Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün1456
mod_vvisit_counterDün9526
mod_vvisit_counterBu Hafta20859
mod_vvisit_counterGeçen hafta28588
mod_vvisit_counterBu Ay10982
mod_vvisit_counterGeçen Ay136380
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16785337

IP'niz: 3.219.31.204
Bugün: 02 Ara 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12194225

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

ADİL DÜZENE GEÇİŞ SÜRECİ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfMükemmel 

Adil Düzen'e Geçiş Sürecinde Sorunlarımız ve Çözüm Tasarılarımız:

Adil Düzen'in bütün kurum kurallarıyla birlikte uygulanma şansını yakalayabilmesi için de bir geçiş sürecinin yaşanacağı tabiidir.

İşte bu nedenle "hezimet ve iflas" döneminden çıkıp, "hizmet ve inkişaf" dönemine başlarken; "ara formüllere ve tedrici projelere" ihtiyaç görülmektedir.

 

 

Öyle ise, öncelikle ülkemizin acil sorunlarını, önem sırasına göre ortaya koymamız ve uygun gördüğümüz çözüm yollarını teklif ve tavsiyede bulunmamız gerekmektedir.

Bize göre Türkiye'nin başlıca sorunlarını şöyle sıralamak mümkün ve münasiptir;

A - Terör ve anarşi içinde kıvranma ve boğulma

B - İşsizlik ve enflasyonda patlama ve bunalma

C - Korkunç boyutlardaki iç ve dış borçlanma

D - İdari yapılanmada ve adalet mekanizmasında dengesizlik ve tıkanma

E - Sosyal sigorta hizmetlerinde yetersizlik ve ahlaki yozlaşma

Terör sorunlarımız ve çözüm tasarılarımız

Terör ve anarşi ülkemiz için önemli bir tehdit ve tehlikedir ve her şeyden önce çözülmesi gerekir. Bu işin sadece askeri tedbirlerle önleneceğini zannetmek ve hele bütünüyle orduya havale etmek yanlıştır ve yetersizdir.

Önce anarşinin nedenlerini ortaya koyalım:

1.         Ülkemiz üzerinde hesapları olan ve Siyonizm'in güdümünde bulunan Batılı ve komşu ülkelerin devamlı terörü tahrik ve takviyesi.

2.         Tüm ülke halkımızın din ve vicdan hürriyetinin kısıtlanması yanında, özellikle Güneydoğudaki insanlarımızın bazı tabii ve temel özgürlüklerinin ve yöresel kültürlerinin horlanması ve küçümsenmesi,

3.         Yöre halkının açlık ve sefaletin, işsizlik ve çaresizliğin kucağına itilmesi,

4.         Milletimizi kaynaştıran ana unsur konumundaki "iman ve İslam" kardeşliği yerine, dağıtıcı ve dışlayıcı özellik taşıyan "ırkçılık" kokan düşünce ve söylemlerin kışkırtıcı etkisi,

5.         Sistemle uyuşarak, yörelerinde hakimiyet kuran ağa ve şeyh takımının sömürü ve istismarına karşı, mazlum ve mağdur halkın tepkisi,

6.         Tayin edilen bazı yöneticilerin (sivil ve askeri yetkilerin) insanımızın haysiyet ve hürriyetine saygı gösteren ve halkımıza güven veren etkili ve şefkatli bir yaklaşım sergilemeyişi,

7.         Suçluları takip ve caydırıcı cezaları tatbik hususunda "yeterli ve tutarlı" bir adalet mekanizmasının işlemeyişi. Yani zalimlere "adalet korkusu", mazlumlara ise "güven duygusu" verecek bir devlet düzeninin yürütülemeyişi,

8.         Terörü besleyen silah ve uyuşturucu mafyasının, maalesef asker ve polis içinden de bazen "eleman" ayarlayarak, hatta bazı siyasilerin dokunulmazlığından ve iktidar imkânlarından da yararlanarak kuralları ve kararları çiğnemesi ve disiplini dejenere etmesi.

Çözüm Önerileri:

1.         Anarşinin dış bağlantı damarları belirlenmeli ve kesilmelidir. Bunun için önce Milli ve dirayetli bir yönetim gereklidir.

Bu nedenle ABD dahil tüm yabancı güçler Irak’tan çekilmeli, Kuzey Irak’ın bir fesat merkezi olması önlenmeli ve ülkemizdeki yabancı üslerin tüm faaliyetleri dikkatle gözetilmeli ve sınırlamalar getirilmelidir.

2.         Kuzey Irak'taki başıbozukluk mutlaka giderilmeli, ülke genelinde sorumlu ve seviyeli bir otoritenin
kurulması ve Irak'ın toprak bütünlüğünün korunması yanında, Kuzey Irak halkının da tüm hak ve hürriyetleri
garanti edilmelidir.

3.         Silah ve uyuşturucu mafyası çökertilmeli, sivil ve askeri irtibatları tespit edilmeli ve tesirsiz hale getirilmelidir.

4.         Doğu ve Güneydoğu'da acilen özel kalkınma projeleri ve yatırım hamleleri başlatılmalı, işsizlik ve sefalet önlenmelidir.

5.         Resmi dil Türkçe olmak ve tüm eğitim birimlerinde öğretim Türkçe yapılmak şartıyla, kendi aralarında yöre dillerini konuşmak, ana dilleriyle yöresel yayın yapmak ve hatta ana dillerini ve geleneklerini geliştirmeye yönelik enstitü gibi etkinliklere başvurmak imkânları gösterilmelidir.

6.         Gerekli ve yeterli şartlar öncelikle hazırlanarak, bölge halkımızı bölücülerin tuzağına iten şartlar giderilmeli, Milli birlik ve dirliğimize zarar veren yaklaşımlar bitirilmelidir.

7.         Özel dini eğitim yapan medreselere resmiyet kazandırılmalı, çağdaş bir statüye kavuşturulmalı ve medrese mezunlarına geçerli diploma verilmelidir.

Daha önceden medrese tahsili yapmış alimler ise belirli imtihanlardan geçirilmek suretiyle, seviye tespiti yapıldıktan sonra, yine diplomaları verilmeli ve özellikle diyanet hizmetlerinde resmi görevlere getirilmelidir,

8.         Dağınık mezra ve köyler birleştirilerek, yeni ve modern yerleşim merkezleri oluşturulmalı ve çeşitli
illere göç etmek zorunda kalmış mağdur insanların her türlü sorunları giderilmelidir.

9.         Pişmanlık gösterip teslim olan ve cezalarını çekmiş bulunan gençlerin topluma yeniden
kazandırılmasına yönelik gerekli tedbirler gözetilmelidir.

10.      Her şeye rağmen, terörde inat eden canilerin, üzerine ciddiyet ve cesaretle gidilmeli,
yakalananlara ise herkese ibret olacak caydırıcı cezalar mutlaka tatbik edilmelidir.

11.      Bölge halkının tamamını "potansiyel suçlu" ve "bölücü anarşist" gibi görmek yanlışlığından mutlaka vazgeçilmelidir.

12.      Yöre insanımızın halinden ve dilinden anlayan; merhametli ve istikametli yöneticiler tayin edilmelidir.

13.      Her seviyedeki eğitim kurumları için, milli ve manevi değerlere uygun yeni programlar ve kitaplar hazırlanmalı, tarihine ve töresine saygılı, ahlaki prensiplere bağlı insanlar yetiştirilmelidir.

Enflasyon, işsizlik sorunları ve çözüm yolları:

Bilindiği gibi ülkedeki fiyatların genel seviyesinin yükselmesine veya paranın satın alma gücünün düşürülmesine "Enflasyon" denir.

"Mîllî para" değerinin, yabancı paralara göre indirilmesine ise, "devalüasyon" denir. Enflasyon ve pahalılığın genel sebepleri:

1.         Ülkedeki zirai veya sınai tüm üretim toplamının, genel tüketim toplamından az olmasıdır. Yani piyasaya "arz" edilen malın, genel "talep"i karşılayamamasıdır. (Talep enflasyonu)

2.         Bunun aksine genel ihtiyacın (talebin) çok üzerinde mal üretilmesi ve bunların ihracat yoluyla dış pazarlara satılamayışıdır. (Arz enflasyonu)

3.         Faiz belası. Enflasyonun en önemli sebebi faiz olmaktadır. Çünkü parası olanlar, yatırım ve üretim yerine daha kârlı ve daha kolay buldukları için faize yöneldikleri ve ayrıca faizli kredi alanların, bu faizleri sonunda maliyete ve fiyata yansıttıkları için, enflasyon devamlı artmaktadır.

4.         Enflasyonun çok önemli bir sebebi de "gelir vergisi"dir. Devlet gelir vergisi aldığı için "aracı" durumdaki esnaf bu vergi yükünü maliyete ekleyerek satış yapmakta ve dolayısıyla pahalılığı ve enflasyonu azdırmaktadır.

5.         Enflasyonun bir diğer sebebi de; "kredi"lerin yatırım ve kalkınma girişimlerine değil, rantiyecilere aktarılmasıdır. Ve verilen kredilerin uygun yerlerde kullanılıp kullanılmadığının denetlenmeyişidir. Özellikle bazı büyük holdinglerin aldıkları krediler ve "Tekeller" ve "Karteller" oluşturdukları ve ihtiyaç duyulan malları ucuza depolayıp çok pahalıya sattıkları için, bu spekülatörler yüzünden enflasyon devamlı tırmanmaktadır.

6.         Bütün bunların sonunda haliyle,

a.         Toptan eşya fiyatlarında hızlı ve büyük artışlar yaşanacak,

b.         Para değerinde devamlı düşüşler kaçınılmaz olacak,

c.         Faiz oranları çok yüksek boyutlara ulaşacak,

d.         Küçük ve orta işletme sermaye sahipleri ayakta kalma şansını yitirmiş bulunacak,

e.         Paradan kaçış başlayacak, kimse bir gün bile parayı elde tutmak yerine ya altına, ya dövize veya gayrimenkule bağlayacak,

f.           Repo ve rantiye gelirleri rağbet kazanacak, yatırım ve üretim duracak ve ülke yıkılışa doğru yuvarlanacaktır.

Çözüm Yolları:

1.      Bu Geçiş döneminde “Faizleri kökten yasaklamak” ve "Faiz kurumlarını kapatmak" yerine, devlet kendisi bizzat "faizsiz uygulamayı" başlatmalı ama faizle uğraşanları da serbest bırakmalıdır. Devlet kendi alacak ve vereceklerinde faizi kaldırmalı ve faiz davalarına mahkemeler bakmamalıdır. Faizli banka işlemleri ve rantiye gelirleri devlet garantisinden çıkarılmalıdır.

2.       Her türlü borçlanmalar "altın" değeri üzerinden olmalı, ödemeler ise yine o günkü altın değeri üzerinden yapılmalıdır.

3.       Devlet, cumhuriyet altını alıp satmalı, arz ve talebe uygun her gün yeni bir fiyat tespit edilip uygulamalı, ama aynı gün içinde yeni bir fiyat değişikliği yapılmamalı ve her türlü altın ticareti serbest bırakılmalıdır.

4.     a) Devlet kendisine ait gayrı menkulleri (Bina, arsa ve arazileri) açık arttırma usulü ile komisyonculara kredi olarak vermeli.

      b) Bunları alan komisyoncular bu gayrimenkulleri satarak sermaye yapmalı ve bununla gayrimenkul ticaretine yönelmeli,

      c) Bu alışverişlerden %2 gibi belirli oranda bir kâr yapmalarına fırsat verilmeli,

      d) Tüm tapu işlemleri vergisiz ve ücretsiz yürütülmelidir.

