Get Adobe Flash player
Reklam

"MÜDDESSİR" SURESİ DAVET VE DAVA PRENSİPLERİ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfMükemmel 

 

Aleyhissalatü Vesselam Efendimize, kırk yaşlarında iken, mutlak Hakikati ve yaratılış sırlarını tefekkür ve tezekkür etmek için inziva'ya çekildiği Hira Dağı'nda ve Nur sığınağında bulunduğu bir sırada, Ruh-ul Emin olan Hz. Cebrail'in gelip, nübüvvet müjdesini ve kıyamete kadar sürecek ve sönmeyecek olan Risalet meşalesini verdiği ve Alak Süresi'nin, "Oku" emriyle başlayan ilk ayetleriyle, ilahi mesajları ilettiği bilinmektedir.

 

Bismillahirrahmanirrahim

1- "(Her şeyi ve sürekli yoktan) Yaratan (ve her an varlıkta tutan) Rabbinin adıyla oku!.."

2- (ki) 0, insanı (ana rahmine yapışıp asılı duran hücre topluluğundan, embriyodan) alak'tan yarattı.

3- "(Kâinat kitabını, kendi nefsindeki hakikati ve Kur'anın kelamını, hitabını) Oku! (anla ve anlat ki) Rabbin en büyük kerem sahibidir.

4- Ki O, kalemle (yazmayı ve ilmi kayıt altına almayı) öğretendir.

5- (Böylece) İnsana bilmediğini öğretti..."[1]

Kâinatın Efendisi Allah'ın son Nebisi ve sevgilisi, haklı bir tavırla ve böylesi kutsi ve ağır görev yükleneceklerin vereceği tabii bir refleksle örnek olacak tarzda, oldukça kuşkulanmış, büyük bir heyecana kapılmış ve telaşlanmıştı...

Manevi sürur ve sevinçle birlikte, çeşitli vesvese ve endişeler içinde evlerine döndüğünde, başına gelen hadisatı ve Hz. Cebrail'le mülakatını Hadice Annemize nakledip, bu ruhi inkılâbın verdiği bedeni bir sarsıntı ve zafiyetle titrerken "Beni örtün, beni örtün!" buyurmuşlardı. Bir müddet sonra teskin olunca Hz. Hadice'ye : "Başıma (hayırsız) bir iş gelmesinden korktum!" deyince, asalet, fazilet ve feraset sultanı Hz. Hadice annemiz, şu hikmetli ve isabetli sözleriyle Efendimizi teselli etmiş ve yatıştırmıştı:

"Ey Muhammedül Emin olan Efendim! İyilik yapana, iyilikten başka karşılık verilmeyecektir... Yüce Allah Seni asla yalnız ve yardımsız bırakmayacak ve mahcup etmeyecektir.. Çünkü Sen; akrabanı ve yakın dostlarını (unutmayıp) ziyarete gider, daima doğruyu söyler, misafirleri sever ve ikram eder, muhtacın yükünü kaldırıp (sıkıntısını önler), yoksul kimselere, dara düşenlere, zamanın çeşitli musibetlerine uğramış kimselere (karşılık beklemeden) yardım edersin!.."[2]

Meşhur İslam tarihçisi İbni İshak: Bu sözlerle Hz. Peygamberimizi rahatlatan Hz. Hadice validemiz:

"Müjdeler olsun Sana! Hadice'nin canını elinde tutan Allah'a yemin olsun ki, Senin bu ümmetin peygamberi olacağını ümit etmekteyim!" temennisini açıklamıştı...

Ve bu tavrı ve teslimiyetiyle:

"Hadicetül Kübra" Büyük Hadice "Seyyidün Nisa" (Hanımların efendisi ve en faziletlisi) ünvanlarını kazanarak, ölünceye kadar Hz. Peygamberimiz O'nun üzerine gül koklamayacak, Onu hep hayırla anacak ve unutmayacak ve ikisi erkek, dördü kız olmak üzere, Allah Resulünün 6 evladı Ondan doğacak ve Ehli Beyti Resülullah, sadece Hz. Hadice validemizin nurlu yavrularından ve Efendimizle birlikte özenle bakıp yetiştirdikleri, ilim sarayının kapısı, Allah'ın aslanı ve Ehli Beyt'in sultanı Hz. Ali Efendimizin soyundan devam edip çoğalacaktı...

Daha sonra Hadicetül Kübra annemiz, vahyi ilahinin mehabet ve mehafeti (heybet ve dehşeti) altında bulunan Hz. Peygamberimizi, Hanif Müslimlerden olan Tevrat ve İncil'e vakıf bulunan ve amcası oğlu sayılan Varaka bin Nevfel Hz.lerine götürmüş ve olayı anlatan Peygamberimize:

"Müjde Ya Muhammed! Sen Meryem oğlu İsa'nın haber verdiği Ahir zaman Nebisi'sin ve Sana görünen de Hz. Musa'ya vahiy getiren Namusu Ekber olan Cebrail'dir. Keşke Ben de genç olsaydım da Senin, davetini ilan edeceğin güne ulaşsaydım ve Sana katılıp kavminin Mekke'den çıkaracağı zaman yanında bulunsaydım!"[3]

Bu olaydan sonra bir müddet Hz. Cebrail görünmemiş, fakat ara sıra Hz. İsrafil teşrif ederek, Peygamberimize bazı şeyleri talim ve teselli etmiş olduğu anlatılır.[4]

İşte bütün bunların ardından Risaletin başlangıcı sayılan "Müddessir Süresi'nin ilk yedi ayetini getiren Cebrail Aleyhisselam, 23 yıl boyunca sürecek zorlu ama onurlu nübüvvet ve risalet hizmetinde başarılı olmanın şartlarını ve programını açıklamıştı. Müddessir Süresi'nin bu ilk ayetlerindeki 6 kural, bir nevi ilk gelen "Oku!" emrine karşılık Efendimizin kalbinden ve zihninden geçen: " Okuduklarımı ve vahiy olarak Allah'tan aldıklarımı

  • Nasıl anlatıp açıklayacağım?
  • Engelleri, tehlikeleri nasıl aşacağım?
  • Allah'ın rızasına ve başarıya nasıl ulaşacağım?

Sorularının da bir cevabıydı... Ve kıyamete kadar, davet ve hizmet yolcularına ışık tutacak, altın kurallardı.

Şimdi bunları hep birlikte ve can kulağı ile okuyalım:

"Ey bürünüp örtünen (Yüce Peygamber!)"

1.Kural=Hep ayakta ve atakta bulun. Gevşeklik ve tembellikle hedefe varılmaz!

"Kalk (ve koştur). (Yakın çevrenden başlayarak herkesi) Uyar (davetine uymazlarsa başlarına geleceklerle korkut ve Kur'ani gerçekleri duyur)"[5] İşte bu "kalk" emrini alan, Hz. Resülullah, 23 yıl boyunca asla yorulmadı, oturmadı, yılmadı ve usanmadı!..

2.Kural=Sadece Allah'ı yücelt, O'na iman ve itaate devam et!.. Yalnız O'na güven!

Başka hiç kimseden ve hiçbir şeyden gerçek manada yardım ulaşmaz!..

"Sadece Rabbini tekbir edip yücelt! (ve O'nun ilahi sıfatlarını konuştur!)[6] Allah'ın büyüklüğü, izzet ve azameti, kuvvet ve kudreti karşısında; imparatorluklar, ordular, süper güçler, bir hiç mesabesindedir. Bu iman ve ihlasa sahip olanlar, tek başına bütün dünyaya meydan okur!

3.Kural=Sadece özüne ve sözüne değil, yüzüne ve dış görünüşüne de itina göster... Çünkü zahiri tavrın, giyim kuşamın, kullandığın ev eşyaların ve binek araçların, temiz ve düzenli değil, dağınık ve kirli olursa, çekici değil itici bulunursa, insanlar sana yaklaşmaz!..  Bu yüzden:

"Elbiseni (Dış görünüş ve halini) tertemiz tut! (Aleyhinde konuşacak ve bahane arayacak tipleri böylelikle, sustur!)[7]  4.Kural=Sen, Hak dini ve davayı ve yeryüzünde Allah'ı temsil ediyorsun... Öyle ise, senin şahsında, insanları İslam'dan ürkütecek her türlü kötülüklerden ve ruhları kirlenmiş, vicdanları zehirlenmiş tiplerden uzaklaş!..

" (Her çeşit) Pislikten (Şirkten, menfaat perestlikten, kalbi ve beyni çürümüş tiplerden) kaçınıp uzak dur! (Haksızlık ve ahlaksızlıkta inat edenlerle, Hakikat aşkına Sana biat ve itaat edenleri tanıyıp ayırmaya bak... Cahiliye toplumundan ayrı ve farklı bir cemaat ve çekirdek kadro oluştur!..)[8]

5.Kural= Bu hizmet ve zahmetlerine karşılık, Allah'ın rızasından ve insanlığın huzur ve kurtuluşundan başka  hiçbir şey talep etme, gözetme ve düşünme!.. Dünyalık heves ve hesaplar için, dini hizmet ve gayretlerini istismar edenler, ne mümin kul ne de makbul sayılmaz!

"Daha çok istekte bulunmak (başa kakmak) için iyilik yapma!" (Yaptığın hizmeti, çektiğin zahmeti ve yüklendiğin külfeti; "bunları başkaları yapamaz, kimse altından kalkamaz, bu iyiliklerimin karşılığı bulunmaz" diye, ibadet ve iyilikleri gözünde büyütme, insanlara minnet etme, onlara sıkıntı verme!) [9]

Allah için yapman gereken hizmetlerinin karşılığında, insanlardan; hürmet, rağbet, şöhret, menfaat beklemekten kesinlikle uzak dur!.. 

6.Kural= Bütün bu şerefi, ama çetrefilli ve zahmetli hizmetleri yürütürken: Tek sermayen, yegâne sığınağın, en güçlü ve geçerli silahın: Sadece "SABIR"dır. Sabretmeyen, mutlu sona ve selamet sabahına kavuşamaz!. Gerçek dava önderlerine ve davet (tebliğ) erlerine, "sabır"dan  daha önemli ve gerekli bir nimet sunulmaz!..

" (Ey Nebiyyi Zişan!.. Çok zor, zahmetli ve uzun süreli bir imtihan ve kâinat çapında önemli ve azametli bir inkilab ve ihtilal dönemine ve görevine girmiş bulunuyorsun. Bütün düşman çevrelere ve şeytani güçlere karşı en büyük dayanağın ve kuvvet kaynağın, sabır, metanet ve dirayettir. İşte bu yüzden)

Rabbin için sabret! (Zafere ve Rızai ilahiye ulaşmanın yegane çaresi ve reçetesi budur)[10]

İşte bu altı maddelik; ilahi hizmet projesi, Nübüvvet ve davet prensipleri, saadet ve selamet stratejisi sayesinde:

  • Düşman rakipler; birer antrenör
  • Zorluk ve tehlikeler; işaret lambası ve selektör
  • Allah'a güven ve teslimiyet ise; ağır yüklerimizi taşıyan ve bizi rahata ve huzura kavuşturan birer manevi traktör hükmüne geçecektir.

Hz. Peygamber Efendimiz (S.A.V)'in, sabır, metanet ve dirayetine bir örnekle konuyu bağlayalım:

Hatırlanacağı üzere; "İlahi tebliğ ve tekliflerime, devlet ve cennet davetime, Mekke'de umduğum ilgi ve tepkiyi bulamadım. Belki orada beni anlayan ve Hak dine uyanlar çıkar" düşüncesiyle TAİF'e varmıştı. Bu aynı zamanda "Hicret" için uygun bir mekân arayışıydı.

Önce Efendimizle, öteden beri dost ve tanıdık olan ve uzaktan akraba sayılan üç kişiye uğramıştı.

Bunların ilki:

"Eğer Sen Peygamber isen, ben Kâbe'nin örtüsünü çalarım!" Yani Sen, kendine ve kutsal Kâbe'ne bile sahip çıkamayan zavallı birisin, demek istemişti..

İkincisi:

O, "Sen artık Resülullahsın, çok önemli adamsın, git Senin gibi büyük insanlarla uğraş!" diye alay etmişti..

Üçüncüsü ise:

"Allah bula bula, Senin gibi yetim ve gariban birisini mi buldu.. Peygamberlik sana mı kaldı" karşılığını vermişti.

Bu edepsiz ve erdemsiz tavırları yetmiyormuş gibi, Taif'in çocuklarını ve ayak takımını kışkırtıp, kâinat yüzü suyu hürmetine yaratılan Efendimizin üzerine taşlar ve alaycı laflarla hücuma geçirmişlerdi.

Hz. Peygamberimiz baştan ayağa kan revan içindeydi...

Bu vahşi taşkınlık ve şeytani sapkınlık karşısında:

  • Gökler bu zalimlerin üzerine çökmek için..
  • Dağlar bu beyinsizlerin üstüne devrilmek için
  • Rüzgarlar, bütün yurtlarını yuvalarını derbeder etmek için..
  • Çöller, yarılıp bunları yerin dibine geçirmek için emir beklerken, Hz. Cebrail yetişip, bu azgın ve şaşkın kâfirleri helak etmek üzere emir beklediklerini söylediklerinde:

"Hayır, ey kardeşim Cebrail.. Ben lanet değil, rahmet peygamberiyim... Şahsıma yönelik saldırı ve sapkınlıkları yüzünden bir kavmin helakini istemekten beriyim.. Bunlar, ne istediklerini bilmiyorlar.. Umarım ya kendileri, en azından bunlardan türeyecek nesilleri bir gün akledip düşünecek, gerçeği fark edip kabullenecek ve inşallah hidayete erecek diye beklerim" mealinde sözler söylemişti...

Ve bu dileği ve beklentisi, hemen o gün meyvesini verecek, Taif dönüşü; dinlenmek ve yaralarını temizlemek üzere uğradığı bir bağdaki Ninovalı (Musullu) bir hizmetkâr, iman edip İslamla şereflenecekti..

Aleyhisselatü Vesselam Efendimizin bu yüce tavrı ve tepkisi, elbette "Rauf ve Rahim" sıfatlarının bir gereği idi, ama bizim kanaatimiz:

"Hz. Peygamberimiz aslında, Müddessir Suresi'ndeki talimat ve tavsiyeleri yerine getirmekteydi!.."





[1] Alak: 1-5

[2] Son Peygamber Hz. Muhammed (s.a.v) Prof. Muhammed Ebu Zehra - 2. cilt Sh: 21 Birleşik Yayıncılık -1993

[3] Kısası Enbiya A. Cevdet Paşa. C.1 Sh:66

[4] Ahmet Cevdet Paşa. Kısası Enbiya sh:67

[5] Müddessir: 2

[6] Müddessir:3

[7] Müddessir: 4

[8] Müddessir.5

[9] Müddessir.6

[10] Müddessir.7

Abdullah AKGÜL -

Karşılaştırmalı İslam ve Batı Hukuku araştırmacısı.

El-Ezher Üniversitesi Usuliddin Fakültesi Mezunu.

Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Mezunu

Devami
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

PROF. CELAL ŞENGÖR’ÜN SAPKINLIĞI VE FESATÇILIĞI
  PROF. CELAL ŞENGÖR’ÜN SAPKINLIĞI VE FESATÇILIĞI        Prof. Celal Şengör (ki...
Devami
FAŞİST AMERİKA İMPARATORLUĞU VE KUKLA HİTLER BOLLUĞU
  Bugünkü vahşet ve dehşet medeniyetinin merkezi ve Siyonizm'in kalesi olan...
Devami
DEĞERLİ DİYANET İŞLERİ BAŞKANIMIZIN VE DUYARLI HALKIMIZIN DİKKATİNE!
  DEĞERLİ DİYANET İŞLERİ BAŞKANIMIZIN VE DUYARLI HALKIMIZIN DİKKATİNE!          Bütün camilerimizin-cemevlerimizin ve Kur’an...
Devami
ÜSTAT SÜLEYMAN KARAGÜLLE’NİN İLTİFATI VE İFTİRASI
Muhterem Süleyman Karagülle, “TSK’da Tesviye mi Tasfiye mi Amaçlanmıştı?” yazımıza...
Devami
TÜRKİYE NATO TOPRAĞI İSE, SİZ DE NATO BAŞBAKANI YERİNDESİNİZ!
  TÜRKİYE NATO TOPRAĞI İSE, SİZ DE NATO BAŞBAKANI YERİNDESİNİZ!   ABD Dışişleri...
Devami
BAYRAM YAKINDIR
  İnsan fıtratı ve toplum psikolojisi, alışkanlık haline getirilen ve...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 5087

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR