İnsan; "Eşref-i Mahlukat", yani varlıkların en şereflisi olarak yaratılmıştır. İnsan; "Ahsen-i takvim" e mazhar kılınmış, yani şekil, şuur ve yetenekler bakımından en güzel kabiliyetler ve en mükemmel marifetlerle donatılmıştır. O sıradan bir varlık değildir. Cenab-ı Hak, yeryüzünde ve göklerde olan her şeyi insan için halk etmiş ve insanın hizmetine vermiştir.
"O ki yeryüzünde ne varsa hepsini sizin için yarattı"[1]
"… Sürekli olarak görevlerini yapan güneşi ve ayı size musahhar etti. Geceyi ve gündüzü emrinize verdi.[2] Anlamında bu durumu bildiren yirmiden fazla ayet gelmiştir. Şairin:
"Ya Rab! Seni aramam için beni dünyaya attın, Alemleri benim, beni de senin için yarattın" mısraları bu gerçeği ne güzel ifade etmektedir. Allah katında bir adem, bütün alem değerindedir. Çünkü haksız yere bir kişiyi öldüren, cümle canlıları öldürmüş gibidir.
Evet insan yeryüzünde Allah'ın halifesidir. Yani O'nun vekili ve temsilcisidir. Zaten asıl kıymeti de buradan gelmektedir. İnsan bu dünyaya, Allah' temsil edebilecek, O'nun halifesi-vekili olabilecek büyük bir onur ve sorumlulukla gönderilmiştir. Bu üstün şeref, meleklerin bile yetişemediği, Şeytan'ın bile kıskançlığından isyan edip la'netlendiği bir payedir.
"Hani bir zamanlar, Rabbin meleklere: "Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım" demişti. (Melekler de O'na: "Orada fesat çıkaracak ve kan akıtacak birini mi yaratacaksın? Oysa biz seni överek tesbih ediyor ve tasdik ediyoruz. (Eğer ibadet ve hizmet içinse, biz sana zaten bunları yapıyoruz) dediler. (Rabbın ise) "Ben sizin bilmediklerinizi de bilirim" dedi.
(Arkasından) Ademe isimlerinin tümünü talim etti. (Varlıkların ne olduklarını, nasıl yaratıldıklarını, nasıl kullanılacaklarını, faydalı ve yararlı yanlarını ona öğretti.) Sonra bunu meleklere sorup "Haydi bakalım şayet teklifinizde) haklı olup yanılmıyorsanız, şunların isimlerini bana haber verin" buyurdu.
(Melekler ise mahçup olarak) "(Ya Rabbi) Seni her türlü yanlışlıktan ve noksanlıkan tenzih ve tesbih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka hiçbir bilgimiz yoktur. Şüphesiz, sen her şeyi hakkıyla bilensin" dediler.
Ardından Cenab-ı Hak, insanın üstünlüğünü meleklere fiilen göstermek üzere: "Ey Adem! Eşyanın isimlerini (hikmet ve hakikatlerini) bunlara haber ver! Buyurdu."[3]
Bundan sonra yeryüzünde kendi zatına halife olabilecek özellik ve güzellikte yaratılan insanın üstünlüğünü meleklere bizzat kabul ettirmek için de, Cenab-ı Hak hepsine birden Hz. Adem'e secde etmelerini (O'na hürmet göstermelerini) emretti.
"Hani biz meleklere: "Adem'e secde edin (O'nun üstünlüğünü kabullenin) demiştik. Onlar da hemen secde ettiler. Yalnız İblis diretti, kibirlerdi ve kafirlerden (inatçı ve inkarcı nankörlerden) oldu".[4]
Açıkça görülüyor ki insanın asıl kıymeti, onun Allah-u Tela'nın halifesi (vekili ve temsilcisi) olacak yetki ve yeteneklerle yaratılmış olmasıdır. Eşyanın, (tabiat ve kainatın) bütün özellik, güzellik ve gizliliklerini araştıracak, anlayacak ve anlatacak bir ilim, hikmet ve marifetle donatılması, yani öğrenme ve öğretme kabiliyetinin bulunması da, insanın üstünlüğüne delil yapılmıştır. Her birisi bin bir hayır ve hikmeti özünde taşıyan canlı ve cansız yaratıklara ibret nazarıyla bakıp, bunların yüce yaratıcısını tanıyacak, O'nun hükmüne tabi ve teslim olacak, O'nun rahmetine ve rızasına ulaşmanın hasret ve muhabbetiyle yanıp tutuşacak ve bu aşkla hayat boyu ibadet, ilim ve iyilik yollarında koşturacak insan, elbette şereflidir. Böyle bir insan tek başına bir kainat gibidir. "Kim kendi nefsini tanırsa, O Rabbini de tanır" mealindeki kudsi hadis, çok önemli gerçekleri haber vermektedir. Demek ki insan boş yere yaratılmamış ve başıboş bırakılmamıştır.
"Sizi boş yere, bir oyun ve eğlence olarak yarattığımızı ve (sonunda hesap sorulmak üzere) bize geri dönderilip getirilmeyeceğinizi mi zannettiniz?"[5]
Ayetinde de haber verildiği gibi, insanın sahip kılındığı nimet ve meziyetlerin büyüklüğü oranında da; sorumluluğu ve yükümlülükleri vardır. Çünkü insan Rabbına ibadet ve hizmet için yaratılmış[6] ve imtihan edilmek üzere iki yol arasında serbest bırakılmıştır.[7]
"Biz emaneti (Allah'a iman ve ibadeti, insanlığa ise hizmet ve adaleti) ve bu imtihanı kaybederse cehennemi, kazanırsa cenneti) göklere, yere ve dağlara (ve içinde yaşayan varlıklara) arz ve teklif ettik. (Ama) Onun yüklenmekten kaçındılar. Bu (büyük mesuliyetten) korktular. Bu emaneti sadece insan kabullendi. Doğrusu o çok zalim ve çok cahildir.!
(Allah (c.c) bu emaneti insana yüklemiş ve onu imtihana çekmiştir ki) münafık erkek ve kadınları (ortaya çıksın ve onları) azaplandırsın. Mü'min erkek ve kadınları (da anlaşılsın ve onları) bağışlasın."[8]
Ayetlerinde göklerin, yerin ve dağların, yani melekler de dahil bütün varlıkların yüklenmekten korkup kaçtığı "iman, ibadet, adalet ve insanlığa hizmet" emanetini insanın kabullenmesi, zannedildiği gibi, onun zalim ve cahil olduğuna değil, aksine insanın üstünlüğüne ve asaletine işaret etmektedir. Ayetin sonunda "Doğrusu o çok zalim ve çok cahildir" ifadeleri ise, "O çok kahraman ve çok gözü karadır" anlamında bir teşbih olsa gerektir veya "Asıl bu emanete riayet etmeyenler, cahillik etmekte ve kendi kendilerine zulmetmektedir" anlamındadır.
Çünkü herkes ve her şey imtihanı kaybetmek korkusuyla, Allah'ın arz ve teklifinden kaçarken, insan kendini riske atarak bu emaneti kabullenmiş ve Rabbinin iradesine kendini kurban etmiştir.
Yine ayetin sonunda ifade buyrulduğu gibi; mü'minlerle münafıklar ve müşrikler anlaşılsın, ayrılsın ve hak ettiğine ulaşsın diye bu imtihan yapılmaktadır.
Zaten insan iki yönlü yaratılmıştır. O'nun maddesi çamurdan, manası ilahi ruhtandır. Allah (c.c) insanı balçıktan şekillendirmiş, ama ona kendi ruhundan üflemiştir.[9]
"Venefahtü fihi min ruhi" (Ona kendi ruhumdan üfledim…) hitabına ve iltifatına mazhar başka bir varlık yoktur. İşte bunun içindir ki, madde ve manasını dengede tutan, ruhi özelliklerini geliştiren ve koruyan kimseler meleklerden de üstün konuma gelmekte, Rabbiyle münasebet peyda etmekte, ama nefsinin ve maddesinin kölesi ve hizmetçisi olanlar çamurlaşmakta, çirkefleşmekte ve hayvanlardan da aşağı düşmektedir. Ve işte böylece: "Biz insanı en güzel biçimde halk ettik. Sonra onu aşağıların aşağısına çevirdik"[10] ayeti tecelli etmektedir. Ahsen-i takvime mazhar yaratılan insan, kıymetini bilmeyince "Esfele safilin"e düşmektedir.
Cenab-ı Hak Zülcelal Hazretleri'ne hakkıyla halife olabilen ve O'nu gerçekten temsil eden en büyük şahsiyet Hz. Muhamed Mustafa (s.a.v) Efendimizdir. Diğer nebiler ve veliler derece derece bu şerefe mazhar olmuşlardır. Bütün mü'minler ise kendi çağlarında Allah'ın dinini ve adalet düzenini hakim kılarak ve örnek bir medeniyetler kurarak Allah'ın hilafetini birlikte gerçekleştireceklerdir.
İslâm'ın adaletini ve insanlığın saadetini, sağlamak gayreti ve ciddiyeti bulunmayan kimseler, Allah'ın halifesi olamazlar ve "emanetin" gereğini yerine getirmiş sayılamazlar.
Velhasıl yeryüzündeki insanlar, ya Allah'ın halifeleri veya Şeytan'ın vekilleridir.
Çünkü;
"İnsan var ki; gönlü arşı Rahman'dır
İnsan var ki; sakın, çünkü Şeytan'dır
Öyle İnsan var ki; alemlere sultandır
İnsan var ki, yeyip yatan hayvandır"
Evet, insanla hayvanın asıl farkı ve fazileti; süslü giysileri, güzel yemekleri ve son model binekleri değildir. Çünkü en kıymetli kürkleri kutup ayıları giyinmekte, en tatlı yiyecekleri yaban ayıları tüketmektedir.
İnsanın gerçek özelliği ve güzelliği ise, onun inancı ve ahlakı ve başkalarının mutluluğu için yaptığı fedakârlığıdır. Yaratanına hürmet, yaratılana ise merhamet etmeyen, kendi rahatı ve menfaatı için başka insanları ezmeyi ve sömürmeyi kahramanlık zanneden… Hatta doyumsuz kazanma ve lüks yaşama hırsıyla; hayvanları, ağaçları ve denizleri ve tüm doğal varlıkları katleden insanlar, Kur'an'ın ifadesiyle "Hayvanlardan çok aşağı" birer canavar hükmündedir.
[1] Bakara: 28
[2] İbrahim: 33
[3] Bakara: 30-33
[4] Bakara: 34
[5] Mü'minun: 115
[6] Zariyat: 56
[7] Beled: 10
[8] Ahzab: 72-73
[9] Hicr: 28-29
[10] Tin: 4-5

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
Onca badireler atlatılmasına, bir çok mucizevi olaylara şahit olmalarına rağmen, Samiri düşünce yapısında olan kafalar…
Bazen sohbetini Bazen hasretini Ve rüyalardaki rüyetini özlerim!.. Bazen, gönlüme gül diken Gözlerini… Bazen, çıbanlarımı…
İnşaAllah Sonları Gelsin! Türlü türlü eziyet ve zulümler yaşandı, yaşadık, hâlâ da yaşıyoruz... Fakat şunu…
Mustafa Kemal ve Milli Mücadeleyi anlayamayan… Necmettin Erbakan ve Milli Görüş’ü anlayamayan…. Küçük beyinlerle büyük…
Büyük değişim ve devrimler büyük liderler ile yapılırdı. Ülkede doğru dürüst fabrika yokken bir ülke…
Kuranı Kerim’in ilk emrinin oku emri olduğunu makaleyi okuyunca bir kez daha anladım. Gerçekleri örtenler…
AZİZ ERBAKAN HOCAMIZ 1974'TE KIBRISA HAREKAT EMRİNİ VERDİĞİNDE AKLINDA KIBRIS'IN TAMAMINI ALMAK VARDI VE ALMAKTA…
Bu müthiş şiirin; Hocamızın, şahsı manevisinin, kutlu projelerinin hızır gibi yetişeceği, ABD ve AB ye…
Ne yazık ki ülkemiz dört bir yandan kuşatılırken siyasetçilerimiz yine yanlış tarafta yer almanın yolunu…
Kirli isen İsrail’e yarar ver Makam için, Türkiye’ye zarar ver Milli misin, zilli misin, karar…