ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün4513
mod_vvisit_counterDün14063
mod_vvisit_counterBu Hafta30571
mod_vvisit_counterGeçen hafta43879
mod_vvisit_counterBu Ay144633
mod_vvisit_counterGeçen Ay149785
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar17068773

IP'niz: 3.238.70.175
Bugün: 21 Oca 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12285576

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

MEHDİYET DEVRİMİ VE MEDENİYET DEĞİŞİMİ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 6
ZayıfMükemmel 

Hz. Mehdi (a.s.), Müslümanların ve mazlumların; maalesef Darwinist, komünist ve kapitalist zihniyetli Siyonist Yahudilerin, zulüm ve sömürü hakimiyeti altında ezildikleri, her türlü haksızlık ve ahlaksızlığın, bedeni ve ruhi hastalıkların, yoksulluk ve yolsuzlukların kol gezdiği bir dönemde ortaya çıkacak; günün şartlarına ve ihtiyaçlarına uygun çok çeşitli oluşum ve organizeler kuracak, Milli ve evrensel program ve projeler ortaya koyarak tarihi bir mücadele başlatıp başaracak olan ve geleceği hadis ve haberlerle müjdelenmiş bulunan bir zattır.

Bu Zat’ın Hicri 1400 başlarında ve 40 yaşlarında fiili ve siyasi görevine başlayacağı, ama tam olarak tanınması ve büyük devrim ve değişimlere hazırlanmasının da yine 40 yıl alacağı rivayet olunmaktadır. Hz. Mehdiyle ilgili kitaplarda, ömrünün uzun olacağı, artık bitti, tükendi sanıldığı bir sırada, gizlice yürüttüğü gayret ve girişimlerin başına geçip herkesi şaşırtacağı anlatılır. Bunlarla ilgili hadisi şeriflerdeki değişik zaman birimleri, Hz. Mehdi’nin farklı hizmet sürelerine işaret sayılmıştır.

Makbul ve meşhur hadis kitaplarından Sünen-i Tirmizi’deki şu hadsi şerif, böyle bir İslami inkılâbın mutlaka yaşanacağını ve Siyonist emperyalizmin zulüm saltanatının kesinlikle yıkılacağını müjde buyurmaktadır.

“Dünyanın bir günlük ömrü bile kalsa, Hz. Mehdi’nin başa geçmesi (ve saadet ve adalet medeniyetini gerçekleştirmesi) için, Cenabı Allah (c.c.) Onu mutlaka uzatacaktır.”[1]

Maneviyata, Allah’ın takdir planına ve sonsuz kudret sahibi olduğuna inanmayanların ve herhalde Hakka taraf olmayanların Mehdiyet devrimine akıl erdirmeleri imkânsızdır.

Aşağıdaki haberler de, günümüze ışık tutmaktadır:

“Talikan’a (Afganistan’a) yazık olacaktır. Şüphesiz Allahu Teala’nın orada altın ve gümüş olmayan hazineleri bulunacaktır. Orada Allah’ı hakkıyla bilen insanlar vardır. Onlar Ahir zamanda Hz. Mehdi’nin yardımcılarıdır.”[2]  

“Azerbaycan’dan mutlaka bir ateş (Petrol-doğalgaz ve bunlar üzerinde savaş) çıkacaktır ve hiçbir güç Onun karşısında duramayacaktır.”[3]

“Bu ümmetin ömrü 1400 seneyi bulacak, ama 1500’leri aşmayacaktır.”[4]

Hz. Mehdi’nin çıkış alametlerinden birisi de, sahte Mehdilerin ve yalancı Mesihlerin çoğalmasıdır. Bunların sahtekârlığının en açık işareti ise Siyonist kâfirlerin ve emperyalist zalimlerin himayesinde kahramanlık taslamalarıdır.

Örneğin 1979 yılında yaşanan kanlı Kâbe baskını, hem bir mehdilik istismarıdır, hem de bu günkü El kaide’nin fikir babalarıdır.

1979 yılına damgasını vuran tarihi bir olay Kâbe Baskını yaşanmıştı. Kâbe baskını gerçekten de ürkütücüydü ve geride küf kokulu etkiler bırakmıştı. Hadisenin kahramanı olan ve yakalandıktan sonraki fotoğrafıyla akıllarda kalan Cüheyman Uteybi eniştesi Muhammed Abdullah Kahtani'nin Mehdi olduğunu ileri sürüp ve onun adına bir davet başlatmıştı. 1400 hicri yılı başlangıcı münasebetiyle bir kıyamla birlikte Kâbe’den dünyayı ona biata çağırmıştı. Ve ardından olaylar dramatik bir boyuta taşınmıştı.

Bu kıyama ve Mehdi'nin hurucuna hazırlık olarak tabutlarla birlikte Kâbe içine silah sızdırırlar. Ve tabutların içinde cenaze olduğunu ve bunların namazlarının Kâbe’de kılınacağını söyleyip muhafızları atlatırlar. Akabinde tabutlardaki silahları çıkararak bir taraftan Kâbe’nin kapılarını kapatmaya yeltenirler diğer taraftan da buna mani olmak isteyen muhafızlar üzerine ateş açarlar. Zemzem kuyusu etrafında ve minarelerde mevzilenirler ve harekete geçen Suud askerlerine ateş açarlar. Operasyonun seyri hususunda değişik rivayetler vardır. Kâbe içindeki operasyon şüphesiz zor başarılmıştır. Zira içeride kalan cemaat rehine durumuna düşmüştür ve dışarıdan müdahale de Kâbe’ye zarar verme ihtimali taşımaktadır. Kâbe içindeki müsademeden sonra bilinen ve beklenen akıbet gerçekleşir ve Mehdi-i Muntazar yani beklenen Mehdi şeklinde takdim edilen Muhammed Abdullah Kahtani ve arkadaşları öldürülür. Canlı olarak ele geçirilen yakını Cüheyman Uteybi diğer ele geçirilenlerle birlikte bilahare idam edilir. Böylece, Kâbe tarihindeki bir başka üzücü fasıl daha kapanır. Grup kendilerine “İhvan” demektedir. İhvan zaman zaman Muhammed Bin Abdulvehhab'ın taraftarlarına denmektedir ve Suud devletinin kurulması sırasında da çeşitli gaileler çıkarmışlar ve civar bölge Irak'taki Şiileri tenkil etme niyetindeki İbni's Suud ile çatışmışlardır. Modern araç gereçlere karşı olmaları da İbni's Suud'la bir başka çatışma nedenidir. Elbette ki bunların Mısır Müslüman Kardeşler hareketiyle bir irtibatı bulunmamaktadır.

Bu sahte Mehdi taraftarı isyancılarla işbirliğine girdiğinden dolayı 7 yıl hapiste yatan Nasır Huzeymi bu yıllar boyunca kendisini ve fikirlerini gözden geçirme fırsatı yakalamıştır. Geriye dönüp baktığında ve geçmişi elediğinde içinde bulunduğu grubun aşırı bir selefi akımı olduğu kanaatine varmıştır. Bunların en bariz özelliklerinin de körü körüne itaat olduğunu aktarmıştır. El Kaide ile bu sahte Mehdici zümre arasında ilişki olup olmadığına dair sorulara ise:  "Belki doğrudan bağlantı yok. Lakin aynı kaynaktan besleniyorlar. Cüheyman grubunun el Kaide'nin fikir öncüsü ve ebesi olduğu rahatlıkla söylenebilir..."  itirafları oldukça anlamlıdır.[5]

Siyonist İsrail’in Mescidi Aksa’yı yıkmak üzere, “tarihi kazılar” bahanesiyle altını oymaları ve Mesihi Deccal’e zemin hazırlamaları da, büyük kapışmanın yaklaştığını gösteren bir alamet olarak okunmalıdır.

Kadima Partisi Genel Başkanı Kancık Livni’nin: “Hamas ile savaşımız dini bir mücadeledir ve Mesih gelip Mescid-i Aksa yıkılıncaya kadar sürecektir!” itirafları anlamlıdır!

İsrail partilerden Kadima Partisi Genel Başkanı Tzipi Livni, Siyonist işgal devletiyle İslamî Direniş Hareketi (Hamas) arasındaki savaşın “dini bir savaş” olduğunu belirterek, bu savaşın kolay kolay bitmeyeceğini açıklamıştı.

Daha önceki hükümette Dışişleri Bakanlığı da yapan Kadima Partisi lideri Livni: "Çok zor bir gerçekle karşı karşıyayız. İsrail ile Hamas arasındaki çatışma dinidir. Dolayısıyla iki taraf arasındaki açıyı kapatmak imkansızdır" diyerek, Mesih-i Deccal beklentilerini hatırlatmıştı.

Siyonist Parlamento Knesset'te konuşan Livni, Siyonist Başbakan Netanyahu'ya seslenerek: “Filistinlilerle daimi bir süreç için ve onları İsrail’e boyun eğmek üzere bir anlaşmaya varmaya çalış. Çünkü bu İsrail'in lehine olacak. İsrail'in yaşadığı yalnızlık, sürdürdüğü barış görüşmelerini dondurmasındandır. Barış istemiyor tavrını terk edip taktik değiştirmemiz lazım” uyarılarıyla tam bir Siyonist mantığı ortaya koymaktaydı.

Hz. İsa ikinci gelişinde neden tanınmayacaktır?

  1. Sahte Mesihlerin çoğalması, Onun tanınmasına engel olacaktır.
  2. Yeryüzüne bir insan olarak değil, “şahsı manevi” olarak geleceğinin ortaya atılması, kafaları karıştıracaktır.
  3. Çevresinde inkâra ve günaha eğilimli insanlar bulunması, Ona olan itibar ve itimadı zorlaştıracaktır.
  4. Zalim yöneticilerin ve hain dini rehberlerin toplum üzerindeki baskısı, tanınsa bile Hz. İsa’ya uyulmasını sıkıntıya sokacaktır.
  5. Hıristiyanların ve hatta İslam anlayışının dejenerasyona uğraması Hz. İsa’nın tanınmasını ve tabi olunmasını imkânsız kılacaktır.
  6.  Hz. İsa’nın gelenek anlayışı ve asırlar öncesi fetvalarıyla değil, bizzat Kur’an ahkamıyla hükmedecek olması, “din dışı” şeklinde yorumlanıp karşı çıkılacaktır..
  7. Hz. İsa Beni İsrail’e ilk geldiği zaman da, o günün din adamlarınca tanınmamış ve tabi olunmamıştır.
  8. Yeryüzüne harikulade biçimlerde değil, sadece bir beşer olarak gelmesi de, dikkatlerin yoğunlaşmasına engel olacaktır.
  9. Hz. İsa’nın öldüğü yanılgısı ve geri gelmeyeceği propagandaları da Onun tanınmasının en önemli engelleri arasındadır.

Hz. İsa yeryüzüne 2. gelişinde, Onu destekleyenler çok az olacaktır!

  • Önce, “Onun Hz. İsa olduğunu bilmek ve kabullenmek lazım değildir. Sadece mukarreb havassı nur-u iman ile (bilgi ile değil) bilip tanıyacaktır. (Bediüzzaman)
  • Deccal’in mektepçe ve askerce, ilmi ve maddi ordularına nispeten, Hz. İsa’nın (has talebe ve taraftarlarının) çok az ve küçük olması sebebiyle, bazı hadislerde “Deccal’in boyu minare gibi, Hz. İsa’nın normal şekilde” teşbih edilmiştir. (Bediüzzaman)

Hz. Mehdi ortaya çıktığında neden tanınmayacaktır?

1-        Hz. Mehdi’nin sıkça ve itibarlı makamlarca iftiraya uğraması

2-        Tarih boyunca bütün peygamberlere ve Hak dava önderlerine de bu tür isnatların yapılması, imtihan ve adetullah gereği olması.

3-        Hz. Mehdi’nin; dindar kesimlerin, din alimlerinin ve sözde maneviyat önderlerinin bile, nefislerine zor gelecek ve kendilerine sorumluluk ve sıkıntı yükleyecek teklif ve davetlerle ortaya çıkması

4-        Kur’an ahlakından uzaklaşıldığı ve saf İslam ve iman anlayışını tamamen yozlaştığı bir dönemde gelip hizmete başlaması.

5-        Hz. Mehdi’nin, canlı bir rehber değil, şahsı manevi (sistem, zihniyet, cemaat) şeklinde çıkacağının sanılması.

6-        Oysa Bediüzzaman’a göre: Hz. MEHDİ:

Büyük bir Müçtehit, Büyük bir Müceddid, Büyük bir Hakim (Hikmet ehli ve hükmedecek yönetici), Hem Mehdi (Hidayet rehberi ve en büyük İslami devrim önderi), Hem Mürşidi Kamil (İmanın ve İslam ahlakının gerçeğine işaret edici), Hem Kutbu Azam (En büyük manevi rütbe ve yetki sahibi)… Bir ZAT-I NURANİ (Nurani, maneviyat ehli, çok özel ve yüksek bir tecelli)… olacaktır.

7-        Hz. Mehdi başlatıp başaracağı ve çok uzun yıllar alacağı muntazam ve muazzam hizmetlerinden ve kesin zaferinden sonra daha kolay anlaşılacaktır.

8-        Kurulu düzenlerinin yıkılması ve istismar imkânlarından mahrum kalınması endişesini taşıyanlar, ucuz İslamcı kahramanlar ve basit-fasit karakterli insanlar haliyle Ona karşı çıkacaktır.

9-        O Zat kesinlikle, “Ben Mehdiyim” iddiasında ve itirafında bulunmayacaktır. Mehdilik bir hüsnü zandır ve çok özel bir irfandır.

Hz. Mehdi’nin sadık yardımcıları çok az olacaktır

  1. Hz. Mehdi’nin yüksek kabiliyet ve karakteri ve hizmetlerinin benzersizliği çok açık olduğu halde, Onu samimiyetle destekleyen ve sonuna kadar sadakat gösteren çok az olacaktır.
  2. Hadis ve haberlerde: Hz. Mehdinin has yakını ve yardımcılarının 300 kadar olacağı buyrulmaktadır.
  3. Hz. Mehdi’nin cemaatinden birçok defa ayrılmalar ve hıyanete kaymalar yaşanacaktır.
  4. Bütün peygamberler ve Hak dava önderleri de, toplumları tarafından maalesef tanınmamış ve dışlanmıştır.
  5. Tarih boyunca, kendi yaşam sürecinde peygamberlere iman eden ve sadakat gösterenlerin sayısı hep çok azdır.
  6. Hz. İsa ve Hz. Mehdi (a.s.) karşısına, şeytanın tarih boyunca en gelişmiş ve güçlenmiş zulüm ve küfür sisteminin temsilcisi olan Deccal çıkacaktır.
  7. Deccal’in gerçek kimliğini bilip anlayanlar da az olacaktır.
  8. Hz. Mehdi ve Hz. İsa’nın tanınmamasında ve yanlış anlaşılmasında, Deccal’in Siyonist ve emperyalist şebekesinin kasıtlı propagandalarının ve emrindeki medyanın da etkisi çok fazladır.
  9. Deccal’in dünyevi nimet ve servetleri, askeri ve siyasi etkinliği, eğitim ve yayın kuvveti; Hz. Mehdi ve Hz. İsa’nın tanınmasını ve kendilerine tabi olunmasını zorlaştıracaktır.
  10. Deccal’in ve Siyonist merkezlerin, baskı ve barbarlıkları da insanları sindirip korkutacaktır.
  11. Deccal’in ve ekibi olan Yahudi Siyonizminin; “Batılı Hak; Hakkı Batıl” göstermesi, Dinin özünü tahrif ve tahrip etmesi de, insanları şaşırtıp yanıltacaktır. (Ilımlı İslam, Hoşgörü, Dinlararası Diyalog, Barış ve Demokrasi safsataları)
  12. Deccal, insanların iyiliklerini istiyor görüntüsü ve girişimleriyle herkesi aldatacaktır.
  13. Deccal insanların; nefsi heveslerine, makam ve menfaat beklentilerine, zevk ve şehvetlerine hitap edip satın alacak ve saptıracaktır.
  14. Deccal, şeytani vesveseler, çok sinsi endişe ve şüpheler aşılayarak ve özellikle Hakla Batılı karıştırarak Müslümanları kandıracaktır.
  15. Deccal; insanların kibir, gurur ve haset duygularını kışkırtarak Hz. Mehdi ve İsa’ya karşı kullanacaktır.

Ö) Deccal kendi taraftarlarına, göz alıcı imkânlar ve gönül okşayıcı fırsatlar sunarak, insanları Hz. Mehdi ve İsa’dan uzaklaştıracaktır.

  1. Deccal ve Siyonizm; Hak davaya uyanları siyasi, iktisadi ve içtimai kayba uğramak, onur ve huzurundan mahrum bırakılmak şantajıyla korkutacaktır.

R) Hz. Mehdi ve Hz. İsa’ya karşı, Deccal; Darwinizm, Komünizm, Kapitalizm gibi materyalist ideolojileri desteklemek suretiyle, kafaları körletip kiralayacaktır.

S) Deccal; Çağdaş sihirbazlar sayılabilecek basın yayın organları, ilim adamı sıfatlı hain yorumcuları eliyle toplumları bir nevi hipnotize ederek, emri altına sokacaktır.

Ş) Deccal teknolojik üstünlük ve imkânlarını kullanarak kavimleri ve ülkeleri körleştirip kullanacaktır.

  • Hz. Mehdi (a.s.) ise yine daha etkin bir teknoloji harikaları, siyasi, ekonomik ve askeri hazırlıklarıyla Deccalizmi yıkacaktır.

Özetle:

Mü’minler için, çok önemli bir umut ve mutluluk kaynağı, zulme karşı diriliş ve direniş dayanağı olan, MEHDİYET inancını ve heyecanını körletmeye çalışanlar, bilerek veya bilmeyerek Siyonist ve emperyalist zalimlerin ekmeğine yağ sürmekte ve İslami gayret ehlini kösteklemektedir. Kaldı ki muteber hadis kitaplarına ve başta müçtehit imamlarımız olmak üzere büyük ulemanın itikat konularına girmiş, böyle bir müjdeyi yok saymak, “Siyonist Yahudi güdümlü ABD ve AB emperyalizminin asla yıkılmayacağı ve şeytani güçlerle başa çıkılmayacağı” safsatasını savunmakla aynı şeydir.

Cihat Sevdalısı ve Milli Görüş bağlısı bir mücahit mürşid: Sultan Baba Hazretleri, Milli Görüşe gönülden bağlıdır.

Asıl ismi Hacı İhsan Tamgüney, ancak halk arasında çok sevildiğinden O'na "Gönül Sultanı" olarak "Sultan Baba" denirdi. 1904 yılında Artvin'in Arhavi ilçesinde dünyaya geldi. Daha 2 yaşında babası, 6 yaşında da annesi vefat etti. Yetim ve öksüz olarak büyüyen Sultan Baba, 1954 yılında İstanbul'a gelip, Zeytinburnu ilçesine yerleşti. İstiklal Savaşımızın fiili ve fikri mücahitlerinden ve gönül erlerinden Dağistanlı Şeyh Şerafeddin Hazretleri'nin tasavvufi eğitiminde yoğrulan Sultan Baba, O'nun vefatından sonra halkı irşad vazifesini üstlendi. Rahmet-i Rahman'a kavuşana kadar (24 Kasım 1991 Cumartesi) yüzlerce talebe yetiştiren gönül sultanı, herkesin derdini dinler, sorunlarını çözmek için yol gösterir, nasihat ederdi. Halk arasında çok sevildiği için manevi tasarruf ve terbiyesinden dolayı da kendisine "Sultan Baba" olarak hitap edilirdi. Kendisini Ümmet-i Muhammed'e adayan Sultan Baba, mütevazi, müşfik, nezaket ve hassasiyet sahibiydi.

Dükkânını okul yapmıştı

İstanbul'a geldikten sonra Zeytinburnu'nda açtığı bakkal dükkânı manevi derslerin okutulduğu bir akademi gibiydi. Sultan Baba'nın dükkânına gelen müşterilerin dertlerine şifa bularak ayrıldığı dükkânının yanında bir de mütevazi, iki katlı küçük bir evi vardı. Gündüzleri saim (oruç tutarak), geceleri kaim (namaz kılarak ve Kur'an okuyarak) olarak geçiren Sultan Baba'nın ikamet ettiği mütevazı evi, dergâh olarak kullanılır, gelen-giden misafirler için yemekler pişirilir, haram olan günler dışında her gün iftar ve sahur sofraları kurulurdu. Sonra dükkânı Güney gıda marketi olmuştu. Aynı binanın üst ve alt katları hafız yetiştirilen Kur'an Kursu olarak kullanılıyordu.

İslam Birliği'ni savunmaktaydı

Sultan Baba hayatı boyunca İslam Birliği'ni savunur, bu birliğin kurulması için çabalayan Milli Görüşü açıkça desteklerdi. Milli Şuur ve gayreti olmayanları talebeliğe kabul etmezdi. Bu davada nifak çıkaranları kınar, ihanet edenlerin çok büyük bir azaba düçar olacaklarını söylerdi. Milli Görüşten ayrılacak dönekleri ve akıbetlerini ve dava kurmayı sanılan münafık ve marazlı kesimleri, yakınlarına haber vermişti. Sultan Baba, "Müslüman nerde darda, nerde narda ise biz oradayız. Orada olmaya mecburuz. Bizi olur olmaz işlerle meşgul etmeyin" derdi. Ümmet-i Muhammed'in esaretten, sıkıntılardan ve baskılardan kurtuluşu için yalvarır, dua ederdi. Etrafında bulunanlara ve çocuklarına, Allah yolu'nda yürüyen, Müslümanların birliği ve dirliği için gayret eden, yürekli ve dürüst bir lider olan Erbakan Hoca’ya yardımcı olmalarını söylerdi.

Hindikuş Dağları'ndan gelen savaşçı

Sultan Baba'nın büyük oğlu Ahmet Bey diyor ki: "Bir gün Sultan Babamın dükkânına Hindikuş Dağlarından geldiğini söyleyen bir Afgan mücahidi girdi. Daha içeri girer girmez, babamın ellerine kapandı ve: 'Ey Allah dostu, sana Mücahidlerden çok selam getirdim. Susuz yiğitlere su veren sendin' Babamın masasında bulunan zemzem tasını göstererek, 'İşte su dağıttığınız tas' dedi. Babam gülümserken, biz şok olmuştuk." Sultan Baba ile birlikte Hac'a giden oğlu Hüseyin abi anlatıyor: "Sultan Babamla birlikte Arafat'ta vakfede bulunuyorduk.  Bir anda Afgan mücahidleri Sultan Baba'mın etrafını sarıp ellerine sarılıp 'Mücahid Şeyh!.. Mücahid Şeyh!.. Hindikuş Dağları'nda bizimle birlikte Ruslara karşı savaşan sendin. Seni tanıdık. Sen O'sun' dediler. Sultan Babam sanki bir ayıp işlemiş gibi, Afganlı Mücahitlere yalvarıyor; “Aman yapmayın gençler. Bizi mahcup etmeyin!” diyordu.

Millî Gazete ve sabun ikramı!

Malkaralı zeytinci Ömer ağabey diyor ki: "Sultan Baba, dükkânına gidenleri boş çıkarmazdı. Adam hiç bir şey almadan çıkacak olsa, Sultan Baba, "Evladım bir Millî Gazete ile bir de sabun alır mısın?" derdi. Adam, itiraz etmeden alırdı, ama parayı öderken içinde bir ukde kalmış gibi Sultan Baba'ya bakardı. Sultan Baba o insanın içinden geçenleri okurcasına: 'Bak evladım, bu gördüğün sabun insanın bedenindeki maddi pislikleri temizler. Milli Gazete ise insanın kalbini ve kafasını manevi pisliklerden temizler' derdi"

Kerametin fotoğrafı

Selami Çalışkan anlatıyor:

Sene 1990. Bir Gazetede muhabirim. Bir yakınım dedi ki: "- Yahudiler, yıkmak için Mescid-i Aksa'nın altını oyuyormuş." Ona: "- Bunu kimden duydun?" diye sordum. "- Sultan Baba'dan" cevabını verdi. "- Peki, Sultan Baba Kudüs'e gitmiş mi?" "- Ne gerek var, o bir Allah dostu" dedi. Aradan bir hafta geçmeden arkadaşım Şeref Özata, gazete yönetimine "Kudüs'e gidip röportaj yapmak istiyorum" diye teklif vermiş. Şeref'in röportaj teklifi olumlu karşılanmış. Ancak gazetenin sahibi, "Yanına beni de almasını söylemiş. Teklif bana gelince balıklama daldım ve "Hemen kabul ediyorum. Ne zaman gidiyoruz?" diye Şeref'e sordum. Arkadaşım: "- Her şey hazır, sadece İsrail'in İstanbul Başkonsolosluğu'ndan vize almamız gerekiyor" dedi. Onu da temin ettik. Tam bir haftalık seyahate çıktık. Gazze, Ramallah, Hayfa'yı da gezdik, ama günlerimizin çoğu Kudüs'te, tabii ki Mescid-i Aksa'da geçti. Mescid-i Aksa'nın altının "Tarihi eser arıyoruz" bahanesiyle Yahudilerce oyulduğunu gözlerimizle gördük ve fotoğrafını çektik. Bu aynı zamanda Sultan Baba'nın kerametinin de fotoğrafı gibiydi. Çünkü, Mescidi Aksa’nın altının oyulduğu, o güne kadar gündeme gelmiş ve herhangi bir yayın organında haber verilmiş değildi.”

Cihat ve vuslat!

“Bizim uğrumuzda cihat edenleri, şüphesiz hidayet (ve muvaffakiyet) yollarımıza iletiriz. Gerçekten Allah (c.c.) muhsinlerle (tebliğat, teşkilat ve ibadet görevlerini dikkat ve titizlikle ve Allah’ın huzurunda imtihan veriyor ciddiyetiyle hareket edenlerle) beraberdir.” Ankebut: 69)

Rüyada verilen bir işaret ve izin üzerine ziyaret talebimizi kabul eden çok önemli bir Zat’a sormuştuk:

“Efendim bir sohbetinizde şunları buyurmuştunuz:

“Biz Neyiz?

 Cenab-ı Hakkın bu sonsuz kâinatının içerisinde yarattığı “Eserden müessire intikal etme kabiliyeti” verdiği tek mahlûk insanlardır. Akıl ve vicdan sahibi kimseler için; bitki, hayvan ve insan olarak dünyadaki milyarlarca harika yaratığa ve şu muazzam ve muntazam kâinata dikkat ve ibretle bakıp, bütün bunların Yüce yaratıcısını hatırlayıp hayran olmamak imkânsızdır.

Allah insanları kendisini bilsinler diye yaratmıştır. Ancak biz Cenab-ı Allah’ı göremiyoruz, gücümüz Cenab-ı Allah’ı görmeye yetmiyor. Musa (a.s.) Cenab-ı Allah’ı görmeği arzuladığını, Cenab-ı Allah dağa tecelli edince ona dayanamadığını, Kur’an-ı Kerim haber veriyor. Çünkü bizim yapımız zayıf olduğundan dünyada iken Cenab-ı Allah’ı görmeye tahammül edemiyor. İnşallah Cennette göreceğimiz Hadisi Şeriflerle müjdeleniyor.

Öyle ise Allah’ı bilmek için ne yapmamız gerekir? Allah insanlara “eserden müessire intikal etme kabiliyeti” vermiştir. İnsan bir esere bakarak o eseri yapanı tanıyabilir. Bir resme bakarsanız ressamını hatırlayıp hayranlık duymak tabiidir.

Başımızı gökyüzüne çevirip baktığımız zaman ne görüyoruz? Sonsuz bir kâinat, sonsuz bir güzellik ve sanat, sonsuz bir nizam! O kadar büyük bir kâinat ki, sadece 1. tabaka gök içersindeki bir yıldızın ışığı diğer bir yıldıza 100 milyon senede bile gidemiyor. Oysa ışık bir saniyede 300 bin km. yol almaktadır. Cenab-ı Allah yedi kat gök yaratmıştır. Her bir gök, bir üsteki yanında, sahra çölleri içindeki bir yüzük kadar kalmaktadır. Onun üzerinde Arş vardır. Arş’ın üzerinde Kürsü bulunmaktadır. Bu ne büyük azamettir Ya Rabbi.”

Şimdi acaba, bu gerçeği şöyle anlayıp açıklamak doğru mudur? diye zatı alinizden öğrenmek istiyoruz.

“Cenabı Hakkın “Zat”ı, her türlü şekilden, biçimden, cisimden ve hayalden münezzehtir. Yüce Allah’ın Zatı, hiçbir şeye ve hiçbir kimseye asla benzetilemeyecektir. O’nun Yüce Zatını idrak ve ihata etmek, künhüne ermek asla mümkün değildir.  Allah (c.c.) ancak yarattıklarında tecelli ve tezahür eden, “esma ve sıfatlarıyla”  bilinmekte; kendi mevcudiyetini, kudret ve hikmetini, san’at ve nimetini bizlere böylece göstermektedir.

Kâinattaki her zerrede ve kürrede, yeryüzünde ve göklerde, her çiçek ve böcekte O’nun tecellisi, kudret ve rahmet eseri sezilmektedir.

En güzel tecelli ise Hz. Adem ve neslinde, en mükemmel temsili ise Hz. Muhammed Aleyhisselam Efendimizdedir. O, Ahir zaman Nebisidir, tecelli ve tezahürün her bakımdan “son” örneği ve insanlığın ebedi rehberidir. Yüzyıllardır feyiz ve bereketle okunan Mevlid-i Şerif müellifi Süleyman Çelebi Hazretlerinin: “Zatıma mir’at edindim zatını – Bile yazdım adım ile adını” beytini de bu hakikatin hikmetli ifadeleridir.

Geleceği sahih hadis ve haberlere kesinleşen, asırlardır hasret ve hararetle beklenen Hz. Mehdi Aleyhisselam ise, Hz. Peygamber Efendimizin aynen izinde, O’nun dinini ve adalet düzenini hakim kılma ve Siyonist Deccel sistemini yıkma görevinde, O’nun halifesi ve temsilcisi yerinde çok yüksek, mübarek ve özel bir şahsiyettir.

Kur’an-ı Kerimin talim ve terbiyesinde, Resulullah Efendimizin sünneti ve hayat sistemi çerçevesinde ve Milli Görüş mektebinde; sadece Hz. Allah’ın rızası ve insanlığın hayrı hatırına, nefsi ve siyasi cihadını sürdürenler bu imanın zirvesine ve zevkine erişecektir.

Bu kanaatimizi oldukça beğenen ve tasdik eden Zat, bizleri tebrik ve teşvik ederek teselli buyurmuşlardı.

Bazıları bizlere:

Peki, size göre MEHDİ kimdir? diye sormaktaydı.

Cevabımız: Mehdiyet öyle açıklanması ve çağrı yapılması gererken bir konu değildir. Çok özel bir kanaat ve feraset meselesidir. Bizim için önemli ve öncelikli olan, Hak davanın hakimiyeti ve Milli Görüş'ün hizmetidir.

Ahmet Hoca “Filan Zat Mehdidir” diyormuş! itirazlarına yanıtımız ise:

Ahmet Hoca "Mehdiyet Müjdesi ye Medeniyet Mücadelesi" diye koca bir kitap yazdı. Üç baskısı yapıldı. Bir tek yerde bile kimsenin ismi geçmediği halde, okuyan herkes bütün işaret ve alametlerin en haklı ve hayırlı hareket olarak Milli Görüş'ü gösterdiğini, anladı ise, bu talihli ve tarihi gerçeğe sahip çıkılmalıydı. Eğer ilgili ayet, hadis ve haberleri Ahmet Hoca çarpıtıyorsa, bunları ilmi ve akli delillerle düzeltmek lazımdı, ama buna cesaret eden hiç çıkmadı.

Kaldı ki, keşke öyle olsa ve müjdelenen hareket Milli Görüş çıksa da, sevabımız ve şerefimiz yüze katlansa diye sevinmek gerekirken ve asıl tepkinin masonik ve münafık çevrelerden gelmesi beklenirken, kendi içimizdeki karşı tavırları anlamakta zorlanıyoruz.

Biz Milli Görüş'e ve onun şahsı manevisi olan Liderimize, öyle hayali rütbeler ve hamasi düşüncelerle değil; program ve projeleriyle, hedef ve prensipleriyle, gayret ve mücadelesiyle, Deccalizm zulmünü yıkacak ve Adil düzeni kuracak tek ve örnek hareket ve en ilmi ve insani hizmet olduğu için bağlıyız.

 



[1] c. 4. no: 92

[2] Kitabül Bürhan Fi Alameti Mehdiyi Ahir Zaman sh. 59

[3] Şeyh Muhammed Bin İbrahim Numani. Gaybeti Numani sh. 311

[4] Kıyamet Alametleri. Pamuk yy. Muhammed b. Resul El Hüseyni El Berzenci 2002 İST. Sh. 299

[5] Milli Gazete / Mustafa Özcan


Bu yazarin diger makaleleri

Gönlüme İlham, Zihnime İkram; HİKMET GONCALARI
  Allah’ın taksimine, yani hayır ve şerden kısmetine razı ol ki,...
Devami
SOMA FACİASI VE İSTİSMAR FIRSATÇILARI
  AKP’liler “Millî Görüş ve Adil Düzen geçmişlerini” unutup inkâr edercesine...
Devami
ADİL DÜZEN İNKILABI VE YAYILMA ŞANSI
  ADİL DÜZEN İNKILABI VE YAYILMA ŞANSI        Milli Görüş Medeniyeti’nin Yayılma...
Devami
Yalan ve Palavra Üzerine Kurulan: AKP SALTANATININ “SOSYAL TUFANI” YAKINDIR!
  Dünyamızdaki tabii hayatın hoyratça tahribatı, hızla artan ahlaki yozlaşmalar ve...
Devami
MEHDİX PAŞA
  Tarihin akışını değiştirecek ve dünyanın düzenini ve dengelerini dönüştürecek...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 2745

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR