Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün951
mod_vvisit_counterDün3168
mod_vvisit_counterBu Hafta11479
mod_vvisit_counterGeçen hafta24675
mod_vvisit_counterBu Ay109394
mod_vvisit_counterGeçen Ay203059
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16747369

IP'niz: 3.237.67.179
Bugün: 26 Kas 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12182720

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

GAVURLARA “NÜKLEER GÜCÜ”, MÜSLÜMANLARA “HOŞGÖRÜYÜ” REVA GÖRENLER

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

Fetullahçı Hüseyin Gülerce; Tempo24’ten Selin Ongun’un:

“Bazı muhafazakâr erkekler, onları ‘sahne’ye çıkaran başörtülü kadınları neredeyse utanılacak bir varlık gibi görüyor. Başörtüsünü de sosyal bir yük olarak addediyor” sorusuna: 

“Bunu yapmayan büyük çoğunluğu tenzih ederek söylüyorum. Bu bir karaktersizlik, kalleşliktir” yanıtını veriyor, ama başörtülülere sahip çıkmıyordu.

 

Bengisu başörtülü kızlar adına size ve pek tabii Gülen cemaatine “O zaman bizi niye yediniz, niye kandırdınız?” diye sorulduğunda ise:

"Biz yemedik. Hoca Efendi başörtülü gösterileri hiçbir zaman desteklemedi. Ben, 28 Şubat sürecinde Zaman gazetesinde genel müdürdüm. Yayına da ben bakıyordum, müdahale edebiliyordum. Başörtüsüyle direniş, gösteri yapan insanların Zaman gazetesinde o dönem haberleri büyütülerek verildi mi? Hayır. Bunu bilerek böyle yaptım. Bu sorumluluğu da üzerime alıyorum” demekten de utanmıyordu.

“Ben hiç kimseye “Başörtülüler çıkın, gösteri yapın, hakkınızı söke söke alın” demedim. Ben bunun toplumsal mutabakatla çözümlenmesi gerektiğini söyledim. Hoca Efendi de “İlim mi, başörtüsü mü?” diye sorulduğunda, başörtüsü bir zaruret olarak dindar bayanların önüne konduğunda "İlmi tercih edin” demiş bir insan olarak nasıl olur da başörtüleri öne itmiş oluyor?

Hangi siyasi partiler, hangi liderler bu gösterileri desteklediyse Sayın Bengisu’nun lafı onlaradır. Ben o laftan hiç alınmadım, çünkü hiçbir zaman öyle bir şey yapmadım. Onu bana niye söylüyor; anlamadım? “Üniversite tahsiliniz elinizden alınsa da başınızı açmayın, sonuna kadar direnin” mi demişim? Böyle bir sözüm mü var, yazım mı var?

Demokrasi uzlaşma rejimidir. Nasıl Merve Kavakçı denemesi yanlışsa Sayın Başbakan’ın İspanya’da yaptığı başörtü denemesi de yanlıştı. O çıkışla (Erdoğan'ın "Velev ki başörtüsü siyasi simgedir, yasaklamak mı gerekir" sözleri) gelinen nokta başörtü sorununu çözen bir nokta mı oldu?  Reel politik denen bir şey var” sözleriyle Siyonist mahfillerin ve masonik merkezlerin avukatlığını yapıyordu.

O zaman Fethullah Gülen’den sonra ne olacak? Sorusuna:

“Dünyadaki gelişmeye paralel olarak aile şirketleri ne yaptılar? Mesela Türkiye’de Koç, Sabancı, Eczacıbaşı ne yaptı? Kurumsallaştılar, değil mi? Yani profesyonel yöneticiler getirdiler, ailelerin hisseleri oldu, yönetimde temsilcileri oldu. Ama şirketlerini profesyonelce yönettiler. Şimdi özellikle Hoca Efendi’nin yurtdışında bulunmasından beri, bize göre orada da bir hikmet var, kendisi de Türkiye’de olmadan bu sistem işliyor. Koskoca bir camia, “gönüller hareketi” diyorsunuz, ama birçok kurumu var. Okulları var, diyalog merkezleri var, üniversiteleri var, dershaneleri var, medya organları var… Bunların hepsinde bu 10 yıl içerisinde bir kurumsallaşma oldu. Bir sistemle yürütülüyorlar. Hepsinin yönetici heyetleri var; gazetenin bir yönetim kurulu var, televizyonun yönetimleri var. Yani profesyonelce gidiyor her şey” diyerek Fetullahçı yapılanmanın, aynen Koç, Sabancı ve Eczacıbaşı gibi Siyonist sermayenin ve Yahudi Lobilerinin güdümüne girdiğini itiraf ediyordu.

‘Saadet Partisi, Erbakan yüzünden bizim için alternatif değil’

Saadet Partisi Genel Başkanı Numan Kurtulmuş, Tempo24 için yaptığımız söyleşide “Gülen cemaati bize uzak, AK Parti’ye yakın durdu. Açıkça politize oldular” dedi. Kurtulmuş’a hak veriyor musunuz? Sorusuna karşı:

“Öyle bir fotoğraf var. Ama bu sadece fotoğraftır. Sebebi de şu: Yüzde 47 oy almış bir partiye bu camianın büyük çoğunluğunun oy vermiş olması normal bir şey. Eğer AK Parti yüzde 25, Saadet Partisi de yüzde 20 oy almış olsaydı, “Bize oy vermediler, AK Partiye oy verdiler” gibi bir kıyas yapılabilirdi. Ama şimdi Saadet Partisi’nin oyu belli, bu camianın da yüzde 80'inin, 90'ının AK Parti’ye oy vermesi eşyanın tabiatından yana. Sen alternatif değilsin ki!”

Neden değil?

“Erbakan’ın politikaları yüzünden. AK Parti neden kuruldu? Oradan başlamak lazım. Refah Partisi içindeki gençler neden kendilerini yetiştiren Erbakan’dan koptular? Neden kendi yetiştirdiği evlatları yuvayı terk ettiler?

Şahsen söyleyeyim, Sayın Erbakan’ın siyasetteki üslubunu 1970 yıllardan itibaren hiç benimsemedim. O yıllarda gazetecilik yapıyordum. Keskin, kucaklayıcı olmayan bir üslup.

“İmam hatipler bizim arka bahçemizdir”, “Kadayıfın altı kızarıyor” gibi şeyler söyledi Sayın Erbakan. Sonunda Başbakan oldu, Sincan’da bu milletin İslami anlayışıyla, yorumuyla bağdaşmayacak şeyler oldu. Bir nevi gösterişle, “Gördünüz mü bakın neler yapıyoruz” dercesine Başbakanlık’taki (yerel dini önderler, şeyhler davet edilmişti iftar yemekleri… Bunlara gerek yok ki.”

‘Baştan beri Milli Görüş ile aramızda mesafe var’

Mesela Avrupa Birliği’ne karşı çıktı. “İslam ülkeleri arasında ekonomik işbirliği yapacağız, ortak paramız olacak” dendi. Ben bunları gerçekçi bulmuyorum” sözleriyle, aslında hem Kur’an’ın emir ve kurallarına, hem Resulüllah’ın buyruklarına, hem Bediüzzaman’ın tespit, temenni ve uyarılarına asla uymadıklarını; Erbakan Hoca’nın Haçlı-Siyonist AB yerine İslam Birliği gibi proje ve programlarının da bu imani ve insani gerekçelere dayandığını bile bile, emperyalizme uşaklık adına bunlara karşı çıktıklarını dile getiriyordu.

Ve zaten: “Hoca Efendi, bunu 1995 ya da 1996 yılında Patrik Bartholomeos ile yaptığı ilk görüşmede söyledi. “Heybeliada Ruhban Okulu açılmalıdır” dedi” itiraflarıyla da, hıyanet ortaklıklarını deşifre ediyordu.

Hüseyin Gülerce: “Fetullah Hoca Efendi, vaktini çoğunlukla ibadetle çeçiriyor. Orada beş vakit namaz daha sonra tesbihat oluyor. Yarım saat dua faslı var. Toplu dua okunuyor. Her akşam 19:00 ile 19:30 saatleri arasında insanlar bir odada sessizce Cevşen okuyorlar” sözleriyle tam bir riyakârlık sergiliyordu.

Hoca Efendinin Amerika’da kaldığı yer;

“Orası ev değil. Ahşaptan dubleks dokuz evin bulunduğu vakfın kamp yeri. Amerika’da o bölgede yaşayan hizmet insanları çoluk çocuk hafta sonları bir araya gelsinler diye hazırlanan bir kamp. Hoca Efendi orada bulunuyor. Biz mesela Türkiye’den Chicago’daki Gülen Konferansı için 20 kişi kadar gitmiştik. Cengiz Çandar, Cüneyt Ülsever filan kaldılar orada. Yani Türkiye’den Amerika’ya etkinlikler için gelen insanlar var, Hoca Efendi’yi ziyarete gelen insanlar vardiyordu. Ama bu dokuz villalı çiftliği, Amerika’nın ve CIA’nın, neyin karşılığı Fetullah’a ikram buyrulduğunu bir türlü açıklamıyordu.

İngiliz Yahudilerinin İslam’ı yozlaştırmak ve sürekli aleyhinde konuşarak siyonizmin gücünü kafalara kazımak üzere ülkemizde kurdurulan “Yeniden Milli Mücadele Derneği” döküntülerinden Hüseyin Gülerce şöyle devam ediyordu:

“Hoca Efendi Deniz Baykal’ı sever, randevu istese Baykal'ı da kabul eder’

Hoca Efendi’nin Deniz Baykal’a karşı öteden beri bir hüsn-ü zanı var. Hoca Efendi bir sevgi insanı. Ben Sayın Baykal’ı sevdiğini biliyorum. AK Parti iktidarından sonra, AK Parti AB’den, demokratikleşmeden yanayken Sayın Baykal da engel çıkarıyor. Samanyolu’nun, Zaman’ın haber formatında AK Partili gözükmek gibi bir fotoğraf var. Ama bu AK Partili olmaktan kaynaklanmıyor. Mesala bugün CHP demokratikleşmeye, reformlara destek verdiğini açıklasa Zaman bunu manşetten verir. Bu da Baykal’a karşı bir tavır olmadığını gösterir. Sayın Baykal böyle bir randevu talep etse, Hoca Efendi rahatsız bile olsa onu geri çevirmez. Bir de şu olur: Hoca Efendi Sayın Baykal’ı da kendi yerinde kabul etmez. Sayın Baykal neredeyse oraya gider. Orası da çok önemli. Devlette yöneticilik yapmış insanlara karşı tavrı böyle. Sayın Baykal, New York’taysa New York’a gider, Washington’daysa oraya gider, görüşür. Rahmetli Ecevit görüşmek istediğinde “Ben geleyim” demişti. Hoca Efendi de “Başbakanlık yapmış insansınız, ben geleyim” demiştir. Hoca Efendi seçilmiş insanlara karşı böyle davranır.

DTP’li bir milletvekili görüşmek istese aynı üslubu sürdürür mü?

“Elbette. Hoca Efendi’nin en bariz vasfı insana saygıdır. Ben bu lafı ilk kez ondan duydum: “Önce insanız, sonra Müslümanız” der. Allah’ın yarattığı insana saygılı olmak çok önemli” diyordu.

Peki Hüseyin Gülerce, Sen ve Fetullah Gülen; Ecevit’le, Türkeş’le, Süleyman Demirel’le, Recep Tayyip’le, Deniz Baykal Beyle ve Ahmet Türk’le bile rahatlıkla ve şeref duyarak görüşüyor veya görüşebileceğinizi söylüyor, “Allah’ın yarattığı her insana saygılı olmak gerektiğini” savunuyor ve özellikle, “Bakanlık, Başbakanlık yapmış insanların, devlete hürmeten ayağına gidileceğini belirtiyorsunuz, ama Erbakan Hoca’yla asla görüşmüyor, ruhlarınız barışmıyor; Başbakan olarak davet ettiği halde bile icabet etmiyorsunuz!?

Bu kin, soğukluk ve saygısızlığın sebebini ise, zaten kendi itiraflarınız içinde ağzınızdan kaçırıyorsunuz.

Çünkü; Erbakan İslam birlikçi, siz AB’ci ve ABD’cisiniz!. Erbakan yüksek haysiyet ve hassasiyet sahibi bir Millici, siz ise basit bir işbirlikçisiniz!.

Siz kafir ve zalimlere “nükleer gücü” reva gören, ama müminlere ve ezilenlere ise bütün bu zillet ve esaretlere karşı; “hoş görüyü” öğütleyen kimselersiniz!.

Yani münafık İbni Sebe’lerin, İbni Selül’lerin çağdaş örneklerisiniz!..

ABD, AB ve İsrail’e, yani şeytanın taifesi Siyonist Lobilere yaslanarak sahte kahramanlık gütmekte, İslam’a hizmetkarlık perdesi altında çok çirkin bir din istismarı yürütmektesiniz.

Hz. Peygamber Aleyhisselamın:

“Mel’un’dur, Mel’un’dur o kişiler ki, dayanak ve sığınakları kendileri gibi fani ve fena kimselerdir.”

“Kim ki fani ve fena mahlukata yaslanıp güvenerek izzet (şeref ve şöhret) payesi görürse, sonunda mutlaka zelil ve rezil edilecektir” (Bak: Fethür-Rabbani, Gavsi Geylani, Terc: Yaman Arıkan, Uyanış yy. sh: 266) hadislerinde, haber verdiği nasipsizlere ne kadar benzemektesiniz!.

“Onlar müminleri bırakıp (kitaplı ve kitapsız) kâfirleri veliler (sığınılacak güçler, rehberler, dost ve müttefikler) edinirler. (Zavallı ve zayıf imanlı kimseler!) izzet ve kuvveti onların yanında mı arıyorlar?” (Nisa: 139) ayetini keşke dikkatle bir kere daha okuyup düşünseniz ve halinizi düzeltseniz

Dünya Avukatlar Birliği üyesi Nelson: “Amerika, katliama her türlü desteği veriyor”

Filistin Sivil Dayanışma Konferansı Beylikdüzü Kaya Ramada Otel'de gerçekleşmişti. Saat 11.30'da Dr. Saadettin Osmani başkanlığında başlayan oturumda konuşan Dünya Avukatlar Birliği Üyesi Tom Nelson, Filistinlileri öldüren silahların Amerika'dan gittiğini, bir Amerikalı olarak ülkesinden utanç duyduğunu belirtmişti.

İsrail'in silahları ABD'nin

Dünya Avukatlar Birliği Üyesi Tom Nelson, "İsrail'in son saldırılarda kullandığı fosfor bombası da Amerikan ürünü bir silahtır. Amerika, buradaki katliama maalesef her türlü desteği veriyor" demişti. Filistin davasının tamamen insani bir dava olduğunu ifade eden Nelson’un, "İnsan olan herkes bu davaya sahip çıkmalıdır" sözleri dikkat çekmişti. Kudüs Müessesi Başkanı Dr. Muhammed Adluni ise Arap ülkelerini işgale sesiz olmakla suçlarken Türkiye'nin duruşundan övgüyle bahsetmişti. Sultan Abdülhamit'in Filistin topraklarını satın almak isteyen Yahudilere, "Müslümanların malları ve kanları üzerinde sizinle pazarlık yapamam" cevabını hatırlatan Adluni, bugün Erbakan’ın da aynı şeyi söylediğini belirtmişti.

Pakistan’da tarihin en büyük iç göçü yaşanıyor!

Pakistan'daki operasyonlar nedeniyle ölü ve yaralı sayısı sürekli artarak, bölgeden göç edenlerin sayısı 2 milyon 300 bine yükselmişti.

 Pakistan ordusu sözcüsü Tümgeneral Athar Abbas yaptığı açıklamada, askeri güçlerin Malakent bölgede yaptığı operasyon sırasında toplam 1751 direnişçinin (Taliban) öldürüldüğünü ve bu arada askerlerden de 29'unun hayatını kaybettiğini belirterek, 77 askerin de yaralandığını söylemişti.

Dünya Bülteni sitesinde yer alana habere göre,  Tümgeneral Athar Abbas operasyonun ayrıntılardan söz ederken, "Bölgede operasyonlar çok başarı ile devam ediyor. Bugün Taliban Lideri Fazlullah'ın güçlü merkezi 'Peyo Çar'ın kontrolünü de ele aldık. Biz operasyon sırasında yerli halka mümkün olduğu kadar az zarar vermeye çalışıyoruz. Sadece Taliban'ın gizli merkez ve eğitim kamplar hakkında aldığımız ihbarlı yerlere akın yapıyoruz. Bu öldürülen 1751 Taliban Diir, Boner ve Swat'tandırlar" demişti. Göçle ilgili bir soru üzerine  Tümgeneral Athar, "Şu ana kadar bölgeden göç edenlerin sayısı 2 milyon 300 bine ulaşmıştır. Onlara yardım kamplarda barındırılıyor. Ve her türlü mümkün olan imkanları sağlanmaktadır.

Ancak direnişçi veya Talibanları kamplardan uzak tutmak için sadece Pakistan'ın 'NADRA' adındaki kurumu tarafından kimliği onaylanan kişilerin kaydı yapıldığına dikkat çekmişti.

 

İngiltere’de Filistin’e destek yürüyüşü yaparken, Fetullah Gülenciler hala Siyonistlere çalışmaktaydı!

Terörist İsrail'in Filistin'i işgalinin 61. yıl dönümü İngiltere'nin başkenti Londra'da binlerce İngiliz'in katıldığı bir gösteriyle protesto edilmişti.

Binlerce İngiliz Londra'nın merkezindeki caddeleri trafiğe kapatarak, işgalci İsrail'i protesto amacıyla yürüyüşe geçmişti. Yürüyüşün sonunda, Trafalgar Meydanı'nda toplanan eylemciler, ''Filistin'e Özgürlük'' ve ''Çok yaşa Filistin'' sloganları atmıştı. Trafalgar meydanında çeşitli kurum ve kuruluşların temsilcileri, sanatçılar ve politikacılar meydanı dolduran göstericilere hitaben birer konuşma yapmıştı. Konuşmacılar Filistin halkının siyonist İsrail tarafından haksız yere cezalandırıldığını ve işkenceye maruz kaldığını belirtirken, dünyanın bu gidişe dur demesi gerektiğini vurgulamıştı. Bazı İngiltere Parlamentosu üyelerinin de konuşma yapmak üzere kürsüye çıktığı mitingde İsrail'in, Filistin'e yönelik tutumu kınanmıştı.

"Tüm paralar siyonistlere gidiyor"

Filistinli bir genç kız, konuşmasında Filistin için birçok ülke tarafından yapılan milyonlarca dolarlık yardımların, terörist İsrail'e verildiğini ve en ufak bir paranın dahi Filistin halkına ulaştırılmadığını hatırlatmıştı. Göstericiler, Londra sokaklarında gün boyu Filistin bayrakları taşımış ve Haziran 2007 tarihinden beri, İsrail'in işgali altında bulunan Gazze şeridinin bir an önce Filistin halkına bırakılması dileklerini dile getirdikleri pankartlar açmıştı. Öğlen başlayan gösteriler, akşam saatlerinde, olaysız bir şekilde sonlanmıştı. Gösteriler, Savaşa Hayır Koalisyonu, İngiltere Müslüman Birliği, Filistin'le Dayanışma Topluluğu gibi dernekler katılmış ve konuşmacılar, ABD ve İngiliz yöneticilerinin, Yahudi Lobilerinin ve sözde bazı Ilımlı İslamcı işbirlikçilerin çifte standartlarını ve İsrail yandaşlıklarını kınamışlardı. Üstelik bazı duyarlı ve tutarlı Yahudilerin de bu toplantıya katılmaları dikkatlerden kaçmamıştı.

Dostluk Barajı konusunda Suriye’yi kimler korkutmaktaydı?

Türkiye ile Suriye'nin Asi Nehri üzerinde çeyrek asırdır kurmayı planladıkları Dostluk Barajı konusunda Suriye dış baskılarla ürkütülmekteydi.

Hatay Valisi Nusret Miroğlu, Devlet Su İşleri'nin Dostluk Barajı için bütün hazırlıklarını tamamlanmasına rağmen Suriye hükümetinin bir türlü ikna edilemediğini belirterek, bunun siyasi iradeye düştüğünü ifade etmişti.

Hatay'ın Hacıpaşa köyünde belirlenen mevkiye kurulması beklenen Dostluk Barajı için Suriye'nin bu mevkide kurulmasına onay vermeyince Dostluk Barajı bir türlü hayata geçirilememişti.

En son Halep Olimpiyat Stadı'nın açılışı için Suriye'ye giden Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın gündeme getirdiği Dostluk Barajı oldukça önemli bir girişimdi. Bu gelişmelerin ardından Devlet Su İşleri (DSİ) 6. Bölge Müdürlüğü'ndeki mühendislerden oluşan 6 kişilik ekip, Hatay'ın Cilvegözü Sınır Kapısı'ndan geçerek Suriye'ye gitmişti.

Suriye'ye giden ekip 10 gün kadar bir süre ile Türkiye ile Suriye sınırında Asi Nehri üzerinde kurulacak Dostluk Baraj için Suriye tarafındaki bölümünde çalışma gerçekleştirmişti.

Dostluk Barajına ürkek yaklaşan Beşşar Esad Dört Denizin Birleştirilmesi projesine niye sahip çıkmaktaydı?

Suriye Cumhurbaşkanı Beşşar Esad, Abdullah Gül'le birlikte katıldığı karma işadamları toplantısında dört denizi buluşturma ve birbirine bağlama projesinden bahsetmişti. Bu denizler Akdeniz, Karadeniz, Basra Körfezi ve Hazar Deniziydi. Bu bölgeyi birbirine bağlamak da tren yolları ve enerji koridorları üzerinden gerçekleşecekti. Esasında bu dört denizi birleştirmek bir Suriye ve İran ortak projesiydi. Türkiye de bu projeye dahil edilmek istenmişti. Suriye, Irak ve İran'da kimi çevreler dört denizi buluşturmanın ötesinde dört ülkenin muhtemel ittifakından bahsetmekteydi. Bunlar, Türkiye, Irak, İran ve Suriye idi. Türkiye ve Irak gibi ülkeler de lojistik ülkelerdi. Suriye'nin Arap ülkeleri arasında işgal sonrası Irak'la ilişkilerini yenileyen ilk ülkeler arasına girmesi de bu projeyle yakından ilgiliydi. Buna mukabil Abdullah Gül de Şam'da Suriye'nin bizim Arap dünyasına tabii köprümüz olduğunu ve Türkiye'nin de Suriye'nin batı köprüsü olduğunu ifade etmişti. Bu aslında stratejik hedeften ziyade coğrafi bir gerçeklikti. Beşşar Esad'ın bahsettiği projesi aslında İkinci Abdulhamid Han'ın Hicaz Demiryolu projesinden (ve Erbakan Hoca’nın D-8 girişiminden sonra” demeyi ya içine sindirememişti, ya bu teori değil, tarihi ve fiili gerçeğin cahiliydi M.Ç.) gündeme gelen en büyük projeydi. Hicaz Demiryolunun başka bir coğrafyaya uyarlanmış haliydi. Bu proje bölgenin jeopolitik yapısını değiştirebilecek güçte iddialı bir girişimdi. Ürdün Kralı Abdullah II'nin 2004 veya 2005'te söylediği: 'Şii Hilali'nin ekonomik ayağını oluşturmaktadır. Lakin Şii Hilali olarak anılan bu eksen Rejectionist Crescent (düvelü'l mümanaa) olarak da anılmaktadır. Yani retçi direniş kuşağıdır. Camp David anlaşmasından sonra da Suriye'nin içinde bulunduğu kuşağa Red Cephesi (Cephetü'l rafd) diyorlardı. Esasında bu proje İran'ın projesidir ve Afganistan ve Irak işgal edilmemiş olsaydı bu proje ortaya çıkmazdı. İran bu projeyle birlikte bölge jeopolitiğinin merkezi olmak amacındadır. Ayetullah Hamaney, 2015'e kadar hedefe İran'ın bölgenin en büyük gücü olmasını hedef koymuş durumdadır. Danışmanlarından Yahya Rahim Safevi de ülkesini İslam dünyasının siyasi merkezi olarak tanımlamıştır. Bu bağlamda, İran, Pakistan'ı by pass ederek üzerinden geçecek karayolu üzerinden Hindistan'la Afganistan'ı birbirine bağlamaya çalışmaktadır. Halbuki, Afganistan işgal edilmemiş olsaydı bu proje, kuvveden fiile çıkarılamazdı. Aksine, 1996 yılındaki proje, Taliban'ın Afganistan'da istikrar sağlamasıyla bu ülkenin Pakistan ile Orta Asya arasında bir geçiş yolu ve tünel olması programıydı. Nereden nereye? “Zerdari, Taliban'ın bir Amerikan projesi olduğunu söylüyor ama alternatif projelerde Amerikan işgali olmasaydı düşünülemezdi bile!” diyen Mustafa Özcan herhalde, Amerika’nın Irak ve Afganistan işgalini haklı çıkarmaya kalkışmamıştı!..

Beşşar Esad'ın dört denizi birbiriyle birleştirme projesinin altyapısında İran, Irak ve Suriye'nin demiryollarıyla birbirine kenetlenmesi ve bağlanması vardı. İran nükleer programıyla birlikte sistematik olarak yürüttüğü en iddialı proje demiryolu ağıyla ülkenin baştan başa sarılmasıydı. Bunda epey mesafede alınmıştı. Dört denizin birleştirilmesinin altyapısında sadece demiryolları değil petrol boru hatları da vardı. İran petrolleri Irak üzerinden Suriye'yi aşarak Akdeniz'e kadar ulaştırılacaktı. Rebii Hafız'a göre, bu yapıldığında büyük ölçüde Süveyş Kanalı'nın önemi azalacak ve varlık sebebi kalmayacaktı. Bu proje aslında yeni bir İpek Yolu konumundaydı. Ahvaz petrolleri Irak ve Suriye üzerinden Akdeniz'e taşınacaktı. Bu projeden ilk bahseden yayın organlarından birisi 14 Ağustos 2003 tarihli The Asia Times gazetesi olmuştu. Basra-Kerkük petrolü Banyas limanı üzerinden Akdeniz'e akacaktı. Bilahare Ahvaz petrolleri de bu şebekeye bağlanacaktı. İran bu yolla azalan petrol kaynaklarını stratejik petrol yollarıyla takviye ve telafi etmek amacındaydı. Bu Rusya'nın enerji politikasının da bir başka versiyonu sayılmaktaydı. İran'ın geçiş yollarında ve merkezinde olan tren yolu da Bombay ile Sen Petersburg (Leningrad)'ı Tahran ile Moskova üzerinden birbirine bağlayacaktı. Veya başka bir ifade ile Hint Okyanusu ile Baltık Denizini birbirine kavuşacaktı. Aynı geçiş yollarıyla birlikte Asya ile Avrupa da birbirine bağlanmış olacaktı.11[1]

Güney Lübnan ve Gazze'de savaş suçu işlediğini  açıklayan Human Rights Watch: İsrail'in cinayetleri, insanlık için utanç vericidir

İran’nın nükleer suçlu gösterilmesi sahtekârlık örneğidir!

İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) sözcüsü ve aynı zamanda örgüte bağlı uluslararası adalet programı biriminin müdürü Richard Dicker, Siyonistlerin Güney Lübnan ve Gazze'de işlediği cinayetlerin insanlık için utanç verici olduğunu belirtmişti.

Suriye Haber Ajansı'nın verdiği bilgiye göre Dicker şöyle demişti: "Siyonist işgal güçleri Temmuz 2006 tarihinde Güney Lübnan'da olduğu gibi, Aralık 2008'de Gazze'ye yaptığı son saldırılarda da insanlığa karşı çok tehlikeli savaş suçları işledi. Uluslararası insan hakları örgütü Human Righst'ın topladığı delil ve belgelere göre işgal güçlerinin buralarda savaş suçu işlediği kesindir".

Diğer taraftan İngiliz Avam Kamarası üyelerinden Jeremy Corbyn da Siyonist işgal devletini ağır bir şekilde eleştirerek, Nükleer Silahların Yayılması Antlaşması'na imza atmayan ve atılmaya hazır nükleer silaha sahip olan işgal devletinin bu silahlardan kurtulmaya hazır olduğunu söylemeden nükleer silahların Ortadoğu'da büyük bir tehdit oluşturmaya devam edeceğini ifade etmişti.

El-Cezire kanalına yaptığı açıklamada Corbyn, "Siyonist işgal devleti elindeki nükleer silahlardan kurtulmayı kabul etmedikten sonra Ortadoğu'nun nükleer silahlardan arındırılması mümkün değildir ve İran’ı nükleer silah üretip barışı tehdit etmekle suçlamak tam bir sahtekârlık örneğidir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



[1] Mustafa Özcan / Milli Gazete

Bayram YÖNEM -

Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

EY DİLİPAK! GURUR; YA KORKUDAN VEYA KURUNTUDAN KAYNAKLANIR!
Dilipak’ın saçmalıkları   Mazlum-Der Kayseri Şubesi tarafından düzenlenen 'Geçmişteki Darbeler' konulu...
Devami
CUMHURBAŞKANI'NIN RUSYA ÇIKARMASI VE TSK'NIN İSRAİL'E ONURLU TAVRI
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, "seçildikten sonra askerin psikolojik ve stratejik tavrı...
Devami
AHMAKTAN AŞAĞI
  Hıyanetine hikmet, uyduruyor ahmaklar Feraset gözü kördür, basiret şaşlığıdır!.....
Devami
Ahmet Akgül Hocamıza saldıran UTANMAZLARIN SURATINA TÜKÜRÜK
Milli Çözüm olarak bizim temel prensibimiz şudur: Sağcı, solcu, İslamcı...
Devami
PENTAGON ERGENEKON HATTI
Siyonist ABD'li Graham Fuller: "Sizden bana bir iyilik yapmanızı istiyorum." "Bir süre için...
Devami
KURTARAMAZ PUTLARIN!
  Bugün, dünün meyvesi, yarının çekirdeği Son menzile dönüyor, ömrünün...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 1924

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR