ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün5490
mod_vvisit_counterDün3688
mod_vvisit_counterBu Hafta30373
mod_vvisit_counterGeçen hafta54342
mod_vvisit_counterBu Ay171131
mod_vvisit_counterGeçen Ay208459
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar17303730

IP'niz: 3.238.7.202
Bugün: 24 Şub 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12384307

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

ÇANKAYA SAVAŞI VE BÜLENT ARINÇ’IN BAŞBAKANLIK SEVDASI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 6
ZayıfMükemmel 

AKP’nin meşhurları, yaklaşan acı akıbetlerinden habersiz, ABD ve İsrail’in asla yenilmezliğine güvenerek, daha üst makamlara tırmanma telaşıyla çırpınmaktaydı. Abdullah Gül makamını korumaya, Recep T. Erdoğan Cumhurbaşkanlığına taşınmaya, Bülent Arınç AKP’nin başına ve tabi başbakanlığa oynamaktaydı. Cumhurbaşkanı danışmanı Ahmet Sever’in Hürriyet Gazetesine “Abdullah Gül’ün tarafsızlığını, hoşgörülü tarzını, eşinin hayırseverliğini ve duyarlılığını; Çankaya sakinlerinin oldukça demokratik ve laik tavrını” anlatan ve reklamını yapan açıklamaları da, Sn. Gül’ün niyet ve heveslerini yansıtmaktaydı.

 

Bülent Arınç’ın Türkiye’deki azınlıkların ruhani liderleriyle bir toplantı yapmasının ve onları kastederek; “Bu ülkenin her ferdi birinci sınıf vatandaştır ve asli unsur konumundadır” iltifatlarının da, geleceğe yönelik “siyasi yatırım”  ve “hizmetinize hazırım” mesajı olduğu sırıtmaktaydı. Ve Bay Bülent Arınç’a şunu hatırlatmak lazımdı:

Türkiye’de azınlıklar, zaten birinci sınıf ve imtiyazlı vatandaşlardı. Asıl ikinci, üçüncü sınıf insan yerine koyulan Müslümanlardı ve istismar edip oylarını aldığınız,  ama 8 yıldır sahip çıkmadığınız başörtülü evlatlarımızdı. Hıyaneti tescilli Ruhban Okulunun açılması için gösterdiğiniz gayret ve hassasiyetin onda birini, mesela Ayasofya’nın ibadete açılması için gösterme cesaretiniz de var mıydı?!..

Bu tür yaklaşımlarınızın: “Milli ve insani amaçlı bir duyarlılık mı; yoksa gâvur destekli bir şımarıklık mı?” olduğu da, inşallah yakında anlaşılacaktı.

Bu arada Ali Babacan ve Dış İşleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’na da malum merkezler göz kırptıkları kulaklarına bir şeyler fısıldadıkları anlaşılmaktaydı.

Ermeni tasarısının gizli mimarı Yahudi Alan Makovsky, 28 Şubat’ın da asıl planlayıcısı ve Recep T. Erdoğan’ın şu anda bile akıl hocasıydı!

İsrail, Amerikan eliyle ve Ermeniler üzerinden bize bir darbe daha indirmişti. Yıllar önce Yossi Beilin gibi bazı İsrailli bakanlar Ermeni soykırımının da İsrail okullarında okutulmasını tavsiye etmişlerdi. Galiba İsrail planlarını ABD üzerinden uygulamaya girişmişti. Türkiye'ye karşı İsrail'in elindeki en önemli kozlardan birisi de Ermeni soykırım tezleriydi. ABD'de gerçekleştirilen soykırım oylamasından önce de CBS gibi kimi Yahudi güdümlü Amerikan Kanalları Ermeni tezlerini dile getiren filmler yayınlayıvermişlerdi. Bu filmlerde güya Yahudilere karşı gerçekleştirilen Holokost ve soykırımın İttihatçıların Ermenilere karşı işlediği 'soykırım ve tenkilin bir yansıması, devamı ve tekrarı olduğu işlenmekteydi.

ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi, sözde 'Ermeni soykırımı' tasarısını kabul etmişti. Bu oylamada Yahudi müttefiklerimizin açık katkısı gözlenmişti. AKP müttefiklerinden yine Musevi asıllı Henri Barkey'in hafife almasına rağmen karar önemliydi. Bu arada AKP’li Murat Mercan ile Alan Makovsky arasında ağız dalaşı yaşandığı iddiaları ilginçti. Sedat Sertoğlu gibilerin de yakın dostu olan Alan Makovsky ABD'deki Türkiye uzmanlarından birisiydi. 54'üncü Prof. Dr. Necmettin Erbakan hükümetinin devrilmesinde kilit rol oynadığı gibi Ermeni tasarısında da gündemdeydi. Bu anlamda, AKP ile müttefikleri arasında bu mesele üzerinden bir çatlamanın yaşandığı söylentileri bile sırıtan bir sahtelikti.

28 Şubat sürecinin önde gelen komutanlarından dönemin Genelkurmay 2'nci Başkanı emekli Orgeneral Çevik Bir'in Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın gizli danışmanlarından olduğu herkesin bildiği bir şeydi. "Çok ciddi duyumlara göre, Çevik Bir İsrail'le ilgili askeri konularda Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın gizli danışmanlarından birisiydi." Başbakan Erdoğan'ın Katar'daki temaslarına Alan Makovsky'nin de katıldığını nedense halkımızdan gizlemişti. Bu Siyonist Makovsky 28 Şubat sürecini, ABD Başkanı Savunma Başdanışmanı sıfatıyla 1996 yılında hazırladığı raporla tetikleyen kişiydi.

Yahudi Alan Makovsky, ABD Temsilciler Meclisindeki oylamanın mimarı Howad Berman'ın da Başdanışmanı idi.”[1]

Çankaya Savaşları ve Başbakanlık sevdalıları!

Şamil Tayyar, kendisine “Ergenekon” bilgilerini aktaran, geçen yıl intihar ederek bu dünyadan ayrılan emekli Albay Varımlı’nın tüm arzusunun “Hilmi Özkök’ün Cumhurbaşkanı yapılması” olduğunu satır arasında ağzından kaçırmıştı. İşte taa o zaman başlayan “köşk yarışı” şimdilerde iyice hızlanmıştı. Abdullah Gül’ün hedefinde ikinci kez Çankaya’ya çıkmak, hatta Başkan olmak vardı. Erdoğan’ın da gözü-gönlü Köşk’e ulaşmaktı.

Bazılarına göre: “Erdoğan’ın şansı kalmamıştı. Değil Çankaya’ya çıkmak, üstü tamamen çizilip karalanmıştı.”  Bu durumda ibre neredeyse kıpırdamadan Gül’e kilitlenmiş durumdaydı. Erdoğan sadece dışarıda değil, kabinesinde de yalnızları oynamaktaydı. Çünkü Gül, tüm “koalisyon ortakları”nı avucuna almıştı. Tüm “açılımların” da sahibi havasındaydı. Ancak “açılım” bombaları, Bay Recep Erdoğan’ın kucağında birer birer patlarken, o kenarda seyredip keyfini çıkarmaktaydı.

Erdoğan’ın, “siyasete tamam” kararı, Başbakanlık “heveslilerini” de, oraya “istenenleri” de açığa çıkarmıştı. Heveslilerin başında Bülent Arınç vardı. AKP’yi kuran üç isimden Gül’ün Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı yaptığını, Erdoğan’ın da Başbakanlıktan sonra Çankaya’ya çıkacağını hesaplayıp, “Artık Başbakanlık benim hakkım” hayalleri kurmaktaydı.

Cumhurbaşkanı Gül’ün mevcut meclisin anayasa yapma fırsatını kaçırdığını açıklamasıyla birlikte Erdoğan–Gül çekişmesi bir kez daha su yüzüne çıkarken, çekişmenin ana nedeninin Cumhurbaşkanlığı hesapları olduğu sırıtmaktaydı. Başbakan Erdoğan’ın anayasa değişikliği için referandumu mümkün kılan 330 sayısını bulmak için muhalefetle görüşme arzusunu dile getirmesi kafaları karıştırmıştı, zira AKP’nin meclisteki sandalye sayısı 336’ydı. Ancak Erdoğan, AKP meclis grubuna güvenmemekte ve fire verebileceklerini düşünmekte haklıydı. Çünkü azımsanmayacak sayıda milletvekili Cumhurbaşkanı Gül’e yakındı. Gül’ün durumunu sarsacak bir anayasa düzenlemesine bu grubun geçit vermeyeceği aşikârdı. O nedenle, Erdoğan’ın BDP ve DSP gibi muhalefet partilerinden destek istemesi doğaldı. Aksi halde Cumhurbaşkanı-belki de bu ülkenin ilk başkanı-olma şansını kaçıracaktı. Bülent Arınç ise Recep Bey’in Cumhurbaşkanı olmasından yanaydı. Böyle AKP Genel Başkanlığı ve başbakanlık kendisine kalacaktı. Son zamanlarda iyice cıvıklaşan Tayyip Bey yağcılığı da bunun hazırlığıydı.

Bülent Arınç’ın Masonlara yalakalığı

Büyük Kulüp adıyla bilinen ve mason örgütlenmesi olduğu iddia edilen bir kuruluş vardır. Büyük Kulüp üyelerinin arasında üst düzey AKP yöneticiler de bulunmaktadır.

Vakit gazetesi, 14 Haziran 2008 tarihinde, İlker Başbuğ’a saldırmak amacıyla, Büyük Kulüp’ün aslında bir mason örgütlenmesi olduğunu ortaya atınca, Büyük Kulüp YK Başkanı Duran Akbulut yaptığı açıklamada AKP’li üyelerini de şöyle sıralamıştı:

“AKP milletvekili Sn. Şaban Dişli, AKP E. Milletvekili ve Milli Savunma Başkanı Sn. Cengiz Kaptanoğlu, AKP E. milletvekili Sn. Muharrem Eskiyapan, 22. dönem AKP İstanbul milletvekili Sn. Gülseren Topuz, 22. dönem İstanbul milletvekili ve İçişleri Bakanı Sn. Abdülkadir Aksu ve halen AKP Başkan vekili Sn. Mehmet Dengir Mir Fırat da üyeliğinden onur duyduğumuz üyelerimiz arasındadır.”

Masonların 100. örgütlü varlığını kutlamaya devletin kurumlarının da katılımını, müdahale etmeyerek onaylayan AKP hükümeti, kendi üst düzey yöneticilerinin Büyük Kulüp üyeliğine de suskunlukla yanıtlamıştı.

Bu durum, daha eski bir olayı hatırlatmıştı.

AKP'nin, hükümeti kurar kurmaz, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde, görülmekte olan türbanla ilgili bir dava nedeniyle avukat göndermesi lazımdı ve bu maksatla Mason Münci Özmen seçilip yollanmıştı. Dışişleri bürokratlarından olan Münci Özmen, AİHM’de, şimdiki ABD Büyükelçisi Namık Tan’ın ifadesiyle, “hükümetin görüşünü” yansıtmıştı. Ve “Başörtüsü yasağını kaldırmak namus borcumuzdur” diyen Bülent Arınç AKP’sinin Avukatı Mason Münci Özmen, bu yasağın haklılığını savunarak: “Devletlerin eğitim kurumları üzerinde bu tür düzenlemeler yapmaya hakkı” vardır! deyip çıkmıştı.

Aynı şekilde, AKP hükümetinin protokol müdürlüğünü yapan, 4 yıl Brüksel Büyükelçiliği görevinden sonra Dışişleri Bakanlığı Başdanışmanı görevine başlayan Fuat Tanlay da, şu an Ergenekon adı verilen davada tutuklu yazar Ergün Poyraz’ın açıklamalarına göre masonlardandı.

AKP’nin üst düzey yöneticilerinin, milletvekillerinin mason olduğu iddialarından sonra, AKP iktidarı döneminde yıldızı parlayan bürokratların da mason olduğu iddialarını ciddiyetle analiz etmek zorundayız.

Çünkü, mason ilişkisi AKP’nin kimin hükümeti olduğu sorusunun da cevabı olacaktır. Bu noktada, önemli bir soru ortaya atacağız: AKP’nin dört kare asından birisi olarak gösterilen Bülent Arınç’ın da masonlukla alakası var mıydı?

Bülent Arınç’ın büyük mason üstadı olduğu artık herkesçe bilinen ve geçenlerde vefat eden İhsan Doğramacı’dan övgü dolu sözlerle bahsetmesinin altında ne yatmaktaydı?

15 ve 16 Mart 2007 tarihlerindeki gazetelerde yer alan haberlere göre, TBMM Başkanı olarak, Doğramacı’yı telefonla arayarak, “müjdeyi bizzat verdiğini” açıklayan Bülent Arınç, TBMM Onur Ödülü’nün Türkiye’nin eğitimde kanayan yarası YÖK’ün kurucusu Doğramacı’ya verilmesini “Türkiye'ye yaptığı katkılardan dolayı” şeklinde açıklamıştı.

Liberal yaftalı ve AKP yalakası “aydıncık”ların dillerinden düşürmedikleri “askeri vesayet”e biat konusunda en aşırı örnek olabilecek Yahudi asıllı Maruni İhsan Doğramacı’nın, ülkemizin en üst makamı olan TBMM tarafından onurlandırılmasının herhalde bir özel anlamı olmalıydı.

Hele ki, bu seçimin Abdullah Gül tarafından önerilmiş ve TBMM Başkanlık Divanı tarafından oy birliği ile karar altına alınmış olduğunu da göz önüne alırsak, yüksek öğrenim sistemini tepetaklak ederek, bugünkü bilimden uzak üniversitelerin oluşmasını “başaran” Doğramacı’ya ödül verilmesinin kendisinin mason olması ile ilişkisi var mıdır, sorusu haklılık kazanmaktaydı…

Ve bu ödülün Bülent Arınç tarafından büyük bir hürmetle takdim edilmesi bize Sn. Bülent Arınç’ın şu sözlerini hatırlatmıştı:

“Bir işi Allah takdir etti mi, hiçbir beşeri kuvvet yoktur, onu önleyemez. Bir ışık, bir nur, bir ziya ki, onu Allah yaktı. Kimse onu üfleyerek söndüremez.”

Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Derneği’nin, Beyoğlu’nda, ismini kendilerinin belirlediği Nur-u Ziya Sokak’ta yerleşik olması gerçeği bir yana,  “nur ve ziya” masonlar arasında aydınlanma ışığı, “nur ve ziyaya kavuşmak” ise, mason locasına kabul edilmek anlamında kullanıldığını hatırlatmamız lazımdı.

Türkiye’de, bilime, ülkeye, siyasete çok daha fazla katkıda bulunmuş o kadar insan varken, TBMM Onur Ödülü’nün neden ülkenin eğitim sisteminin yozlaşmasında rol üstlenmiş ve masonluğunu kendi ağzından itiraf etmiş olan İhsan Doğramacı’ya verildiğini merak ediyoruz.

Bu “iş”i neden AKP’nin ve neden en önde gelen yöneticilerden Bülent Arınç’ın üstlendiğini sorguluyoruz.

Ne dersiniz? Bu olayı, “masonlarla iyi geçinmek adına” AKP tarafından verilmiş bir taviz olarak okumamız mı doğruydu? Yoksa, AKP üst yönetimi ile mason kuruluşlar arasında daha güçlü bağlar mı söz konusuydu? Bu arada “Masonların Dünyası” adlı kitabın yazarı 35 yıllık meşhur Mason ve Yahudi uşağı SABAHATTİN ARINÇ’la, Bülent Arınç’ın bir akrabalığı olup olmadığı da yanıtlanması gereken bir soruydu!

Bülent Arınç’ın İsrail’e yakınlaşması

BM İklim Konferansı Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi kapsamında Kopenhag’da bulunan Abdullah Gül, orada bulunan, İsrail Devlet Başkanı Şimon Peres’ten İsrail’e gitme daveti almıştı. “One minute” olayı olarak bildiğimiz Tayyip Erdoğan’ın Davos’taki çıkışının ardından, Türkiye-İsrail ve AKP-İsrail ilişkilerindeki gerilimi aşmaya yönelik bir hamle olarak algılanan bu jesti Abdullah Gül kabul ettiğini açıklamıştı.

Obama’nın: “Türkiye’yi İsrail-Suriye arasında arabulucu olarak görme ısrarı ve Erdoğan’a “İsrail’in gönlünü alın dayatması” Gül’ün bu daveti kabul etmesinde önemli rol oynadığı kulislere yansımıştı.

Aslında sürecin bu yöne doğru çevirtilmeye çalışılacağı yaklaşık aylar öncesinden ortaya çıkmıştı. Her ne kadar, İsrail Dışişleri Bakanlığı “Erdoğan’ın İsrail karşıtı siyasetinin doğru olmadığını” açıklasa,  hatta İsrail Dışişleri Bakanlığı’ndan Aryeh Levin’in Erdoğan- Menderes analojisi Jerusalem Post tarafından dile getirilmiş olsa da, ardından İsrailli Sanayi, Ticaret ve Çalışma Bakanı Fuat(Fouad) Bünyamin(Binyamin) ben Eliezer’in Türkiye’yi ziyareti ve Ahmet Davutoğlu ve Bülent Arınç ile görüşmesi, bu davetin ve bu kabulün işareti sayılmıştı.

Fuat Bünyamin ben Eliezer, 2009 Kasım ayının sonlarında Türkiye’ye gelmiş ve ilişkilerin düzelmesi gerektiğini söylemişti. Türk işadamlarını İsrail’de yatırım yapmaya davet etmiş, Sabancı ve Doğuş Holding ile görüşmeler gerçekleştirmişti. Hükümetten ise tahmin edilebileceği üzere Ahmet Davutoğlu ile, ama bunun dışında sürpriz bir biçimde Bülent Arınç ile görüşmesi dikkatleri çekmişti.

Arınç’a göre, “Kendisi, Tayyip Erdoğan’ı uğurlarken tesadüfen Eliezer gelmiş ve bu vesileyle görüşmüşlerdi.” Arınç’ın tarifi; kendisinin okul koridorlarında dolaşırken tesadüfen bir arkadaşı ile karşılaşmasına benzer bir hafiflikti. Eliezer’in, “ben devletim adına geldim; bu bir özel ziyaret değildir”, açıklamasını da göz önünde bulundurursak, bu karşılaşmanın tesadüfî değil; planlı ve bilinçli olduğu kesindi. Çünkü eğer devletlerarası görüşmeler tesadüfî karşılaşmalar ile yürütülüyorsa, demek ki Türkiye gerçekten de bir çadır devletine dönmüş demekti.

Asıl soru, Siyonist İsrail’in bu etkili ve yetkili bakanları Bülent Arınç’la niçin ve neleri görüşmüşlerdi?

Kim bilir, beklide Bülent Bey Cumhurbaşkanlığına heveslenmekteydi. Çünkü bunların yolu İsrail’in gözüne girmekten geçmekteydi.

Bu arada Emine Erdoğan’ın 3 sene önce GATA’da yatan tiyatrocu Nejat Uygur’u ziyaretine engel olmasıyla ilgili, İlker Başbuğ’un “keşke böyle bir olay yaşanmasıydı” sözlerinin hatırlatılması üzerine: “Öyle bir televizyon programı vardı herhalde” şeklinde alay edici ve küçümseyici bir tavır takınıp, ama paparayı yiyince hemen öğleden sonra aynı konuyla ilgili bu sefer:

“Genelkurmay’ın açıklamaları oldukça olumlu bir gelişmedir” diye çark etmesi Bülent Arınç’ın karakter yapısını yansıtmaktaydı.

Acaba Bülent bey’in bu her fırsatta TSK’ya sataşması, sadece kuru bir kahramanlık damarı mıydı, yoksa İsrail ve ABD’ye yaranma amaçlı mıydı?

Tertip ve tezgâhların açılımı!

  • Kasıtlı olarak “Ergenekon” adı verilen kumpas; Fetullah Efendi’nin Çömlek Patladı darbesi’nin taktikleri olarak gelişiyordu.
  • “Armenian Kurdish Party” (AKP) bu ülkenin başına Bilgisayar Yazılımı” ile musallat ediliyordu. Bu durumdan yetkililer haberdardır, ama kimse gerekeni yapamıyordu. Çünkü bugüne kadar olduğu gibi bu olayda da İktidarı millet değil menfaat gurupları belirliyordu. Herkese de görevleri yine Masonlar tarafından veriliyordu.
  • Ne yazık ki muhalefetteki iki büyük (!) parti de AKP’nin sahne arkadaşı rolünü oynuyordu ve “Danışıklı Dövüş” sürüyordu.
  • Bazı Yüce Mahkemelerin başına getirilen cüce şahıslar acaba bir an evvel gündeme alınması gereken hususları kasıtlı olarak sümenaltında mı tutuyordu?
  • Çankaya görevlisi neden susuyor ve devreye girmiyordu?
  • Aslında hiçbir sağlık sorunu olmayan Mehmet Haberal, Mason koruması altında yaşıyordu. Mason karşıtı olmakla övünen AKP Mehmet Haberal’a dokunamıyordu. YÖK hala Haberal’ın kuşatması ve baskısı altında bulunuyordu.
  • “Rezil Vezir” sıfatına layık Morrison-Mor Mason ise yine sahneye çıkıyor ve artık son uzatma dakikalarını oynuyordu.
  • Genelkurmay Başkanlığı ATASE Başkanlığı, Korgeneral kadrosuna emanet edilmiş olmasına rağmen, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin saldırı altından kurtulması için gerekeni yapmak” hususunda “stratejik bir sakinlik” mi oynuyordu?
  • Türkiye’de kurumlar arası çatışmanın orta yerinde, şahsi çıkar hesapları ve sahte Mesih Hocaları üzerinden yürütülen Siyonist planları duruyordu.
  • ABD FBI Başkanı Türkiye’ye AKP’nin 2006 yılında banknot matbaasında özel ekip kurarak bastırdığı yüz milyar USD’ın hesabını sormak için geliyordu. Hesabı soruyor, “bu parayı geri çekin ve bize teslim edin” diyerek gidiyordu. Bu para Dubai’de “Lehman Brother’s” örtüsü altında işletilirken apar topar geri çekiliyordu.
  • Ve yine Hüsnüyadiszade’ye yapılacağı yönünde yaygın kanaat oluşturulan ve bütün marazlı medyaya bu yönde yazı yazdırılan suikast zırvası, tam bir tezgâhtı ve bu tezgâhın farklı bir yönü bulunuyordu:

a) RTE’den sonra AKP’nin Genel Başkanlığı’na bir zamanlar sabah kahvaltılarını dahi ABD Büyükelçiliği’nde yapan Bülent Arınç’ın en güçlü aday olduğunu ilan etmek için bu tertip hazırlanıyordu.

b) Türk Silahlı Kuvvetleri ise, içine sızan köstebekler yüzünden ne yazık ki Operasyon’a giderken operasyon yiyordu.

c) AKP ve teşkilatı Osmanlı’daki şımarmış Yeniçerilerin yerini alıyordu. Artık muhalif gördüğü her “kelle”yi isteyebiliyordu.

d) Ne yazıktır ki Türk Silahlı Kuvvetleri’nde üst dereceli subaylar içinde bile Fetullahçı-CIA’cı emir kulları çıkıyordu.

e) Bu operasyonun en ciddi hedeflerinden biri de, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın değiştirilmesi esnasında değiştirilemeyecek, değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek ilk dört maddesinin sulandırılması için Türk Silahlı Kuvvetleri’ni çaresizliğe itmek oluyordu.

f) Asrın Canisi APO’nun ev hapsine taşınması ve diğerlerine Genel Af çıkartılması yakın görülüyordu.

CHP’nin başından deniz Baykal’ın ayağını kaydırmakla görevli Kemal Kılıçtaroğlu’nun “Bir genel affa sıcak baktıkları” konusundaki açıklamalara Bülent arınç’ın “yani Abdullah Öcalan’ı serbest mi bırakacağız” çıkışları, suçluluk psikolojisiyle bunların şuuraltını yansıtıyordu.

Yeni Anayasa’da yozlaştırılmış Başkanlık Sistemi ile birlikte eyaletler dönemi getirilerek, Türkiye doğrudan Sabataist Yahudi güdümüne sokulmak ve İsrail’e vilayet yapılmak isteniyordu. Anadilde eğitim serbest bırakılacak, Türk vatandaşlığı yerine Türkiyelilik yeterli sayılıyordu. Hatta asrın Canisi’ne ilk Genel Seçimde seçilme hakkı verilmesini ve Meclise girmesini sağlayacak çözümler aranıyordu.

Hikmet Çetin’in AKP yandaşlığı

Hegemon ve Siyon güçlerin kafasında Türkiye Ombudsmanlığı için en çok kimin düşünüldüğü sorusuna cevap arıyorsanız; Hikmet Çetin’in son birkaç yıl içindeki ziyaretlerini bir yerden bulun ve üzerinde kafa yorun. Bir de Güneydoğu kökenli Hikmet Çetin’in, 3 Aralık 2002’de İsrail’de bir konferansta yaptığı konuşmadan bir kaç pasajı okuyun:

“Türkiye, İsrail’i tanıyan ilk Müslüman ülkedir ve Arap’ların İsrail’le ilişkisinin kesilmesi için yapılan baskılara göğüs germiştir.”

“1993 Aralığında İsrail’i resmi olarak ziyaret eden ilk Türk Dışişleri Bakanı olmanın onurunu yaşadım. 1999 Martında aynı onuru bu kez Meclis Başkanı olarak yaşadım.”

“Ahlaki olarak kabul edilemez intihar saldırılarına karşılık İsraillilerin aşırı tedbir alması bölgedeki sorunları çözme şansını azaltıyor”

Konuşmanın tamamı http://www1.idc.ac.il/ips/content/2002m6cetin.asp adresinde. Dikkat buyurun İsraillilerin Filistin’e uyguladığı zulmü “aşırı tedbir”, Filistinlilerin intihar saldırılarını ise “ahlaki olarak kabul edilemez” bulan Çetin’in “biz” derken kendini İsrail’le nasıl özdeşleştirdiğini bir de kendi gözlerinizle okuyun!

Sonunda BM ve NATO Ombudsmanı olarak Afganistan’a gönderilen ve bugün Mustafa Sarıgül’ün partisinde görevlendirilen Hikmet çetin’in şu sözleri üzerinde bir daha durun:

“AKP’nin iktidara gelmesi ilişkilerimizi asla soğutmamıştır. Aksine, Başbakan Erdoğan ve Abdullah Gül ilişkilerin kalıcılığını defalarca vurgulamıştır. Türkiye için İsrail ile ilişkileri geliştirmek, tarihi, stratejik ve geri döndürülemez bir karardır”

Şimdi biraz, geçmiş yıllara dönelim. Refah Partili, Fazilet Partili günleri hatırlayalım. Suudi Arabistan’dan gelen çiçeği burnunda siyasetçi Abdullah Gül’ün Refah Partisi içindeki yıldızı, Oğuzhan Asiltürk sayesinde hızlı bir yükselişe geçmişti. Gül, önce genel başkan yardımcısı olmuş, ardından da REFAHYOL hükümetinde Devlet Bakanlığı görevine getirilmişti.

O yıllarda Abdullah Gül, Refah Partisi “içinden” haber alabilmek için gerçekten gazeteciler için iyi bir kaynak gibiydi. Gül, gazetecilere bizim perde arkası dediğimiz bilgileri verirken de oldukça dikkatli davranır, bunun Erbakan ve yakın arkadaşları tarafından anlaşılmaması için olağanüstü tedbirler alırdı. Erbakan ve yakın arkadaşlarına sempati duyan gazetecilere ise zırnık koklatmazdı.

O yıllarda Abdullah Gül, partideki yenilikçi hareketin hep önde gelen ismiydi. Fakat gazeteci arkadaşlardan en çok şunu rica ederdi; ”Aman beni yenilikçi” diye yazmayın. Özel hukuku olan kişilerle konuşurken, Erbakan ve yakın çevresindeki arkadaşları eleştirirken hep “Polit Büro” ifadesini kullanırdı.

Polit Büro dediği kişiler de, Necmettin Erbakan’ın etrafındaki insanlardı. Gül, parti içindeki sıkıntılarını anlatırken, “parti içinde SSCB tipi bir yapılanma olduğundan bahseder, sık sık “bunu kırmanın imkânsızlığını” anlatır; bir şey yapmak isteyip de başaramadığı zaman “gene Polit Büro’yu geçemedik” şeklinde konuşur ve eklerdi; “aman bunu sakın yazmayın ha, Erbakan Hoca’ya beni yedirtmeyin!”

Takvimler 14 Mayıs 2000’ini gösterdiğinde Milli Görüş’ün Fazilet Partisi’nde yol ayrımına gelinmişti.” Erbakan Hoca’nın tavsiye ve telkinlerine rağmen Abdullah Gül, büyük kongrede Recai Kutan’a rakip çıkmış, kaybetmesine rağmen Milli Görüş’ün parçalanmasında başrol üstlenmişti.[2]

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



[1] Mustafa Özcan / Milli Gazete

[2] Ahmet Takan/ Avaztürk.com


Bu yazarin diger makaleleri

Bay Bülent Arınç, Sizlerin FETOŞ Hayranlığınız ve Hizmetkârlığınız AHMAKLIK MIYDI, ALÇAKLIK MIYDI?
  Bizce aslı ve ayarı malum  Bülent Arınç, Twitter'da yayınladığı videolu...
Devami
YALAN PROPAGANDA AMERİKA'YI VE AMİGOLARINI KURTARACAK MI?
  ABD yaralı sırtlan gibi saldırıyor! Ortadoğu petrolünü kontrol etmek...
Devami
KAYIP TRİLYON TERANESİ VE TERESLERİN TERAZİSİ
  Bir Siyonist diplomatın Erbakan hıncı ve itirafı: "Erbakan'ı siyaseten öldürdük...
Devami
SURİYE ÜZERİNDEN TARİHİ KAPIŞMA KAÇINILMAZDI
Suriye’yi paylaşılacak bir “pasta” olarak gören Rusya ve Batı bloğu...
Devami
OBAMA, ABA ALTINDAN SOPA GÖSTERİYORDU!
Şovmenlere şakşakçılık yapmayın! Erbakan Hoca'nın Star muhabirine söylediği gibi:...
Devami
ERBAKAN DEVRİMİNİN AYAK SESLERİ
  Yönetme sanatı! Örnek ve gerçek yönetici, kendisi perde arkasında kalarak,...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 1984

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR