Get Adobe Flash player
Reklam

DTP KAPATILDI MI, PARLATILDI MI?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfMükemmel 

  DTP'nin kapatılmasını dış güçler ve işbirlikçiler, başta ABD-İsrail ve AKP istiyordu. O karşı çıkıyor numaraları sadece bu sinsi niyetlerini gizlemeyi hedefliyordu.

Neden mi?

1-   PKK’yla tamamen aynılaşmış olan DTP’yi topluma yutturmak zordu. Daha kolay yutulacak ve hazmettirilmesi daha rahat olacak bir Kürt Partisi gerekiyordu. DTP’nin Sine-i Millet şovlarının ise bu projeyi jelatinleme gayreti olduğu sırıtıyordu. Çünkü BDP bünyesinde yeni grup kurulacağı söyleniyordu.

2-   Böylece PKK’nın siyasallaşması ve Kandil’den indirilip Meclis’e taşınması için güya daha ılımlı ve uyumlu taşlar döşeniyordu. Ahmet Türk’ün AKP’yi suçlayan sözleri de, bu konuda bir şeyler bildiğini gösteriyordu.

3-   Kanco Aşiretinin ve yedi köyün ağası ve Pakradun (Yahudi asıllı) Ermeni dığası Ahmet Türk gibi sivri yüzler, perde gerisi akıldane yapılıp daha tatlı sözler vitrine konularak: “Açılım Edebiyatıyla” Türkiye’nin parçalanmasına yönelik haklı tepkiler törpüleniyordu. Kapatılma sonrası Diyarbakır kongresinde, bir yandan toplu istifa kararı alınıp, T.C. Devletine dağa çıkma tehditleri yağdırılırken, öte taraftan Ahmet Türk’ün “Demokratik çözüm için hala umutluyuz” açıklamaları da, şov ve şantajla taviz koparmayı amaçlıyordu.

4-   DTP’nin kapatılması “yargıya duyulmaya başlayan güvensizliğin onarılması” ve tabi Milli çıkarlara aykırı yeni demokratik (!) atılım ve açılımlara meşruiyet kazandırılması için de fırsat ve ruhsat oluşturuyordu.

5-   DTP’nin kapatılma davası son karar toplantısı Anayasa Mahkemesinde yapılırken, 7 civanımıza kıyılan CIA ve MOSSAD usulü Reşadiye katliamının da bu sürece katkı sağlama ve yetkilileri haklı çıkarma operasyonu olduğu yönündeki yorumlar önem arzediyordu.

6-   Özetlersek; yani özenle yeni kurulacak DTP ile PKK’nın farklı ve aykırı oluşumlar olduğu kanaati (yalanı) kafalara kazınıp, PKK’nın daha hızlı siyasallaştırılmasına psikolojik, sosyolojik ve politik zemim hazırlanıyordu. Ve zaten Zaman Gazetesinin, “DTP’nin kapatılması PKK’nın şehir yapılanması olan KCK’nin elini güçlendirdi”[1] manşeti de dolaylı biçimde bu gerçeği doğruluyordu. Fetullahçılara göre, güya “DTP’deki ılımlı ve olumlu kişilere yasak getiriliyordu!?”

Ne haber?!

Hatay Termal Ottoman Otel’de; Anayasa Mahkemesi Başkanı ve üç üyesi, Bakanlarla aynı lobide ne arıyordu?

Tayyip-Gül iktidarının yüksek yargıya yönelik tertipleri sürerken AKP'li üç bakanla Anayasa Mahkemesi'nin Başkanı ve üç üyesi, bayramı aynı otelde geçiriyordu. Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül ve AKP Genel Başkan Yardımcısı Abdülkadir Aksu ile Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, asıl üye Serdar Özgüldür, yedek üyeler Cafer Şat ve Recep Kömürcü.

Bayram arifesi 26 Kasım günü aynı uçakla Hatay'a giden üç bakanla dört Anayasa Mahkemesi mensubu, bayramın son günü olan 30 Kasım'a kadar Termal Ottoman Otel’de kalıyordu.

Siyasilerle Yüksek Mahkeme üyeleri!

AKP'li bakanlarla bir araya gelen yüksek mahkeme üyelerinin özellikleri ise dikkat çekici.  İBDA-C bağlantılı olduğu açığa çıkan Haşim Kılıç'ın Anayasa Mahkemesi'nin yapısının değiştirilmesinden, yeni Anayasa çalışmalarına kadar AKP'nin yapmayı planladığı uygulamalara destek verdiği biliniyordu. Asker kökenli üye, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi eski Genel Sekreteri Serdar Özgüldür, AKP'nin kapatılmamasında etkili olmuştu. Yedek üye Recep Kömürcü ise Abdullah Gül'ün Yargıtay'ın belirlediği üç üye arasından seçtiği ve yüksek mahkemeye atadığı ilk ve tek üye oluyordu.

DTP’nin kapatılma davasının karar aşaması öncesi, AKP’li bakanlarla, Yüksek Mahkeme yargıçlarının, ta Hatay’da ve Otel Ottoman’da bulunmaları ve bundan kısa bir süre sonra, en fazla 4’e 7 beklenirken 11 üyenin ittifakıyla DTP’nin kapatılması, size de ilginç gelmiyor muydu?

Bülent Arınç niye ve kime hava atıyordu?

Danıştay'ın YÖK'ün katsayı uygulamasını kaldıran kararının yürütmesini durdurmasının ardından 27 Kasım günü Tayyip Erdoğan'dan "İdeolojik, izahı mümkün değil" açıklaması; ardından 28 Kasım günü Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'tan “Bayramdan sonra ne Danıştay kalacak, ne Bülent Arınç… Bayramdan sonra, güzel şeyler söyleyeceğim” tehdidi geliyordu. AKP İktidarının; Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay ve HSYK üyelerinin yasama ve yürütme organı tarafından seçilmesini öngören "Yargı Reformu Strateji Taslağıyla ilgili olarak, önümüzdeki günlerde adım atma hazırlığı içinde olduğu belirtiliyordu.

Yüksek yargıyı ilgilendiren ilk meydan muharebesi Yargıtay üyelikleri seçiminde yaşanacağa benziyordu. Hükümet, Yargıtay'da boş 28 üyeliğe gözünü diktiği seziliyordu. 2007 yılında 23 Yargıtay üyeliği için yapılan seçimde istediği adayları seçtiremeyince; AKP’nin seçimleri uzun bir süre kilitlediği hatırlanıyordu.  HSYK'nın bir sonraki gündemi güz kararnamesine odaklanıyordu. Kararnameyle 500'e yakın hâkim ve savcının görev yerlerinin değişmesi bekleniyordu. Kararname görüşmelerinde Ergenekon savcı ve hâkimlerinin durumunun da ele alınacağı söyleniyordu.[2]

Oktay Yıldırım’ın önemli doğruları dile getirdiği, ama teşhis ve tedavide yanlış hedefler gösterdiği “Yargı hattı dağılırsa” yazısındaki tespitleri şöyle düzeltip özetlemek gerekirdi.

HSYK Başkanı'nın, Yargıtay'ın ve birçok hâkimin telefonlarının dinlendiği ortaya çıktıktan sonra söylediği: "Yargı savunma durumuna geçmiştir" sözleri, son derece önemlidir, ancak durumu yeterince iyi izah edememektedir. Yargı, cumhuriyeti ve onu yaşatan hukuku koruyan bir savunma hattı gibidir. Eğer o hatta gedikler oluşursa önce bozgun, hemen arkasından da büyük bir kargaşalıkla beraber çöküş kaçınılmaz hale gelir.

Hukuku ve yargıyı doğru yere koyarsak, Türkiye'nin bugünkü durumunu daha iyi anlayabiliriz. Savunma hattında çok büyük gedikler açıldığı gözlenmektedir.

Bu gediklerin sorumlusu da ne yazık ki hukuku korumakla görevli olan yargının bizzat kendisidir. Yargı belli ideolojilerin etkisinde hukuka aykırı istisnaları yaratarak ve bunları hukuka uygunmuş gibi kitabına uydurarak bu gedikleri meydana getirmiştir.

Bazı yargı mensupları ise hukuk hattının mevzilerini elleriyle yıkarak, bunu da yargılama görevlerini yerine getirirken hukuku ve yasaları tersine yorumlayarak yapıvermiştir.

Yargı hukuka ihanet eder mi?

Söz gelimi Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin Danıştay saldırısı davası ile ilgili yargılaması sürerken, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin aynı davayı kabul etmesi, hem de bunu ekleriyle yüz binlerce sayfa tutan iddianameyi on iki günde okuduğunu beyan ederek üstlenmesi, bu ihlallerin en büyüklerinden biridir.  Bundan sonra sabahın köründe evler basılıp sorgusuz sualsiz tutuklamalara girişilmiş, kimse sesini yükseltmemiştir. Sahte tutanaklar tutulmuş, savcılar açıkça yalan beyanda bulunarak hayali dosyaları varmış gibi göstermiştir ve kimse hesap sormaya cesaret edememiştir.

Telefonlar dinlenmiş, evler gözetlenmiş, soruşturmalar iddianame terörüne çevrilmiş ve gerçek terör iddianame sayfalarında aklanmış ve küllenmiştir. Mesela binlerce Mehmetçiği katleden bölücü terör örgütünden bahsederken "duygusal devrimciler" diyebilen bir iddianame, mahkeme tarafından kabul edilmiştir. Bundan sonra “Abdullah Öcalan hiçbir terör eylemine katılmamıştır” diyen polis raporları düzenlenmiş, terörle mücadele edenler suçlu ilan edilirken terörist olmak adeta imtiyaz haline getirilmiştir. Şehit annelerine polisler tarafından coplanıp hakaret edilmiştir.

Bunlara isyan eden şehit babasına, oğlunun cenaze töreninde yürek yangınıyla söylediklerinden dolayı on bir ay yirmi beş gün ceza veren yargı, pişman olmadığını mahkemenin yüzüne karşı söyleyen bir teröristi, “ilerde pişman olma ihtimalinden dolayı” serbest bırakmış ve kimse bunlara dur dememiştir.

Sonra teröristler sınır kapılarında nümayişle, zafer işaretleriyle karşılanıp gazete manşetleri, dağdan inen teröriste beş bin lira verileceği haberleri ile dolarken, gazilere ayda altı lira zamla dalga geçilmiş, bir gazinin evinde açlıktan ölmesi sadece üçüncü sayfalarda küçücük bir yer bulabilmiştir.

Hukuk yargı eliyle katledildikten sonra geriye sadece rejimin trajik dönüşümü ve hukukun da yeni rejime göre değişimi kalır, bunlar da biranda oluverir. Artık Türkiye AB’nin eyaleti, İsrail’in vilayetidir

Bir tek kanıtın üzerine düşecek iğne ucu kadar lekeyi kabul etmemesi gereken bağımsız Türk Mahkemeleri, çaresiz ve çelişkili bir görüntü sergilemektedir. "Laiklik karşıtı eylemlerin odağı" olduğuna karar verilen bir partinin, laik devlet hukukuna uymasını beklemek AB ve ABD’ye dolaylı hizmet anlamına gelir. Bundan sonra değil lekesiz kanıt, kanıt bile gereksizdir artık.  O çadır mahkemeleri kurulurken, o düzmece deliller kabul edilirken pısanlar, sessizce izleyenler, bir gün başsavcı Hans’ın ve yargıç Hristofyas’ın huzurunda hesap verirken uyanmaları artık hiçbir şeyi geri getiremeyecektir.

İflah olmaz İslam düşmanlıkları ve Müslüman gıcıklıkları nedeniyle, AKP’ye toplum nezdinde mazeret, meşruiyet ve en büyük gizli destek sağlayan şu uslanmaz ulusalcılara ve asosyal solculara artık sormak gerekiyordu:

Sizlerin de sözde karşı olduğunuzu belirttiğiniz şu ABD ve AB emperyalizminin, şu İsrail ve Yahudi siyonizminin kendi zulüm ve sömürü düzenleri için en tehlikeli görülen ve mutlaka bertaraf edilmesi gereken Erbakan Hoca’nın Milli, haysiyetli ve bereketli hükümeti, işte bu dış güçlerin ve yerli masonik sivil-asker işbirlikçilerinin tazyik ve tertibi olan 28 Şubat şarlatanlığı ile yıkılırken zil takıp oynuyordunuz da; şimdi aynı şeytani odakların; Ergenekon tezgâhıyla bu sefer küflenmiş ve köhneleşmiş bazı eski sosyalist elemanlarını emekliye ayırıp, yerine ılımlı İslamcı “el-eman”larını arabaya koşma kurnazlığına niye bu denli ciyaklıyorsunuz?!..

AKP ile CHP’nin, yeni Cumhuriyetçilerle eski Kemalistlerin, siyonizmin iki kolu gibi hareket eden sözde solcu sosyalistlerle, sağcı ve liberalist kesimlerin; hep aynı oyunun figüranları, aynı tezgâhın taşeronları ve aynı Siyonist patronun Masonik piyonları olduğunu hala anlamıyor musunuz, yoksa hala toplum bu gerçeği anlamasın diye rol mü yapıyorsunuz?

İslam’a karşı bu garazlı tavrınız ve marazlı önyargınız yüzünden, pek çok haklı uyarınız ve programınız da toplumda rağbet görmüyordu ve hep böyle marjinal kalıyordunuz. 

Sabah’tan Hasan Bülent Kahraman’ın: “DTP'yi kapatmak ya da kapatmamak” yazısındaki:

“Bugün belirgin bir biçimde tıkanmış, kimsenin nasıl aşacağını, neresinden tutacağını bilemediği açılım ve Kürt sorunu tartışmasında unutulan, gözden kaçan nokta DTP'nin devre dışı bırakılması veya kalması halinde, hükümetin bir kez daha PKK ile karşı karşıya geleceğidir.

Saklayıp gizlemenin bir âlemi yok. PKK, ilk kertede de son kertede de bir silahlı örgüttür. Gücü şu veya budur, ama temel metodu şiddet ve askeri yöntemlerdir. Dolayısıyla DTP gibi sivil bir inisiyatif devre dışı bırakılırsa PKK ile karşı karşıya gelmek (kaçınılmaz hale gelir) her zaman çok daha zor ve sorunlu bir hayatın içinde bulunmak demektir. Kim kanı ve gözyaşını benimseyebilir?

Bu şartlar altında Anayasa Mahkemesi'nin DTP'yi kapatması yangına körükle gitmektir. Kapatma neyi değiştirir? DTP yeniden şu veya bu şekilde ortaya çıkmayacak mı? (çıkacağı kesindir) Bu soruların cevabını herkes bilirken şimdi o partiyi yok etmeyi düşünmek herhalde ancak başka amaçlarla atılmış bir adım olarak değerlendirilebilir. Geçenlerde Nuray Mert'in çok yerinde bir biçimde irdelediği gibi bu süreç siyasal bir kararı Anayasa Mahkemesi'ne verdirmektir. Bunun ne kadar yanlış olduğunu da ayrıca belirtmek, herhalde gereksizdir.

Bütün bunlardan sonra Kürt sorunu nereye mi gider? Benim kanım şu: Kürtler, yukarıda belirttiğim üzere, bölünmeyi de istemiyor, bu savaşın daha fazla devam etmesini de. Tam tersine Kürtler gerek Kuzey Irak'ta meydana gelen olaylarla, gerekse Türkiye'de elde ettikleri pozisyonla bundan sonrasını siyaseten sağlayabileceklerini görmüşlerdir. Bundan sonra (Kürtler) Türkiye'yi yeni bir toplumsal sözleşme oluşturmak için zorlayacaktır ve bu zorlamayı meşru çizgide, yani siyasal düzeyde yürütecektir. Artık Türkiye son derecede önemli bir dönemeçtedir. Ya Türkiye demokrasisini daha da geliştirecek ve birlikte yaşamanın yollarını arayacaktır, ya da kendisini daha zor bir dönemin beklediğini bilecektir. Düğüm noktasının DTP olduğunu ise unutmamalıdır Türkiye”[3] sözleri de PKK’yı siyasallaştırma hesaplarının hangi mahfillerde hazırlandığının ipuçlarını yansıtıyordu.

Bu sözlerin Türkçesi: AKP’nin dış güçlerin dayattığı projeleri uygulamak üzere, PKK yerine, onu temsil eden bir siyasi partiyle muhatap olması, toplumu yatıştırmak ve avutmak için daha el verişlidir. DTP gibi böyle bir parti kapatılırsa, doğrudan PKK ile de pazarlık yapılamayacağına göre, yeni bir paravan Kürt partisi mutlaka gereklidir.

Evet, GKB’nin “TSK’ya yönelik asimetrik ve psikolojik savaşın ısrarla sürdürülmesine yönelik endişelerini” dile getirmesiyle, emniyet teşkilatına gönderilen gizli kriptoda, Türkiye’deki ABD üstlerindeki askerlerin, hatta diplomatik görevlilerin ajanlık yaptıklarına ve kirli işlere bulaştıklarına dair uyarılara gerek görülmesi de bu anlattıklarımızla birlikte değerlendirilmelidir.

PKK ve DTP Kürtleri Dinden uzaklaştırmaya çalışıyor!

Anadolu coğrafyası bin yıldır Türk ve Kürt halkını İslam potasında eritmiştir. Dinimiz bir, geleneğimiz bir, geleceğimiz birdir. DTP ve PKK, Kürt kardeşlerimiz için en büyük tehdittir. Çünkü onlar Darwinist ve komünisttir. Kürt kardeşlerimiz İslam'a en fazla hizmet eden kavimlerden birisidir. Doğudaki medreseler, tekkeler, külliyeler Kürt Halkının kimliğinin İslam olduğunun en açık göstergesidir. Oysa DTP'nin öngörmüş olduğu toplum modeli laik, seküler ve faşisttir. Dine ve manevi değerlere ait ne varsa karşı bir zihniyettir. Komünist ve ateist bir toplum düzeni öngörmektedir.  Dindar Kürt halkı bugüne kadar asla benimsemediği seküler ve militer bir yapıdan bir başka faşist ve ateist bir yapıya evrilmeye mecbur edilmektedir.

Elbette Müslüman Kürt halkının her türlü kültürel hakları verilmelidir. Bu konuda birlikte mücadele edilmelidir. Ancak uluslararası güçler Kürt halkına İslam dışı bir kimlik dayatmak istemektedir. O nedenle de DTP eksenli seküler Kürt hareketini desteklemektedir. Rojin'in Kürtçe konuşmasına evet, ama başörtüsü takmasına hayır diyen bir Kürt hareketi olabilir mi? Türkiye'nin bölünmeye değil sınırlarını Suriye'ye, İran'a, Irak'a, Kuzey Iraklı Kürtlere açmasına ihtiyaç vardır. Küçülen kabuğuna çekilen bir Türkiye değil İslam coğrafyası ile tam entegrasyona inanan bir Türkiye'ye ihtiyaç vardır. DTP ve onun temsil ettiği Kürt hareketi ne Kürtlere ne Türklere ne de İslam Coğrafyasına fayda getirmez. Bu büyük Müslüman kitleyi seküler faşizme teslim eder. Burada bizlere de büyük sorumluluk düşmektedir. Yapmamız gereken empati ve sempatidir. Kürt Kardeşlerimizi daha çok sevmektir. Kürtleri sahipsiz bırakıp seküler Kürtçülüğe teslim etmemelidir. O nedenle hem Türkler hem de Kürtler İslamsız saadet olmayacağını bilmelidir.

Numan Kurtulmuş’un, AKP’nin Kürt Açılımı hıyanetlerini desteklemesi, farklı olarak sadece dışı hoş içi boş laflar üretmesi yanlış ve yararsızdır, hatta talihsizliktir. Erbakan Hoca’nın tabiriyle “Dış güçlerce planlanan ve Türkiyemizi parçalamayı amaçlayan gündemlere figüranlık etmektir.”

Farkında mısınız, Emine Ayna DTP’nin kampanyasına bir nevi seviniyor!

Haşim Kılıç; artık alışık olduğumuz üzere çıkıp, bir siyasi parti başkanı gibi konuşuyor ve siyasetçilere "partiler arası diyalog yolu" kapanmamalı mealinde aslında üstüne vazife olmayan mesajlar veriyor.

Bu tarz bir açıklama geleneği ile, duyduklarımızın Haşim Kılıç'ın şahsi görüşlerini mi, yoksa mahkemenin ortak aklını mı temsil ettiğini; Haşim Kılıç'ın hukukçu mu, siyasetçi mi olduğunu ayırt etmek zorlaşıyor.

Anayasa Mahkemesi bu kararla, Türkiye'de üstüne vazife olmadığı halde siyaset inşa eden kurumlar listesinde yerini sağlamlaştırmış oluyor.

Anayasa Mahkemesi'nin, DTP kararını tam da "açılımın" tıkandığı döneme getirmesi manidar görülüyor.

Bütün zamanlama ve üslup sorunlarının ötesinde DTP'yi kapatmadığı, yeniden organize yapıldığı seziliyor.

Bu kanaatin kilit noktası Emine Ayna oluyor.

Parti içinde temsil ettiği kanat; Emine Ayna'yı, Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk gibi isimlerden ayrılıyor. Keza ele alınan isimlerden sadece ikisinin milletvekilliğinin düşürülmesi, DTP'yi Emine Ayna gibi bir ismin temsil ettiği kulvar çerçevesinde Mecliste yeniden organize etme şansını doğuruyor.

PKK’nın Şehirleşme rantı, iç dinamikleri gereği, "huzuru" ve terörün tasfiye edilmesini gerektirirken; uyuşturucu rantı arazide ve geçiş yollarında gerçekleştirdiği alan boşaltmaları ve hareket alanını genişleten devlet toplum içinde beslediği başıbozukluk nedeni ile terörü ve karışıklığı tercih ediyor.

En son kararla bugüne kadar "dengede" duran düzen bozuluyor ve yeni DTP'nin temeli atılıyor.

Çünkü Siyonist sermaye birikiminin tezahürü olan siyasi dengeler DTP'nin doğurmasını gerekli buluyor.

"Dağ"lı uyuşturucu sermayesinin, şehirli "arazi" sermayesini tasfiye edeceği bu sürecin sonunda iki Kürtçü pati çıkacağa benziyor.

Tayyip Erdoğan'ın Mahmur Kampı'nı TOKİ'leştirme hayalleri şimdilik sekteye uğrayacak olsa da; Dicle manzaralı villalarda; zamanında Erciyes manzaralı villalarda yürütülen "siyasi" planlar benzeri ayrışma senaryolarının ele alındığı gözleniyor.

Emine Ayna'nın etekleri zil çalarak ilan ettiği üzere "Açılım" bitmiştir; "Ayrışma" süreci başlıyor! Fakat içimizden bir ses; DTP içi bu "Ayrışma"nın Türkiye içi bütünleşme adına hayırlı olacağını fısıldıyor…

Sonuç: Bir hafta önceki tahminlerimiz aynen gerçekleşti. PKK’yı ve DTP’yi İmralıdan yöneten Terörist başı Abdullah Öcalan’ın talimatıyla DTP döküntüsü milletvekilleri BDP’ye geçti. Bakalım Cumhuriyet Başsavcısı bu neticeyi nasıl değerlendirecekti?

 

 

 



[1] 13 Aralık 2009 sh: 1

[2] Aydınlık / 6 Aralık 2009

[3] 11 Aralık 2009 / Sabah


Bu yazarin diger makaleleri

Hz. MUHAMMED’İN NÜBÜVVET SİYASETİ VE STRATEJİSİ
Kitabını ER-BAKAN’ın Dilimize Çevirdiği Maxime Rodinson’un Tespitleriyle; Hz. MUHAMMED’İN NÜBÜVVET...
Devami
İSRAİL’İN EN BÜYÜK KORKUSU, TÜRKİYE’NİN BATI’DAN (AB, ABD VE NATO’DAN) KOPMASIDIR
ABD’de Demokrat Partili üye Siyonist Yahudi Jim Moran: Türkiye AB'ye...
Devami
DAYAN AHMET!
  Aziz Erbakan Hocamız bir sohbetinde şunları buyurmuşlardı: “İnsanın bütün diğer yaratılanlardan,...
Devami
Ümmet, Hilafet ve İslamiyet Kavramları ve MUSTAFA KEMAL: BİZ TÜRK MİLLETİYİZ VE İSLAM ÜMMETİYİZ!.
  Ümmet kelimesi, ayet ve hadislerde değişik anlamlarda kullanılmıştır. 1- Ümmet...
Devami
KURTLAR VADİSİNİN SİNSİ MESAJI:
Küresel Siyonist Merkezlerle ve Masonik Mahfillerle Asla baş edilemez!.. Gizli anlaşmalar...
Devami
YENİ ABD BÜYÜKELÇİSİ VE BÜYÜK İSRAİL PROJESİ
ABD'de ki Siyonist Yahudi Lobileri için: İsrail'in güvenliği ve Büyük Ortadoğu...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 1380

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR