ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün225
mod_vvisit_counterDün4675
mod_vvisit_counterBu Hafta15406
mod_vvisit_counterGeçen hafta38327
mod_vvisit_counterBu Ay118962
mod_vvisit_counterGeçen Ay149785
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar17043102

IP'niz: 3.232.96.22
Bugün: 19 Oca 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12278372

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

NATO AFGANİSTAN’DA İSLAM’LA SAVAŞIYOR VE VİETNAM’DAN BETER BİR SONA YAKLAŞIYOR!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfMükemmel 

 NATO uçakları sivilleri vuruyor

Kendisini tenkit eden ve AKP’nin aksini söyleyen herkesi “millet ve barış düşmanı” ilan edip sataşan ve muhalif yazarları “her yarım saatte yazı hazırlayan kabiliyetler” diye “kiralık kalemler” anlamında suçlayıp saçmalayan; önceden hazırlanmış cam ekranlardaki yazıları okuyup konuşurken pek pot kırmayan, ama kafadan konuştuğu zaman iç dünyasını ve mayasını ortaya kusan kabadayılık meraklısı Recep Erdoğan’ın, her nedense Afganistan’daki NATO cinayetlerine ve sivillere yönelik vahşetlerine hiç değinmemesi kafa karıştırıcıydı.

Afganistan'ın kuzeyindeki Kunduz vilayeti acımasız ve kanlı saldırılarla sarsılmaktaydı. NATO'ya ait uçaklar, bölgedeki uluslararası güce ait petrol tankerlerini çalan Taliban militanlarını vurmak bahanesiyle sivil halka bomba yağdırmaktaydı. Bölgedeki yetkililere göre, bunlar Kabil'deki NATO güçlerine yakıt sevkıyatı için Tacikistan'dan gelirken kaçırılan tankerler Kunduz Nehri'nden geçirilmeye çalışırken çamura saplanmıştı. Tankerler yükünü azaltmak için vanaları açtığında yaklaşık 500 köylü, hava saldırısı olabileceği uyarılarına rağmen yakıt almak için toplanmıştı. Bu esnada NATO uçakları bombalamaya başlamış, Petrol tankerleri alev topuna dönerken, 93 kişinin öldüğü açıklanmıştı. Tam bu sırada Pakistan’ın Hayber bölgesinde de NATO 37 sivilin canına kıymıştı.

NATO, bu saldırılar sonrasında "çok sayıda isyancının" öldürüldüğünü açıklarken Taliban'ın sözcüsü Zebullah Mücahid ise saldırıda ölen militan olmadığını vurgulamıştı.

NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen, olaylara dair "süratli ve eksiksiz soruşturma" başlatıldığını açıklayarak dünya kamuoyunu yatıştırmaya çalışmaktaydı. "Afgan halkı kendisini korumak için görev üstlendiğimizi bilmelidir. Bu olayı derinlemesine ve eksiksiz bir şekilde soruşturacağız" sözleri de Onun telaşını yansıtmaktaydı.

Afganistan hükümetine destek için kurulan Uluslararası Güvenlik ve Destek Gücü (İSAF), 11 Ağustos 2003 tarihinden beri NATO’nun yönetimine alınmıştı ve maalesef Türkiye de bu zulme destek verip ortak olmaktaydı. Daha doğrusu AKP iktidarı, Afganistan’da ABD’nin hezimetini geciktirmekte taşeronluk yapmaktaydı.

İngiltere Genelkurmay Başkanı General David Richards:

“Afganistan'da yenilmek korkunç olur” diyordu!

İngiltere Genelkurmay Başkanı General David Richards, Afganistan'daki uluslararası kuvvetin yenilgisinin "korkunç bir şey" olacağı uyarısında bulunuyor.

Sunday Telegraph gazetesine demeç veren İngiliz generali, NATO'nun Afganistan'da istikrarı sağlayamaması halinde Batı için tehlikenin çok büyük olacağını belirtiyor.

"El Kaide ve Taliban bizi yendiğine inanırsa neler olur" diye soran General, "Afganistan'da dururlar mı? Pakistan, nükleer silahlarıyla onlar için cazip bir hedef olur. Bu silahlardan ellerine geçirmeye görsünler, inanın bana, hemen kullanırlar. Bu ise korkunç bir şey olur" ifadesini kullanıyor. General, "Hezimet, El Kaide ve Taliban'ın dünyanın en güçlü koalisyonunu yendikleri mesajını vererek dünyadaki bütün kökten dinci Müslüman militanları harekete geçirecektir" diyor.

İngiliz genelkurmay başkanı, Afganistan'a gönderilecek takviye kuvvetlerinin, NATO'nun "psikolojik savaşı" kazanmasını sağlayabileceğini söylüyor.

Gates: “Çekilmeyelim, savaşa değiyor!” diye bastırıyor

Afganistan'da asker sayısının artırılmasına kamuoyunda desteğin düşmesiyle zor durumda kalan ABD Savunma Bakanı Yahudi Robert Gates, Afganistan'dan çekilmenin zamanı olmadığını ve savaşmaya değdiğini söylemek küstahlığından sakınmamıştı. Kamuoyu yoklamaları Afganistan'da terörle mücadele çabalarına halkın inancının giderek azaldığını gösterirken, Gates sabırlı olunması çağrısında bulunarak, Afganistan'daki Amerikan mevcudiyetinin İslami teröristlere karşı şart olduğunu vurgulamıştı. Gates, ABD Başkanı Barack Obama'nın 21 bin Amerikan askerinin daha Afganistan'a gönderilmesini de içeren çabalarının "sadece başlangıç olduğunu" ifade ederek, bunun başarıya ulaşması için bir şans tanınması gerektiğini hatırlatmıştı.

Afganistan politikası İngiltere’de istifa ettiriyor

Britanya Silahlı Kuvvetler Bakanı Bob Ainsworth'ün yardımcısı Eric Joyce, hükümetin Afganistan politikası yüzünden istifa ettiğini açıklamıştı. Emekli Binbaşı Joyce, Britanya Başbakanı Gordon Brown'a yazdığı istifa mektubunda, Başbakandan ülkenin Afganistan'dan birliklerini ne zaman çekmeye başlayacağını açıklamasını ve halka savaşı meşru göstermek için geçerli bir neden bulmadığını vurgulamıştı.  Joyce, mektubunda, "Halkın artık, terör riskini gerekçe göstererek verdiğimiz kayıpların meşru gösterilmesini kabul edeceğini sanmıyorum” diyerek ayrılmıştı.

İngiliz silahlı Kuvvetler Bakan Yardımcısı, böylesine tutarlı bir tavır sergileyip, mazlum Afgan halkına yönelik katliamlar yüzünden istifa ederken, AKP iktidarının hala duyarsız davranıp NATO’ya destek sağlaması, bunların ayarını ortaya koymaktaydı.

Afganistan seçimi moral bozuyor

Afganistan'da 20 Ağustos 2009 devlet başkanlığı seçimleri ne ABD'nin, ne de Batı dünyasının endişelerini hafifletmiyordu.

Seçimlerde hile yapıldığı söylentilerinin çok yaygın olması da, normal bir işleyiş olduğunu söylemeyi güçleştiriyordu Kesin olmayan ilk sonuçlar, Devlet Başkanı Hamid Karzai ile rakibi Abdullah Abdullah'ın başa baş bir mücadele verdiğine, ama ikisinin de ilk turda seçimi kazanamayacağına işaret ediyordu Bu da Batı ülkelerini endişelendiriyordu.  Çünkü ikinci turun güvenliğinin de sağlanması gerekiyordu. Alınan olağanüstü güvenlik önlemlerinin maddi yükü zaten Batı'nın sırtında.  2001 yılından beri Batı Afganistan'da 38 milyar dolar harcıyordu.  Üstelik Batılı askerlerin ikinci tur için bir kez daha riskli güvenlik önlemleri almak zorunda kalması, NATO üyesi ülkelerin kamuoyunu rahatsız ediyordu.

Afganistan'da istikrar sağlanmadan Irak Savaşı'nı başlatan ve elindeki kaynakların büyük bölümünü oraya akıtan Washington, şimdi tersini yapıyordu. Irak'tan çektiği kaynakları Afganistan'a kaydırıyordu.  Bunun son örneği casus uydularının yer değiştirmesi.  Eskiden bu uyduların yüzde 70'i Irak'ı izlerken, şimdi yüzde 66'sı Afganistan'ı gözetlemeye başladı.  ABD'nin Afganistan'daki asker sayısını arttırması tartışması da bir türlü dinmiyordu. Özetle Amerika Irak’tan sonra yeni bir batakta çırpınıyordu.

