Get Adobe Flash player
Reklam

TÜRKİYE KASITLI OLARAK BATIRILIYOR!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

 

"Senelik 40 milyar dolar faizle Türkiye soyuluyor:"

Devlet Denetim Elemanları Derneği (DENETDE) Genel Başkanı Atılay Ergüven, Haçlı seferleri ve Moğol istilasından sonra Türkiye'nin 3'üncü kez sömürüldüğünü belirterek, net borç ödeyicisi olarak yıllık 40 milyar dolara varan faiz ödenmesinin anlamı, ülkemizin faizle soyulması demektir, değerlendirmesinde bulundu.

 

Dernek lokalinde dün bir basın toplantısı düzenleyen DENETDE Genel Başkanı Atılay Ergüven, gündemdeki konulara ilişkin olarak değerlendirmelerde bulundu. Ekonomide tehlikeli gidişe dikkat çeken Ergüven, reel faizlerin yüksekliğine vurgu yaptı. Bütçe açıklarının yatırımlardan kısılarak kapatılmaya çalışıldığını ifade eden Ergüven, "Dolara, diğer ülkelerdeki yıllık faizin 5 katının verilmesi ne demektir, bu durum daha ne kadar devam ettirilecektir? Hiçbir ekonominin yıllık 38 milyar dolar faiz ödemesini sürdürmesi ve buna dayanması mümkün değildir. Haçlı seferleri ve Moğol istilasından sonra Türkiye 3'üncü kez sömürülmektedir. Net borç ödeyicisi olarak yıllık 40 milyar dolara varan faiz ödenmesinin anlamı, ülkemizin faizle soyulması demektir" dedi.

Tehlikeli ve geri dönülmez bir yıkım

Son dönemde Türkiye'ye sıcak para girişinin arttığına vurgu yapan Ergüven, belli güçlerce yönlendirilen düşük döviz kurları vasıtasıyla yerli sanayimiz ile istihdam için tehlikeli ve geri dönülemez bir yıkım yaşandığını söyledi. Düşük döviz kurunun, yabancı malların iç talebini teşvik etmesi bir yana; büyük boyutlara varan düşük faturalı ve beyan dışı ithalatların engellenmemesi nedeniyle kayıt dışılığın arttığını dile getiren Ergüven, şöyle konuştu: "Özellikle döviz kurunun düşüklüğü nedeniyle sanayicilerin, ham ve yarı mamul ihtiyaçlarını yurt dışından karşılama yolunu seçmelerinden, ülkemizde iç daralma nedeniyle işsizlik ve durgunluk had safhaya varmıştır. Bu gidişata acil ve köklü önlemler alınmadığı takdirde, daha önce yüksek faiz ve yüksek kur artışlarıyla yaşanan ekonomik yıkım; iç talebin yapısal olarak yok olması ve yerli sanayii iflaslarıyla ortaya çıkacak deflâsyonun da etkisiyle, ikinci kez ve daha ölümcül olarak yaşanacaktır. Bu kez zaten gelir ve harcama gücünü kaybetmiş halkın yanında, özellikle imalat sanayi işletmeleri, yani yerli sanayi yıkılacaktır. Bu tehlike görülmeli ve dış dünyadan gelen övgülere aldırmadan gerekli tedbirler alınmalıdır" Hükümetin özelleştirme politikasını da sert bir dille eleştiren Atılay Ergüven, yapılması planlanan özelleştirmelerin belli odaklara diyet ödeme görünümü verdiğini söyledi.

Osmanlı İmparatorluğu'nu yıkmak isteyen sömürü sermayesi, önce Osmanlı topraklarına yatırımlar yaptı ve yerli sanayiyi iflas ettirdi... Sonra faizle borç verdi ve devleti borçlandırdı...

Devlet borcunu ödeyemez hâle gelince ihracat mallarına el kondu... Duyun-u Umumiye kuruldu...

Sonunda "SEVR" dayatıldı, bilinen tarihî süreç yaşandı ve imparatorluk dağıldı...

Türk halkı yedi düvele karşı İstiklâl Savaşı'nı yaptı ve Türkiye Cumhuriyeti kuruldu...

Cumhuriyet hükümetleri devletin siyasi istiklâli yanında ekonomik istiklâlinin de onun kadar önemli olduğunu müdrik idiler. Cumhuriyeti kuranlar ilk yıllarda buna çok dikkat ettiler. Hatta bugün Japonya ve Almanya örneği ile anlaşıldı ki; ekonomik istiklâl siyasi istiklâlden de önemlidir.

Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında eski CHP iktidarı dış borçları tasfiye etti ve yabancı sermayeyi millîleştirdi. Ülke tam ekonomik istiklâlini de kazanmış iken, sömürü sermayesi Halk Partisi iktidarına son verdi ve yerine Demokrat Parti'yi getirdi. CHP'ye de halka karşı muhalefet yaptırdı. CHP'nin bu tavrı karşısında, denize düşen halk yılana sarıldı. Türkiye borçlanmaya, fakat aynı zamanda kalkınmaya da başladı.

CIA Türkiye'yi 1960 ihtilaline zorladı, Menderes'i ve arkadaşlarını astırdı; daha doğrusu on yıl istediği gibi kullandığı kendilerinin sadık adamlarını idam sehpasına gönderdi!..

KİT'ler ne yapmıştı?

CHP ‘devletçiliği' getirerek ‘bankacılık' gibi halkın yapamayacağı işleri devlete yaptırmaya başladı. Sümerbank ve Etibank gibi KİT'leri oluşturdu. Bu kurumlar sayesinde Türkiye bugünkü hâle geldi.

Hazreti Davut aleyhisselâmdan beri Allah'ın insanlığa öğrettiği devletçiliği, Cumhuriyet hükümetleri yeryüzünde ilk defa Türkiye'de uyguladılar ve başardılar.

KİT'ler (Kamu İktisadi Teşekkülleri) ne yaptı?

a- KİT'ler Türkiye'ye Batı'dan teknoloji transfer ettiler...

b- KİT'ler köylüleri kentlere taşıdılar, bu sayede kentleşme gerçekleşti.

c- KİT'ler ülkeyi iç ve dış sermaye tekelinden korudular, fiyatları dengelediler...

d- KİT'ler ülkenin o dönemde en büyük ihtiyacı olan teknik eleman yetiştirdiler.

KİT'ler zarar et(tiril)miştir. Neden?

KİT'lerin zarar ettirilmesinin nedenleri çok açıktır.

a- KİT'ler sadece ekonomik faaliyette bulunmadılar, aynı zamanda ağır kamu hizmeti gördüler... Millî Eğitim Bakanlığı'na, orduya harcama yapıyoruz. Onlar kâr ediyor mu?

b- Ülkede vergi kaçakçılığı vardır, diğer firmalar bu sayede kazandılar. KİT'ler ise kaçıramadıkları için vergilerin altında ezildiler...

c- KİT'lerin yönetimlerine siyasiler karıştılar, fiyatlara ve istihdama müdahale ettiler, yolsuzluklara göz yumdular...

d- KİT'ler istismar edildiler, rüşvet oraya da girdi, özel firmalar kazansın diye kasten zarar ettirildiler...

KİT'lerin görevleri bitmemiştir

a- Sanayileştik ama artık kendi teknolojimizi kendimiz üretmeliyiz. Muasır medeniyetin fevkine yani üstüne öyle çıkabiliriz. Bu teknoloji hamlesini kim yapacak? Elbette KİT'ler yapacaktır...

b- Artık taşraya altyapı gitmelidir... Tarımı sanayileştirmemiz gerekmektedir... Sanayiyi köylere yani taşraya kadar götürmemiz gerekir. Bunu da KİT'ler yapacaktır...

c- Bankacılık, yollar, elektrik dağıtımı gibi işleri halk yapamaz. Bu gibi işleri KİT'ler yapacaktır. Böylece çökmekte olan tekelin yerini KİT'ler alacaktır...

d- KİT'ler halkı ileri teknoloji alanında eğitmeye devam edecek ve yeni elemanlar yetiştirecektir...

"Devletin malı deniz, yemeyen domuz!" anlayış ve uygulaması sona ermelidir. Özelleştirme yağması, kaosu, kâbusu bir an önce sona ermelidir. Bu gidişe dur diyelim. Sömürü, soygun, talan ve bu konulardaki her türlü yalan sona ersin. Gidenler gitti. Kalanları kurtaralım.

Artık yeter!

"Özelleştirme" adı altında devletin, milletin, halkın malının çalınmasına, hortumlanmasına, yağmalanmasına, yok edilmesine dur demenin zamanı çoktan geldi, geçiyor...

Tek kelimeyle "ÖZELLEŞTİRME" değil, "ÖZERKLEŞTİRME" yapılsın.

Kur'an;

"FAİZ mahveder, ZEKÂT (vergi) çoğaltır." diyor.

Faizli sistem sömürgeci Batı dünyasının var olma sebebidir, çünkü onlar faiz sayesinde dünyayı sömürüyor.

Batı alacaklıdır... Türkiye ise borçludur...

Faizli sistem Türkiye'yi yıkar.

- Nitekim Türkiye yavaş yavaş yıkılmıyor mu?..

- II. Sevr dayatmalarına maruz kalmıyor mu?..

Devlet ne yapmalıdır?

Devlet hiçbir emeği olmayan kâğıdı yani ‘kâğıt para'faizsiz olarak halka verecektir. Halk bununla iş yapacak ve devlet vergisini alacaktır. Devlet halka yeteri kadar ‘faizsiz kredi' verince, kimse kimseden faizli kredi almaz. Dolayısıyla özel bankalar iflas eder. Bu sebepledir ki, bankacılık sektörü özel sektör olamaz.

Banka devletin gücü ile oluşmuş ‘kâğıt para'yı halka dağıtır. Devletin parasını başkası nasıl ve niçin faize verecektir?!.

Allah bir şeyi yapmayın diyorsa o doğrudur, çünkü O her şeyi bilmektedir.

Suni olarak zarar ettirilen KİT'ler özel sektöre devredildi. Hortumlandıktan sonra da geri alındı. Devlet korkunç derecede katmerli bir şekilde ve katlamalar yapılarak zarara girdi. Türkiye Cumhuriyeti Devleti yıkılacak kadar yük ile yüklendi. Bu yük de sonunda hep halkın üzerinde kaldı.

Türkiye 1950'de Demokrat Parti'nin iktidara gelmesiyle yeniden borçlanmaya başladı ve on senede 30 milyar dolar borçlandı, ama bu dönem Türkiye'yi tarım döneminden sanayi dönemine geçirdi.

Ondan sonra 1997'ye kadar 50 milyar dolar daha borçlanılarak elli senede borç 80 milyar dolar oldu.

1997'den 2003'e kadar bir tek çivi bile çakılmadan 5 senede Ecevit Hükümetleri 70 milyar dolar borçlandılar. Yani hiçbir iş yapmadan Türkiye'yi iki kat daha borçlandırdılar. Hâlen borçlanma devam ediyor!..

Bankalardaki hortumlama miktarı da 50-60 milyar dolardır. Tüm devletin yolsuzlukları kadar batık banka yolsuzluğu vardır. Şimdi bir kurum faaliyettedir; Özelleştirme İdaresi.

50 milyar dolar kadar olan batan bankaların borcunu devlet ödeyecektir!

Bu bankaların çoğu faaliyette olsalardı belki de hiç olmazsa borçlarının yarısını öderlerdi. Ama devlet bu bankalara el koydu. Şimdi bu bankaların bir kuruş ödeyecek halleri yoktur!..

Devletleştirilenlerin borçları 50 milyar dolar, mal varlıkları 17 milyar dolar; bunun 7 milyarı da mahkemelerde! Geriye 10 milyar dolar kalıyor. 10 milyara satışa çıkarıldığı zaman yarı bedellerle satılıyor.

Demek ki bu kurul 10 senede 50 (elli) milyarın sadece 5 (beş) milyarını tahsil edecektir!

Bunun 1 (bir) milyarı avukatlara ve bilirkişilere gidecek...

1 (bir) milyarı da tasfiye kuruluna ve işçilere 5-10 senede harcanacak!..

Demek ki milletin malından sadece 3 (üç) milyar dolar gelecektir!.. Yani, yirmide biri!..

İşte Allah'ın sözlerini dinlemez de faizli iş yaparsanız, böyle batarsınız.

Bu durumda ne yapalım?

‘ÖZELLEŞTİRELİM' mi? ‘ÖZERKLEŞTİRELİM' mi?

İki örnek ile meseleye açıklı getirelim.

I. ÖRNEK

MERSİN RAFİNERİSİ ne oldu?

Önce Shell ve BP tarafından satın alındı. Sonra benzin misali buharlaşıp yok oldu, kısa zamanda kapatıldı!.. Türkiye şimdilerde petrol ürünü ihtiyacının önemli bir kısmını ithal etmek zorunda kalıyor!..

II. ÖRNEK

ERDEMİR, zarar eden dev bir kuruluş iken, iki yıl gibi kısa zamanda hem üretimini ikiye katladı, hem de neredeyse milyar dolara varan kârlılık oranına ulaştı. Nasıl ve neden? Biraz özerkleştirildi, biraz dirayetli ve ehil yöneticilerin eline teslim edildi, böylece bugünkü sonuç elde edildi...

Demek ki at sahibine göre farklı kişneyebiliyormuş.

Bu durumda ne yapalım? ‘ÖZELLEŞTİRELİM' mi? ‘ÖZERKLEŞTİRELİM' mi?

Siz de benim gibi ‘ÖZERKLEŞTİRELİM' diyorsanız ve bunun nasıl olması gerektiğini merak ediyorsanız, bundan sonraki yazımı okumanız gerekecek.

Bundan önceki iki yazıda neler demiştik, kısaca hatırlayalım:

Osmanlı İmparatorluğu'nu yıkmak isteyen sömürü sermayesi, borçlandırma ve faiz sayesinde, planlı bir şekilde koca imparatorluğu çökertti... Duyun-u Umumiye kuruldu... Sonunda "SEVR" dayatıldı...

İstiklâl Savaşı sayesinde Osmanlı topraklarının Anadolu ve Trakya kısmında Türkiye Cumhuriyeti kuruldu... Cumhuriyet'in ilk yıllarında ekonomik istiklâl da elde edilmeye çalışıldı... Bu amaçla KİT'ler kuruldu ve çok büyük başarılar elde edildi...

KİT'lerin (Kamu İktisadi Teşekkülleri) ne yaptığını yazdık...

KİT'ler zarar et(tiril)miştir... Neden?.. Nedenleri çok açıktır; bunları açıkladık...

KİT'lerin görevleri bitmemiştir... Bitmez... KİT'lerin yeni görevlerini tek tek hatırlattık...

Özelleştirme yağması, kaosu, kâbusu bir an önce sona ermelidir. Bu gidişe dur diyelim. Sömürü, soygun, talan ve bu konulardaki her türlü yalan sona ersin, dedik. Gidenler gitti. Kalanları kurtaralım. Artık yeter!

"Özelleştirme" yağması, soygunu, talanı adı altında devletin, milletin, halkın malının çalınmasına, hortumlanmasına, yağmalanmasına, yok edilmesine ‘dur' demenin çeşitli yolları vardır.

"ÖZELLEŞTİRME" değil, "ÖZERKLEŞTİRME" yapılsın.

Yapılsın, ama nasıl yapılsın? Bu alanda neler yapılabilir? Bugün bunları yazmış olacağım.

‘ÖZERKLEŞTİRME' İÇİN NE YAPILMALIDIR?

Bugün bu konuda somut olarak üzerinde durulması ve yapılması gerekenleri hatırlatmış olacağım.

1. Yalnız bankaların değil, bütün vatandaşların ve işletmelerin borç ve alacaklarını devlet yüklenmelidir.

Öncelikle ve acilen, devlet tüm borçlarını TL ile herkese ödemelidir. Alacaklıları da altın değere bağlayıp faizsiz hâle getirmelidir. Devlet halkın üzerine yürümemelidir.

‘Devlet bu parayı nerede bulacaktır?' sorusu aptalları bile güldürür.

Yine de bilmeyenler, 54. Hükümetin uygulama örneğini bir hatırlayıversin.

Halk parayı ne yapacak? Sabahleyin çekecek ve birine verecek. Akşamleyin o götürüp yatıracaktır. Yeni paraya gerek yoktur.

2.Özelleştirmeler derhal durdurulmalı, KİT'ler özelleştirilmemeli, ‘ÖZERKLEŞTİRİLMELİ'dir.

KİT'lerden herhangi birinde işletme hizmetini yapacak ekibe, ‘üretimden pay' olmak üzere kiraya verilmelidir. Kârdan değil, sabit kira da değil; ü-re-tim-den pay.

Üretim belli miktarın altına düştüğünde kira akdi feshedilmelidir. Ayrıca mubayaa ettiği mal karşılığını faizsiz olarak kredilendirmelidir. Emekçinin bedelini borçlandırarak ödemelidir. Piyasaya çıkan para kadar mal da arz edilmiş olacağından dolayı enflasyon yapmaz. Yapsa bile bir defa yapar, ekonomi canlanınca kendiliğinden dengeli hâle gelir.

3. Borçlarını ödeyemeyenlerin üzerine gidilmemelidir. Mallarına el konmamalıdır. Onlardan sadece borçlanma ehliyeti alınmalıdır. Borçlarını ödediklerinde itibarları iade edilmelidir.

Böylece ekonomik sirkülasyon durmaz, devam eder. Borçlular borçlarını ödemek için yarışa geçerler. Ödemezlerse bile devlet o kadar fazla parayı piyasaya sürmüş olur.

4. Kamu bankaları faizli işlem yapmayacaktır. Faiz yerine ‘kredileşme sistemi'ni uygulayacaktır.

Devlete para kullandıranlar ona denk aynı miktarda parayı yani devletin parasını kullanırlar.

Özel bankalar ise şirketlere kredi tanıyacaklar. Onlar da firmalara kredileşme yoluyla para kullandıracaklardır. Banka, üretimden hizmet karşılığı bir yüzde alacaktır. Böylece bankalar giderlerini karşılayacaklardır.

Meraklısına Not: İskenderun Demir Çelik Fabrikası, yassı üretime geçme çalışmalarını sürdürüyor... Üretim aşaması internet ortamında canlı olarak yayınlanıyor... İnternette, www.isdemir.com.tr adresinden girilen sitede bulunan canlı yayın ikonunu tıklayınca, üretimin yapıldığı çelikhane bölümü izlenebiliyor. Ekrandan, sıcak demirin kütük hâline dönüştürülmesi aşama aşama görülebiliyor... Üretimin bu aşaması "İsdemir'de hayat devam ediyor" sloganıyla sunuluyor... Demek ki, isteyince oluyormuş.

Kayıt dışı ekonomi ve çaresi:

Kur'an diyor ki; "YAZIN!"

"Ey îman edenler! Belirlenmiş bir süre için birbirinize borçlandığınız zaman onu yazın. Bir kâtip onu aranızda adaletle yazsın... Büyük veya küçük vadesine kadar hiçbir şeyi yazmaktan sakın üşenmeyin..."[1]

Kur'an nâzil olduğu ve ‘üşenmeyin, az olsun, çok olsun, yazın' diye emrettiği zaman, Arabistan'da henüz kâğıt yoktu. Kur'an derilerin, kemiklerin, ağaçların üzerinde parça parça yazılıyordu.

Nasıl olacaktı da o devirde yaşayan insanlar her borcu yazacaklardı?

O devirde alınan-verilen azdı. Sonra, bu ayetler son dönemlerde inmiş, bundan dolayı yaşanan hayat açısından fazla sorun olmamıştı.

Müçtehitler devrinde bu ayetler üzerinde çok durulmuştur. Kimi ‘bu ayet nesh oldu' demişlerdi. Oysa bunlar son nâzil olan âyetlerdendi, nasıl nesh olurdu? Nesh olsa bile, nesh eden ayet ne idi? Kimi, ‘bu emir değil, yazabilirsiniz' manasındadır dedi. Tabi ki bu yorumların hiçbirisi uymadı. ‘Müteşabih' demenin ötesinde, o zaman yapılacak bir şey yoktu.

Sonra kâğıdın yaygınlaştığı dönem geldi. Yazma işi kolaylaştı. Ama yine de her şeyi yazmak mümkün olmamıştır. Bundan dolayı, insanlık ‘sanayi dönemi'ne gelinceye kadar bu ayet müteşabih kaldı.

Günümüze gelinceye kadar her şeyi yazmaya gerek yoktu. Çünkü insanlar az muamele yapıyorlar ve az kişi ile görüşüyorlardı. Dolayısıyla, topluluğun beyninde her şey yazılıyordu ve bu da işlerin yürütülmesine yetiyordu. Oysa bugün yazmazsak, bizim kendi işlerimizin tamamını kendimizin hatırlaması ve takip etmesi mümkün değildir. Hele başkalarının çoğunu tanımıyoruz. O halde bugün her şeyin yazılması gerekmektedir.

Bugün evimize aldığımız gıda ve temizlik ürünlerini bile yazmak zorundayız. Çünkü gelir-giderimizi bilmezsek, ayağımızı yorganımıza göre uzatmamış oluruz. Ayağımızı yorganımıza göre uzatmadığımızda da, ay sonunu getiremeyiz. Dolayısıyla bugün yazma ihtiyacında olduğumuz ayan beyan ortada olduğu gibi, bugün yazma işi de o nispette kolaylaşmıştır. Bilgisayarlara yazmak bir sorun teşkil etmediği gibi, yazılanları tasnif etmek ve çağırmak da sorun değildir.

İşte Kur'an'ın bu emri ancak bugün insanlığın ulaştığı teknolojik imkânlar sayesinde uygulanma durumuna gelmiştir. Namaz bize nasıl farz ise, oruç nasıl farz ise; aynı şekilde, az olsun çok olsun her şeyi yazmak da günümüzde öyle farzdır. Bugün farz olduğu gibi artık bundan sonra kıyamete kadar da farz olmaya devam edecektir.

Kur'an'da ‘herkes yazsın' denmiyor; ‘topluca yazın' diyor. Yani, benim aldığımı ve verdiğimi herkes yazsın deniyor. Bunun uygulaması, ‘ortak bir yazıcınız olsun ve o yazsın' demektir.

Yukarıda yazdıklarımdan sonra, konuyu ‘kayıt dışı' ve ‘kayıtlı ekonomi' meselelerine getirmek istiyorum. Allah'ın bu emri günümüzde sadece devleti değil, devleti oluşturan fertler olarak bizleri de yakından ilgilendirmektedir. Günümüz şartlarında başarılı olmak için her şeyi yazma zorunluluğu vardır.

Mesela, bir uygulama örneği olmak üzere, İstanbul esnafı birleşecek, Kur'an'ın bu emrine uymak için kendilerine ortak muhasipler atayacak, onları finanse edecek, onlar yazacak; yani, esnafın ortak muhasebeleri olacak. Bu muhasipler hem işletmelerin hesabını tutacaklar, hem de kişilerin hesaplarını tutacaklar. Bunlar bu esnafın satışlarından bir pay alıp aralarında bölüşecekler. Bu miktar cirodan yüzde şu kadarlık bir pay olabilir. Mesela, piyasaya arz edilenin yüzde biri muhasiplere verilecektir.

Kişiler bütün ödemeleri kartla yaparlarsa bu yazışma son derece kolaylaşır. Bu kartı esnafın kuracağı kooperatif verecektir. Akbil gibi bir uygulama olabilir. Tuvalette girip çıkarken bile akbil basılacaktır. Kart üzerinde alan ve veren, alış ve veriş tarihleri yazılı olacak. Böylece tüm borçlanmalar, az olsun çok olsun, yazılmış olur. Bunlar bilgisayara aktarılır. Sonra da programlanarak istenen bilgiler çağrılabilir.

Kooperatif ortakları arasındaki her türlü kayıtlar böylece gerçekleşir. Üçüncü şahıslara yapılacak ödeme veya tahsilât da dışarı hesabı üzerinden yürütülebilir. Yiyeceğe, giyeceğe, taşımaya, ulaşıma ödenenler ayrı ayrı hesaplarda toplanabilir. Her şeyi kendi akbil okuyucu cihazına okuturuz.

Türkiye'de maalesef yazmaktan ve kayıttan korkuluyor. Pek çok şey ‘kayıt dışı' sürdürülüyor. Neden? Çünkü kayıtlar hep aleyhte delil yapılıyor ve sonra kişinin başı o kayıtlar sebebiyle derde girmiş oluyor. Bu sorunu çözecek formüller ve mekanizmalar üretmek gerekiyor. Yukarıda örneğini verdiğim metot ve model uygulaması ile İstanbul esnafı bu konuda bir hamle yapabilir.

Evet, hayat mücadeledir, cihattır. Bu mücadele ve cihattan kaçanlar kendilerini koruyamazlar. Çağımızdaki mücadele ve cihat sadece cephede değildir; kişinin evindedir, işindedir, nefsindedir...

Artık fert ve devlet olarak ‘kayıt dışı' dönemini geride bırakıp, ‘kayıtlı ekonomi' devrini başlatma zamanı gelmedi mi? İstanbul esnafı bu konuda öncü olabilecek bir çalışma başlatabilir."[2]

 Bütün ekonomik göstergeler daha önce yaşanan krizlerdeki gibi

"Ekonomi şişirilmiş balon"

AKP Adana Milletvekilleri Ziyaeddin Yağcı, Vahit Kirişçi, Ali Küçükaydın ve Recep Garip, oda seçimlerini tamamlayarak yeniden koltuğa oturan başkanları ziyarete çıktı. Miletvekili heyeti, AKP İl Başkanı Abdullah Doğru ile birlikte önce Adana Ticaret Borsası'nı (ATB) ziyaret ederek Başkan Fethi Coşkuntuncel'i tebrik ederek bir süre ülke meselelerini konuştu.

Milletvekili heyeti buradan da Adana Ticaret Odası'na (ATO) giderek, meclis toplantısına hazırlanan Başkan Şaban Baş ve meclis üyeleriyle sohbete daldı. Sohbet sırasında Meclis Üyesi Mehmet Şahbaz, "Ülkede 31 milyar dolar sıcak para var. Bu para kaçarsa ne olur?" şeklinde bir soru yöneltince, söz alan AKP Adana Milletvekili Abdullah Çalışkan, "Türkiye'de şu anda her şey kriz öncesi ortamdan farksız. Dolar çok düşük. Piyasalar durgun. Dış ticaret açığı yükseldi. Ekonomi adeta şişirilmiş bir balon gibi. Birileri bir iğne batırsa patlayacak, 2001 krizinden daha büyük bir kriz olacak. Bu tablo kriz öncesi tablodan farksız. Bunu anlamak için ekonomist olmaya gerek yok. İş adamlarına ben uyarı görevimi yaptım. Bu sıcak parayı yönlendirenler de ABD'de 3 büyük banka" dedi.

Milletvekili Çalışkan'ın bomba etkisi yapan bu sözleri, salonda buz gibi hava estirdi. Olayı toparlamak için müdahale eden Milletvekili Ali Küçükaydın, ülkede güven ve istikrar ortamının hâkim olduğuna, güçlü ve istikrarlı bir hükümetin de işbaşında bulunduğuna dikkat çekerek, "Bu yaklaşım sağlıklı değil. Yabancılar güven duymasa bu para ülkemizde olmazdı. Bu söylenenler karamsar bir tablodur" diye karşılık verdi. Milletvekili Prof. Dr. Vahit Kirişçi de, kendisi gibi Abdullah Çalışkan'ın da ekonomist olmadığını belirterek, "Bu görüşlere katılmak mümkün değil. Bu ülkenin ekonomik durumunu anlamak en güzel yolu Gayri Safi Milli Hâsılası'na bakmaktan geçer. Bugün 63.5 milyar dolar ihracat, 97 milyar dolar ithalat olmak üzere 160 milyar dolarlık hacim var. Duyarlı olmak lazım" şeklinde konuştu.

Eleştirileri soğukkanlılıkla dinleyen Çalışkan, cevap vermek isterken Milletvekili Recep Garip'in sert ve ısrarlı tepkisi üzerine susmak zorunda kaldı. Milletvekili Garip ise, "Bu açıklamalar çok şık değil. Bu ülkede istikrar, birlik ve beraberlik sağlanmıştır. Ülkede huzur vardır. Bunu kimse bozamaz" dedi.

AKP İl Başkanı Abdullah Doğru ise, kendisinin de 3 ayrı şirketi ve 150 çalışanı olan bir iş adamı olduğunu vurgulayarak, "Bu ülkede istikrar ve güven vardır. Felaket tellallığına gerek yok. Ben bunlara gerek olmadığını düşünüyorum" şeklinde konuştu.

Milletvekili Çalışkan da toplantıdan ayrılırken bu açıklamanın piyasaları olumsuz etkileyip etkilemeyeceği şeklindeki soruya, "Etkilemez, niye etkilesin ki?" şeklinde karşılık verdi.

ATO Başkanı Şaban Baş, açıklamalar için, "Bazı sözler doğru. Ancak ülkede kriz ortamı yok, böyle bir şey görmüyorum" derken, Meclis Üyesi Yücel Bayram ise, "Ülkede 4 aydır kriz var" görüşünü dile getirdi.[3]



[1] Bakara, 2/282

[2] Reşat Nuri Erol - 17.21.22.23.Mart.2005 - Milli Gazete

[3] 23.Mart.2005 - Milli Gazete


Bu yazarin diger makaleleri

GENÇLİĞİMİZ GELECEĞİMİZDİR
Gençlik bizim geleceğimizdir. Gençler hem bizim emanetimiz, hem de emniyetimizdir....
Devami
SOHBET NOTLARI
  Birisi, Çemişgezekli rahmetli Nusret Dede'den mi, nerden duymuşsa; "Sakın ha,...
Devami
Hocam'dan Hikmetler:
  ŞİİR - I   Alemin nakşını hayal görürüm O hayal...
Devami
SOROS'A GÜVENEN TOROS'U KAYBEDER
  Neo-Con'cu Yahudi Patronlar Gözünü Türkiye'ye Dikiyor! Türkiye, bugüne kadar...
Devami
UYAN MÜSLÜMAN
  Tüm Müslüman sivil toplum kuruluşları, çeşitli organizasyonlar, vakıflar, medya...
Devami
KAPİTALİZM VE KOMÜNİZM, SİYONİZMİN İKİ KOLU; MASONLUK İSE “KARAKOLU”DUR
  Yahudinin Sapıklığı ve saplantısı. Sık sık Yahudi severlerin eleştirilerine muhatap oluruz!...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4418

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR