Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün7368
mod_vvisit_counterDün5010
mod_vvisit_counterBu Hafta38733
mod_vvisit_counterGeçen hafta28588
mod_vvisit_counterBu Ay28856
mod_vvisit_counterGeçen Ay136380
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16803211

IP'niz: 18.234.255.5
Bugün: 05 Ara 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12200541

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

PARANIN DİNİ-İMANI VE İSRAİL’İN MAYINLI ARAZİ PLANI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

Faiz parası haramdır.

Pezevenklik ve fuhuş parası yüz kızartıcıdır.

Rüşvet, soygun, hırsızlık, kara borsa; zehir zıkkımdır.

Uyuşturucu, ihale yolsuzluğu kazancı haksız ve hayırsızdır.

Karısını ve kızını pazarlayanın kazancı gibi vatan topraklarını,  stratejik ve ekonomik kurumlarını düşmanlara satanların kazancı da kâr değil, zarardır ve arsızlıktır.

Yani, paranın dini imanı vardır ve olmalıdır.

 

 

Paranın dini imanı olmaz diyenlerin, asıl kendilerinin dini imanı kalmamıştır.

Ey AKP’li ilahiyatçılar, muhterem ve muttaki hocalar!

Ey AKP’li şeyhler, dervişler, hacılar! Fetvasını söyleyin bakalım. “Paranın dini imanı olmaz. Nasıl ve nereden kazanıldığı sorulmaz! Karşılığında hangi kutsalların ve milyonlarca vatandaş hakkının peşkeş çekilerek ulaşıldığına bakılmaz” diyenler mümin midir, münafık mıdır?

“Faiz yiyenler, aynen şeytan çarpmış kişininkine benzer (şaşkın ve perişan durumdan başka (mahşere) kalkamazlar” (Bakara: 275)

“O (münafıklar) yalana (ve kâfir aldatmacalarına) kulak verenler ve (nasıl kazanıldığına bakmayıp) haram yiyenlerdir”(Maide: 42)

“Onların, bilginlerinin ve maneviyat önderlerinin  (şeyhlerinin ve ağabeylerinin bu münafıklarla menfaat ortaklıkları yüzünden) susmaları ne kötü bir şeydi! Oysa kendilerini düşman telkinleri ve günah sözleri dinlemekten ve haram yemekten vazgeçirmeleri gerekmez miydi?” (Maide: 63)

”Ey insanlar, yeryüzünde olan helal ve temiz şeyleri yiyin ve şeytanın adımlarını izlemeyin.” (Bakara: 168)

“Yetimlerin (ve sahipsiz kimselerin ve yönetiminize verilen toplum kesimlerinin hakkı olan) mal (ve maaşları tam) verin. Ve sakın murdar olan (haram ve haksız kazancı) helal ve temiz olanla değişmeyin.” (Nisa: 2) gibi nice ayeti kerimeler ve hadisi şerifler, dini-imanı olamayan, yani gayrı meşru yollarla kazanılan paranın, her türlü haksızlık ve ahlaksızlığın kaynağı olduğunu haber buyurmaktadır. Bu nedenle atalarımız haramla beslenmiş insanlara “haramzade” gibi çok ağır bir tabir kullanmışlardır.

Özetle, paranın dini imanı vardır; helal-haram en çok parada aranmalıdır. Çünkü para fert ve toplumun gıdasını ve mayasını oluşturacaktır. Haram veya haksız yollarla kazanılan veya ülke çıkarları rüşvet verilerek ulaşılan günah paraları mübah sayanlar, aslında kendi hayasızlıklarını ve mayasızlıklarını da ortaya koymaktadır.

“Paranın dini-milliyeti olmaz” diyenler; yardım derneği ile dilencilik paralarını çalmaya, rantiyecilik ve köşe dönmecilik yolunu açmaya, fuhuş ve uyuşturucu sektörünü yaygınlaştırmaya; atalarımızın karısını kızını satmaktan daha beter bir hıyanet saydığı vatan topraklarını ve mayınlı araziyi İsrail’in hizmetine sunmaya bahane hazırlamaktadır.

Hemen belirtelim ki İsrail'in bu geniş arazi ile ilgilenmediğini söyleyenler ya gerçekleri bilmiyor ya da toplumu susturmaya yönelik bir taktik güdüyor. Çünkü, tüm dünya biliyor ki İsrail o topraklarla yakından ilgileniyor.. Hatta gelecekteki sınırları içinde sözünü ettiğimiz toprakların dışında Şanlıurfa ve Harran dahil Güneydoğu bölgemizin önemli bir kısmı da bulunuyor. Çünkü, bu onların tahrif edilmiş dinlerinin gösterdiği Arz-ı Mev’ud içinde yer alıyor. Bunu İsrailliler gizlemeye bile gerek duymazken bu ülkeyi yönetenlerin görmezden gelmelerinin arkasındaki gerçek sebebin topluma izah edilmesi gerekiyor.

Son olarak geçtiğimiz günlerde Şanlıurfa ve Harran'a giden İsrail'in Ankara Büyükelçisi Gaby Levy'nin burada yaptığı konuşmasında bakın neler söylüyor:

"Bu bölge hem Müslümanlar hem Yahudiler için çok önemli. Biz küçüklüğümüzden beri nereden geldiğimizi ve tarihimizi biliyoruz. Bunu küçük çocuklarımız da biliyor. Tabii her Yahudi için bu topraklar; atalarımızın, dedelerimizin geldiği bu topraklara gelmek çok önemlidir."

Bu sözler, sıkıştıkça “İsrail bu topraklarla ilgilenmiyor” diyenlere bir cevap niteliği taşıyor ve AKP eski mayınlardan kurtulalım derken yeni mayınlar döşüyor.

Kuşatma harekâtı mı?

Habersiz ve gizlice mayın temizlenecek sınır bölgesini gezen İsrail'in Ankara Büyükelçisi Gabi Levi, ardından TBMM'ne gitmişti.

 İsrail'in Ankara Büyükelçisi Gabi Levi, mayınlı araziler temizliği konusundaki tartışmalar sürerken TBMM'yi niye ziyaret etmişti?

Daha önce Şanlıurfa'da temaslarda bulunan Levi'nin, Meclis'teki temasları da dikkat çekmişti. Başbakan Erdoğan'ın AKP milletvekillerine "fırça" atmasının ardından İsrail büyükelçisinin de TBMM ziyareti sırasında CHP'lilerle görüşmesi ilginçti. İzmir Milletvekili Ahmet Ersin'in 'Meclis'i markaj altına almaya gelmiştir' dediği, TBMM Genel Kurulu'nda Suriye sınırındaki mayınlı arazilerin temizlenmesine ilişkin kanun tasarısı üzerindeki görüşmeler devam ederken, İsrail'in Ankara Büyükelçisi Levi'nin Meclis'e sürpriz bir ziyaret gerçekleştirmesinin sebebi neydi?

Kıbrıs’ı da İngilizlere kiralık vermiştik!

Başbakan Erdoğan'ın Antakya'dan başlayarak Irak sınırına kadar çok geniş bir araziyi İsrailli olacağı tahmin edilen bir şirkete kırk dokuz yıllığına vermesinin yolu açıldı.

İki konuyu birbirinden ayırmak gerekir: Birincisi, Suriye ile sınırımıza döşenmiş olan mayınların temizlenmesi ihtiyacı, doğrudur ve bu lazımdır.

Ama mayın temizleme karşılığı bu arazilerin kırk dokuz yıllığına yabancılara kiralanması ise farklıdır.

Çünkü temizlenecek bu araziler hele hele İsrailli bir şirkete kırk dokuz yıllığına kiraya verilirse, şu anda tahmin edemeyeceğimiz pek çok sorunla karşılaşacağımız açıktır. Örneğin bu geniş arazilere yerleşecek olan İsrailli şirketin buralarda Suriye'ye karşı istihbarat faaliyeti yürütmeyeceğinin garantisi var mıdır? Suriye'deki Beşşar Esad yönetimi Türkiye aleyhinde herhangi bir faaliyete topraklarında izin vermemeye ve Adana mutabakatının hem lafzına hem de ruhuna uygun hareket etmeye çalışmaktadır.

Böyle bir şirketin kırk dokuz yıllığına o bölgede faaliyet göstermesine izin vermek kelimenin tam anlamıyla Türkiye ile Suriye arasına kara kedi girmesi demek olacaktır.

Öte yandan bir bölgenin bu şekilde kiralanması hiç beklenmedik gelişmelere de yol açacaktır. Örneğin Osmanlı'nın son yüzyılında pek çok bölge ya kiralanma veya yönetim hakları devredilmek suretiyle başka devletlere bırakılmıştı. Ancak bunların tamamı Osmanlının elinden çıkmış ve bir daha geri alınamamıştır.

Örneğin 1878 yılında Kıbrıs Adası İngiltere'ye kiralanmıştı. Aynı yıl Bosna-Hersek'in yönetimi de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'na geçici olarak bırakılmıştı. Ama İngiltere Kıbrıs'a, Avusturya-Macaristan ise Bosna-Hersek'e bir daha geri çıkmamak üzere yerleşip kalmıştı.

Unutmayalım ki, ortada bir Büyük Kürdistan projesi vardır ve bunun haritaları içerisinde o araziler de bulunmaktadır. Ayrıca Suriye'nin kuzeyi yani bizim sınırın hemen öte tarafı da bu haritalarda Büyük Kürdistan olarak yer almaktadır. O projenin sahibi ise ABD ve özellikle de İsrail’dir. Böyle bir ortamda o araziler kırk dokuz yıllığına İsrail'e nasıl bırakılır?9[1]

Gerekirse TSK yapar, ama bir ateş varsa, elle mi almak lazım maşa ile mi? diyen Başbuğ'dan mayın açıklaması

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, mayınlı arazilerin TSK tarafından temizlenmesi gerektiği yönündeki tartışmalara Washington'dan cevap vermiş ve önemli olanın yöneticilerin en uygun olan hareket tarzını seçmesi olduğunu” söylemişti, evet, “bütün çareler için uğraştık olmuyor” deniyorsa, o zaman TSK onu da yapar ama daha uygun çareler varken, siz onları yapmadan neden bu yola başvuruyorsunuz?"

Mayınlı alanı temizlediğiniz zaman birilerinin buna sertifika vermesi lazım. Biz veremeyiz. Geçerli değil. NATO bünyesinde NAMSA yapıyor. Elbette çok zaman kaybedildi. Keşke daha önce çözülseydi. Ama eğer bir problem varsa en uygun hareket tarzı ile yapılması gerekir. Bütün bunları bir tarafa bırakıp, bu olayı kullanarak ve acaba ne yaparsak başlarını sıkıntıya sokarız diye TSK'nın güvenlik konularına bakış açısını sorgulamaya kalkışarak, orduyu yıpratmaya kimsenin hakkı yoktur. TSK'yı güvenlik ile ilgili konularda eleştirmek art niyetlidir ve tehlikelidir.” Uyarıları önemliydi.

Suriye sınırı ve mayın temizleme sırrı

600 km’ye yakın Türkiye Suriye sınır boyunca; geçmiş sivil yönetimlerin ve askeri yetkililerin gafleti ve NATO’nun desteği ile, Kıbrıs adasının tamamının iki katına ve İsrail’in yarısına yakın, tarım ve madencilik açısından oldukça zengin büyük bir araziye, maalesef milyarlar harcanarak mayınlar döşenmişti.. Şimdi AKP iktidarı, bu araziyi mayınlardan temizleme karşılığı 44 yıllığına kullanmak, yani Güneydoğumuzda ikinci bir Gazze oluşturmak üzere bir İsrail firmasına ihaleyle verme heves ve girişimindeydi…

Genelkurmay ise, “bu arazinin NATO desteği ve işbirliği çerçevesinde mayınlardan temizlenmesi gerektiği” yolunda fikir beyan ederek, dolaylı da olsa AKP’nin bu bölgeyi 44 yıllığına İsrail’e devretme niyetine sıcak bakmadığını beyan etmişti…

Kaçakçılığı önlemek için 1954 yılında Suriye sınırına mayın döşenmiş ve köylünün sahip olduğu topraklar kamulaştırılmış. Açık anlatımıyla, toprak köylünün elinden alınarak mayınlanmış. Şimdi hükümet, sınır boyundaki mayınları temizleyene, bu toprakları 44 yıllığına vermek için kanun çıkarmaktaymış..

Daha önce iki defa açılan (ama sonuçlanamayan) ihalede olduğu gibi, bu amaçla açılacak yeni ihaleye de sadece yabancı (büyük olasılıkla bu işin uzmanı İsrail) firmaları katılacakmış.. İhaleyi kazanan yabancılar (eğer 44 yıl sonra çıkmayı kabul ederlerse) 44 yıllığına toprağa sahip olacak ve O toprağı istediği gibi kullanacakmış.. (Avrupa'da ülke sınırları arasında küçük topraklarda kurulmuş küçük devletler var. İster misiniz bizim mayın ihalesini kazananlar da Suriye ve Türkiye sınırı arasındaki topraklarda bağımsızlıklarını ilan etsinler!..) diye soranlar haksızmıymış?

AKP mayına bastı!

Bugün dünyanın çeşitli ülke ve bölgelerinde tehlikeli mayın yatakları bulunmakta olup, bunlar Afrika'da, Asya'nın çeşitli ülkelerinde, Avrupa'nın ortasındaki Bosna-Hersek ve Kosova gibi ülkelerde hâlâ büyük bir problem teşkil etmekte ve pek çok insanın ölmesine veya sakat kalmasına sebep olmaktadırlar.

BM kararları bunların temizlenmesi ve dünyanın bir an önce mayınlardan arındırılması kararı alınmışsa da bu son derece yavaş işleyen bir uygulamadır. İşlemin kendisi zordur. Mayınların tespit edilip tek, tek patlatılması, etkisiz hale getirilmesi gerekmektedir. Ne yazık ki mayın döşeme işini sadece birbiri ile problemi olan ülkeler ve devletler değil, çeşitli terör grupları, tedhişçiler ve istikrarsızlık oluşturmak isteyen gruplar da kullanmaktadır.

Suriye ile Türkiye arasında uzun yıllar "kapalı sınır politikası" uygulanmış, tel örgüler ve mayın yatakları ile bu yasaklar pekiştirilmiştir. Son yıllardaki olumlu gelişmeler sonucunda iki ülke aradaki arazinin temizlenmesine ve mayınların kaldırılmasına karar verilmiştir. Ama bu gün daha başka bir problem ortaya çıkmış bulunmaktadır.

Bu mayın temizleme konusu teknik bir olay olmanın çok ötesinde önemli etkileri olacak bir olaylar dizisinin ilk adımı olarak görülüp, dikkatle takibe alınmalıdır. Bu konuda üzerimize düşen uyarma, aydınlatma, ikaz etme görevlerini yerine getirmeye çalışırken, bu "temizleme işinin" bizatihi kendisinin tam bir gizli mayın yatağı olduğu konusunun da aydınlatılmasına çalışılacaktır.

Olaydaki çelişkiler:

Mayın temizleme konusu:

En az 10-15 yıldır fikri alt yapısı yavaş yavaş hazırlanan bu olayın eriştiği nokta hem Türkiye ve hem de Ortadoğu açısından tehlikeli bir durum ortaya çıkartmaktadır.

  • Mayın temizleme olayına birçok değişik grup sahip çıkmaya veya elde etmeye uğraşmaktadır. İşin en garip yanı ise ellerinde bu konuda en son teknolojiye sahip olan ve her türlü imkânı bulunan ve bu mayınların haritalarına da sahip olan askeriyenin, bu konu ile ilişkisi kesilmiş bulunmaktadır.

Tekrar ediyorum: Elinde teknolojisi ve mevcut mayınların işaretlendiği arazi haritaları bulunduğu halde ve herkesten ve her kurumdan daha ucuza ve daha iyi bir şekilde bu temizleme işini gerçekleştirebilecekleri halde Genelkurmay neden bundan uzak tutulmaktadır.

  • Mayınlı arazinin tüm haritaları Genelkurmayda bulunmakta ve bu işi yaklaşık 35-36,000 dolara halledebilecekleri konuşulmaktadır. Ama bu işi özelleştirme idaresinin yapmasının önü de hukuken tıkanmıştır.
  • Tam bu günlerde, TBMM'de bu konuda yeni bir kanun çıkartılma hazırlığı başlatılıp, bu kanunla mayın temizleme işi halledilmeye çalışmış ve maalesef çıkarılmıştır.

Bunun anlamı şudur: Kanundaki tarifeye uyan özel şirketlerin bu işi üstlenme hakları doğacaktır. Adeta "siparişe uygun şartlarda" hazırlanan bu kanundan kimlerin yararlanacağı kafa karıştırmaktadır.

Böyle bir durumda herhangi bir paravan şirket olabilir, hatta görünürde T.C. uyruklu kişiler olabilir ama onların kimlerle ortak olduğu bilinmelidir. Şu anda bu mayın temizleme işine en çok İsrail devleti ilgi göstermektedir. Bu şirketlerin ortaklarının İsrail uyruklu kişiler olması adeta kesin gibi görünmektedir.

Arazi mayından temizlendikten sonra 44 yıllığına da tarım için kiralanmış olacaktır. Burada yapılacak olan tarımdan kazanılacak para çok yüksek bir meblağdır. Bu otomatik olarak, mayını temizleyen kim ise ona gidecek muhteşem bir kârdır.

Böyle bir "Yabancı İhalenin" sakıncaları:

  • Kendi topraklarımızın üstünde, başka bir ülkenin fiili kontrol ve hakimiyetini kabul etme durumu ortaya çıkmış olacaktır.
  • Mayınlı arazi en az 450,000 dönüm olup, buna Ceylanpınar ve diğer devlet çiftlikleri de eklenince söz konusu kiralanacak arazi yaklaşık 850,000 dönüm araziye  çıkmaktadır.
  • Bu topraklar yarım asırlık bir dönem için (44 yıl) başka bir devleti beslemek üzere tarıma açılacaktır. İlaveten içinden (büyük ihtimalle) petrol çıkarsa, bunun da kullanma ve işletme hakları kiralayan devletin veya firmaların olacaktır.
  • Zaten Türk devleti GAP projesi ile buraları suladığı için, kiralayan her kim olursa, onların su getirme zahmeti de olmayacaktır. Yani masraf ve zahmetin tümünü Türk devleti ve sonuçta Türk halkı karşılamış olduğu halde, faydasını ve kârını başkaları toplayacaktır.

Gözden kaçan büyük tehlikeler:

  • AB 2004 İlerleme Raporuna bakıldığı takdirde Türkiye'nin GAP sularının belli bir tarihte "uluslararası bir su yönetim idaresine" yerleştirilmesi gerektiği  vurgulanmaktadır. Bu husus, nedense hiçbir zaman TBMM'de görüşülüp, tartışılmamıştır. (çok garip bir olay!) Yine aynı AB raporunun su ile ilgili kısmında adeta bu işlemin gerekçesi gibi yazılan bir diğer husus da, bunun İsrail'in ve komşularının eşit su haklarının korunmasıdır. Bunu yazan AB devletleridir ve niyetleri açıktır.
  • Kıbrıs adası da vaktiyle, İngilizlere, sadece donanmalarının bakım ve ikmali gayesi ile geçici olarak kiralanmış ama ondan sonra da İngilizler oradan ayrılmamışlardır. İngilizler halen Kıbrıs'ta askeri üs bulundurmaktadır. Bu alınacak  büyük bir ders olmalıdır.
  • Adı geçen alanlar İsrail veya perde arkasındaki İsrail firmalarına kiralandıktan sonra İsrail'in hayali ve ideali olan Dicle-Fırat sularına ulaşmış olacağı da gözden kaçmamalıdır. Acaba hükümet bu hususları göz önünde bulundurmakta mıdır?
  • Manavgat suyunu "pahalı" diyerek almaktan vazgeçen İsrail'in su derdi de böylece halledilirken ileriki yıllarda beklenen "gıda darlığı" sorunu da halledilmiş bulunacaktır.
  • Dünya'nın yakında "gıda kıtlığı ve su sıkıntısı ile" karşı karşıya kalacağı Dünya Çevre Raporlarında çokça anlatılmaktadır. Böyle bir dönemde yurdumuzda, sınırlarımız içinde gelişeceği açıkça görünen böyle bir durum, vahim sonuçlar doğuracaktır.
  • Diğer taraftan, ilişkilerimizi geliştirmeye çalıştığımız Suriye açısından da son derece zor bir durum ortaya çıkacaktır. Suriye'nin güneydeki Golan tepeleri (yine su kaynakları ile dolu olduğu için) zaten İsrail'in işgali altındadır. Şimdi de mayın temizleme ve tarım yapma bahanesi ile kuzeyindeki topraklar da İsrail'in kontrolü altına girerse ortaya kabul edilemez bir durum çıkacaktır. Bu durumda, Suriye'nin Türkiye'ye güvenmesi zorlaşacaktır. Bunun en vahim sonucunun da Türkiye'nin yalnızlığa itilmesi ve tedricen Müslüman ülkelerden kopmasıdır.

Buradan tekrarlıyoruz: Bütün bu şartlar altında ihaleyi yabancılara vermenin hiçbir âlemi ve gereği yoktur, hatta sakıncalıdır, tehlikeli sonuçlar doğuracaktır. Bunu, en iyi ve doğru şekilde, Türkiye yapabilecek durumdadır.10[2]

Erdoğan konuştuğu lafını bile unutuyor.. Daha doğrusu kendisini dahi, herkesi serseri sanıyor!

Tarih: 2 Haziran 2009…

Yer: TBMM, AKP Grup Toplantısı...

Tayyip Erdoğan, tasarının yasalaşması halinde açılacak ihaleyi ve arazi kullanım hakkını İsrailli bir firmanın alacağı eleştirilerine çok kızıyor ve şöyle yanıt veriyor:

“Bunun neresinde İsrail yazıyor, neresinde İsrail'e yönelik bir atıf var? Mayınlı arazilerin İsrail'e verileceğini nereden çıkarıyorsunuz?”

Tarih: 23 Mayıs 2009…

Yer: Düzce, AKP İl Kongresi...

Tayyip Erdoğan, kürsüden sesleniyor:

“Paranın dini, milleti, ırkı sorulmaz. Ama birileri: ‘Yahudi sermayesidir, olmaz’ diyor. Yahu arkadaş, bunlar gelip benim ülkemde yatırım yapacak. 500 milyon dolarlık, 1 milyar dolarlık para harcayacak, niye istemiyorsun?

Yahu işsizlik diyorsun; işte buyur bak, adam yatırım yapacak. Yatırım yapınca burada kim çalışacak? Burada İzak çalışmayacak; Hasan çalışacak, Ahmet, Mehmet çalışacak...”

İyi de asıl parsayı Siyonist Yahudi toplayacak. Benim insanımın sırtından, benin vatan topraklarımdan trilyonlar kazanacak. Ülkemi parçalamaya, Kürdistan’ı kurmaya çalışacak! Niye bunları gizliyorsun?

AKP Milletvekilinden mayınlı arazilerle ilgili çarpıcı açıklama: 6'sı İsrailli çıktı!

Suriye sınırındaki mayınlı arazilerle İsrail'in veya Yahudi firmaların ilgilendiğine ilişkin iddialarını doğrulayan açıklamayı AKP Grup Başkanvekili Mustafa Elitaş yapıyordu. Elitaş, özel bir televizyon kanalında yaptığı açıklamada, Genelkurmay'ın yaptığı ilk araştırmada teklif alınan 14 firmadan 6'sının İsrail firması olduğunu söylüyordu. Hükümet yetkilileri, bu firmaların uyruğu ve isimlerini açıklamaktan sürekli kaçınıyordu. Başbakan Erdoğan ise, “Bu tasarının neresinde İsrail var?” diyerek sert tepki gösteriyordu.

Mustafa Elitaş bir televizyon kanalında katıldığı programda, İsrailli firmaların bu işle hangi aşamada ilgilendiği sorusuna şöyle yanıt veriyor: “İsrailli firmanın konuşulması, Genelkurmay Başkanlığı'nın NAMSA vasıtasıyla yaptırdığı araştırmadaki 14 firmadan dolayı ortaya çıkıyor. Bu firmalardan 3'ü İsrail firması, 3'ü İsrail asıllı İngiliz firmasından oluşuyor!”

Bakanlar Kurulu kararıyla mayın temizleme görevi verilen Genelkurmay Başkanlığı'nın NAMSA'ya başvurduğunu kaydeden Elitaş, "Yapabilecek firma sayısı 14 tane değil daha fazla. NAMSA diyor ki, bu firmalar dünyada bu işi iyi yapmışlar. Bunlara verdiğiniz takdirde, ben bunları sertifike edebilirim. Ama diğer firmaları araştırıp bunu sertifike etme imkânı olmadığını söylemiyor.”

Elitaş, ihaleye girecek firmaların yeterlilik incelemesi ve şartnamenin hazırlanmasını Genelkurmay Başkanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ile Maliye Bakanlığı'ndan oluşan bir komisyonun yapacağını kaydediyordu. Danıştay'ın 2009'da Mardin ve Şırnak ihaleleriyle ilgili verdiği kararda 60 milyon Euro olan fiyatın, yeni araştırmalarda minimum 350 milyon dolar maksimum 3,2 milyar dolara çıktığını hatırlatarak, “Fiyatın 60 milyon Euro'dan birden bire ortalama 2 milyar dolara çıkması, açıkçası burada iyi niyetli olmayan mayın lobisinin devreye girip Türkiye'deki kaynakları birilerinin menfaatleşmek istediği bir süreç olduğunu gösteriyor” itiraflarıyla AKP Grup Başkanvekili bile Türkiye’nin İsrailli firmalarca soyulmak istendiğine dikkat çekiyordu.

 

 



[1] Hasan Ünal / Milli Gazete

[2] Oya Akgönenç / Milli Gazete

Ufuk EFE -
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

SİYASİ MÜCADELEDE STRATEJİK KADROLARIN HAZIRLANMASI
  Büyük Liderler hem hazırlık sürecinde hem de iktidar döneminde, kendilerinden...
Devami
TÜRK ORDUSUNA PAŞA MI, NATO'YA MAŞA MI ARANIYOR?
  Büyükanıt Paşa Niçin Hedef Seçildi? Paşa, Brüksel'in, işbirlikçilerin ve...
Devami
PKK’nın Yahudi Patronları, Ermeni Yoldaşları Ve FETULLAH HOCA’NIN ÇARPITMALARI
İslam ve Osmanlı tarihimizde ve Cumhuriyet döneminde Aziz Milletimiz en...
Devami
DOĞU-BATI SENTEZİ VE “UYGAR İNSAN” KAVRAMI
Genel kanaat ve kanıtlar şu yöndedir ki; Doğulu maneviyatçı, batılı maddeci...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 2115

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR