YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69ceac62b4002
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 6 1 8
Bugün : 44973
Dün : 56643
Bu ay : 101616
Geçen ay : 1803365
Toplam : 52246674
IP'niz : 216.73.216.113

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

İngiliz işgali döneminden beri manda politika­larının koordinatları şöyledir:

– Irak'ın kuzeyinde yaşayan ve çoğun­luğu meydana getiren Türkleri, Türki­ye ile birleşmekten alıkoyacak bir et­nik ve dini kuşatmaya tabi tutmak.

–  Kürtler'i Araplara karşı örgütlemek ve kullanmak.

–  Araplar arasında mezhep çelişkilerini körükleyen bir siyaset izleyip. Sünni ve Şii kesimleri birbirine karşı kışkırt­mak ve kırdırmak.

 

Şii ve Müslümanları birbirine düşürmek isteyen çevreler, 12 imamdan 2'sinin bulunduğu türbeye saldırı düzenledi. Türbeye ağır hasar verildi. Sünni Vakfı saldırıyı kınadı. Ama ardından 2 camiye saldırıya geçildi. Bu provokatif olay, geçen yıl Basra'da iki İngiliz casus askerinin Arap kıyafetiyle polis karakoluna saldırısına benzemekteydi.

Irak'ın başkenti Bağdat'ın kuzeyindekiSamarra kentinde şiddetli bir patlama olduğu, patlamada ülkenin en ünlü türbelerinden Askariye türbesinin büyük hasar gördüğü bildirildi.

Polis yetkilisi, patlamanın 12 imamdan 2'sinin mezarının bulunduğu, altın kubbesiyle ünlü Askariye türbesinde meydana geldiğini söyledi. Kent sakinleri de patlamada ölen ve yaralanan olmadığını, ancak türbenin geniş çaplı hasar gördüğünü kaydetti. 

Sistani'den, protesto çağrısı

Irak'ta Şii türbelerinde meydana gelen patlamalar üzerine Şii lider Büyük Ayetullah Ali Sistani protesto çağrısında bulundu. Başkent Bağdat'ın kuzeyindeki Samarra kentinde Şiilerin kutsal Askeriye türbesinde büyük bir patlama olmuştu.

Sistani'nin Necef'teki bürosundan yapılan açıklamada, Şiilerden kendi vilayetlerinde barışçı protesto gösterileri yapmaları ve protesto için Samarra'ya gitmemeleri istendi.

Açıklamada ayrıca 7 gün yas ilan edildiği belirtildi. Irak Başbakanı İbrahim el Caferi ise saldırıyı kınadı ve 3 gün yas ilan etti.

Caferi Irak televizyonundan canlı yayınlanan konuşmasında saldırıyı, "bütün Müslümanlara yapılmış bir saldırı olarak" niteledi ve halkı "İslami birliği güçlendirmek ve Irak'ın ulusal kardeşliğini korumak için daha fazla dikkat göstermeye" çağırdı.

Camilere çirkin saldırı

Öte yandan, Bağdat'ta ve Basra'da da Sünnilerin camileri saldırıların hedefi oldu. Protesto gösterilerine yol açan Şii türbesine düzenlenen saldırıdan sonra bazı Şii liderler itidal çağrısında bulunurken, başkentte ve Bağdat'ta en az 6 Sünni camiine saldırı düzenlendiği haber verildi.

Basra'da ayrıca bir Sünni partisinin muhafızlarıyla Şii milisler arasında silahlı çatışma çıktığı kaydedildi. Ülkede Şii ve Sünniler arasında başka çatışmaların çıkmasının engellenmesi için bazı bölgelere güvenlik gücü takviyesi yapıldığı belirtiliyor.

Sünni vakfı saldırıyı kınadı

Bu arada hükümete bağlı Sünni Vakfı saldırıyı kınadı ve olayı araştırmak için Samarra'ya bir heyet göndereceklerini açıkladı.

Patlamadan sonra türbe etrafında toplanan ve ellerinde Irak bayrakları, Şii dini simgeleri ve Kur'an-ı Kerim taşıyan binlerce kişi gösteri yaparken, Samarra'daki cami ve türbelerdeki din görevlileri, saldırıyı kınadı ve halkı protesto gösterisine çağırdı. Bağdat'ın el Sadr mahallesindeki Şii liderler de protesto çağrısında bulundu. 

Necef'te protesto gösterisi yapıldı

Irak'ın Necef kentinde binlerce kişi, Samarra'daki Şii türbesine saldırıyı protesto etti. Bölgedeki Reuters muhabiri, 2000 dolayında kişinin, "Şiiler ayaklanın" ve "Şiiler öç alın" gibi sloganlar attığını bildirdi.

Irak'ta dini ve etnik çelişkiler ve mozaiğin parçalanması:

Irak coğrafyasında ABD işgaliyle gün­deme gelen politikaların temel dina­mikleri parçalayıcı, kışkırtıcı, eriticidir. İngilte­re'nin 1. Dünya Savaşı ertesinde uyguladığı si­yasetlerin oluşturduğu birikim, küresel ideoloji­nin tek yanlı iktidar süreçlerine akmaktadır. İn­giltere'nin sömürgelerinde uyguladığı ve kalıcı bir işgalin kurumlarını dayandırdığı stratejik diz­ge Amerikan çıkarları doğrultusunda yenilenerek yürürlüğe konuluyor. Bu dizgeye göre: İşgal e-dilen bölgenin dini, etnik, kültürel azınlıklarını kendi hedefleri doğrultusunda Örgütleyerek, ço­ğunlukta olan unsurlara karşı kışkırtmak ve idari erkin bir kısmını bu azınlıklara aktarmak esastır. Ayrıca çoğunlukta bulunan unsurun dini, sosyal, siyasal açıdan potansiyel çatışma dinamiklerini açığa çıkarmak yine söz konusu dizgenin esaslı düzenleme ve uygulamaları arasında yer alır.

Irak'ta yaşanan sürecin tarihsel geçmi­şinde ayrımcılığı, bölünmeyi siste m l eştiren Man­da döneminde yaşananlar, günümüzün karma­şık tablosunda ön plana çıkan dini, sosyal, siya­sal, etnik çelişkilere ve çatışmalara ışık düşürü­yor.

İngiliz işgali döneminden beri manda politika­larının koordinatları şöyledir:

–   Irak'ın kuzeyinde yaşayan ve çoğun­luğu meydana getiren Türkleri, Türki­ye ile birleşmekten alıkoyacak bir et­nik ve dini kuşatmaya tabi tutmak.

–  Kürtler'i Araplara karşı örgütlemek ve kullanmak.

–  Araplar arasında mezhep çelişkilerini körükleyen bir siyaset izleyip. Sünni ve Şii kesimleri birbirine karşı kışkırt­mak ve kırdırmak.

Günümüzün siyasi ve ekonomik koşullan çerçevesinde bu politik koordinatların işlevsel özünden vazgeçilmeksizin yeni çatışma unsurları ekseninde Irak'ın dağıtılma süreci yürürlüktedir. Demokrasi/ insan haklan ve serbest piyasa ide­olojisinin kamufle ettiği süreç toplumsal birlik hedefi ile yüceltil irken, her etnik unsur, dini topluluk özerk örgütlenme ve gelecek stratejileri ekseninde ayrışmakta, yönetsel kurumları, geçi­ci bir denge durumunun diplomatik zorunluluğu çerçevesinde değerlendirilecek güç adına kulla­nılacak merkezler olarak görülmektedir.

Toplumsal meşruiyet kaynakları çürümekte, dini temellere dayalı yapılar, aşiretler, tarikatlar, cemaatler dışındaki devlet kurumları­nın ve sosyal ilişkilerin tahribi bölünme dina­miklerini büyütmektedir. Gelişmeler, komprador bir ekonominin ılımlı İslam adı altında savunul­masına yönelik bir programın yürürlüğe konul­duğuna işaret etmektedir. Diğer yandan Irak toplumunun laik bir eğitim, kültürel birikim, sosyal kurumlaşmada kat ettiği mesafe, geriye dönük güçlerin tehdidi altındadır.

Irak'ta gelişen patlayıcı sürecin yaratacağı sonuçlar tüm Batı Asya'da etkisini gösterecektir. Bu nedenle, ülkenin dini, etnik, siyasal yapısının ve çelişkilerinin incelenmesi, iç bağlantılarının, örgütlenme biçimlerinin, ortaya çıkardığı sorun­lar ile bölgenin diğer ülkelerine etkilerinin sü­rekli ilgi konusu yapılması zorunludur. Çığırın­dan çıkmış bir dünyanın çelik çekirdeği Batı As­ya'da Irak'tadır.

ŞİİLER:

Irak'ta Şiilik, Şiiler ve Şii İslamcılık, sos­yolojik birer kategorinin ayrımsız yekpare, bü­tünlüklü çerçevesi içinde değerlendirilir. Bu sosyo-kültürel varlık temelinde dini öz, kendi başına toplumsal ve siyasal bir dünyaya ilişkin birleştirici bir alan yaratıyormuş gibi tek biçimci bir niteliğe bürünür. Şiiler içindeki toplumsal ve kültürel çeşitliği İhmal eder. Şii İslamcılığı ve Şii cemaatçiliği farklı cemaat gruplarına, siyasi ör­gütlenmelere mensup, değişik ideolojik yapı­lanmaların söylemlerini kapsayan çok sayıda ke­simi içerir. Bu nedenle, Şia, belli bir grubu bir diğerinden dini terimlerde farklı kılabilen, ama bu grubun içerisindeki toplumsal, kültürel bakımdan, ayrışan yönleri hiçbir zaman özgün yanlarıyla ele almayan bir adlandırmadır. Oysa Irak Şiileri; toplumsal örgütlenme biçimleri, e-konomik faaliyet tarz ve çıkarları, zengin-yoksul ulema kesimleri, köyde, kentte yaşayanlar, aşi­ret bağlantısı bulunanlar, Mellaklar (yani devlet tarafından toprak sahibi yapılanlar), Arap olan­lar ve olmayanlar gibi birçok özellikleri ile ay­rışmaktadırlar. Necef, Kerbela, Şamara ve Kazimeyn gibi önemli Şii merkezlerinde oturan ulema arasındaki ayrım çizgileri yanında bu şe­hirlerin kendilerine has haklara sahip konumları dikkate değer çelişkili noktalandır. Irak Şiileri, Farisiler, Türkmenler, Araplar üzerinden etnik çizgilerle de farklılaşıyorlar. Irak Şiiliği, İran'da olduğu gibi aşiret hayatı ile şehirli kesimleri ha­rekete geçirecek ölçüde güçlü ibadethane ağla­rı, camiler, mali şebekelere sahip olmadı. Şii u-lema, aile ve şehir gibi kadim dayanışma odak­larınca da bölünmüştür. Müçtehitler arasında geçici dönemler dışında birlik yoktur. Irak'ta devletin yürüttüğü modernizasyon programı ön­celeri özerk din adamları sınıfının tekelinde olan yasanın, eğitimin ve vergilerin toplanması işlev­lerini, tümünü üstlendi. Irak'ta art arda gelen rejimler, dini kültürel alanları denetim altında tutmak ve devletin dinden kontrollü bir biçimde ayrılmasını sürdürmek için büyük çaba göster­diler. Sünni dini müessese devlet denetimine alınırken, laikleştirme ilkesi temelinde tüm özerk Şii yapılanmaları sert uygulamalarla devlet kar­şısında etkinliklerini yitirdiler. Tüm Kutsal Şii kentlerinin mali özerkliği ve zenginliği denetim altına alındı. Aynı zamanda din adamları sınıfı politika alanının dışına çıkarıldı, toplumsal sta­tüleri ve itibarları zayıflatıldı.

1958'de Monarşi'ye son verilmesinden sonraki dönemde Şiiler Davet-i İslamiyye'yi veya yaygın adıyla Davet Partisi'ni kurdular. El-Sadr'ın kurduğu bu partiye Büyük Ayetullah ka­bul edilen Ayetullah Muhsin El-Hekim destek vermedi. Günümüze akan çizgide bu en Önemli Şii siyasi örgütü genç bir reformcu rnüçtehitler kuşağı ve din adamı olmayan çeşitli Şii grupları­na dayanır.

Şiiler Irak'ta 1963'ten itibaren Baas'tan dışlandılar. Baas'ın tüm örgüt cihazı ve Önemli devlet kurumları yoğun biçimde Sünni Arapların denetimine girdi. Bu temelde büyüyen tepki ve çelişkiler 1968-1970'de, 1974-1975'te ve 1977'de çatışmalara neden oldu. İran İslam Devrimi sonrasında Irakta meydana gelen olay­lar ise Irak-İran savaşının gerekçeleri arasın­daydı. 1991'de ki Şii ayaklanması da rejim tara­fından sert bîr biçimde bastırıldı.

Şiiler açısından önemli bir dönemeçte 17 Kasım 1982'de Muhammed Bakır EI-Hekim tara­fından, Tahran'da "Irak İslam'ı Devrim Yüksek Meclisi"nin ilanı oldu. Bu örgüt ile Irak'ta ki İs­lamcı eylemcilik adına, kuşatıcı bir yapı oluştur­mak planlanıyordu. Bu örgütün oluşumunda İ-ran'ın etkisi ve belirleyici rolü büyüktü. Ancak, Irak'lı Şii grupları birleştirmeye yönelik hiçbir İ-ran girişimi başarılı olamadı,

Ulema grubu içindeki güç dengesi, siyasi örgütler arasındaki fiili güç ilişkileriyle örtüşmüyordu. Bu nedenle "Irak İslam Devrimi Yüksek Meclisi" parçalanmış Iraklı İslamcı grupların idari birliğini gerçekleştiremeyen İran destekli bürokratik bir yapıya dönüştü. Iraklı Şii İslam grupları, İran'dan gelen baskılara rağmen, eylem biçimlerini ve stratejilerini kendi ulusal gerçekliklerine göre tanımlama ve yürütmedeki özerkliklerini öne sürerek tepki gösterdiler. An­cak, Iraklı Şii grupların İran'da üslenmiş olmaları onları zayıflatan bir unsur oldu. Dirençleri kırıldı ve İran savaş aygıtıyla işbirliği, İran'ın Irak topraklarını işgaliyle birlikte ulus karşıtı bir nite­liğe büründü. Davet Partisi ve Irak İslam'ı Dev­rim Yüksek Meclisi, İran- Irak Savaşı boyunca Şii kimliğine ideolojik bir içerik kazandırdı. Bu ideolojik- politik Öz, Şiiliği ulusal temellerden ko­pardı ve yaptırımlar döneminde bu kimlik kurumsallaştı.

Şii din adamları sınıfı gelenekçiler ile re­formcular arasında, yani modern örgüt çağrısın­da bulunanlar ile merci- mürid ilişkilerinin yeni­den güçlendirilmesini savunanlar arasında bö­lünmüştür. Şii ulema, soy çizgisi, şehir, etnik hatlarla dilim dilim parçalanmıştır. Şiiliğin özünü teşkil eden Merciiyye Kurumu darmadağındır. Bu dağınıklık Kerbela, Necef, Kazımiye kentleri uleması veya müçtehitlerin Arap, Farsi kökenle­rine ilişkin vurgular ile ideolojik, siyasal bölün­melerde tezahür etmektedir. Şii kimliğinin kül­türel alanları ve kitle hareketliliğini besleyen a-raçları dağınıktır. Şii mercii kurumu ile Davet Partisinde simgelenen siyasal alanı denetim al­tına alamamıştır. İran Devriminin, harekete ge­çirme, örgütleme araçları, din adamı şebekeleri Irak Şii hareketi açısından söz konusu değildir. Irak'ta güçlü temellere dayalı bir Şii kimliği oluşmamıştır. Farklı Şii sınıflar, katmanlar ve gruplar yani din adamları, tüccarlar, modern orta sınıf, köylüler, toprak ağaları hepside farklı hayat tarzlarına, değer sistemlerine, ekonomik çıkarlara, siyasal yönelimlere sahiptirler.

Şii olma duygusu varlığını korumakla bir­likte asıl modern toplumsal biçimlenmeler, işga­lin dağıtıcı etkilerinin belirdiği döneme kadar varlığını korumuştur. Dini kültürlerinde bile farklı Şii kesimleri değişik dindarlık biçimlerine sahip bulunmaktadırlar. Şiilerin imtiyazsız alt orta sı­nıflarının kırdan kente göç sonucunda yarattığı toplumsal değişim dikkate değer. Bu unsurlar Şii hareketleri içinde halen önderlik özlemi çeki­yorlar. Toplumsal, ideolojik, ekonomik imtiyaz­larını koruyan ulema ile bu kesim arasındaki it­tifak kapsamlı çelişkileri barındırmaktadır. Yap­tırımların tahripkâr etkileri neticesinde, Şii gü­cünün bölünmesi yoğunlaştı. Cemaat şebekele­rine sahip yeni dini güç merkezleri ve Mukteda el- Sadr gibi ağırlıklı olarak yoksul kesime dayalı liderler ortaya çıktı. Yaptırımlar ve işgal süreci Şii kimliğini alabildiğine siyasallaştırdı. İran tar­zında toplumsal ve siyasi dinamiklere dayalı bir Şiiliğin Irak'ta bulunmaması Mukteda Sadr dı­şındaki Şii grupların ABD ile uzlaşmasını getirdi. Irak Şiileri'nin İran'la ilişkileri bu ülkenin uzantısı oldukları anlamına gelmiyor. Irak Şiileri arasında modern toplumsal, siyasal, sosyal kurumlar ve laik eğitim kurumlarının yıkılması sonucunda güç kazanan ulema, Amerikan karşıtlığına ideo­lojik bir muhteva kazandırmadı. Irak Şiileri ara­sında ABD işgaline yönelik tepkiler mezhepsel ve ideolojik temellerde gelişmiyor. Geleneksel gücünü toplumsal denetim, eğitim, sosyal ya­şam üzerindeki etkinliğini yeniden elde ederek sağlamaya çalışan Şii ulema başta Ali Sistani olmak üzere siyasal çatışmaların dışında kalmayı yeğlemektedirler. Necef ve Kerbela'nın Şii ule­masının politik sürece aktif katılımın dışında kalmaları ABD'nin Irak'taki işini kolaylaştırmıştır. Bu kesimler uzun süre aktif siyasetin dışında kalmayacaklardır. Ulemanın önemli isimleri I-rak'ta oluşturulan yönetsel yapıda görev alma­makla birlikte anayasal süreci etkilemeye çalış­maktadırlar. Geleneksele Şii kesimlerin İran et­kisi altında olduğuna inanan ABD, savaş süre­cinde İran'ın nüfuzunu kırma adına bu grupları dışladı. Ancak zaman içinde bu gruplar ABD iş­gal yönetimi ile işbirliği yaptılar ve Irak Geçici Yönetim Konseyi'nin temel unsurları oldular. Süreç içinde dini temellere dayalı bir devlet ve toplum programı bulunan bu gruplar ile ABD arasında sıkı bağlar oluştu. Aşağıdan yukarıya örülecek bir "ılımlı" planla Irak Şiiliğini ABD'nin lideri olduğu küreselleşmeye bağlayacak bu gruplar, radikal Şiilerle de çatışma halindedir. Bu radikal hareketlerin en önemli temsilcisi Mukteda Sadr, Iraklı Şii din adamları ve partileri tarafından desteklenmezken, yoksul Şiiler ara­sında büyük bir taraftar kitlesine sahiptir. Sadr ile ABD arasındaki gergin ilişki Irak'lı Şiiler'in genel strateji ve politikalarına terstir. Başlan­gıçta, Sadr'a destek veren İran'da, ABD ile ciddi gerginliklere neden olacağı ve Iraklı Şiilerin yö­netimden dışlanmasını getireceği için Sadr'a desteğini iyice sınırlandırmıştır. Mukteda Sadr'ın taklit mercii olarak kabul ettiği ve Halen İran'da yaşayan Ayetullah Kazem Haryiri'de ondan desteğini çekmiştir.

Iraklı Şiiler dini anlayışlar yanında libera­lizm, sosyalizm, komünizm, Siyasal İslam akım­ları arasında parçalanmıştır. Yıllar süren savaş, yaptırımlar, işgal sonucunda dağılan toplumsal yapılar geleneksel Şii din adamlarının gücünü yoğunlaştırmaktadır. Sorun çözme kapasitesi gelişmiş, ortak karar alma yeteneğine, laik top­lum görüşüne sahip, ordu-bürokrasi ve politika­cılar kesiminin dağıtılmasının açtığı boşluğu ge-leneksel-mezhepsel güç odaklan doldurmakta­dır. Din adamlarının artan toplumsal ve siyasal nüfuzu, Irak'ın sosyal yapısının çelişkilerini kes­kinleştirmektedir.

Davet, Irak İslami Devrim Yüksek Meclisi, Mithak el-Şia, Muvafak el-Rubai gibi Şii İslami partiler arasındaki ortak noktalar sınırlıdır ve halen Sadr kampına karşı Ayetullah Sistani'nin desteğine ihtiyaç duymaktadırlar.

Irak'ta 1921'den beridir ülkede varolan tüm siyasal-ideolojik yönelimler yeniden ortaya çıkmıştır. Eski ve yeni tüm unsurların karşı kar­şıya geldiği bu dinamik yapı belirsizliği arttırır­ken şimdilik yoğun bir anti-laik yönelim içinde olmayan Şii ulema toplumsal iktidarını artır­maktadır.

SÜNNİLER:

Irak'ta nüfusun %97'si Müslüman, %3'ü Hıristiyan ve diğer dinlere mensuptur. Müslü­manların %60-65'i Şii, %32-37'si Sünni'dir. Sünniler Araplar arasında azınlıkta, Kürtlerde ise çoğunluktadırlar. Baas (Diriliş) Partisinin önde gelen kadroları Sünni idi. Sünni Arap azınlığın iktidarı, Baas ideolojisinin tüm Arap dünyasında kabul görmesini engellemiştir. Baas Partisi, Sünni azınlığa dayanmakla birlikte dini temelleri ön plana çıkaran bir ideolojik yaklaşımı benimsememiştir. Parti ideolojisi özde laiktir. Dini oto­riteler devletin modernleşme süreçlerine müda­hale araçlarından yoksun kılınırken, akılcı de­ğerlerin sistematik savunusu temel ilke sayıl­mıştır. Kişisel düzeyde kabul edilen dini hakların kamu alanına müdahalesi önlenirken, devlet stratejisinin zorunlu kıldığı durumlarda bir meşruiyet rezervi olarak dinden yararlanılmıştır. İslami değerler temelinde Sünnilik, Arap milli­yetçiliğinin ötesinde Irak milliyetçiliği ile kaynaştırılmıştır. Baas, Irak milliyetçiliğini antik ta­rih've İslami mecazlarla bütünleştirmiştir. Aşiret ilişkileri ile iç içe gelişen Sünni dayanışması, devletin üst düzey askeri-sivil bürokrasisini bir­leştiren İdeolojik haccın temel unsurları arasında idi. Saddam Hüseyin rejimi, İran İslam devrimi­nin yarattığı basınç, İran'la ve ABD ile savaş yaptırımlar, temelinde ortaya çıkan krizlere dini vurguları ön plana çıkaran söylemlerle cevap vermiştir. Saddam Hüseyin'i Peygamberlerle ay­nı soyağacında gösteren biyografiler hazırlan­mış, kendisi 1980'de Hacı olmuştur. İran'la sa­vaş sürecinde, rejim propagandası içindeki İslami vurgu giderek genişleyip güçlenmiştir. Ancak savaşın doğurduğu insan gücü ihtiyacı ve erkeklerin cepheye gitmesi kadınların aktif ya­şama girmesini hızlandırmıştır. 1980'de öğretim görevlilerinin %46'sını, diş doktorlarının yine %46'sını, eczacıların %70'ini kadınlar oluşturu­yordu. 1979 yılında yürürlüğe konulan zorunlu eğitim yasası laik içerik taşıyordu.

İşgal sonrasında kültürel, siyasal, ekono­mik dokusu parçalanan Irak'ta Baas rejimi ile özdeş görülen Sünni Araplar hızla idari aygıtlar­dan dışlanmıştır. ABD'nin stratejik inisiyatifleri temelinde ulus-devlet hayatiyetine son verilen ve "sen küçül ben büyüyeyim" mantığı çerçeve­sinde tüm silahlı kuvvetleri tasfiye edilen Irak'ta Sünnilik direnişin ideolojik etiketine dönüştü­rülmüş ve tüm iletişim araçları bu mezhepsel ayrımı ön plana çıkararak sürecin gerçek dina­miklerini örtmüşlerdir. 385 bin kişilik düzenli or­du, 285 bin kişilik polis ve yerel güvenlik birim­leri, içişleri, istihbarat bürokrasisi ile 50 bin Cumhuriyet Muhafızı tek seferde ihraç edilirken, güvenlik kuvvetlerinin nüfusa oranı, bir gecede 1000 kişi başına düşen 43 görevliden, 1000 kişi başına düşen 3 görevliye düşmüştür. Aşiret bağlan ile pekişen mezhepsel dayanışma, Sünni kökenli güvenlik kuvvetleri ve bürokrasiyi dire­nişin temel gücüne dönüştürürken, laik devlet program, strateji ve gelecek kurgularının yerini kuşatılmış bir mezhep kimliğinin mağduriyeti almaktadır.

Kürt Sünni kesimler arasında tarikatlar yaygın olmakla birlikte eskisi kadar güçlü ko­numda değildirler. Nakşibendi ve Kadiri tarikat­ları, Kürtler arasında Sünni kökenli başlıca dini örgütlenmelerdir. Iraklı Kürt liderler Mesud Barzani ve Celal Talabanİ aşiretsel kökenlerinin yanında güçlü tarikat yapılarına dayanmakta­dırlar. Körfez Savaşı'nın başlangıcından itibaren İran, Irak Kürtleri arasında dini örgütler kurma­ya çalışmış ancak başarılı olamamıştır. "Irak İs­lam Devrimi Yüksek Meclisi"nin tek Kürt üyesi Şeyh Muhammed Necib Berzenci oldu. Özellikle İran'la iyi ilişkilerin olduğu dönemde Celal Talabani, 1980'de "Kürt Müslüman Ordusu" adlı bir Örgüt kurdurdu. Silahlan KYB tarafından sağlanan bu örgütün başında Abbas Şabak bu­lunuyordu. Kürt liderlerin gerek duyduklarında dini temellere dayalı silahlı örgütler kuracağına ilişkin bu örnek Talabani'nin ilkesel laiklik açık­lamaları ile birlikte değerlendirilmelidir.

İdris ve Mesud Barzani'nin kuzenleri olan Barzan Şeyhi Muhammed Halid, 1985 yazında sahneye çıkarak kendini "Kürt Hizbullahı" ilan etti. İran'ın silahlı desteğini alan bu örgüt ol­dukça iyi silahlanmıştır ve Bahdinan'da etkilidir. Aşiret düzeni ile bütünleşen tarikat şebekeleri, liderler açısından halen bir meşruiyet kaynağı olduğu gibi bölge ülkelerine karşı stratejik bir koz olarak kullanılmaktadır. Ortak tarikat men­subiyetleri, bölge ülkelerinin sosyal yapılarında hatta parlamentolarında Kürt milliyetçiliğini ka­mufle eden bir işleve sahiptir.

Sünni Araplar tüm iktidar kurumlarının, bürokrasinin dışına itilirken Sünni Kürtlerin ön plana çıkması, radikal-mezhepsel direnişi kö­rüklediği ölçüde ABD'nin "ılımlı İslam" politikası­nın gündeme gelmesi ve bunun Irak'ı parçala­yacak bir iç savaşa dönüşmesi ihtimal dahilin­dedir. Dine karşı din stratejisinin tüm bölgeye yayacağı zehirleyici ortam ise "ılımlı" bir siyasi model ile göğüslenemeyecek boyutlara ulaşabi­lir.

Irak'ta Baas rejimini yıpratma kampan­yaları sırasında farklı dini grupların kendi içle­rinde örgütlenmesi ABD tarafından desteklen­miş, bu ise söz konusu grupların bilincini geliş­tirmiştir. Irak'ın bütünlüğü açısından patlayıcı bir dinamik gelişmektedir. Bu örgütlenme ve bi­linçlenme, ABD safında yer alan Kürtlerle diğer Sünniler arasındaki zaten zayıf olan dayanışma­ya darbe vurmuştur. Iraklı Kürt liderler, l. Dün­ya Savaşı sonrası geliştirilen Venizelos modeline uygun bir biçimde oluşturulan siyasetlerle I-rak'ın dağılma riskini arttırmaktadırlar. Dini ge­lenek, kurum, ilişkiler zinciri, Irak'ta laik temel­lerin dağıtılması ile birlikte toplumsal dokuları parçalayan ve işgali sürekli kılacak çelişkileri besleyen bir içerik kazanmaktadır.

YEZDANİLER:

Iraklı Kürtler arasında eskisi kadar etkin­liği kalmayan bu inanç akımı son dönemlerde yoğun bir inceleme, araştırma, istihbarat konu­su olarak ABD ve İngiltere'nin gündemindedir, Kürtçe'de Yezdan'ı olarak bilinen, geniş anlamda "Melekler Mezhebi" olarak adlandırılan bu eski dinin özgün bir Kürt inanç sistemini temsil ettiğine dair bir propaganda faaliyeti Irak'ta can­landırılmaktadır. Yezidilik ve Ehl-i Hak olarak bi­linen akımlar Yezdaniliğin kollarıdır. Zerdüştlük ve Yezdanilik birçok ortak özelliği paylaşmakta­dır. Yezdaniliğin "milli" özellikleri içeren bir Kürt dini olarak sunulması ve diğer dinlen bünyesine katma boyutuna ilişkin vurgular son yıllarda tüm Kürt yayınlarında yoğun biçimde yer almaktadır. Yezdaniliğin Semavi bir din olmadığı, Zagros dağlarına özgü bir inanç sistemi ile Aryen tarzı bir üst yapıya dayandığına yönelik tespitlerin, ABD ve Avrupa'da yaşayan Kürt akademisyenler tarafından gündeme getirilmesi kayda değer. Yezdanilik İslam dışı bir öğreti sayılmaktadır. İslam'dan binlerce yıl önce Kürtlerin dini inancı olduğu belirtilen Yezdanilik tarikatlar üzerindeki etkinliği ile araştırılmaktadır. Hıristiyan misyo­nerlerin 18. yüz yıldan itibaren Yezdanilik üze­rinde çalıştığı bilinmektedir. Bu çalışmalar neti­cesinde Kürtçe İncil ve eski bazı metinler mis­yonerler tarafından basılıp dağıtılmıştır. Kuzey Irak'ta Hıristiyan ve Bahaî misyonerlerin önce­likli hedefi Yezdaniliğe inanan Kürtlerdir.

YARISANİLER:

Ehl-i Hak, Aliullahl olarak da bilinen Yarısaniler Irak ve İran'da yoğunlaşmışlardır. Yarısaniliğin önemli ismi Sultan Sahak ya da İshak 11.-13. yüzyıl arası bir dönemde, Süleymaniye'nin güneyinde bulunan Berzenci'de doğmuştur. Yahudi birikiminden oldukça etkile­nen Yarısanilik Kuzey Irak'ta fazlasıyla yaygın­dır. Musul, Kerkük ile Kasrı Şirin arasında yaşa­yan Bazalan, Kakai, Sarılı Kürtleri Yarısanidir. Amerikan kaynakları günümüzde Kürtlerin %10-15'inin Yarısani olduğunu Özellikle vurgulamak­tadırlar. Irak'ta Yezdanilik ve Yarısanilik can­lanmakta, ABD ve Avrupa üniversitelerinde bu konuda yapılan yayınlarda ciddi bir artış görül­mektedir.

YEZİDİLER:

Eski İran dilinde "melek" anlamına gelen "yazata" sözcüğünden türetilen Yezidilik, Şerafeddin Bitlisi'nin bildirdiğine göre 1597'de Kürt aşiret ve bölgelerinin büyük çoğunluğunda etkilidir. Irak'ta, Laleş'te bulunan tapınak en önemli Yezidi mabedidir. Cebel Sancar'dan Duhok'a ve oradan da Laleş'e uzanan şeritte çok sayıda Yezidi yaşamaktadır. Irak'ta Yezidi­lerin Kürtlüklerini ön plana çıkaran ve onları A-rap toplumundan iyice uzaklaştıran bir kampan­ya gündemdedir.

YAHUDİLER:

Kuzey Irak'ta 1742 ile 1831 yıllan arasın­da ortaya çıkan veba salgınları Yahudi toplumu­nu neredeyse tümüyle ortadan kaldırdı. Dağlık alanda yaşayan Kürt Yahudiler zamanla bu boşluğu doldurdular. Bunun sonucu olarak da, "Iraklı" Yahudilere dönüştüler. Yani bir Yahudi Kürt, Arap veya Neo-Arami kökenden değil, Kürt kökenden gelir. Iraklı Yahudiler arasında tarih­sel Kürt aşiret adları yaygındır. Adiabane (Erbil)'de bulunan krallık Kürt kabul edilmekte ve dininin Yahudi olduğu Yahudi Ansiklopedisin­de de vurgulanmaktadır. M.Ö. 1. yüzyılda çok sayıda Kürt ve Adiabane yöneticilerinin Yahudi­liği kabul ettikleri yine Yahudi Ansiklopedisi'nde yer alan bilgiler arasındadır. Ayrıca 17. yüzyılın ikinci yarısında yaşayan Haham Samuel Barzani'nin Kuzey Irak'ta Kürtlerin yaşadığı böl­gelerde okullar açtığı, kızı Haham Asenath Barzani'nin ilk kadın haham olarak atandığı be­lirtilmelidir.

Yahudi Kürtler, Irak-Türkiye ve Suriye-Türkiye sınırına planlı bir biçimde iskân edil­mektedir. Yaklaşık 100-150 bin nüfusu olan bu grup İçinden seçilen kişiler 1996'da ABD'nin Guam Adasında eğitime tabi tutulmuşlardır. Bölgede finansal alt yapının oluşumunda, Batılı bazı şirketlerin acente faaliyetlerinde, Irak'ın i-marı için açılan ihalelerde ve arazi satın almada Kürt Yahudiler son derece etkilidirler.. İstisnasız tüm Kürt yazarlar, akademisyenler, bu konuda çalışan yabancı uzmanlar Kürt Yahudi gerçekli­ğini kabul ettikleri halde henüz Türkiye'nin ö-nemli kültür ve araştırma kurumlarında anti-semitizm etkilerinin yarattığı çekingenlik ölçe­ğinde bu konuya girilmemektedir.

Kerkük-Yumurtalık hattının yerine Ker-kük-Hayfa petrol boru hattının onarılarak, Suri­ye veya Lübnan üzerinden sevkıyat projeleri bağlamında Kürtler'in Hayfa limanı ile denize açılması mümkün olacaktır. Irak'ın kuzeyinde ya­şayan Yahudi Kürtler'den hareketle önemli bir stratejik mevziiye sahip olan İsrail ayrıca bölge su kaynaklarında söz sahibi olacak duruma ge­lebilecektir. İsrail'den Irak'a tersine bir göçle Yahudi Kürtler gelmektedir. İsrail'in tarihinde ilk kez Yahudi Kürtlerle dışarıya göç vermesi an­lamlıdır. Yahudi Kürtlerin seçilmişlik kurgularına dayalı üstünlük iddiaları diğer inanışlara sahip Kürtlerin tepkisine neden olacaktır. Irak toprak­larında seçilmiş ırk teorilerine dayalı bir yapı­lanmaya yönelik tepkilerin önünü kesmek için Yarısanilik ve Yezdanilik gibi akımlar canlandı­rılmakta, yedeklenmektedir. Kültür ve din Irak'ta stratejik bir olgu niteliği kazanmaktadır. Kürtlerin bir bölümünün Yahudi soy kütüğüne kaydedilmesi konusundaki ısrar bu olguya en iyi kanıttır. İsrail'de kurulan, İsrail-Küıt Dostluk Merkezi ile onun bünyesindeki Kürt Kültür Mer­kezi, Kudüs'teki İbrani Üniversitesi'nde açılan Kürt Kültür Merkezi oldukça dikkate değer ça­lışmalar yürütmektedirler. Bu kuruluşlar ile Amerikan ve Avrupa üniversitelerinde, Kürt Yahu­dilerle ilgili araştırmalar şimdiden geniş bir kay­nakça meydana getirmektedir. Ayrıca özel eği­timli bir bankerler grubu, Fırat'ın Irak güzergâ­hında ve Hayfa- Kerkük hattında, Kürt Yahudiler için toprak satın almaktadır.

HIRİSTİYANLAR:

Irak'ta Duhok, Erbil ve Musul yakınlarında küçük bir Nesturi Hıristiyan topluluğu bulun­maktadır. Ayrıca az sayıda Keldani Hıristiyan da Irak'ta varlığını sürdürmektedir. Kuzey Irak'ta misyonerlik çalışmaları yapmak üzere Avrupa ve özellikle de Amerika'daki aktif Hıristiyan örgütler arasında yeniden bir ilgi doğmaya başlamıştır. Rönesans sonrası Avrupalıların İncil'i çevirdikleri ilk doğu dili Kürtçe olmuştur. 1780'de ilk ayrıntılı Kürtçe gramer kitabı İtalyan Dominiken Misyo­ner papaz Maurizio Garzoni tarafından hazır­lanmıştır. Oldukça eski tarihe dayalı bu çalış­malar az sayıda da olsa bir Kürt Hıristiyan top­luluk ortaya çıkartmıştır. Günümüzde canlanan misyoner faaliyetinin Kuzey Irak'ta yaşayan Kürtler arasında özellikle de Erbil'de verimli bir zemin bulacağını bizzat Kürt yazarlar yayınlarda dile getirmektedirler.

BAHAİLER:

Fars kökenli bir ailenin oğlu olan Mirza Hüseyin Ali'nin yani Baha'ullah'ın önderliğinde gelişen Bahailik Irak merkezli bir akımdır, Baha'ullah bu yeni dini 1863'te Süleymaniye böl­gesinde ilân etti. Günümüzde Bahaîlerin en kut­sal mekânları İsrail Hayfa ile Bahai'dedir. İngil­tere tarafından desteklenen Bahaî Kürtler, ilk Kürt yayınevi olan "Matbaa el- Kurdi"yi 1920'de Kahire'de kurdular. İlk Kürt gazetesi 1898'de İstanbul'da kısa süre için çıktı ve daha sonra merkezini Kahire'deki bu Bahaî yönetimindeki yayınevine taşıdı. Merkezi Londra'da bulunan Bahaîler Kuzey Irak'ta küçük bir topluluk ol­makla birlikte dünya çapında örgütlüdürler,

Irak'ta etnik karmaşa ve ABD'nin konumu

Irak'ın etnik bileşimi Türkmen, Kürt, A-rap, Nesturi, Fars, Keldanilerden oluşur. 22,7 milyon civarındaki nüfusun %75'i Arap, %15'i Kürt, %10'u Türkmen ve çok azıda diğer un­surlar olarak belirtilebilir. Bu topluluklar içinde Türkmenler Irak'ın üçüncü asli unsurudur. Telafer, Musul, Erbil, Altunköprü, Tushurmatu, Kifri, Mendeli, Hanekin ve Bağdat'ın güney do­ğusunda bulunan Bedre'ye kadar uzanan ve "Türkmeneli" olarak bilinen bölge petrol, su, ta­rım kaynakları açısından stratejik değer taşı­maktadır. Türkmenlerin siyasal ve ekonomik bakımdan güç kazanması, muhtemel su savaş­larında, bölgeye yönelik egemenlik projelerinde Türkiye açısından hayati değer taşımaktadır. I-rak'ta Türkmen- Kürt- Arap temelli bir çatışma zemini yaratılmaya çalışılmaktadır. Türkmenlerin mücadelesini böyle bir çerçevede değerlendir­mek yanlıştır. Kerkük'ün statüsü de dâhil olmak üzere Türkmenlerle ilişkili tüm sorunlarda karar verecek konumda bulunan güçler ABD, İngiltere ve İsrail'dir. Türkmenlerin birleşik, bütünlüklü ve bağımsız bir Irak'ı savunması, yeni mandacı­lık programıyla çelişkili olduğu için kuşatılmaları, etkisiz kılınmaları söz konusudur. Ordu, bürok­rasi, güvenlik kurumlarının yeni mandacılık te­melinde örgütlenme sürecinde Kürtler ön plâna çıkarılırken Türkmenlerin dışlanmışlığı kalıcı hale gelmektedir. Büyük Ortadoğu İnisiyatifi çerçe­vesinde tüm birlik temelli yaklaşımlar şimdilik kaydıyla benimsenmekte ancak Türkmenler, ABD ile Kürtler arasındaki "imtiyazlı ilişki"ye ör­tülü tehdit olarak algılanmaktadırlar.

Irak'ın etnik bileşimi, Büyük Ortadoğu İnisiyatifi açısından bölgesel anlamı da olan stratejik bir değer taşımaktadır. "Batı"yı Ameri­kan liderliği altında Ortadoğu'da yeni bir misyon çerçevesinde bütünleştirmek, bölgenin petrol, doğal gaz, su, tarım kaynakları ile pazarlarını denetlemek amacıyla siyasi, ekonomik, kültürel, dini alanlarda yeni yapılanmalar oluşturmak gündemdedir. Türkmenlerin Irak'ın birliğini ve bütünlüğünü kendi varlık temelleri sayan yakla­şımları, şimdilik Türkiye'nin direnciyle birlikte bu ülkede geçici bir statü tesis etmiştir. Irak'ta ABD'nin istediği gelişmelerin sağlanması, Büyük Ortadoğu İnisiyatifi çerçevesinde; Türkiye'nin, etnik öncelikli adımlar ile "Ilımlı İslam" projesi karşısındaki tutumuna bağlıdır. Türkiye, sahip olduğu etno- sosyal yapı kozu ile hem stratejik bir fay hattı üzerinde bulunmakta hem de büyük bir ulusal politik açılımın imkânına dayanmakta­dır. Dolayısıyla Irak'ın etnik- dini çelişkileri olumsuz gelişmeleri tetikleyebileceği gibi uzun soluklu bir bölge stratejisinin temellerini de sağlamlaştırabilir. ABD'nin Irak'taki çatışma ze­mininden yararlanarak, ideolojik, siyasi ve kül­türel yayılmacılığını bir hayat alanı yaklaşımıyla gündeme getirmesi, Türk kültür havzasına olan ilgiyi artırmıştır. İslâm coğrafyasında alternatif yapılar kurma bilinç ve deneyimine sahip Türk­lerin bu büyük kriz döneminde böyle bir hedef­ten uzak tutulamayacağı tespiti Türkmenlerin durumunu daha önemli hale getirmektedir. Tür­kiye Irak'ta ve bölgedeki konumu itibarıyla, ABD, AB, Çin ve Rusya arasındaki güç mücade­lelerinde söz hakkını artıracağı ölçüde, Irak kay­naklı etno- sosyal sorunlarla kuşatabilecektir.

ABD'nin Irak'ı işgalini büyük resimdeki yeri ile değerlendirmek gerekiyor. Büyük Orta­doğu İnisiyatifi çerçevesinde, ekonomik ege­menlik, jeo- stratejik üstünlük, etnik- sosyal bi­leşimlerin yeniden yapılandırılması, ulus- dev­letlerin Irak örneğindeki gibi tasfiyesi veya etki­siz kılınması gündemdedir. Ancak asıl önemlisi ABD'nin Irak'la başlayan organik hâkimiyet kurma girişimidir. Amerika dışsal değil de Irak'a ait bir yönetime dayanma anlamında örtülü- or­ganik hâkimiyet peşindedir. ABD Irak'ta, ege­menliğini; varlığını sürekli kılacak tarzda sosyal, siyasal, finansal, kültürel yapılanma ile yerleşti­recek bir hazırlık içindedir. Askeri işgal bir süre sonra petrol kaynakları, finansal alt yapı, eğitim sistemi, iletişim ağları, kültürel kurumlar üzerin­deki organik hâkimiyete dönüşecektir. Bu hâki­miyetin ekonomik koşulları daha işgalin ilk. gün­lerinde hazırlanmıştır. ABD işgal yönetiminin 12 sayılı emri, tüm gümrük tarifelerinin ve iç pazarı koruyan her türlü kısıtlamanın kaldırılmasını sağlamıştır. 39 sayılı emir, tüm kamu kuruluşla­rının %100 yabancı mülkiyetine yol açacak bi­çimde özelleştirilmesini, karların vergiden muaf tutularak ülke dışına transferini, ilgili sözleşme­lerin en az kırk yıllık olmasını güvence altına al­mıştır. 40 sayılı emir ile Irak'ta ki tüm devlet bankaları J.P. Morgan'ın denetimine geçmiştir. İthalattan, gelir ve karlardan alınan vergiler ya sıfırlanmış veya iyice aşağıya çekilerek devletin vergi toplama gücü büyük ölçüde tasfiye edil­miştir. Bu tür düzenlemeler meşru bir yönetim oluşmadan hızla uygulamaya konulurken, mer­kezi devleti ayakta tutan unsurlar, müdahale kapasitesi ve finansal kaynaklar bertaraf edil­miştir. Patlamalı etnik, dini, sosyal yapısı ile birlikte devletin temellerinin çözülmesi, devlet baş­kanlığı makamının Kürt azınlığın temsilcilerine verilmesi ile yeni bir boyut kazanmıştır. Bu tablo rejim değişikliğini aşan topyekûn bir dönüşüme İşaret etmektedir.

Tarihin yaşadığımız dönemecinde Irak'ın kendi içinde bir son olmadığı görülüyor. ABD açısında Irak, kendi emperyal gücünün jeo­politiğinin ve jeoekonomisinin gelişmesinde bir duraktır. Irak savaşının altında yatan stratejik mantık kaçınılmaz olarak Orta Doğu'da yeni sa­vaş ve iç savaşlar tehdidini gündemde tutmak­tadır, ABD, AB, Rusya, Çin, Hindistan ve Japon­ya arasında derinden gelişen çelişkiler zembe­reğinin boşalım alanı Orta Doğu olabilir.

Washington'un Irak'ta kalıcı askeri üsler oluşturduğu ve bunlardan vazgeçmeyeceği açıktır. İşgalin sona ermesi ise organik hâkimiye­tin İyice yerleşmesi ile mümkündür. Bunun yolu ise Irak'ın dini, etnik, sosyal, siyasal bileşimine müdahaleden geçiyor. Bu tür müdahalelerin so­nuçları ise binlerce yılda oluşan toplumsal den­gelerin sarsılmasını getirecektir. Irak'ın etnik, dini, sosyal yapısı Orta Doğu'nun minyatürü gi­bidir. Bu ülkedeki dinamikler başta Türkiye ol­mak üzere bölge ülkelerini sarsacak niteliktedir. ABD'nin Irak'tan kısa sürede ayrılmasının ko­şullan henüz olgunlaşmamıştır. Zira bu ülkenin sosyal, dini, etnik, ekonomik çelişkilerinin yeni kompozisyonu ABD'nin askeri varlığını meşru­laştıran sürekli bir kriz temelini beslemektedir. Kaynaklarına, geleceğine, siyasi ve ekonomik bağımsızlığına sahip, ulus-devlet eksenli bir Irak'ın yapılanmasına, demokrasiyi ülkenin finansal, kültürel, İktisadi kaynaklan üzerinde yurttaşın söz hakkı olarak düzenleyen bir ana­yasal mimariye izin verilmeyeceği ortadadır, Herkesin dini, mezhepsel, aşiretsel aidiyetleri île tanımlandığı bir toplumun ise akıl dışı iç çatış­malarla parçalanması ihtimal dahilindedir. Tüm bu gelişmelerin ABD'yi bölgede kalıcı bir unsur haline getireceği ise günümüz şartlan değişme­diği takdirde kaçınılmazdır. Bu konuda tüm böl­ge açısından yegâne umut; büyük devlet tecrü­besi etno-sosyal imkânları, köklü kurumlan ve alternatif kurtuluş çözümleri üretme yeteneğini kurduğu Cumhuriyetle göstermiş, tüm inanç sistemlerine beşeriyetin en önemli kazanımları ölçeğinde eşit mesafede durabilen Türkiye'nin, gelişmelere ağırlığını koymasıdır.[1]


[1] Suat Parlar

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Milli Çözüm Dergisi

Milli Çözüm Dergisi

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...