kırmaya, hem kuşatılmışlıktan kurtulmaya hazırlanmaktadır. Hatırlatalım, Erbakan Hoca, birtakım tavizler ve teslimiyet karşılığı, dış güçlerin himayesinde iktidara taşınan işbirlikçileri, bir yaranın üzerindeki kabuğa benzetir ve alttaki yara iyileşmeden kabuğun kaldırılmasının yarayı azdıracağını söyler, ancak zamanı gelince bilinçli ama basit bir müdahale ile hem yaralardan hem kabuklardan kurtulacağımızı anlatırdı. Ve elbette bazen, ilaçla tedavisi mümkün olmayan bir hastalığın kökünü kurutmak ve bütün vücudu kurtarmak için neşterli müdahale-ameliyat kaçınılmazdı!

   

         Duamız Ordumuzla…

   

Rabbim muzaffer eyle, bu Kahraman Ordumu

TSK’dır namusum, Vatanım sigortası

Haçlıya PKK’ya, Sen çiğnetme Yurdumu

Deccal’in çeteleri, Amerika Rusya’sı…

   

Orduma kumpas kuran, şimdi muhtaç durumda

Bu soysuz hainlerden, bulunur her kurumda

Gâvur kızını kapsa, belki onur duyacak

Zaten AB hayranı, vatan kimin umrunda…

   

Armagedon kapıda, artık dua günüdür

Kâfirler kazanırsa, Türklerin sürgünüdür

İslam’ın bayraktarı, Milletimi mahvetme

Ahmedinin umudu, Mehdiyet düğünüdür…

   

Sığınmacılara NATO kalkanı

Türkiye, Almanya ve Yunanistan'ın sığınmacılar için Ege'de NATO gücünün devreye girmesi konusunda anlaşmaya varılmıştı. Görev yapacak NATO daimi deniz gücü Yunanistan'a geçmeye çalışan sığınmacıları tespit ederek Türkiye'ye geri dönmelerini sağlayacaktı!?

Almanya, Türkiye ve Yunanistan’ın ortak önerisi olan “Ege sularında sığınmacı geçişini engellemek için bir NATO gücünün devriye görevi yapması” hususunda anlaşma sağlanmıştı. NATO’ya üye ülkelerin savunma bakanları Brüksel’de bir araya toplanmış, NATO’nun daimi deniz gücünün Ege Denizi’nde devriye gezerek, sığınmacıların denetlenmesi ve caydırıcılık görevini üstlenmesi konusunda, prensip anlaşmasına varmıştı. Görev yapacak NATO daimi deniz gücü Türkiye kıyılarından Yunanistan’a geçmeye çalışan sığınmacıları tespit ederek Türk sahil güvenliğine eşlik edecek ve sığınmacıların Türkiye’ye geri dönüşü sağlanacaktı. NATO daimi deniz gücünün komutası ise Almanya’da olacaktı. Bunun anlamı, 3 milyonu aşan sığınmacı Türkiye'ye tıkılacak, NATO koruması ile Suriyeli sığınmacıların Avrupa'ya geçmesine engel olunacaktı. Ve maalesef Türkiye'yi "açık bir sığınmacı kampına" çevirecek bu şeytani girişime AKP iktidarı da destek çıkmaktaydı!

Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreter Yardımcısı ve Sözcüsü İbrahim Kalın, "Rusya sığınmacı göçüyle Avrupa ve Türkiye'yi cezalandırmak istiyor" diyerek kafası kalınlığını mı ispatlamıştı? Bu Zat, Suriye'de iç savaş çıkartıp 2,5 milyon mültecinin Türkiye'ye sığınmasına yol açan Amerika ve Avrupa'yı niye hiç suçlamamıştı? İbrahim Kalın, "Daily Sabah" gazetesinde kaleme aldığı "Savaş, diplomasi ve Suriye trajedisi" yazısında "Rusya'nın sivilleri bombalayarak, büyük bir sığınmacı akımına yol açmak ve Avrupa ve Türkiye'yi cezalandırmak istediğini" açıklamıştı.

Katolik lideri Papa Françesko ile Rus Ortodoks Kilisesi lideri Patrik Kiril zirvesinin arkasından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in gizli hesapları olduğu konuşulmaktaydı.

Rus Medyası Küba’da gerçekleştirilen Katolik lideri Papa Françesko ile Rus Ortodoks Kilisesi’nin başı Patrik Kiril’in buluşmasını ‘bin yıl sonra doğu ve batı kilisesi ilk kez buluştu’ diye yazmıştı. Uluslararası medya da bunu ‘Tarihi buluşma’ diye yorumlamıştı. Ancak bu tarihi buluşmanın ardında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in ince hesapları olduğu, Papa üzerinden Avrupa’yı etkilemeye çalıştığı yorumları yapılmıştı. Zira Katolik ve Rus Ortodoks Kilisesi liderleri 1054 yılından bu yana ilk kez buluşmuşlardı. Ancak Ortodoks Kiliseleri üzerinde ve AKP'nin gaflet ve inayeti sayesinde kendisini ‘eşitler arasında birinci’ yani ‘Ekümenik’ sayan İstanbul’daki Fener Patriği Bartolomeos daha önce Papa ile birkaç defa bir arada olmuşlardı.

Fikirsiz ve ferasetsiz politikaların pişmanlık palavrası: "En iyisi Biziz!"den "Enayisi Biz miyiz"e Suriye macerası!

Beş yıl önce ve sözde Arap Baharı sürecinde, ABD'nin Suriye'de iç savaşı körükleyeceğini ve özellikle milyonlarca mülteci akınıyla Türkiye'yi kilitleyeceğini yazdığımızda bizi komploculukla suçlayanlar ve AKP'nin akıbeti belirsiz politika palavralarını alkışlayanlar, bugünlerde yeni yeni akıllanmaya başlamıştı.

Hatırlayınız; 2011'de, 2012'de ve 2013 ortalarında, “Alan el durumundaki Türkiye’yi, hamdolsun, veren el konumuna yükselttik, bizim petrol kuyularımız yok, ama Anadolu büyüklüğünde vicdanımız var” diye hava atanlar...

2013 sonunda, “Dünya küre olarak var, ama merhamet olarak yok, bizler merhamet medeniyetinin mensuplarıyız, komşusu açken tok yatmayan, yetim başı okşayan, fukaranın derdiyle hemhal olmayı ibadet gören bir medeniyetin mensuplarıyız” diye palavra sıkanlar..

2014 yılında; "İyilik yap at denize, balık bilmezse Halik bilir dedik, siz bakmayın kardeşlerimizi misafir etmemize ‘ihanet’ diyenlere, onlar ensar ne demektir, muhacir ne demektir, bilmezler, kimsesizlerin kimi olmak bizim için şereftir” diye edebiyat yapanlar...

2015 başında, sığınmacı sayısı 2 milyonu aşınca: "E canım Biz kardeşlerimize kucak açtık, ama bu kalıcı bir durum değil, yakında şehirlerine, köylerine, evlerine geri dönecekler elbette” demeye başlamışlardı.

2015 sonunda: Suriyeli sığınmacı 3 milyona, harcanan para 10 milyar dolara yaklaşınca El Cezire televizyonuna konuşan kahramanımız: kardeşlerimize ilk defa “bunlar” diye hitap edip: “Bunların güvenliğini sağlama alalım, kendi topraklarında iskân edelim, bunları daha nereye kadar besleyeceğiz” diyerek felaketi sezer gibi davranmıştı...

2016 başında Halep’ten 300 bin mülteci daha sınıra yığılınca: “Bizim alnımızda enayi yazmıyor, kusura bakmayın, ayıptır ayıp, otobüsler uçaklar boşuna durmuyor herhalde, bindirir göndeririz, hadi güle güle deriz” diye kükreyen de aynı adamdı!..

Yani "En şefkatlisi, en iyisi Biziz"den şimdi "En enayisi Biz miyiz?"e gelip dayanmışlardı. Bu tutarsızlık milli devletin değil, kabuk yönetimin bir tavrıydı.

ABD'den Türkiye'ye YPG yalakalığı!

ABD Dışişleri Bakanlığı, Türkiye'nin angajman kuralları içinde YPG hedeflerini vurmasına ilişkin açıklama yapmış ve zoru görünce yaltaklanmaya başlamıştı!

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Kirby, TSK'nın kararlı ve tutarlı tavrı karşısında Suriyeli Kürtlere ve YPG ile bağlantılı diğer güçlere, "karışık durumdan istifade ederek yeni bölgeleri ele geçirmeye çalışmamaları" çağrısında bulunduklarını açıklamıştı. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü John Kirby, yazılı bir açıklama yaparak Türkiye'nin Azez ve çevresinde tehdit oluşturan güçlere karşı mukabelede bulunmasının verdiği şaşkınlıkla: "Kuzey Halep bölgesinde yaşanan durumdan dolayı kaygı duymaktayız ve tansiyonu düşürmek için bütün taraflarla çalışıyoruz. Suriyeli Kürtlere ve YPG ile bağlantılı diğer güçlere, karışık durumdan istifade ederek yeni bölgeleri ele geçirmeye çalışmamaları çağrısında bulunduk" ifadesini kullanmış, böylece Erbakan Hoca'nın "Gâvur laftan değil, güçten anlar" sözü bir kez daha doğru çıkmıştı.

Yakalanan YPG'liden olay Kobani itirafları!

ABD ile Türkiye arasında siyasi gerilime neden olan PKK-PYD ilişkisi, Şanlıurfa'da yapılan bir operasyonda gözaltına alınan Suriye uyruklu ve YPG içinde "Dilxaz/Dirok" kod isimlerini kullanan M.M.A'nin anlatımları, PKK ile PYD arasında bağlantılar hakkında yeni bilgilere ulaşılmasını sağlamıştı. YPG'nin lojistik sorumlusu olarak görev yapan M.M.A.'nın ifadesinde: "PYD, Suriye'de Kürtlerin siyasi hareketidir. Bu partinin silahlı faaliyet yürüten YPG kanadı vardır. Bu oluşumlar PKK çatısı altında faaliyet yürütür. YPG, PKK'nın Suriye hareketidir. Abdullah Öcalan'ın fikirlerini ve görüşlerini benimser. PKK'dan bağımsız hareket edemez" gerçeklerini vurgulamıştı.

Çavuşoğlu'ndan Suriye'ye kara harekâtı açıklaması kafa karıştırıcıydı!

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Uluslararası Suriye Destek Grubu toplantısı ve Güvenlik Konferansı'na katılmıştı. Çavuşoğlu yaptığı açıklamada, "Suriye'ye kara operasyonu hakkında alınmış bir karar yok, ama önümüzdeki günlerde Suudi Arabistan uçakları Türkiye'ye IŞİD ile mücadele için gelebilir ve kara operasyonu gerekebilir" sözleri kafaları karıştırmıştı. Çünkü Amerika'nın tertip ve teşvikiyle Suudi Arabistan'la yan yana gelip, İran, Rusya ve Suriye ile bir sürtüşme başlatmak tahminlerin ötesinde feci olaylara kapı aralayacaktır.

Bülent Arınç ve Hüsamettin Çelik gibilerin çıkışları, artık kemiğe dayanan haklı müdahaleyi sulandırma ve "işler düzeliyor, normal ayarlara dönülüyor…" imajı ile vakit kazanma numaralarıdır!

İran kökenli ABD'li akademisyen ve yazar Fathalı M. Moghaddam'ın "Diktatörlüğün psikolojisi" kitabında ilginç bilgiler yer almaktadır. Bu kitabın iki-üç yıl kadar öncesi, Recep T. Erdoğan'ın ABD ziyareti sırasında, yazarı tarafından bizzat Emine Erdoğan'a armağan edildiği hatırımızdadır.

Bu kitaba göre diktatörlükler ancak iki şekilde yıkılır:

1- Diktatörlük içindeki elitlerin birbirine düşüp makam ve menfaat hırsıyla kapışmaları

2- Halkın ayaklanıp iktidara el koymasıdır.

Bize göre bir üçüncü yol daha vardır, o da bizzat Devletin duruma müdahil olmasıdır. Acaba AKP içindeki çatlaklar ve cırtlak çıkışlar, diktatörlüğe bir başkaldırı mıdır, yoksa halkın havasını alma ve boş umutlarla oyalama hesabı mıdır?

Ankara'da açıktan açığa: “Cumhurbaşkanı Erdoğan Başbakan Davutoğlu'ndan kuşkulanmaktaymış... Artık geri dönülmez noktaya yaklaşılmış ve ipler kopacakmış... Davutoğlu'nun alternatifleri bile hazırlanmış; yerine Numan Kurtulmuş ya da Binali Yıldırım oturtulacakmış!...” fısıltıları kulisleri de aşmış kahvelerde konuşulmaktaydı. AKP'nin kurucu ismi ve Eski Bakan Hüseyin Çelik, Ahmet Hakan'a verdiği röportajda "AKP içinde insanların sistematik bir şekilde kenara atıldığını" haykırmaktaydı. AKP'nin kurucu isimlerinden biri olan Hüseyin Çelik, Hürriyet Gazetesi yazarı Ahmet Hakan'ın sorularını yanıtlarken: AKP hakkında "Geminin dibi su alıyorsa, siz rahat ve lüks bir ortamda bulunmanıza aldanmayın, yakında batarsınız" diye uyarıyordu.

Bülent Arınç'ın ayarı ve amacı!

AKP'nin kurucu isimlerinden Bülent Arınç'ın çözüm süreci ve Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkındaki açıklamaları parti içinde büyük tepki toplamıştı. Kulislerden gelen yeni bir iddia ortalığı karıştırmıştı. Ankara'da AKP'yi hareketlendirecek bir gelişme yaşanmıştı. Eski Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç, kendisine destek veren eski parti sözcüsü Hüseyin Çelik, Ahmet Davutoğlu döneminde partiden uzaklaşan eski Spor Bakanı Suat Kılıç, eski Sanayi Bakanı Nihat Ergün ve eski Gümrük Bakanı Hayati Yazıcı'nın Hamamönü'nde çalışma ofisi tuttukları haberleri basına yansımıştı.

Bülent Arınç'ın çıkışı planlıydı!

Bülent Arınç’ın AKP ile PKK/HDP arasında varılan “Dolmabahçe mutabakatı” ile ilgili açıklamaları ve mutabakattan Tayyip Erdoğan’ın da bilgisi olduğunu vurgulaması ortalığı karıştırmıştı. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Arınç’a “O zat” diye hitap edip kızgınlığını belirtirken, Arınç önümüzdeki günlerde kimsenin bilmediği birçok konunun daha açığa çıkabileceği imasında bulunmuşlardı. Arınç’ın sözleri Erdoğan’a tehdit olarak algılanmış, Arınç’ın çıkışına partinin eski üst düzey yöneticilerinden Hüseyin Çelik, eski Adalet Bakanı Sadullah Ergin, eski Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç da destek olmuşlardı. AKP içinde yaşanan tartışmalar yandaş gazete ve televizyonlardaki yandaş gazeteciler arasında da bölünmelere yol açmıştı.

Bu bölünme haberleri gazetelerin köşe yazarlarına da yansırken, karşılıklı suçlamaların medyada açıkça yer alması kaçınılmazdı. Arınç tartışması sürerken Akif Beki’nin AKP’deki tartışmalarla ilgili yazısı üzerinden sosyal medyada söz düellosu yaşanmıştı. Cem Küçük, Akif Beki, Mustafa Karaalioğlu gibi isimlerin AKP’deki saflaşma çerçevesinde birbirlerine karşı ağır ifadeler kullanmışlardı. AKP’de tartışma “dışlanmış” AKP’lilerle Erdoğan arasında gözükse de parti içinde alttan alta büyüyen bir krize dönüştüğü, bunun önümüzdeki dönemde daha da artacağı anlaşılmaktaydı. Yandaş medyadaki haber veriliş şekilleri, Erdoğan ve Davutoğlu’nun fotoğraflarının büyüklüğü küçüklüğü bile tartışma konusu yapılmaktaydı. “Ak Saray” köşe yazarlarının yazılarını arşivlerken, Davutoğlu’nu öne çıkaran yazı ve haberler konusunda genel yayın yönetmenleri uyarılmıştı. 1 Kasım seçimleri sonrasında yaşanan “zaferin sahibi kim” tartışması da sürüp durmaktaydı.

Arınç’ın çıkışı krizin habercisi mi olmaktaydı?

AKP’de şu anda sesini yükselten muhalifler daha çok F tipi örgütle dirsek teması olanlardı. Ancak sıkıntının sadece bu ekiple sınırlı olmadığı, krizin tahminlerden çok daha derinden kaynaklandığı açıktı. Eski bir AKP MYK üyesinin: “AKP’de sıkıntı büyük. 7 Haziran sonrası ortalık tam karışacaktı ki 1 Kasım seçimleri gündeme geldi. 1 Kasım seçimleri krizi erteledi. Seçimlerde yüzde 49,5 oy alıp tek başına iktidar olununca olay bastırıldı. AKP tek başına ezici bir şekilde iktidar ama partide bu hava yok. Parti için için kaynıyor. Örgütün her kademesinde bölünme ve tedirginlik var. Bülent Arınç ve diğer eski AKP yöneticileri bu durumu gördükleri için ortaya çıktılar. Arınç ve Hüseyin Çelik’in çıkışları kesinlikle planlı. Önümüzdeki dönemde yeni gelişmeler yaşanabilir. Kimsenin bilmediği sırları ortaya döküp Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı zora sokabilirler. Cumhurbaşkanımız güçlü görünse de aslında o kadar güçlü değil. Yaşanacak çözülmelerin arkası hızla gelebilir” itirafları dikkate alınmalıydı.

İsrail'e ''One Minute'' kahramanlığıyla tanınan Sn. Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı sarayında Siyonist Netanyahu'nun en yakın arkadaşı ile, bir saat boyunca basına kapalı neleri konuşmuşlardı?

İsrail ile Türkiye arasındaki ilişkilerin düzeltilmesi kapsamında, ABD'li Yahudi cemaatinin önemli isimleri Türkiye'ye gelerek Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Davutoğlu'yla buluşmuşlardı. Arutz Sheva'dan Cynthia Blank'in haberine göre, görüşme Çankaya Köşkü'nde yapılmıştı. Ziyaretçiler arasında, ünlü "Yahudi lobisi" Amerikan İsrail Halkla İlişkiler Komitesi (AIPAC) de yer almıştı. Toplantıya katılanlardan Malcolm Hoenlein, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun yakın arkadaşı olarak tanınmaktaydı. Haberde, Türkiye ile İsrail arasındaki olası "doğalgaz hattı" projesinin de yakınlaşmanın nedenleri arasında olabileceği vurgulanmıştı.[1]

İsrail ile ilk ortaklık anlaşması imzalanmıştı

Türkiye ile İsrail arasında ilişkilerin normalleştirilmesi için görüşmeler sürerken, Zorlu Grubu, doğalgaz konusunda resmi anlaşmanın imzalanmasını beklemeden, İsrailli Edeltech şirketi ile el sıkışmıştı. İsrail’in Edeltech şirketi ile Türkiye’den Zorlu Grubu, İsrail’in Leviathan doğalgaz yataklarından çıkacak gazın işlenmesi ve pazara sunumu konusunda ortaklık anlaşması imzalamıştı. İstanbul’a gelerek Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve Başbakan Ahmet Davutoğlu ile görüşen ABD Başkan Yardımcısı Jœ Biden de, Türkiye dönüşü İsrail Başbakanı Benjamin Netenyahu ve Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Anastasiyades ile telefon görüşmeleri yapmıştı. Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada, Biden’ın bu iki görüşmesinde ana gündemin Doğu Akdeniz’deki enerji işbirliği olduğu vurgulanmıştı. Biden’in önce Türkiye, ardından İsrail ve Rumlar ile yaptığı bu seri görüşmeler de, “ABD Akdeniz’deki sorunlara ve enerji işbirliği imkânlarına el attı” olarak yorumlanmıştı. İşte Kahraman Erdoğan'a ve AKP iktidarına bu yakışırdı.

İsrail’den PYD'ye destek açıklaması

Ama bundan daha bir ay önce İsrail PKK'nın Suriye kolu PYD'nin silahlandırılması çağrısı yapmıştı. İsrail Savunma Bakanı Moşe Yalon, Sünni Araplar ile Kürt güçlerinin silahla donatılması gerektiğini açıklamıştı. Yalon, "Yerli güçlere tam destek verilmeli. Destek, Kürtler’i, Sünni Araplar’ı ve Beşar Esad ile İran’a karşı olan güçleri kapsamalı” ifadelerini kullanmıştı. Amerika Birleşik Devletleri’nin başkenti Washington’da bulunan Brookings Enstitüsü’nde bir panele katılan İsrail Savunma Bakanı Moşe Yalon, Kürt güçlerinin silahla donatılması lüzumunu ve IŞİD’e karşı savaşın öncülüğünü ABD’nin yapmasının önemli olduğunu hatırlatmıştı.

Oysa 6 bin askerimiz ve 25 tank film gibi bir operasyonla Kuzey Irak'a girdiğinde DAEŞ ve PYD'ye operasyonlar düzenleyen askerlerimiz, 64 PYD'liyi etkisiz bırakmıştı. Öldürülen 64 PYD'linin 9'unun boynunda İsrail'i temsil eden Davut Yıldızı işareti çıkmıştı. Yani bunlar MOSSAD ajanlarıydı.[2]

YPG'den PKK'ya taşınan ağır silahlar ABD ve İsrail yapımıydı!

PKK'nın elindeki tank mühimmatlarından anti tank ve anti personeli zaten biliyorduk, ama bu dönemde (sözde çözüm sürecinde PKK'nın elinde) tandem heat, termobarik ve airburst mühimmatı yakalandı. Bu mühimmatlar PKK/YDG-H'nin boyunu aşardı. (Yani bunlar ABD ve İsrail ikramıydı) sözleri, terör bölgesinde kahramanca çarpışan Mehmetçiklerin başında görev yapan üst düzey bir komutanımızın ağzından çıkmıştı. Kendisiyle Cizre, Silopi ve Sur'da yürütülen operasyonların gidişatı ile ilgili görüşürken kahpe çetesinin kullandığı silahlarla ilgili dudak uçuklatıcı bilgiler aktarmıştı."[3]

İsrail'le işbirliği hıyanetin daniskasıdır!

Emekli Büyükelçi Onur Öymen, İsrail Adalet Bakanı Ayelet Shaked’in, Tel Aviv’de düzenlenen INSS Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşmadaki sözlerini hatırlatmıştı. Shaked’in, “Türkiye’yle İran arasında, İsrail’le dost olacak bir Kürt devletinin kurulması için açıkça çağrıda bulunmalıyız” sözleri Türkiye’ye düşmanlığın daniskasıydı. 2014 yılının ortalarında BBC’ye bir demeç veren Barzani, kısa bir süre içinde referandum yapıp bağımsız bir Kürt devleti kuracaklarını söylediğinde İsrail Başbakanı Netenyahu bunu olumlu karşılamış ve İsrail’in kurulacak Kürt devletini tanıyacağını açıklamıştı. Bir zamanlar İsrail ile kanlı bıçaklı pozisyonlara girip prim toplayanlar son zamanlarda ısrarla iki ülke arasındaki ilişkilerin “normalleşmesinin” faydalarını sayıp dökmeye başlamıştı. İlişkilerin “normalleşmesi” bölgenin yararına olacakmış... Bu bağlamda İsrail’e yeniden “Büyükelçi” bile atanacakmış! Oysa, İsrail Adalet Bakanı ise artık “Kürt devletinin” kurulmasının zamanının geldiğini ifade ederek kurulacak “Kürt devletine” İsrail’in arka çıkacağını duyurmaktaydı.

Erbakan'ın sanayi ve teknoloji atılımları ve nankörlerin unutmaları!

14.02.2016 akşamı Ülke TV'de Türkiye'mizin milli ve yerli teknoloji üretiminde ulaştığı yüksek seviyeyi ve savunma sanayiinde aldığı mesafeyi gözler önüne seren ve tabi oldukça sevindiren bir program izledik. Özellikle Milli İHA (İnsansız Hava Aracı) üretimindeki başarılı girişim ve üretimleriyle gündeme gelen BAYKAR firmasının Genel Müdürü Sn. Haluk Bayraktar, Ömer Özkaya'nın konuğu olup çok önemli ve güvendirici bilgiler vermişlerdi. Peşinen söyleyelim, asıl tebrik ve teşekkürlerimiz; Kahraman Silahlı Kuvvetlerimizin ve Savunma Sanayimizle ilgili birimlerimizin bünyesindeki milli ve haysiyetli organizenin yetkililerine ve bu tarihi ve talihli girişimlerin en hararetli ve hakikatli öncüsü Aziz Erbakan Hocamız Hazretlerinedir. Çünkü bunlar bu şanlı ve şanslı gelişmelerin STRATEJİK beyni yerindeki şahsiyetlerdir. Elbette bu girişim ve gelişmelerdeki o Baykar Firması gibi TEKNİK kadrolarının ve onların psikolojik (milli-manevi) kafa yapılarının da takdir edilmesi bir vecibedir. Ancak stratejik kurumların teşvik ve desteği olmadan teknik kadroların bir noktadan sonra tıkanıp kalacağı bir gerçektir. Biz bu tür kutlu ve mutlu gelişmelerin kimlerin sayesinde ve hangi özel şifreler ve projelerle bugünlere geldiğini Genelkurmay'ımızın teklif ve tensibiyle Ordumuzla koordineli bir çalışma yürütmek üzere, İHA ve roket sistemlerini Doğu ve Güneydoğumuzun zor coğrafi şartlarında ve bizzat sahada geliştirmek için, Sn. Özdemir Bayraktar ve oğullarının iki yıl boyunca Şırnak 6. İç Güvenlik Tugayı'nda yerleştiklerini bile çok iyi bilenlerdeniz.

Yoksa TV ekranlarında bu konular aktarılırken, Türkiye'nin sanayileşme ve milli-yerli teknoloji üretme serüveninde en küçük payı bulunanlar ve katkı sunanlar bile rahmet ve minnetle anıldığı halde, örneğin ASELSAN gibi daha nice Milli Kuruluşların asıl mimarı olan Erbakan Hocamızın adını bile ağzına alamayan nankörlerle nelerin ve ne ölçüde yapılabileceğini de çok iyi kestirenlerdeniz... Gerçi Erbakan sayesinde, hatta O'na hıyanet neticesinde nice makamlara ve imkânlara kavuşanların bile bunca nankörlüğünü gördükten sonra bir firma ortağının ve TV programcısının bu vefasız tavırlarına hayret etmemekteyiz. Neyse, çok yakın bir gelecekte şu anda konuşulan ve hepimizi gururlandıran İHA teknolojilerinin, onların yanında ne kadar sönük ve silik kalacağını fark edip hayranlık duyacağımız ve Armegedon'u gerçekleştirmek üzere Doğu Akdeniz'e üşüşen İsrail uşağı Amerika, Avrupa ve Rusya'yı alt edip hizaya sokacağımız yüksek ve özel teknoloji harikalarının kullanıldığı kutlu devrimde kimlerin yüzlerinin kızaracağını da birlikte göreceğiz.

ESAM'ın tavsiye değil taslak hazırlaması lazımdı!

Niye başörtüsü anayasal olamamıştı?

TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Prof. Mustafa Şentop ESAM’daydı. Anayasayı, parlamenter sistemi, başkanlığı, niyetlerini anlattı. Anayasanın önemsizleştirilmesi gereğini vurguladı. Anayasada “Hak ve özgürlüklerden ziyade, devleti tanzim eden esas teşkilat kısmının önemli olduğunu" hatırlattı. Bir şey dikkatimi çekti. “Başörtüsü için anayasa ve yasalarda bir değişiklik yapmadık. Ama üniversitelerde ve kamuda serbest oldu. Çünkü siyasi paradigma değişti” buyurmuşlardı. Tamam, eyvallah da... Bu fiiliyatı, milli bir anayasa ile hukuksal güvence altına da almak gerekmez miydi?

Diye soran Milli Gazete'den sevgili Ahmet Yavuz'a hatırlatmak lazımdı: Peki, SP'nin hazırladığı Anayasa taslağında buna bir vurgu var mıydı? Ve yine ESAM'ın hazırladığı "Milli Anayasa Şurası" Kitabı, 470 sayfa kuru teklif ve temennilerle doldurulduğu halde, niye açık ve net bir Adil Düzen Anayasa Örneği ortaya konulmamış, hatta AKP'nin yapacağı "Demokratik kılıflı, bölünme anayasasına" bir nevi meşruiyet ve alt yapı hazırlanmıştı? Ve o hep tenkit edip durulan AKP'nin Anayasa Komisyonu Başkanı ESAM'a çağrılıp, kalan birkaç Milli Görüşçünün kafası yıkanırken, bunların asıl niyeti ve hedefi niye kendilerine hatırlatılmamıştı?

Times Gazetesi yazarı Roger Boyes 3. Dünya Savaşı senaryolarını konu alan bir yazı hazırlamıştı.

1- Her fırsatta silah çeken Türkiye 3. Dünya Savaşı’na sebep olacaktı!? “Ankara Orta Doğu politikasının çöktüğünü görebiliyor. Türkiye, Azez'in Doğu Halep'i, Batı'nın bombardımanıyla zayıflayan IŞİD'den geri alacak grupların üssü olmasını umuyor. Ama Azez Kürtlerin eline geçerse, Türkiye'ye hasım bir devlet kurmak için güçlü bir konumda olacaklar. Bunun olmasını engellemek Türkler için o kadar önemli ki kara birliklerini gönderebilir ve NATO'yla Rus güçleri arasında bir savaş riski yaratabilirler. Peki, NATO, Türkiye'nin izinden gider mi? Hayır. Ama bir Rus savaş uçağı Türk hava sahasına girer ve bir hava savaşı başlarsa Ankara NATO'yu kolektif savunmaya çağırabilir. Ve büyük savaş daha yakınlaşır."

2- Putin, Erdoğan'a karşı inatlaşıp 3. Dünya Savaşı’nı başlatacaktı! “Rusya, Türkiye'yi engellemeye odaklanmış durumda. 5000 Kürt savaşçısını silahlandırdı ve uçakları Türkiye'den Suriye'ye isyancılara malzeme götüren konvoyu vurdu. Eğer Azez koridoru kapanırsa Rusya Türkiye'den diğer geçişleri kapatması için Esad güçlerine yardım edecek. Bunu Rusya ve Suriye'nin Türkmenlere karşı etnik temizliğe girişmesi izlerse Türk kamuoyu, Ruslarla çatışma riskine rağmen harekete geçilmesini isteyecek."

Yeni Şafak Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Karagül, Suriye'deki son haberlere ilişkin yeni bir yazı kaleme almıştı. Suriye meselesinin artık Türkiye'yi çevreleme projesine dönüştüğünü belirten Karagül, Türkiye'nin savaşta olduğunu yazmıştı.

İbrahim Karagül, "Açık konuşalım, artık savaştayız" başlıklı köşe yazısında, Ortadoğu'da bölge dizaynı yapıldığını vurgulamıştı. Suriye'den gelen son haberleri Türkiye'yi çevreleme projesi olarak nitelendiren Karagül, İran ve Rusya ile yaşanan krize değinerek, sınırda açılan koridorların Türkiye'ye karşı verilecek bir savaşın cephesi olduğunu hatırlatmıştı.

“Arap Baharı” yaftalı BOP planı uygulandığını ilk günden itibaren yazıp uyarmıştık. Zaten Suriye’de olayların başlamasının hemen ardından Türkiye, ABD ve koalisyon ortaklarının yanında yer almıştı. Hatta İncirlik üssünü koalisyon uçaklarına açarak uzunca bir süre hava operasyonlarına katkı sağlamıştı. Tüm bunlar Türkiye’nin savaşa fiilen katıldığının ilk adımlarıydı. Yani, Türkiye’nin Azez’e yönelen PYD mevzilerini vurmasının ardından birdenbire özellikle CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun, yaptığı açıklamalarda “Türkiye’yi savaşa sokacak her kararın karşısında olacaklarını açıklayarak, Türkiye’nin çatışmalarda yer almaması gerektiğini” savunması tam bir sahtekârlıktı ve milli duyarlılıkla bağdaşmazdı. Türkiye’nin karanlık ve bataklık bir çatışmanın içine çekilmesi ayrıdır, ama mecbur kalınırsa kendi haklarını savunmaktan kaçınması da Türkiye aleyhine sonuçlara zemin hazırlayacaktır. Asıl tenkit edilmesi gereken Türkiye’nin Suriye politikasının yanlışlığı ve bu yanlışlık sonucu bugün kendisini sıcak bir çatışmanın içinde bulmuş olmasıdır. Maalesef AKP iktidarı Kobani’de PYD’nin hâkimiyet kurmasına topraklarımızı Peşmerge, PYD ve PKK militanlarına açarak bu güçlerin Türkiye üzerinden Kobani’ye taşınmasına ve sonuç olarak Kobani’de bir PYD hâkimiyetinin sağlanmasına zemin hazırlamıştır. Bunlara bakarak dün niçin PYD’ye destek çıktınız da bugün PYD ile savaştınız? diye sormak mantıklı olabilir ama Suriye’deki gelişmeleri sonuna kadar Türkiye’nin seyretmesini istemek anlamına gelebilecek tavırlardan da kaçınmak lazımdır” tespitleri haklıdır; ama bunlar AKP’nin tutarsızlığına ve gaflet politikalarına kefaret sayılmayacak sorumluluktan kurtaramayacaktır.

Artık Dünya Suriye'de yaşanan gelişmelere kilitlenmiş durumdadır. Türkiye Suriye sınırında olası bir saldırı ve göç dalgasını önlemek için üç tugay yani 15 bin askeri sınır hattına yığmıştır!

Ankara Halep'in kuzeyinde devam eden Rus bombardımanının da büyük göç dalgasına yol açmasından endişe duymaktadır. Türkiye'ye yönelik kitlesel bir göç ihtimaline karşı Genelkurmay Harekât Başkanlığı "ihtimaliyet planlaması” çerçevesinde üç tugay yani 15 bin askerin sınır hattında güvenli insani bölge oluşturması için hazırlık yapmıştır.

Tam da böyle bir sırada Ankara’da hem de TBMM ile Genelkurmay Başkanlığı yakınlarında iki askeri personel servis aracına yönelik korkunç patlama saldırısı artık Devletin çok ciddi ve gerçekçi tedbirler alması gerektiğinin ve bu Hükümetin işbirlikçiliğinin ve basiretsizliğinin çok büyük felaketlere yol açabileceğinin farkına varması lüzumunu ortaya koymaktadır.

Otuz canımızı alan, yetmiş canımızı da yaralayan Ankara Patlamasının sorumlusu ise YPG çıkmıştı. Başbakan Davutoğlu bu saldırıya ilişkin yaptığı açıklamada teröristlerin YPG’li olduğunu vurgulamıştı. Bunu ABD, İsrail ve Rusya’nın tezgâhladığı şeklinde okumak lazımdı. Çünkü YPG’nin arkasında onlar vardı. Ve tabii bu kahpe ve kalleş saldırı Türkiye’ye savaş ilanıydı.


[1] 09 Şubat 2016, Yurt Gazetesi

[2] 06 Aralık 2015, Kanal a haber

[3] 10.02.2016, Ahmet Takan

Ahmet AKGÜL -

AHMET AKGÜL KİMDİR?

     

Araştırmacı-Yazar, Düşünür ve Siyaset Bilimci olarak tanınan Ahmet Akgül, Milli Görüş çizgisinde önemli bir fikir adamıdır. Olaylara insan eksenli ve İslam endeksli yaklaşmaktadır.

2004 Ocak ayında, arkadaşlarıyla birlikte İstanbul’da aylık olarak yayınlanan “Milli Çözüm” Dergisini çıkarmaya başlamıştır.

Uzun süreli, ciddi ve çileli bir mücadele dönemi yaşamış ve bu duyarlı, tutarlı ve kararlı tavrını hiç bırakmamıştır. Bu yüzden pek çok sıkıntı ve saldırılara uğramış, defalarca mahkeme açılıp tutuklanmış ve hapis yatmıştır.

İnancımız ve ihtiyacımız olan evrensel hukuk kurallarının; bütün insanlığın ortak değeri ve hayat düzeni haline getirilmesi, “Demokrasi, Laiklik ve özgürlükler” gibi çağdaş kurum ve kavramların; ilmi ve insani temellere göre yeniden şekillenmesi… Ve Türkiye’nin yeni bir barış ve bereket medeniyetine öncülük etmesi konularında yoğunlaşmıştır.

Üstadımızın, başta “İnsanın Yozlaşması”, ardından “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” ve yine “Barış ve Bereket Nizamı “İslam Davası” ve Yozlaştırılan “Cihat Kavramı” gibi birçok kitapları İngilizceye çevrilip merkezi Londra’daki Cagaloglu Yayıncılık organizesiyle; Amazon ve Bornes&Noble (bn.com) gibi dünya genelinde dağıtım yapan yüzlerce online sitesinde ve dijital (e-kitap) sayesinde 120 kadar ülkede yayınlanıp okunmaktadır. Ayrıca Üstadımızın “Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı” başlıklı Meal-i Kerim yorumları İngilizce ve Rusça tercümeleri ile “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” kitaplarının Rusça, Arapça, Çince, Japonca ve İspanyolca tercümeleri tamamlanıp basılmış olup; Almanca, Fransızca, Kırgızca ve Farsça tercümelerinde de sona yaklaşılmıştır.

Milli siyaset ve sorumluluk düşüncesini farklı bir boyutta ele alan ve yorumlayan Hocamız; yaklaşık 40 yıldır Türkiye’mizin her yerinde, Avrupa’da ve İslam ülkelerinde, önemli seminer ve konferanslara katılmaktadır.

Mili Görüş’e çöreklenmiş bazı şaibeli kişilerin gizli niyet ve tertiplerini haber vermesi, uzun vadeli hedefler ve stratejik tavizler sonucu Parti'ye girdiklerini sezmesi ve söylemesi nedeniyle, Ahmet Akgül’ün teşkilatlarda ve Milli Görüşçü kuruluşlarda hizmet vermesi engellenmeye çalışılmış; Erbakan Hoca ise, kendisinin daha bağımsız davranabilmesi ve nifak çarkı içinde körletilip kirletilmemesi için bu girişimlere karşı çıkmamış, ama kendisini uzaktan destekleyip yönlendirmekten de geri durmamıştır. Erbakan’ın “Adil Düzen” projeleri, AKP’nin siyasi hileleri ve karanlık ilişkileri, Fetullahçı Cemaatin gizli mahiyeti konularında sayılı uzmanlardandır.

1949 Elazığ doğumlu olan, çeşitli konularda yayınlanmış ve hazırlanmış 80 (seksen) eseri bulunan yazarımız, evli ve beş çocuk babasıdır.

      

Hocamız’ın Başlıca Kitapları:

● Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı (Türkçe Meal-i Kerim. Abdullah Akgül Yayına Hazırladı.) (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)

Milli Sorunlarımız ve Sorumluluklarımız (2 Cilt)

Dünyanın Değişimi ve Erbakan Devrimi

Refah-Yol’la Rantiye Savaşı

Cemaatin Cılkı, Erdoğan’ın Çarkı, Erbakan’ın Farkı

Türkiye Kuşatılırken, Kuklaların Kapışması

Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya (İngilizce, Rusça, Çince, Japonca, Arapça ve İspanyolcaya çevrildi.)

Bizim Atatürk

Küresel Fesatçılık ve Fetullahçılık

● Dış Politika Yazıları (I) BOP’un Temel Taşları (1988-1998)

● Dış Politika Yazıları (II) Tarihin En Talihsiz Yılları (2002-2015)

Siyaset ve Strateji Bilgeliği

Osmanlı Sistemi ve Abdülhamit Siyaseti

İslam Davası ve Cihat Kavramı (İngilizceye çevrildi.)

● “İnsan”ın Yozlaşması (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)

Ah-u Figan’ım (Şiir)

Başörtüsü İnkârı ve İstismarı

AKP Tahribatının Fotoğrafı: İslamcı Münafıklar

Yeni İstiklal Savaşında Milli Şuur ve Ordu

Bir Dış Proje Olarak AKP Gerçeği ve Akıbeti

Bilge(!) Erdoğan’dan, İlkeli(!) Numan’a AKP Tezgâhı

Cezaevinde Yazdıklarım

Siyonizm-Deccalizm Ortaklığı

Devrim Simsarları ve Din İstismarcıları

Dilin Düğümü Çözüldü (Şiir)

Din Dengedir İslam İlericiliktir

Din – Devlet ve Demokrasi

Ergenekon Senaryosu “At Değiştirme” Operasyonu muydu?

(Kadiri - Haydari Tarikatı) Gönül Seması ve Tasavvuf Kapısı

Medeniyet Mücadelesi ve Mehdiyet Müjdesi

● Teşkilatçılık (İletişim ve İşbirliği Sanatı) Mesaj ve Metod 

Milli Siyasette Kirli Hesaplar-1 Milli Görüş’ün Marazlıları

Milli Siyasette Kirli Hesaplar-2 Sonradan Yamuklaşanlar

ABD’li Siyonistlerin, AKP’li Piyonistleri Bir Devrin Bitişi ve Bir Devrimin Gelişi

İdlib-Amik Ovası ve Yaklaşan Armageddon Savaşı

BDP’nin Özerklik Ezanı, TC’nin Cenaze Namazı Olacaktı

Bir Devrim Yaşanıyordu!

Dünya Dönüşüme Hazırlanıyordu

Hidayet Kıvılcımı ve Hikmet Kılıcı (Şiir)

Katı Ulusalcıların ve Ilımlı İslamcıların Din Tahribatı

Osmanlı’dan Cumhuriyete Kripto Yahudiler ve Pakraduniler

Yüz Kur'ani Kavram ve Yorumları

Bizden Söylemesi-1 AKP İntihara Gidiyordu… (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)

Bizden Söylemesi-2 Türkiye Uçuruma Sürükleniyordu… (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)

Terör-Masonluk ve Mafia Medeniyeti

Cumhuriyet Türkiye’sinde Nifak Hareketleri

Ruhlar-Sırlar ve Uzaydaki Yaratıklar

Sabah Yakın Değil miydi?

Tarikatların Hizmet Sahası ve Islahı

Tuz Kokarsa…

Türkiye Büyüyor muydu, Bölünüyor muydu?

Türkiye Dağılacak mıydı, Doğrulacak mıydı? (Ahmaklar Okumasındı!)

Türkiye Tarihi Dönemeçte, Ya Yıkılacak Ya Şahlanacaktı!

Yakın Tarihimizde Yüceler ve Cüceler (2 Cilt)

Zafer Muştuları ve Fetih Hazırlıkları

Erbakan’dan İntikam Alanlar

Suriye’de Yaklaşan Hilal-Haç Kapışması

Başkanlık Muamması ve Çarkların Tıkanması

15 Temmuz Hıyanetinin Gizemi: Bir Darbe Analizi ve Sistem Krizi

Pazarlık Partisi ve Palavra İktidarı

Kemalizm-Tayyibizm Uyarlaması

Asker Darbesi Değil Devlet Müdahalesi Lazımdı

İslam’dan Uzaklaştıkça, İnsanlıktan Çıkılması

Dert Söyletir Aşk İnletir (Şiir)

● Hainleri Haşlama, Zalimleri Taşlama (Şiir)

İstanbul Sözleşmesi ve Ailenin Çözülmesi

      

Hocamızın Önsözünü Yazdığı Milli Çözüm Yayınları:

● Üstad Ahmet Akgül’ün Özgeçmişi ve Öğretileri (Yakup Gözübüyük)

● Haykırış (Şiir - Ali Çağıl)

AKP Yönetimi ve Tahribat Yöntemi Sistem Tahlili ve Siyaset Tenkidi (Nevzat Gündüz)

● Sözün Çözüme Dönüşmesi (Siyasi Fıkralar) (Osman Eraydın)

● Ayar Aynası ve Nokta Atışı (Sosyal ve Siyasi Fıkralar) (Erdoğan Bişkin)

Milli Çözüm Ekibinden: İlginç Rüyalar ve Manevi Uyarılar (2 Cilt - Hazırlayanlar: Fatma Betül Erişkin – Nail Kızılkan – Neslihan Bayraktar)

Devami
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Web Sitesi

Makale Paylaşım Sayısı: 707

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR