YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69d8b919c2573
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 6 4 8
Bugün : 12713
Dün : 54804
Bu ay : 521062
Geçen ay : 1803365
Toplam : 52666120
IP'niz : 2600:1f28:365:80b0:1a6b:8952:8e38:17b

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

28 ŞUBAT'IN SİYONİST BARONLARI
VE
İŞBİRLİKÇİ FİGÜRANLARI KİMLERDİ?

07 Mart 2017 tarihinde yayınladığımız yazımızı önemine binaen okurlarımızla tekrar paylaşıyoruz…

28 Şubat sürecinde “Generallerin darbe yapmaması adına, olan bitene ses çıkarmayarak, kendisini feda ettiğini” iddia eden Süleyman Demirel’in sözleri, 28 Şubat’ın 20. yılında yeniden gündeme taşınmıştı. Postmodern darbe olarak nitelenen 28 Şubat’ın önemli figüranlarından biri olan 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in askerlere müsamaha göstermesi eleştiri konusu yapılmıştı. Star gazetesi yazarı ve koyu Erdoğan ve AKP yandaşı Lütfü Oflaz, Demirel’le yaptığı şaşırtıcı 28 Şubat sohbetinin ayrıntılarını, “Siyaseten İntihar Eden Cumhurbaşkanı!” başlığıyla köşesine taşımıştı. Kendi aklınca hem Süleyman Demirel’i, hem de Tayyip Bey’i aklamaya çalışmıştı.

“Adnan Menderes’in temsilcisi olan bir insan, 28 Şubat’ta Kemalist Generallerle nasıl iş birliği yapardı? Başbakan Necmettin Erbakan’ın iktidardan uzaklaştırılmasına nasıl katkı sunardı? Oysa Generallere direnmesi lazımdı!” İşte Lütfü Oflaz’ın bu sorularını Demirel şöyle yanıtlamıştı:

“Rahmetli Adnan Menderes’ten beri bizim siyasi çizgimize oy vermiş dindarları niye karşıma alayım? Siyaseten niye intihar edeyim? Ben akılsız mıyım? O dönemde Generallerin gözü öylesine dönmüştü ki, Erbakan’ı korumaya kalksam Cumhurbaşkanı olarak asıl darbeyi bana yapacaklardı. 12 Eylül’de olduğu gibi ortada demokrasi de Meclis de kalmayacaktı!” Evet, tam da Masonca ve münafıkça bir yanıttı… Hatta gerçek ayarının itirafıydı…

Süleyman Demirel’in: “Erbakan’ı koruyamamanın bana getireceği siyasi faturanın şuurundaydım. Dindarların bunun bedelini bana ödeteceklerinin farkındaydım. Ancak demokrasinin yaşaması için kendimi feda etmekten sakınmadım.” mazeretlerine keramet uydurmaya kalkışan yandaş yazarların: “Süleyman Demirel, bunları kendini savunmak, günah çıkartmak için mi söyledi? Yoksa 28 Şubat döneminde böyle davranarak, 12 Eylül türü bir askeri darbe olmasını mı engelledi? Bunu bilemem. Onun bana bu konuda söylediklerini nakletmekten öteye geçemem. Yorum sizin. Karar tarihin.” sözleri, Demirel’den aşağı kalmadıklarını yansıtmaktaydı.

Oysa 28 Şubat’ın; dışarıda ABD derin devleti Yahudi Lobilerinin Hahamlar Meclisi sayılan 300’ler konseyinin kararı, içeride ise Süleyman Demirel ve Mesut Yılmaz gibi siyasi, TÜSİAD gibi iktisadi ayakları, Fetullah Gülen gibi münafıkları, Masonik ve kiralık medya yazar ve yorumcuları, satılık sendika ağaları ve askeri cunta elemanlarıyla gerçekleştirildiği tarihi ve talihsiz bir kırılma noktasıdır. Asıl amaç Morrison Süleyman Demirel’i aklamak, haklı çıkarmak ve dolaylı olarak Erbakan’ı cesaretsiz ve beceriksiz göstermeye çalışmaktı. Ve tabi bu vesileyle Tayyip Erdoğan’ın da ne denli kararlı ve başarılı bir kahraman(!) olduğu palavrasını hatırlatmaktı. Oysa Süleyman Demirel; 28 Şubat darbesi sırasında işbirlikçi siyasi ayağı, Erdoğanlar ise sonrasındaki pazarlıklarıydı.

İşte 28 Şubat’ın şartları ve şarlatanları!

28 Şubat 1997’deki Milli Güvenlik Kurulu toplantısında, TSK’nın cuntacı kanadı ABD Yahudi Lobilerinin talimatlarını, Refah-Yol Hükümeti’nin önüne, uygulanmasını istedikleri maddeler olarak koymuşlardı. Dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan önüne konulan bu dayatmaların hem haksızlık ve yanlışlığını 4 saat anlatıp ispatlamış, hem de asla kabule yanaşmamış ve imzalamamıştı. Sadece ‘bu maddelerin görüşülmek ve uygulanması uygun değildir’ kararı verilmek üzere, Bakanlar Kurulu’na sevk edildiği Başbakanlık üst yazısını imzalayıp yollamıştı. Ve bunların hiçbir maddesi işlerlik kazanmamış ve uygulanmamıştı. Üstelik Erbakan Hoca bu 28 Şubat’tan aylar sonra ve Süleyman Demirel’in demokrasiye ve milli iradeye hile ve hıyanet tavrıyla Başbakanlıktan ayrılmıştı. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in, hem koalisyon protokolü maddesi hem teamül gereği Tansu Çiller’e vermesi gereken Başbakanlığı tutup Mesut Yılmaz’a vermesi ve DYP kanadına yönelik artan baskılar neticesi Erbakan Hükümeti 18 Haziran 1997’de istifa etmek zorunda kalmıştı. İşte tarihe “postmodern darbe” olarak geçen 28 Şubat ve sonrasında yaşananlar şunlardı:

Yıl 1995. 24 Aralık genel seçimleri yapılmıştı.

25 Aralık: Kesin olmayan ilk sonuçlar açıklandığında Refah Partisi sandıktan birinci parti olarak çıkmıştı. İstanbullu iş adamlarının gönlünde ANAYOL formülü yatmaktaydı. TÜSİAD, gazete ilanlarıyla bu formüle destek vermeye başladı. O sırada Güneydoğu’daki görevini tamamlayan Kayseri 1. Komando Tugayı’nı ziyaret eden Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı burada yaptığı açıklamada, Silahlı Kuvvetlerin, laik Türkiye Cumhuriyeti’nin teminatı olduğunu belirterek, “Her türlü bağnazlık ve gericiliğin karşısındayız” gibi alâkasız tavırlar takınmıştı.

Yıl 1996; 19 Şubat: ANAP lideri Mesut Yılmaz, ilk başta RP ile koalisyon yapmaya yanaşmıştı. Ama 20 Şubat’ta, Genelkurmay eski Başkanı DYP Kilis Milletvekili Doğan Güreş, “Mesut Yılmaz, RP’yi iktidara taşımanın bedelini çok ağır öder” uyarısını yapmış ve haddini aşmıştı. Tabi Mesut Yılmaz da mesajı almıştı.

24 Şubat: Mesut Yılmaz, Erbakan’la koalisyon kurmaktan vazgeçince; 12 Mart’ta, ANAYOL Hükümeti Meclis’ten güvenoyu almıştı.

13 Mart: Başbakan Mesut Yılmaz ve DYP lideri Tansu Çiller, “ANAYOL’u Ordu istedi” iddiasını yine yalanlamışlardı. Doğruydu, çünkü Ordu paravandı, ANAYOL’u asıl isteyenler Yahudi odaklar ve TÜSİAD gibi faizci para baronlarıydı.

2 Nisan’da: Çiller dosyaları açılmış, TEDAŞ dosyası TBMM’ye taşınmıştı. Ardından da 10 Nisan’da TEDAŞ’tan sonra Tofaş dosyası da ortaya çıkarılmıştı. Azınlık ANAYOL Hükümeti, RP’nin Tansu Çiller hakkında Meclis’e getirdiği dosyalarla bunalıma girip sıkışmıştı.

24 Nisan: ANAYOL’da deprem başlamıştı. DYP lideri Çiller ve Enerji eski Bakanı Şinasi Altıner hakkında RP ve DSP’nin verdiği Meclis soruşturma önergeleri TBMM’de kabul edilince ANAYOL sarsılmıştı. Sırada Tofaş vardı. ANAP’ın 72 fire vermesi, ANAYOL koalisyonunun geleceğini tehlikeye atmıştı.

11 Mayıs: Çiller’in örtülü ödenekten 500 milyar harcadığı ortaya çıkmıştı. 27 Mayıs’ta ise Refah Partisi, Yılmaz hükümetini devirmek için gensoru hazırlamıştı.

4 Haziran: Genelkurmay ikinci Başkanı Orgeneral Çevik Bir’in, İsrail ile ilişkilere yapılan eleştirilere cevap mahiyetinde “Türk Silahlı Kuvvetleri, dış askeri ilişkilerini devletin temel siyasi politikasına göre yürütmektedir” açıklaması ayarını ortaya koymaktaydı.

7 Haziran 1996: RP Genel Başkanı Necmettin Erbakan, Cumhurbaşkanı Demirel’in hükümet kurma görevini kendisine verdiğini açıklamıştı.

15 Haziran: DYP Kilis Milletvekili Doğan Güreş, “RP ile olacak koalisyonu, geldiğim ocağa açıklayamam. Üst tarafı tutsam bile, alt tarafı tutamam. Bu camia beni dışlar.” derken TSK’dan öte Mason Localarını mı kastetmiş olmaktaydı?

27 Haziran: Çiller ve Erbakan, RP-DYP koalisyonu konusunda kesin olarak anlaşmaya varmışlardı. Ve 28 Haziran 1996’da Prof. Dr. Necmettin Erbakan Başbakan olarak koltuğa oturmuş, tarihi ve talihli icraatlarına başlamışlardı.

24 Temmuz: Yüksek Askeri Şûra toplantısında “600 civarında dindar subayın Ordu’dan atılacağı” tartışmaları başlatılmıştı. Oysa bunların çoğu daha sonra darbeye kalkışacak olan FETÖ’cü subaylardı. Ve o gün biz Milli Çözüm Dergimizde bunları yazmıştık.

10 Ağustos: Başbakan Necmettin Erbakan; İran, Pakistan, Singapur, Malezya ve Endonezya’ya yapacağı 10 günlük geziye çıkmış ve tarihi D-8’lerin temelleri atılmaya başlanmıştı.

11 Ağustos: İran ile ilk etapta doğalgaz, petrol ve enerji iş birliği konularında anlaşmaya varılmıştı.

28 Ağustos: Daha önce hazırlanıp imzalanan Türkiye-İsrail Savunma Sanayi İşbirliği Anlaşması askıya alınmış, sadece bazı tankların ve F-16 savaş uçaklarının mecburi modernizasyonunun (Amerika’da iki misli pahalıya patladığı için) İsrail’de yapılmasına izin çıkmıştı.

1 Eylül: Sabah gazetesinin sürmanşetinde yer alan haberde İsmail Hakkı Karadayı, İran devriminden sonra Türkiye’ye kaçan bir İranlı kuvvet komutanının devrimle ilgili anılarını anlatarak, komutanın, “İran’da generaller, Humeyni hareketinin irticanın ta kendisi olduğunu fark ettiklerinde, iş işten geçmişti” şeklinde konuşmalar yapmıştı. Başbakan Erbakan, Afrika gezisine çıkma hazırlıklarını sürdürürken, ordu, medya ve bürokrasideki RP’ye yönelik Masonik baskılar gittikçe artmaktaydı. RP iktidarına karşı mücadele veren güçler darbe dahil her türlü seçeneği çekinmeden gündeme getirmeye başlamışlardı.

2 Ekim: Başbakan Erbakan; Mısır, Libya ve Nijerya ziyaretlerine çıkmıştı.

6 Ekim: Erbakan’ı ülkesinde konuk eden Libya lideri Kaddafi, CIA güdümlü Dışişleri elemanlarının kasıtlı yanıltmaları ve kışkırtmaları sonucu Türkiye’ye haksız ithamlara kalkışmış ve Erbakan’dan diplomatik bir dille gerekli yanıtları almışlardı.

24 Ekim: D-8’ler olarak adlandırılan ve Türkiye, İran, Pakistan, Malezya, Endonezya, Mısır, Nijerya ve Bangladeş’ten oluşan grubun temeli atılmıştı.

3 Kasım: Susurluk’ta meydana gelen trafik kazasında, İstanbul Emniyet Müdürü eski Yardımcısı Hüseyin Kocadağ, katliam sanığı ülkücü Abdullah Çatlı ve Gonca Us kurtulamamışlardı. Bucak Aşireti Reisi DYP Milletvekili Sedat Bucak ise kazadan ağır yaralı olarak çıkmıştı. 8 Kasım: İçişleri Bakanı Mehmet Ağar görevinden istifa etmek zorunda kalmıştı.

10 Kasım: Kayseri Belediye Başkanı Şükrü Karatepe‘nin bir toplantıda “içim kan ağlayarak (10 Kasım) törenlerine katıldım” şeklindeki ucuz kahramanlık edebiyatı, sıkıntıya yol açmıştı.

4 Aralık: Mehmet Ağar‘ın, Abdullah Çatlı‘ya silah verilmesi için hazırlanan belgeye imza attığı ortaya çıkmıştı.

6 Aralık: Ankara DGM, RP lideri Erbakan’ın Hac konuşması ve Hasan Hüseyin Ceylan’ın patavatsız palavraları nedeniyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’na suç duyurusunda bulunmuşlardı.

24 Aralık: Genelkurmay Başkanı İ. Hakkı Karadayı, “Türkiye’yi Orta Çağ karanlığına sürüklemek isteyenler var!” gibi talihsiz ve terbiyesiz beyanlara başlamıştı. Erbakan, Kahraman Ordumuzun onurunu ve huzurunu korumaya çalışırken, bunlar Atatürk’ün kapattığı MASONLUĞUN talimatlarını uygulamaktaydı. 28 Aralık: Aczimendi başı Müslüm Gündüz ile Fadime Şahin bir evde yakalanmış, bu olay, basında günlerce gündemde tutulup Refah-Yol aleyhine kullanılmıştı.

Yıl 1997; 5 Ocak: Türk-İş öncülüğünde Hükümet’e uyarı mitingi yapılmıştı

9 Ocak: Başbakanlık Kriz Yönetim Merkezi Yönetmeliği, Resmi Gazete’de yayımlanarak yürütülmeye başlanmıştı. 10 Ocak: Resmi dairelerdeki mesai saatlerinde, Ramazan nedeniyle mahalline göre düzenlemeler yapılmıştı. Çalışanların iftar saatine yetişebilmeleri için bazı illerde öğle tatili kısa tutulurken, bazılarında öğle tatili uygulanmamıştı. 11 Ocak: Genelkurmay, Sultanbeyli’de Belediye Başkanı’na rağmen 10 Kasım’da Atatürk heykeli diktiren 2. Zırhlı Tugay Komutanı Tuğgeneral Doğu Silahçıoğlu‘na sert tepki gösteren Necati Çelik hakkında suç duyurusu yapmışlardı.

Başbakan Necmettin Erbakan, tarikat ve cemaat liderlerini iftar yemeğine çağırmıştı.

17 Ocak: Cumhurbaşkanı S. Demirel, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına Yargıtay Birinci Ceza Dairesi Üyesi Vural Savaş’ı atamıştı. 21 Ocak: Atatürkçü Düşünce Derneği, Başbakan hakkında, konutta verdiği yemek daveti nedeniyle suç duyurusunda bulunmuşlardı. 23 Ocak: Bartın Adliyesi Yazı İşleri Müdürü Abdurrahman Güzelgün, memurların mesai saatlerinin Ramazan’a göre düzenlenmesini öngören Bakanlar Kurulu Kararlarının iptali istemiyle Danıştay’a dava açmıştı.

26 Ocak: Komutanlar, Gölcük’te 72 saat süren olağanüstü şûrada toplanmışlardı. Komutanların değerlendirmeleri şunlardı: 1- Org. Koman’ın sürekli Susurluk Komisyonu’na çağrılması “şova” yöneliktir. 2- Bir Generalin, bir semte Atatürk heykeli dikilmesindeki tutumu için söylenenler üzüntü vericidir. 3- Ramazan nedeniyle mesainin iftar saatine ayarlanması doğru değildir. 4- TSK iç ve dış tehdide karşı ülkeyi korumakla görevlidir. Ordu’yu iç politikaya çekme gayretleri tehlikelidir. Evet, sadece bu 4. madde gerçeği yansıtmaktaydı. Ama maalesef cunta ise işte tam da bunu yapmaktaydı.

28 Ocak: Danıştay, Ramazan düzenlemesiyle ilgili “yürütmenin durdurulması” kararını almıştı. Yani Yargı halkın ve yasaların değil, dayatmaların ve peşin saplantıların hizmetkârı olduğunu ispatlamıştı.

30 Ocak: Sincan’ın RP’li Belediye Başkanı ve Şevket Kazan’ın özel adamı Bekir Yıldız, Kudüs’ü anma toplantısı düzenleyip, gereksiz şovlarla kışkırtıcılık yapmıştı. O süreçte Şevki Yılmaz gibi şarlatanlar da ortalığı kışkırtacak beyanlarda bulunmaktaydı.

31 Ocak: Başbakan Necmettin Erbakan’ın, gizli bir emirle MGK Genel Sekreteri’ne; bir yıllığına ülkede birlik ve dirliği koruma ve milli savunmayı güçlü kılma konusunda bazı görevler ve yetkiler aktardığı medyaya sızdırılmıştı.

1 Şubat: Başbakan Erbakan, kamuoyundan gelen tepkiler ve DYP’deki bazı Bakanların “imza koymayız” direnişlerine rağmen; üniversitelerde başörtüsünü serbest bırakan kararnameyi, Bakanlar Kurulu’nda imzaya açmıştı. 3 Şubat: Sincan’daki Kudüs gecesine DGM inceleme başlatmıştı. 5 Şubat: Sincan halkı o sabah tank sesleriyle uyanmıştı.

7 Şubat: İstanbul’daki üniversitelerin öğretim üyeleri; başörtüsüne serbestlik tanıyan iktidarın üniversitelerden elini çekmesini söyleyip Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkmak isteyenlerle mücadele edecekleri kılıfıyla Siyonist patronların ve işbirlikçi piyonların sözcülüğüne soyunmuşlardı.

8 Şubat: ANAP lideri Mesut Yılmaz, Türkiye’de büyük bir tehlikenin söz konusu olduğunu iddia ederek, “RP’nin tabanı militanlaşıyor, hatta silahlanıyor” kışkırtmasına kalkışmıştı. Aynı Mesut Yılmaz sonrasında TSK’ya karşı halka pompalı silah dağıtılmasına sessiz kalan AKP iktidarını ve Sn. Erdoğan’ı savunmak için ta Amerika’ya koşmaktaydı. 10 Şubat: Adalet Bakanı Şevket Kazan‘ın “sürekli aydınlık için bir dakika karanlık” eylemi için “Elektrikleri söndürüp mum söndü oynuyorlar” gibi kasıtlı ve kışkırtıcı sözleri Alevilerin büyük tepkisine yol açmış ve marazlı medya bunu Erbakan’ın aleyhine kullanmışlardı.

14 Şubat: DGM, Sincan davasında Bekir Yıldız ve Nurettin Şirin’le birlikte 9 kişiye daha tutuklama kararı almıştı. Yoğun baskılar altında bunalan Başbakan Yardımcısı Çiller, DYP’li Bakanların üniversitelerde türban serbestisi kararnamesini imzalamayacaklarını açıklamıştı.

15 Şubat: Müslüman bir ülkede, İslam’ın bütün kuralları anlamına gelen Şeriat’a karşı sözde çağdaş kadınlar yürüyüşü yapılmıştı.

21 Şubat: İsrail ağzıyla: “İran terörist devlet muamelesi görmeli” diyen Org. Çevik Bir, Sincan’dan geçen tanklarla ilgili olarak da; “Demokrasiye balans ayarı yaptık” küstahlığından sakınmamıştı.

Ve ABD, İran’la yapılan Enerji İşbirliği Anlaşmasının iptalini isteyip darbenin asıl nedenini açığa vurmuşlardı.

24 Şubat: S. Demirel: “Kim ki, dini siyaset malzemesi yapıp, istismar edip, rejimin karakterini değiştirmeye kalkarsa, karşısında Cumhuriyet Savcısı’nı bulacaktır. Cumhuriyet’in temel niteliklerini değiştirmek için yola çıkacak hiçbir heyetin ömrü uzun olmayacaktır. Savcılar, hâkimler görevlerini yapmaktadırlar, yapacaklardır. Medya görevini yapmaktadır ve yapacaktır. Cumhuriyetin kazanımlarını koruyacak kadar Türk vatandaşı vardır.” beyanatıyla dış odakların ve Masonik kanadın avukatlığını yapmışlardı.

25 Şubat: Oramiral Güven Erkaya, Refah Partisi’ni kastederek: “Aşırı dinci akımlar bugün, PKK tehdidinden daha büyük bir tehlike haline geldi” küstahlığına kalkışmıştı.

26 Şubat: Türk-İş, DİSK ve TESK’ten rejime yönelik tehditlere karşı güç birliği kararı alınmıştı ve İstanbul Çağdaş Kadın Kuruluşları Birliği, laiklik için eylem başlatmışlardı.

28 Şubat 1997: MGK, Cumhurbaşkanı Demirel başkanlığında toplanmıştı. Türkiye’de 1997’den sonraki dönemde meydana gelen siyasal ve sosyal gelişmeleri belirleyen bu tarihi toplantı, dokuz saati aşmıştı. MGK’da Atatürk ilke ve inkılaplarının ödünsüz uygulanması, temel eğitimin sekiz yıla çıkarılması, İmam Hatip okullarının meslek okullarına dönüştürülüp kapatılması, sözde irticai faaliyetlere karıştıkları için TSK’daki görevlerine son verilen askerlerin belediyelerde çalıştırılmaması dayatmalarını Erbakan tam dört saat yanıtlayıp karşı çıkmış, ama bildirinin sonunda “tavsiye edilir” kelimelerinin yerine “yaptırım” kelimesinin kullanılması “muhtıra” şeklinde yorumlanmıştı. Bu tarihten sonra yaşanılan gelişmeler, bu değerlendirmenin bir anlamda doğruluğunu ortaya koymaktaydı.

2 Mart: Erbakan Hoca, hükümete bildirilmek üzere MGK’da alınan yirmi maddelik kararlar listesinde bazı ifadelerin haksız ve yanlış olduğunu öne sürerek bu kararları imzalamamıştı.

Genelkurmay Genel Sekreteri Tümgeneral Erol Özkasnak, “Ordu ile uyum içindeyiz” diyen Erbakan’a “Ordu, Atatürk’e inananlarla uyum içindedir” karşılığını verip, aslında Kemalizm’in, Siyonizm’in ve Masonik merkezlerin kılıfı yapıldığını ispatlamıştı.

3 Mart: Başbakan Erbakan, “Demokratik sisteme destek için” parti liderlerini ziyarete başlamış, ancak maalesef umduğunu bulamamıştı. Erbakan “Hükümet, TBMM’de kurulur. MGK’da kurulmaz” diyerek dış mihrakların ve işbirlikçi takımının ayarını ve amacını ortaya koymuşlardı.

4 Mart: Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu Başkanı Derviş Günday, Türk-İş Genel Başkanı Bayram Meral ve DİSK Genel Başkanı Rıdvan Budak, MGK kararlarına tam destek verdiklerini açıklayıp kimlerin kulları olduklarını açığa vurmuşlardı.

5 Mart: Erbakan, bütün baskılarına rağmen MGK kararlarını imzalamamış, sadece bunların görüşülmek üzere Bakanlar Kurulu’na sevk yazısını hazırlamıştı.

7 Mart: Cumhurbaşkanı Demirel, “MGK kararlarının uygulanmaması halinde devletin tıkanacağını, uygulamayanların (yani Erbakan’ın) sorumlu olacağını” söyleyecek kadar bayağılaşmıştı.

9 Mart: MGK kararlarının uygulanmasıyla ilgili ilk çatlak, 8 yıllık kesintisiz eğitimde çıkmış, MGK, 8 yıllık temel eğitimin kesintisiz olmasını isterken; RP, İmam Hatiplerin orta kısımlarının zorunlu eğitim kapsamında kalmasını sağlayacak 5+3 modelinde ısrarlı olduklarını açıklamıştı. 14 Mart: 28 Şubat kararları Meclis’te tartışılmıştı.

23 Mart: Erbakan, 8 yıllık eğitimin uygulanamayacağı konusunda MGK’yı ikna için bir rapor hazırlamış, ortağı DYP’den de destek almıştı.

25 Mart: MGK kararlarıyla ilgili olarak ilk kez konuşan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Karadayı, RP’nin ısrarlarına karşı çıkıp MGK’nın anayasal bir kuruluş olduğunu hatırlatmış ve “Burada alınan kararlar, herkesin riayet etmesi gereken kararlardır” beyanında bulunmuşlardı.

26 Mart: Sağlık Bakanı Yıldırım Aktuna, tüm illere türban yasağı genelgesini yollayıp, Mason Localarının talimatını uygulamıştı. 27 Mart: DYP’de hükümetten çekilelim sesleri yükselmeye başlamıştı.

30 Mart: Ankara Müzik Festivali’nin açılışında gerçekleştirilen konserde şimdi AKP’lilerin saygıyla andığı Morrison Süleyman Demirel’in “İşte çağdaş Türkiye!” dediği an, izleyiciler ayağa kalkarak “Laik Türkiye!” sloganları atmıştı.

31 Mart: Milli Eğitim Bakanı DYP’li Mehmet Sağlam, 8 yıllık kesintisiz eğitim başlarken, İmam Hatip’ler dahil bütün ortaokulların kapatılacağını açıklamıştı. 12 Nisan: THK Başkanı Atilla Taçoy, kurban derisi toplama yetkisinin MGK tavsiyesince kendilerine ait olduğunu vurgulamıştı. Ve 13 Nisan: Tüm Valiler Laiklik Zirvesi için Ankara’ya çağrılmıştı.

20 Nisan: ANAP lideri Mesut Yılmaz, “Size müjdem, bayramdan hemen sonra bu Hükümet yolcudur. Falcılık falan yapmıyorum, bilerek söylüyorum” ifşaatında bulunup Yahudi Lobilerinin ve Masonik Merkezlerin planını ortaya koymuşlardı.

24 Nisan: Hiç utanmadan, haddi ve görevi olmadan; RP’yi eleştiren, Erbakan Hoca’ya hakarete yeltenen Tuğgeneral Osman Özbek’e DYP’li Milli Savunma Bakanı Turan Tayan ise “Paşa’ya dokunamazlar” diyerek sahiplenmeye kalkışmıştı. Erbakan’ın yakın çevresi sayılan Milletvekili, Bakan ve Belediye Başkanlarından, bu Osman Özbek küstahına tutarlı ve tumturaklı bir yanıt çıkmaması ise tek kelime ile mide bulandırıcıydı.

26 Nisan: Genelkurmay Başkanlığı, Atatürk ve laiklik karşıtı gelişmelerin yoğunlaşması üzerine, Kara Kuvvetleri Komutanlığı fabrikalarında biri asker diğeri sivil giyimli Atatürk büstü yaptırarak askeri kuruluş ve okullara gönderme kararı almıştı.

27 Nisan: MGK’da uyarılan Refah-Yol’a bir ay süre tanınmıştı. 30 Nisan: Türk Silahlı Kuvvetleri, yeni savunma konseptini açıkladı: “İç tehdit, dış tehdidin önüne geçti. İrticanın yok edilmesi hayati öneme haizdir” safsataları sıralanmıştı. Genelkurmay, medya mensuplarına 3,5 saat brifing verip Milli iradeye ve demokrasiye tahammülsüzlüklerini açığa vurmuşlardı. 8 yıllık kesintisiz eğitime RP kanadı direnirken DYP yöneticileri ve Çiller, 8 yıllık kesintisiz eğitimin uygulanması gerektiğini kamuoyuna açıklamıştı. Tartışmalar sürerken Erbakan bazı Milletvekilleriyle birlikte 25. kez Hacca uğurlanmıştı. 4 Mayıs: Merzifon Jet Üssü’nde düzenlenen törende Başbakan Erbakan gelince; -sonradan CIA elemanı ve FETÖ uşağı oldukları anlaşılacak- bazı subaylar ayağa kalkmayarak, edep ve erdem yoksunu olduklarını ispatlamışlardı.

5 Mayıs: Org. Çevik Bir, İsrail’e gidip Siyonist patronlarına rapor ulaştırmıştı.

10 Mayıs: DYP lideri Çiller, partisinin Sultanahmet Meydanı’nda düzenlediği mitingde Sabah grubunun 200,4 milyon dolar, Doğan grubunun ise 424,8 milyon dolar devlet desteği aldığını açıklamıştı.

11 Mayıs: Sultanahmet’te yüz binlerin katılımıyla 8 yıllık kesintisiz eğitime karşı tarihi bir miting yapıldı.

14 Mayıs: Genelkurmay Başkanı Org. Karadayı, Türkiye’de “Or” rütbesi bulunan 15 Generali 26 Mayıs’ta toplantıya çağırdı. Olağanüstü Yüksek Askeri Şûra niteliğindeki toplantıya Erbakan ve Milli Savunma Bakanı Turhan Tayan da davet olunmuşlardı.

15 Mayıs: Aynı gün “Sarık operasyonu” da başlatılmıştı.

19 Mayıs: Zülfü Livaneli’nin Ankara Hipodrom’daki konserinde: “Kemalistler burada, Erbakan nerede!” diye kıçını yırtanlar, AKP’yi iktidara hazırladıklarının farkında bile olmayacak kadar ahmaklar takımıydı.

Ve nihayet 22 Mayıs: Yargıtay Başsavcısı Vural Savaş, “Türkiye’yi iç savaşa sürüklüyor” gerekçesiyle RP’nin kapatılması için Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yapmıştı.

30 Mayıs: RP’li Şevki Yılmaz’ın 7 yıl öncesinde yaptığı bir konuşma, daha sonraki ucuz kahramanlık cazgırlıklarıyla harmanlanıp televizyon kanallarında gösterilmeye başlanmıştı.

4 Haziran: Yıldırım Aktuna, “Laikler birleşsin” çığırtkanlığına başvurmuşlardı. 5 Haziran: TSK’daki bütün General ve Amiraller, RP Rize Milletvekili Şevki Yılmaz hakkında suç duyurusunda bulunmuşlardı.

6 Haziran: Genelkurmay’dan irticacı kuruluşlar diye adlandırılan Milli oluşumlara ve Siyonist sömürü çarkına çomak sokanlara karşı ambargo kararı alınmıştı. 11 Haziran: Genelkurmay’dan hâkim ve savcılara brifing verilmiş ve sözde bağımsız yargı uyarılmıştı. 12 Haziran: Genelkurmay bu sefer medyaya irtica brifingi sunmuşlardı. 13 Haziran: Genelkurmay, yargı mensuplarını ikinci kez brifinge çağırmışlardı.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nicholas Burns, “ABD, Türkiye’de sivil yönetimi desteklemektedir” diyerek, askeri darbeyle değil, postmodern yöntemlerle Erbakan’ın devre dışı bırakılması gerektiğini hatırlatmışlardı.

 16 Haziran: Kombassan’ın 15 trilyonuna tedbir koymuşlardı. 17 Haziran: Komutanlar sürpriz bir zirve yapmışlardı. Los Angeles Times’ta çıkan “ABD, Türk Ordusu’nu ‘Darbe yok!’ diye uyardı” başlıklı haber Türkiye’nin olası bir darbeden son anda kurtulduğunu ortaya koymaktaydı.

Ve 18 Haziran 1997: Erbakan, ülkeyi kışkırtılan bu kaostan ve Ordu-Millet kapışmasından korumak üzere, örnek bir feragat ve ferasetle Başbakanlıktan istifa edip ayrılmıştı.

20 Haziran: Süleyman Demirel, 55. Hükümeti kurma görevini Tansu Çiller’e vermesi gerekirken, tutup ANAP Başkanı Mesut Yılmaz’a sunmuşlardı! Çünkü talimat, Mason Localarından ve Siyonist odaklardandı.

24 Haziran: DSP Milletvekili Tahsin Baycık; 2-3 milyon dolar olan transfer tekliflerinin 5 milyona dayandığı itirafında bulunmuşlardı. Yani DYP’li Milletvekillerinin birçoğu böyle ayartılmıştı.

3 Temmuz: Emniyet görevlisi Hanefi Avcı: “Eğer ihtilal hazırlığı varsa, bunu izlemek polisin görevidir. Bu yasal olarak hakkımızdır” çıkışıyla ucuz kahramanlık yapmıştı. Oysa Erbakan’a yönelik bunca saldırı ve sıkıntı yaşanırken tısı bile çıkmamıştı!

11 Temmuz: Batı Çalışma Grubu, subayların eş ve çocuklarını, istihbarat toplama görevi ile sorumlu kılmıştı. 29 Temmuz: Ankara’da 8 yıllık kesintisiz eğitim protestosu yapılmıştı. 1 Ağustos: Türkiye’nin her yanında kesintisiz eğitim protestoları başlamıştı. 2 Ağustos: Y. Günaydın gazetesi, birinci sayfadan yaptığı “İrticaya Karşı Zırhlı Kolordu” başlıklı haberde, Genelkurmay Başkanlığı’nın hazırladığı yeni bir talimatnamede; irticai ayaklanmalara anında müdahale edecek zırhlı kolorduların yurdun her yanında konuşlandırılacağı hatırlatılmıştı. 3 Ağustos: Emniyetteki irticai kadrolaşma(!) yakın takibe alınmıştı. BÇG’nin gizli emri 55. Mesut Yılmaz Hükümeti tarafından uygulamaya konacaktı. Kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan muhafazakâr insanlar fişlenmeye başlanmıştı. 9 Ağustos: Yurt çapında 8 yıl kesintisiz eğitime karşı gösteriler yaygınlaşmıştı.

11 Ağustos: Emekli DKK Oramirali Güven Erkaya: “Eğer birileri Türkiye’yi İran yapmak istiyorsa, Laik demokratik rejimin yerine, din devletini getirmeye niyetleniyorsa… Düşündük ki o kafadakileri önce ‘söylemle’ caydıralım, olmazsa başka tedbirler alalım” açıklamasıyla ayarını ortaya koymuşlardı.

17 Ağustos: 8 yıllık kesintisiz eğitim yasası Meclis’ten geçip resmiyet kazanmıştı.

25 Ağustos: Eyüp Sultan Camii’nde kesintisiz eğitimi protesto etmek amacıyla toplanılan sabah namazları başlamıştı. 30 Ağustos: Jandarma Gen. Kom. görevini devreden Teoman Koman: “Esas önemli tehlike, PKK’dan bile daha tehlikeli olan irticadır.” diyerek İslam düşmanlığını kusmuşlardı.

31 Ağustos: Fetullah Gülen: “Oyları %15’in bile altına düşen RP’yi kapatmak yerine, dava sürerken seçime gitmek daha makul olur” diyerek Yahudi lobilerinin tercümanlığını yapmıştı. 10 Eylül: BÇG; “Sabah namazları çıkışında yapılan gösteriler devam ederse ve irtica tehlikesi sürerse Atatürk ne yaptıysa onu yaparız” tehdidini savurmuşlardı.

12 Eylül: Onbaşı Kadir Sarmusak, BÇG’ye ait gizli belgeleri sızdırdığı gerekçesiyle yargılandığı davada, “Bülent Orakoğlu, Hanefi Avcı ve kendisini yargılayan askeri savcı dahil 3800 telefonun dinlendiğini” aktararak, “Askerler herkesi dinledi. 55. Hükümet’in kuruluşunu anlatırsam çok kişi zorda kalır.” itirafında bulunmuşlardı. 7 Ekim: İstanbul Üniversitesi’nde başörtülü öğrencilerin kayıtları yapılmamıştı.

10 Ekim: Meral Akşener: “Genelkurmay, kanunlara aykırı olarak bir casusluk masası kurmuştur. Genelkurmay 65 milyon insanı fişliyor. Valiyi, kaymakamı, öğretmeni, doktoru fişliyor. Asıl insanları bölen bunlardır.” diyerek, Siyonist Lobilerin ve Masonik Merkezlerin bütün suçlarının sorumluluğunu TSK’nın sırtına yükleyip, perde arkası patronları gizlemeye çalışmaktaydı.

16 Ekim: “Kudüs Gecesi” davasından yargılanan Sincan eski Belediye Başkanı Bekir Yıldız 3 yıl 9 ay, Nurettin Şirin 17,5 yıl hapis cezasına çarptırılmış ve Erbakan’ın yanına özel yerleştirilen kripto Şevket Kazan, hemen bu şarlatanın, üstelik resmi arabayla ziyaretine koşmuşlardı. Sanki Refah’ın kapatılmasına mazeret, AKP’nin kurulmasına meşruiyet kazandırma çabasındaydı. Çünkü böyle kritik bir ortamda Bekir Yıldız şarlatanını ziyaretinin başka bir anlamı olamazdı. 19 Kasım: RP’nin kapatılması davasına başlanmıştı. 29 Kasım: Sivas davası sonuçlanmış, 33 idam çıkmıştı. 5 Aralık: MGK’da “Türkçe ibadet” konusu ele alınacağı konuşulmaktaydı.

25 Aralık: MGK’nın İslamcı sermayeyi önleme kararı üzerine hükümet harekete geçmeye başlamıştı. 26 Aralık: Aynı MGK, her nedense 9 aydır Susurluk Araştırma Komisyonu’na bilgi vermeye yanaşmamıştı!?

Derken 21 Nisan: İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Recep T. Erdoğan, Diyarbakır DGM tarafından şiir okuduğu için 10 ay hapis cezasına çarptırılmıştı.

Böylece Sn. Erdoğan’ı gündeme taşıyıp parlatma ve AKP’yi kurup iktidara taşıma projesi fiilen uygulanmaya başlanmıştı.

24 Mayıs: İslamcı vakıf yöneticilerinin evlerine seri baskınlar yoğunlaşmıştı. Akabe Vakfı yöneticileri gece yarısı ev baskınları ile Emniyet’e götürülerek sorgulanmıştı. Bütün bunlar, dindarları Erdoğan’ın çevresinde toplama operasyonlarıydı.

31 Mayıs: ABD’deki Yahudi Lobisi’nin etkili kurumu JINSA, Erbakan hükümetini kendilerinin düşürdüğünü itiraf etmekten sakınmamıştı.

23 Haziran: F. Gülen: “Ordusuna, milletine laf ettirmeyen cephedeyim. Atatürk’ü hedef alan sözlerim sürçülisan” diyerek münafıklığını ispatlamışlardı. 24 Haziran: Apo: “Demokratik Cumhuriyet’e hizmet erdemdir. Beni asmayın, hizmet edeyim” diye yalvarmıştı.

21 Temmuz: İstanbul Şile’deki evlerinde komşu çocuklarına Kur’an öğreten Emine, Selim ve Nuray Bayraklı gözaltına alınmıştı. 23 Temmuz: Malatya’da başörtü yasağını protesto eden 76 kişi Malatya 1 nolu DGM’de yargılanmıştı.

Kur’an-ı Kerim’in 12 yaşından önce öğrenilmesi DSP, ANAP ve MHP oylarıyla yasaklanmıştı.

Ve tabi bütün bunlar, sonuçta AKP’nin tek başına iktidar olmasına yaramıştı. Bunların tesadüfen ve sonunu düşünmeden yapıldığını sanmak ve savunmak, en azından saflıktı. Özetle 28 Şubat, AKP’yi iktidara taşımanın bir hazırlık aşamasıydı!..

4.8 18 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Picture of Ahmet AKGÜL

Ahmet AKGÜL

Subscribe
Bildir
16 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Ve tabi bütün bunlar, sonuçta AKP’nin tek başına iktidar olmasına yaramıştı. Bunların tesadüfen ve sonunu düşünmeden yapıldığını sanmak ve savunmak, en azından saflıktı. Özetle 28 Şubat, AKP’yi iktidara taşımanın bir hazırlık aşamasıydı!..

Toplumumuz, yıllardır Milli Çözüm’ün haykırdığı bu gerçeklere kulak verseydi; bugün başta ülkemiz olmak üzere tüm İslam âlemi bu zillet ve sefaletten kurtulmuş olacaktı.

İnşaAllah Sonları Gelsin!

Türlü türlü eziyet ve zulümler yaşandı, yaşadık, hâlâ da yaşıyoruz… Fakat şunu biliyoruz ki zulüm payidar olmayacaktır… Rabbimiz zalimlerin sonunun geleceği ve insanlığın Adil Düzen e kavuşacakları günleri çabuklaştırsın, kolaylaştırsın inşaAllah…

Ey Muhammed! De ki: “Şüphesiz benim namazım da, diğer ibadetlerim de, yaşamam da, ölümüm de âlemlerin Rabbi Allah içindir.”

En’am Suresi 162

Kuranı Kerim’in ilk emrinin oku emri olduğunu makaleyi okuyunca bir kez daha anladım.
Gerçekleri örtenler ve yalanlara inananlar bunca yıldır başımıza gelenlerin sorumlusu olduklarını bakalım ne zaman anlıyacaklar.

Refahyol İktidarında Erbakan’nın icraatları emperyalistleri şaşkına çevirmiş, asla yapamaz başaramaz dedikleri(krizde olan bir ülkeyi birkaç mevsim değişmeden bolluğa ve berekete boğmuştu ve tarihte böylesi tatlı reçetelerle kısa sürede herhangi bir ülkenin düze çıktığı görülmemişti.) işleri başarmış, bir taeaftanda tarihi D-8 lerin temellerini atmış ve incirlikteki abd gücünü güdükleştirerek etkisiz kılmıştı. Daha pek çok hayırlı hizmeti 11 aya sığdırmıştı. Bunları ise %21 gibi bir oyla koalisyon Hükümeti olarak M. Yazıcıoğlunun dışardan desteğiyle ve çürük çarık ortağına (Dyp) rağmen başarmıştı.
Siyonist beyin takımının ve tepeden tırnağa en üst yönetiminden kılcal damarları sayılan mason localarına telaşlanmaları normaldi. Çünkü saltanatları yıkılmaktaydı. Asıl hayret edilen ise Erbakan Hocaya en çok destek vermesi beklenirken cemaat, tarikat, ilahiyatçı ve dindar muhafazakar kesimin köstek olması ve en yakınındakilerin tıpkı düşmanla tam karşı karşıya gelince düşman safına geçmeye benzer ihanetleriydi.
Acaba tarihte Erbakan Hocamıza karşı kurulan şer ittifakının tarihte bir örneği varmıydı?

Devletin bütün kurumlarını adeta esir alarak, Siyonist ceryanın etkisine mahkum eden bu düzeni altüst eden Erbakan Hocamız, on yıllar öncesinden müjdeleyip haber verdiği “Millî Çözüme inanan bir bir iktidarın, karşılaşacağı muhtemel problemleri ve sonuçlarını tek başına üstlenip, bertaraf etmiş bir Liderdir..
Böylesi bir lider Şahsiyetin önemi büyüklüğü zaman geçtikçe gelecek nesiller ve toplumlar tarafından daha net anlaşılacaktır…
Böylesi bir süreci, üzerinden 30 yıl geçmesine rağmen hala sağlıklı bir zihinle değerlendirme ve analiz etme yetisinden uzak olan en başta Milli Görüş camiasının, onlarca yıllık bir süreci bu kadar net ve özet bir dille kolaylaştıran Millî Çözümden, istifade etme zamanı gelmedi mi?

97 Nisan ayında Talat Halman denen mason Milliyet gazetesindeki köşe yazısında demişti ki; Refah partisini ikiye, üçe, mümkünse dört parçaya bölmek lazım diye sonrasında Haydar Baş’ın partisi ile beraber üç parçaya bölmeyi başarmışlardı. Refah partisi iktidarda iken planlar yapılmış oyun kurulmuştu, iş sadece saati gelince oyuncuların sahneye çıkıp oyunlarını sergilemesi kalıyordu. Rejisörler işin başında oyunu kurgulamışlardı. Ama bilmiyolardı Allah’ın da bir oyunu ve planı vardı ve Allah oyun ve tuzak kuraların en hayırlısı idi. 

Aslında sözde AKP karşısında ona muhalefet edenler, aslında perde arkasında işbirlikçi o zamanki yenilikçiler şimdi AKP yöneticileriyle elele kolkola idiler. Yani AKP şuanını şimdi karşısında duranlara borçluydu bu arkasında masonik odaklar borçluydu.

ERBAKAN HÜKÜMETİ SİYONİST ABD VE İSRAİL’İN BÖLGESEL ÇIKARLARINA TERS DÜŞMÜŞTÜR. BOP PLANLARININ GECİKMESİNE NEDEN OLMUŞTUR. İŞBİRLİKÇE AKP’NİN KURULMASI BU NEDENLEDİR!

28 Şubatın Figüranları:

TSK içinde yer alıp “planlamayı yapan küresel senaristler” ile “iş birliği” içinde olarak söz konusu “küresel kurgu”ya bilerek ve isteyerek iştirak eden paşalar…

TSK içinde yer alıp “planlamayı yapan küresel senaristler”den tamamıyla bihaber olan ve kamuoyunda yaratılan “panik havası”na paralel “TSK içindeki küresel çipler”in oluşturduğu “yapay kamuoyu”ndan da etkilenerek “laiklik”in zedelenip “rejim”in tehlikeye girmemesi adına konuya sahip çıkanlar…

Basın içinde yer alıp beslendiği küresel kaynaklar hasebiyle operasyon bilgisine sahip olan ve buna bağlı olarak “irtica canavarı”nı pompalayanlar…

Basın içinde yer alıp yürütülen operasyonun farkında olmamakla birlikte, yaratılan “yapay kamuoyu”nun tesirinde kalarak “irtica canavarı”yla toplumu korkutanlar…

Operasyon esnasında “ani bir tasfiye”ye uğratılan ve ne olduğunu anlamakta güçlük çeken mağdurlar…

Ve düğmeye basarak operasyonu yönlendiren odaklar ile onlara ait mason locaları ve medya kuruluşlarıydı.

ALINTI :https://www.millicozum.com/mc/ozel-yazilar/28-subat-tezgahi-ve-erdoganin-son-sansi-3/

AKP’nin icraatlarından da anlaşılacağı gibi bugün eknomik, sosyal anlamda ülke uçuruma yuvarlanmıştır. Fetullah gülen hareketi desteklenmiş ve ülkenin başına bela edilmiştir. Büyük kar getiren işletmeler satılmış her yönden dışa bağımlı bir ekonomi ile bgünkü açlık çeken halk 3 kuruşa muhtaç edilmiştir. AKP hükümeti ABD’nin ortadoğu şefi gibi davranmaktadır. Bir telefonla emir alan tek adamlı yasama yürütme yargı erklerinin rafa kalktığı başkanlık sistemi ile piyon hükümet kararları uygulanır oldu. Şimdi dahaiyi anlıyoruz ki Erbakan Hükümeti ABD ve İsrailin çıkarlarına tersdi. AKP ise işbirlikçisiydi.Ancak çok yakında herkesin ayarı ortaya çıkacak Erbakanın devamı olacak Milli Çözüm devrimi ve değişimi yaşanacaktır…!

28 Şubat; Si̇yoni̇st Baronlarin Ve Yerli̇ Mason Pi̇yonlarin Mi̇lli̇ Görüşü Boğma Operasyonudur! 
Süleyman Demirel’den Mesut Yılmaz’a, Tüsi̇ad’dan medya tetikçilerine kadar herkes bu kirli senaryoda sadece birer figürandı. Asıl amaç; Erbakan hocamızın D-8 ve Adil Düzen hamlelerini durdurup, ülkeyi bugünkü yıkım ekibi olan AKP’ye teslim etmekti. Erbakan hocam canı pahasına direnip o hain maddeleri imzalamazken, bugünün “Sözde kahramanları” o gün lobilerle pazarlık içindeydi. Geçmişi doğru anlamalıyız. Algılara değil, gerçeklere bakmalıyız. Bugün Gazze kan ağlıyor, İran bombalanıyor ve Türkiye kuşatılıyorsa, sebebi Erbakan hocamın yarım bıraktırılan o muazzam milli projeleridir. Bir daha pi̇şman olmak i̇stemi̇yorsak, Erbakan Hocamın prensip ve projelerine Üstad Ahmet Akgül hocama ve Mi̇lli̇ Çözüm’e sımsıkı sarılmalıyız. Türki̇ye’ni̇n tek çıkış yolu, Mi̇lli̇ Çözüm’dür.

Last edited 1 ay önce by M.Fatih Altuntas

ARTIK KÖTÜLERİN DÖNEMİ SONLANIYOR, İYİLERİN DÖNEMİ ADIM ADIM YAKLAŞMAKTA!..
Çünkü:
Düşmanın stratejisini, Siyonizm’in hilesini ve hedefini savaştan önce öğrenen bilge ve cesur bir Lider için zafer, bulutlarla kararan gökyüzünden beklenen yağmur kadar yakındır.”

1990’lı yıllarda Refah olgusunun yükselişinden çekinen Siyonist ve Emperyalist Merkezler, operasyona Refah Partisi üzerinden başladı. Çünkü Milli Görüş’ü etkisiz kılmadan, BOP veya BİP’in (Büyük İsrail Projesi) gerçekleşmesi mümkün olamayacağını çok iyi biliyorlardı Siyonistler!..

28 Şubat; Aziz Erbakan Hocamızın yıllarca anlattığı; Siyonistler İsviçre’nin Bazel Şehrinde Tehoder Hertzel başkanlığında 1897 yılında BİP=BOP (Büyük İsrail Projesi) olarak 3 karar almışlardı.

1- İlk 50 yıl içinde Küçük İsrail devletini kurmak,
2- İlk 100 yıl içinde Büyük İsrail devletini kurmak (Arz-ı Mevud – Va’adedilmiş Topraklar Nil-Fırat arasını almak,
3- Bütün Müslümanları birbirine kırdırıp parçalayıp mecalsiz bırakıp yutup yok etmek

Malumunuz olduğu üzere, birinci maddeyi Mustafa Kemal Atatürk 11 sene gecikmesini sağladı. Atatürk sağlığında Siyonistlere fırsat sağlamadı İsrail’i kurmalarına… Mısır Hahamı olan Haim Nahum Baş Danışmanlığını yaptığı İsmet inönü eliyle İsrail kurulabilmişti.

1897+50= 1947 yapıyor, 1948 yılında İsrail’i kurdular
1897+100=1997 yapıyor, 1997 de ülkemizin başına tevafuktur Erbakan, Başbakan oldu. Ve Büyük İsrail 29 yıldır gecikmede… İşte bütün mesele bu 2. maddede takılı kaldılar ve o gündür bugündür tüm çabaları bu maddeyi gerçekleştirme yolunda gayret etmekteler. İkinci madde de takılınca üçüncü madde gerçekleşemiyor. İkinci madde gerçekleşmiş olsaydı Allah muhafaza üçüncü madde kendiliğinden gerçekleşecekti. Ama Allah Asra ve Dönemin Tercümanı eliyle bu projelerini gerçekleştirtmedi. o gün bugündür Erbakan Hocamız sonrası 2011 sonrasında günümüze ve Kur’an’a Tercüman olan Milli Çözüm’ün Fikri Mücadelesinin çabasıyla, (bu çabaları bu web sitesinde makaleler şiirler konferanslar yüz küsür tane kaleme alınan kitaplardır) ülke genelindeki duyarlı ve sorumluluklarını kuşananları – ilgilileri fikren uyandırma – hatırlatma diyebileceğimiz gayretleriyle devam ettirmekte ve bu gecikme Büyük İsrail Projesi’nin hayata geçirilmemesi uğruna yapılan gayretlerle sağlanmakta olduğunu anlıyoruz. Ve inşaallah BİP kurulamayacak ve bütün insanlığın saadeti için Adil bir Düzen ve Yeni Bir Dünya, MİLLİ ÇÖZÜMLÜ İYİLERİN ÖNCÜLÜĞÜNDE MİLLİ BİR MUTABAKAT HÜKÜMETİNİN kurulması gayretleri çabaları hazırlıkları inancı ile bu insanlık nefes almaya başlayacak ve Kuduz İsrail ve avenesi tarihin çöplüğünde yerini aldırılacak inşaallah.

Üstad Ahmet AKGÜL Hocamızın Şu Altın Sözünü Hatırlatmak İstiyorum:

Şu barışa muhtaç kıtalar; Kuduz Netanyahu’ların, sahte adalet simsarı Bunak Biden’ın ve manyak Trump’ın veya Sosyalist görünümlü Putin’in ve İvan’ın birer arenasıdır. Devlet Başkanı sıfatlı nice kukla gladyatörlerin sırtında; Siyonist Şeytan kültür zırhının semerleri vardır.
 
Siyasi nutuklar okunurken Meclislerde ve Miting kürsülerinde; nice gafil sürülerin ellerinde silahın Oraklısı, kimi sefillerin elinde USA’lısı bulunmaktadır. Eğer parçalanmazsa bu Siyonist Emperyalizmin zırhı, durmayacak mazlumların kanı, çünkü CIA’lı, MOSSAD’lı ve KGB’li canilerin acıması ve vicdanları kalmamıştır!..

Last edited 1 ay önce by Osman Nuri ÇELİK

28 Şubat Sürecinin gerçeğini sadece Milli Çözüm bildirmekteydi!

28 Şubat Sureci, Siyonist Şeytanların Milli Görüş’e kurdukları hileli planlardandır.

28 Şubat Süreci, Siyonist şeytanların talimatıyla yapılmış, Siyonist işbirlikçisi inkârcılarla istismarcıların, Milli Görüş iktidarını devirip yerine Siyonist işbirlikçisi istismarcıları iktidara taşıma operasyonudur!

28 Şubat Süreci, Siyonistler tarafından planlanmıştır!

28 Şubat Sürecinin baş aktörleri Masonlardır.

28 Şubat Sürecinde talimatlar Mason Localarından ve Siyonist odaklardan verilmiştir.

28 Şubat Sürecinde amaç; birincisi Milli Görüşü iktidardan uzaklaştırmak, ikincisi ise Siyonist işbirlikçisi istismarcı münafıkları iktidara taşımaktır.

28 Şubat Sürecinde Siyonist işbirlikçisi inkârcılar ve istismarcılar Siyonist Şeytanların talimatıyla aktif rol almışlardır.

28 Şubat Sürecinde rol üstlenen inkârcılar, istismarcı münafıkları iktidara hazırladıklarının farkında bile olmayacak kadar ahmaklar takımıdır.

28 Şubat Sürecinde Siyonist uşaklığı yapan sözde cemaat ve tarikatlar ile Milli Görüş içerisinde bulunan münafıklar, Siyonist işbirlikçisi inkârcıların Milli Görüş’e saldırabilmesi için kullanabileceği bahaneleri üretmek için rol üstlenmişlerdir. 

28 Şubat Sürecinde irticacı kuruluşlar bahanesiyle Milli oluşumlara ve Siyonist sömürü çarkına çomak sokanlara karşı ambargo kararı alınmıştır.

28 Şubat Sürecinde hâkim ve savcılara brifingler verilerek sözde bağımsız yargı uyarılmıştır.

28 Şubat Sürecinin sonunda Erbakan Hocamız, ülkeyi kışkırtılan bu kaostan ve Ordu-Millet kapışmasından korumak üzere, örnek bir feragat ve ferasetle Başbakanlıktan istifa edip ayrılmıştır.

28 Şubat Sürecinde Erbakan Hocamız Başbakanlıktan istifa edip ayrılınca, yerine getirilen koalisyon iktidarında, halkın istismarcı münafıkları destekleyip iktidara getirmesi için, irtica bahanesiyle kasıtlı olarak halka olmadık baskı ve zulümler yapılmıştır.

28 Şubat Sürecinde, Erbakan Hocamızın yanına özel yerleştirilen kripto Şevket Kazan, Refah’ın kapatılmasına mazeret, AKP’nin kurulmasına meşruiyet kazandırmaya çabalamıştır.

28 Şubat Sürecinde istismarcı işbirlikçiler gündeme taşınıp parlatmış, istismarcı işbirlikçi parti kurulmuş ve iktidara taşıma projesi fiilen uygulanmaya başlanmıştır.

28 Şubat Sürecinde, Siyonist Lobilerin ve Masonik Merkezlerin bütün suçlarının sorumluluğu TSK’nın sırtına yüklenmeye ve perde arkası patronları gizlemeye çalışmıştır.

28 Şubat Sürecinden sonra ABD’deki Yahudi Lobisi’nin etkili kurumu JINSA, Erbakan hükümetini kendilerinin düşürdüğünü itiraf etmekten sakınmamıştır.

28 Şubat Sürecinin amacının istismarcı işbirlikçileri tek başına iktidara taşımak olduğunu anlamamak, 28 Şubat Surecinde yaşananların tesadüfen ve sonu düşünülmeden yapıldığını sanmak ve savunmak, en azından saflıktır.

Özetle 28 Şubat, istismarcı işbirlikçileri iktidara taşımanın bir hazırlık aşamasıdır!..

“Bunlardan önceki (zalim)ler de (mü’minlere) tuzak kurmuşlar (şeytanca hile ve hesaplar yapmışlar)dı. Fakat bütün tuzaklar Allah’ındır. (Allah kâfirlerin oyunlarını boşa çıkaracaktır.) Allah herkesin ne yaptığını ve ne kazandığını çok iyi bilir. Ve pek yakında o kâfirler akıbet yurdunun (dünyada kutlu ve mutlu sonucun ve ahirette ebedi huzurun) kimin olacağını (izzet ve iktidarın kime kalacağını) bilecek (ve görecek)lerdir.” (Ra’d Suresi 42. Ayet)

“Gerçek şu ki, onlar (zalimler ve hainler, mü’minlere ve İslami girişimlere karşı) hileli planlar kurdular (ve kuracaklardır). Oysa eğer onların (şeytani) hile ve hazırlıkları, dağları yerinden oynatıp kaydıracak (zelzeleler oluşturacak derecede bugün nükleer silahlara ve teknolojik imkânlara dayanmış) olsa bile, Allah katında da (kesinlikle onları boşa çıkaracak ve etkisiz kılacak kudret) planları ve programları vardır! (Allah zalim güçlerin mekir ve tuzaklarını kendi başlarına saracaktır.)

“Sakın ha, Allah’ı; elçilerine (ve Hakk davetçilerine) verdiği sözden (ve zafer va’adinden) dönecek sanma(yın). Gerçekten Allah Azîz’dir, İntikam sahibidir. (Ey zalimler ve hainler, sizin de zulüm ve hıyanetlerinizin hesabını soracak, saltanatınızı yıkacaktır.)” (İbrahim Suresi 46-47. Ayetleri)

Last edited 1 ay önce by Necati Akgül

SEN YAŞADIKLARINA DEĞİL DE, SANA POMPALANAN HABERLERE İNANIRSAN DAHA ÇOK KANDIRILIRSIN…YILLLAR GEÇER ERBAKAN GİBİ NİMETİ KAYBEDERSİN BİZ YANLIŞ YAPMIŞIZ DERSİN…BİZ ERBAKANI ÇOK YANLIŞ TANIMIŞIZ DERSİN..OYSA ONUN DÖNEMİNDE YAŞADIN. EN BÜYÜK ZAMLARI KAPTIN, REFAH İÇERİSİNDE YAŞADIN, ÜLKENDE SADECE O’NUN DÖNEMİNDE DENK BÜTÇE YAPILMIŞ GÖRDÜN..HAVUZ SİSTEMİ İLE FAİZLE SÖMÜRÜLEN PARA KURTARILMIŞ SANA AKTARILMIŞ…D8 LER KURULMUŞ İSLAM BİRLİĞİ İLE MÜSLÜMAN ÜLKELER BİRİBİRİNE TUTUNMUŞ BİR GÜÇ OLMUŞ..O D8 LER EĞER 30 SENEDİR AKTİF OLSAYDI BUGÜN ABD IRAKA GİREMEZDİ, BUGÜN GAZZE BU HALDE OLMAZDI. BUGÜN HİÇ BİR MÜSLÜMANIN BURNU KANAMAZDI. BUGÜN SENİN ÜLKENDE BU HALDE OLMAZDI…EKONOMİK İŞBİRLİĞİDE OLACAKTI D8 LERDE, GÜVENLİKTE OLACAKTI..İSRAİL HARİTADAN SİLİNMİŞTİ BELKİ DE…SEN BİRAZ MEDYANIN SANA ANLATTIKLARINA DEĞİL YAŞADIKLARINA BAKSAN 28 ŞUBATA SEN İZİN VERMEZDİN…96 97 DE ADİL DÜZENİN KOKUSUNU ALDIN MUTLU OLDUN…PARAYI HARCAYACAK YER BULAMADIN…KOKUSU BÖYLEYSE KENDİ NASIL BİR DÜŞÜNSEYDİN KEŞKE…BİZ HALK OLARAK ERBAKAN HOCAMIZA SAHİP ÇIKSAYDIK, MİLLİ GÖRÜŞE SAHİP ÇIKSAYDIK BUGÜN ÇOK DAHA FARKLI BİR TÜRKİYE VE DÜNYA VARDI…ADİL DÜZENE DAYALI YENİ BİR DÜNYA KURULMUŞTU BELKİDE…PEKİ BUGÜN NE HALDEYİZ, GAZZE NİN HALİ ORTADA, IRAK’TA YAŞANANALARI GÖRDÜN..YARIN SENİN ÜLKENDE BENZERİNİN YAŞANMAYACAĞININ GARANTİSİ YOK..ADIM ADIM ORAYA DOĞRU GİDİYORUZ..BUGÜN ABD İRANI BOMBALADI, HAMANEY DAHİL, AHMEDİNEJAT DAHİL TÜM ÜST DÜZEY YÖNETİCİLER ŞEHİT OLDU… İRAN DÜŞERSE TÜRKİYE DÜŞER DİYORDU ERBAKAN HOCAMIZ…BUGÜN YİNE ERBAKAN HOCAMIZIN 20 YIL ÖNCE SÖYLEDİKLERİNİN GERÇEKLEŞTİĞİNİN VİDEOLARINI PAYLAŞIYORSUN..ERBAKAN YİNE HAKLI ÇIKTI NE DEDİYSE BİR BİR GERÇEKLEŞTİ DİYORSUN…BAK SANA SÖYLÜYORUM BU GÜN ERBAKAN HOCAMIZIN EN SADIK TALEBESİ VE TAKİPÇİSİ MİLLİ ÇÖZÜM ÜSTAD AHMET AKGÜL HOCAMIZDIR..PLAN PROGRAM VE PROJELERİNE SAHİP ÇIKAN GERÇEKLEŞTİRMEK İÇİN CANLA BAŞLA ÇALIŞAN TEK EKİP…AYNI ERBAKAN HOCAMIZ GİBİ SÖYLEDİKLERİ BİR BİR GERÇEKLEŞMEKTE.. MİLLİ ÇÖZÜME KULAK VER..MİLLİ ÇÖZÜME, ÜSTAD AHMET AKGÜL HOCAMIZA SAHİP ÇIK..YİNE PİŞMANLIKLAR YAŞAMA. YİNE AYNI CÜMELELERİ KURMA..AZİZ ERBAKAN HOCAMIZ 1980 YILINDA TRT DE TÜRKİYE NİN KURTULUŞUNUN MİLLİ ÇÖZÜMLE OLACAĞINI BUYURMUŞTU…O SÖZDE TÜM DİĞER SÖYLEDİKLERİ GİBİ GERÇEKLEŞECEKTİR UNUTMA…

“Bakın size kesinlikle ifade ediyorum ki: 
 TÜRKİYE’NİN KURTULUŞU; 
Milli Çözüm’e inanan bir Cumhurbaşkanı’nın o makama oturması, 
Milli Çözüm’e inanan bir Hükümet’in kurulması
ve yeni bir devrin başlamasıyla mümkündür!”
 
Prof. Dr. Necmettin Erbakan
(TRT Basın Toplantısı, Yazarlar soruyor – Nisan 1980)

Last edited 1 ay önce by Hasan Çelik

BU DÜZEN HER KESİMDEKİ HAİNLERİN ORTAK ESERİDİR!

Solcu Masonundan, dinci sağcına…
FETÖ’cüsünden, Siyasetteki Küresel güç piyonlarına…
Atatürk istismarcısı dönemin KEMALİST Atatürk Düşünce Derneği yönericisinden, Mason ordu mensuplarına …
Medya patronlarından, TARİKAT LOCALARINA…
Kendini İrancı gösteren radikaller dahil, Refah Partisi içindeki ERBAKAN KARŞITI işbirlikçi hainlerden sözde STK temsilcilerine…
Bunların tamamı şimdi şikayet ettikleri, ahlaki, ekonomik ve dış siyaset faciasının başındaki AKP iktidarının gizli kurmayları yerindedirler.
Malesef o günden bu güne dünya dengeleri insanlığın inim inim inlediği savaşlarla, yozlaşma ve yobazlaşmalarla daha da kargaşaya sürüklenmiş ve sonunda bölge ülkeleri İSRAİL-ABD işgaline uğramış ve ŞEYTAN EN BÜYÜK İMPARATORLUĞUNUN İLANINI YAPMAK ÜZERE TÜRK DEVLETİNİ HEDEFE KOYMUŞTUR.
MÜSEBİBLER KINA YAKABİLİR.

İŞTE TAM DA BU NOKTADA;
ATARÜRK’ÜN GENÇLİĞE HİTABESİ MİLLİ ŞUUR TAŞIYAN YAPILARCA BEKA MESELESİ OLARAK GÜNDEME ALINIP MİLLİ ÇÖZÜM ACİL PROJELERİ OLARAK DEVREYE SOKULMALIDIR.

Last edited 1 ay önce by Ali Çağıl

Her 28 Şubatta özellikle seçime yaklaşılan dönemlerde iktidar ve destekçileri tarafından sürekli olarak istismar edilen bu hususları detaylı bir şekilde bizlerle paylaşan sayın hocamıza teşekkürlerimi arz ediyorum.

Bu müthiş yazının, başları sıkıştıkça Erbakan hocamızı istismar eden bu ekiplerin oyunlarını boşa çıkartmasını yüce Allah’tan niyaz ediyorum.

28 Şubat’ın karanlık perdesini aralayan, sürecin perde arkasındaki asıl aktörleri ve sinsi hedefleri tüm çıplaklığıyla ortaya koyan eşsiz kıymette bir çalışma.
Bu yazı; dış güçlerin, yerli işbirlikçilerin ve yapı içindeki ihanet odaklarının neden tek vücut olup Erbakan Hocamızı hedef aldığını açıkça ispatlıyor. Asıl meselenin sömürü düzenine son verecek olan ‘Adil Düzen’ projeleri ve bu projeleri uygulayacak Kutlu Şahsiyetler olduğunu bir kez daha idrak ediyoruz.
Tarihe silinmez bir not düşen ve bizlerin ufkunu açan bu eşsiz eseriniz için şükran ve hürmetlerimi arz ediyorum.

Last edited 1 ay önce by Mus'ab Eryıldız

VAKİT TAMAM!

Siyonistler 29 yıl önce 28 şubat’ta;
Erbakan Hocamızı yendiklerini zannettiler ve “Erbakan’ı öldürmek yetmez, üzerine beton dökmek lazım!” Diyerek bütün imkanları ile var güçleriyle mücadele ettiler!
Fakat, Erbakan’ın yenildiğini zannedenler, Erbakan Hocamızın altyapısını hazırladıkları Milli Çözüm devrimi ile tarih sahnesinden silinecekler!

Ogünlerde ;Kemalist geçinen kitlenin adına konuşan Zülfü Livaneli’nin  Ankara Hipodrom’daki konserinde:  “Kemalistler burada, Erbakan nerede!” diye kıçını yırtanlar nefretini dile getirenler…

Aynı zamanda da,
Dindar kesiminde’de 1997 de Erbakan Hocamızında güya “Başbakanlığı yapamıyor” Deyip iktidardan gitmesi için, içten içe ayak oyunları yapan dindar!! geçinen içini kusan gürühlar ve siyasetçiler , cemaatler! gazeteci , köşe yorumcuları..sivil toplum kuruluşlarına , Alın size bilerek veya bilmeyerek! inandığınız gibi AKP ve 24 yıllık iktidarı.!

Erbakansız bir Bir iktidarın sonucu,Aşağida sıralanmıştır..

Amerika, İsrail’in Başlattığı BOP projesi
Suriye,Libya, ırak, İran, yemen, Filistin Gazze, DoğuTürkistanda,
Milyonlarca müslüman kanı aktı ve namuslular tarumar oldu..

Avrupa’ Ab ye uyum yasaları adı altında, Zina suç olmaktan çıktı, Domuz eti serbest oldu..

Eş cinsellik Koruma altına alındı.

Tv ekranlarında, eş cinsel tiplemeler ön plana çıkarıldı,

Ahlaksız diziler toplumunun geni ile bozuldu.. RTÜK den tıs yok bu konuda..

Ekonomik çöküntü, Faizin meşru hale getirilmesi, üretimden değil,adeta faizden para kazanmayı mübah hale getirildi,

Her yıl Milletin parası faize ödeniyor..

Devlet ve belediye ihalelerinde dönem usulsüz ihale ve yandaş kayırmaları,

Kar eden kit ler, hepsi özelleştirildi..

Kimin sayesinde.. O çok istediğiniz Yenilikçi hareket Akp sayesinde.. Eserinizle Mutlumusunuz.!?

ÖZEL YAZILAR

YORUMLAR

Son Yorumlar
16
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...