Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün861
mod_vvisit_counterDün3687
mod_vvisit_counterBu Hafta861
mod_vvisit_counterGeçen hafta28588
mod_vvisit_counterBu Ay127364
mod_vvisit_counterGeçen Ay203059
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16765339

IP'niz: 3.238.184.78
Bugün: 30 Kas 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12189674

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

BAY BÜLENT ARINÇ’IN SAPTIRMALARI VE VAKİT--CUMHURİYET TARTIŞMASININ PERDE ARKASI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfMükemmel 

AKP’li Devlet Bakanı Bülent Arınç’ı Habertürk’te Fatih Altaylı’nın programında izlerken samimiyetten uzak sahte tavırlarına; riyakârlık ve yalakalıklarına şaşırmamıştık, ama midemiz bulanmıştı. Ne diyordu:

“Hükümetten bazı bakanların ve önemli bürokratların, Türkan Saylan’nın cenazesine katılması lazımdı..

 

Özellikle Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu’nun, hem hanım olması, hem eğitimle ilgili bulunması nedeniyle, o cenazede bulunması çok şık olacaktı. Kendileri neredeydi, niye gidememişti? Bunları bilemem, görüşme imkânımız da olmadı…”

Şimdi adama sormazlar mı, ya hu siz, yani zatıâliniz;

1- Muhalefet Partisinden birisi değilsiniz

2- Sıradan bir sivil örgüt temsilcisi değilsiniz

3- Hükümetin herhangi bir milletvekili de değilsiniz…

Tam aksine AKP iktidarının devlet bakanı sıfatını taşıyan kişisiniz. Yani Siz, muhalefet yürütme, üzüntülerini belirtme ve şikâyet etme durumunda değil, bizzat icraat ve sorumluluk mevkiinde ve yetkisinde olan birisiniz. Türkan Saylan’ın cenaze merasimine katılma niyetinizi, neden hükümet üyeleriyle paylaşıp gereğini yerine getirmiyorsunuz da, şimdi televizyona çıkıp edebiyat yapıyor ve birilerine yaranmak için çırpınıyorsunuz?

Daha da ayıbı ve mide bulandıranı: haydi, ya korkunuzdan, ya kuruntularınızdan o cenazeye siz katılmadınız...  Zaten resmen de, dinen de böyle bir mecburiyetiniz bulunmamaktadır. Ama kalkıp ta, bütün halkımızın huzurunda, kendi parti yoldaşınız ve kabine arkadaşınız olan Sn. Nimet Çubukçu Hanımı dolaylı biçimde töhmet altına alıp suçunuzu onun sırtına yıkmanızı; Türkan Saylan’ın cenazesine öncelikle ve özellikle O’nun katılması gerekiyormuş ta bundan kaçınmış ve sanki görevini savsaklamış konumuna sokup, bakan arkadaşınızı kendini savunmak zorunda bırakmanızı, acaba hangi vicdanın, hangi insafın ve hangi vefa’nın icabı olarak yaptınız? Yetmez, İstanbul Valisini ve Belediye Başkanınızı da, isim vererek cenazeye katılmadıklarını aleme ilan etmekten sıkılmadınız... Yahu, Siz şahsi çıkarınız ve aklanmanız hatırına, böyle en yakınlarınızı bile kolayca harcar mısınız?

Ama “kahramanlık satarken kabahatini kusan kıbti” misali, böylece gerçek ayarınızı ve amacınızı da bir daha ortaya çıkardınız… Malum ve mel’un mahfillerin gözüne girmek ve “özeleştiriden bile çekinmiyor” havası vermek gibi basit ve bayağı hesaplarla kendi kabine arkadaşınız bayanı bile hedef yapmaktan ve en azından bazı sorulara ve sıkıntılara muhatap kılmaktan sakınmadınız!?...

Biz Sizin, Milli Görüş gömleğini çıkarmadan önceki halinizi de iyi tanırız... Yüzünüze karşı Sizin şöhret, etiket ve riyaset hırsınızı, misallerle anlatıp nasıl uyardığımızı da hatırlarsınız... Ve hatta genel başkanlık beklentiniz kabul edilseydi, belki de şu anda SP’nin başında bulunacaktınız.

İşte bu yüzden Haber Türk’teki sırıtan ve kasıtlı “dobra”lık numaranıza hiç şaşırmamıştık… Ve hele “Siz dindar bir Cumhurbaşkanımız olsun” demiştiniz, öyle mi? sorusu karşısında, kahramanımızın: “Ben Müslüman olsun demedim...” de..  “Dinine bağlı anlamında söylemedim” de… “Anayasada koşulmayan bir şartı teklif etmem mümkün değil” de… Diyerek kıvırması ve kıvranması dikkatlerden kaçmamıştı.  En azından “Yahu bundan daha tabii ne var… Mustafa Kemal bile “Türk Milleti daha dindar olmalıdır!” dememiş miydi? Eh, Cumhurbaşkanı da bu milletin bir ferdi olacağına göre bu sözden paniklemek niyeydi?” gibi bir yanıttan bile sakınıp tırsmıştı… Yoksa yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimleri için Masonik ve Siyonist merkezlere “Dindarlığıma, Hanımımın türbanına falan bakmayın... Emrinize hazır ve nazırım” mesajı vermeye mi çalışmaktaydı?... Yedi sene önce halkımıza: “Başörtüsü sorununu çözmek bizim namus ve onur meselemizdir” deyip sonunda bütün bunları inkâra kalkışmamışlar mıydı? Ve hele Yahudi Lobilerinden torpilli Fetullahçıların fitne-fesat kumpasına dönüşen Abant toplantısında, sahte olduğu sırıtan ve doğruluğu henüz ispatlanamayan bir belge bahanesiyle, demokrasi kahramanı kesilerek Orduya gözdağı (!) veren Bülent Arınç'ın bu tavrı bize; İnek Şaban'ın Tarzanlık rolünü  hatırlatmıştı... Ah keşke bunlar, Amerika'ya güvendiklerinin binde biri kadar Cenab-ı Hakka dayansalardı!

Münafıkların tarzı şudur: Lafta Rahman'a, Safta Şeytan'a, uydum imam niyetine hazır olan Haham'a...  Havra'da namaz, Roma'da papaz, New York’ta niyaz... Vicdan bastırmak için de; her yıl  Kâbe manzaralı Ummre ziyareti yaz.... İşte size hoşgörü ve diyalog Müslümanları !...

Ve şimdilerde kafaları kurcalayan şu sorunun yanıtı aranmaktaydı:

Her fırsatta TSK’yı töhmet altına sokmaya ve karalamaya çalışan şu şeytana TARAF Gazetesinin, yanlış ve yaralayıcı yayınlarına Askeri Mahkemenin yasak getirmesine tepki gösteren Bay Bülent Arınç’taki bu sinsi ve sivri ordu gıcıklığı, acaba genlerinden mi, yoksa gelecek umuduyla Siyonist mahfillerin gözüne girme gayretinden mi kaynaklanmaktaydı?

Bülent Arınç’ın RTÜK Başkanı Zahit Akman için: “Hükümeti rahatlandırması ve kendini töhmetten kurtarması için istifa etmesini önerdim” yollu açıklamaları da, yine Deniz Feneri fırıldaklarıyla ilgili AKP’ye yönelik suçları ve sorumlulukları başlarından savmaya ve hukuki süreci savsaklamaya dönük olduğu açıkça sırıtmaktaydı.

Alman Maliye Bakanlığı raporunda:

Deniz Feneri e.V. Hükümetteki AKP’yi finanse etti şeklindeki resmi kayıt ve kanıtlarına rağmen ve bu teknolojik çağda bu dava niye bu kadar uzatılmıştı?

Alman Bakanlığın savcılığa verdiği üç sayfalık dilekçe, AKP'nin Deniz Feneri Derneği ile ilişkisini tüm çıplaklığı ile ortaya sermişti. Almanya Maliye Bakanlığı'na bağlı Frankfurt Vergi Kaçakçıları Takip Merkezi'nin suç duyurusunda Zahid Akman'ın "AKP eliyle" RTÜK'ün başına getirildiği kaydedilmişti. Belgede, Deniz Feneri “suç örgütü” olarak belirtilmişti.

AKP-Deniz Feneri e.V. ilişkisini tespit eden ve soruşturmayı başlatan ilk belge ortaya çıktı. Almanya Maliye Bakanlığı, 17 Aralık 2006 tarihinde savcılıktan Deniz Feneri e.V.'nin soruşturulmasını istedi. Bakanlığın üç sayfalık dilekçesinde Fener-AKP bağı "Deniz Feneri e.V. bağış paralarıyla şu anda hükümette olan AKP'yi finanse etmiştir” denilmişti. CHP Yönetim Kurulu Üyesi Ali Kılıç'ın 13 Mayıs 2009 tarihinde düzenlediği basın toplantısında gazetecilere dağıttığı bu resmi kayıtlar, AKP'nin Deniz Feneri Derneği ile ilişkisini tüm çıplaklığı ile belgelemişti.

Almanya Maliye Bakanlığı'na bağlı Frankfurt Vergi Kaçakçıları Takip Merkezi'nin Deniz Feneri davasını başlatan bu suç duyurusunda "dolandırıcılık, organize suç örgütü kurmak ve zorla bağış toplamak" suçlarının işlendiği öne sürülmekteydi.

10 yılda 900 milyon Avro toplanmıştı

Suç duyurusunda, Deniz Feneri e.V. ile ilişkili şirketlerin Almanya'daki Türklerden 10 yılda 900 milyon Avro para topladığı vurgulanıyordu. Derneğin ilişkili şirketleri ise şöyle sıralanıyordu: "Euro 7 Türkiye'deki Kanal 7'nin Alman versiyonudur. Kanal 7'nin daha önceki şirketleri KOMBASSAN ve YİMPAŞ'tı. Almanya'daki Weiss Holding ise Türkiye'deki Beyaz Holding'in Alman versiyonudur. Euro 7 ve Kanal 7, Deniz Feneri e.V. ve Deniz Feneri Derneği ile yakın ilişki halinde. Bu kurumlar bağış kampanyasının reklâm faaliyetini yürüten konumdalar."

Deniz Feneri e.V. ile ilişkili şirketleri "suç örgütü" olarak niteleyen belgede, böyle örgütlerin para aktarımında dikkat çekmemek için "sürekli olarak şirket kapatıp yeni şirketler kurduğu" ifade ediliyordu.

Derneğin yıllık gelirinin 9 bin Avro'yu geçmediği ifade edilen suç duyurusunda, verdiği reklâmların ise milyonlar değerinde olduğuna dikkat çekiliyor. Almanya'da yardım amaçlı toplanan paranın yıllık ortalama 200 milyon Avro olduğu belirtilirken bu paranın çoğunluğunun Deniz Feneri e.V.'ye gittiği hatırlatılıyordu

Türk makamları neden ilgisiz kalmıştı?

Alman Maliyesi, Deniz Feneri e.V.'nin dolandırıcılık yaptığını, Alman dernekler yasasını çiğnediğini ifade ediyor, ancak Türk makamlarının bu suça ilgi göstermeyeceği de belirtiliyordu…

Derneğin AKP ile yakın ilişki içinde olduğu vurgulanan suç duyurusunda, AKP'nin derneğe, koşulları oluşmadan "kamu yararını gözeten dernek" statüsü verdiği belirtilerek suç duyurusunda şu ifadeler kullanılıyordu: Dolandırıcı yapıya sahip İslami Yimpaş Holding ile gerek Türkiye'deki gerekse Almanya'daki Deniz Feneri Derneği AKP hükümeti ile yakın ilişki halindedir. Almanya'daki Deniz Feneri e.V.'nin ana kuruluşu olan Türkiye'deki Deniz Feneri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği 20 Aralık 2004 tarihinde gerekli koşullara uygun olmamasına rağmen AKP hükümeti tarafından kamu yararına bir dernek olarak tanınmıştır. Hukuki olarak baktığımızda Deniz Feneri e.V.'nin 'yasadışı' olduğu söylenebilir.

Zahid Akman'ı RTÜK Başkanlığı’na AKP taşımıştı

Frankfurt Vergi Kaçakçıları Takip Merkezi'nin suç duyurusunda, hakkında soruşturma açılması istenen Zahid Akman'ın "AKP eliyle" RTÜK başkanlığına getirildiği vurgulanıyordu

Karaman, Alman polis şefiyle gayrı resmi görüşmek için niye çırpınmıştı?

Bu belgede ayrıca, soruşturmayı yürüten Frankfurt Emniyet Müdürlüğü K313 Birim Başkanlığı Kriminal Başkomiser Alexander Böhm'ün, 22 Kasım 2007 tarihli bilgi notu yer alıyor. Bilgi notunda Başkomiser Böhm, Deniz Feneri temsilcisi Gökhan Gürbüz'ün, sorgu sırasında kendisine, Kanal 7 Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Karaman'ın, gayri resmi görüşme talebini ilettiğini anlatıyordu. Gürbüz'ün söylediği bir şey özellikle dikkatimi çekti. Ona Zekeriya Karaman ve İzzet Kurum'u istedikleri bir zamanda özel ofisimde ifadelerini alabileceğimi söylediğimde bana gayri resmi bir görüşme yapmak üzere İstanbul'a gidip gidemeyeceğimi sordu. Karaman benimle konuşmak istiyormuş."

İddianame: "Paralar YİMPAŞ'taki gibi AKP'nin finansmanında kullanılmıştı"

Almanya'daki Deniz Feneri e.V. iddianamesinde de derneğin AKP'ye para aktardığı belirtilmişti. İddianamede Alman savcılar, derneğin tıpkı YİMPAŞ gibi AKP'yi finanse ettiğini vurgulamıştı: "1982 yılında Türkiye'de kurulan YİMPAŞ Holding A.Ş. dünyanın her tarafında şube şirketler kurmuş ve binlerce yatırımcıdan paralar toplayarak, zimmetine geçirmiş, Türkiye'de AKP gibi parti ve İslami örgütlerin finansmanında kullanmıştı. Yatırım paraları, Almanya'da, burada yaşayan Türklerden toplanmıştı."

İddianamede yer alan 2005 tarihli bir belgeye göre Deniz Feneri Genel Müdürü hükümlü Mehmet Gürhan'ın, muhasebeci Firdevsi Ermiş'ten Tayyip Erdoğan'a vermek üzere para aldığı şu ifadelerle yer almıştı: "Mehmet Gürhan, Ermiş'ten parayı, Türkiye Başbakanı'na Doğu Asya'daki tsunamiden zarar görmüşlere dağıtmak için vermek üzere aldığını tasdik etmiş. Bu konu, sanık Ermiş'in 7. kez alınan ifadesinde doğrulanmıştır."

Erdoğan'a verilmek için alınan para için Türkçe ve Almanca olarak iki makbuz düzenlenmiş. Makbuzun Türkçesinde paranın teslim edileceği yer "Başbakanlık" yazarken Almancasında “Başbakan” olarak geçiyordu.

Mahkeme sürecinde hükümlü Mehmet Gürhan ile Tayyip Erdoğan'ın yan yana çektirdikleri fotoğraf da ortaya çıkıyordu. Erdoğan, daha önce Gürhan'ı tanımadığını söylemişti ancak fotoğraftan sonra da hiçbir açıklama gelmiyordu.

Almanya, ikinci dalga için Türkiye'deki davayı beklediklerini açıklamıştı

Alman makamları Deniz Feneri davasının ikinci dalgasını başlatmak için Türkiye'deki soruşturmayı bekliyordu.

Deniz Feneri yolsuzluğunun Türkiye ayağının araştırılması için 8 Eylül 2008'de suç duyurusu yapılmış, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlatmıştı. Türkiye'ye gelen dava dosyası 3 aydır “tercüme ediliyor. Türkiye'deki soruşturma başladığında, Almanya da ikinci dalga için düğmeye basacak. İkinci dalgada ise Zekeriya Karaman ve Zahid Akman yargılanacaktı.”1[1]

Anayasa'ya göre “yabancı derneklerden para alan siyasi partiler kapatılırdı”

AKP'nin Deniz Feneri Derneği'nden maddi yardım aldığına ilişkin iddiaların gündeme gelmesi ve Türkiye'de soruşturma açılmasının ardından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da Almanya'da karara bağlanan dava dosyasının bir örneğini istemişti. Anayasa'nın 69. maddesine göre, siyasi partilerin yabancı ülkelerde kurulmuş derneklerden maddi yardım almalarını kapatma nedeniydi. 69. maddede "Yabancı devletlerden, uluslararası kuruluşlardan ve Türk uyrukluğunda olmayan gerçek ve tüzel kişilerden maddi yardım alan siyasi partiler temelli olarak kapatılır" denmekteydi.

Davanın Türkiye'de başlamasının ardından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, konuyu anayasanın 69. maddesi yönünden inceleyecekti. Başsavcılık, AKP'nin Deniz Feneri Derneği'nden yardım alındığını belirlemesi durumunda, hakkında temelli kapatılması istemiyle dava açması gündeme gelecekti.

Alman savcılar iddianameye şunları yazmıştı:

AKP Hükümeti soruşturmaya engel olmaya çalıştı!

Deniz Feneri, Tayyip Erdoğan'ın yakın arkadaşlarından oluşan bir organize suç örgütü gibi çalışmıştır. Gurbetçilerimizin din duygularını istismar ederek çuvallarla para toplanmıştır. Paraların bir bölümü Kanal 7, Yeni Şafak gibi AKP yanlısı medya kuruluşlarına aktarılmıştır. Erdoğan’ın en başından beri bu ekiple ilişkisi bulunmaktadır. Diğer şüpheliler, Ahmet Burak Erdoğan, Binalı Yıldırım, Zahit Akmandır. Deniz Feneri, dolandırıcılıktan mahkûm olan YİMPAŞ'ın faaliyetlerini kaldığı yerden, başka bir yöntemle devam ettirme planıdır. AKP iktidarı, bu organize dolandırıcılığın Türkiye ayağının ortaya çıkarılmasını engellemeye çalışmıştır. Ne hukuk kurallarını gözü görüyor Tayyip Erdoğan'ın, ne de Türkiye'nin itibarını.

Tayyip Erdoğan, bir numaralı sanığı milletvekili yapacaktı

Deniz Feneri Derneği ve Kanal 7 hakkında açılan "kara para aklama ve dolandırıcılık" davasının bir numaralı sanığı Mehmet Gürhan, AKP'yle yakın ilişkide bulunmaktaydı.

Gürhan'ın sık sık Ankara'ya giderek Başbakan Tayyip Erdoğan'la görüştüğü, Alman savcılar tarafından ortaya çıkarılmıştı. Savcı Doris Möeller-Scheü, Almanya'daki operasyon yapılmasaydı, Gürhan'ın 1 Temmuz seçimlerinde AKP'den milletvekili adayı gösterileceğini saptadıklarını açıklamıştı. Doris Möeller-Scheü, operasyon devam ederken verdiği demeçte Erdoğan ailesiyle ile sıkı ilişkileri olan Mehmet Gürhan'ın İzmir Limanı’nda demirleyen gemisinin Deniz Feneri'ne yapılan bağışlarla alındığını tespit ettiklerini vurgulamıştı.

"1992 yılında 2000 Mark karşılığı taksi şoförlüğü yapan Gürhan'ın 1,5 milyon Avro değerindeki filosuna nasıl sahip olduğunu, bir villa ve dört daireden oluşan 4,5 milyon Avro'luk mülkiyeti nasıl ve hangi parayla aldığını Gürhan'dan sorduk. Gürhan gibi avukatları da çelişkili açıklamalar da bulundular” tespitleri kafaları karıştırmıştı.

Ve zaten Ankara Cumhuriyet Başsavcısının, Deniz Feneri Davası kapsamında, başta RTÜK Başkanı Zahit Akman ve Kanal 7 Koordinatörü Zekeriya Karaman olmak üzere 18 kişinin mal varlığına tedbir koydurması da, yolsuzlukla ilgili ciddi bulgu ve belgelerin varlığına işaret sayılmıştı.

Gelelim, Vakit Gazetesiyle, Cumhuriyet temsilcilerinin seviyeli(!) tartışmasına:

Türkan Saylan’ın fikirlerini ve fiillerini benimsemeyebilirsiniz; hukuki ve ahlaki ölçüler içerisinde kalmak kaydıyla ve tabi ölülere saygı çerçevesinde en net ve mert şekilde tenkit edebilirsiniz… Ancak yıllardır çok ağır ve yoğun bir kanser tedavisi gören Türkan Saylan’ın öldüğü günün hemen ertesi “Onu Ergenekon öldürttü” biçiminde manşetler atarak, kargaları bile güldüren iddialarla gündemi bulandıracak kadar duyarlı (!) ve tutarlı (!) davranamayacağınıza göre, acaba Vakit Gazetesine bu safsatayı kim fısıldamıştı.

Bu sorunun yanıtını bulmanıza kolaylık sağlayacak bir anımızı aktaralım:

1980 ihtilali öncesi dönemlerdi. MSP’nin parti içi eğitim seminerlerinden birinde, Sn. Hasan Aksay Bey, bizlere şöyle bir olay nakletmişti: (Not: Aynı seminere katılıp aynı konuyu hatırlayan birçok arkadaşımız hala hayattadır.)

“AP ve MHP ile birlikte kurduğumuz Milli Cephe Hükümeti sırasında, o dönemdeki CHP’li bir yetkili bana gelip:

“Siz MSP olarak, bizim Meclise sunduğumuz şu konudaki kanun teklifine destek verirseniz, bu iyiliğinize karşılık biz de CHP olarak, bir ay boyunca medyada MSP’nin aleyhine tavır alır ve sürekli size sataşırız!?” demişti.

Ben bu teklif üzerine:

“Yahu bizimle dalga mı geçiyorsunuz? Hem kamuoyunda size puan kazandıracak bir kanun teklifine destek istiyorsunuz, hem de buna karşılık bize sataşacağınızı ve çamur atacağınızı söylüyorsunuz?!” deyince, o CHP’li bana:

“Kusura bakmayın, siz hala, bu konularda gözü açılmamış kuş sayılırsınız. Ama bu teklifimizin ne anlama geldiğini ve size ne gibi yararlar doğurabileceğini, gidip Erbakan Hoca’ya aktarırsanız, herhalde gerekli yanıtını alacak ve ne demek istediğimizi anlayacaksınız!” yanıtını vermişti.

Neyse bu konuyu Erbakan Hoca’ya ilettiğimizde şunları söylemişti:

“Bakınız, CHP’yi seven ve sahiplenen belli bir kesim olduğu gibi, ondan çok daha fazla da, bu partiden ürken bir kesim vardır. CHP, kendisine gelmeyecek oyların, kendi temel zihniyetlerine en yakın partiye gitmesini arzulamaktadır. Bunun için de, CHP karşıtlarının oylarını kime vermelerini istiyorlarsa, sürekli o partiye atıp tutmakta, en çok onlardan çekindikleri havasını yaymaktadır. Ve böylece, halkın bir kısmı: “Mademki CHP en çok şu partiyle uğraşıyor, onun kazanmasından endişe ediyor, öyleyse gelin oyumuzu o partiye vererek CHP’ye fırsat tanımayalım” kanaatine kapılmaktadır. Çünkü sadece hükümetini değil, muhalefetini de yine kendileri ayarlayan ve dolaylı kontrolüne alanlar kazanmaktadır.”

Gelelim Vakit gazetesinin “Türkan Saylan’ı Ergenekon mu öldürttü?” şeklindeki manşeti üzerine bir Televizyonda Cumhuriyet yazarlarıyla, Vakit Ankara temsilcisinin ve Hilal TV genel yayın yönetmeninin biribirlerine karşı o edepli ve erdemli (!) kayıkçı kavgasına…

Bunca yıllık deneyim ve sezgilerimiz bize gösteriyor ki, her iki ekibi de o kanala çıkartıp biribirilerine, köprüaltı çocuklarının bile utanacağı küfür ve hakaretleri savurtanlar, aynı masonik ve şeytani odaklardır. Böylece Cumhuriyet Gazetesi ve ekibinin, sözde sosyalist ve Kemalist kesim nazarında itibarları sağlamlaştırılmış; Vakit ve Hilal TV temsilcileri de, dindar ve katı laikçilere kindar kesim nazarında kahramanlaştırılmıştır… Her iki takımdan katılımcıların ve küfürbazların bu tezgâhtan haberleri olup olmadığına ise kafayı takmamalıdır. Çünkü bunlar sadece ve beşinci sınıf figüranlardır.

Dava istismarı ve kutsallık simsarları!

Hak veya Batıl, her dava ve ideolojinin istismarcıları ve suistimalcileri (kendi çıkarları için kötü maksatlı kullanıcıları) her zaman vardır, bundan sonra da olacaktır. Türkiye’deki Atatürk ve Devrim simsarlarıyla, Din ve İslam istismarcıları bu gerçeğin en açık ve alçak kanıtlarıdır.

Kur’an-ı Kerim Casiye suresinde, din istismarcılarına ve dünyaları için davalarını satan münafıklara, kıyamet günü şöyle söyleneceğini haber buyurmaktadır:

“Bu (hesap) günüyle karşılaşmayı unuttuğunuz gibi, biz de bugün sizi, artık barınma yeriniz olan ateşe (cehenneme) sokup, unutuyoruz.” (Casiye: 34)

“Bunu sebebi ise şudur: Siz Allah’ın ayetlerini alay ve istismar konusu edindiniz ve dünya hayatının (geçici makam ve çıkarlarına) aldanıp gittiniz!” (Casiye: 35)

Ayette geçen “Hüzüven” kelimesi istihza, yani alay etmek ve eğlence edinmek anlamındadır.

İstishar: Cadalozluk yapmak ve göz boyamakla, aynı manada kullanılır.

Yaldızlı sözler ve uhrevi vaatlerle insanları aldatma ve kandırmaya kalkışma anlamına en yakın diğer bir kavram ise “istismarcılık”tır.

İstismar; sömürmek, birilerinin sırtından geçinmek, başkalarını kendi çıkarlarına alet etmek ve İŞLETMEK anlamındadır.

Buradaki “işletmek”; hem; örneğin ürün yetiştirmek ve gelir elde etmek üzere bir bahçe ve tarlanın sürülüp emek verilmesi için kullanıldığı gibi; hem de mecazi olarak, argoda: insanların saflığından yararlanıp onunla eğlenmek ve istifade etmek üzere kullanma girişimlerine de “işletmek” tabir edildiğini herkes hatırlayacaktır. (Bak. Kamus-u Okyanus. Orijinal Baskı: C:1, Sh: 888)

Peki insanların, böylesine çirkin bir istismar alçaklığının, dinini ve davasını pazarlık konusu yapmasının altında ne yatmaktadır? Yine Kur’an’dan dinleyelim:

“(İman içlerine oturmamış ve dünya hayatı kendilerini aldatıp kuşatmış kimselere) Gerçekten Allah’ın va’di haktır ve (kıyamet-ahiret ve hesap) saati kesindir ve yakındır” denildiği zaman şöyle cevap vermekteydiler:

“Hesap ve kıyamet) saati de neymiş, biz bunu (yakinen ve kesinlik derecesinde) biliyor-inanıyor değiliz. Bunları sadece bir zan ve ihtimal olarak görmekteyiz... Kesin ve yakin bir bilgiyle iman etmemekte (ama zahiren elbette Müslüman geçinmekte)yiz” (Casiye: 32)

Evet, din istismarcılarının ve hak dava kaçaklarının, bu hıyanetlerinin asıl sebebi işte bu iman zafiyeti ve bir şekilde haşa Allah’ı aldatıp atlatacakları kanaati (Bak, Ankebut: 4) olmaktadır. Çünkü Kur’an’a göre, zan ve ihtimal, asla iman sayılmamaktadır. Yoksa, ahirete ve hesap gününe kesin imanı olanların, böylesi hıyanet ve rezaletlere bulaşması ve hele bunu bir başarı ve gözü açıklık sanması imkânsızdır.



[1] Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

Ahmet AKGÜL -

AHMET AKGÜL KİMDİR?

     

Araştırmacı-Yazar, Düşünür ve Siyaset Bilimci olarak tanınan Ahmet Akgül, Milli Görüş çizgisinde önemli bir fikir adamıdır. Olaylara insan eksenli ve İslam endeksli yaklaşmaktadır.

2004 Ocağında, arkadaşlarıyla birlikte İstanbul’da aylık olarak yayınlanan “Milli Çözüm” Dergisini çıkarmaya başlamıştır.

Uzun süreli, ciddi ve çileli bir mücadele dönemi yaşamış ve bu duyarlı, tutarlı ve kararlı tavrını hiç bırakmamıştır. Bu yüzden pek çok sıkıntı ve saldırılara uğramış, defalarca mahkeme açılıp tutuklanmış ve hapis yatmıştır.

İnancımız ve ihtiyacımız olan evrensel hukuk kurallarının; bütün insanlığın ortak değeri ve hayat düzeni haline getirilmesi, “Demokrasi, Laiklik ve özgürlükler” gibi çağdaş kurum ve kavramların; ilmi ve insani temellere göre yeniden şekillenmesi… Ve Türkiye’nin yeni bir barış ve bereket medeniyetine öncülük etmesi konularında yoğunlaşmıştır.

Üstadımızın, başta “İnsanın Yozlaşması”, ardından “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” ve yine “Barış ve Bereket Nizamı “İslam Davası” ve Yozlaştırılan “Cihat Kavramı” gibi birçok kitapları İngilizceye çevrilip merkezi Londra’daki Cagaloglu Yayıncılık organizesiyle; Amazon ve Bornes&Noble (bn.com) gibi dünya genelinde dağıtım yapan yüzlerce online sitesinde ve dijital (e-kitap) sayesinde 120 kadar ülkede yayınlanıp okunmaktadır. Ayrıca Üstadımızın “Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı” başlıklı Meali Kerim yorumları İngilizce ve Rusça tercümeleri ile “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” kitaplarının Rusça, Arapça, Çince, Japonca ve İspanyolca tercümeleri tamamlanıp basılmış olup; Almanca, Fransızca, Kırgızca ve Farsça tercümelerinde de sona yaklaşılmıştır.

Milli siyaset ve sorumluluk düşüncesini farklı bir boyutta ele alan ve yorumlayan Hocamız; yaklaşık 40 yıldır Türkiye’mizin her yerinde, Avrupa’da ve İslam ülkelerinde, önemli seminer ve konferanslara katılmaktadır.

Mili Görüş’e çöreklenmiş bazı şaibeli kişilerin gizli niyet ve tertiplerini haber vermesi, uzun vadeli hedefler ve stratejik tavizler sonucu Partiye girdiklerini sezmesi ve söylemesi nedeniyle, Ahmet Akgül’ün teşkilatlarda ve Milli Görüşçü kuruluşlarda hizmet vermesi engellenmeye çalışılmış; Erbakan Hoca ise, kendisinin daha bağımsız davranabilmesi ve nifak çarkı içinde körletilip kirletilmemesi için bu girişimlere karşı çıkmamış, ama kendisini uzaktan destekleyip yönlendirmekten de geri durmamıştır. Erbakan’ın “Adil Düzen” projeleri, AKP’nin siyasi hileleri ve karanlık ilişkileri, Fetullahçı Cemaatin gizli mahiyeti konularında sayılı uzmanlardandır.

1949 Elazığ doğumlu olan, çeşitli konularda yayınlanmış ve hazırlanmış 80 (seksen) eseri bulunan yazarımız, evli ve beş çocuk babasıdır.

      

Hocamız’ın Başlıca Kitapları:

● Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı (Türkçe Meali Kerim. Abdullah Akgül Yayına Hazırladı.) (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)

Milli Sorunlarımız ve Sorumluluklarımız (2 Cilt)

Dünyanın Değişimi ve Erbakan Devrimi

Refah-Yol’la Rantiye Savaşı

Cemaatin Cılkı, Erdoğan’ın Çarkı, Erbakan’ın Farkı

Türkiye Kuşatılırken, Kuklaların Kapışması

Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya (İngilizce, Rusça, Çince, Japonca, Arapça ve İspanyolcaya çevrildi.)

Bizim Atatürk

Küresel Fesatçılık ve Fetullahçılık

Dış Politikamız (Cilt-1) Bop’un Temelleri (1988-1998)

Dış Politikamız (Cilt-2) Tarihin En Talihli Dönüşüm Süreci

Siyaset ve Strateji Bilgeliği

Osmanlı Sistemi ve Abdülhamit Siyaseti

İslam Davası ve Cihat Kavramı (İngilizceye çevrildi.)

● “İnsan”ın Yozlaşması (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)

Ah-u Figan’ım (Şiir)

Başörtüsü İnkârı ve İstismarı

AKP Tahribatının Fotoğrafı: İslamcı Münafıklar

Yeni İstiklal Savaşında Milli Şuur ve Ordu

Bir Dış Proje Olarak AKP Gerçeği ve Akıbeti

Bilge(!) Erdoğan’dan, İlkeli(!) Numan’a AKP Tezgâhı

Cezaevinde Yazdıklarım

Siyonizm-Deccalizm Ortaklığı

Devrim Simsarları ve Din İstismarcıları

Dilin Düğümü Çözüldü (Şiir)

Din Dengedir İslam İlericiliktir

Din – Devlet ve Demokrasi

Ergenekon Senaryosu “At Değiştirme” Operasyonu muydu?

Gönül Seması ve Tasavvuf Kapısı

Medeniyet Mücadelesi ve Mehdiyet Müjdesi

Teşkilatçılık Mesaj ve Metod (İletişim ve İşbirliği Sanatı)

Milli Siyasette Kirli Hesaplar-1 Milli Görüş’ün Marazlıları

Milli Siyasette Kirli Hesaplar-2 Sonradan Yamuklaşanlar

ABD’li Siyonistlerin, AKP’li Piyonistleri Bir Devrin Bitişi ve Bir Devrimin Gelişi

İdlib-Amik Ovası ve Yaklaşan Armegeddon Savaşı

BDP’nin Özerklik Ezanı, TC’nin Cenaze Namazı Olacaktı

Bir Devrim Yaşanıyordu!

Dünya Dönüşüme Hazırlanıyordu

Hidayet Kıvılcımı ve Hikmet Kılıcı (Şiir)

Katı Ulusalcıların ve Ilımlı İslamcıların Din Tahribatı

Osmanlı’dan Cumhuriyete Kripto Yahudiler ve Pakraduniler

Yetmiş Kur'ani Kavram ve Yorumları (2 Cilt)

Bizden Söylemesi-1 AKP İntihara Gidiyordu… (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)

Bizden Söylemesi-2 Türkiye Uçuruma Sürükleniyordu… (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)

Terör-Masonluk ve Mafia Medeniyeti

Cumhuriyet Türkiye’sinde Nifak Hareketleri

Ruhlar-Sırlar ve Uzaydaki Yaratıklar

Sabah Yakın Değil miydi?

Tarikatların Hizmet Sahası ve Islahı

Tuz Kokarsa…

Türkiye Büyüyor muydu, Bölünüyor muydu?

Türkiye Dağılacak mıydı, Doğrulacak mıydı? (Ahmaklar Okumasındı!)

Türkiye Tarihi Dönemeçte, Ya Yıkılacak Ya Şahlanacaktı!

Yakın Tarihimizde Yüceler ve Cüceler (2 Cilt)

Zafer Müjdeleri ve Fetih Hazırlıkları

Erbakan’dan İntikam Alanlar

Suriye’de Yaklaşan Hilal-Haç Kapışması

Başkanlık Muamması ve Çarkların Tıkanması

15 Temmuz Hıyanetinin Gizemi: Bir Darbe Analizi ve Sistem Krizi

Pazarlık Partisi ve Palavra İktidarı

Kemalizm-Tayyibizm Uyarlaması

Asker Darbesi Değil Devlet Müdahalesi Lazımdı

İslam’dan Uzaklaştıkça, İnsanlıktan Çıkılması

Dert Söyletir Aşk İnletir (Şiir)

● Hainleri Haşlama, Zalimleri Taşlama (Şiir)

İstanbul Sözleşmesi ve Ailenin Çözülmesi

      

Hocamızın Önsözünü Yazdığı Milli Çözüm Yayınları:

● Üstad Ahmet Akgül’ün Özgeçmişi ve Öğretileri (Yakup Gözübüyük)

● Haykırış (Şiir - Ali Çağıl)

AKP Yönetimi ve Tahribat Yöntemi Sistem Tahlili ve Siyaset Tenkidi (Nevzat Gündüz)

● Sözün Çözüme Dönüşmesi (Siyasi Fıkralar) (Osman Eraydın)

● Ayar Aynası ve Nokta Atışı (Sosyal ve Siyasi Fıkralar) (Erdoğan Bişkin)

Milli Çözüm Ekibinden: İlginç Rüyalar ve Manevi Uyarılar (2 Cilt - Hazırlayanlar: Fatma Betül Erişkin – Nail Kızılkan – Neslihan Bayraktar)

Devami
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Web Sitesi

Makale Paylaşım Sayısı: 1354

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR