Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün7343
mod_vvisit_counterDün5010
mod_vvisit_counterBu Hafta38708
mod_vvisit_counterGeçen hafta28588
mod_vvisit_counterBu Ay28831
mod_vvisit_counterGeçen Ay136380
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16803186

IP'niz: 18.234.255.5
Bugün: 05 Ara 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12200533

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

BİN LADİN, 20. HAÇLI SEFERLERİNİN BAHANESİ VE SAF MÜSLÜMANLARIN EFSANESİDİR!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

     Irak ve Afganistan işgalinin ve şimdi de, Pakistan ve İran’ı sindirme girişimlerinin; Siyonist Yahudilerin Arz-ı Mev’ud projesi ve Büyük İsrail hevesiyle, Haçlı emperyalsit güçleri (ABD ve AB’yi) kışkırtarak başlattıkları yeni bir HAÇLI SEFERİ olduğunu…

 

Usame Bin Ladin ve Taliban gibi sözde katı şeriatçı ve silahlı cihatçı kişi ve örgütlerin, bu saldırılara gerekçe yapılmak üzere, yine aynı merkezlerce kurulduğunu..

Fetullahçılık gibi Dinlerarası Diyalogcuların ve AKP gibi Ilımlı İslamcı iktidarların ise, “ölümü gösterip sıtmaya razı etmek” cinsinden Bin Ladinlerle ürkütülen Müslümanları ve diğer toplumları, ABD uşaklığına ve AB şakşakçılığına hazırlamak üzere oluşturulduğunu söylediğimiz zaman, bizi aşırı şüphecilik ve suizanla suçlayanlar, şimdi; bin belaya çarpıldıktan sonra aklı başına gelen Pakistan Devlet Başkanı Zerdari’nin itiraf ve ifşaatları ve GQ Dergisinin belgelere dayalı yazdıkları karşısında şaşkınlaşmış durumdadır.

Hani Haçlı Seferi değildi?

"Tanrı'dan bir görev aldım. Afganistan ve Irak'a o yüzden savaş açtım. Bu Yeni bir Haçlı Seferi'dir." diyen ABD eski başkanı Bush'a, dönemin Savunma Bakanı Rumsfeld'in sunduğu brifing notlarında "Hıristiyan askerler ileri!" başlığı ve muharref İncil'den ayetler yer aldığı ortaya çıktı.

Irak işgalinin başladığı 2003 yılında dönemin savunma bakanı Donald Rumsfeld'in eski başkan Bush için özel olarak hazırladığı brifing notları GQ dergisi tarafından yayınlandı. Pentagon'dan sızdırılan notlarda Rumsfeld'in Irak işgaliyle ilgili fotoğrafların üzerine İncil'den ayetler koyduğu ve Irak'a "Tanrı'nın kendisine verdiği bir misyon" nedeniyle girdiğini söyleyen Başkan George Bush'u bu şekilde yönlendirdiği ortaya çıktı. Bush 2005'de ABD'nin 11 Eylül sonrasında dünyada giriştiği mücadeleyi, "Haçlı seferi (Crusade)" olarak tanımlamış, ancak Müslümanlardan tepki görünce sözlerini "Terörle savaş" diye düzeltilmeye çalışılmıştı. GQ Dergisi'nin "Hani Haçlı Seferi değildi" başlığıyla verdiği notların tümünde ana başlık olarak "Hıristiyan Askerler İleri" ifadesi yer almaktaydı.

Derginin haberine göre, Raporlardan birinde Saddam'ın resminin üzerinde, İncil’in: "Aptalları susturmak ve iyi olanı yapmak Tanrı'nın emridir" ayeti yazılmıştı.

Bir başka raporda da, tanklar Irak'ta ilerlerken görülüyor ve "Tanrı'nın tüm silahlarını hazırla. Şeytanın günü geldiği zaman kendini savunmak zorunda kalacaksın. Ne yaparsan yap kendini koru" şeklindeki muharref İncil'den alıntılanmış ayetler sıralanmıştı. Burada Müslümanlar “Şeytanın taifesi” olarak gösterilmeye çalışılmıştı.

Devlet Başkanı Zerdari’den çarpıcı itiraf: Bin Ladin’i yakaladık, Bush salıverdi!

Pakistan Devlet Başkanı Asif Ali Zerdari, Pakistan'ın bütünlüğüne yönelik ABD saldırıları arttıkça, eteğindeki taşları dökmeye başladı. Zerdari 11 Eylül saldırılarından 3 ay sonra Bin Ladin'i yakalayarak Bush yönetimine teslim ettiklerini ancak Amerikan Ordusu'nun Ladin'i serbest bıraktığını açıkladı.

Amerikan NBC televizyonunun 'Basın toplantısı' programına demeç veren Pakistan Devlet Başkanı Asif Ali Zerdari, eşi Benazir Butto'nun başbakan olduğu dönemde ABD hükümetinin hatalarını içeren ifşaatlar yapmıştı. Pakistan güçlerinin ABD'lilerle birlikte Afganistan dağlarında operasyon yaptığını anlatan Zerdari, 11 Eylül saldırılarından 3 ay sonra Pakistan ordusunun Tora Bora dağlarında Usame bin Ladin'i yakaladığını, Amerikan güçlerine teslim ettiğini ama ardından ABD askerlerinin onu serbest bıraktığını açıklamıştı. Ladin'in şimdi yaşadığına inanmadığını belirten Zerdari CIA'nın sekiz yıldır Ladin'den haber alamadığını bildiğini anlatmıştı. Zerdari, ayrıca Washington ve müttefiklerinin Ladin'in Tora Bora dağlarına saklandığına dünyayı inandırmasının arkasında başka planlar olduğunu da vurgulamıştı.20[1]

Olacak iş değildi!

Gazeteci Seymour Hersh, 2007'nin son günlerinde seçim kampanyası esnasında bombalı saldırı sonucu öldürülen Pakistan eski başbakanı Benazir Butto'nun ölüm emrinin ABD'nin eski başkan yardımcısı Dick Cheney tarafından verildiğini ortaya atmıştı. Butto'nun bir alacakaranlık kuşağı suikastıyla ortadan kaldırılmasından hemen sonra, Washington “Pakistan hükümetine baskı yapıp” suikastın El Kaide tarafından gerçekleştirildiğinin açıklanmasını sağlamıştı… Butto'nun öldürülmesi Pakistan'ı kaosa sürüklemiş, suikast Müşerref'le irtibatlandırılmıştı… Peki, Benazir Butto Suikastı'nın ardından Amiral Gemisi Hürriyet hangi başlığı atmıştı? Merak edersiniz diye arşivimden sizin için çıkardım: “Benazir'i Bin Ladin öldürttü” diye yırtınmıştı!...

ABD’den işbirlikçilere 110 milyon dolar niye verilmişti?

İşgalci ABD, Taliban'la savaşta kendisine yardım eden işbirlikçi Pakistan yönetimine 110 milyon dolar ek yardım veriyordu. Paranın güya Svat vadisinde Pakistan işbirlikçi güvenlik güçleriyle Taliban üyeleri arasındaki çatışmalar nedeniyle bölgeden kaçanlar için verileceği belirtiliyordu.

 Beyaz Saray, ABD'nin sözde insani yardımlar için 100 milyon dolar yardım yapacağını, Savunma Bakanlığı Pentagon'un da 10 milyon dolarlık muhtelif malzeme yardımında bulunacağını belirtiyordu. Amerikan Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, gazetecilere yaptığı açıklamada, yapacakları yardımın küresel güvenlik ve ABD'nin güvenliği için (!) gerekli olduğuna inandıklarını, daha fazlasını yapmaya da hazır olduklarını söylüyordu. ABD'nin son 30 senedir Pakistan'a yönelik politikalarını eleştiren Clinton, Washington'un 1980'lerde Sovyetler Birliği'ni Afganistan'dan çıkarmak amacıyla Mücahit savaşçıları silahlandırmak için Pakistan ile birlikte çalıştığını hatırlatarak, ABD Başkanı Barack Obama'nın direnişle mücadele için Pakistan ile uzun süreli bir ortaklık oluşturmaya karar verdiğini vurguluyordu. Pakistan işbirlikçi güvenlik güçlerinden 15 bin kişinin Svat vadisinde kümelenen yaklaşık 5 bin gerillaya karşı savaşı kışkırtan ABD, Afganistan ve Pakistan’ı parçalamayı amaçlıyordu.

Çünkü Siyonist Amerikalı Richard Holbrooke: “'Svat'taki gelişmeler ABD'yi doğrudan ilgilendirir” demişti

Amerikan güçleri, Afganistan'ın Ferah vilayetindeki Bala Buluk bölgesinde, Gerani ve Ganj Abad köylerini vurarak, çoğu sivil yüzlerce kişiyi öldürüyordu. Sivil katliamı Uluslararası Kızılhaç Komitesi de teyit ederken, Kızılhaç sözcüsü Jessica Barry örgütün iki köye gönderdiği gözlemcilerle yaptığı tespitlerini “Çok sayıda cesetler vardı, mezarlar vardı. Ölenleri gömen insanlar vardı, aralarında kadın ve çocuklar vardı. İnsanların bombalanırken evlere sığınmaya çalıştığı anlaşılıyor” diye aktarıyordu.

Diğer yandan, Pakistan'ın Afganistan sınırında yer alan Svat Vadisi'nde, Zerdari Hükümeti ile Pakistan Talibanı arasındaki barış anlaşmasının bozduran Amerika çatışmaların yoğunlaştığı bölgeden yüz binlerce insanı kaçmaya mecbur bıraktığı bildiriliyordu.

ABD'nin Afganistan ve Pakistan Özel temsilcisi Richard Holbrooke, "Svat'taki gelişmelerin, Amerika'yı doğrudan ilgilendirdiğini, Pakistan hükümeti ile Taliban arasında anlaşma yapıldığı ve Svat 'düştüğü' zaman, bu durumun sadece Amerika'da kaygıyla karşılanmadığını, Pakistan'da da, Peşaver'de, Lahor'da ve İslamabad'da insanların kendilerini tehdit altında hissettiklerini " söyleyerek, “Çünkü Svat, sıradan bir yer değildir” diyordu. Holbrooke, “ABD'nin Taliban karşısında gösterdiği çabalara destek olması için Pakistan'a "mümkün olan en ağır siyasi baskının” uygulanması gerektiğini” de vurguluyordu.

Barack Obama ise, Hamid Karzai ve Asıf Ali Zerdari'yle Beyaz Saray'da görüşmesi ardından "Stratejimiz şudur: Pakistan, Afganistan ve ABD'nin güvenliği, birbiriyle bağlantılıdır” açıklamasını yapıyordu.

Butto ve Hariri'yi ABD temizledi!

Pakistan Devlet Başkanı Zerdari'nin "Ladin'i yakaladık ABD bıraktı" açıklamalarını doğrular nitelikte bir açıklama da Pulitzer ödüllü ABD'li ünlü gazeteci Seymour Hersh’ten geldi. Hersh, Butto ve Hariri suikastının Amerika tarafından gerçekleştirildiğini belirterek "Ladin yakalansa idi Afganistan'ın işgal nedeni biterdi" dedi.

ABD'li gazeteci Pulitzer ödülü sahibi Seymour Hersh Pakistan Devlet Başkanı Asif Ali Zerdarî'nin "Ladin'i yakaladık ABD serbest bıraktı" haberini doğrular mahiyette açıklamalarda bulundu. El Cezire televizyonuna konuşan Hersh, Ortak Özel Operasyon Komutanlığı (Joint Special Operation Command) ve CIA ekibiyle birlikte ABD'nin Afganistan Komutanlığı'na atanan General Stanley Mc Chrystal'in, Butto'nun öldürülme emrini veren hücrenin başı olduğunu söyledi.

Bu ekibin doğrudan başkan yardımcısı Cheney'ye bağlı olduğunu belirten Hersh, Nort Corolina Fort Bragg'da yuvalanan bu ekibin varlığının yıllarca Pentagon tarafından inkâr edildiğinin altını çizdi. "Washington yönetiminin Ladin'in ölü ilan edilmesini veya yakalanmasını istemediğini çünkü o zaman Afganistan işgalinin anlamının kalmayacağını" açıkça belirten Hersh, ABD ile Pakistan arasında görüş farklılığı çıkmasının Butto'nun sonunu hazırladığını belirtti.

Hersh, Lübnan Başbakanı Refik Al Hariri'nin de ABD üslerinin Lübnan'da kurulma sürecine karşı çıktığı ve Washington'un çıkarlarını korumadığı, için öldürüldüğünü ileri sürdü. Hersh, o dönemdeki İsrail Başbakanı Ariel Sharon’un da olaya katkıda bulunduğunu ifade etti.

Suikastler Bush yönetimine bağlı bir birim tarafından yapılıyordu. Bu birliktekiler Irak ve Afganistan'da da benzer suikastler yapıyordu. Özellikle Irak'ta mezhep çatışmasını başlatan suikastler düzenliyordu. Cheney'in suikast timi İsrail ile birlikte çalışıyordu. Kudüs'te de benzer bir tim oluşturulmuştu.

ABD’ye destek zulme, sömürüye, işgale destektir

Birçok kere: "ABD Ladin'i gerçekten bulamıyor mu yoksa bulmak mı istemiyor? Ladin'in bulunmaması işgallerini sürdürmenin gerekçesi mi oluyor?" diye sormuştuk. Uzaydan bilmem hangi ülkenin hangi şehrinin hangi sokağında yürüyen insanları tespit ettiklerini iddia eden, Amerika'dan dünyanın bir başka köşesindeki bir ülkenin Başbakanı ile istihbarat örgütü başkanının konuşmalarını dinlediklerini söyleyen, söylemekle de kalmayan ülkelerine davet ettikleri yabancı devlet adamlarını bu konuşmayı dinleten, bunu bir propaganda malzemesi olarak kullananların nasıl olup da Ladin'i bulamadıklarını düşünmek gerektiğini de hatırlatmıştık.

NewYork'taki saldırının arkasından bunca zaman geçti ama bu saldırının emrini verdiği iddia ettikleri Ladin bulunamamıştı. Belki de bulunmak istenmedi. Bu noktada Pakistan Devlet Başkanı Zerdari'nin, "11 Eylül'den 3 ay sonra Ladin'i yakaladık. ABD'ye teslim ettik. Onlar serbest bıraktı" açıklaması gündemi sarsmıştı. Zerdari açıklamasında Taliban'ı, CIA ile Pakistan istihbaratının kurduğunu vurgulamıştı. Bu açıklama gerçek olabilir. Ancak; bu itiraflar Pakistan'ı yöneten bazılarının CIA ile işbirliği içinde oldukları gerçeğini de ortaya koymaz mıydı? Bu arada ABD'nin dünyanın çeşitli ülkelerinde yandaşlar bulduğunu, onlarla işbirliği yaptığını, ancak işi bitince de suikasttan, darbeye kadar pek çok yolla yok ettiğinin de bir ifadesi sayılmaz mıydı?

Bu noktada Zerdari'nin açıklamasını hatırlayalım:

"CIA, 8 yıldır Ladin'den haber alamıyor. Tora Bora dağlarında saklandığı iddiasının ardında başka planlar yatıyor.

Bush, Butto'yu devirmesi için muhalefete 10 milyon dolar aktardı. Taliban da bu planın parçasıydı."

Artık, dünyadaki gelişmelerle biraz olsun ilgilenen herkes biliyor ki, ABD dünyanın dört bir yanında birtakım entrikaların mimarıdır. Ülkelerin içişlerine müdahale etmekte, karışıklıklar çıkarmakta, kendisine kafa tutan yöneticilerin iş başından uzaklaştırılması için her türlü çalışmayı yapmaktadır. Bu bakımdan ABD ile işbirliği ayı ile çuvala girmekten farksızdır. Özellikle de teslimiyetçi politikaların uygulayıcıları bir süre sonra ülkelerini ABD'nin güdümüne sokmaktan kurtulamamaktadır.

Bu arada ABD'ye destek vermenin zulme, sömürü ve işgale destek vermek anlamına geldiği artık kesinlik kazanmıştır. Çünkü birtakım insanlar ister kendilerinin ister ülkelerinin çıkarlarını korumak adına ABD'ye teslim olmanın, bir süre sonra onların da sonunu getireceğini bilmek durumundadır. Sadece 30 yıllık bir geçmişe baktığımızda bile ülkelerinde tek adam konumunda olan nice diktatör ve zalimleri; güvendikleri ABD sonunda tek başlarına bırakıp harcamıştır. Onlar da eğer canlarını kurtarabilmişlerse ülkelerini terk ederek başka ülkelerde hayatlarının geri kalan kısmını tamamlamak zorunda kalmıştır.

İşin bir başka yanı ise ABD'nin birçok ülkede birtakım insanları çok ucuza satın alabiliyor olmasıdır. Elbette piyasada satılıklar olduğu sürece bunların alıcıları da olacaktır. Civarımızdaki bazı ülkelerde ABD'nin darbe ya da seçim yoluyla 5-10 milyon dolar harcayarak yönetim değişikliği gerçekleştirdiğini biliyoruz. Zerdari'nin "Pakistan muhalefetine ABD'nin 10 milyon dolar verdi" iddiası da bunun ispatıdır.21[2]

‘Efendi Teröristler’ kimlerdi?

"Siyonist İsrail devletinin kurucuları ve öncüleri, sıradan terörist değillerdi, yani barbarlık ve gaddarlıkta en ileri giden, ama kendilerini çok iyi gizleyen şeytan karakterli kimselerdi” tespitleriyle Yılmaz Dikbaş, "Efendi Teröristler"i şöyle anlatıyor: Hemen hepsi çok iyi eğitim görmüş donanımlı, doktor, profesör gibi akademik unvanlar kazanmış, birkaç dil bilen, uluslararası güçlü ilişkileri olan, beyaz yakalı, sinekkaydı tıraşlı, iyi giyimli, sözcüğün tam anlamıyla Efendi Teröristler idiler” diyerek Siyonist katilleri doğru tarif ediyor.

Araştırmacı-Yazar Yılmaz Dikbaş tarafından kaleme alınan "Efendi Teröristler" adlı kitap siyonistlerin maskesini düşürmekle kalmıyor, kronolojik bir sıralamayla İsrail'in kanlı tarihini de gözler önüne seriyor. Kitabında, kendisi dışındaki herkesi terörist yaftasıyla karalamayı ilke edinen siyonsitlerin, terörizmin ağababaları olduklarını vurgulayan Dikbaş, okuyucuya çarpıcı bilgiler vermeyi de ihmal etmiyor.

Bütün yahudilerin siyonist olmadıklarını, başta Einstein olmak üzere çok sayıda yahudinin siyonizme karşı olduğunun altını çizerek, siyonizmin yakın ve uzak gelecekteki hedeflerini de açıklamaktan geri durmuyor. Dikbaş, Albert Einstein'ın, 27 ünlü arkadaşıyla birlikte, Siyonistleri, "terörist" olarak adlandırıp, İsrailli Siyonistleri, "İsrailli Naziler" diye tanımladığını ve lanetlediğini de hatırlatıyor. Dikbaş kitabında yahudileri ve siyonistleri çok güzel bir biçimde birbirinden ayrıştırıyor.

Siyonizmim kurucusu Teodor Herzl'in yazdıklarından yola çıkarak siyonizmin nasıl bir vahşet ideolojisi olduğunu anlatarak, Herzl'in yalan ve iftiralarına da bir bir açıklık getiriyor. İsrail'in kurucularını ve devlet adamlarını da mercek altına alan Dikbaş, İsrail'i kuran kişilerin terörist olduklarını vurguluyor.

Batı Siyonizme arka çıktı

İsrail'i kuranların terörist, İsrail'in de terör devleti olduğunu belirterek: batı ülkelerinin Filistin'de yapılan katliamlara nasıl göz yumduklarını, İsrail'in kurulmasına nasıl öncülük ettiklerini de belgeleriyle ortaya koyuyor. Özellikle Birinci Dünya savaşı sonrasında bölgedeki İngiliz egemenliğinin nelere mal olduğu insanı dehşete düşürüyor.

Siyonizmin ırkçılık olduğunun BM tarafından açıkça ifade edildiğini de kaydederek; "10 Kasım 1975 tarihinde Birleşmiş Milletler, 3379 sayılı şu kararı aldı: "Siyonizm, bir tür ırkçılık ve ırkçı ayrımcılıktır. Dünya barışına tehdit oluşturan Siyonizmi şiddetle kınıyor ve tüm ülkeleri bu ırkçı ve emperyalist ideolojiye karşı çıkmaya çağırıyoruz" diye haykırıyor.

Abdülhamit ve Jön Türkler

İsrail tarihini anlatırken Osmanlı'nın son dönemlerinde Sultan Abdülhamit'e karşı düzenlenen komplolara da değinerek, Siyonistlerin Abdülhamit'e olan düşmanlıklarını, Jön Türkler'in Siyonistlerle olan ilişkilerini de gün yüzüne çıkarıyor. Herzl'in Abdülhamit’e yazdığı mektupların orijinalinden okuyucuya sunan Dikbaş, kitabında Herzl'in İstanbul seyahatine de geniş yer ayırıyor.

Siyonistlerin en aşağıdan en yukarıya nasıl teşkilatlandıklarını ve aralarındaki tartışmaları da gün yüzüne çıkararak, Filistin'den önce Yahudilerin hangi ülkelerle temasa geçtiklerinin de üzerinde duruyor.

Kalıcı barış için Siyonizmin bertaraf edilmesinin önemine vurgu yapan yazar, "Yalnız Orta Doğu'da değil, tüm dünyada kalıcı barışı gerçekten sağlamak isteyenler, önce Siyonizm rejimini yıkmak zorundadırlar. Çünkü, ünlü İsrailli tarih profesörü Benny Morris'in söylediği gibi: "Siyonist projenin tamamı, Kıyamet habercisidir" diyerek konunun önemine dikkat çekiyor.

 

 

 

 

 

 



[1] 20.05.2009 / Milli Gazete

[2] Abdülkadir Özkan / Milli Gazete


Bu yazarin diger makaleleri

“ARAP BAHARINA” BOP PENCERESİNDEN BAKMAK!..
Aldığımız duyumlara göre, Mısır’daki Askeri Konsey, bizim mevcut Anayasamızı isteyip...
Devami
“Ergenekon”da İlginç İddialar İçeren Bir Dilekçe SİYONİST SENARYOLAR SORGULANIYORDU!
Ali Özoğlu, “Şifre Çözüldü” kitabının yazarı ve tutuklu Ergenekon sanığıdır. Kitabında;...
Devami
BOR MADENLERİMİZ VE HIYANET EDENLERİMİZ
AB’den Bor kazığı! Avrupa Birliği, Türkiye’nin önünü kesmek için dünya...
Devami
RAHMETİ RAHMAN’A UĞURLADIĞIMIZ FETHULLAH UZUN’UN ARDINDAN
  Çocukluk Dönemi 28 Mayıs 1991 tarihinde Uzun ailesinin 4. çocuğu olarak...
Devami
KÜRTLEŞMİŞ YAHUDİLERLE İSRAİL İLİŞKİLERİ, PKK-FETULLAHCILIK İŞBİRLİĞİ
Fetullahçıların Diyarbakır Çıkarması ve TSK Düşmanı Yazarları: Fetullahçılar 2009 Ramazanında Diyarbakır’a...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 1808

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR