ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün2963
mod_vvisit_counterDün4837
mod_vvisit_counterBu Hafta2963
mod_vvisit_counterGeçen hafta39169
mod_vvisit_counterBu Ay120277
mod_vvisit_counterGeçen Ay122941
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar17571216

IP'niz: 3.235.25.169
Bugün: 19 Nis 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12492793

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam
Reklam

YAHUDİLERİN İSPANYA’DAN OSMANLI’YA TAŞINMASI VE SİYONİST AMAÇLARI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 4
ZayıfMükemmel 

YAHUDİLERİN İSPANYA’DAN OSMANLI’YA TAŞINMASI VE SİYONİST AMAÇLARI

 

Recep Bey Artık İslamiyet’i Değil, Siyonizmi Referans Alıyordu!

Başbakan Erdoğan Yahudi Cemaatini kabulünde "Siz benim referansımsınız" diyerek Yahudiperestlik yapıyordu.

Şalom gazetesi böyle yazıyordu..!

Gelin önce Şalom gazetesinde verilen haberi birlikte okuyalım:

"Başbakan Erdoğan: "Siz benim referansımsınız" diyordu.

Türkiye Yahudi Cemaati Başkanı Sami Herman cemaat yöneticilerinden oluşan bir heyetle Başbakan Erdoğan'ı ziyaret ediyordu. 55 dakika süren görüşmenin çok olumlu geçtiğini söylüyordu.

Cemaat Başkanı Sami Herman, Onursal Başkan Bensiyon Pinto, Başkan Yardımcısı İzak İbrahimzade ve İcra Kurulu'ndan Lina Filiba'dan oluşan bir heyetin Recep T. Erdoğan'ı Başbakanlıkta ziyareti sırasında Bülent Arınç'ın da hazır bulunduğu görüşme yaklaşık bir saat sürüyordu.

Türkiye-İsrail arasındaki ilişkilerin de konuşulduğu görüşmede Başbakan Erdoğan “antisemitizmin insanlık suçu olduğunu” ve bunu dile getirdiği platformlarda “Türkiye'deki Musevi cemaati referans verdiğini” belirtiyordu.

Erdoğan kendisini ziyaret eden heyete, Türkiye'de yaşayan Yahudi cemaatinin problemleriyle yakından ilgileneceğinin sözünü veriyordu.”

Evet, Şalom gazetesinin verdiği habere göre 5 Mayıs 2010'da böyle bir ziyaret gerçekleşiyordu! Bizim kafamız referans kelimesine takılıyordu! Şalom gazetesinin haberine göre Başbakan Erdoğan kendisini ziyaret eden cemaat üyelerine "Siz benim referansımsınız" diye iltifat ediyordu! Başbakan tarafından referans olarak gösterilmek elbette Yahudi dostlarını onurlandırıyordu. Bunlar bize Başbakan Erdoğan'ın AKP'den önceki günlerini anımsatıyordu!

Özellikle Milli Görüş çizgisinde olduğu dönemlerde yaptığı hemen her konuşmasında referansının İslam olduğunu beyan ediyordu! Ama sonrasında yani AKP'li günlerinde bu tür beyanlarının yerini “Referansımız Yahudilerdir” sözleri alıyordu! Hatta AKP kurmayları neredeyse "Referansımız İslam değil" anlamına gelecek açıklamalar yaparak bir hayli şaşırtıyorlardı! Referans olmak, onları esas almak, İsrail’e hizmeti kutsal amaç saymak anlamını taşıyordu.

Bütün bu gürültü patırtı arasında önemli bir olay daha yaşanıyordu. İsrail OECD üyeliğine kabul ediliyor ve AKP iktidarı buna hiç karşı çıkmıyordu! Bu karşı çıkmayış ile yeni referans arasında bir bağlantı elbette bulunuyordu![1]

Bütün bu döneklikler bize İspanya’dan Osmanlı’ya sığınan Yahudi Dönmelerini ve derin şebekelerini hatırlatıyordu.

Konuyla ilgili bir internet sitesinde yayınlanan yazıda:

  • Doğrularla yanlışları harmanlamak
  • Bazı tarihi olayları çarpıtmak
  • Osmanlı’yı karalamak ve İslam hakkında şüphe bulutları oluşturmak üzere, yüzde bir zehirli yalana, yüzde doksan dokuz gerçekleri çikolata kılıfı yapmak
  • Yahudileri kötülüyor görünüp, “onların asla yenilmez ve baş edilmez” olduğunu göstermeye çalışmak yanında çok önemli ve gizemli tespitler de yer alıyordu.

“Bugün ülkemizde “Kendilerini doğuştan seçilmiş sayan Yahudileri ve dönmeleri” anlamak için 1250/ 1391-1492 İspanyasındaki, Yahudi dönmesi Konversoların tarihlerini ve konumlarını çok iyi incelemek gerekmektedir. Nitekim dönmelik dediğimiz çift kimliklilik, Osmanlıya Sabetay Sevi eli ile İspanyadan gelmiştir. Zaten Sabetay Sevi’nin ailesi de İspanya'dan sürgün gelen Konverso Yahudilerindendir Osmanlı topraklarına gelen Konversolar, İspanyada Katolik'tiler, Osmanlı'da Müslüman oluvermişlerdir. Aslında Yahudilerin gizlenmeye iten sebepler çevre faktörlerden ziyade Mesihi (Siyonist Yahudilerin Dünya Hâkimiyeti Hayali) planın bir parçası olan gizliliktir. Kabalacı Sabetay Sevi önderliğinde başlayan mesihi hareketin bir benzeri İspanya'da yaşandığı bilinmektedir. Yahudiler görünürde dinlerini değiştirmişler fakat inançlarını ve kimliklerini muhafaza etmişlerdir. Kendi kaynakları bizlere konversoların Tora kanunlarına göre hareket ederek Yahudi anneden doğan çocuğun Yahudi sayılabileceği gerçeğini koruduklarını bildirmektedir.”[2]

Zengin Konverso aileler, karışık evliliğe engel olmak ve soylarının bozulma tehlikesine karşı ekonomik birliktelikler kurmuşlardı. Dönme konverso Yahudiler, İbranice ve İspanyolca iki isim taşıyorlardı. Kendi içlerinde İbranice, dışarıda ve kilisede İspanyolca isimler kullanıyorlardı. İspanyolca isimleri genelde İbranice şifreli manalar taşımaktaydı. Konversolar İspanyol Kilisesi’nin kayıtlarından soylu İspanyol ailelerin kayıtlarını kendi üzerlerine geçirerek geçmişlerini de kamufle etmeyi başarmışlardı.[3]

Konversolar (İspanyadaki dönme Yahudiler), bu gizlilik sayesinde kısa sürede İspanya’daki bütün dini kurumları ele geçirmişlerdi. Artık devletin ve kilisenin üst mevkilerine yerleşmişlerdi. Dönme Yahudilerin, İspanya Krallığı üzerindeki etkisi tahmin edilenden çok daha büyüktü. Katolikliğin en koyu savunucusu İspanya krallığının, dini kurumları dönme Yahudilerin elindeydi. Yahudiler özellikle ekonomide büyük bir egemenlik kurmuşlardı ve sarayı da istedikleri gibi yönlendirebiliyorlardı. Yahudilerin bu denli etkin ve güçlü bir konuma gelmelerinde, üstte de vurgulanan "dönme"lik sistemi önemli rol oynamıştı. Katolik yasaları Yahudileri resmi görevlerden dışladığı için çoğu Yahudi din değiştirmiş gibi görünüyor ve böylece devlet yapısı içinde kolaylıkla yükselebiliyordu. Bu "dönme"lerin neredeyse tümünün gerçekte asıl dinlerine ve kimliklerine olan bağlılıklarını korudukları ise herkesçe bilinen ve kabul edilen bir gerçektir.

İşte Sabetayistler de aynı geçmişte ve günümüzde Konversolar gibi çift kimlikli ve çift isimli, bir yaşam sürerek Osmanlıda ve Cumhuriyet’te önemli noktalara gelmişlerdi. Anlayacağınız bu Kabalistik gelenek, çift kimlilik (Dönmelik) İspanya’dan gelen Yahudiler eliyle Sabetay Sevi’nin önderliğinde Osmanlı’da gerçekleşmişti.

Real Academia De La Historia, İspanya Kraliyeti Tarih Akademisi, 1735’de İspanya Krallığı tarafından Julian Hermosilla önderliğinde oluşturulan bir konsey ile tarihi kaynakları araştırmak ve İspanyol arşivlerini derlemek amacıyla Madrid’de kurulmuş ve 1738’de kraliyet kararnamesi ile resmi bir kurum halini almıştır. Kurum, İspanya kraliyet arşivlerini büyük bir kısmını düzenleyerek yayınlamıştır. (Real Academia De La Historia) Kraliyet arşivlerinden, 1452-1492 dönemlerindeki Endülüs devletini yıkan, Yahudileri İspanyadan sürgüne gönderen, Engizisyon mahkemelerini kuran Rahiplerinin, piskoposların, rektörlerin, hazinedarların, yargıçların, konverso (dönme) Yahudi olduklarının Kraliyet arşivlerinde isim isim yazılmaktadır. Kraliyet akademisinin düzenlediği “Historia Literatura de La Española” İspanya tarihindeki devlet ve din adamlarının otobiyografilerinde, konverso din adamaları ve siyasilerin, listeleri isim isim yer almaktadır. Nitekim buradaki konversoların isimlere, Yahudi kaynaklarında ve Katolik kaynaklarda da rastlanmaktadır. Biz burada sadece dini kurumlarda etkili olmuş sınırlı sayıdaki kişilere değineceğiz.

Konverso (Gizli Yahudi) Krallığı ve İspanya Devleti.

Aragon Kralı (1425-1479) II. Juan'ın en yakın dostları ve adamları konverso Yahudilerdi. 1469'da oğlu (1452-1516) II. Fernando’yu, Kastilya ailesinden V. Henry'nin kız kardeşi, Kastilya kraliçesi İsabella ile evlendirdi. Bu evlilik Yahudiler ve dönme (konverso) Yahudiler tarafından da desteklendi. Çünkü İsabella’da Fernando’da Yahudi soyundan geliyordu. Aragon Kralı II. Juan’ın ikinci eşi, Navarra kraliçesi, Juana Enríquez’in ailesi konverso kökenliydi. Kral II. Fernando anne tarafından Yahudi asıllıydı. Kastilya kraliçesi I. İsabella'nın annesi, kraliçe Isabel de Avis y Braganza, konverso Yahudisiydi. Bu evlilikten sonraki yıllarda Kastilya ile Aragon krallığı 1474 yılında birleştirilerek tek bir krallık haline geldi.[4]

İspanya Kral'ı II. Fernando'nun hazineden sorumlu genel müfettişi Micer Luis de Santagnel, konverso Yahudiydi. Haham bir babanın oğlu olarak dünyaya gelmiş sonradan Hıristiyanlığa geçmişti.[5]

İspanya'nın iki krallığından biri olan Aragon'un hazine bakanı Gabriel Raphael Sanchez'de konverso Yahudiydi. Yahudi iken Alazar Goluff olan adını vaftiz olduktan sonra Gabriel Sanchez olarak değiştirmişti. C. Kolomb'un yolculuğuna finansman sağlayan önemli isimlerden biriydi.[6]

Kraliçe İsabella'nın sekreteri, keşiş Fernando del Pulgar, Kral Fernando'nun danışmanı ve sekreteri Fernando Alvarez ve Alfonso de Avila, konverso Yahudilerdendi.[7]

Aragon kilisesi ve piskoposluğu Konverso Yahudilerin en önemli merkeziydi. Burgos piskoposluğunun merkezinde Aragon krallığının soylu zengin ailelerinden olan Caballeria ailesi, konverso Yahudisi geniş bir ailedir. Ailenin fertleri sonradan Hıristiyan olmuş, Haham D.Solomon ibn Labi de la Caballeria’dan gelmektedir. Aile’nin dokuz oğlu vardı. Bunlardan biriside Yahudi karşıtı yazıları ile engizisyonun ateşli savunucusu olan hukukçu (Pedro) Bonafós de La Cavalleria (?-1464)’ydı. Konverso Yahudisi Haham Solomon ibn Labi de la Cavalleria’nın oğludur. Samuel olan adını vaftiz edilerek hristiyanlığa geçtikten sonra (Pedro) Bonafós de La Cavalleria olarak değiştirmişti. Bonafós ilk evliliğini Kral Fernando’nun Hazine Başkanı ve Finans Müdürü, hazinenin başmüfettişi Konverso yahudisi Luis de Santagnel’in eşi ile yapmıştı. Kardeşi Bienbenis de La Cavallería ise Zaragoza Üniversitesi’nin rektörüydü. Yahudi karşıtı (Pedro) Bonafós de Caballeria, Kastilya kraliçesi İsabella ile Aragon Kralı II. Fernando’nun evliliklerinin en büyük destekçisi olmuştu. Hatta evlilikte saraya 40.000 duka altın ve değerli mücevherler bağışlamıştı. Pedro Bonafós de la Cavalleria’nın tüm oğulları Aragon krallığında yüksek konumlara geldiler. Luis de la Cavalleria, Kral II. Juan’ın gizli danışmanı, Alfonso de la Cavalleri ise Kral II. Juan’ın başhekimi olmuştu. Diğer oğlu Jaime de La Cavalleria ise Kral II. Fernando’nun gizli danışmanı olmuştu.[8]

İspanya krallığı hazinesinin başındaki isim Kabalacı Yahudi İsaac Abrabanel‘di. Abrabanel, krallıkta kilit bir isimdi. 1484 yılına kadar Portekiz Krallığı’nın hazine sorumlusuydu. 1484 yılında sonra İspanya Kralı ve Kraliçe'nin emrine girmiş ve ülkedeki vergi toplama işini denetlemek üzere tam yetkiyle atanmıştı. Kral II. Fernando'nun vergi bakanı ve Kastilya Başhahamı zengin, varlıklı bir Yahudi olan Don Abraham Senior’du.[9]

Katolikliğin en kilit noktalarına gelen kripto Yahudiler, İspanya tarihinde Hıristiyanlık adına radikal kararlar alıyorlar, ülkedeki Yahudilerin ve Hıristiyanların siyasi ve politik konumlarını belirliyorlardı. Kral’ın danışmanları, hazine’nin başı, yargıçlar, engizisyon mahkemelerinin mimarları kripto Yahudiydi.

İspanyol Engizisyonunun Gerçek Müsebbipleri

Engizisyon Mahkemelerini kuran Yahudi Dönmesi Başrahipler, Piskoposlar, Papazlar 1391'deki Yahudi karşıtlığını ateşleyen, Yahudi karşıtı propagandaları yürüten, Katolizmin en önemli kurumu Burgos Piskoposluğuydu.

Bunların başındaki Rahip-filozof Alfonso de Valladolid (1270-1346) konverso Yahudiydi. Talmud eğitimi konusunda uzman bir haham olarak yetiştirilen Alfonso de Valladolid, Vaftiz olup Hıristiyan olduktan sonra, Abner olan ismini Alfonso olarak değiştirmişti. 1295'de Kral IV. Sancho tarafından Burgos piskoposluğunda önemli mevkiye getirildi.[10]

Dönemin Burgos başpiskoposu ve diplomatı (1384-1456) Alfonso de Cartagena, konverso Yahudiydi. Haham bir babanın oğlu olan Cartagena’nın annesi, babası, 4 erkek, 1 kız kardeşi ve 2 amcası, 1390’daki yahudi karşıtı propagandalardan sonra vaftiz edilerek hristiyanlığa geçmişlerdi.[11]

Alfonso de Cartagena, (1421)’de Santiago de Compostela, Segovia, (1435)’de Burgos piskoposluğu görevinde bulunmuş ve daha sonra Papa IV. Eugenio elçisi olarak görev yapmıştı. 1431’de ise Kastilya krallığının temsilcisi olmuştu. Aragon Kralı II. Juan’ın danışmanlığını yaptı. Alfonso de Cartagena, yayınladığı Yahudi karşıtı yayınlar ile Katolikleri Yahudilere karşı kışkırtan en önemli isimlerdendi.[12]

Konversoların ikiyüzlülüğüne dair propagandanın başını ise Alonso de Espina adlı bir rahip çekiyordu. Alonso de Espina konverso Yahudiydi. Espina, yazdığı Fortalitium Fidei (İmanın Kalesi) adlı kitabında, inananların birbirine kenetlenmesini ve sahte Hıristiyanların gerçek yüzünü ortaya çıkarmasını istiyordu. Konversolar ve Yahudiler üzerine baskılar uygulanmasını isteyen Espina, konversoların ikiyüzlü birer sahtekâr olduğu propagandasını yapıyordu. Ama ilginç olan kendisinin de bir Konverso Yahudi dönmesi olmasıydı.[13]

Yahudi aleyhtarlığını kışkırtarak sürgünü hazırlayan ikinci etkin şahıs ise Katolikliğin önemli merkezlerinden olan Burgos Piskoposu ve Kastilya Konsülünün başı (1350-1435) Pablo de Santa Maria’dır. Bu kişi Vaftiz olup Kilise'ye katılmadan önce, Haham Solomon Halevi isimli bir Dönme (Konverso) Yahudisiydi.[14]

Yazdığı Scrutinium Scripturarum adlı kitap, Engizisyon'a zemin hazırlayan en önemli çalışmalardan biri oldu. Hahamlar yetiştiren ünlü bir aileden gelen Pablo de Santa Maria’nın babası İshak Halevi’de kendisi gibi hahamdı.[15]

Burgos piskoposu Rahip 1456-1495 Luis de Acuña y Osorio ve Rahip (1495-1512) Pascual de Ampudia yayınladıkları Yahudi aleyhtarı dokümanlar ile Yahudilerin sürgününe büyük ölçüde zemin hazırladılar. Yahudilerin sürülmesini isteyen bu iki rahip gerçekte konverso Yahudiydi.[16]

Kraliçe İsabella'nın günah çıkarma papazı ve aynı zamanda Avila piskoposu olan Hernando de Talavera’da konverso Yahudiydi.[17]

Konverso Yahudilerin tarih boyunca hakim oldukları, Katolizmin en önemli noktalarından biri olan Burgos Piskoposluğu. Burgos Katedralinin giriş duvarlarında Yahudiliği sembolize eden Davud Yıldızları görülmektedir.

1464 yılında Devlet ve Kilise bir araya gelerek, bu ( Konverso ) Yeni Hristiyanlar'ın gerçek Hıristiyan olup olmadıklarını ve hangilerinin samimiyetle Hıristiyanlık dinini kabul ettiklerini, hangilerinin de gizlice Yahudi kalmaya devam ettiklerini tahkik etmek için üç kişilik bir komisyon kurdular. 1464 senesinde Kastilya kralı IV. Henry, piskoposlara Yahudi dönmelerinin yakın takibe alınmalarını emretti. Bu durum öyle bir hal aldı ki Konversolar devlet içinde devlet oluyorlardı. Birbirlerinin kimliklerini kiliseye İhbar etme tehditleri ile şantaj yapıyorlardı. Bu şantajlar karşısında korku içindeki çaresiz kalan konversolar, devletin gizli güçlerinin karanlık isteklerine boyun eğiyorlardı.

Engizisyon, sahte bir Yahudi karşıtlığı yaparak, Yahudilerin gerçekten dönüp dönmediklerini araştırmak ve sahte dönmeleri cezalandırmakla yükümlüydü. Engizisyon konversoların Hıristiyan olmalarını değil, Hıristiyan İspanyollar içinden ayıklanıp ülkeden sürülmelerini istiyordu. Hıristiyan halkı, Yahudilere ve Konversolara karşı kin ve nefrete sürükleyerek kışkırtan rahipler, piskoposlar, rektörler ve kral Yahudi dönmesiydi. Engizisyon, Yahudilerin ve dönmelerin din değiştirmelerini değil, konversoların kimliklerinin tespit edilerek tek tek Katolikler arasından ayıklanıp yargılanmasını öngörüyordu. Bu Engizisyon, Yahudileri sürgünden sonra Endülüslü müdeccen Müslümanlara baskı, zulüm ve işkence yaparak din değiştirmelerini isteyecekti.

Zamanla konversoların aslında dinlerini değiştirmedikleri, yalnızca Hıristiyan görünümü altına girdikleri fark edilmeye başlandı. Neredeyse tüm vergi memurlarının Yahudi asıllı bu sahte Hıristiyanlardan oluştuğu öğrenilince, Hıristiyan çevreler büyük tepki gösterdi. Buna bir de kan olayları eklenince, kutuplaşma iyice keskinleşti ve Engizisyon ülkeye çağrılarak, gerçek Hıristiyanlarla sahtelerini ayırt etmesi istendi.

Thomas de Torquemada (1420-1498) Segovia’daki Santa Cruz manastırına atanarak uzun yıllar rahiplik yapan engizisyonun önemli mimarlarındandı. Torquemada’nın din adamı olan amcası Kardinal Juan Torquemada ise Papa’nın temsilcisiydi. İspanyol Engizisyonunun önemli isimlerinden Rahip Thomas Torquemada, Kastilya kraliçesi İsabella tarafından 1474 yılında önemli bir dini otorite’nin başına getirildi. Bu konum onu önemli kararlar almaya yetkili kıldı. Bu önemli kararlardan biriside “Engizisyon Mahkemeleriydi. Torquemada neredeyse Yahudileri sürgün eden tek adamdı. Engizisyon'un baş mimarı Thomas Torquemada konverso Yahudiydi.[18]

Yahudi yazar Nathan Ausubel ise, Tomás de Torquemada'nın büyükbabası, Alvor Fernandez de Torquemada'nın, Yahudi bir kadınla evli olduğunu belirtmektedir.[19]

Araştırmacı–Yazar Rafael Sabatini’nin 1913 yılında kaleme aldığı “Torquemada and the Spanish Inquisition” Torquemada ve İspanyol Engizisyonu adlı eserinde Torquemada’nın Yahudi bir aileden geldiğini, Dominik keşişleri arasından seçilip Kral ve Kraliçe’nin tarafından yetkili kılınmasını konverso(Dönme) Yahudi olmasından kaynaklandığını belirtmektedir. Kardinal amcası Juan Torquemada'da konverso asıllı bir kadınla evlilik yapmıştı.[20]

Engizisyonun 1474 yılında ülkeye girişi ile birlikte, 1492'de sürgünle bitecek olan süreç başlamış oldu. Torquemada, 1478 yılında Papa III. İnnocent bir yazı göndererek Konversoları İspanyol Hıristiyanlarından ayırt etmek ve bu gizli Yahudileri sürgüne göndermek için Engizisyonun kurulmasını istedi. Papa bu isteği kabul ederek 1 Kasım 1478’de “Exigit Sincere Devotionis” adlı bir kararname çıkardı. Arkasından Kral Fernando ile Kraliçe İsabella 27 Eylül 1480’de bir kraliyet kararnamesi yayınladılar. Ancak kraliyet kararnamesi Yahudilerden başka hiç kimseden söz etmiyordu.[21]

24 Kasım 1484’de Thomas Torquemada’nın önderliğinde bir genel kurul toplandı. Alınan kararlar ile Valladolid, Sevilla, Jaén, Avila, Cordoba, Villareal ve Aragon-Zaragoza’da Engizisyon mahkemeleri kuruldu. Thomas de Torquemada Engizisyonun yüksek Konsey başkanı olarak atandı. 5 üyesi ile birlikte engizisyon mahkemelerinde sorgulamalar başladı. Bu süreçle 1492'de sürgünle bitecek olan süreç başlamış oldu.[22]

Torquemada’nın engizisyon mahkemelerinin başına atadığı isimlerde tıpkı kendisi gibi konverso Yahudilerden oluşuyordu. Nitekim Aragon’a bağlı Zaragoza’da Engizisyon mahkemesi’nin başına atadığı Pedro Arbues’de konverso dönme Yahudilerdendi. Pedro Arbues engizisyonda aktif olarak rol almıştı.[23]

Torquemada’nın sonrasında 1 Eylül 1499’da Aragon kralı II. Fernando tarafından Engizisyonun başına atanan Diego de Deza’nın konverso Yahudilerdendi. [24]

Torquemada’dan sonra Engizisyon mahkemesi’nin başına atanan diğer önemli isim (1436-1517) Rahip Xımenes de Cısneros’dur. Cısneros’da konverso asıllı Yahudiydi. Cısneros konversolara öncekiler gibi şiddet ve baskı uygulamadı. Kral'a, önerdiği bir teklif ile geride kalan konversolara tazminat ödenmesini istiyordu. [25]

Son Endülüs Devleti Granada Sultanlığı’nın işgal edildiği 1492 yılında, İspanya Krallığı bütün Yahudileri İspanya’dan kovmak için 31 Mart 1492 tarihinde Elhamra Sarayında, Elhamra Kararnamesi adında bir ferman yayınlandı. Bu kararnameye göre Yahudi dinine mensup olanlar ve Yahudi dönmesi sahte Hıristiyan olan Konversolar, İspanya'dan çıkacaktı. Yahudilere ülkeyi terk etmeleri için 4 ay süre tanındı. Ve 2 Ağustos 1492’de 150.000 Yahudi, tüm geçmişlerini, evlerini, barklarını bırakarak yüzyıllarca yaşadıkları İspanya’dan kovulmuşlardı. Geride kalanlar ise Konverso Yahudi olarak hayatlarını sürdürmüşlerdir. Yahudiler, sürgünden sonra Portekiz, Kuzey Afrika ve Osmanlıya göç ettiler. Hıristiyan Haçlıların kışkırttığı kardeşi Cem Sultanla saltanat kavgası yaşayan, bir taraftan da Şah İsmail’in başındaki Şii İran ve Mısır Memlukluları tarafından sıkıştırılan Fatih’in oğlu 2. Bayezit, bu iç ve dış meşgale ve endişelerle, Endülüs Müslümanlarına yardım edememiş; ama İspanya’dan kovulan Yahudilerin önemli bir kısmını ülkesine kabul etmekte de bir beis görmemiştir. (Padişahlık süresi: 1481-1512) Kaderin cilvesi, merhametten maraz doğacağını düşünememiştir. Osmanlı ülkesine kabul edilen bu Yahudilerin sayıları 40 bin tahminin edilmektedir. Sürgünden gelen Yahudiler, Selanik olmak üzere İzmir, İstanbul, Edirne, Yenişehir ve Şam bölgesinde Safed gibi şehirlere yerleştirildiler.[26]

Peki, bu durum biraz garip değil midir sizce? Engizisyonu ve sürgünü hazırlayan bu dönme Yahudiler, Yahudi kaynaklarında söylendiği gibi gerçekten "dönmüş" ve Hıristiyanlaşmış olsalar bile, neden ırkdaşlarına ve eski dindaşlarına böyle büyük bir düşmanlığı göstermiş olsunlar? Tam tersine, Yahudilere ve konversolara diğer Hıristiyanlardan daha yumuşak ve anlayışlı davranmış olmaları gerekmez miydi?

Tüm bunlar, sürgünün gerçekte Yahudi önde gelenleri, yani Kabalacılar tarafından, Mesih'le ilgili kehaneti gerçekleştirmek uğruna düzenlenen bir plan olduğunu kanıtlamaktadır. Yani İspanya sürgünü, İsrail hayalinin ve siyonizmin hedefinin ilk önemli adımıdır. Yahudi toplumuna karşı büyük bir baskı uygulandığı dönemde de, önde gelen bazı Yahudilerin sarayla bu denli içli dışlı olması da, kuşkusuz ortada bir gariplik olduğunun işaretidir. Sürgünün Katoliklerden çok, Kabalacılardan kaynaklandığının bir başka göstergesi de, Papa'ya bağlı olan Engizisyon'un İspanya Yahudilerini sürerken, Roma'da, yani Papalığın merkezindeki Yahudilerin büyük bir rahatlık içinde yaşamayı sürdürmüş olmasıdır. (Harun Yahya, Yeni Masonik Düzen, Bilim Araştırma Vakfı, 6.Baskı, 2004, s.46)

Tora'da Sürgün ve Kehanetler

Sürgün ile ilgili ilginç bir rastlantı da, İspanya'dan son çıkış tarihi olan 2 Ağustos’un Yahudilerin matem ve oruç günü olarak kabul ettikleri 9 Av 5252, Tişa be Av’a ayına denk gelmesiydi. Tişa be Av, Yahudilerin için kutsal sayılan Kudüs’teki Süleyman Mabedi (Bet Amikdaş)'ın M.Ö 587 ile M.S. 70'deki yıkılışının tarihiydi. Bu tarih, Yahudilerin tarihteki sürgünlerine denk geldiği tarihti. Bu Kabalada, Yahudi ulusunun başına gelen bütün felaketler, hep bu tarihe denk geliyordu.

Yahudilerin kutsal kitabı Tora’da Hahamlar, sürgünleri yorumlandığı bölümlerde, İspanya sürgünü ile ilgili şunları yorumlamaktadırlar.

Tanrı Yahudileri tarihin gidişatına, tarihsel olayların doğal etkilerine teslim edecektir. Tanrı onların gözünde sadece tesadüf olan tüm bu olaylarda onları tamamen yalnız bırakmayacaktır. Onları görünüşte tesadüfî olup, sürgüne çıkmış halkı geri getirme amacını taşır gibi görünmeyen bir olaylar zinciriyle, eski Ülkeleri’ne geri gelmeye hazırlayacaktır. Gizlenmiş olan Tanrı, uzun ve dolambaçlı yollarla, onları eski yurtları’na orijinal ve ebedi hedeflerine geri getirecektir.[27]

Rabi Meşeh Hohma, Tora’da sürgünü şöyle yorumlamaktadır.

Neden mi sürgün edildiler?

“Çünkü Yahudilerin ulus olarak yok olma derecesine kadar asimile olmalarını önlemenin tek yolu budur”.[28]

Tora’da Hahamlar sürgünün asıl amacını ve nedenlerini şöyle yorumlamaktadırlar:

“Son olarak sürgünden dönen Yahudiler, tarihin altında yatan gerçek amacı kavrayacaklardır. Sadece kurtuluş için değil, sürgünün sıkıntıları için bile şükran duyguları taşıyacaklardır; zira çekilen acıların, kurtuluş ve manevi saadetine giden olaylar zincirinin bir parçası olduğunu anlayacaklardır.[29]

Rabi Raphael Samson Hirsch’in Torada sürgünleri şöyle yorumlamaktadır:

“Genel bir bakışla, Yahudi ulusu’nun iki bin yıla ulaşan ıstıraplar dönemi, Tora’da yazılı olanların canlı bir tefsiri niteliğindedir. Özellikle Yahudilerin tüm uluslar içine azar azar saçılmış halini oluşturan Diaspora, “Sürgün” yazılı olan kehanetlerin bire bir gerçekleşmesidir ve bugüne kadar, her Yahudi Tora’da yazılı kehanetlerin gerçekliğinin anlayacaktır. Görüşü zayıflamış bir kişi bile, gelecekteki binlerce yıllık süre için kefalet teşkil edecek ve bu gerçekleri görecektir. Tora, tarihte ne olacağını, tarih henüz oluşmadan önce, insanı hayrete düşürecek ayrıntılarla kaydetmiştir.“[30]

Sabetay Sevi’nin etkisinde kaldığı Kabalist İssac Luria, sürgünleri şöyle yorumlamaktadır:

“İssac Luria'ya göre, Yahudilerin yeryüzüne dağılması bir felaket değil, planlanmış bir olaydır. Yahudilere, kutsal kıvılcımları, klipalar ortamından öteki taraf'tan kurtarıp toplamak için verilmiş bir görevdir. Bu şekilde bütün kıvılcımlar eksiksiz olarak kurtarılabilirse Tikkun gerçekleşmiş olur. Tikkun'un gerçekleşmesi ile de Maşiah (Mesih) gelecektir. İsrailoğulları kurtulacak, Vaadedilmiş Topraklar'a dönecek, yıkılmış olan Tapınak'ı yeniden inşa ederek sonsuza kadar hüküm süreceklerdir.[31]

Yahudi inancına göre bu kehanetlerin başında ise, Yahudilerin tüm dünyaya yayılmış olmaları şartı geliyordu. Encyclopaedia Judaica, bu inancı şöyle bildiriyor: "Mesih'in tekrar gelişine dair olan kehanet, ancak Yahudilerin dünyanın dört bir yanına yayılmaları ile gerçekleşebilecekti."[32]

Engizisyon’un ve sürgünün konversoların eliyle gerçekleştirildiğini ortaya koyan, İspanyadaki konversoların gizli hayatlarını anlatan ve Konversoların İspanya krallığına hakim olduklarını gözler önüne seren, tarihin karanlık sayfalarına ışık tutacak 2006 İspanyol yapımı bir film. Bu film Kraliyet arşivlerine dayanılarak hazırlanmıştır. Okuyuculara mutlaka izlemelerini tavsiye ediyorum.

İspanya’da Yaşanan Müslüman Soykırımı Kimlerin Eseriydi?

1474 yılında Kastilya ile Aragon birleştirilerek tek bir krallık haline getirildi. Bu durum Yahudilerden daha çok Endülüslü Müslümanların sonunu hazırladı. İspanya’nın güneyindeki son Endülüs Devleti’nin işgaline karşı girişilen savaşı finanse eden en büyük finansörlerden biriside İspanya Krallığı hazinesinin başı Kabalacı Yahudi İsaac Abrabanel’dir. Endülüs Müslümanlarına karşı girişilen savaşı finanse eden kişidir. Müslüman katliamı ile noktalanan savaş, Abrabanel tarafından verilen 1.5 milyon altın duka sayesinde kazanılmıştı.[33]

Endülüslü Müslümanlara karşı girişilen savaşın İkinci büyük finansörü ise Kral II. Fernando'nun vergi bakanı Kastilya Baş Hahamı, zengin, varlıklı bir Yahudi olan Don Abraham Senior idi. Abraham Senior, Kastilya bölgesine hizmet verirken, diğer yanda, İspanya’nın Güneyindeki son Müslüman devleti Endülüs'e karşı sağlam durabilmeleri için krallık için gereken maddi olanakları devlete şahsen o sağlamıştı.”[34]

Gırnata'nın işgalinden önce Kraliçe İsabella ile Kral II. Fernando, Müdeccen Endülüslü Müslümanlar ile 25 Kasım 1491’de Gırnata Sözleşmesi imzaladı. Buna bağlı olarak Müdeccen Müslümanlar, dinlerini özgürce yerine getirebilecekleri, dillerini, adet ve geleneklerini, malları ve ticaret hürriyetlerini muhafaza edecekleri bir anlaşmaya imza attılar.[35]

Bu anlaşma ile yüz binlerce Endülüslü Müslümanın, Yahudiler ile birlikte sürgün edilmesi önlenmiş oldu. 1492’de Endülüslü Müslümanlar, Yahudiler ile birlikte sürgün edilmesi Engizisyon mahkemeleri, Kral ve Kraliçe’nin planları ile engellendi. Nitekim İspanyollar, Endülüs’ten ele geçirdikleri topraklarda Hıristiyan tebaası altında belirli anlaşmalar çerçevesinde yaşayan Müslümanlara “(Mudejar) müdeccen” diyorlardı. Müdeccen Müslümanlar İspanya tarihine sanatta, mimaride, ticarette ve bilim alanında damgalarını vurdular. Müdeccenler meslek erbabından ve okuyan kültürlü bir sınıftan oluşmaktaydı. Osmanlı, konverso Yahudilere sahip çıkmış, ama bu müdeccen Müslümanlara el atamamıştı. Oysa Müdeccenler Yahudilerden daha becerikli ve başarılıydılar. Müdeccenler mimari, sanatsal, zanaat, meslek ve tıp alanında Yahudilerden daha da üstün durumdaydılar. İspanyol Tarihçi Prof. Rodrigo de Zayas (Mudejares) Müdeccenleri İspanya tarihinin aydın tabakası olarak nitelendiriyor ve altın kavim olarak görüyordu. Eğer Müslümanlar Yahudiler ile birlikte sürgün edilseydiler, Osmanlı Yahudileri değil, altın kavim olarak nitelenen müdeccen Müslümanları kendi topraklarına kabul edecekti. Bu durum Kabalacı Yahudilerin Süleyman mabedini yeniden inşa edecekleri ve kutsal topraklara dönmek için hazırladıkları 500 yıllık mesihi planlarını bozacaktı. Bunun dışında coğrafi keşifler ile ortaya çıkan yeni deniz yolları, ipek ve baharat yolları’nın kontrolü Endülüs Müslümanların elindeki bilgiler ve birikimler ile dönemin Müslüman devleti Memlükler ve Osmanlı devleti’nin kontrolüne geçecekti. Buda Yahudilerin ticaret politikalarını tehlikeye sokmuş olacaktı.

Endülüs İşgal edilmeden önce 1486-1487 Yılında Endülüs Granada Sultanı XII. Muhammed Ebu Abdullah es-Sağır’ın Sultan Beyazıd’a gönderdiği ilk elçi, Endülüslülerin yaşadığı vahim durumu bir şiirle takdim etmişti. Bu durum dönemin Endülüs tarihçisi El-Makkari’nin Ezharu’r- Riyaz adlı eserinde geçen şiir 104 beyitten oluşmaktadır. İlk feryadnameye Sultan Beyazıd sessiz kaldı. Müdeccenler, Endülüs işgal edildikten sonra (1501-1502) gördükleri zulüm karşısında ikinci bir feryadname daha göndererek yardım talebinde bulundular. Beyazıd, Endülüslülerin bu iki yardım çağrısına da çaresiz kalmıştı. İspanya’daki zulümden kaçan Yahudilere kapılarına açan Osmanlı, 1492'de bu duyarlılığı aynı baskı ve zulümlere maruz kalan Endülüslü Müdeccen ( Mudejar ) Müslümanlara göstermemsinin nedenleri iyi araştırılmalıydı (M.Ç.)

Endülüslü Müslümanlar planlı ve sistematik bir şekilde İspanya krallığı ve Batılı yandaşları tarafından tasfiyeye uğradı. (Osmanlı bu süreçte çok ciddi iç ve dış tehditlerle uğraşmakta, yüreği kan ağlasa da Endülüs Müslümanlarına sahip çıkamamaktaydı M.Ç.) Müslümanların bir kısmı daha sonraki yıllarda Kuzey Afrika'ya sürgüne yollandı. Bir kısmı 1609 yılına kadar Valencia, Sevilla ve Granada’da yerleşik yaşamıştı. Geride kalan Endülüslü Müslümanlar tarihin en dramatik trajedisine uğramışlardı. Yüz binlercesi ateşlerde yakılmış, din değiştirmeye zorlanmış ve kimliklerini gizlemek zorunda kalmışlardı. Tarihin bir yüzünde kimliklerini gizlemek zorunda kalan (Moriscos) mağribli kripto Müslümanlar olarak anılacaklardı.

İspanyadan sürgün edilen Yahudilerin o dönem 2. Bayezit ve oğlu Yavuz Sultan Selim (Padişahlık süresi: 1512-1520) tarafından Edirne ve Selanik’e yerleştirilmesine ait belgenin Dışişleri Bakanlığı tarafından Avrupa Konseyi İnsan Haklarına gönderdiği dilekçesi vardır.

Ama, Osmanlı arşivlerinde 1492-1522 yılları arasında Müdeccen Endülüslülerin, İspanyadan Osmanlı topraklarına taşındığına dair belge bulunmamaktadır.

Son Endülüs Devleti olan Granada Sultanlığının yıkılışı ve Müslümanların sürgüne uğraması Yahudi önde gelenleri tarafından finanse edilmiş ve tezgâhlanmıştı. Resmi tarih, bizlere Müslümanların da Yahudilerle birlikte İspanya engizisyonunun zulmüne maruz kaldığını, Katolik güçlere karşı Müslümanların ve Yahudilerin aynı safta olduğu yalanını yazmaktaydı.

1492'den beri yapılan propagandalarda ve bu propagandayı yapanların başında da Türkiye'de önemli etkinlikler göstermiş olan 500. Yıl Vakfı geliyordu, hep Yahudiler ve Müslümanlar aynı saftaki mazlum halklar olarak tanıtıldı. Ama şimdiye dek ortaya serdiğimiz bilgiler, olayın pek de öyle olmadığını, 1492'de olanların Yahudi cemaatinin önde gelenlerinin (Kabalacıların) kontrolünde gerçekleştiğini ortaya koymaktaydı.

Tarihi gerçekler İspanya'da 1492'de yaşanan olayların gerçekte Yahudi önde gelenlerinin hedefleri doğrultusunda kurgulandığını ve Yahudi sürgününün de, aslında Mesih ile ilgili kehanetleri gerçekleştirmeye uğraşan Kabalacılarca planlandığını ortaya koymaktaydı. Bugüne kadar kimse Endülüslülere yapılan katliamı soykırımı gündeme taşımamıştı. 1492 denildiğinde herkesin aklına hep İspanya’nın Yahudi sürgünü takılmaktaydı. Yahudi sürgünü, Endülüslü Müslümanların katliamını bu propagandalar sayesinde gölgede bırakmıştı.

İspanya krallığı 2 Ocak 1492’de Granada’yı işgal ederek son Endülüs devletine son verdi. Daha sonraki dönemlerde Engizisyon, Gırnata Sözleşmesini feshederek Endülüslü Müslümanların din değiştirmelerini istedi. Yahudiler sürgüne gönderildikten sonra geride kalan Müslümanlar İspanyadan sürgün edilen Yahudiler kadar şanslı değildi. Dinlerini değiştirmeyen Müslümanlar, engizisyon mahkemelerinde tarihte eşi benzeri görülmemiş bir soykırıma kurban edildi.

Engizisyonun bütün bu baskıları, Müslümanların inançlarından vazgeçiremedi. Gerçekte onlar, İslam’a olan bağlılıklarını gizlice de olsa devam ettirmişlerdi. Nitekim Hıristiyanlaştırma faaliyetlerinin başlamasının üzerinden bir asırlık bir süre geçtikten sonra 1601 senesinde piskopos Ribera'nın hazırlayıp kraliyet katına sunduğu rapor da Müdeccen Müslümanların Hıristiyan olmadıklarını bütün bunlar, onların zayıf imanlı olmalarından değil, bilakis ataları gibi Müslüman kalmaya olan azimlerinden, dolayısıyla de Hıristiyanlığa hiç inanmamış olmalarından kaynaklandığını bildirmiştir. Zorla Hıristiyanlaştırılmış Müslüman bir ailenin torunlarından olan sosyalist aristokrat İspanyol Tarihçi, Prof. Dr. Rodrigo de Zayas, İspanya'da Müslümanlara karşı yapılmış korkunç katliamın bilançosunu 500 yıl sonra İspanya Kraliyet arşivindeki belgeler ile gözler önüne sermiştir.

İspanya Kraliyet Arşivlerindeki belgelere göre Endülüs’te 1492 ile 1609 yılları arasında (3.000.000) üç milyona yakın Müslümanın engizisyon mahkemelerinde yakılarak öldürüldüğü yer almaktadır. Bu kayıtlar dönemin Engizisyon mahkemelerinden sorumlu İspanya Kardinali Richelieu’nun günlüklerinde bulunmuş ve daha sonra Kraliyet akademisin arşivlerine aktarılmıştır. İspanya kralı III. Felipe, Yahudilerin teşvik ve tahrikiyle 22 Eylül 1609'da yayınladığı Sürgün Fermanı'yla, Müslümanların İspanya'yı terk etmelerini sağlamıştır. 1609-1614 seneleri arasında Valencia, Granada, Murcia ve Mallorca şehirlerinden en az 500.000 Müslüman İspanya topraklarına bir daha gelmemek üzere çıkarılıp atılmıştır.[36]

İspanyol Hıristiyanların yüzyıllardır Endülüslü Müslümanlara karşı düzenlediği Reconquista “Yeniden Fetih” olarak adlandırdıkları savaşların tarihine yeni bir kapı açılmaktadır. Müslümanları sürgüne yollayan, din değiştirmeye zorlayan, engizisyon mahkemelerinde ateşlere atarak yakanlardan, doğrudan Katolik Hıristiyanları sorumlu tutmak artık bilimsel ahlaka aykırı olacaktır. Oysa burada Katoliklik, Judaizm için bir kamuflaj yapılmıştır.

Peki, akademisyenlerimizin ve araştırmacılarımızın bu tarihi perspektif içindeki olaylardan Hıristiyanları sorumlu tutmalarını neye bağlıyoruz acaba? Bizleri yalanlarla dolu bir tarihe inandırmaktaki amaçları nedir? Judaizm'in kamufle edilmesi mi?

Konverso (Dönme) Yahudiler, Katolizmin amansız savunucusu olan İspanya krallığının dini kurumlarını ele geçirmişlerdi. Yahudi sürgünü, konverso Yahudiler tarafından planlı bir şekilde organize edilmişti. Peki ya Endülüslü Müslümanların sürgünü ve engizisyonun yaptığı katliamları kim organize etmişti? Bunun gerçek yanıtı yine Yahudilerdi.[37]

Konversoların dini kurumları ele geçirmesine benzer bir durum bizde de gerçekleşmişti. Sabetayist şeyhülislamlar, din adamları, tarikat liderleri, Osmanlıdan Cumhuriyete her tarafa yerleşmişlerdi. İspanya'daki konversolar kimliklerini gizleyerek dini ve siyasi kurumları ele geçirmişlerse, Sabetayistlerde aynı düzende Osmanlı'da ele geçirmişlerdir. İki hadisenin de ortak noktası (Dönmelik) çift kimliliktir. Judaizmin (Siyonizmin) yöntemi böyledir. Bu bağlamda İspanya sürgününden sonraki dönemdeki Osmanlı’nın ekonomik ve siyasi politik düzeninde, uluslararası ilişkilerinde, dönmeler söz sahibidir, hatta Yahudi asıllı şeyhülislamların ve fetvalarının Osmanlı politikaları üzerindeki etkisi derindir. Bu süreçte İspanya ve Osmanlı tarihi yeniden gözden geçirilerek analiz edilmelidir. Lakin kraliyet arşivleri ve Yahudi kaynakları bizleri yanıltmıyorsa 500 yıllık tarih artık değişecektir. İspanyadaki dini kurumları ve tarikatları ele geçiren Konversoluk, Osmanlı'da ve Cumhuriyet'te de kendini Sabetayizm'in kollarına terk etmiştir. Yahudiler İspanya'da Hıristiyan Katolik görünmüş, Osmanlıya gelince Müslüman kimliğine geçmiştir.

(Siyonizm) Judaizm en çok tarih boyunca dini kurumlarda ve tarikatlarda örgütlenmiştir. Peki ya halkımız bugün İçimizdeki İsrail'i, yani partilerdeki, hükümetlerdeki, bürokrasideki, medyadaki, hatta bir kısım dini ve milli hareketlerdeki ve sivil örgütlerdeki sabataistleri nerden ve nasıl bilecekti?

Dinimize ve devletimize hıyanet ve hakaret düşünmeyen hiç kimsenin kökenini ve gizli kimliğini araştıracak değildik, ama ya bünyemize sızıp, kalbimizi, beynimizi ve sinir sistemimizi felç etmeye uğraşan sinsi virüsleri bilmeden nasıl mücadele edecektik?

 

 



[1] Milli Gazete / Zeki Ceyhan / 13 05 2010

[2] Encyclopaedia Judaica, New Christians, 1971. Cilt 15, p.621

[3] Michael Alpert, Crypto-judaism and the Spanish İnquisition Basingstoke, Hampshire; New York. Palgrave, 2001. p.246

[4] Real Academia de la Historia Boletin XV. Historia social, politica y religiosa de los Judíos de España y Portugal, Tomo III. Madrid.1875, p.442

[5] Age. p.218

[6] Age. p.225

[7] Age. p.242

[8] Age. P. 706.

[9] Encyclopaedia Judaica, The expulsion of 1492, Jerusalem, 1971, Vol. 15. p.446

[10] Real Academia de la Historia Boletin X, Historia Critica Literatura Española, Tomo IV.Madrid, 1863. pg.49

[11] Real Academia de la Historia, Revista de archivos, bibliotecas y museos, Vol.17, Madrid, 1907, p.347

[12] The Jewish Encylopedia, Alfonso d. Carthenega, Newyork, 1912, Bib. bkz. p.594

[13] Real Academia de la Historia Boletin, Historia de la Segovia, Madrid, 1876, Cap.27, Tomo.8

[14] Real Academia de la Historia, Historia Critica de La Literatura Española Tomo IV. Cap.XIV pg.220

[15] Encyclopaedia Judaica , Jerusalem, 1971, Vol.15, p.562

[16] Real Academia de la Historia, Historia Critica de La Literatura Española Tomo IV. Cap.XIV pg.220

[17] Age. pg.100

[18] Real Academia de la Historia Boletin XV. Historia social, politica y religiosa de los Judíos de España y Portugal, Tomo III. Madrid.1875, p.242

[19] Nathan Ausubel, Pictorial History of the Jewish People: From Bible Times to Our Own Day Throghout the World, New York: Crown Publishers. 1979, s. 109.

[20] Rafael Sabatini, Torquemada and the Spanish Inquisition, London, 1913, p.256

[21] The Catholic Encylopedia, Tomás de Torquemada, Robert Appleton Company, Ott, M. NewYork, 1912 . p.24

[22] The Catholic Encylopedia, Tomás de Torquemada, Robert Appleton Company, Ott, M. NewYork, 1912. p.12

[23] Encyclopaedia Judaica, Pedro Arbues, Jerusalem, 1971. Cilt 18, p.455

[24] Real Academia de la Historia, Historia Critica de La Literatura Española Tomo V. Cap.XIV pg.100

[25] The Jewish Encylopedia, Joseph Jacobs, Cardinal Xımenes de Cısneros, Vol.13. p. 575

[26] Encyclopaedia Judaica, The expulsion of 1492, Jerusalem, 1971, Vol. 15. p.446

[27] Tora - Vayikra, Behukotay, Açıklama, s.645

[28] Tora–Vayikra, Behukotay, Açıklama, s.649

[29] Tora – Vayikra, Behukotay, Açıklama, s.827

[30] Tora – Devarim “Tekvin ” Bap: 28/64-67, Açıklaması: Rabi Raphael Samson Hirsch,Ki Tavo, s.650”

[31] Şalom, İssac Luria Kabala Felsefesi, 27 Ekim 1993

[32] Encyclopaedia Judaica, Jerusalem, 1971, Vol. 15, p. 1006

[33] Benjamin Netanyahu, Don Isaac Abravanel, Statesman & Philosopher. Cornell University Press; 5th Rev edition. 1999. p.350

[34] Şalom, Sara Yanarocak, Diaspora Yahudileri, 17 Ocak 2007 

[35] Henry Charles Lea, History of the inquisition of Spanish Vol.I, Newyork,1889, p.51

 

[36] (Real Academia de la Historia Boletin II.), Los moriscos españoles y su expulsión, Boronat y Barrachina, Pascual, Valencia. España, 1908. Tomo II. pg.125-135

[37] Odatv / 02 05 2010 / Salim Meriç


Bu yazarin diger makaleleri

TÜRKİYE NASIL VE NİÇİN GERİ BIRAKILDI?
Ankara Ticaret Odası (ATO) tarafından hazırlanan "Bor ve Ötesi Raporu"na göre...
Devami
HAYAT; SERAB, HAKİKAT, RAB!...
Her türlü küfür ve kötülüklerin şu üç günahtan doğduğunu görüyoruz....
Devami
DİKTATÖRLÜK HEVESİ VE AŞAĞILIK PSİKOLOJİSİNİN YANSIMALARI
  Çok değerli yazarımız ve kıdemli dava arkadaşımız Nevzat Gündüz’ün: “Sistem...
Devami
GÖZÜM KALDI (ŞİİR)
  GÖZÜM KALDI        Nefs elinde, tuşa geldik Şükür sağlam, özüm kaldı… Gaflet ile,...
Devami
ZULÜM NEDİR, ZALİM KİMDİR?
  Adalet; her işte ve her meselede hakkı gözetmek… Herkese müstahakkını...
Devami
KASVET ÇÖKÜNCE (ŞİİR)
  KASVET ÇÖKÜNCE      Kişi katlanmazsa, zorlu zahmete Huzura varamaz, kasvet çökünce… Nasıl...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 5591

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR