İngiliz işgali döneminden beri manda politikalarının koordinatları şöyledir:
– Irak'ın kuzeyinde yaşayan ve çoğunluğu meydana getiren Türkleri, Türkiye ile birleşmekten alıkoyacak bir etnik ve dini kuşatmaya tabi tutmak.
– Kürtler'i Araplara karşı örgütlemek ve kullanmak.
– Araplar arasında mezhep çelişkilerini körükleyen bir siyaset izleyip. Sünni ve Şii kesimleri birbirine karşı kışkırtmak ve kırdırmak.
Şii ve Müslümanları birbirine düşürmek isteyen çevreler, 12 imamdan 2'sinin bulunduğu türbeye saldırı düzenledi. Türbeye ağır hasar verildi. Sünni Vakfı saldırıyı kınadı. Ama ardından 2 camiye saldırıya geçildi. Bu provokatif olay, geçen yıl Basra'da iki İngiliz casus askerinin Arap kıyafetiyle polis karakoluna saldırısına benzemekteydi.
Irak'ın başkenti Bağdat'ın kuzeyindekiSamarra kentinde şiddetli bir patlama olduğu, patlamada ülkenin en ünlü türbelerinden Askariye türbesinin büyük hasar gördüğü bildirildi.
Polis yetkilisi, patlamanın 12 imamdan 2'sinin mezarının bulunduğu, altın kubbesiyle ünlü Askariye türbesinde meydana geldiğini söyledi. Kent sakinleri de patlamada ölen ve yaralanan olmadığını, ancak türbenin geniş çaplı hasar gördüğünü kaydetti.
Sistani'den, protesto çağrısı
Irak'ta Şii türbelerinde meydana gelen patlamalar üzerine Şii lider Büyük Ayetullah Ali Sistani protesto çağrısında bulundu. Başkent Bağdat'ın kuzeyindeki Samarra kentinde Şiilerin kutsal Askeriye türbesinde büyük bir patlama olmuştu.
Sistani'nin Necef'teki bürosundan yapılan açıklamada, Şiilerden kendi vilayetlerinde barışçı protesto gösterileri yapmaları ve protesto için Samarra'ya gitmemeleri istendi.
Açıklamada ayrıca 7 gün yas ilan edildiği belirtildi. Irak Başbakanı İbrahim el Caferi ise saldırıyı kınadı ve 3 gün yas ilan etti.
Caferi Irak televizyonundan canlı yayınlanan konuşmasında saldırıyı, "bütün Müslümanlara yapılmış bir saldırı olarak" niteledi ve halkı "İslami birliği güçlendirmek ve Irak'ın ulusal kardeşliğini korumak için daha fazla dikkat göstermeye" çağırdı.
Camilere çirkin saldırı
Öte yandan, Bağdat'ta ve Basra'da da Sünnilerin camileri saldırıların hedefi oldu. Protesto gösterilerine yol açan Şii türbesine düzenlenen saldırıdan sonra bazı Şii liderler itidal çağrısında bulunurken, başkentte ve Bağdat'ta en az 6 Sünni camiine saldırı düzenlendiği haber verildi.
Basra'da ayrıca bir Sünni partisinin muhafızlarıyla Şii milisler arasında silahlı çatışma çıktığı kaydedildi. Ülkede Şii ve Sünniler arasında başka çatışmaların çıkmasının engellenmesi için bazı bölgelere güvenlik gücü takviyesi yapıldığı belirtiliyor.
Sünni vakfı saldırıyı kınadı
Bu arada hükümete bağlı Sünni Vakfı saldırıyı kınadı ve olayı araştırmak için Samarra'ya bir heyet göndereceklerini açıkladı.
Patlamadan sonra türbe etrafında toplanan ve ellerinde Irak bayrakları, Şii dini simgeleri ve Kur'an-ı Kerim taşıyan binlerce kişi gösteri yaparken, Samarra'daki cami ve türbelerdeki din görevlileri, saldırıyı kınadı ve halkı protesto gösterisine çağırdı. Bağdat'ın el Sadr mahallesindeki Şii liderler de protesto çağrısında bulundu.
Necef'te protesto gösterisi yapıldı
Irak'ın Necef kentinde binlerce kişi, Samarra'daki Şii türbesine saldırıyı protesto etti. Bölgedeki Reuters muhabiri, 2000 dolayında kişinin, "Şiiler ayaklanın" ve "Şiiler öç alın" gibi sloganlar attığını bildirdi.
Irak'ta dini ve etnik çelişkiler ve mozaiğin parçalanması:
Irak coğrafyasında ABD işgaliyle gündeme gelen politikaların temel dinamikleri parçalayıcı, kışkırtıcı, eriticidir. İngiltere'nin 1. Dünya Savaşı ertesinde uyguladığı siyasetlerin oluşturduğu birikim, küresel ideolojinin tek yanlı iktidar süreçlerine akmaktadır. İngiltere'nin sömürgelerinde uyguladığı ve kalıcı bir işgalin kurumlarını dayandırdığı stratejik dizge Amerikan çıkarları doğrultusunda yenilenerek yürürlüğe konuluyor. Bu dizgeye göre: İşgal e-dilen bölgenin dini, etnik, kültürel azınlıklarını kendi hedefleri doğrultusunda Örgütleyerek, çoğunlukta olan unsurlara karşı kışkırtmak ve idari erkin bir kısmını bu azınlıklara aktarmak esastır. Ayrıca çoğunlukta bulunan unsurun dini, sosyal, siyasal açıdan potansiyel çatışma dinamiklerini açığa çıkarmak yine söz konusu dizgenin esaslı düzenleme ve uygulamaları arasında yer alır.
Irak'ta yaşanan sürecin tarihsel geçmişinde ayrımcılığı, bölünmeyi siste m l eştiren Manda döneminde yaşananlar, günümüzün karmaşık tablosunda ön plana çıkan dini, sosyal, siyasal, etnik çelişkilere ve çatışmalara ışık düşürüyor.
İngiliz işgali döneminden beri manda politikalarının koordinatları şöyledir:
– Irak'ın kuzeyinde yaşayan ve çoğunluğu meydana getiren Türkleri, Türkiye ile birleşmekten alıkoyacak bir etnik ve dini kuşatmaya tabi tutmak.
– Kürtler'i Araplara karşı örgütlemek ve kullanmak.
– Araplar arasında mezhep çelişkilerini körükleyen bir siyaset izleyip. Sünni ve Şii kesimleri birbirine karşı kışkırtmak ve kırdırmak.
Günümüzün siyasi ve ekonomik koşullan çerçevesinde bu politik koordinatların işlevsel özünden vazgeçilmeksizin yeni çatışma unsurları ekseninde Irak'ın dağıtılma süreci yürürlüktedir. Demokrasi/ insan haklan ve serbest piyasa ideolojisinin kamufle ettiği süreç toplumsal birlik hedefi ile yüceltil irken, her etnik unsur, dini topluluk özerk örgütlenme ve gelecek stratejileri ekseninde ayrışmakta, yönetsel kurumları, geçici bir denge durumunun diplomatik zorunluluğu çerçevesinde değerlendirilecek güç adına kullanılacak merkezler olarak görülmektedir.
Toplumsal meşruiyet kaynakları çürümekte, dini temellere dayalı yapılar, aşiretler, tarikatlar, cemaatler dışındaki devlet kurumlarının ve sosyal ilişkilerin tahribi bölünme dinamiklerini büyütmektedir. Gelişmeler, komprador bir ekonominin ılımlı İslam adı altında savunulmasına yönelik bir programın yürürlüğe konulduğuna işaret etmektedir. Diğer yandan Irak toplumunun laik bir eğitim, kültürel birikim, sosyal kurumlaşmada kat ettiği mesafe, geriye dönük güçlerin tehdidi altındadır.
Irak'ta gelişen patlayıcı sürecin yaratacağı sonuçlar tüm Batı Asya'da etkisini gösterecektir. Bu nedenle, ülkenin dini, etnik, siyasal yapısının ve çelişkilerinin incelenmesi, iç bağlantılarının, örgütlenme biçimlerinin, ortaya çıkardığı sorunlar ile bölgenin diğer ülkelerine etkilerinin sürekli ilgi konusu yapılması zorunludur. Çığırından çıkmış bir dünyanın çelik çekirdeği Batı Asya'da Irak'tadır.
ŞİİLER:
Irak'ta Şiilik, Şiiler ve Şii İslamcılık, sosyolojik birer kategorinin ayrımsız yekpare, bütünlüklü çerçevesi içinde değerlendirilir. Bu sosyo-kültürel varlık temelinde dini öz, kendi başına toplumsal ve siyasal bir dünyaya ilişkin birleştirici bir alan yaratıyormuş gibi tek biçimci bir niteliğe bürünür. Şiiler içindeki toplumsal ve kültürel çeşitliği İhmal eder. Şii İslamcılığı ve Şii cemaatçiliği farklı cemaat gruplarına, siyasi örgütlenmelere mensup, değişik ideolojik yapılanmaların söylemlerini kapsayan çok sayıda kesimi içerir. Bu nedenle, Şia, belli bir grubu bir diğerinden dini terimlerde farklı kılabilen, ama bu grubun içerisindeki toplumsal, kültürel bakımdan, ayrışan yönleri hiçbir zaman özgün yanlarıyla ele almayan bir adlandırmadır. Oysa Irak Şiileri; toplumsal örgütlenme biçimleri, e-konomik faaliyet tarz ve çıkarları, zengin-yoksul ulema kesimleri, köyde, kentte yaşayanlar, aşiret bağlantısı bulunanlar, Mellaklar (yani devlet tarafından toprak sahibi yapılanlar), Arap olanlar ve olmayanlar gibi birçok özellikleri ile ayrışmaktadırlar. Necef, Kerbela, Şamara ve Kazimeyn gibi önemli Şii merkezlerinde oturan ulema arasındaki ayrım çizgileri yanında bu şehirlerin kendilerine has haklara sahip konumları dikkate değer çelişkili noktalandır. Irak Şiileri, Farisiler, Türkmenler, Araplar üzerinden etnik çizgilerle de farklılaşıyorlar. Irak Şiiliği, İran'da olduğu gibi aşiret hayatı ile şehirli kesimleri harekete geçirecek ölçüde güçlü ibadethane ağları, camiler, mali şebekelere sahip olmadı. Şii u-lema, aile ve şehir gibi kadim dayanışma odaklarınca da bölünmüştür. Müçtehitler arasında geçici dönemler dışında birlik yoktur. Irak'ta devletin yürüttüğü modernizasyon programı önceleri özerk din adamları sınıfının tekelinde olan yasanın, eğitimin ve vergilerin toplanması işlevlerini, tümünü üstlendi. Irak'ta art arda gelen rejimler, dini kültürel alanları denetim altında tutmak ve devletin dinden kontrollü bir biçimde ayrılmasını sürdürmek için büyük çaba gösterdiler. Sünni dini müessese devlet denetimine alınırken, laikleştirme ilkesi temelinde tüm özerk Şii yapılanmaları sert uygulamalarla devlet karşısında etkinliklerini yitirdiler. Tüm Kutsal Şii kentlerinin mali özerkliği ve zenginliği denetim altına alındı. Aynı zamanda din adamları sınıfı politika alanının dışına çıkarıldı, toplumsal statüleri ve itibarları zayıflatıldı.
1958'de Monarşi'ye son verilmesinden sonraki dönemde Şiiler Davet-i İslamiyye'yi veya yaygın adıyla Davet Partisi'ni kurdular. El-Sadr'ın kurduğu bu partiye Büyük Ayetullah kabul edilen Ayetullah Muhsin El-Hekim destek vermedi. Günümüze akan çizgide bu en Önemli Şii siyasi örgütü genç bir reformcu rnüçtehitler kuşağı ve din adamı olmayan çeşitli Şii gruplarına dayanır.
Şiiler Irak'ta 1963'ten itibaren Baas'tan dışlandılar. Baas'ın tüm örgüt cihazı ve Önemli devlet kurumları yoğun biçimde Sünni Arapların denetimine girdi. Bu temelde büyüyen tepki ve çelişkiler 1968-1970'de, 1974-1975'te ve 1977'de çatışmalara neden oldu. İran İslam Devrimi sonrasında Irakta meydana gelen olaylar ise Irak-İran savaşının gerekçeleri arasındaydı. 1991'de ki Şii ayaklanması da rejim tarafından sert bîr biçimde bastırıldı.
Şiiler açısından önemli bir dönemeçte 17 Kasım 1982'de Muhammed Bakır EI-Hekim tarafından, Tahran'da "Irak İslam'ı Devrim Yüksek Meclisi"nin ilanı oldu. Bu örgüt ile Irak'ta ki İslamcı eylemcilik adına, kuşatıcı bir yapı oluşturmak planlanıyordu. Bu örgütün oluşumunda İ-ran'ın etkisi ve belirleyici rolü büyüktü. Ancak, Irak'lı Şii grupları birleştirmeye yönelik hiçbir İ-ran girişimi başarılı olamadı,
Ulema grubu içindeki güç dengesi, siyasi örgütler arasındaki fiili güç ilişkileriyle örtüşmüyordu. Bu nedenle "Irak İslam Devrimi Yüksek Meclisi" parçalanmış Iraklı İslamcı grupların idari birliğini gerçekleştiremeyen İran destekli bürokratik bir yapıya dönüştü. Iraklı Şii İslam grupları, İran'dan gelen baskılara rağmen, eylem biçimlerini ve stratejilerini kendi ulusal gerçekliklerine göre tanımlama ve yürütmedeki özerkliklerini öne sürerek tepki gösterdiler. Ancak, Iraklı Şii grupların İran'da üslenmiş olmaları onları zayıflatan bir unsur oldu. Dirençleri kırıldı ve İran savaş aygıtıyla işbirliği, İran'ın Irak topraklarını işgaliyle birlikte ulus karşıtı bir niteliğe büründü. Davet Partisi ve Irak İslam'ı Devrim Yüksek Meclisi, İran- Irak Savaşı boyunca Şii kimliğine ideolojik bir içerik kazandırdı. Bu ideolojik- politik Öz, Şiiliği ulusal temellerden kopardı ve yaptırımlar döneminde bu kimlik kurumsallaştı.
Şii din adamları sınıfı gelenekçiler ile reformcular arasında, yani modern örgüt çağrısında bulunanlar ile merci- mürid ilişkilerinin yeniden güçlendirilmesini savunanlar arasında bölünmüştür. Şii ulema, soy çizgisi, şehir, etnik hatlarla dilim dilim parçalanmıştır. Şiiliğin özünü teşkil eden Merciiyye Kurumu darmadağındır. Bu dağınıklık Kerbela, Necef, Kazımiye kentleri uleması veya müçtehitlerin Arap, Farsi kökenlerine ilişkin vurgular ile ideolojik, siyasal bölünmelerde tezahür etmektedir. Şii kimliğinin kültürel alanları ve kitle hareketliliğini besleyen a-raçları dağınıktır. Şii mercii kurumu ile Davet Partisinde simgelenen siyasal alanı denetim altına alamamıştır. İran Devriminin, harekete geçirme, örgütleme araçları, din adamı şebekeleri Irak Şii hareketi açısından söz konusu değildir. Irak'ta güçlü temellere dayalı bir Şii kimliği oluşmamıştır. Farklı Şii sınıflar, katmanlar ve gruplar yani din adamları, tüccarlar, modern orta sınıf, köylüler, toprak ağaları hepside farklı hayat tarzlarına, değer sistemlerine, ekonomik çıkarlara, siyasal yönelimlere sahiptirler.
Şii olma duygusu varlığını korumakla birlikte asıl modern toplumsal biçimlenmeler, işgalin dağıtıcı etkilerinin belirdiği döneme kadar varlığını korumuştur. Dini kültürlerinde bile farklı Şii kesimleri değişik dindarlık biçimlerine sahip bulunmaktadırlar. Şiilerin imtiyazsız alt orta sınıflarının kırdan kente göç sonucunda yarattığı toplumsal değişim dikkate değer. Bu unsurlar Şii hareketleri içinde halen önderlik özlemi çekiyorlar. Toplumsal, ideolojik, ekonomik imtiyazlarını koruyan ulema ile bu kesim arasındaki ittifak kapsamlı çelişkileri barındırmaktadır. Yaptırımların tahripkâr etkileri neticesinde, Şii gücünün bölünmesi yoğunlaştı. Cemaat şebekelerine sahip yeni dini güç merkezleri ve Mukteda el- Sadr gibi ağırlıklı olarak yoksul kesime dayalı liderler ortaya çıktı. Yaptırımlar ve işgal süreci Şii kimliğini alabildiğine siyasallaştırdı. İran tarzında toplumsal ve siyasi dinamiklere dayalı bir Şiiliğin Irak'ta bulunmaması Mukteda Sadr dışındaki Şii grupların ABD ile uzlaşmasını getirdi. Irak Şiileri'nin İran'la ilişkileri bu ülkenin uzantısı oldukları anlamına gelmiyor. Irak Şiileri arasında modern toplumsal, siyasal, sosyal kurumlar ve laik eğitim kurumlarının yıkılması sonucunda güç kazanan ulema, Amerikan karşıtlığına ideolojik bir muhteva kazandırmadı. Irak Şiileri arasında ABD işgaline yönelik tepkiler mezhepsel ve ideolojik temellerde gelişmiyor. Geleneksel gücünü toplumsal denetim, eğitim, sosyal yaşam üzerindeki etkinliğini yeniden elde ederek sağlamaya çalışan Şii ulema başta Ali Sistani olmak üzere siyasal çatışmaların dışında kalmayı yeğlemektedirler. Necef ve Kerbela'nın Şii ulemasının politik sürece aktif katılımın dışında kalmaları ABD'nin Irak'taki işini kolaylaştırmıştır. Bu kesimler uzun süre aktif siyasetin dışında kalmayacaklardır. Ulemanın önemli isimleri I-rak'ta oluşturulan yönetsel yapıda görev almamakla birlikte anayasal süreci etkilemeye çalışmaktadırlar. Geleneksele Şii kesimlerin İran etkisi altında olduğuna inanan ABD, savaş sürecinde İran'ın nüfuzunu kırma adına bu grupları dışladı. Ancak zaman içinde bu gruplar ABD işgal yönetimi ile işbirliği yaptılar ve Irak Geçici Yönetim Konseyi'nin temel unsurları oldular. Süreç içinde dini temellere dayalı bir devlet ve toplum programı bulunan bu gruplar ile ABD arasında sıkı bağlar oluştu. Aşağıdan yukarıya örülecek bir "ılımlı" planla Irak Şiiliğini ABD'nin lideri olduğu küreselleşmeye bağlayacak bu gruplar, radikal Şiilerle de çatışma halindedir. Bu radikal hareketlerin en önemli temsilcisi Mukteda Sadr, Iraklı Şii din adamları ve partileri tarafından desteklenmezken, yoksul Şiiler arasında büyük bir taraftar kitlesine sahiptir. Sadr ile ABD arasındaki gergin ilişki Irak'lı Şiiler'in genel strateji ve politikalarına terstir. Başlangıçta, Sadr'a destek veren İran'da, ABD ile ciddi gerginliklere neden olacağı ve Iraklı Şiilerin yönetimden dışlanmasını getireceği için Sadr'a desteğini iyice sınırlandırmıştır. Mukteda Sadr'ın taklit mercii olarak kabul ettiği ve Halen İran'da yaşayan Ayetullah Kazem Haryiri'de ondan desteğini çekmiştir.
Iraklı Şiiler dini anlayışlar yanında liberalizm, sosyalizm, komünizm, Siyasal İslam akımları arasında parçalanmıştır. Yıllar süren savaş, yaptırımlar, işgal sonucunda dağılan toplumsal yapılar geleneksel Şii din adamlarının gücünü yoğunlaştırmaktadır. Sorun çözme kapasitesi gelişmiş, ortak karar alma yeteneğine, laik toplum görüşüne sahip, ordu-bürokrasi ve politikacılar kesiminin dağıtılmasının açtığı boşluğu ge-leneksel-mezhepsel güç odaklan doldurmaktadır. Din adamlarının artan toplumsal ve siyasal nüfuzu, Irak'ın sosyal yapısının çelişkilerini keskinleştirmektedir.
Davet, Irak İslami Devrim Yüksek Meclisi, Mithak el-Şia, Muvafak el-Rubai gibi Şii İslami partiler arasındaki ortak noktalar sınırlıdır ve halen Sadr kampına karşı Ayetullah Sistani'nin desteğine ihtiyaç duymaktadırlar.
Irak'ta 1921'den beridir ülkede varolan tüm siyasal-ideolojik yönelimler yeniden ortaya çıkmıştır. Eski ve yeni tüm unsurların karşı karşıya geldiği bu dinamik yapı belirsizliği arttırırken şimdilik yoğun bir anti-laik yönelim içinde olmayan Şii ulema toplumsal iktidarını artırmaktadır.
SÜNNİLER:
Irak'ta nüfusun %97'si Müslüman, %3'ü Hıristiyan ve diğer dinlere mensuptur. Müslümanların %60-65'i Şii, %32-37'si Sünni'dir. Sünniler Araplar arasında azınlıkta, Kürtlerde ise çoğunluktadırlar. Baas (Diriliş) Partisinin önde gelen kadroları Sünni idi. Sünni Arap azınlığın iktidarı, Baas ideolojisinin tüm Arap dünyasında kabul görmesini engellemiştir. Baas Partisi, Sünni azınlığa dayanmakla birlikte dini temelleri ön plana çıkaran bir ideolojik yaklaşımı benimsememiştir. Parti ideolojisi özde laiktir. Dini otoriteler devletin modernleşme süreçlerine müdahale araçlarından yoksun kılınırken, akılcı değerlerin sistematik savunusu temel ilke sayılmıştır. Kişisel düzeyde kabul edilen dini hakların kamu alanına müdahalesi önlenirken, devlet stratejisinin zorunlu kıldığı durumlarda bir meşruiyet rezervi olarak dinden yararlanılmıştır. İslami değerler temelinde Sünnilik, Arap milliyetçiliğinin ötesinde Irak milliyetçiliği ile kaynaştırılmıştır. Baas, Irak milliyetçiliğini antik tarih've İslami mecazlarla bütünleştirmiştir. Aşiret ilişkileri ile iç içe gelişen Sünni dayanışması, devletin üst düzey askeri-sivil bürokrasisini birleştiren İdeolojik haccın temel unsurları arasında idi. Saddam Hüseyin rejimi, İran İslam devriminin yarattığı basınç, İran'la ve ABD ile savaş yaptırımlar, temelinde ortaya çıkan krizlere dini vurguları ön plana çıkaran söylemlerle cevap vermiştir. Saddam Hüseyin'i Peygamberlerle aynı soyağacında gösteren biyografiler hazırlanmış, kendisi 1980'de Hacı olmuştur. İran'la savaş sürecinde, rejim propagandası içindeki İslami vurgu giderek genişleyip güçlenmiştir. Ancak savaşın doğurduğu insan gücü ihtiyacı ve erkeklerin cepheye gitmesi kadınların aktif yaşama girmesini hızlandırmıştır. 1980'de öğretim görevlilerinin %46'sını, diş doktorlarının yine %46'sını, eczacıların %70'ini kadınlar oluşturuyordu. 1979 yılında yürürlüğe konulan zorunlu eğitim yasası laik içerik taşıyordu.
İşgal sonrasında kültürel, siyasal, ekonomik dokusu parçalanan Irak'ta Baas rejimi ile özdeş görülen Sünni Araplar hızla idari aygıtlardan dışlanmıştır. ABD'nin stratejik inisiyatifleri temelinde ulus-devlet hayatiyetine son verilen ve "sen küçül ben büyüyeyim" mantığı çerçevesinde tüm silahlı kuvvetleri tasfiye edilen Irak'ta Sünnilik direnişin ideolojik etiketine dönüştürülmüş ve tüm iletişim araçları bu mezhepsel ayrımı ön plana çıkararak sürecin gerçek dinamiklerini örtmüşlerdir. 385 bin kişilik düzenli ordu, 285 bin kişilik polis ve yerel güvenlik birimleri, içişleri, istihbarat bürokrasisi ile 50 bin Cumhuriyet Muhafızı tek seferde ihraç edilirken, güvenlik kuvvetlerinin nüfusa oranı, bir gecede 1000 kişi başına düşen 43 görevliden, 1000 kişi başına düşen 3 görevliye düşmüştür. Aşiret bağlan ile pekişen mezhepsel dayanışma, Sünni kökenli güvenlik kuvvetleri ve bürokrasiyi direnişin temel gücüne dönüştürürken, laik devlet program, strateji ve gelecek kurgularının yerini kuşatılmış bir mezhep kimliğinin mağduriyeti almaktadır.
Kürt Sünni kesimler arasında tarikatlar yaygın olmakla birlikte eskisi kadar güçlü konumda değildirler. Nakşibendi ve Kadiri tarikatları, Kürtler arasında Sünni kökenli başlıca dini örgütlenmelerdir. Iraklı Kürt liderler Mesud Barzani ve Celal Talabanİ aşiretsel kökenlerinin yanında güçlü tarikat yapılarına dayanmaktadırlar. Körfez Savaşı'nın başlangıcından itibaren İran, Irak Kürtleri arasında dini örgütler kurmaya çalışmış ancak başarılı olamamıştır. "Irak İslam Devrimi Yüksek Meclisi"nin tek Kürt üyesi Şeyh Muhammed Necib Berzenci oldu. Özellikle İran'la iyi ilişkilerin olduğu dönemde Celal Talabani, 1980'de "Kürt Müslüman Ordusu" adlı bir Örgüt kurdurdu. Silahlan KYB tarafından sağlanan bu örgütün başında Abbas Şabak bulunuyordu. Kürt liderlerin gerek duyduklarında dini temellere dayalı silahlı örgütler kuracağına ilişkin bu örnek Talabani'nin ilkesel laiklik açıklamaları ile birlikte değerlendirilmelidir.
İdris ve Mesud Barzani'nin kuzenleri olan Barzan Şeyhi Muhammed Halid, 1985 yazında sahneye çıkarak kendini "Kürt Hizbullahı" ilan etti. İran'ın silahlı desteğini alan bu örgüt oldukça iyi silahlanmıştır ve Bahdinan'da etkilidir. Aşiret düzeni ile bütünleşen tarikat şebekeleri, liderler açısından halen bir meşruiyet kaynağı olduğu gibi bölge ülkelerine karşı stratejik bir koz olarak kullanılmaktadır. Ortak tarikat mensubiyetleri, bölge ülkelerinin sosyal yapılarında hatta parlamentolarında Kürt milliyetçiliğini kamufle eden bir işleve sahiptir.
Sünni Araplar tüm iktidar kurumlarının, bürokrasinin dışına itilirken Sünni Kürtlerin ön plana çıkması, radikal-mezhepsel direnişi körüklediği ölçüde ABD'nin "ılımlı İslam" politikasının gündeme gelmesi ve bunun Irak'ı parçalayacak bir iç savaşa dönüşmesi ihtimal dahilindedir. Dine karşı din stratejisinin tüm bölgeye yayacağı zehirleyici ortam ise "ılımlı" bir siyasi model ile göğüslenemeyecek boyutlara ulaşabilir.
Irak'ta Baas rejimini yıpratma kampanyaları sırasında farklı dini grupların kendi içlerinde örgütlenmesi ABD tarafından desteklenmiş, bu ise söz konusu grupların bilincini geliştirmiştir. Irak'ın bütünlüğü açısından patlayıcı bir dinamik gelişmektedir. Bu örgütlenme ve bilinçlenme, ABD safında yer alan Kürtlerle diğer Sünniler arasındaki zaten zayıf olan dayanışmaya darbe vurmuştur. Iraklı Kürt liderler, l. Dünya Savaşı sonrası geliştirilen Venizelos modeline uygun bir biçimde oluşturulan siyasetlerle I-rak'ın dağılma riskini arttırmaktadırlar. Dini gelenek, kurum, ilişkiler zinciri, Irak'ta laik temellerin dağıtılması ile birlikte toplumsal dokuları parçalayan ve işgali sürekli kılacak çelişkileri besleyen bir içerik kazanmaktadır.
YEZDANİLER:
Iraklı Kürtler arasında eskisi kadar etkinliği kalmayan bu inanç akımı son dönemlerde yoğun bir inceleme, araştırma, istihbarat konusu olarak ABD ve İngiltere'nin gündemindedir, Kürtçe'de Yezdan'ı olarak bilinen, geniş anlamda "Melekler Mezhebi" olarak adlandırılan bu eski dinin özgün bir Kürt inanç sistemini temsil ettiğine dair bir propaganda faaliyeti Irak'ta canlandırılmaktadır. Yezidilik ve Ehl-i Hak olarak bilinen akımlar Yezdaniliğin kollarıdır. Zerdüştlük ve Yezdanilik birçok ortak özelliği paylaşmaktadır. Yezdaniliğin "milli" özellikleri içeren bir Kürt dini olarak sunulması ve diğer dinlen bünyesine katma boyutuna ilişkin vurgular son yıllarda tüm Kürt yayınlarında yoğun biçimde yer almaktadır. Yezdaniliğin Semavi bir din olmadığı, Zagros dağlarına özgü bir inanç sistemi ile Aryen tarzı bir üst yapıya dayandığına yönelik tespitlerin, ABD ve Avrupa'da yaşayan Kürt akademisyenler tarafından gündeme getirilmesi kayda değer. Yezdanilik İslam dışı bir öğreti sayılmaktadır. İslam'dan binlerce yıl önce Kürtlerin dini inancı olduğu belirtilen Yezdanilik tarikatlar üzerindeki etkinliği ile araştırılmaktadır. Hıristiyan misyonerlerin 18. yüz yıldan itibaren Yezdanilik üzerinde çalıştığı bilinmektedir. Bu çalışmalar neticesinde Kürtçe İncil ve eski bazı metinler misyonerler tarafından basılıp dağıtılmıştır. Kuzey Irak'ta Hıristiyan ve Bahaî misyonerlerin öncelikli hedefi Yezdaniliğe inanan Kürtlerdir.
YARISANİLER:
Ehl-i Hak, Aliullahl olarak da bilinen Yarısaniler Irak ve İran'da yoğunlaşmışlardır. Yarısaniliğin önemli ismi Sultan Sahak ya da İshak 11.-13. yüzyıl arası bir dönemde, Süleymaniye'nin güneyinde bulunan Berzenci'de doğmuştur. Yahudi birikiminden oldukça etkilenen Yarısanilik Kuzey Irak'ta fazlasıyla yaygındır. Musul, Kerkük ile Kasrı Şirin arasında yaşayan Bazalan, Kakai, Sarılı Kürtleri Yarısanidir. Amerikan kaynakları günümüzde Kürtlerin %10-15'inin Yarısani olduğunu Özellikle vurgulamaktadırlar. Irak'ta Yezdanilik ve Yarısanilik canlanmakta, ABD ve Avrupa üniversitelerinde bu konuda yapılan yayınlarda ciddi bir artış görülmektedir.
YEZİDİLER:
Eski İran dilinde "melek" anlamına gelen "yazata" sözcüğünden türetilen Yezidilik, Şerafeddin Bitlisi'nin bildirdiğine göre 1597'de Kürt aşiret ve bölgelerinin büyük çoğunluğunda etkilidir. Irak'ta, Laleş'te bulunan tapınak en önemli Yezidi mabedidir. Cebel Sancar'dan Duhok'a ve oradan da Laleş'e uzanan şeritte çok sayıda Yezidi yaşamaktadır. Irak'ta Yezidilerin Kürtlüklerini ön plana çıkaran ve onları A-rap toplumundan iyice uzaklaştıran bir kampanya gündemdedir.
YAHUDİLER:
Kuzey Irak'ta 1742 ile 1831 yıllan arasında ortaya çıkan veba salgınları Yahudi toplumunu neredeyse tümüyle ortadan kaldırdı. Dağlık alanda yaşayan Kürt Yahudiler zamanla bu boşluğu doldurdular. Bunun sonucu olarak da, "Iraklı" Yahudilere dönüştüler. Yani bir Yahudi Kürt, Arap veya Neo-Arami kökenden değil, Kürt kökenden gelir. Iraklı Yahudiler arasında tarihsel Kürt aşiret adları yaygındır. Adiabane (Erbil)'de bulunan krallık Kürt kabul edilmekte ve dininin Yahudi olduğu Yahudi Ansiklopedisinde de vurgulanmaktadır. M.Ö. 1. yüzyılda çok sayıda Kürt ve Adiabane yöneticilerinin Yahudiliği kabul ettikleri yine Yahudi Ansiklopedisi'nde yer alan bilgiler arasındadır. Ayrıca 17. yüzyılın ikinci yarısında yaşayan Haham Samuel Barzani'nin Kuzey Irak'ta Kürtlerin yaşadığı bölgelerde okullar açtığı, kızı Haham Asenath Barzani'nin ilk kadın haham olarak atandığı belirtilmelidir.
Yahudi Kürtler, Irak-Türkiye ve Suriye-Türkiye sınırına planlı bir biçimde iskân edilmektedir. Yaklaşık 100-150 bin nüfusu olan bu grup İçinden seçilen kişiler 1996'da ABD'nin Guam Adasında eğitime tabi tutulmuşlardır. Bölgede finansal alt yapının oluşumunda, Batılı bazı şirketlerin acente faaliyetlerinde, Irak'ın i-marı için açılan ihalelerde ve arazi satın almada Kürt Yahudiler son derece etkilidirler.. İstisnasız tüm Kürt yazarlar, akademisyenler, bu konuda çalışan yabancı uzmanlar Kürt Yahudi gerçekliğini kabul ettikleri halde henüz Türkiye'nin ö-nemli kültür ve araştırma kurumlarında anti-semitizm etkilerinin yarattığı çekingenlik ölçeğinde bu konuya girilmemektedir.
Kerkük-Yumurtalık hattının yerine Ker-kük-Hayfa petrol boru hattının onarılarak, Suriye veya Lübnan üzerinden sevkıyat projeleri bağlamında Kürtler'in Hayfa limanı ile denize açılması mümkün olacaktır. Irak'ın kuzeyinde yaşayan Yahudi Kürtler'den hareketle önemli bir stratejik mevziiye sahip olan İsrail ayrıca bölge su kaynaklarında söz sahibi olacak duruma gelebilecektir. İsrail'den Irak'a tersine bir göçle Yahudi Kürtler gelmektedir. İsrail'in tarihinde ilk kez Yahudi Kürtlerle dışarıya göç vermesi anlamlıdır. Yahudi Kürtlerin seçilmişlik kurgularına dayalı üstünlük iddiaları diğer inanışlara sahip Kürtlerin tepkisine neden olacaktır. Irak topraklarında seçilmiş ırk teorilerine dayalı bir yapılanmaya yönelik tepkilerin önünü kesmek için Yarısanilik ve Yezdanilik gibi akımlar canlandırılmakta, yedeklenmektedir. Kültür ve din Irak'ta stratejik bir olgu niteliği kazanmaktadır. Kürtlerin bir bölümünün Yahudi soy kütüğüne kaydedilmesi konusundaki ısrar bu olguya en iyi kanıttır. İsrail'de kurulan, İsrail-Küıt Dostluk Merkezi ile onun bünyesindeki Kürt Kültür Merkezi, Kudüs'teki İbrani Üniversitesi'nde açılan Kürt Kültür Merkezi oldukça dikkate değer çalışmalar yürütmektedirler. Bu kuruluşlar ile Amerikan ve Avrupa üniversitelerinde, Kürt Yahudilerle ilgili araştırmalar şimdiden geniş bir kaynakça meydana getirmektedir. Ayrıca özel eğitimli bir bankerler grubu, Fırat'ın Irak güzergâhında ve Hayfa- Kerkük hattında, Kürt Yahudiler için toprak satın almaktadır.
HIRİSTİYANLAR:
Irak'ta Duhok, Erbil ve Musul yakınlarında küçük bir Nesturi Hıristiyan topluluğu bulunmaktadır. Ayrıca az sayıda Keldani Hıristiyan da Irak'ta varlığını sürdürmektedir. Kuzey Irak'ta misyonerlik çalışmaları yapmak üzere Avrupa ve özellikle de Amerika'daki aktif Hıristiyan örgütler arasında yeniden bir ilgi doğmaya başlamıştır. Rönesans sonrası Avrupalıların İncil'i çevirdikleri ilk doğu dili Kürtçe olmuştur. 1780'de ilk ayrıntılı Kürtçe gramer kitabı İtalyan Dominiken Misyoner papaz Maurizio Garzoni tarafından hazırlanmıştır. Oldukça eski tarihe dayalı bu çalışmalar az sayıda da olsa bir Kürt Hıristiyan topluluk ortaya çıkartmıştır. Günümüzde canlanan misyoner faaliyetinin Kuzey Irak'ta yaşayan Kürtler arasında özellikle de Erbil'de verimli bir zemin bulacağını bizzat Kürt yazarlar yayınlarda dile getirmektedirler.
BAHAİLER:
Fars kökenli bir ailenin oğlu olan Mirza Hüseyin Ali'nin yani Baha'ullah'ın önderliğinde gelişen Bahailik Irak merkezli bir akımdır, Baha'ullah bu yeni dini 1863'te Süleymaniye bölgesinde ilân etti. Günümüzde Bahaîlerin en kutsal mekânları İsrail Hayfa ile Bahai'dedir. İngiltere tarafından desteklenen Bahaî Kürtler, ilk Kürt yayınevi olan "Matbaa el- Kurdi"yi 1920'de Kahire'de kurdular. İlk Kürt gazetesi 1898'de İstanbul'da kısa süre için çıktı ve daha sonra merkezini Kahire'deki bu Bahaî yönetimindeki yayınevine taşıdı. Merkezi Londra'da bulunan Bahaîler Kuzey Irak'ta küçük bir topluluk olmakla birlikte dünya çapında örgütlüdürler,
Irak'ta etnik karmaşa ve ABD'nin konumu
Irak'ın etnik bileşimi Türkmen, Kürt, A-rap, Nesturi, Fars, Keldanilerden oluşur. 22,7 milyon civarındaki nüfusun %75'i Arap, %15'i Kürt, %10'u Türkmen ve çok azıda diğer unsurlar olarak belirtilebilir. Bu topluluklar içinde Türkmenler Irak'ın üçüncü asli unsurudur. Telafer, Musul, Erbil, Altunköprü, Tushurmatu, Kifri, Mendeli, Hanekin ve Bağdat'ın güney doğusunda bulunan Bedre'ye kadar uzanan ve "Türkmeneli" olarak bilinen bölge petrol, su, tarım kaynakları açısından stratejik değer taşımaktadır. Türkmenlerin siyasal ve ekonomik bakımdan güç kazanması, muhtemel su savaşlarında, bölgeye yönelik egemenlik projelerinde Türkiye açısından hayati değer taşımaktadır. I-rak'ta Türkmen- Kürt- Arap temelli bir çatışma zemini yaratılmaya çalışılmaktadır. Türkmenlerin mücadelesini böyle bir çerçevede değerlendirmek yanlıştır. Kerkük'ün statüsü de dâhil olmak üzere Türkmenlerle ilişkili tüm sorunlarda karar verecek konumda bulunan güçler ABD, İngiltere ve İsrail'dir. Türkmenlerin birleşik, bütünlüklü ve bağımsız bir Irak'ı savunması, yeni mandacılık programıyla çelişkili olduğu için kuşatılmaları, etkisiz kılınmaları söz konusudur. Ordu, bürokrasi, güvenlik kurumlarının yeni mandacılık temelinde örgütlenme sürecinde Kürtler ön plâna çıkarılırken Türkmenlerin dışlanmışlığı kalıcı hale gelmektedir. Büyük Ortadoğu İnisiyatifi çerçevesinde tüm birlik temelli yaklaşımlar şimdilik kaydıyla benimsenmekte ancak Türkmenler, ABD ile Kürtler arasındaki "imtiyazlı ilişki"ye örtülü tehdit olarak algılanmaktadırlar.
Irak'ın etnik bileşimi, Büyük Ortadoğu İnisiyatifi açısından bölgesel anlamı da olan stratejik bir değer taşımaktadır. "Batı"yı Amerikan liderliği altında Ortadoğu'da yeni bir misyon çerçevesinde bütünleştirmek, bölgenin petrol, doğal gaz, su, tarım kaynakları ile pazarlarını denetlemek amacıyla siyasi, ekonomik, kültürel, dini alanlarda yeni yapılanmalar oluşturmak gündemdedir. Türkmenlerin Irak'ın birliğini ve bütünlüğünü kendi varlık temelleri sayan yaklaşımları, şimdilik Türkiye'nin direnciyle birlikte bu ülkede geçici bir statü tesis etmiştir. Irak'ta ABD'nin istediği gelişmelerin sağlanması, Büyük Ortadoğu İnisiyatifi çerçevesinde; Türkiye'nin, etnik öncelikli adımlar ile "Ilımlı İslam" projesi karşısındaki tutumuna bağlıdır. Türkiye, sahip olduğu etno- sosyal yapı kozu ile hem stratejik bir fay hattı üzerinde bulunmakta hem de büyük bir ulusal politik açılımın imkânına dayanmaktadır. Dolayısıyla Irak'ın etnik- dini çelişkileri olumsuz gelişmeleri tetikleyebileceği gibi uzun soluklu bir bölge stratejisinin temellerini de sağlamlaştırabilir. ABD'nin Irak'taki çatışma zemininden yararlanarak, ideolojik, siyasi ve kültürel yayılmacılığını bir hayat alanı yaklaşımıyla gündeme getirmesi, Türk kültür havzasına olan ilgiyi artırmıştır. İslâm coğrafyasında alternatif yapılar kurma bilinç ve deneyimine sahip Türklerin bu büyük kriz döneminde böyle bir hedeften uzak tutulamayacağı tespiti Türkmenlerin durumunu daha önemli hale getirmektedir. Türkiye Irak'ta ve bölgedeki konumu itibarıyla, ABD, AB, Çin ve Rusya arasındaki güç mücadelelerinde söz hakkını artıracağı ölçüde, Irak kaynaklı etno- sosyal sorunlarla kuşatabilecektir.
ABD'nin Irak'ı işgalini büyük resimdeki yeri ile değerlendirmek gerekiyor. Büyük Ortadoğu İnisiyatifi çerçevesinde, ekonomik egemenlik, jeo- stratejik üstünlük, etnik- sosyal bileşimlerin yeniden yapılandırılması, ulus- devletlerin Irak örneğindeki gibi tasfiyesi veya etkisiz kılınması gündemdedir. Ancak asıl önemlisi ABD'nin Irak'la başlayan organik hâkimiyet kurma girişimidir. Amerika dışsal değil de Irak'a ait bir yönetime dayanma anlamında örtülü- organik hâkimiyet peşindedir. ABD Irak'ta, egemenliğini; varlığını sürekli kılacak tarzda sosyal, siyasal, finansal, kültürel yapılanma ile yerleştirecek bir hazırlık içindedir. Askeri işgal bir süre sonra petrol kaynakları, finansal alt yapı, eğitim sistemi, iletişim ağları, kültürel kurumlar üzerindeki organik hâkimiyete dönüşecektir. Bu hâkimiyetin ekonomik koşulları daha işgalin ilk. günlerinde hazırlanmıştır. ABD işgal yönetiminin 12 sayılı emri, tüm gümrük tarifelerinin ve iç pazarı koruyan her türlü kısıtlamanın kaldırılmasını sağlamıştır. 39 sayılı emir, tüm kamu kuruluşlarının %100 yabancı mülkiyetine yol açacak biçimde özelleştirilmesini, karların vergiden muaf tutularak ülke dışına transferini, ilgili sözleşmelerin en az kırk yıllık olmasını güvence altına almıştır. 40 sayılı emir ile Irak'ta ki tüm devlet bankaları J.P. Morgan'ın denetimine geçmiştir. İthalattan, gelir ve karlardan alınan vergiler ya sıfırlanmış veya iyice aşağıya çekilerek devletin vergi toplama gücü büyük ölçüde tasfiye edilmiştir. Bu tür düzenlemeler meşru bir yönetim oluşmadan hızla uygulamaya konulurken, merkezi devleti ayakta tutan unsurlar, müdahale kapasitesi ve finansal kaynaklar bertaraf edilmiştir. Patlamalı etnik, dini, sosyal yapısı ile birlikte devletin temellerinin çözülmesi, devlet başkanlığı makamının Kürt azınlığın temsilcilerine verilmesi ile yeni bir boyut kazanmıştır. Bu tablo rejim değişikliğini aşan topyekûn bir dönüşüme İşaret etmektedir.
Tarihin yaşadığımız dönemecinde Irak'ın kendi içinde bir son olmadığı görülüyor. ABD açısında Irak, kendi emperyal gücünün jeopolitiğinin ve jeoekonomisinin gelişmesinde bir duraktır. Irak savaşının altında yatan stratejik mantık kaçınılmaz olarak Orta Doğu'da yeni savaş ve iç savaşlar tehdidini gündemde tutmaktadır, ABD, AB, Rusya, Çin, Hindistan ve Japonya arasında derinden gelişen çelişkiler zembereğinin boşalım alanı Orta Doğu olabilir.
Washington'un Irak'ta kalıcı askeri üsler oluşturduğu ve bunlardan vazgeçmeyeceği açıktır. İşgalin sona ermesi ise organik hâkimiyetin İyice yerleşmesi ile mümkündür. Bunun yolu ise Irak'ın dini, etnik, sosyal, siyasal bileşimine müdahaleden geçiyor. Bu tür müdahalelerin sonuçları ise binlerce yılda oluşan toplumsal dengelerin sarsılmasını getirecektir. Irak'ın etnik, dini, sosyal yapısı Orta Doğu'nun minyatürü gibidir. Bu ülkedeki dinamikler başta Türkiye olmak üzere bölge ülkelerini sarsacak niteliktedir. ABD'nin Irak'tan kısa sürede ayrılmasının koşullan henüz olgunlaşmamıştır. Zira bu ülkenin sosyal, dini, etnik, ekonomik çelişkilerinin yeni kompozisyonu ABD'nin askeri varlığını meşrulaştıran sürekli bir kriz temelini beslemektedir. Kaynaklarına, geleceğine, siyasi ve ekonomik bağımsızlığına sahip, ulus-devlet eksenli bir Irak'ın yapılanmasına, demokrasiyi ülkenin finansal, kültürel, İktisadi kaynaklan üzerinde yurttaşın söz hakkı olarak düzenleyen bir anayasal mimariye izin verilmeyeceği ortadadır, Herkesin dini, mezhepsel, aşiretsel aidiyetleri île tanımlandığı bir toplumun ise akıl dışı iç çatışmalarla parçalanması ihtimal dahilindedir. Tüm bu gelişmelerin ABD'yi bölgede kalıcı bir unsur haline getireceği ise günümüz şartlan değişmediği takdirde kaçınılmazdır. Bu konuda tüm bölge açısından yegâne umut; büyük devlet tecrübesi etno-sosyal imkânları, köklü kurumlan ve alternatif kurtuluş çözümleri üretme yeteneğini kurduğu Cumhuriyetle göstermiş, tüm inanç sistemlerine beşeriyetin en önemli kazanımları ölçeğinde eşit mesafede durabilen Türkiye'nin, gelişmelere ağırlığını koymasıdır.[1]
[1] Suat Parlar

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
Yine içimizi dışa döken, halimize ayna tutan bir yazımız olmuş, elhamdülillah!İnsan denen mahlûkatın kâinat ile,…
Makalenin içeriği son derece öğüt verici ders verici tefekküre boğucu uyanık olmamızı ve böylesi bir…
Dışına aldanmayın, bozuk içleri Derlenip def ederiz, soysuz hiçleri Kâfirler ürkütemez, Milli güçleri Eba Eyyub,…
Siyonist işbirlikçilerinin, "ABD'nin ırak'ta savaşan kahraman bay ve bayan askerlerin en az zayiatla ülkelerine mümkün…
Ahmet Hoca haykırır; duyarsız insan Anlamaz duygularım, ayarsız insan Akıl vicdan Kur’an’a, uyarsız insan Sultan…
MİLLİ ÇÖZÜME TAVIR ALANLARA KÜÇÜK BİR HATIRLATMA! Milli Çözüm; Kutuplaştırılmış toplumları barıştırarak yaşanabilir bir Dünya…
Siyonizm'in İran'a 4 bir yandan saldırdığı ve tüm vekil güçlerini bu yolda kullandığı şu dönemde…
Sivil Savunma = Kuvayı Milliye; yani Halkın Silahlı Gücü.Dünyada ve bölgemizde yaşanan çok tehlikeli olayların…
İnsanlar duymak istedikleri şeyler söylendiğinde, bunları yalan olarak görmeme eğilimine kaymıştır. İnsanların büyük bir kısmı…
Gerçeğe dönülmediği takdirde batılıların ülkemizi saha savaşı ile değil ekonomik savaşla,daha çok borca sokarak yeraltı…