YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
6a29622c97e55
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 9 4 7
Bugün : 30855
Dün : 56374
Bu ay : 527044
Geçen ay : 1826018
Toplam : 56235835
IP'niz : 216.73.216.215

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

Şiir:

 

Kandırıldım, kana kana

Ülke yağma, devlet laçka…

Sataşırım, bak her yana

Kahraman yok, benden başka…

 

“Barzani Bölgesel Yönetimi’ndeki bağımsızlık referandumundan beklendiği gibi yüzde 93 “evet” sonucu çıkmıştı. Yani Irak sınırımızda “Kürdistan” kuruluşuna resmiyet kazandırmanın ilk adımı atılmıştı. Kurtuluş Savaşı sonrası Musul ve Kerkük ısrarından vazgeçilerek bertaraf edilen ancak yüz yıldır korkumuz olan bu tehdit gerçekleşmeye başlamıştı. 3’üncü Dünya Savaşının eşiğindeki ABD’nin gizli istediği, İsrail’in resmen desteklediği sonuç ortadaydı. Çünkü artık Rusya’nın da sahada olduğu petrol coğrafyasında güçlü- büyük ulus devletler istemiyorlardı. Bu perspektif doğrultusunda, bölgede, ABD’nin gazıyla yeni maceralara yelken açacak ve Büyük İsrail’e zemin hazırlayacak “karakol devletçiklere” ihtiyaçları vardı. DEAŞ’la mücadeleyi bahane ederek cilaladıkları Suriye ve Irak Kürtleri de bu amaç doğrultusunda kışkırtılmaktaydı. ABD, Kürtlerin yerel yöneticilerinin, liderlerinin ağızlarına bir parmak “bağımsızlık hayali” çalıp Siyonist planını adım adım uygulamaktaydı. Zaten Beyaz Saray’ın Barzani’nin referandumuna sözde karşı çıkışı da bu planın bir parçasıydı. Yani ABD Barzani’ye “referandumu yapma” derken sadece Türkiye’yi oyalamakta ve Sn. Erdoğan’ı kandırmaktaydı. Yoksa Washington’un yapılmasını istemediği bir referandumun güvenliği için Özel Kuvvetler’e mensup 650 askerini Kerkük, Mahmur, Kesik ve Tuzhurmatu’ya göndermesinin başka bir izahı var mıydı?

Evet, ABD’nin uzun vadede hedefi PKK-YPG’ye, Barzani bölgesini de içine alacak şekilde bağımsız bir devlet kurdurmaktı. Dolayısıyla Kuzey Irak’ta yapılan referandum da bu “bomba planın” saatinin kurulmasıydı. Kim bilir, belki de bu bağımsızlık balonu Barzani’lerin elinde patlatılacak, Kuzey Irak Federal Bölgesi de PKK’nın güdümüne bırakılacak ve böylece bütün güney sınırlarımız boyunca Akdeniz’e ulaşacak bir “Kürt Koridoru” oluşturulacaktı.

Barzani’nin kararlı ve kahraman(!) davranıp, referandumu yapması İsrail’in açık, ABD’nin dolaylı desteğiyle başarılmıştı. Ama İsrail ve ABD, kendi şeytani planları için gerekirse Barzanileri de kolaylıkla harcayacaklardı. Diplomatik destek çarklarını askıya almaları, güdümlerindeki Irak Merkezi Yönetimi’ne para musluklarını kıstırmaları ve tabi ajanlarının cirit attığı Kuzey Irak halkını kışkırtmaları, Barzanileri pes ettirmek için yeterli olacaktı. Ancak bu bağımsızlık referandumu Barzaniler için hayal kırıklığına yol açsa da, aslında İsrail ve ABD’nin işine yarayacaktı. Yani, yarın Barzaniler umduklarının aksi sonuçlarıyla karşılaştıklarında, bizim gafil yöneticilerimizin sevinç naraları atmaları ve “Biz desteklemezsek böyle yalnız ve yardımsız kalırsın” havalarına kapılmaları boşunaydı. Erdoğan’ın Amerika’ya karşı sığındığı Rusya da bu bombalı saatin tıkırtısını Şam’dan işitip tedbirini almıştı. Erbil’de İsrail bayraklı bağımsızlık kutlamaları yapılırken, Esad’ın dışişleri bakanının çıkıp da ikinci bir karakol devlet için PKK-YPG’ye göz kırpması bunun kanıtıydı.” tespitleri haklıydı. Çünkü Ferit Muallim aynen şunları açıklamıştı: “Kürtler sınırlarımız dahilinde bir özyönetim istiyor. Bu mesele müzakere edilebilir ve tartışılabilir!”

25 Eylül’de yapılan ve tepki çeken Kürt referandumu sonrası PKK’nın Suriye kolu PYD de küstahça bir açıklama yapmıştı. PYD, Kuzey Irak’a yapılacak olan herhangi bir saldırıya karşı duracaklarını vurgulamıştı.

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Mesut Barzani’nin tüm uyarılara rağmen yaptığı gayrimeşru referandum sonrası terör örgütü PKK/PYD’nin ilk açıklaması küstahlıktı. Terör örgütü PKK/PYD, Kuzey Irak’taki gayrimeşru referandumla ilgili yaptığı açıklamada, Kuzey Irak’a yapılacak olan herhangi bir saldırıya karşı duracaklarını vurgulamıştı. PYD’ye: “Rojava halkı samimiyetle Güney Kürdistan’a yapılacak herhangi bir saldırı karşında durmaya hazırdır” dedirten de Amerika’ydı. Terör Örgütü PYD’nin 7. Kongre Hazırlık Komitesi Avrupa Örgütü’nden yapılan açıklamada, Kürdistan Bölgesi’nde düzenlenen ‘bağımsızlık referandumu’na değinilerek, “Rojava halkı samimiyetle Güney Kürdistan’a (Kürdistan Bölgesi) yapılacak herhangi bir saldırı karşısında durmaya hazırdır. Partimiz, Güney Kürdistan’da halkımızın yanında olacağını vurgulamaktadır” ifadeleri kullanılmıştı. Bu arada ABD, Erdoğan’a karşı Barzani’ye sahip çıkmıştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın IKBY’ye yönelik sözlerine ABD’den tepki geldi. ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Nauert, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sözlerini “tehdit” olarak vasıflandırmıştı. Nauert, Erdoğan’ın IKBY’ye sınırı kapatma ve petrol ihracatını durdurma sözleri sorusunu: “Bence bu kesinlikle Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından yapılan bir tehdit gibi görünüyor. Ama onun söyledikleri hakkında yorum yapmayacağım” şeklinde yanıtlamıştı.

Suriye’de her şey, PYD’nin çıkarınaydı!

PYD, ABD’nin de desteği ile Suriye’de hızla yayılmaya başlamıştı. Yakın zamanda ağırlıklı olarak Türkmen ve Arapların yaşadığı bölgeleri de işgal eden PYD’nin alan hâkimiyeti yüzde 23’e çıkarken DEAŞ’inki ise yüzde 14’e gerilemiş durumdaydı. Yapılan harita alan ölçümlerine göre, yaklaşık 185 bin kilometrekare olan Suriye’de DEAŞ ve PKK/PYD terör örgütleri ülkenin toplam yüzde 37’sini işgal altına almışlardı. 27 bin kilometrekare civarında bir alanı işgal eden DEAŞ, halen ülkenin yüzde 14’üne hâkim durumdaydı. Fırat Kalkanı Harekâtı’nın Türkiye sınırından uzaklaştırdığı DEAŞ, ülkenin doğusunda, Irak sınırında ve Humus çöl alanı ile Dera ve Hama doğusunda varlığını korumaktaydı. Harekâtla 2 bin 60 kilometrekare alan DEAŞ ile PKK/PYD’den arındırılmıştı.

PYD/PKK işgali yüzde 23’e ulaşmıştı!

Terör örgütü PKK’nın Suriye uzantısı PYD’nin kontrolündeki alan, 41 bin kilometrekare ile ülkenin yaklaşık yüzde 23’üne tekabül ediyordu. Örgüt, yalnızca son 5 ayda, 2 bin 500 kilometrekareyi ABD’nin desteğiyle ele geçirmiş durumdaydı. Örgüt, ayrıca Suriye-Türkiye sınırının da yüzde 65’ine hâkim bulunmaktaydı. PYD, Suriye’nin kuzeyinde Türkiye sınırı boyunca, doğuda Haseke ve Rakka ilinin kuzeyi, Halep’in doğusundaki Münbiç ve kuzeybatısındaki Afrin ilçelerini işgal altında tutmaktaydı.

DEAŞ, PKK’ya Alan Açmaktaydı’

Terör örgütü DEAŞ’ın, Suriye-Irak sınırındaki Deyrizor ilinde PKK/PYD karşısında hiç çatışmaksızın yaklaşık 100 kilometre kadar çekilmesi enteresandı. PKK/PYD ise, ABD desteğiyle başlattığı operasyonda Suriye’nin doğusunda Irak sınırına hâkim Deyrizor kent kırsalının kuzeydoğusuna doğru hızla ilerliyorlardı. Yerel kaynaklardan alınan bilgiye göre, terör örgütü DEAŞ, büyük bölümünü işgal ettiği il kırsalından hızla güneybatı yönünde çekilip PYD’ye alan açmaktaydı.

“Peşmergeyle savaş çıkar mı? Türk askeri Kuzey Irak’a girmeye kalkışır mı” sorularını Başbakan Binali Yıldırım: “Hayır savaş iki devlet arasında olur” diyerek yanıtlamış ve yalanlamıştı. Gerisi iç politikaya yönelik kurusıkı palavralardı. Biz Barzani’ye atıp tutarken PYD-PKK dikkatlerden uzak Kuzey Suriye’de devlet kurmaya hazırlanmaktaydı.

Barzani şimdi de tanınmak için ülkeler arası diplomasi trafiğini başlatmıştı ve 52 ülkeye heyet gönderme hazırlığındaydı.

Tartışmalı Kuzey Irak referandumu sonrası Barzani, uluslararası kamuoyunda destek toplamak için diplomasi trafiğini başlatmıştı. Heyet gönderilecek 52 ülkenin arasında Türkiye de vardı. Bölgede büyük gerginliklere neden olan Kuzey Irak referandumu sonunda yapılmıştı. Tartışmalı referandum sonrası oylamada istediğini alan Barzani, şimdi ise diplomasi trafiğini başlatmıştı. İngiltere, Fransa, Almanya, Türkiye, İran, ABD, Rusya, Çin, İsrail, Suudi Arabistan, Kuveyt, Ürdün ve Katar’ın da içinde olduğu 52 ülkeye heyet gönderecek olan Barzani, böylece uluslararası destek sağlamayı amaçlamıştı.

Erdoğan Trump’la tanışmasının alt yapısını hazırlamak üzere üç temsilcisini; Hulusi Akar, Hakan Fidan ve İbrahim Kalın’ı Washington’a gönderdiğinde, Trump PKK’nın Suriye koluna ağır silah verilmesi kararını imzalamıştı. Erdoğan-Trump bir araya geldiğinde ise o silahların ilk sevkiyatı yapılmıştı. Trump’ın Özel Temsilcisi Mc Gurk da bölgede PKK’lılarla toplantı yapmaktaydı. ABD’nin PKK’ya silah sevkiyatı bizzat Erdoğan’ın ifadesiyle bin 300 TIR’ı aşmıştı. Peki bu kadar hakarete rağmen bir kez bile, “Eyy ABD!.. One minute!… Daha da gelmem Washington’a, New York’a!..” diyemeyen Erdoğan neden korkmaktaydı.

Sn. Erdoğan “Barzanistan” referandumu münasebetiyle MGK toplantısının 5 gün öne çekildiğini açıklamıştı. Ama o günden bugüne ciddi hiçbir adım atılmamıştı. Bu arada Barzani Kerkük’e gitmiş ve “Kerkük’süz Kürdistan, kalbi olmayan insana benzer” şeklinde küstahça bir açıklama yapmıştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ABD’de yaptığı konuşmada, “Demokrasiye inanmış bir ülkenin bir terör örgütünü ortadan kaldırmak için başka bir terör örgütüyle işbirliği yapmasını anlamıyorum” diye yakınmıştı. Oysa “anlaşılmayacak” ne vardı? Çünkü ortada “demokrasiye inanmış” bir ülke falan kalmamıştı. Bizim terör örgütü olarak gördüğümüz örgütler yıllardır Amerika tarafından korunup kollanan ve ileriye dönük hesaplarının hayata geçirilmesi için kullanılan taşeron kuruluşlardı. Üstelik ABD’nin bölge ülkelerini “yeniden yapılandırma” gayreti artık bir sır olmaktan çıkmıştı. Amerika bölgeyi “yeniden yapılandırmaya” çalışırken Türkiye’yi kapsam dışında tutuyor sanılmasındı. Ve Türkiye’den “farklı sesler” çıkmasına hiç aldırmamış, Erdoğan’ı ciddiye almamıştı. Amerika “Bağımsız Kürdistan” fikrine İsrail gibi sıcak bakmakta ve bu fikre karşı çıkan her düşünceyi “düşman” listesine koymaktaydı. Asıl hayret edilecek durum, Sn. Erdoğan’ın halâ bunu anlamamış olmasıydı.

Ve zaten BM Genel Kurulu’na katılmak üzere ABD’ye giden İsrail Başbakanı Netanyahu ile ABD Başkanı Trump görüşmesinin en önemli gündem maddesini, Kuzey Irak’ta yapılacak referandum oluşturmaktaydı. Bağımsız Kürt devletinin kurulması konusunda Netanyahu’nun, Trump’a, “Ya destek çıkın ya da engel olmayın!” uyarısını yaptığı ve İsrail’in görüşmeden “engel olmama” sözünü alarak çıktığı kulislere sızmıştı. Bu referandum bittikten sonra nasıl bir bağımsız Kürt devletinin kurulacağı ve yapılandırılacağı konusunda Barzani’ye en büyük desteği yine Amerika sağlayacak ve Sn. Erdoğan yine aldatıldığını söyleyip sızlanacaktı.

Oysa AKP hükümeti Barzani ile ilişkilerini bugüne kadar bir devlet başkanı düzeyinde yürütüyorlardı. Yapmış olduğu kongrelerde başmisafiri oldu ve AKP’lilerce “Bu millet seninle gurur duyuyor” sloganlarıyla karşılanmıştı. Türkiye’nin 16 Nisan’da yapmış olduğu referandumda ‘evet’ çıksın diye Barzani’nin kesesinden yapılan ve dağıtılan hediyeler, Barzani’nin paçavrasını bayrak diye kendi ülkemizde göndere çekilmesi henüz unutulmamıştı. Ama en önemlisi Amerika Birleşik Devletleri’nin Teksas Eyaleti’nde merkezi bulunan ExxonMobil adında uluslararası petrol ve gaz şirketiyle Türkiye’nin imzalamış olduğu anlaşmaydı. 30 Kasım 1999 tarihinde kurulan şirketin temelleri, 1870 yılında kurulan, dünyayı sömüren Siyonist Rockefeller ailesinden, John Rockefeller’ın şirketi Standart Oil’e dayanmaktaydı.

Türkiye bu şirketle Mayıs 2013 yılında yapmış olduğu bu anlaşmayla KDP bölgesindeki altı enerji alanı ve 12 keşif bloğu üzerinde iş birliği yapma kararı almıştı. Neçirvan Barzani de Türkiye ve KDP’nin 2014’te 50 yıllık bir Kürt petrolü ihraç anlaşması imzaladığını açıklamıştı. KDP bölgesinde faaliyet gösteren Türk enerji şirketleri Genel Enerji adıyla bir araya toplanmıştı. Genel Enerjinin kurucu ortakları Mehmet Emin Karamehmet ile Mehmet Sepil olmaktaydı. Şirketin 2011 yılında yeni bir ortağı daha katıldı, ünlü zengin Rothschild’in petrol şirketi Vallares… Türkiye ve KDP ile imzalanan bu enerji anlaşmaları, ne TBMM’de ne de Bağdat parlamentosunda onaylanmıştı. Barzani’ye bir şirket sahibi, bir devlet başkanı muamelesi yaparsan, bu referandumda sadece konuşursun ama hiçbir yaptırım yapamazsınız. Türkiye olarak eğitip, donatmışsın ve Peşmerge’ye askeri eğitim sağlamışsın!?

Barzani’ye Devlet yolunu kim açmıştı?

“Hatırlayınız! Yıl 2010, TSK’nin aldığı istihbaratla Derince Limanı’na Güney Kore’den gelen büyük yük gemisine gizli bir operasyon yapılmıştı. Yapılan incelemede geminin içi zırhlı personel taşıyıcı araçlarla dolu olduğu anlaşılmıştı. Gemi, Güney Kore’den Barzani’ye silah yardımı göndermek için yola çıkmıştı. Durum Genelkurmay Başkanlığı’na bildirildi. TSK’nin sıkı takibi ve ısrarlı tutumuyla gemi 1 ay Derince Limanında tutuldu. Sonra Erdoğan’ın özel talimatıyla Barzani’ye ulaştırılmak üzere gemi serbest bırakılmıştı.

Erbakan Hoca’nın FETÖ konusunda: “Çocuklarınızı bunların dershanesine vermeyin Siyonist harekete asker yetiştirmeyin”, ERGENEKON konusunda: “Alınanlar Milli Paşalardır (bir kısmını kast ederek) yerine getirdikleriniz kimlerdir aman ha dikkat”, Suriye konusunda: “Merkezi Hükümetle irtibatı koparmayın birlikte hareket edin”, Açılım Süreci’nde: “Bırakın açılım süreci hikâyelerini ağzınızdaki baklayı çıkarın ülke bölünmeye gider” uyarılarına kulak tıkayanların bugünkü feryatları boşunadır ve samimiyetten uzaktır.

Aslında ‘Çözüm Süreci’ denilen senaryo-tuzak, PKK’nın Türkiye’den çekilip Suriye’de savaşması, Suriye’de Kürt kantonları kurması ve Akdeniz’e uzanan bir Kürdistan koridoru oluşturmasının başlangıcıydı. Yani Çözüm Süreci, Orta Doğu’yu (Türkiye, İran, Irak ve Suriye’yi) çözme planıydı. AKP ve Erdoğan’ın ne yazık ki ‘Sünni Orta Doğu’ ve ‘Yeni Osmanlı’ kuracakları yanılgısı ve aldatılmışlığı ile Orta Doğu’yu çözme işine talip olmuşlardı. Yol haritasını da İsrail ve ABD hazırlamıştı.” 

Göstermelik açıklamalar ile sözde referandumu desteklemeyen ABD, gerçekte ise referandumu korumak için bölgeye asker sevkiyatı başlatmıştı.

Barzani’nin bölünme referandumunu korumak için ABD bölgeye özel kuvvetlerini kaydırmıştı. Başta Kerkük olmak üzere referandum sürecinde tartışmalı olan bölgelere askerlerini konuşlandıran ABD, referandumu korumaya almıştı. Irak’ta bölünme referandumuna yönelik göstermelik açıklamalar ile ertelenmesi yönünde açıklamalar yapan ABD, el altından ise referandumun yapılması için çalışmıştı. ABD, Kuzey Irak’a sözde güvenlik gerekçesiyle Kerkük başta olmak üzere asker sevkiyatına başlamıştı. ABD, Özel Kuvvetleri (CENTCOM)’a bağlı 650 askeri Kerkük, Mahmur, Kesik ve Tuzhurmatu’ya konuşlandırdı. Referandumun yapılacağı güne kadar bölgeye 3000 asker yollamış olan ABD, böylece referanduma olan açık desteğini günyüzüne çıkarmıştı.

ABD’nin ilk Kürdistan büyükelçisi bile hazırdı!

Yahudi asıllı Peter Galbraith, her yerde “ABD’nin ilk Kürdistan Büyükelçisi olacak kişi” diye tanıtılmıştı. Yugoslavya dağıldıktan sonra da Hırvatistan’da görev alıp ilk ABD elçisi yapılan şahıstı. Doğu Timor’dan tutun da Afganistan’a kadar bir sürü yerde çalışmıştı. Saddam’ın Iraklı Kürtlere karşı kimyasal silah kullanmasının ardından bölgeye duyulan ilgiyi başlatan insandı. Aynı zamanda Barzani ailesinin danışmanı, Norveç petrol şirketini, Kuzey Irak’ta petrol aramaya ikna eden kişi olmaktaydı. Terör örgütü elebaşı Öcalan’ın Roma’da saklandığı günlerde CIA adına Öcalan’la görüşme yapmak için İtalya’ya giden iki kişiden biri de bu şahıstı. 2007’de yazdığı “Irak’ın Sonu” kitabından beri Kürtlerin ayrılığını savunmaktaydı. New York Times, The Guardian gibi gazetelere bu fikri savunan bir sürü makale yazmıştı. Temmuz’da Kongre binasında düzenlenen, “Kürdistan, ABD’nin Stratejik Müttefiki” konferansının baş konuşmacılarındandı. Yazdıkları hâlen ABD Ulusal Güvenlik referans kitaplar listesinde yer alan bir şeytandı.

Leyla Zana’nın küstahlığı!

Leyla Zana’nın BM’ye yazdığı mektup gayet nettir, açıktır ve her şeyi anlatmaktadır. Yani Leyla’nın “Amca” dediği Barzani… ABD ve İsrail’in desteğini alınca “Bağımsızlık düğmesi”ne basmış ve Erdoğan’ın kurusıkı şantajlarını ciddiye almamıştır. Leyla Zana mektubunda: “Bu demokratik talep sadece Kürdistan halklarının iradesine, onayına bırakılmalı. Haklı ve meşru bir adım olarak ele alınmalıdır.’’ çağrısı yapmıştı. Ve en kritik mesaj: “Bu referandum yeni bir umuttur.” cümlesinde saklıydı. Yani bugün Kuzey Irak, yarın Türkiye Kürdistanı Barzanistan’a katılacaktı.

Türkiye’nin tavrı ve Erdoğan’ın tafrası!

IKBY Başkanı Barzani sonunda bağımsızlık sandığını kurmuş ve her an uygulamaya sokabileceği “milli irade” soslu “evet” tehdidini yan cebine koymuştu. Böylece bölgenin üzerine bir de bağımsızlık benzini dökmüş bulunuyordu. Şimdi elinde çakmak bekliyor; “Üzerime daha da gelirseniz yakarım.” diye tehditler savuruyor ve resmen meydan okuyordu. Bu gelişme, hiç kuşkusuz, etnik temelli bölgesel yeni bir iç savaş ile eşdeğer sayılıyordu. Ortadoğu merkezli İslam dünyasında mezhepsel temelli bir “İslam iç savaşı” başlatamayanlar, şimdi “Etnik temelli bir iç savaşı” başlatmak istiyordu. Hatta istemenin ötesinde, onu başlatmak üzere son hazırlıklar yapılıyordu. Bunun için de alt yapısı PKK/PYD/YPG/SDG/PJAK terör örgütü ve Birinci Körfez Savaşı ile büyük ölçüde atılmış olan, DAEŞ/IŞİD ile de olgunlaştırılan-pekiştirilen bölgesel “Kürt nefreti/intikamı” sürekli kışkırtılıyordu. Bölgede Kürt devleti arzuları sürekli kaşınarak onlarca husumet ve huzursuzluk kaynağı olacak milyonlarca masumun ölümüne yol açacak yeni bir Türk-Kürt-Fars-Arap savaşı çıkarılmak isteniyordu. Tüm bu gelişmeler şuna işaret ediyordu: Türkiye güneyinden bir güvenlik tehdidiyle karşı karşıya bırakılıyordu. Ve elbette bu bir beka meselesi olarak algılanıyordu. Bunu önlemek için gereğini yapmaktan sakınmamak gerekiyordu. Doğru… Ama bütün bunların AKP iktidarı ve Erdoğan kafasıyla olacağını sananlar yanılıyordu.

Palavracılar, milli politika uygulayamazdı!

Maalesef hem yandaş medyada hem karşıt medyada bir sürü profesyonel gevezelerimiz, Barzani’nin referandumunun ardından şimdi Musul, Kerkük, Lozan ve Ankara Andlaşmaları hakkında ahkâm kesiyorlardı. Ve, söyledikleri ne varsa, hepsi yanlıştı… Çünkü bu iki andlaşma ve daha sonra imzalanan protokoller Türkiye’ye Irak’a müdahale hakkı tanırmış da, Musul üzerinde zaten hakkımız varmış da, bu husus Lozan’ın 16. maddesinde açıkça kayıtlımış da… Hepsi palavraydı… “Cahil cesareti” denen şey herhalde budur; zira, Lozan’ın “feragat” bahsi olan meşhur 16. maddesini “Türkiye’nin Musul üzerinde vârolan hakkı” olduğunu iddia etmenin yahut Ankara Andlaşması’nın Brüksel Hattı’ndan bahseden ilk maddesinin “garantörlük” olduğunu söyleyebilmenin “cehalet” ve “cesaret” kavramlarının dışında izahı imkânsızdı. Ekranlarda görünmeye hevesli bazı akademisyenler de birkaç günden bu yana profesyonel çenebazların yolundan gitmeye başlamışlardı. “Devletlerarası hukuk uzmanı” olduklarını söyleyen bu zevât Barzani’nin referandumunun ardından gazetelere demeç üstüne demeç veriyor, kadrolu çenebazlardan yer bulabildikleri takdirde ekrana çıkıp “Türkiye’nin müdahale hakkı”ndan bahsediyorlardı.

Açık ve net şekilde ifade edeyim: Türkiye, Irak sınırı ve Musul bahsinde Lozan ve Ankara Andlaşmaları ile diğer protokollerin hiçbirinde “garantör” olarak tanımlanmamıştı, sadece “taraf”tı ve bu andlaşmalar ile protokoller Türkiye’ye sınır yahut Musul konularında bir değişiklik hâlinde müdahale hakkı tanımamıştı. Günlerdir “Hakkımız var, gireriz, alırız, ilerleriz, oralar zaten bizimdi, şimdi yine bizim olacak” diyen ekran gevezeleri ile güya devletler hukuku uzmanı olan zevât ise TV’lerde görünmek yahut isimlerini duyurmak maksadıyla böyle konuşarak hem karar mercilerini hem de milleti yanıltmaktaydı. Peki, Türkiye Kuzey Irak’ta olup bitenlere müdahalede bulunamaz mıydı? Elbette kalkışırdı, ama bu iş hayalî anlaşma maddelerinden meded umarak değil, gücüne güvenerek, yani “Güvenliğim tehdit altında idi, müdahale ettim.” diyerek yapılırdı! İşte bu noktada asıl soru şuydu: Bu iktidar ve Sn. Erdoğan buna yanaşır mıydı?

Hürriyet yazarı Abdulkadir Selvi, Kuzey Irak referandumuna verilen tepki üzerinden AKP’yi uyaran bir yazı kaleme almıştı. Verilen tepkinin dozunun kaçması halinde AKP’nin Kürt seçmeni elinden kaçıracağını hatırlatmıştı. Yani bunların derdi, ülke çıkarları değil, AKP’nin alacağı oy oranıydı.

Bağımsız Kürdistan referandumunun ardından Türkiye’nin tavrı konusunda farklı eleştiriler yapılırken, Hürriyet yazarı ve Erdoğan yandaşı Abdulkadir Selvi referandum sonrası ortaya çıkan tablo üzerinden AKP hükümetini uyaran 3 maddelik bir değerlendirme yapmıştı. Irak, Suriye, Türkiye ve İran’daki Kürtlerde ortak bir payda oluşturduğuna dikkat çeken Selvi, ‘Bağımsız Kürdistan’ referandumuna karşı çıkarken 2019 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Kürt oylarını kaçırmamaya dikkat edilmesi konusunda uyarmıştı.

ABD’nin CENTCOM’u bölgemizi işgal ordularıydı!

ABD, İran’da Şah rejiminin devrilmesi ve Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı işgali üzerine Ortadoğu ve Güney Batı Asya’da tüm kuvvetlerini birleştirerek olaylara müdahalede daha hızlı intikal sağlamak ve en önemlisi Basra Körfezi üzerinde hâkimiyet alanı oluşturmak için Mart 1980’de “Acil İntikal Kuvveti Müşterek Görev Gücü”nü (RDJTF) kurmuşlardı. Daha sonra bu gücü; Tampa, Florida’da yer alan Mac Dill Hava Kuvvetleri Üssü’nde oluşturduğu ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (USCENTCOM) genel karargâhıyla birleştirme kararı almışlardı. Şu anda Kuzey Suriye ve Kuzey Irak’ta aktif rol oynayan ve NATO dışında önemli bir işleve sahip olan CENTCOM, Fort Irwin, California’daki Ulusal Eğitim Merkezi başta olmak üzere, Ortadoğu’nun coğrafi şartlarında görev yapabilecek piyadelerin yetiştirilmesine ağırlık vererek, ABD’nin çıkarlarının korunması amacıyla uzun vadeli hazırlıklar içerisinde olduğu bilinip durmaktadır.

ABD, denge politikası gereği, bir yandan Kuzey Suriye ve Kuzey Irak’ta bütüncül çerçeveli çözüm önerilerini dillendirirken, diğer yandan ise CENTCOM, İsrail oryantasyonlu daha ikameci bir çözüm stratejisini devreye sokarak, bu ülkelerde kaygan zeminli çözüm için büyük gayret göstermesi dikkatlerden kaçmamaktadır. CENTCOM’un Kuzey Irak ve Kuzey Suriye’de sürdürmekte olduğu yoğun askeri çabaların başarılı olması durumunda, bölgede jeopolitik ve jeoekonomik güç dengelerinin yeniden yapılanması ve bunun yansımalarının da yeni krizlere ve çatışma alanlarına neden olması kaçınılmaz olacaktır. CENTCOM’un bölgeye yönelik yeni hamleleri, tahtırevanın ‘istikrar’ ve ‘kırılganlık’ dengesi arasında nasıl bir şekil alacağı ve yansımasının nasıl olacağı konusunda Türkiye, İran ve Rusya’nın atacakları adımlara bağlı olacaktır.[1]

Barzani referandum kararı alırken herhalde şu tahminleri yapmıştı:

Irak devleti çökme emareleri gösteriyor -ki bunda çok haksız sayılmaz- Bu nedenle benimle uğraşamayacağı, uğraşsa da ABD’nin engel olacağı anlaşılıyor.

Suriye devleti de çöküyor -bunda da haksız sayılmaz- Ama orada ABD desteğinde PKK elini çabuk tutup Kürdistan’ın kurucu liderliğine oynayabilir, bayrağı ona kaptırmamak gerekiyor.

Türkiye ise kendi PKK/Suriye derdiyle uğraşıyor, ordusu sorunlar yaşıyor, ayrıca NATO müttefiki ABD ile ciddi sorunları var, benimle uğraşması mümkün görülmüyor…

İran’a gelince; Barack Obama ile nispeten rahat bir dönem geçirdiği ABD ile şimdi Trump döneminde eskisinden de çok gerilmiş bulunuyor… Bunun başlıca sebebi olan İsrail ise Kürdistan referandumunu destekliyor.

Barzani’nin dedesi Abdüsselam Barzani 1900’lerde, 1910’lar, 1920’lerde bağımsız Kürt devletini İngilizlere güvenerek kurmak istedi, başaramadı. Babası Molla Mustafa Barzani, 1940’larda, 50’lerde, 60’larda ve 70’lerde dönem dönem Ruslara, İranlılara, İsraillilere ve Amerikalılara güvenip bağımsızlık hamlesi yaptı, tutmadı. Şimdi Mesut Barzani ise: 1980’lerde, 90’larda, 2000’lerde hep ve sadece Amerikalılara güvenip bağımsızlık ilanına kalkıştı. Ama şimdi kendine göre tam zamanıydı.

Irak’ı ve Suriye’yi parçalayan ABD, İran’ı ve Türkiye’yi parçalamayacak mıydı? McCain Afganistan’da “Suriye düşerse İran’ı kolay yeriz,” buyurmamış mıydı?

“Suriye’deki asiler acilen silahlandırılmalı! Suriye hükümetinin düşmesi sağlanmalı! İran’ı güçsüzleştirmek için etkili adımlar atılmalı… İran ve Rusya Beşar Esad’ı silahlandırıyorsa, biz de katledilen grupların kendilerini savunmalarını sağlamalıyız!… ABD silahları doğrudan yollamak yerine, Arap Birliği ya da başka bir üçüncü dünya ülkesi üzerinden yollanmalı.” diyen McCain boş mu duracaktı?

1916’da İngiltere ve Fransa’nın Osmanlı Devleti’nin topraklarını aralarında paylaştıkları Sykes-Picot Anlaşması ve ABD Başkanı Woodrow Wilson’un 1918 yılında yapılan paylaşmayı artık Amerika yeterli saymamaktadır. Bundan dolayıdır ki; Büyük Ortadoğu Projesi adını verdiği proje kapsamında dünya petrol rezervinin %67’sine, doğal gaz rezervinin %35’ine ve uranyum, plütonyum, bor ve neptünyum madenleri ile çok önemli su kaynaklarına sahip Ortadoğuyu yeniden daha küçük parçalara bölmeye çalışmaktadır. Ortadoğu’nun önemi sadece ekonomik değildir; Siyasi, Coğrafi pek çok sebep de vardır. Bunları sıralarsak. 1- Doğal kaynakların ve petrolün kontrol edilmesi. 2- Haçlı zihniyetinin intikam hissi. 3- Stratejik bölgelerin dolaylı işgali. 4- İsrail’in güvenliği ve Büyük İsrail hayali.

İsrail’in destek verdiği ve ikinci İsrail gözüyle bakıldığı Kürt Bölgesel yönetiminin Akdeniz’e inmesi için Kuzey bir koridorun oluşması lazımdır. Bu koridor Irak, Suriye-İran topraklarından geçerek Akdeniz ile Hazar denizini bağlayacaktır. Bölünmeyi Irak ve Suriye’de hemen hemen tamamlamış duruma ulaşmışlardır. Kürtlere bir parmak bal çalarak İsrail’le müttefik bir Kürdistan kurmak istiyorlar. Bölgesinde barışçı olmayan etrafıyla savaşabilecek güce sahip bir Kürdistan kurguluyorlar. Bütün etrafı düşmanlarla kaplı ve bu düşmanlara karşı İsrail’le ve Batı’yla ölümüne ittifak eden bir Kürdistan düşünüyorlar. Suriye’de ise, PKK/PYD ile kantonları devletleştirme amacıyla 28 Eylül’de sandık başına gidiyorlar.[2]

IKBY referandumunun arka planı ve muhtemel sonuçları

Madem bu kadar baskı vardı, neden Kuzey Irak’ta referandum ertelen(e)meyip yapıldı? Bu sorunun yanıtı gelecek döneme dair verilebilecek cevaplara da ışık tutacaktır. Bu soruya verilebilecek cevabı kabaca 5 madde altında sıralayalım:

1. Mesut Barzani’nin referandumun yapılacağını ilan ettiği basın toplantısındaki sözleri, kendisine yöneltildiğini varsaydığımız “baskı”nın niteliğini ortaya koymaktaydı. Barzani’nin basın toplantısında “Birçok devletin bizimle yüz yüzeyken söylediği şeyler ile dışarı çıkınca söylediği şeyler farklıydı” sözleri iyi okunmalıydı. Hangi devletleri kastettiği bilinmese de, Barzani’nin sözlerinden, aslında uluslararası kamuoyunda resmedildiği kadar büyük bir dış baskının oluşturulmadığı ortaya çıkmaktaydı. Muhtemelen birçok devlet, referandumun gerçekleşmesi halindeki tavırları konusunda açık kapı bırakmışlardı. Bu nedenle Barzani, referandumun gerçekleşmesi halinde gerçekten caydırıcı bir yaptırımla karşılaşmayacağını anlamıştı, hatta tersine bu baskıya karşı karar veren lider olarak karizmasının artacağını da dikkate alarak referandumu göze almıştı.

2. Barzani, bölge ülkeleri ve uluslararası güçlerin çıkarları arasında bir örtüşme olmadığını, bu nedenle her ne kadar söylemlerinde ortak noktaları bulunsa da, mevcut devletlerin referandumun yapılması halinde ortak bir tavır takınmayacaklarını sezmiş durumdaydı. Yani, ABD bağımsızlığa karşı çıkar görünse de, Rusya’nın etkisinin artmasına izin vermemek için sonuçta kendilerine yaklaşacak ya da tam tersini Rusya yapacaktı. Keza Türkiye ve İran’la olan ilişkilerini de bu değerlendirme üzerine kurgulamıştı. Kolektif bir yaptırım, cezalandırma ya da dışlanmanın ortaya çıkmayacağını, güç mücadelesi nedeniyle ortaya çıkabilecek boşluklar sayesinde rahat nefes alacağını, geçiş sürecinde karşılaşacağı zorlukları atlatırsa zamanla baskının azalacağını anlamış durumdaydı.

3. Irak hükümetinin referandumu durduracak bir askeri gücü olmadığının farkındaydı. Referandumun yapılmasının hedeflendiği bazı kasabalarda Irak ordusunun engelleme kapasitesi bulunurken, Kerkük dahil pek çok yerde çatışmayı göze alamayacağını, çatışma çıksa bile bunun bölge ülkeleriyle koordine edilmedikçe sonuç alınamayacağını, İran’ın dahil olduğu bir çatışmanın ise kendisine doğrudan ABD desteği sağlayacağını biliyorlardı. Bu nedenle, referandumun ertelenmemesinin en önemli nedenlerinden birisinin Irak hükümetinin askeri güç kullanmaya kalkışamayacağını, yardım isteyeceği ülkelerin gelmesi halinde ise konunun BM’ye götürülerek farklı bir boyuta taşınacağını kestirmiş olmalıydı.

4. Barzani içerideki tartışma sürecinde diğer Kürt partilerinin güçlü bir karşı kampanya yürütemediğini görmüş bulunmaktaydı. Mesut Barzani’nin referandum konusundaki iç siyaseti KYB’nin hamleleri üzerine odaklanmıştır. Barzani iç politikadaki stratejisini, yıllardır mücadele ettiği için en iyi tanıdığı parti olan KYB’nin referandumu engellememesi üzerine kurgulamıştı. Her ne kadar son güne dek dokuz parti referanduma evet dese, ikisi karşı çıksa, KYB de belirsiz tavır sergilerse de, aslında süreci yönlendiren üç parti olduğu açıktı: KDP, KYB ve Goran. “Evet” cephesinin 3 temel partisi KDP, Kürdistan Demokratik Sosyalist Partisi ve Kürdistan İslami Birliği olmuşlardı. KDP dışındakilerin etkisi zayıf olsa da, halkın belli kesimlerine hitap etmeleri açısından kritik etkinlikleri vardı. “Hayır” cephesinin başında ise ana muhalefet partisi Goran bulunmaktaydı. Fakat Goran’ın da süreç içinde kendi içinde ayrılıklar yaşadığı, yeni örgütlediği üst liderliği tam mobilize edemediği, söylemlerinin yetersiz olduğu ortaya çıkmıştı. Üstelik, Goran’ın Süleymaniye dışındaki yerlerde ağırlığının zayıf olması ya da en fazla “hayır” oyu kullanacak olması, KDP için büyük bir sorun olmayacaktı. Buna karşılık KYB’nin durumu çok farklıydı. KYB’nin tavrı sadece “evet/hayır” dengesi açısından değil, referandumun yapılıp yapılmaması açısından da hayati önem taşımaktaydı. KYB’nin Kerkük kolunun son güne kadar Kerkük’te referandumu yaptırmak istemediği sanılmıştı. Kerkük’e yaşanan peşmerge ya da diğer silahlı grupların hareketliliği, sadece Irak ordusunun gelmesine karşı değil, aynı zamanda referandumun yaptırılmak istenmemesi halinde fiili olarak sandıkların konulmasının engellenmesiyle alakalıydı. Oysa bu süre zarfında KYB ciddi iç çelişkiler yaşamıştı. Partinin iki numarası olan Kosrat Resul “evet kampanyasında” Barzani’nin yanından ayrılmamıştı. Eski Başbakan Berham Salih bu süreçte istifa ederek ayrı bir listeyle seçime gireceğini açıklamıştı. KYB politbüro üyesi ve Kerkük Valisi olan Necmettin Kerim Bağdat tarafından görevden alınmış ve buna KYB’nin Kerkük kolu destek sağlamıştı. KYB’yi perde arkasından yöneten Hero Talabani’nin en yakın müttefiki olan Molla Bahtiyar “Uluslararası güçlerin önerdiği alternatifin kabul edilmesinden yana olduğunu” açıklamıştı. Celal Talabani’nin oğlu Pavel Talabani, sosyal medyadan KYB’nin referanduma karşı olduğu kararını açıkladı. Son olarak Süleymaniye’deki en kritik askeri birliklerin başındaki kişi olan Lahur Talabani de referandumun yapılmasına taraftar olmamıştı. Yani KYB’nin bir kısmı siyaseten evet derken, bir kısmı ses çıkarmamış, bir kısmı ise açıkça karşısında yer almıştı. Fakat KYB’nin diğerlerinden ayrılan özelliği önemli bir silahlı gücü elinde barındırmasıydı. Dolayısıyla KYB’nin “evet” ya da “hayır”ı diğer partilerinkine benzemiyordu. Bu nedenle Mesut Barzani KYB’ye odaklanmıştı. KYB’yi çözdüğü anda ise referandumu gerçekleştirmek için yeterli iç desteği sağlamış olacaktı.

5. Dışarıdan gelen göstermelik baskı arttıkça, KDP içeride milliyetçi duygulara odaklanarak güçlü bir propaganda başlatmıştı. Referanduma karşı çıkmakla ihaneti eşdeğer tutmuşlardı. Konuyu meclis, başkanlık gibi gündemlerin dışına çıkararak “Kürtler ve ötekiler” diye ayırmaktan sakınmamışlardı. Bu durum, normal şartlarda aralarında ayrılık bulunan pek çok siyasi grubu ve insanı da bir araya getirilerek KDP tarafından önemli bir siyasi koza dönüştürülmesi sağlanmıştı.

Referandumun kısa vadeli sonuçları

Bu yazı kaleme alındığında oy verme süreci henüz başlamamıştı. Fakat çıkacak sonuç baştan beri belliydi. Bu nedenle, referandumdaki oranlar anlamını yitirmiştir. Şu andan itibaren, referandumun ortaya çıkarabileceği kısa ve uzun vadeli sonuçlar şu başlıklar altında toplanabilir:

Artık, Mesut Barzani’nin iç politikada gücünü tamamen pekiştirdiği açıktır. KYB’nin isteksiz tavrına ve Goran’ın açık karşı çıkışına rağmen tüm partileri en son gün referanduma destek verir hale getirmek KDP açısından büyük bir iç politika zaferi sayılmıştı. Bu nedenle, Kuzey Irak’taki iç siyasal dinamikler açısından değerlendirildiğinde, 6 Kasım’da yapılması planlanan başkanlık ve parlamento seçiminin gerçekleşmesi olasıdır. Üstelik daha önce aday olmayacağını söyleyen Mesut Barzani’nin bu seçimde de aday olacağı konuşulmaktadır.

Unutulmasın ki, bu referandumda sandıkların konulduğu bölgeler, diğer seçimlerde de sandıkların konulduğu yerler olacaktır. Bu sayede, aslında “yeni bir devlet”in sınırları çizilmiş olmaktadır. Her ne kadar Mesut Barzani referandumun hemen bağımsızlık anlamı taşımadığını, referandumdan sonra Bağdat ile pazarlığa oturacağını söyleyerek Irak’ın parçalanmasını hedeflemediğini göstermeye çalışsa da bu inandırıcılıktan uzaktır. Referandumu ilan ettiği basın toplantısında “Bundan sonra iki komşu olarak nasıl yaşayacağımızın müzakerelerini yapacağız” derken verdiği mesaj, bundan sonraki süreci, merkezi hükümet ve federal bölge olarak değil, iki ayrı devlet olarak gördüğünün en önemli kanıtıdır. Dolayısıyla, referandumu en hafif deyimiyle bağımsızlık müzakerelerini sürdürmenin aracı olarak görmek lazımdır.

Bu arada Bağdat’ın hangi politikayı belirleyeceğinde ana etkenin İran olacağı unutulmamalıdır. Bağdat, alacağı tedbirleri ekonomik ve siyasi araçlarla sınırlı tutarsa, kısa vadede siyaseten gergin, ancak krizden uzak bir güç mücadelesi yaşanacaktır. Ancak Bağdat, özellikle tartışmalı bölgelerde egemenliğini askeri güç kullanarak yeniden tesis etme yoluna giderse, Irak bir anda kontrolden çıkan bir çatışma ortamına sürüklenmiş olacaktır. Bu tür bir çatışma süreci için iki yere, Kerkük ve Tuzhurmatu’ya özellikle dikkat etmek lazımdır. Bu iki bölge, kısa vadede çatışma ihtimalinin en güçlü olduğu alanlardır. Demografik yapıları, petrol kaynakları ve stratejik konumları itibarıyla her iki yer de karmaşık bir çatışmayı tetikleyebilecek niteliklere sahip bulunmaktadır. Türkiye açısından önemli olan ise çatışma ihtimalinin en güçlü olduğu bu iki yerde Türkmen nüfusunun ağırlıklı olması da ayrı bir endişe ve hassasiyet kaynağıdır.[3]

Şu noktayı tekrar vurgulayalım ki; bu bağımsızlık referandumunun kısa vadedeki fiili ve resmi sonuçları değil, daha uzun vadeli fikri ve siyasi mesajları önemli ve anlamlıydı. Belki Kuzey Irak’ta ortalık karışacak, Barzaniler pişmanlık yaşayacak ve sonuçta PKK’ya fırsat sağlanacaktı. Zaten Suriye sınırımız boyunca da PYD özerk bölgesi hazırlanmıştı. Böylece Irak-Suriye boyunca Akdeniz’e ulaşacak bir Kürt koridoru açılmış olacaktı. Ve tabi bunlar Siyonistlerin planlarıydı ve elbette Allah’ın da bir hesabı vardı ve tarihi hesaplaşma kaçınılmazdı!..

 

 


[1] doganbekin@milligazete.com.tr

[2] ishakbeyazay@milligazete.com.tr

[3] http://aa.com.tr/tr/analiz-haber/ikby-referandumunun-arka-plani-ve-muhtemel-sonuclari/918744

 

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Picture of Ahmet AKGÜL

Ahmet AKGÜL

Abonelik
Bildir
8 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Refetandum Öncesi ve Sonrası…
• Referandum öncesi ABD’nin sözde karşı çıkarken yaptığı açıklama içerisindeki “..bu süreçte zorluklarla karşılaşacaklardır…” şeklindeki ibare aslında peşin peşin verilen bir ruhsattı. Zira yapılabilecek şeyler ekonomik ve siyasi ambargolar olacaktır rahat olun mesajıydı.
• Referandumun yapılacağı güne kadar bölgeye 3000 asker yollamış olan ABD’nin bir diğer amacı ise Milli Türkiye’nin ve İran’ın baskısına karşı halka güven sağlamak olabilirdi.
• Sözde kürdistan referandumu sonrası İsrail’in 200.000 yahudi yerleşimciyi bölgeye göndereceğini söylemesi, bu referandum masalının ardındaki BOP gerçeğini yansıtmaktaydı.
• Referendum sürecine parallel Suriye’de PYD’nin de yerel seçim yapmasına müsade edilmesi BOP’un aşaması olması yanısıra, Esad’ın asıl görevinin Suriye’nin parçalanmasına dünden razı olduğunun göstergesiydi. Aslında Esad örneği RTE’nin bir öncü örneğiydi.
• Yine referendum sonrası Irak Sünni Araplarının bağımsızlık taleplerini dillendirmeye başlaması BOP kapsamında Irak haritasının nihai haliydi. Zira geriye kalan merkezi hükumet zaten şii olduğundan Şiistan, Sünnistan ve Kürdistan kurulmuş olacaktır.

Makaleye ilişkin bu yorumların yanı sıra konuyla ilişkili şu 2 soru da akla gelmekteydi;

• Türkiye’nin Musul ve Irak sınırına Lozan ve Ankara Anlaşmaları kapsamında garantör sıfatıyla müdahale etme hakkı vardır diyen çok bilmiş akademisyenlerin bir amacı da yanlış bilgi ile ülkemizi fevri maceralara atıp NATO’dan dışlanmasını sağlamakmıydı?
• Sn. Cumhurbaşkanının referendum sonrası bir oturum için TBMM’ye girerken Kuvvet Komutanlarına “hertürlü harekata hazırlıklı olun” demesi ise İdlib operasyonunun ABD’ye deşifre edilmesimiydi?

Aldatıldım, Yanıldım, Kandırıldım Deme Hakkın Yok. Çünkü Aziz ERBAKAN Hocamız ve Üstad Ahmet AKGÜL Hocamız Gibi BİLGE İNSAN Vasfına Sahip Olmalarından Mütevellit Defaatle Uyarmışlardı!…
[b]Aldatıldım, Yanıldım, Kandırıldım Deme Hakkın Yok. Çünkü Aziz ERBAKAN Hocamız ve Üstad Ahmet AKGÜL Hocamız Gibi BİLGE İNSAN Vasfına Sahip Olmalarından Mütevellit Defaatle Uyarmışlardı!…[/b]

Ülkemizin en büyük nasibi şansı BİLGE İNSANA SÜPER BİR BEYNE sahip olan Liderlerin varlığıdır. Bilgi sahibi çok insan vardır ama BİLGE İNSAN yani milletimizin ülkemizin başına gelebilecek sıkıntılar problemler yaşanmadan, o sıkıntıları o problemleri kirli güçlerin plan ve projelerini öncesinden sezip tedbirini almamızı sağlayan lider insan her asırda bir tane çıkar.

[b]İşte O bilgelerin yıllarca binlerce kez yaptıkları o uyarılardan sadece birkaç tanesi:[/b]

[b]1) Aziz ERBAKAN Hocamız MART 2003 yılında bir EL CEZİRE Tv programında:[/b]
Türk Hükümeti bu planlardan haberdar mıdır ?!!
Bu planlar çok açıktır bu planlar İsrail’in arzusuna uyan planlardır. Ve bu planlar yeni değildir 100 sene önceden tanzim edilmiş planlardır. Burada İsrail’in Ortadoğu’da tek güç olması ana gayedir. Bunun için önce şimdi Irak’ı bahane bulup ezelim burda kalmayacaktır bu arkadan İran’ı ezelim Suudi Arabistan’ı Ezelim, Mısır’ı ezelim ve Türkiye’yi ezip parçalayalım. Bu plan bir bütündür şu yaşadığımız olaylar bunun sadece başlangıç noktasıdır. Planın bütününü bilmek lazım ve ne mana taşıdığını iyi idrak etmek lazım ondan dolayı da böyle bir planın gerçekleşmemesi için sadece Türkiye değil bütün Müslüman ülkeler Ortadoğu ülkeleri hep beraber böyle önemli bir tarihi noktada çok gayretli canlı aksiyoner çalışmalar yapmaları lazım.
http://www.necmettinerbakan.net/page.php?act=videoGoster&videoID=471&name=el-cez-re-tv-programi

[b]2) ERBAKAN: KÜRDİSTAN ‘Yavru İsrail’dir! (1992 yılı)[/b]
https://www.youtube.com/watch?v=GbBFFe-3VM0

[b]3) Ahmet Akgül – Ayın AYnası – Ulusal Kanal – 30 Ekim 2007[/b]
https://www.youtube.com/watch?v=l-YsDJf8AvM

[b]4) Aziz Erbakan hoca Açıklıyor: İsrail’in Gayesi[/b]
https://www.youtube.com/watch?v=_5HJnKCIYzw
5) Üstad Ahmet AKGÜL Açıklıyor: ‘’Irak, Suriye VE Türkiye’nin parçalanması ile oluşacak KÜRDİSTAN’ı, Türkiye’nin himayesine niye bırakıyorlardı bu dış güçler: (2013)
https://www.youtube.com/watch?v=Y2NnbSRr-gM
[b]6) Erbakan Hoca dan 25 sene Önce Efsane Konuşma..(1992)[/b]
https://www.youtube.com/watch?v=WDxM-QW2DxE&t=8s

ERBAKAN TBMM Bütçe Görüşmeleri 25.03.1992
Necmettin Erbakan’ın 1992 yılında açıkladığı küresel/siyonist plan bugün yaşananlara bir kez daha ışık tutuyor. Amerikalı bir albayın Riyad’da bir gazeteciyle arasında geçen diyaloğu aktaran Erbakan, “Kürt devleti burada kurulacak. Savaş bitecek Saddam çökmüş olacak, savaş daha bitmeden söylüyor bunları. Burada devlet kalmayacak. Kürtler devlet kurarak buradaki boşluğu dolduracaklar. Belki de Türkiye’den toprak isteyecekler. Irak’ın kuzeyindeki Kürtlerin de yakında çok silahları olacak. Saddam’ın bıraktığı silahlar onlara kalıyor. Uçakları, tankları, füzeleri olacak” diye belirtiyor. Amerikalı albayın bunları daha Körfez Savaşı bitmeden söylediğini açıklayan Erbakan, “ABD, dış güçler ve İsrail bütün bu olayların hepsini planlı yapıyor. Batılı ajanlar cirit atıyor. Onların uzun vadeli planları var da bizim Milli planlarımız nerede? Yapması icap edenler bir plan sahibi olmadıkları gibi bu plana alet oluyorlar. Onlar Ortadoğu’da Müslüman ülkeler arasında işbirliği olmasın, Türkiye, Suriye’yle, Irak’la çatışsın istiyor. Öyleyse bu emperyalizmin siyonizmin planını bozmamız lazım” diye o günlerden uyarıyor…

[u][b]7) Ahmet Akgül Açıklıyor: ‘YAVRU İsrail Kürdistan’a Dair Güneydoğu’dan Fazlası!’’ [/b][/u]Türkiye’yi tamamen değiştirmek ve parçalamak
https://www.youtube.com/watch?v=HZN60qkzlEo

Bundan dolayıdır ki ülkemizin geleceği için şimdiki işbirlikçi hükümetten işbirlikçi Cumhurbaşkanından kurtulunması acilen Milli Mutabakat yani bu milletin bizzat kendi inancına sahip olan Milli Çözüm’ e inanan bir Cumhurbaşkanı ve hükümetinin kurulması tek çözümdür.

Yine kandırıldık
Barzani korsan referandum yapıyor ,sonucunu İsrail bayraklarıyla kutlamak siyonist Yahudilere düşüyor .Aslında bu manzara yaşanan herşeyin özeti ve sonucudur .Barzani referandumunun sonuçlarının en çok Türkiye nin bölünmesi için adım olduğunu göremeyen hükümet yöneticileri ve AKP nin taban ve bazı kadroları ”Bağımsız bir kürt devletinin ne zararı var diyebilmektedir ?Bunu açık açık söyleyen kendini bilmezler var .Barzaniyi bugüne kadar kim dost gördü ,gösterdi ise bugün bölgenin bu hale gelmesinin baş sorumlusudur .Göğsünü gere ,gere ben büyük Orta doğu projesinin eş başkanıyım diyen ,sn Erdoğan’ı aldatmayan ,kandırmayan kalmadı .Pkk ,HDP ,FETÖ ,Esad ,Obama ,İsrail ,AB ,ABD ve şimdide Barzani kandırdı .Bu yoksa kandırılmaktan öte kendisini iktidara ketirip BOB. eş başkanı yapan ağabeylerine vermiş olduğu sözleri yerine getirirken ,halkı teselli edip gazınımı almakta ?Çok yakında şunuda duymayız İnşallah ,Irak merkezi hükümette bizi kandırdı .Şükürki ülkemizin milli güçleri var .Planları tutmuyor . . Verdikleri sözlerin yerine getirememenin telaşı içinde bocalamaktalar . Eninde sonunda büyük kapışma kapıda .

BUNDAN SONRA ÎHANETE VARAN GAFLETE GEÇÎT VERÎLMEMELÎDÎR!
Türkiye tarihinin belki de en kritik ve riskli dönemlerinden birisini ya$amakta. Ülkemiz adeta her açìdan -güneyden kuzeyden dogudan batidan ekonomiden iç dinamik ihanetlerine kadar- ku$atilmis durumda. Elbette bunun arkasinda büyük israil hedefli küresel siyonizm var. Bu ku$atmaya ençok 15 yîldir tek ba$ina iktidar olan AKP pay sahibidir. Ve AKP’nin- kendileri farkinda olsun ya da olmasin- buna zemin hazirlamak için iktidara getirildigi yanda$ yalaka yazarlarîn bile itirafidir. Rahmetli Erbakan Hocamizda AKP’nin siyonizm açisindan ne denli önemli bir misyona sahip oldugunu defalarca vurgulamistir. Yani AKP’ni Türkiye’nin ku$atîlmasindaki misyonunu görmezden gelemeyiz. En ba$ta Rahmetli Erbakan Hocamiz olmak üzere AKP’nin nerdeyse her siyaseti ile ilgili yanlisliklar haykirilmi$ olmasina ragmen AKP yetkilileri bu uyarilari dikkate almamis ve içinde bulundugumuz kritik döneme virilmi$tir. $uanda ÇIKI$ isteniyorsa AKP’nin ipiyle degil AKP’ninde tabi ve taraf olmak zorunda olacagi milli politikalara dönülmelidir ve bu politikalarda toplumsal ittifak olu$turmalidir. Türkiye’nin milli haysiyetli bir politika ile önce ku$atmayi atlatmasi akabinde Allah’in izniyle Adil Bir Dünya Düzeni kurabilmesi için her dedigi dogru çikan Aziz Erbakan Hocamîzin fikirleri hayata geçirilmelidir. Bunun olabilmesi için de -Sözde SP Yüksek Îsti$are Kurulu Ba$kani Müfteri Oguzhan Asilturk gibi Milli Görü$ anlayî$i ile uyu$mayan yakla$imlarla degil ki demokrasi laiklik vb yaklasimlari bellidir- RAHMETLI ERBAKAN HOCAMIZI en dogru bir biçimde anlami$ ve davasini tam anlamiyla dava edinmi$ bilge mücahit Muhterem Ahmet Akgül Hocamîzin – Fetö, Çözüm Sürecivb…ki hangi konuda uyarmi$sa ayniyla çîkmî$ oldugu kolayca kontrol edilebilir- MÎLLÎ ÇÖZÜM çizginin takip edilmesi gerekmektedir. Îçinde bulundugumuz çok ciddidir ve olayi particilik vb ile degerlendirmeye kalkmak ihanet derecesinde bir gaflet olacaktir. Rahmetli Erbakan Hocamîzin ifadesi ile TÜRKIYE’NÎN ÇIKI$ yolu ancak Milli Çözüm’e inanan bir cumhurba$kani ve bir iktidarla olacaktir.

Otel odaları
Konu Suriye olursa bilinki sıra Türkiye dedir diyen Erbakan hocam bütün orta doğu ve ülkemiz siyasi ve insanlığına yıllar önce bir mesaj vizyon koymuştu.İşte o gün bu gün siyonizm gelmiş ve kapı tokmağımıza Barzani ile vurmaktadır.Evet yıllar yılı bu çalışma şiddet ve hararetle devam etmiş,Erbakan hocamın dışındaki bütün siyasiler ise ya sessizce seyretmiş yada var güçleriyle destek vermişlerdir.Ne oluyor kısaca durum tespiti yaparsak,alel acele BDP li millet vekilleri içeri alınıyor ve hapsediliyor millet vekillikleri düşürülüp hapse mahkum ediliyordu.Ama diğer taraftan Kuzey Irak referandumu sonrası AKP ,Diyarbakır milletvekili Galip ENSARİ ise Kürt TV si Rudaw’ a demeç veriyor ve şöyle diyordu.Sayın Cumhur Başkanının söylemleri yumuşuyor ve takibinde ise Kürt devletinin kurulması Türkiye’ye hiç bir sıkıntı çıkarmaz demekte idi.Şimdi sormak lazım bu AKP li milletvekili ile BDP ve PKK lılar arasında ne fark vardı,yol aynı yol talep aynı talep istenen aynı şey değilmiydi,aynı şey fakat ne Cumhuriyet savcıları Vatanın bölünmez bütünlüğünü gözeterek bir şoruşturma açmış nede partisinden bu milletvekiline hesap sorulmuştur.Güney sınırımızda PKKve PYD de Barzani’den güç alarak gördüklerinin rüya ve hayal olmadığını anlamış olmalılarki işgal ettikleri bölgeleri otonom oluşturmakla ilgili çalışmalara hız vermişler,Amarikanın sesi bazı yazarlar şimdiden bunu dillendirmektedirler.Bizim iktidar edenlerimiz ise bir istifa eden belediye başkanları fırtınası ile gündemi tamamen kamafule etmiş ve bayağıda başarılıda olmuşlardır.Devletin kabuk yönetimi siyasiler,Afyon’da eski tüfek siyasilerle sıtratejik hesaplar yaparken Otel odalarında devletin asıl sahipleri sınır boylarında,Genel kurmay Başkanı ve Kuvvet komutanları Varan toprağını korumaktadırlar.Bu Aziz milletin derdine ne ben bu topraklar üzerinde ameliyat yaptırmam diyen Cumhur bakanının talamandan Salvo atışları çaredir,nede Muhalefetin sözde muhalefetin MHP sinin Beş bin Ülkücü ile Kerkük’e gitmeye hazırız demesi çaredir.Çare söz Vatan ise gerisi teferruat tır diyen Mustafa Kemal Atatürk gibi,elini herşeyden yıkayıp devlet adamlığı yapacaksın,yada banene Amerika dan diyen Erbakan Hocam gibi gereğini yapacaksın.Uzun metrajlı filim gibi hatta belgesel gibi 1500 tır sikah ve mühimmat Kuzey Irak’a gitti bizim siyasiler post peşinde kendine Uşak peşinde.Barzani On altı yaşından beri hayalini kurduğum şeyi gerçekleştirdim artık ölebilirim diyor.Aleni meydan okuyor,Cumhurbaşkanı ise arkanda İsrail den başka kim var diye soruyor.Zavallı adam,Milletin aklıyla alay ediyor.Adama sormuşlar milleti nasıl bilirsin oda kendim gibi demiş.Bu zavallılar milleti kendi gibi biliyor.Oysa bu millet ince iğnenin deliğinden Hindistan’ı görür evel Allah.Bu Milletin asıl lideri Erbakan hocam yıllar öncesinden en sıtratejik yerlere askerini ve üssünü kurmuş ve yerleştirmiş,yıllardır lazım olacak silah fabrikalarını kurmuş ve silahlarını üretmiş o günü sabrederek dua ederek ve inanarak bekliyor Elhamdulillah.Senin arkanda İsrail den başka kimse yok diyen Cumhurbaşkanı acaba İsrail demek bütün BM ve Avrupa ABD demek olduğunu İsrail denek siyonizim demek olduğunu bilmiyormu,eğer bilmiyorsa veya biliyorda milleti kandırıyor veya ksndırmaya çalışıyorsa yazıklar olsun buna kanan millete,eğer bilmiyorsa yazık olsun bunu diyene,binlerce kere yazıklar olsun bu çahili iktidar edenlere.Binlerce kere Allah sizlerden razı olsun Hocam Ahmet Akgül den Milli Çözüm olarak,çözüm odaklı makaleleriniz,kitaplarınız ve derginizle bir nefes büyük bir umut ve hiç bir hesabın içinde olmayan iman kaynağımız oldunuz Elhamdulillah.Onlar otel odalarında post kavgasında bu ülkenin ve dini mübinin Allah’ın sevdalılarıda Vatan toprağının bağrında,sınır boylarında.Bayrağımızın sancağımızın gölgesi alınımızı koyduğumuz seccademiz,gök kubbe şehadet parmağımız için istikametimiz,bembeyaz kaftanlar gibi bulutlar olsun şahidimiz diyen Mehmetciğimiz var olsun.Amin.Sağol var ol hocam.Elinize dilinize yüreğinize bileğinize,kaleminize sağlık.

Milli Kurtuluşun Günümüzdeki Liderinin Gereken Vasıfları
Devlet yönetmek,futbol oynamaya benzemez!..Ya da devlet idaresi için,boyun uzunluğunun şu kadar olması,ağzın şöyle bir hitabetle beylik laflar etmesi,yada teknik bir konu olan ‘Belediye idaresi’nde bulunmuş olmak da yeterli değildir!..

Dünyanın en önemli stratejik bölgesinde en,en kirli ve çetrefilli planların sürekli kurgulandığı,şeytani hedef ve stratejilerin her an uygulanmak istendiği böyle bir cografyada yönetici olmak ;çok önemli meziyet,donanım ve marifetlerin sahibi olmayı gerekli kılar!..Bu seviyede önem arzeden vasıflarının neredeyse tamamen tersi bir yapıya sahip,her önüne gelen tarafından KANDIRILABİLEN bir yönetici kadro,Türkiyenin en büyük ve acil çözülmesi gereken HANDİKAPIDIR!

Şuan neredeyse “İçinden çıkılmaz büyük sorunlar”haline gelmiş bulunan:
-BEKA SORUNU’muz,Milli Birlik anlayışının tahribi,Ülkenin dört bir yandan kuşaltılması meselesi!..
-Diğer tüm cephelerde yaşanan DIŞ POLİTİKA FACİASI!..
-Ekonomi alanında büyük bir şuursuzlukla yürütülen, faizci kapitalist politikalarla oluşan ve gitgide artan BORÇ ESARETİ,Milli Kurumların elden çıkarılması..vb sonucu oluşan EKONOMİK YIKIM!..
-Neslimizi bozan,Milli benlik ve geleceğimizi temelden yıkmaya çalışan,uygulanan AB politikalarıyla iyice çığırından çıkartılan Ahlak ve maneviyat TAHRİBATI!!!..vb..vb…gibi sayılamayacak kadar cok alanda gerçekleşen YIKIM SÜRECİ!..

Ülke olarak yaşadığımız bu kadar büyük, zorlu ve kaotik süreci sağ salim anlatarak, tarihteki şanlı yerimizi yeniden almak için şu vasıflara sahip bir lider etrafinda kenetlenmek kaçınılmaz Milli bir Görev’dir:

-Hidayet sahibi: Kurtuluşun hangi temel prensiplerle ,hangi inanç ve esasla gerçekleşeceğini bilen,kuvveti değil Hakkı üstün tutan bir anlayışa sahip,iman ve istikamet sahibi olan!..

-Feraset Sahibi:İnandığı mutlak doğrular temelli gerçeklere dayalı olarak;sorunları doğru teşhis eden,önem ve öncelik sırasına göre nasıl ve ne şekilde çözebileceğini bilen,şer güçlerin gizli-kirli plan ve kumpaslarını sezen ve bunları boşa çıkartacak bir akıl,zeka ve basirete sahip bulunan!..

-Dirayet Sahibi:Sahip olduğu inanç ve bilgiler ışığında zalim güçleri ve hıyanet odaklarını etkisiz kılacak bir gayret,cesaret ve metanetle,çelik gibi bir irade ve kararlılıkla,ibadet şuuruyla koşturan!…

-Milletin inancı,tarihi ve değerleriyle barışık;toplumun tüm kesimlerinin inanç, değer,ilgi ve ihtiyaç sahalarını bilip tanıyan; tabii ve evrensel değerlerleri tanıyıp, her kesimin hak ve özgürlüklerine saygı duyan!

-Müspet bilimi,Aklı Selimi esas alan,bilimsellik kılıflı bir safsatadan ibaret olan Darvinizm-materyalizm… gibi her türlü dogma ve aldatmacadan uzak gerçek bilimselligi benimsemiş İLERİCİ bir düşünceye sahip!..

-Yüce İslamın kudsi değerlerine samimiyetle bağlı, her türlü bağnazlık,yobazlık ve din istismarcılığından uzak,çağını kavramış ve milletini muasır medeniyetin ötesine taşıma bilinciyle hareket eden!..

-Laiklik,cumhuriyet,demokrasi..vb evrensel kavramları doğru yörüngelere oturtarak ,yüksek bir ilmi kariyer ve fikri bir önderlikle ,milletinin ve insanlığın faydasına katkı sunabilecek olan!..

-Maneviyat ve milli benlik karşıtı,uydurma ve dış güdümlü,AB ci..bir “Kemalizm” değil;Bağımsızlıkçı,Millici,kalkınmacı ve maneviyatçı GERÇEK ATATÜRKÇÜLÜK düşüncesine sahip!..

-Şovenist bir ırkçılık ve kafatasçı menfi bir anlayıştan uzak ,MÜSPET MİLLİYETÇİLİK düşüncesini benimseyen!..

-Bu günkü dünya sisteminin gerçek sahipleri olan siyonist merkezleri ve kullandıkları işbirlikleri fikren tanıyıp mağlup etmenin yanı sıra;siyonist karargahın belki tek dayanak ve sığınağı haline gelmiş bulunan, SİLAH ve tehditle dünyayı köleliğe devam ettirme tezgahını tamamen boşa çıkaracak!..Aziz Erbakan Hocanın önderliğinde hazırlanıp yetkili kimse ve merkezlere teslim edildiğini ifade buyurdukları,gerçeğine inanarak geregini yapmanın azim ve kararlılığına sahip olan!..

Milli Devlet anlayışının bir gereği olarak:Sadece şekli bir iktidar değişikliği değil,köklü bir sistem revizyonu ve Adil Bir Düzenle:
-Yaşanabilir Bir Türkiye
-Yeniden Büyük Türkiye
-Yeni Adil Bir Dünya!..Hedeflerine tam inanmış ve kilitlenmiş VİZYON SAHİBİ!..Milli Mücadelede olduğu gibi,her düşünce ve kimlikten tüm VATANSEVER kimseler ve Milli unsurların,etrafında kenetleneceği,BİLGE BİR ŞAHSİYETLE,MİLLİ BİR MUTABAKATLA ülkemizi-bölgemizi ve tüm insanlığı bu büyük buhrandan kurtarabiliriz!..

Aslında küçük bir tefekkürle anlaşılabilecek bu gercek dikkatli bir bakışla rahatlıkla görülebilecektir!…

SIKINTILI VE SANCILI BİR SÜREÇ
Barzani yahudisi bu kadar inatla referandumun olmasını ve bağımsız Kürdistanın kurulmasını diretip isterken kendi başına aldığı bir karar neticesinde değil, dünyanın çıbanbaşı Siyonist İsrail ve Abd desteği ile olmuştur. Türkiye de maalesef beceriksiz ve kandırılmakta rekor kıran idarecilerin ve yöneticilerin eliyle bu yahudi uşağına yıllarca destek vererek bu aşamaya gelinmesinde aktif rol oynadı. Bu vebalin ortağı olan ve hala daha gerçeği göremeyen yandaş vatandaşlar acaba Türkiye bir Irak, bir Libya, bir Suriye oluncamı uyanacaklar. Değirmen gittikten sonra şakşakçıyı aramanın ne anlamı olur. Evet sancılı ve sıkıntılı bir süreçten geçiyoruz. Ya yüzümüzün akıyla dünyanın lideri bir Türkiye, yada köle ve hile düzenin bir parçası ve kuklası Türkiye. Onurumuz, şerefimiz, inancımız ve haysiyetimiz için birlik ve beraberlikle mücadele etme zamanıdır.

Bölgeyi Barışa ulaştıracak Anahtar!
Bu kuşatılmıslik çemberi, elbette İsrail’in Siyonist örgüsünün yayılmaya dönük bir “bahsedilmiş topraklar çemberidir…
İnsanlık tarihinin hem şeklini bulduğu,hem kendini tarif ettiği,hem kırılma noktası olduğu ifade edilen bu kritik coğrafya yerkürenin belki de en önemli dönüm noktasıdır….
Ne zaman ki İslam’ın etki ve irade alanı bu coğrafyada zayıfladı, işte ozaman karmaşıkliga dayalı bir ayrışma, düşmanlığa dayalı bir hayat anlayışı zuhur etmiştir…
Buna mukabil, İslam’ın güçlü olduğu, söz ve irade sahibi olduğu tüm dönemler eksikleri ve yanlışlari ile bir huzur,Eman,ve barış ortamının tahakkuk ettiği hep aşikardır….
İslam’ın irade sahibi olmasından kasıt, elbette İslam yurtlarının başta, Türkiye, İran, Irak, Suriye olmak üzere tüm devletleri Siyasi, ekonomik, askerî, teknolojik ve ahlaki alanlarda son derece güçlü olmalı ve söze gerek bile duymadan yaptırım iradesini kendiliğinden ortaya çıkarmalılardir…
Barışa dayalı ve her dinden her kavimden ve seviyeden tüm insanlığin Adil bir düzen altında birlik yaşayacağı bir sistemi kuracaksak, önce bu çetrefilli, zorlu ve kritik coğrafya da Hak adına varlığımızı bağımsız bir şekilde peskitirmemiz elzemdir…
Prof Erbakan hocamızın da yirmi beş yıl önce ifade ettiği gibi”Türkiye, İran, Irak , Suriye dost olacağız ve birlikte karar alacağız, ABD ile değil…ABD nin ne işi var burada….Biz Kuzey Irak daki Kürt kardeşlerimizinde arzularını dinleyeceğiz,ancak birbirimize zarar verecek kararlardan sakınıp ABD olmadığı bir birlikteliği yapacağız”anlamındaki sözlerinin ışığında ciddi bir Dış politik ekseni oluşturmak başta Türkiye olmak üzere bölge devlerinin en önemli hariciye görevidir….
Vatanımızin bekasinin ve üniter yapısinin garantisi olan başta TSK miz olmak üzere, millî güçlerin, millî bir görüş, millî bir çözüm ,millî bir mutabakat anlayışının hem siyasi alanda hemde geniş halk kitlelerine yayilmasinda büyük bir rol oynamalilar…!
Ve acilen ,toplumu kamplara ve kapışmaya sürükleyen işbirlikçi ve güvensiz AKP kafasından bu ülkenin kurtulması gerekmektedir…ve bu Türkiye tarihinin en hayati konularının başında gelmektedir….
Yoksa bin yıllık aziz vatanın bir avuç Siyonist soysuzun elinde yok olması an meselesidir…

ÖZEL YAZILAR

YORUMLAR

Son Yorumlar
8
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...