AKP’nin Afganistan gafleti, hıyanet kokuyor

“Uzak bir diyar, araftan gelen bir gazel değil Afganistan” diye Aslı Aydıntaşbaş bile isyan ediyordu.

Halen Mehmetçiğin görev yaptığı yer, İslam coğrafyasının namus davası. El Kaide ile Amerikan güçlerinin mücadele diyarı. Pakistan'ın siyasi dengelerinin balans noktası. Her geçen gün güçlenen Taliban ideolojisinin çıkış yuvası. Dünyanın eroin tarlası. Obama'ya göre global terörle mücadelede Irak'tan bile önemli en stratejik yer. Kadınların burka giydirildiği, kız çocuklarının Taliban zoruyla bir kez daha okullardan men edildiği kâbus diyarı. Batı ittifakının harcı sayılan NATO'nun geleceğini belirleyecek test alanı.

Afganistan, yakında yola çıkacak 800'e yakın Türk askerinin yeni görev sahası.

Ve Amerikan politikasının gerçek anlamda iflası. 

Afganistan'da geçen ay seçim hilesi ve demokrasi rezaleti yaşandı.

8 yıldır iktidarda olan Karzai hükümeti, bütün dünyanın gözü önünde, Afgan halkıyla alay edercesine, sandık sandık, kutu kutu seçimleri hileyle çaldı.

Seçim hileleri o kadar kör gözüm parmağına yapıldı ki, İnternette cep telefonuyla plastik sandıklara sahte oy dolduranların görüntülerini mi istersiniz, yöre nüfusunun 3 katının güya hükümete oy verdiği sonuçları mı... İşte New York Times muhabiri Dexter Filkins'in satırları: 'Batılı ve Afgan yetkililere göre, Hamid Karzai'nin yandaşları yüzlerce sahte sandık yaratarak binlerce oy kaydetti.' 800'e yakın olduğu sanılan bu sahte sandıklar, bin bir türlü seçim hilesinin yalnız biri. Gazeteye konuşan bir diplomat, sandıkların yüzde 15'inin hiç açılmamış olmasına karşın hükümet yanlısı gibi kaydedildiğini anlatıyor. Örneğin yalnız 25 bin kişinin sandığa gittiği Kandahar'da Karzai'ye 350 bin oy çıkmış. Gerisini düşünün artık!

Bir de şu ufak detay var: 2001'de ABD tarafından taçlandırılan ve bir türlü koltuğundan kalkmayan Hamid Karzai'nin erkek kardeşi, Afganistan'ın bir numaralı uyuşturucu baronuydu. Taliban’la gizli işbirliği içinde çalışıyordu.

Ülke artık o kadar kötü yönetiliyor, rüşvet o kadar yaygın ki, Afgan halkı 2001 yılında şenlikle kurtulduğu Taliban'ı mumla arar olmuştu. Daha da ötesinde, artık Taliban'ı bir umut olarak görüyordu. Zaten Siyonist Amerika’nın bir amacı da, Afganistan ve Pakistan’ı bölüp, kendi kontrolünde bir Taliban şeriat devleti kurdurmaktı. 70 bin askeri bunun için buradaydı.

Burada Türkiye büyük vebal altındadır. Demokrasinin komediye dönüşmesine, Afganistan üzerinden bütün İslam coğrafyasına yanlış mesaj verilemesine alet olmaktadır.

NATO, Türkiye'ye muhtaçtır. Hükümetin Türk askeri oraya varmadan yapabileceği şeyler vardır. Ama AKP çok derin bir uykudadır.

Davutoğlu: “Türkiye gelecek yıl Afganistan konusunda öncü ülke olacak” diyor.

Yoksa Türkiye savaşa mı giriyor?

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Türkiye'nin gelecek yıl Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi'nde Afganistan konusunda öncü ülke olacağını belirtmişti.

Davutoğlu, Türkiye'nin bu bölgeye yabancı olmadığını hatırlatıp, Afganistan'da güvenlik, iyi yönetim, sosyal ve ekonomik kalkınma, insan hakları ve uyuşturucuyla mücadele konularını içeren bir stratejiye önem verdiklerini kaydetmişti. Davutoğlu’nun, bu konuların BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon'un son Afganistan raporunda da yer aldığını dile getirmesi ilginçti.

Almanya Çalışma Bakanı Jung, “Afganistan’daki sivil kayıpları bildiği halde gizlediği” gerekçesiyle yapılan yoğun tenkitler üzerine istifa ederken, AKP hükümetinin ve hala destek verenlerin pişkinliği ve NATO fedailiği hayret vericiydi.

Ne özür dilendi ne de verilen sözler tutuldu!

Rasmussen hangi yüzle geliyor?

İslam dünyasını ayağa kaldıran Hz. Peygamberimize hakaret içerikli karikatür krizinin baş sorumlusu NATO'nun yeni Genel Sekreteri Andress Fogg Rasmussen, verdiği sözleri tutmadan ve İslam dünyasından özür dilemeden bir kez daha Türkiye'ye geldi.

 

 İslam dünyasını ayağa kaldıran karikatür krizinin baş sorumlusu NATO'nun yeni Genel Sekreteri Andress Fogg Rasmussen, verdiği sözleri tutmadan ve İslam dünyasından özür dilemeden bir kez daha Türkiye'ye geldi. Özellikle Türkiye'de iftar programına katılan Rasmussen'in atanmasına Türkiye'nin 'evet' demesini sağlayan beş şartın, hala yerine gelmemesi ise, Türkiye'nin ve Türk halkının nasıl kandırıldığını bir kez daha gözler önüne serdi. 2005'de karikatür krizinde 'Ben bu karikatürler için özür dilemeyeceğim. Çünkü olay tamamen basın özgürlüğü kapsamındadır' diyen Rasmussen, daha sonra İstanbul'da kolunun kırıldığı programda tüm beklentilere rağmen özür dilememiş "Sansür türü tüm şeyler diyalogun düşmanıdır, açık net bir diyalog için sansür ve saklamak değil, ifade özgürlüğü şarttır" demişti.

2005 yılında patlak veren karikatür krizi sırasında açıklamalarıyla tüm dünyayı ayağa kaldıran dönemin Danimarka Başbakanı bugünün NATO Genel Sekreteri Andress Fogg Rasmussen, göreve geldikten sonra Türkiye'ye ilk ziyaretini gerçekleştirdi. Müttefik ülkelerin başkentlerine tanışma ziyaretleri çerçevesinde Ankara'ya gelen Rasmussen, AKP Ankara İl Başkanlığı'nın Rixos Otel'de verdiği iftar yemeğini programına alarak, özür dilemediği İslam dünyasına yine sıcak mesajlar vermeyi hedefledi.

Rasmussen ne demişti?

2005 yılında Hz. Muhammed'e (SAV) yönelik hakaretler içeren karikatürlerin Danimarka'da yayınlanması üzerine, tüm dünyada infial oluştu. İslam ülkelerinde yürüyüşler, gösteriler protestolar düzenlendi. Danimarka'nın büyükelçilikleri önünde eylemler yapıldı. İslam dünyasından özür dilemesi beklenen dönemin Başbakanı Rasmussen, "Ben bu karikatürler için özür dilemeyeceğim. Çünkü olay tamamen basın özgürlüğü kapsamındadır ve Danimarka'da basın özgürdür" diyerek, Müslüman dünyaya karşı duygularını açıkça ortaya koydu.  Bu yılın Nisan ayında İstanbul'da düzenlenen Medeniyetler İttifakı Forumu'na katılan Rasmussen, NATO Genel Sekreterliği görevine seçilirken Türkiye'nin ikna edilmesine karşılık özür dileyeceği beklentilerini yine boşa çıkardı. Karikatür krizi konusunda geri adım atmayan Rasmussen, Forumda ifade özgürlüğü konusunda tavrını net bir şekilde ortaya koyarak, olumlu bir diyalog için samimi bir şekilde iletişim kurulmasının önemine dikkat çekmiş, "Sansür türü tüm şeyler diyalogun düşmanıdır. Açık net bir diyalog için sansür ve saklamak değil, ifade özgürlüğü şarttır" demiştir.

Rasmussen için öne sürülen şartlar yalanıp yutuluyor!

NATO zirvesinde Rasmussen'in Genel Sekreterliğine karşı çıkan Türkiye, Obama'nın garantörlüğünde bir paket karşılığında Rasmussen'in NATO Genel Sekreterliği'ni kabul etti. Peki, bu pakette neler vardı?

1-Rasmussen, İstanbul'da Medeniyetler Toplantısı'nda özür dileyecek.

2-NATO Genel Sekreter Yardımcıları'ndan birine Türk seçilecek.

3-NATO komuta kademesinde Türk subayların düzeyi yükselecek.

4-Afganistan temsilciliğine bir Türk getirilecek.

5-Roj TV Danimarka'dan yayını kesecek.

Bu şartların hiçbirisi gerçekleşmedi. Rasmussen'in Nisan ayında İstanbul'da katıldığı toplantıda özür yerine kolu çıktı. Roj TV, hala yayınlarını Danimarka'dan yapmaya devam ediyor. İstanbul'dan ülkesine dönen Rasmussen, gerçek düşüncesini TV2'de yayınlanan demecinde, "Türklere kendimi satmadım. Onlara boyun eğmedim. Roj TV'nin kapatılması gibi bir söz vermedim" diyerek ortaya koydu.

Rasmussen, Türkiye'ye üçüncü golünü Türk yardımcı seçme konusunda attı. Kendisine Türk yardımcı yerine, Danimarka'nın eski Ankara Büyükelçisi'ni Jesper Vahr'ı Özel Kalem Müdürü olarak seçti!

Onurumuza dokunuyor!

Sicili kabarık iki liderin ülkemize gelmesi, onurumuza dokunuyor.

Birisi, Ankara'nın itirazlarına rağmen NATO Genel Sekreteri seçilen eski Danimarka Başbakanı Rasmussen...

İslam dünyası onu, Peygamberimize hakaret içeren çizgiler kullanan sözde karikarüste verdiği destekle tanıyor.

Diğeri;  ABD'nin Afganistan-Pakistan Özel Temsilcisi görevinde bulunan Siyonist Yahudi Richard Holbrooke...

Dünya Holbrooke'u da Avrupa'nın göbeğinde, dünyanın gözü önünde korkunç soykırıma imza atan Sırpları ödüllendiren Dayton Anlaşması'nın Mimarı olarak tanıyor.

Boşnaklara biraz daha ilerlemeleri durumunda saldırı tehdidinde bulunmakla da hatırlanıyor.

Müslümanların peygamberine sövenlere arka çıkan Bay Rasmussen ve Bosna'da zoraki barışın oluşmasına ön ayak olan Holbrooke daha fazla Müslüman kanı dökebilmek için tetikçi arayışına girmiş bulunuyor.

Her ikisi Türkiye'den NATO'ya daha fazla işgal gücü göndermesini talep ediyor.

İkili, Türk kamuoyundan saçma sapan sözlere inanmasını bekliyor.

Holbrooke 'Türkiye'nin Afganistan ve Pakistan'da çok özel bir rolü var. Oradaki rolünün artması, istikrar için iyi çünkü oranın insanlarının Türkiye'ye özel bir bağı var" diyor.

Afganistan'da geçtiğimiz günlerde hayatını kaybeden Türk albayın suikast sonucu öldüğüne ilişkin açıklamalar ayyuka çıkmasına rağmen bu sözlerle, Afgan halkının ülkesinde bulunan yabancı askerlerin üniformasında ay-yıldız bulunup bulunmadığına bakıp, tutum belirlediğine ikna olacağımızı düşünüyor adeta...

Rasmussen ise daha da iğrenç yaklaşımda bunuyor.

Milliyet'ten Semih İdiz'in  "Müttefiklerden Afganistan için daha fazla muharip güç istiyorsunuz. Türkiye buna soğuk bakıyor ve Müslüman unsurlara karşı çarpışmanın içerde ve dışarıda yaratacağı siyasi sıkıntıları hesaplıyor. Buna rağmen, ziyaretiniz sırasında, Türkiye'den Afganistan için muharip güç isteyecek misiniz?" şeklindeki sorusuna cevap verirken, Türk hükümetine kendi kamuoyunu kandırmanın formüllerini veriyor.

Diyor ki, "Bu göreve nasıl katkıda bulunacaklarına dair kararı müttefikler verecektir. Ben de buna saygı göstermek durumundayım. Ancak, güçlü askeri katkıya olan ihtiyacımızı da vurgulamak isterim. Bu arada Türkiye'nin muharip güç sağlaması konusunda söylediklerinize farklı bir açıdan bakmak da mümkün. Müslüman olan askerlerin muharebe görevleri üstlenmeleri, bunun din ile ilgili bir konu değil, terörizmle mücadele olduğu gerçeğinin altını çizer. "

Türk askeri Afganistan’da ne arıyor?

Afganistan... Kahvaltısında iki çeşit katığı gördüğünde gözlerine inanamayanların yaşadığı ülke... Açlık, sefalet ve hastalıkların kol gezdiği, resmi rakamlara göre her gün onlarca masumun can verdiği, ABD'nin emperyal emellerine ulaşabilmek için yerleşmeye çalıştığı ülke... Kadınların, çocukların başına füzelerin yağdığı ülke...

İşte bu ülke şu anda Amerika'nın başını çektiği NATO güçleri tarafından işgal edilmiş durumda. ...Ve Türk askeri de bu işgal güçleri arasında yer alıyor.

Peki, ama neden?

Sofrasında yiyecek bulamayan, Kurtuluş Savaşımızda hanımlarının bileziklerini bize yollayan Afgan halkı bize ne yaptı da Mehmetçik o katillerle birlikte oralarda çırpınıyor?

Neden Afganistan'ı kana bulayan, Taliban bahanesiyle İslam’la savaşan Uluslar arası Koalisyon olarak lanse edilen ISAF'ın başkanlığını yürütüyor?

Türkiye, bu ayıptan, bu günahtan kurtulmalıdır. Gözü dönmüş Batılı liderlerin ısrarlı talepleri karşısında bırakın işgal güçlerine yeni asker göndermeyi, mevcut askerlerini de derhal geri çekmelidir. Türkiye'nin adı işgalcilerle birlikte anılmamalı, dökülen kanda asla parmağı olmamalıdır.

Dünya tarihinde emperyalizme karşı ilk ulusal kurtuluş mücadelesini başlatan Anadolu insanın alnına bu kara lekeyi sürenler utanmalıdır.

Rasmussen, Afganistan için destek istiyor!

Türkiye'yi aldatan adam olarak tarihe geçip NATO Genel Sekreteri olan Anders Fogh Rasmussen, şimdi de Afganistan için "destek" istemeye geldi. Rasmussen, Afganistan'da sivillerin hedef alındığı birçok saldırının faili olarak görülen NATO'ya daha fazla katkı istiyor.

2005 yılında tüm dünyayı birbirine katan, Müslümanlarla Hıristiyanları birbirine düşüren "karikatür krizinin" baş sorumlusu olarak gösterilen Danimarka Başbakanı Anders Fogh Rasmussen, bu kez NATO Genel Sekreteri olarak Türkiye'ye geldi. Geçtiğimiz Nisan ayında Strasbourg'ta gerçekleştirilen NATO zirvesine, Türkiye'nin Danimarka Başbakanı Rasmussen'in genel sekreterliğine karşı çıkması damgasını vururken, Başbakan Erdoğan'ın Rasmussen hakkında yaptığı açıklamalar Avrupa medyasında geniş yer bulmuştu.

Ancak bu kez Rasmussen "sıcak" karşılandı. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen'in ziyaretinin "çok zamanlı ve son derece faydalı" olduğunu söyleyerek, Türkiye'nin bundan sonra da NATO'ya yaptığı katkıyı devam ettireceğini kaydetti.

Görüşmelerin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuşan Davutoğlu, Rasmussen ile gerek baş başa, gerekse heyetler arası görüşmelerde NATO'yu ilgilendiren konuları kapsamlı bir şekilde ele aldıklarını ifade ederek, Türkiye'nin NATO'nun en önemli ülkelerinden biri olduğunu ve Türkiye ile ittifak arasındaki ilişkilerin çok sağlam temellere dayandığını söyledi.

Bakan Davutoğlu'na da gazetecilerden "Gerginlik aşıldı mı? "sorusu geldi. Davutoğlu şöyle yanıt verdi: "Strasbourg'daki bir gerginlik değil. Ne Rasmussen'in kendisiyle ne de Danimarka ile bir gerginlik yaşanmadı. Biz Rasmussen'e gerek Danimarka Başbakanı gerek NATO Genel Sekreteri olarak yakın bir dost gibi baktık. Söz konusu taahhütlerin yerine getirilmesini bekleriz. Türkiye şu ana kadar bütün taahhütlerini yerine getirmiştir. Kendisi NATO Genel Sekreteri olarak her zaman Türkiye'nin desteğini alacaktır."

NATO Genel Sekreteri Rasmussen ise Türkiye'nin her zaman önemli bir stratejik ortak olduğunu söyledi. Türkiye'nin kendisine verdiği destekten dolayı teşekkür eden Rasmussen, katıldığı iftarın kendisi için "sıradışı ve özel bir deneyim" olduğunu belirtti. Rasmussen, "Aralarında Türkiye'nin de bulunduğu bütün ittifak üyelerini Afgan güvenlik güçlerinin eğitimi konusunda destek ve katkı sağlamaya teşvik ediyoruz" dedi.

Polonya gazetesinin iddiası: “ABD, füze kalkanını Türkiye'ye taşıyor”

Polonya'da yayımlanan Wyborcza gazetesi, Amerikan yönetiminin Polonya ve Çek Cumhuriyeti'nde füze kalkanı sistemi kurmaktan vazgeçtiğini, bunun yerine Türkiye veya İsrail'i düşündüğünü iddia etti. Wyborcza gazetesindeki habere göre, füze kalkanı için lobicilik yapan Riki Ellison, ABD Savunma Bakanlığında görevli Amerikalı generallerden gelen işaretlerin açık olduğunu ve bu işaretlerin, ABD'nin Polonya ve Çek Cumhuriyeti'nde füze üsleri kurmak yerine başka çözümler aradığını gösterdiğini belirtti.

Ellison, savunma uzmanlarının yapmış oldukları konferansta, Amerikalı generallerin bir kez bile Polonya ve Çek Cumhuriyeti ile ilgili plan dile getirmediklerinin altını çizdi. Wyborcza gazetesi, Obama yönetiminin füze kalkanını savaş gemilerine yerleştirmeyi veya Türkiye ve İsrail'deki üslere ya da Balkanlar'da bir yere kurmayı düşündüğünü yazdı. Gazetedeki habere göre, adı açıklanmayan Amerikan Kongresi'nden bir yetkili de, Obama yönetiminin, birkaç haftadır Çek Cumhuriyeti ve Polonya'ya füze kalkanı kurmaktan vazgeçme kararının Kongre'de meydana getirdiği tepkileri ölçtüğünü ifade etti.

ABD ve Polonya, Polonya'ya füze kalkanı konuşlandırılması çerçevesinde 10 füze önleyici sistem kurulmasını öngören anlaşmayı 2008 yılında imzalamışlardı. Rusya, ABD'nin Çek Cumhuriyeti ve Polonya'da füze kalkanı kurmasına karşı çıkıyor. Rusya Devlet Başkanı Dimitriy Medvedev, ABD ve Rusya'nın füze kalkanı konusunda anlaşmadıkları takdirde, Moskova'nın İskender füzelerini Kaliningrad bölgesine konuşlandıracağı yönünde Temmuz 2009 da tehditte bulunmuştu.

ABD’li uzman Lindorff “Afganistan savaşının sonu Vietnam gibi olur”

Afganistan'da her geçen gün artan güvenlik ve siyasi istikrarsızlık sorunları ABD yönetimini zor duruma sokuyor. Son dönemde ABD ve NATO saldırılarında çok sayıda sivil yaşamını yitirirken Taliban'ın Afganistan'daki yabancı askeri birliklere yönelik saldırılarında da artış gözlemleniyor. Ülkede ABD'nin desteği ile yapılan devlet başkanlığı seçimlerine hile karıştığı iddiaları ve süregelen seçim tartışmaları siyasi tansiyonu yükseltiyor.

ABD'nin Afganistan'daki durumu iç açıcı görünmüyor

ABD'nin Afganistan'daki varlığı ABD'li uzmanlar tarafından da sorgulanmaya başlandı.

Obama yönetiminin Afganistan'da yürüttüğü savaşa en çarpıcı tepkilerden biri Amerikalı uzman Dave Lindorff'dan geldi. Lindorff Counterpunch internet sitesinde yer alan "Obama'nın Savaşı" başlıklı makalesinde ABD'nin Afganistan savaşının tıpkı Vietnam savaşı gibi büyük bir hezimetle sonuçlanacağını yazdı. Lindorff ABD'nin Afganistan'da yaşadığı sürecin Vietnam'da yaşadığı süreçle büyük benzerlikler gösterdiğine işaret etti ve Afganistan savaşında ABD'nin başarılı olmasının Vietnam'daki gibi imkânsız olduğunu vurguladı.

ABD Genelkurmay Başkanı Mullen'ın Ağustos 2009 da yaptığı açıklamaya atıfta bulunan Lindorff ABD Genelkurmay Başkanı'nın Afganistan'daki durumun kötüye gittiğini belirttiğine dikkat çekti. Lindorff, Afganistan savaşının başında Taliban'ın Kabil kentinden püskürtüldüğünü buna karşılık Taliban'ın gün geçtikçe isyan gücünü ve halk desteğini artırdığını belirtti, ABD'nin ise, işgalci güç olarak adlandırıldığına vurgu yaptı.

ABD'nin Afganistan ve Pakistan'a yönelik savaşını kazanamadığını vurgulayan Lindorff bundan sonraki sürecin ABD açısından hiçte iç açıcı görünmediğini, ABD'nin durumunun kötüye gittiğini de yazdı.

Lindorff, Obama'nın tıpkı eski ABD Başkanı Johnson gibi Afganistan savaşının ABD'nin güvenliği açısından gerekli olduğunu belirttiğini ifade ederek "Afganistan gibi dünyanın en fakir ülkelerinden biri ABD ulusal güvenliği açısından tehdit olarak görülebiliyorsa, o zaman Malawi de, Burundi de, Fiji de ABD için birer tehdittir" değerlendirmesinde bulundu.

Taliban gibi İslami bir grubun Amerika'da hiçbir çıkarı bulunmadığını da vurgulayan Lindorff Taliban'ın ABD'nin ulusal güvenliği açısından bir tehdit oluşturmadığını kaydetti.

Lindorff'un yazısını şu sözlerle bitirmesi dikkat çekti: "Eğer Amerikan halkı Afganistan savaşının bitmesi yönünde bir talepte bulunmazsa yeniden 10 yıllık bir kanlı savaşın içine girer sonunda bir kez daha kaybetmeye mahkûm oluruz."

 

 

 


Bu yazarin diger makaleleri

ERBAKANCI GEÇİNEN AKP ŞAKŞAKÇILARININ ŞAŞKINLIĞIERBAKANCI GEÇİNEN AKP ŞAKŞAKÇILARININ ŞAŞKINLIĞI
AKP yalakalıklarını Erbakan yandaşlığıyla meşrulaştırmaya çalışan malum bir güruh, TSK’ya...
Devami
ACİLEN, ERBAKAN'A İHTİYAÇ VAR!..
  Erbakan Hoca'nın Başbakan olduğu Refah-Yol hükümeti, hem ülkemizde hem...
Devami
ALEVİ-SÜNNİ KARDEŞTİR
Hakka uygun gör her işi Çıkar gönülden teşvişi Ehli Beyt’i seven kişi Namertlere...
Devami
AKP’NİN VURGUN ŞEBEKESİ VE MAFYA EKONOMİSİ
Türk-İş sonunda uyanmıştı: “IMF'den Türkiye'ye dost olmaz!” Türk-İş tarafından hazırlanan raporda,...
Devami
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
11 Eylül 2011 Pazar Günü SP Bursa İl teşkilatının düzenlediği...
Devami
HAÇLILARIN İTİRAFIYLA OSMANLI ORDULARI
1672’de Osmanlı Ordusunun Edirne’den Polonya’ya Doğru Hareket Etmesini Fransız diplomat...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 1546

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR