“KÜRESEL LİDER” İHTİYACI
VE
TÜRKİYE'NİN POTANSİYEL ŞANSI
Dünyanın Büyük Lider Arayışı!
Siyaset Bilimcilere göre, bugün yeryüzünde karşı karşıya kalınan sorunların ortak noktası; sadece bölgesel anlaşmazlıklar sayılmamaktaydı. Dünyadaki krizleri yönetebilecek, tarafları aynı masada buluşturabilecek ve uzun vadeli çözümler üretebilecek “küresel lider eksikliği” de dikkat çeken başlıklar arasında yer almaktaydı. ABD küresel sistemdeki ağırlığını korusa da; dengeler ihtiyacı ve dış politika açığı farklı çevrelerde tartışılmaktaydı.[1]
Ortak Yönetim Krizine Vurgu Yapılmaktaydı!
Gazze’deki soykırım, Ukrayna-Rusya çatışması, İran ile Batı arasında sık sık tırmanan savaş, Tayvan Boğazı’ndaki askeri yığınak ile Kızıldeniz ve Hürmüz’de küresel ticareti tehdit eden durumlar, dünyanın aynı anda birçok krizle karşı karşıya bulunduğunu ortaya koymaktaydı. Uluslararası ilişkiler uzmanları ise bu krizlerin birbirinden bağımsız görünmesine rağmen ortak bir yönetim boşluğuna işaret ettiği görüşünde birleşiyorlardı.
Avrupa’da Bürokrasi, Siyasi İradenin Önüne Geçmiş Durumdaydı!
Analizlere göre; özellikle Avrupa Birliği’nin karar alma süreçleri aksamaktaydı. Winston Churchill, Charles de Gaulle, Konrad Adenauer ve Angela Merkel gibi kriz dönemlerinde öne çıkan liderlerin ardından, AB’nin bugün çok katmanlı bürokratik yapısı nedeniyle ortak politika üretmekte zorlandığı vurgulanmıştı. AB’de, savunma, enerji ve dış politika gibi alanlarda ortak hareket kabiliyetinin giderek zayıfladığı ifade edilirken, İngiltere’nin Brexit sonrası yaşadığı siyasi istikrarsızlık da bu karamsarlığı yoğunlaştırmıştı.
Türkiye, NATO üyeliği ile Rusya’yla sürdürdüğü diplomatik temasları bir arada yürütebilecek, İslam ülkelerine yeniden öncülük edecek ve dünya dengelerinde etkin rol üstlenecek ülkelerden biri olmasına rağmen yetersiz ve dirayetsiz yöneticiler elinde perişan durumdaydı.
ABD, Saygınlığını ve Ağırlığını Yitirmiş Konumdaydı!
ABD, küresel sistemin önemli aktörlerinden biri sayılsa da, Afganistan, Irak ve Vietnam savaşlarının oluşturduğu “savaş yorgunluğu” ve özellikle kuduz ve katil İsrail’e arka çıkması ve İran Savaşı’nda yenilgiye uğraması, kendisine olan güveni sıfırlamıştı. Ukrayna Savaşı’nın sona erdirilememesi ve Gazze konusundaki tutumunun uluslararası kamuoyunda eleştirilmesi de ABD’nin küresel liderlik kapasitesine yönelik tartışmaları artırmıştı.
Çok Kutuplu Dünyada Krizler Daha Zor Çözülmeye Başlanmıştı!
Uluslararası sistem artık tek bir güç merkezi etrafında şekillenmekten çıkmıştı. ABD’nin yanı sıra Çin ekonomik ve teknolojik gücüyle, Rusya ise askeri kapasitesiyle küresel dengelerde söz sahibi olmuşlardı. Ancak uzmanlara göre günümüzde krizler tek bir aktörün müdahalesiyle çözülemez noktaya taşınmıştı. Bu durum uluslararası rekabeti artırırken, “liderlik boşluğu” tartışmaları da derinleşmeye başlamıştı.
Ortadoğu ve Afrika’da İstikrarsızlık Vardı!
Suriye, Libya, Yemen ve Gazze başta olmak üzere birçok bölgede kalıcı siyasi çözümler üretilemiyordu. Devlet otoritesinin zayıfladığı alanlarda silahlı grupların etkinliği giderek artıyordu. Afrika’da ise darbeler, kaynak rekabeti ve siyasi istikrarsızlık nedeniyle birçok ülke kronik krizlerle mücadele ediyordu.
Bölgesel Güçlerin Etkisi Artmıştı!
Küresel güçlerin etkinliğinin tartışıldığı bu dönemde Türkiye, Hindistan, Brezilya, Endonezya gibi ülkeler bölgesel diplomasi ve ekonomi alanında daha görünür bir konuma yükseliyordu. Söz konusu ülkelerin, kendi bölgelerinde kriz yönetimi ve arabuluculuk faaliyetlerinde daha fazla sorumluluk üstlendiği değerlendiriliyordu. Tahıl Koridoru Anlaşması ve arabuluculuk girişimleri, Türkiye’nin uluslararası diplomaside üstlendiği rolün önemli örnekleri arasında gösteriliyordu.
Türkiye’nin “Dengeli Diplomasi” Potansiyeli, Gündelik Politikalara Kurban Ediliyordu!
Ankara’nın hem NATO üyesi olması hem de Rusya ile diplomatik ilişkilerini iyi tutması, Türkiye’yi farklı kriz başlıklarında önemli bir aktör konumuna taşısa da… Tahıl Koridoru Anlaşması, Rusya-Ukrayna arasında yürütülen diplomatik temaslar ve bölgesel arabuluculuk girişimleri, Türkiye’nin uluslararası diplomasi alanındaki rolünün somut örnekleri arasında yer alsa da… Gazze konusunda uluslararası platformlarda yürütülen diplomasi, Hürmüz hattındaki gerilimde diyalog kanallarının açık tutulmasına yönelik girişimler ve savunma sanayiinde atılan yerli ve milli adımların da Türkiye’nin küresel dengelerdeki etkisini güçlendirdiği konuşulsa da… Türkiye’nin “Dengeli Diplomasi” potansiyeli yeterince ve gereğince değerlendirilemiyordu…
Uzmanlara göre küresel sistemde giderek belirginleşen “lidersizlik krizi”, önümüzdeki dönemde uluslararası siyasetin en önemli tartışma başlıklarından biri olacaktı!..
Mevcut Liderlerle Dünyanın Sorunları Aşılamazdı!..
Trump Aygırı!
ABD’nin başındaki Trump “Azgın Aygır” gibi sağa-sola tekme savurmakta, tehlikeli ve gereksiz sorunlar çıkarmakta ve el attığı her konuyu yüzüne gözüne bulaştırmaktaydı. İran saldırısında bir nevi dolaylı yenilgiye uğramış, Tayvan meselesinde Çin’i hizaya sokamamış, Ukrayna-Rusya Savaşı’nı sonlandıramamış, kuduz ve katil İsrail’i barışa ve ateşkese zorlayamamıştı.
Trump Cazgırları!
Suudi Arabistan, BAE ve Pakistan yöneticilerinin “Trump’ın Cazgırları” ve şakşakçıları gibi davranmaları, bölgedeki sorunları çözmek yerine yeni sıkıntılara yol açmıştı. Sn. Erdoğan’ın “gardaşı” İlham Aliyev’in BM temsilcisi, Katil Netanyahu’yu hürmetle dinleyenler arasındaydı. Ve yine Sn. Erdoğan’ın “arkadaşı” BAE Başının temsilcisi de, BM oturumunda yerinde kalmış ve katil Netanyahu’yu alkışlamıştı. Ama Sn. Erdoğan en yüksek perdeden Netanyahu’ya atıp tutmuşlardı. Dünya politikalarına aklı yatan herkes fark ediyordu ki, bu işte bir tuhaflık vardı. En samimi “gardaşları ve arkadaşları”, gönüllü İsrail uşaklığı yaparken, sizin sert konuşmalarınızın inandırıcılığı tartışılmaktaydı!?
İsrail Uşağı Aliyev’in İslam Düşmanlığı!
Azerbaycanlı din adamı Abgül Süleymanov, devlet okullarındaki kıyafet düzenlemesine ve başörtüsünü dolaylı yasaklama girişimine yönelik eleştirilerinin ardından 30 gün idari hapis cezasına çarptırılmıştı. Süleymanov’un ailesi, gözaltının sosyal medyada başörtüsü düzenlemesine yönelik yaptığı paylaşımlarla bağlantılı olduğunu aktarmıştı.
Azerbaycan Bakanlar Kurulu’nda yapılan 21 Eylül 2026’daki düzenlemede, öğrencilerin okul üniformasının bütünlüğünü bozan veya “eğitimin laik niteliğine aykırı” olan kıyafet unsurlarını kullanmasını yasaklanmıştı. Ancak düzenlemede “başörtüsü” ifadesi doğrudan yer almamıştı. Süleymanov hakkında verilen 30 günlük idari hapis kararının hangi maddeye dayandığı ise kamuoyuna açıklanmamıştı.
İlham Aliyev açıklamasında ise, “Herkes yerini (ve haddini) bilsin ve ona göre davransın… Kimse bizim işlerimize karışmasın, yaşam tarzımıza burnunu sokmasın ve bize yol göstermeye kalkmasın!..” ifadelerini kullanmış ve resmen Firavunlaşmıştı.
Putin; “Kutup Ayısı”!..
Bazı fırsatları ve imkânları açısından ve dünya Siyonizm’ini kısmen tanıması ve tedbirler alması bakımından, yeni bir barış ve huzur ortamına öncülük etmesi beklenen Putin, maalesef nefsi hırsları ve gereksiz kuşkuları yüzünden, durduk yere ve Siyonist merkezlerin oyununa gelerek Ukrayna’ya saldırmış ve 5 yıldır, yüz binlerce masum insanın katliamına ve şehirlerin harap olmasına yol açmıştır.
Kuduz Netanyahu: “Deccal’in Şeddadı!”
Bölge ve dünya barışının baş belası ve insanlığın küstah düşmanı Netanyahu, 3. Dünya Savaşı’nı çıkarmaya çalışmaktadır. Çünkü milyonlarca insanın ortadan kalkmasını ve dünyanın sadece İsrail’e kalmasını arzulamaktadır.
Bugün dünyanın; “tüm inananları kardeşimiz ve bütün insanları yaratılışta eşitimiz” sayan, ülkemizde ve yeryüzünde Adil Düzen’i uygulayacak olan, seçkin ve süper bir beyne ihtiyacı vardır!..
Evet, süper güç olmak için, ekonomik güç kesinlikle önceliklidir, ama yeterli değildir… Eğer yeterli olsaydı, ALMANYA süper güç sayılacaktı…
Süper güç olmak için, teknolojik güç elbette çok önemlidir, ama yeterli değildir… Şayet yeterli olsaydı, JAPONYA süper güç rolü oynayacaktı…
Süper güç olmak için, silah sanayi, askeri ve nükleer güç gereklidir, ama yeterli değildir… yeterli olsaydı ÇİN ve RUSYA meydanı Amerika’ya bırakmayacaktı…
Süper güç olmak için, nüfus yoğunluğu ve demografik durum her halde önemlidir, ama yeterli değildir. Yeterli olsaydı, örneğin HİNDİSTAN süper güç olarak ayağa kalkacaktı…
Süper güç olmak için, jeopolitik konum ve stratejik durum oldukça önemli ve gereklidir, ama yeterli değildir… Yeterli olsa, TÜRKİYE bu zillet ve sefaleti yaşamayacaktı…
Çünkü süper güç olmak için; ekonomik, psikolojik, teknolojik, demografik ve stratejik bütün bu değer ve dinamikleri; dünya dengelerini değiştirip düzeltecek şekilde kullanabilen süper bir beyine, her bakımdan birikimli mükemmel bir bilgeye, tek kişilik ordu gibi, zulüm ve sömürü çetesini çaresizliğe itecek dahi bir şahsiyete ihtiyaç vardır.
Süper güç olmak için elbette: 1- Ekonomik, 2- Askeri, 3- Siyasi güç mutlaka gereklidir. Ama yeterli değildir. Bütün tarihi dönemlerde, devrimler ve deneyimler göstermiştir ki, bu üç gücü;
• Hem hazırlayacak ve sağlayacak,
• Hem maceradan ve tehlikeli mecralardan sakınacak,
• Hem dünya dengeleriyle ustalıkla oynayıp rakiplerini sarsacak yüksek beyin, birikim ve beceri sahibi bir “süper lider”e ihtiyaç vardır.
• Ortak aklı ve Milli iradeyi,
• Ülkesinde, bölgesinde ve bütün yeryüzünde örnek ve çekirdek bir organizeyi,
• Resmi ve askeri değil, siyasi ve stratejik bir otoriteyi sağlayacak, ender ve önder şahsiyetleri bulunmayan ülke ve hareketlerin “Süper Güç” olma şansı yoktur.
Ve işte Türkiye’nin ve dünyadaki mazlumlar âleminin şansı, böyle bir beyne ve potansiyele sahip olmasıdır.
“Dört T” formülü olarak sıralayabileceğimiz:
1-Tabii, coğrafi ve jeopolitik avantajı,
2-Tarihi medeniyet mirası,
3-Talihli fırsatları, Türk Cumhuriyetleri ve İslam ülkelerindeki saygınlığı yanında,
4-Tecrübe ve tedbir sahibi bir süper beyne malik Türkiye’nin, artık atağa kalkma ve kaderin yüklediği misyona sahip çıkma zamanıdır.
İşte ülkemizin potansiyel imkânlarını harekete geçirecek; hidayet, feraset ve dirayet ehli bir dehanın varlığı, sadece Türkiye’mizin veya İslam âleminin değil, bütün insanlığın en büyük şansıdır.
Bu bilge otoritenin ve evrensel organizenin çok önemli ve öncelikli bir görevi de; düşman güçlerin “ağırlık merkezlerini” yıkmak ve “beyin mekanizmalarını” dağıtmaktır.
Akşam gazetesinde emekli bir Paşa’nın çok ilginç ve isabetli yorumlarını içeren bir yazısı vardı:
“Basit bir tanımlama ile ağırlık merkezi, ‘savaşta neyi etki altına alırsam başarıyı sağlarım’ sorusunun cevabıdır. Savaş sanatı ise büyük ölçüde bu sorunun cevabını bulmak ve kendi ağırlık merkezini korumakla alâkalıdır. Savaşta mevcut güçlerin azamisinin mümkünse tek bir darbe halinde bu merkeze yönlendirilmesi lazımdır. Çıkarları korumak ve geliştirmek için hasım tarafın fiziki veya psikolojik ağırlık merkezlerinin araştırılmasında ve seçilen ağırlık merkezlerine göre politika ve diplomasi stratejilerinin oluşturulmasında yararlar vardır. Eğer savaşın ağırlık merkezi ve muhtemel tehlike cephesi doğru tespit edilirse ve bu merkezlerin hangi güçle ve nasıl etki altına alınacağı belirlenirse, stratejilerin başarı şansları artacaktır.”
Hz. Resulüllah’ın izinde, Erbakan Hoca’nın takibinde ve tüm insanlığa huzur ve refah sağlama derdinde, bilge bir şahsiyete, kaderin fırsat ve ruhsat vermesi yakındır!
Fransız düşünür Maxime Rodinson’un, Hz. Peygamber Efendimizle ilgili çok önemli bir tespiti vardır: “(Hz.) Muhammed’in en çarpıcı özelliği, söyleminin açık, stratejisinin gizli olmasıdır!” Evet Aleyhisselatü Vesselam Efendimizin, dini, davası ve daveti ta başından itibaren gayet açık ve net olmakla beraber; düşmanlarını etkisiz bırakmak ve engelleri aşıp hedefine ulaşmak için yürüttüğü siyaset ve stratejisini, genellikle gizlemiş ve en yakınlarından bile saklamıştır.
Müslümanlar aleyhine çok ağır şartlar içeren Hudeybiye Barış Anlaşması’nı imzalaması… Mekke’yi fetih niyetini ve projesini gizli tutması… Fetih günü, can düşmanlarını bile bağışlaması ve bazı önemli görevleri, henüz o gün Müslüman olan eski müşriklerin elinde bırakması… Huneyn’de vefakâr ve cefakâr bağlılarından önce, kalbi ısındırılmak ve İslam’a bağlanmak istenen Müellefetü’l Kulûb’a ganimetten büyük hisseler ayırması gibi, bazı sahabeleri tarafından bile karşı çıkılan birçok hareketinin asıl hedefi ve hikmeti çok sonraları anlaşılmıştır.
İşte bunun gibi, Efendimizin izinden giden ve zamanın şartlarına ve ihtiyaçlarına göre hareket eden, tedbir ve temkin sahibi liderler de, bazen korkaklıkla suçlanmıştır. Oysa “Harp hiledir” hükmüne ve hikmetine aykırı olarak, ucuz kahramanlıklara ve kuru kabadayılıklara tenezzül edenler, sıradan ve sorumsuz insanlardır. Hak-Bâtıl mücadelesi, günümüzde ‘stratejik güçlerin, gizli muharebesi’ne dönüşmüş bulunmaktadır. Yani, sadece halkın senin yanında olması, kalabalıkların his ve heyecanlarının coşturulması, netice almak için yeterli olmamaktadır.
“Onlara (gizli, açık düşmanlara) karşı, bütün imkânlarınızı kullanarak, (her türlü) kuvvet hazırlayın…”[2]
“…Size verdiklerimizi kuvvetle tutup (sahip çıkın)…”[3]
“‘Ey Yahya, (Allah’ın vahyi olan) Kitabı kuvvetle tut.’ (Çünkü kitabın hükmü ancak 1- Sağlam manevi teslimiyet ve ciddiyetle, 2- Zahiri devlet otoritesi ve gücüyle yürütülebilir.)…”[4] mealindeki ayet-i kerimelerde açıkça bildirildiği gibi, şayet;
Ekonomik gücünüz ve yeterliliğiniz yoksa…
Askeri kuvvetiniz ve desteğiniz yoksa…
Teknolojik beceriniz ve birikiminiz yoksa…
Kültürel, siyasal ve sosyolojik etkinliğiniz yoksa…
Ve hepsinden önemlisi, bütün bu “hayati hazırlıklarınızı”, özellikle oluşum safhasında düşmanların hedefi yapılıp, heba ve heder olmaktan koruyacak ve zamanı gelince en canlı ve caydırıcı şekilde kullanacak, ‘gizli ve etkili bir stratejiniz’ yoksa… Ve tabi hareketiniz; bütün bunları uygulayacak bir beyin ve birikimden mahrumsa, sizin kurusıkı tehdit ve tepkilerinize kimse aldırmayacaktır.
Üstelik mücadelede, “uzun süreli ve stratejik kamuflaj” da çok önemli bir olaydır.
•Yukarıda saydığımız güç merkezleriniz, nerededir ve ne kadardır? •Açık dost-gizli düşmanlarınızla, açık düşman-gizli dostlarınız kimlerdir ve hangi makamlardadır? •Zayıf olduğunuz halde güçlü görünmeniz veya güçlü olduğunuz halde zayıf görünmeniz ve düşmanları üzerinize çekip tuzağa düşürmeniz gereken hangi durumlardır? •Hangi sözler, hangi ortamda ve hangi oranda konuşulacak, nerede ve niçin susulacaktır? •Nerede atağa geçilecek ve nerede savunmada kalınacaktır? sorularının cevabını bilmeyenler ve gereğini yerine getiremeyenler, zalim dünya düzenine savaş açamazlar ve karanlık güçlerle başa çıkamazlar.
Ve işte Erbakan, daha ilk çıktığı günden itibaren, açıkça “Milli Görüş, Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” diyerek davetini ve hedefini gayet net ve mert bir şekilde ortaya koyan… Ve bu maksatla, yasal teşkilatlarını kuran ve muhtemel gelişmelere karşı tedbirlerini hazırlayan… Ama ‘güç kaynaklarını ve destek merkezlerini, teknik ve bürokratik özel ekiplerini, kısa ve uzun vadeli stratejik projelerini’ ise devamlı kamufle edip gizlemeyi ve rakiplerini yanlış yönlendirip, sonunda kendi amaçlarına hizmet ettirmeyi başaran… Ve herkesin yılgınlığa ve şaşkınlığa uğradığı en çaresiz ve ümitsiz dönemlerde bile “tek kişilik bir ordu” gibi davasını omuzlayan ender ve önder bir şahsiyettir… Ve Onun sadık takipçi ve talebeleri de, yine Onun istikametinde büyük hedeflerine ulaşmak üzeredir!…
Giderek bölgesel ve evrensel yeni bir güç ve medeniyet merkezi olmaya doğru yürüyen, sağlam ve sarsılmaz temellerini çağdaş değerlerle yücelten, Büyük Türkiye’nin yakın tarihini yazacak olanlar; Erbakan’dan ve Onun; stratejik bir dehayla kem gözlerden sakladığı ve kutlu değişimlere hazırladığı sadıklarından övgüyle, hayret ve hürmetle bahsedeceklerdir.
Kader; “Fecr-i Kazib”le, “Fecr-i Sadık”a zemin hazırlamaktadır!
Fecr-i Kazib (Yalancı şafak); sabaha karşı doğu ufkunda, yukarı doğru dikey bir geçici beyazlık oluşmasıdır. Bu kısa aydınlığın sabah sanılması bir yanılgıdır.
Fecr-i Sadık (Doğru ve gerçek şafak); sabah namazının vakti girmiş ve oruç mevsiminde ise imsak bitmiş anlamını taşır. AKP iktidarında, aldatıcı ve oyalayıcı bir süreç yaşanmıştır. Ama İlahi kader; bu süreçte bazılarına büyük ve gerçek değişime bir hazırlık da yaptırmıştır. Mahşerde ve büyük mahkemede herkes niyetinin ve mahiyetinin karşılığını alacaktır.
Tarihi; gömleğini çıkaranlar değil, kimliğine sahip ve sadık kalanlar yazacaktır!
Yandaş yazar takımından Ahmet Hakan: “Gömlek çıkarmak; dar alandan geniş alana geçme hevesidir. Yeni sözlerle kapsama alanını genişletme azmidir. Risk alarak yepyeni bir hikâye yazma gayretidir. Ezberlerin dışına çıkabilme cesaretidir. Yeniyi, yeniliği, yenileşmeyi gömleği çıkaranlar getirir.
Tarihsel serüvenin kahramanları gömleği çıkaran kimselerdir. ‘Gömlek çıkarmak’ deyip de geçmeyin yani. Her babayiğidin yapacağı bir iş değildir.”[5] şeklinde zırvalayacak kadar zıvanadan çıkmışlardı… Oysa Din de, tarih de şahittir ki, asli kimliğini bir gömlek gibi çıkarıp atanlar, hem Hak davalarını vicdanlarına sindirememiş insanlardı, hem de hain güç odaklarına hizmetkârlıktan kurtulamamışlardı.
Bakanları, yüksek bürokratları ve en yakın adamları FON’larla, fırıldaklarla gariban Milletin sırtından trilyonları çalıp çırpanlar kahraman mıydı, kahır adamı mıydı?
FON’un faturası: “Borsada 117 milyar dolar kayıptı!”
Sermaye piyasalarını sarsan Fon Krizini değerlendiren ekonomi yazarları, krizin makro boyutlarını ve piyasalara zararlarını mercek altına almışlardı. Kriz sürecinde borsa değerinde yaklaşık 117 milyar dolarlık erime yaşandığını ve 455 bin yatırımcıyı kapsayan 1 milyon TL’lik ödeme güvencesinin piyasalarda geçici rahatlama sağlayacağını belirten uzmanlar, eski SPK Başkanının açıklamalarını 1980’lerdeki Banker Skandalına ve Titan Saadet Zinciri vurgunlarına benzetiyorlardı.
Bu krizin dış etkenlerden değil, tamamen içerideki mekanizmadan kaynaklandığını vurgulayan uzmanlar:
Hisse senetlerinin piyasa değerinde, yaklaşık 117 milyar dolarlık bir erime yaşandığını, bunun da borsadaki toplam değerin yaklaşık beşte bir oranında azalmasına yol açtığını vurgulamışlardı. Hem fiktif işlemlerle fiyatı şişirilen hisse ve fonların faaliyetlerinin durdurulmasının hem de tasfiye kararı sonrası ortaya çıkan zorunlu satışların, fiyatları aşağı çektiğini hatırlatmışlardı.
Eski SPK Başkanının basına yansıyan ve hisselerdeki aşırı değer artışlarına ilişkin “%1000 civarındaki artışlar normal artışlar da olabilir, hepsi şişirilmiş değildir” şeklindeki beyanlarını sert sözlerle eleştiren uzmanlar; bu yaklaşımı 1980’li yıllardaki Banker Krizine benzetiyorlardı.
“O dönem darbe hükümetinin Maliye Bakanı Kaya Erdem, skandal patladığında ‘Vatandaş bankerlerle kumar oynamıştır’ deyip çıkmıştı. Şimdi bir SPK Başkanının erken dönemde müdahale etmesi gerekirken %1000’lik artışları normal görmesi tam bir aymazlıktır.
Fatma Betül Sayan Kaya’ya “163 milyon” sorusu: Bu parayı nereden kazandınız?
Yeni Yol Partisi Grup Başkanvekili Selçuk Özdağ, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında fon soruşturması üzerinden Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi İlyas Kaya’nın kamuoyuna yansıyan 163 milyon 46 bin liralık yatırım iddiasını gündeme taşımıştı. Sayan Kaya ve eşinin yaklaşık 2,17 milyar liralık kazanç elde ettiği yönündeki iddialara ilişkin “Sermayesinin kaynağını açıklasın” çağrısı yapan Özdağ, kendi siyasi ve bürokratik geçmişine atıfta bulunarak mal varlıklarının kamuoyuna açık şekilde paylaşılması gereğini vurgulamıştı.
AKP’li Milletvekilinin Fatma Betül Sayan çıkışı!
AKP İstanbul Milletvekili Serkan Bayram, Fon Krizine ilişkin Fatma Betül Sayan Kaya’yı eleştirerek “Bir sürü insanın, engelli kardeşlerimizin hakkını elinden aldık. Bunları Fatma Betül yesin diye mi yaptık? Bir de sosyal politikalara bakıyor. Kimse kusura bakmasın. Herkes bedelini ödesin. Artık içim acıyor” diye çıkışmıştı.
AKP İstanbul Milletvekili Serkan Bayram, NOW TV’de yayımlanan Çalar Saat programında Fon Krizine ilişkin açıklamalarda bulunmuşlardı. Bayram, fon soruşturmasında adı geçen eski Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya ile eşi İlyas Kaya’nın yaklaşık 2,2 milyar lirayı Bakanlık tarafından bildirilen hesaba yatırıp yatırmadığına ilişkin iddialara dekont ve hesap açıklaması yapılması gerektiğini hatırlatmıştı. Serkan Bayram, soruşturmada adı geçenlerin kim olduğuna bakılmaksızın sürecin temizlenmesi ve parti içinde hesap verilmesi çağrısı yapmıştı.[6]
Bülent Arınç’tan Fon çıkışı: 800 milyarlık kayıp var, toplanacak para 8 milyar bile tutmayacaktır!..
Eski TBMM Başkanı Bülent Arınç, TBMM’deki yeni yasama yılı resepsiyonunda Fon Kriziyle ilgili konuşmuşlardı. 800 milyarlık bir kayıptan söz edildiğini, toplanacak paraların 8 milyarı bile bulmadığını söyleyen Arınç, sorumluların teşhir edilmesi çağrısı yapmıştı. Arınç, bu işleri yapan insanların saçlı sakallı veya başlarının örtülü olmasının İslami değerlere büyük zarar verdiğini hatırlatmıştı.[7]
Arınç: “Utanmayı unutan insanlar yanlış işler yapmaktadır! Ve bu gidişle önümüzdeki seçimler kaybedilmiş olacaktır!” diye yakınmıştı.
AKP’li Şamil Tayyar’dan Fon Vurgunu İtirafı.
AKP’li Şamil Tayyar’dan piyasaları sarsan fon vurgunu için “Vurgun mahallindekiler bizim çocuklardı” itirafı yapılmıştı. Yaşananların dış bir komplo olmadığını vurgulayan Tayyar, yaşananların gözlerinin önünde gerçekleştiğini vurgulamıştı.
Son dönemde kamuoyunda dile getirilen “Fon vurgunu AKP’ye yönelik bir seçim operasyonu muydu?” şeklindeki iddialara değinen Şamil Tayyar, bu tür yorumların gerçeği yansıtmadığını hatırlatmıştı. Her olumsuzluğun arkasında gizemli senaryolar aranmaması gerektiğini belirten Tayyar, yaşanan sürecin yozlaşmanın bir sonucu olduğunu ifade ve itiraf buyurmuşlardı!.. Vurgunun gözler önünde gerçekleştiğini vurgulayan Tayyar, olayda adı geçen kişilere ilişkin sert değerlendirmelerde bulunmuşlardı. Yağma coşkusuyla kendi finansal iktidarlarını kurmaya çalışan bir yapının mahallelerini kuşattığını belirten Tayyar, söz konusu isimlerin dava bilincinden uzak hareket ederek yozlaştığını aktarmıştı.[8]
Bugün : 56021
Dün : 54756
Son 30 gün : 1730979
Toplam : 63923156
IP Adresiniz : 91.99.55.74
CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
AKGÜLÜMÜZ!.. (ŞİİR)
Takdir ve taksim O'ndandır. Allah katındaki manevi makam yüksekliği, ırkımızın ne olduğuyla, zahiri rütbe ve…
Rabbimiz Beled Suresi 10-11. ayetlerinde şöyle buyurmaktadır: “Biz ona (insana, imtihan edilmek üzere Hakk ve…
"Unutmayalım ki, herkesin amacı ve çabası kadar, çıtası da yükseğe çıkarılacaktır. Evet, halkı; haklı ve…
MİLLİ ÇÖZÜME İFTİRA ATAN ALÇAKLARA! Doğruları konuşanı, dışlar hayırsız Zulmedenlere, kalır kayıtsız Sonunu düşünmeyen, akılsız…
KULA BELA GELMEZ, ALLAH YAZMAYINCA ALLAH BELA YAZMAZ, KUL AZMAYINCA… Şiiri; Milli Çözün sitemizde yayımlanan…
Siyonist sömürü çarkı, yani düzenbaz düzen! İşbirlikçi yandaşlarının ifadesiyle “asrın soygunu fon vurgunu”; yani düzenbaz…
Milli Çözüm’ün bütün şiirlerinde olduğu gibi; “KULDAN TERCİH, ALLAH’TAN TAKDİR!” şiiri de Kur'an'a tercüman olmaktadır!…
İmtihan için çıktığımız dünya yolculuğunda yasaklardan sakınmak , Batılı reddetmek Hayrı tebliğ ve tavsiye etmek…
Milli Görüş yolu, çark ediliyor Milli Çözüm sadık, fark ediliyor Sadık kullar NUR’a, gark ediliyor…
Borsada bir kural vardır.Birileri kazanıyorsa birlileri kaybediyordur. Yani para el değiştiriyordur. Fon krizinde gördüğümüz olay…