Böylece;

e) Halk kendi taşınmazlarını, ihtiyaç duyduğunda, bu komisyoncular eliyle devlete satmış ve
piyasaya para akmış olacaktır.

f) Veya vatandaş elinde fazla parası varsa kendisi devletten taşınmaz alır ve böylece karşılıksız
para olmadığı için enflasyon önemli ölçüde dizginlenmiş sayılır.

5.         İthalatçı ve ihracatçıların başka ülkelerle Türkiye’miz arasında, üretilen malların üretilmeyen mallarla değiştirilmelerine yönelik düzenlemeler yapılmalı ve böylece dış ticaret dengesinin kurulması sağlanmalıdır.

“Şu kadar kumaşa şu kadar teknoloji, şu kadar "su" ya şu kadar petrol, şu kadar sebze- meyveye şu kadar makine gibi” mal değişimi yapılmalıdır.

6.      Devlet "selem senedi - sipariş kredisi"ni başlatmalıdır.

Mesela emeklilere veya halen çalışan ücretlilere on iki taksit halinde maaşlarından kesilmek üzere belirli bir para peşin avans olarak sipariş kredisi şeklinde verilir.

Bu krediyi alanlar, ihtiyaç duydukları yiyecek, içecek, giyecek ve temizlik maddeleri için gidip-mağazalara sipariş verirler. Mağazalar bu ihtiyaçlarını tüccar ve toptancılara bildirirler.

Tüccarlar fabrikalara bu siparişleri iletirler.

Fabrikalar, bu istek ve ihtiyaçlar doğrultusunda gerekil hammadde siparişlerini verirler.

Böylece;

a.         Hem üretim, halkın genel ihtiyaç ve isteği doğrultusunda ve yılbaşında planlanmış olacak,

b.         Hem de peşin siparişler yüzünden ucuz ve kaliteli üretim gerçekleşeceğinden enflasyon ve pahalılık olmayacaktır.

7.     Tüccara doğrudan kredi yerine,

a.         Aldıkları sipariş kadar kredi,

b.         Koydukları sermaye kadar kredi,

c.         Çalıştırdıkları işçi sayısına göre kredi uygulaması başlatılmalıdır.

8.      Vergiler:

a.         Tüccarlardan, koydukları sermayenin %2,5 (1/40) kadar,

b.         Fabrikalardan ise, üretimden aynı miktar (hasıla payı) olarak vergi alınmalıdır.

9.     Yeraltı ve yer üstü zenginlik kaynaklarımızın ve ülkelerdeki diğer potansiyel imkânlarımızın biran
evvel üretime ve servete dönüştürülmesi için öncelikle özel sektörün ve girişimcilerin, bunların ilgi duymadığı
bölgelerde ise devletin yatırım ve kalkınma hamlelerine öncülük etmesi kaçınılmazdır.

Yeni ve yeterli istihdam alanları da ancak böyle sağlanacak ve işsizlik sorunu çözülmeye başlayacaktır.

10.       Hayvancılığın ve ziraatın geliştirilmesi, köylülerin modern ziraata yönlendirilmesi ve tarım
ürünlerinin iç ve dış pazarlarda değerlendirilmesi yolundaki hazırlıklar biran evvel tamamlanmalıdır.

İç ve dış borçlar:

Türkiye korkunç boyutlara ulaşan iç ve dış borç batağı ve bunların faiz yığınağı altında iflasa sürüklenmektedir.

Bu borçların başlıca nedenleri:

1.    Sanayi ve teknoloji kalkınması başarılamadığından ihtiyaç duyulan sınai mamullerin ve askeri gereksinimlerin gelişmiş ülkelerden satın alınması için, mecburen dış krediye başvurulmakta bu maksatla fırsat kollayan çok uluslu (Siyonist) bankalardan yüksek oranlı faizlerle şartlı krediler alınmaktadır.

2.    Bu şartlı krediler ise maalesef genellikle ya montaj sanayine veya lüks yatırım hamlelerine harcanmaktadır.

3.    Yeni ve yeterli üretim gerçekleşmediğinden, faiziyle birlikte kabaran borçların taksitini ödemek için tekrar yeni borçlanmalara mecbur kalınmaktadır.

4.    Borç batağına saplanan ülke siyasi yönden de "borç veren" merkezlerin güdümüne girmekte ve yarı sömürge konumunda bağımlı bir ülke olmaktadır.

5.    Dışarıdan nakit para olarak alınan kredi, aslında dışarıya "o kadar malı" peşinen ve ucuz fiyata vermek anlamındadır. Hatta faizli olmasa bile, kredi alan ülke, kredi veren ülkenin malını pahalıya almak zorunda kalacağından, giderek fakirleşir. Çünkü o mala ihtiyacı vardır ve pazarlık şansıda yoktur, bununla da kalmayıp kendi ürettiği malları, kredi aldığı ülkeye çok daha ucuza vermek durumundadır.

6.   Kredi alan ülkede geçici bir rahatlama ve satın alma gücü doğacağından, bu sefer lüks ve fantazi mallara yönelme ve israf ekonomisi başlayacaktır.

7.   Velhasıl faizli dış krediler dünya ülkelerini ikiye ayırmaktadır,

Kredi alan ve borçları devamlı artan geri kalmış ülkeler

Kredi veren ve devamlı alacakları artan kalkınmış ülkeler.

8.         İç borç: Türkiye gibi dış borç batağında kıvranan ülkelerin bir de ayrıca faizli iç borç yapması kadar akıl almaz bir uygulama yoktur, zira yüzde üç yüzlere varan oranlarla faizli iç borç alınacağına ve bir takım masonik mahfillere devlet gebe kılınacağına, ihtiyaç duyduğu kadar para basması, bundan çok daha hayırlı ve haysiyetli bir davranıştır.

Elbette karşılıksız para basılması yanlıştır ve haksızlıktır. Ama çok yüksek faizlerle iç borç yapmaktan daha ehvenü-şer bir uygulamadır.

Borçlardan kurtulma çareleri:

1.         Faizli dış ve iç borçların tasfiyesi için, devlete ait işletmelerin hisse senetleri çıkartılmalı ve
alacaklılara bu hisseler verilerek işletmelere ortak yapılmalıdır. Buna razı olmayanların hisseleri ise,
borçlarını üstlenmek ve belli şartlarda ödemek üzere, isteyen kimselere satılığa çıkarılmalıdır.

2.   Hızlı ve istikrarlı bir üretim seferberliği mutlaka başlatılmalıdır.

3.   Avrupa bankalarındaki işçilerimizin dövizleri kârlı ve avantajlı hisse senetleri ile ülkeye aktarılmalı ve borçlar kapatılmalıdır.

4.   Dış ülkelerde "mal mübadelesi" başlatılmalıdır. Su, meyve sebze karşılığı ham petrol, pamuk fındık karşılığı makine gibi.

5.   İhtiyaç duyulan malların alımı için, "peşin para verilip malı üretildikten sonra ucuza almak" şeklinde selem senedi-sipariş kredisinin yabancı devlet ve şirketlerle de yapılma yolları araştırılmalıdır. Buna hazır ve razı olacak birçok devlet ve şirket bulunacağı muhakkaktır.

Bütçe açığını kapatmak için de:

1.    İstihdam sorunu halledilmeli, devlet dairelerinde ve KİT'lerdeki lüzumsuz yığılmalar önlenmelidir.

2.   Vergi yükü hafifletilerek ve kredilerle desteklenerek orta işletmeler ve küçük boy sanayiler diriltilmeli ve üretimin arttırılması ve dolayısıyla devlet gelirlerinin çoğaltılması öngörülmelidir.

3.   KİT'lerin devlet yükü olmaktan çıkarılması gerekmektedir.
Bu nedenle:

A - KİT'lerin zarar etmesinin başlıca sebepleri olan;

1.      Ağır vergilerden,

2.      Yüksek faizli borca girmelerden,

3.      Bozuk ve başıboş yönetimlerden mutlaka vazgeçilmelidir.

4.      Milli Görüş’ün her iktidar döneminde KİT’lerin zarardan kâra geçirilmesinin ve tesislerin geliştirilip güçlenmesinin nedenleri dikkatle incelenmeli ve her sahada hayata geçirilmelidir.

B- KİT (Kamu İktisadi Teşebbüsleri) özelleştirme adı altında bazı yandaşlarına veya küresel sermaye baronlarına arsa fiyatının bile altında-peşkeş çekilmesi ve kökten tasfiye edilmesi ise ülke ekonomisi için oldukça tehlikelidir ve iflas alametidir.

Zira KİT'ler hem dışarıdan teknoloji getirmekte, hem teknik elemanları eğitmekte, hem planlı kentleşmeyi gerçekleştirmekte, hem işsizliği önlemekte, hem de kaliteli üretimle fiyatları dengelemekte önemli hizmetler yürütmektedir.

C- Öyle ise KİT'lerin tasfiyesi değil, ıslahı gerekmektedir. Bunun için de;

1.       KİT'ler "yapı ortaklıklarına" dönüştürülmeli, sadece yapı ve tesis paylarının hisse senetleri halka satılmalıdır. Arsa tapusu devlete kalmalıdır.

2.       Tesislerin cirodan kiraya verilmesine başlanmalıdır.

3.      Üretimde kira payı alınıp bunun yarısı bakım ve onarım masraflarına, yarısı da hisse senedi olarak dağıtılmalıdır.

4.      Devletin sadece kira payından alacağı hisse dışında, KİT'ler her türlü vergi ve sigorta priminden muaf tutulmalıdır.

5.      Tesisler öncelikle kendi çalışanlarının ortaklığına verilmeli, onlara da emek payı olarak genelde kira payı kadar verilmelidir ve kendilerine asgari üretim mecburiyeti getirilmelidir.

6.      Böylece KİT'ler tasfiye edilmeden, özelleştirilmelidir. Yani yabancı şirketlere ve sömürü sermayesine vermek yerine kendi işçisi ve emekçisi mal sahibi edilmelidir.

Çevre kirliliği ve ahlaki bozulma:

Dünyayı tehdit eden cinsel kirlenmeyle çevre kirliliği, ülkemizde de giderek tehlikeli boyutlara tırmanmaktadır.

Evlilik dışı cinsel ilişki, hem basın ve televizyon yoluyla, hem de sözde sanat ve sosyete hayatıyla devamlı teşvik ve tahrik edilmekte, sağlam aile yapımız dinamitlenmekte, fuhuş ve cinsi sapıklık hızla yayılmaktadır. Bu artan fuhuş ve cinsi sapıklıklar insan vücudunda AİDS, Domuz Gribi ve Frengi gibi biyolojik kirlilikler yanında, çok önemli psikolojik çöküntülere de neden olmaktadır.

Ayrıca, Hıristiyan Batıdan kopya edilen, oysa onları bile kokuşmuşluğa sürükleyen evlilik konusundaki katılık, pek çok kadını kocasız bırakmakta, erkeklerin de evlilik dışı ilişkilere girişmesine zemin hazırlamakta ve cinsi sapıklıkları azdırmaktadır.

Bu arada doğum kontrolünün yaygınlaştırılması ve hatta kürtajın serbest bırakılması da gayri meşru ilişkileri kolaylaştırmakta ve neslimiz giderek dejenere olmaktadır.

Böylece bir yandan sağlıklı nüfus artışımız engellenirken, diğer yandan da toplum ruhen ve bedenen bozulmakta ve yozlaşmaktadır.

Bu ahlaki çürüme yanında, sanayi artıklarının ve çöp yığınlarının sorumsuzca çevreye atılması hem toprağı, hem kıyıları, hem akarsuları, hem havayı, hem de canlılar dünyasını insafsızca kirletmekte ve doğal yaşamı terletmektedir. Çözüm Önerileri:

1.         Hanımların hasta ve sakat bulunması, dolayısıyla evinin ve beyinin doğal ihtiyaçlarını karşılayamaması, erkeğin maddi ve bedeni durumunun müsait olması ve eşinin de rızası alınması koşuluyla ve tabi zaruret hallerinde ikinci evliliğe izin veren yeni kanuni düzenlemeler yapılmalıdır. Normal şartlarda ise tek evlilik esas alınmalıdır. Böylece yuva dağılmaları, kadınların ve çocukların sahipsiz kalmaları ve fuhşun yaygınlaşması önlenmiş olacaktır.

2.         Evlenme ve yuva kurma kolaylaştırılmalı ve kredili devlet desteği sağlanmalıdır.

3.    Üniversite öğrencilerine, hem okuma hem de çalışma imkânları hazırlanmalı ve bunlardan evlenen gençlere iş bulmada öncelik tanınmalıdır.

4.    Ahlaksızlığı ve cinsi sapıklığı teşvik eden yayınlar yasaklanmalı ve medya ciddi bir disipline tabi tutulmalıdır.

5.   Genelevler kapatılmalı ve hiç değilse şehir merkezinden mutlaka kaldırılıp uzaklaştırılmalıdır.
         Buradaki kadınlar ise;

a.         Kendilerini himayesi altına almak ve birlikte yaşamak isteyenler varsa, özel ve ikinci bir nikâhla onlara bırakılmalıdır.

b.         Bu kadınlara, hanımlık haysiyetine uygun çalışma koşullan oluşturulmalıdır.

c.         Sahipsiz kadınlar için "sığınma evleri" açılmalıdır.

d.         Bunlarla beraber olmak isteyen erkeklere ise; “özel nikâh” kıyarak ve birbirlerine karşı resmen sorumlu tutarak, birlikte yaşama şartları hazırlanmalıdır.

e.         Unutulmasın ki özel mazeret ve mecburiyetler durumunda verilen; "birden fazla evlilik" ruhsatı, erkeklerin şehvet keyfi için değil, kadınların kocasız ve korumasız kalmaması için, zaruret halinde gerekli ve geçerli sayılmıştır. Çok evliliği yasaklayıp, ama çok kadınla yatıp kalkmayı ve zinayı serbest bırakmak, insanlığı ahlaken iflas noktasına taşımıştır. Bu şartlardaki kadın erkek eşitliği sadece laftadır ve safsatadır. Zira bu batıl zihniyetle kadın, maalesef orta malına ve şehvet aracına dönüşmüş durumdadır. Hem tabii ve fizyolojik şartlar, hem tarihi ve sosyolojik hakikatler tek evlilik konusundaki katılığın yanlış ve yararsız olduğunu ortaya koymaktadır. Özetle, elbette tek evlilik esas alınmalı, ama özel mazeret ve mecburiyetler de hesaba katılmalı ve çözüm yolları aranmalıdır.

Çevre Kirliliğini Önlemek İçin:

a.                  Türkiye'de yeterli sayıda ve çeşitli sahalarda (mesela 10 tane) çevre vakfı oluşturulmalıdır.

b.                  Yeni fabrikalar kuracak kimselerden bu vakıflara "yatırım ve katkı payı" alınmalıdır.

c.                  Toplanan paralarla "atıkları temizleme ve değerlendirme" tesisleri kurulmalıdır.

d.                  Fabrika, atölye ve diğer işletmelerin çevreye verdikleri zararlar bu vakıflar tarafından takip edilmeli ve caydırıcı şekilde cezalandırılmalıdır.

e.                  Hiçbir artığın doğrudan suya, havaya ve toprağa verilmesine fırsat tanınmamalıdır,

f. Ülkenin her yöresinin ağaçlandırılması, ormanların ıslahı ve yaygınlaştırılması konusunda kanuni düzenlemeler yapılmalıdır.

g.                  Bütün bu uygulamaların kolaylaşması ve destek bulunması için, belediyelere ve yerel yönetimlere de hem yetki hem de kaynak sağlanmalıdır.

7 Haziran 2009 sayısında (sh: 39) Aydınlık:

“‘Adil Düzen’in önündeki engeller’ tartışmasını 29 Ekim'de başlatacakmış” diye yazmıştı:

“18. Müslüman Topluluklar Birliği Kongresi, 28-30 Mayıs günleri arasında İstanbul'da yapıldı. 70'i aşkın ülkeden cumhurbaşkanları, bakanlar ve akademisyenlerin katıldığı kongrenin onur konuğu Necmettin Erbakan'dı. Kürsüye “Mücahit Erbakan" ifadesiyle çağrılmasına alıştığımız Erbakan, bu kez "Cumhuriyet'in 54. Hükümeti'nin Başbakanı" olarak takdim edildi. Konuşmasında dikkat çekici vurgular yapan Erbakan, şunları söyledi: "Bu kongreleri yılda iki kez yapıyoruz. 29 Mayıs'ta yaptığımız ilk toplantıyı İstanbul'un Fethinin yıldönümüne denk getiriyoruz ve Adil Düzen’in nasıl olması gerektiğini tartışıyoruz. İkincisini ise 29 Ekim'e, yani Cumhuriyet'in ilan edildiği güne denk getiriyoruz. Bu toplantımızda da Adil Düzenin önündeki engellerin nasıl ortadan kaldırılacağını tartışıyoruz."

İstanbul'un Fethinin 556. yıldönümü kutlamalarına da katılan Erbakan'ın "İslam dini Cihat dinidir. Cihat, Cihat, Cihat!" sözleri de, medyada "Cihat çağrısı" olarak değerlendirildi.”

Evet, ülkemizi, bölgemizi ve tüm mazlum milletleri kuşatıp kıskacına alan Siyonist ve emperyalist, zalim dünya sistemi yıkılacak ve Adil bir Düzen mutlaka kurulacaktı. İyi de Aydınlık’ın gocunması acaba, nereden kaynaklanmaktaydı?! Daha doğrusu bunlar kimden yanaydı…

 

 

 

 

 

 

 

Abdullah AKGÜL -

Karşılaştırmalı İslam ve Batı Hukuku araştırmacısı.

El-Ezher Üniversitesi Usuliddin Fakültesi Mezunu.

Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Mezunu

Devami
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

TÜRKİYE CUMHURİYETİ BAĞIRSAKLARINI MI TEMİZLİYOR, YOKSA CAN MI ÇEKİŞİYOR?!
PKK’nın sivil kanadı olan BDP Başkanı: “Gerekirse PKK’ya saldıran tankların...
Devami
“BOŞ BAKAN”LARA AÇIK MEKTUP “Sonunuz Mübarek Olmasın!”
Siyasi ikballeri ve şahsi beklentileri için Siyonist ve emperyalist odaklarla...
Devami
MUSTAFA KEMAL'İN DERİN PEYGAMBER SEVGİSİ VE ENGİN TARİH BİLGİSİ
Atatürk'ün 1922 senesinde, Büyük Millet Meclisinde, Saltanatı Milliye'nin tahakkukuna (yani...
Devami
SOMALİ KAN KUSUYOR BÜTÜN DÜNYA SUSUYOR!
  ABD, Somali'yi Irak yapmaya hazırlanıyor ABD'nin soğuk savaş sonrasında...
Devami
İSLAM; TABİİ DENGEDİR
  İnsan, ruh ile cesetten oluşan bir bütün olduğundan, insanlardan oluşan...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 1366

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR