Türkiye ortada bocalayıp duruyor!
Görünen o ki, Ruslar, Gürcistan'dan tamamen çekilmiyor. Hatta Osetya ve Abhazya'ya toplam 8 bin asker yerleştireceğini resmen ilan etmiş bulunuyor. Çatışmaların üçüncü gününde Fransa Cumhurbaşkanı'nın aracı olmasıyla, Rusya tarafı, askerî birliklerin en kısa zamanda geri çekileceğini açıklamıştı. Daha sonra geri çekilme tarihi sürekli ileriye alındı. Hatta, Rusya Genelkurmay 2. Başkanı A. Nogovitsın, çekilmenin öyle kolay olmayacağını açıkladı. Gerekçesi ilginçti: "Bu kadar asker ve aracın geri çekilebilmesi için elbette yeterince uzun bir zaman lazımdı!"
Rusya tarafı, aslında zamanı uzatarak diplomatik alandaki gelişmeleri izlemeye ve uygun davranış modelini geliştirmeye çalışıyor. Yani bir taraftan çekilmeye hazırlanır gözükürken, diğer taraftan pazarlıklarını sürdürüyor ve tepkileri ölçüyor. Sonunda bu işin kendine daha fazla zarar vermesini engellemek için Tiflis üzerine ilerlemeyi değil, geri çekilme tavrını tercih ediyor. Bir anlamda, Rus operasyonu Saakaşvili'yi devirmek hedefini de gerçekleştirmeyi planlıyor.
Rusya, şimdilik kaydıyla Sovyetler Birliği bakiyesi bazı cumhuriyetlere, bu şekilde bir gözdağı vermiş bulunuyor. ‘Ayağınızı denk alın' mesajı ile bazı iç politika meselelerini de halletmiş görünüyor.
Tabii Rusya'nın bu yöndeki eylemleri, Türkiye gibi, iki arada bir derede kalmış bazı devletleri de etkiliyor. Ne var ki, Türkiye gibi bu devletlerin müdahil tavırları, pek ikna edici ve etkili olamıyor.
Gözlemcilerin yeni paylaşım süreci bağlamında değerlendirdikleri bu Gürcü-Rus savaşının doğrudan ve yan etkileri çok konuşuluyor. Doğal olarak bizi de Türkiye olarak her yönüyle ilgilendiriyor.
Rusya, Abhazya ve Güney Osetya'nın bağımsızlığını tanıyor!
Rusya parlamentosunun alt kanadı Duma ve üst kanadı Federasyon Konseyi, Gürcistan'dan bağımsızlıklarını ilan eden Güney Osetya ve Abhazya'nın tanınma talebini değerlendirmeye alırken, Federasyon Konseyinde 1340 üyenin oy birliğiyle bu cumhuriyetlerin bağımsızlıklarının tanınması kararlaştırıldı. Devlet Başkanı Dimitriy Medvedev ise sunulan bu tasarıyı onayladı.
Rus haber ajansı RİA Novosti, Duma milletvekillerinin Güney Osetya ve Abhazya'nın tanınma taleplerini destekleyeceği öngörüsünde bulundu. Duma Bağımsız Devletler Topluluğu Komitesi Başkanı Konstanti Zatulin, Güney Osetya ve Abhazya'nın yaptığı başvurunun kesinlikle kabul edileceğine inandığını açıklamıştı.
Milletvekili Vladimir Kulakov, parlamentonun Güney Osetya'daki ihlallerin araştırılması için bir ortak komisyon kurmayı planladığını, bu komisyonun üyelerinin sivillere karşı suç işleyenlerin uluslararası mahkemede yargılanmasını isteyeceğini vurguladı.
Duma Başkanı Boris Grızlov yaptığı açıklamada, Gürcistan'ın Güney Osetya'ya yönelik saldırısının Nazi Almanyasının 22 Haziran 1941 tarihinde Sovyetler Birliği'ne karşı ''faşist'' saldırısıyla aynı olduğunu söyledi ve Duma'nın Güney Osetya ve Abhazya'nın egemenlik taleplerini destekleyeceği inancını tekrarladı.
Rusya'nın bu kararı Amerika ve Avrupa'da şaşkınlık yarattı.
Bu arada Türk mallarının ülkeye girişine zorluk çıkaran Rusya'ya karşı, AKP'nin sızlanması da anlamsızdı. Çünkü açıkça Amerika'nın yanında yer alarak ve Montrö anlaşmasını hesaba katmayarak ABD savaş gemilerinin boğazdan geçip Rusya'ya gözdağı vermek üzere Karadeniz'e açılmasına izin veren Türkiye, bu yaklaşımının karşılıksız kalmayacağı hesaba katılmalıydı..
Boğazlar, yeniden tartışmaya açılıyor!
ABD, Gürcistan nedeniyle Türkiye'nin Rusya önünde risk almasını talep ediyor, ne yapıp edip Karadeniz'e açılmayı istiyor.
Gürcistan-Rusya savaşı birçok küresel sorunu açığa çıkarmış bulunuyor. Uzun zamandır yaşanan Rusya-ABD gerginliği bu sorunla birlikte neredeyse nükleer silahlarla karşılıklı caydırıcılık noktasına taşınıyor. ABD, Polonya ile Füze Kalkanı Sistemi anlaşması imzalarken; Rusya da Baltık'daki deniz gücündeki füzelerine nükleer başlıklar yerleştiriyor.
Söz konusu ortamın bir nükleer savaşa değil, ama dengeli rekabet ortamına işaret ettiği seziliyor. Bununla birlikte ABD ile Rusya karşılıklı davranışlarını meşru gösterecek ‘gerçek' düşman bulduk diye sevinirken, arada kalan ülkeleri zor günler bekliyor. Bu zorlukları yaşayan ülkelerden birisi de Türkiye'dir ve ortaya çıkan birçok sıkıntılı durumun başında Karadeniz ile ilgili konular geliyor.
ABD'nin her denizde bir filosu bulunması şart mı? diye sorulabilir, ama Siyonistler böyle istiyor ve çıkarları bunu gerektiriyor. Bu istek Rusya bakımından son derece risklidir ve aynı zamanda da Türkiye ile ilişkilerini barışçı tutmanın temel nedenini oluşturuyor. Dolayısıyla Türkiye için de yaşamsal önem arzediyor. Türkiye Güney'de ABD ile Kuzey'de Rusya ile çalışma koşullarını, iki oyuncunun kesiştiği Gürcistan'da yitirme aşamasına girmiş gözüküyor. Bu durum belki ileriki dönemlerde iki iyilikten birini seçmek zorunda bırakır Türkiye'yi. Umalım ki Rusya ABD'yi bu anlamda caydırmayı başarsın, umalım ki Türkiye K.Irak ya da başka kaygılar nedeniyle ABD taleplerinin ileride oluşturabileceği sorunları Amerikalılara ifade etmede başarılı olabilsin.
Petrol fiyatı 114 dolara düştü. Ama Türkiye için sorun sürüyor. Çünkü Türkiye enerji ihtiyacını büyük ölçüde doğalgaz ve petrolle karşılıyor. Petrolün de yüzde 92'sini ithal ediyor. Üstelik petrolün yüzde 40'ını, doğalgazın da yüzde 64'ünü bir tek Rusya'dan sağlıyor.
Son yıllarda bu bağımlılıktan kurtulabilmek için Türkiye bir sürü çaba gösteriyor. Bunlardan biri, içeride üretimi artırmak. Fakat bunun için de büyük paralar gerekiyor. Çünkü çoğu arama nafile harcamaya neden oluyor.
Bağımlılıktan kurtulmak için bir başka yöntem de petrol boru hatları. Türkiye bir ulaşım ve dağıtım merkezi olmaya, özellikle Karadeniz ve Akdeniz arasındaki bağlantıyı, Kafkaslardan boru hattıyla sağlamaya çalışıyor.
Örneğin, Doğu-Batı ekseninde geliştirilen Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattı aynı zamanda Kuzey-Güney eksenini kapsıyor. Böylece Rusya da enerji kaynaklarını hem Avrupa'ya, hem de İsrail ekseniyle Doğu Asya'ya kadar pazarlayabilme şansına sahip oluyor. Bu noktada Rusya'nın önerdiği Mavi Akım 2 projesi de (Novorossisk – Samsun – Ceyhan-Aşkelon / İsrail) tekrar gündeme geliyor. Enerji politikasında geç kalan Türkiye şimdi çırpınıp duruyor…
ABD savaş gemileri boğazları geçip Karadeniz'e açılıyor!
Gürcistan'a insani yardım götürdüğü belirtilen ABD donanmasına ait savaş gemileri ile tatbikat amaçlı Romanya'nın Köstence Limanı'na gittiği belirtilen Polonya savaş gemisi 'General Plasky', Çanakkale Boğazı'ndan geçiyor. ABD gemileri, varacağı liman hakkında boğaz yetkililerine bilgi dahi vermiyor. Montrö sözleşmesini delmiş olmamak için, bu gemiler 21 gün sonra geri dönüyor, ama hemen yerine yenileri gidiyor.
İspanyol ve Alman savaş gemileri de geçiyor!
Boğazlardan Gürcistan'la ilgili gelişmelerden 6 ay kadar önce planlanan bir NATO tatbikatı çerçevesinde İspanyol ve Alman gemileri geçmişti. Aynı çerçevede bir Polonya gemisinin de geçiş yaptığı belirtiliyor.
Montrö sözleşmesi neler içeriyor?
Gürcistan'la ilgili son gelişmelerin ardından Karadeniz'e Türk Boğazlarından geçiş konusu da tartışılmaya devam ediyor. AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, Türk Boğazlarında (İstanbul ve Çanakkale) seyir ve seferi, yürürlükte bulunan Montrö Sözleşmesi düzenliyor. Türk Boğazlarından hem ticari hem savaş gemilerinin duraksız geçişi, 29 madde ve 4 ayrı ekten oluşan sözleşmenin öngördüğü şartlar çerçevesinde yapılıyor.
ASAM uzmanlarından Hasan Kanbolat'a göre, 20 Temmuz 1936'da İsviçre'nin Montrö kentinde imzalanan sözleşme, Türk Boğazlarına ilişkin uygulamalarda ve ortaya çıkabilecek uyuşmazlıklarda öncelikle uygulanması gereken özel hukuk kuralları (leges specialis) niteliğinde bağlayıcı hükümler içeren, kendine özgü (sui generis) bir düzenleme oluyor.
Temel amacı Türk Boğazlarından geçiş yapmak isteyen yabancı bayraklı savaş gemilerinin hukuki statüsünü düzenlemek olan sözleşmenin hazırlık aşamasında, yani Montrö konferansında, Sovyetler Birliği Karadeniz'e kıyıdaş olmayan yabancı bayraklı savaş gemilerinin Karadeniz'e girişini mümkün olduğu kadar kısıtlamak istediği biliniyor.
Sovyetlerin ardından bu politikayı sürdüren Rusya Federasyonu'nun aksine ABD ise, savaş gemilerinin tam serbest geçiş haklarının olması gerektiğini savunuyor.
Montrö Sözleşmesi; gerek ticari gemilerin gerek savaş gemilerinin geçişini, barış zamanı, savaş zamanı ve Montrö Sözleşmesine münhasır olarak- yakın bir savaş tehlikesi tehdidi şeklinde üçe ayırarak düzenliyor. Sözleşme, yabancı bayraklı gemilerin hem Türk Boğazlarından geçişlerine hem de Karadeniz'de bulunmalarına, idari ve diplomatik yöntem, hacim-tonaj, adet ve kalma süresi bakımından önemli kısıtlamalar getiriyor.
Montrö Sözleşmesi'nin yabancı bayraklı savaş gemilerine getirdiği başlıca kısıtlamalar şu şekilde sıralanıyor:
1- Geçiş öncesinde Türkiye'ye bildirimde bulunma zorunluluğu bulunuyor: (Madde 13'e göre Karadeniz'e kıyıdaş olan ülkeler 8 gün öncesinden diplomatik yollarla ön bildirim yapmalıdır. Karadeniz'e kıyıdaş olmayan ülkeler ise 15 gün öncesinden yine aynı yolla ön bildirim yapmalıdır. Ayrıca, ön bildirim tarihinden itibaren 5 gün içinde geçiş gerçekleşmelidir)
2- Toplam tonaj sınırlanması getiriliyor: (Madde 14'e göre Sözleşmenin III. maddesinde ve III sayılı Ek'inde öngörülen koşullar dışında Boğazlarda transit geçişte bulunabilecek bütün yabancı deniz kuvvetlerinin en yüksek (tavan) toplam tonajı 15.000 tonu aşamıyor)
3- Savaş gemilerinin türü belirtiliyor: (Örneğin uçak gemilerinin Türk Boğazlarından geçişine izin verilmiyor)
4- Denizaltıların gündüz ve su üstünden geçme mecburiyeti şart koşuluyor.
5- Karadeniz'e kıyıdaş olmayan savaş gemilerinin Karadeniz'de kalma süresine ve toplam tonajına getirilen ayrıntılı sınırlamalar yer alıyor: (Madde 18'e göre Karadeniz'e kıyıdaş olmayan devletlerin barış zamanında bu denizde bulundurabilecekleri toplam tonajı Sözleşme'de belirtilen şartlar dışında 30 bin tonu aşamıyor. Şartlar dahilinde de gerekçe ne olursa olsun 45 bin tonu geçemiyor)
6- Bu şartlarda Boğazlardan geçen gemilerin Karadeniz'de en fazla 21 gün kalabileceği kayda bağlanıyor.
Savaş durumunda ise Türkiye eğer savaşan tarafsa, dilediği gibi hareket edebiliyor ve Boğazları tüm yabancı savaş gemilerine kapatabiliyor. Bu hak, "Türkiye kendisini yakın bir savaş tehlikesi tehdidi karşısında sayarsa" yine tanınıyor, ancak Türkiye'nin BM Genel Sekreteri'ne bu konuyla ilgili bir bildiri göndermesi gerekiyor.
Montrö Sözleşmesi'nin hem Türk Boğazlarından geçiş yapmak isteyen yabancı bayraklı savaş gemilerinin geçiş düzenlerini, hem de Karadeniz'e giriş yapmak ve orada kalmak isteyen savaş gemilerinin hukuki statülerini belirleyen dünyadaki tek sözleşme olduğu dikkat çekiyor.
Montrö Sözleşmesi'nin feshini kim istiyor?
Montrö Sözleşmesi ilk başta 20 yıl yürürlükte kalmak üzere hazırlanmıştı. Sözleşme, eğer 20 yıllık sürenin bitiminden 2 yıl önce, hiçbir taraf, Fransız hükümetine sözleşmeyi sona erdirme yolunda bir ön bildirimde bulunmamışsa daha sonraki bir tarihte bir sona erdirme ön bildiriminin gönderilmesinden başlayarak, iki yıl geçinceye kadar yürürlükte kalıyor.
Yürürlüğe girdiği tarihten itibaren her 5 yıllık dönemin sona ermesinde de taraflardan biri, Sözleşme'nin bir ya da birkaç hükmünün değiştirilmesini önerme girişiminde bulunabiliyor. Taraflardan birinin bu şekilde ön bildirimde bulunması nedeniyle Sözleşme'nin feshi durumunda, 28. Madde'ye göre Sözleşme'nin 1. maddesinde sözü geçen "geçiş ve seyir özgürlüğü" ilkesi bir süreyle sınırlı olmaksızın yürürlükte kalmaya devam ediyor.
Burada, belirtilen ilkenin anlamının ve kapsamının ne olacağı sorusu muğlak-kapalı duruyor. Acaba bundan bir "transit geçiş" rejimi mi, yoksa başka bir rejim mi kastedildiği belirtilmiyor. Ayrıca bu durumda 1. maddenin hem ticaret gemileri hem de savaş gemileri için mi geçerli olacağının da belirsizliği, Türkiye'nin gelecekte bu tür olası sorulara cevap verebilmek için hem hukuki hem de siyasi açıdan hazırlıklı olması gerektiğini ortaya koyuyor.
Türk boğazlarının geleceği ve ABD
Montrö Sözleşmesi yürürlüğe girdiği tarihte, Karadeniz'e giriş-çıkış yapabilecek en büyük savaş gemisinin deplasman ağırlığının 30 bin tona ancak ulaştığı biliniyor.
Öte yandan, bugün gemileri Boğazlardan geçen ABD, ne 1923 Lozan Sözleşmesi'nin, ne de 1936 Montrö Sözleşmesi'nin tarafı. Ancak Montrö Sözleşmesi, doğurduğu objektif hukuki statü açısından sözleşmeye taraf olmayan üçüncü ülkeleri, dolayısıyla ABD'yi de bağlıyor.
Son yıllarda ABD'nin Karadeniz'de savaş gemisi bulundurma arzusu öne çıkıyor. Bununla birlikte bir uçak gemisinin Türk Boğazlarından geçiş yaparak Karadeniz'e çıkabilmesi için asgari 100 bin deplasman tonluk bir korumayla birlikte geçmesi gerekiyor. Bu durumdan, ABD'nin, tarafı olmasa da Montrö Sözleşmesi'nin savaş gemilerine ilişkin hükümlerinin güncelleştirilmesine ihtiyaç duyduğu anlaşılıyor.
Montrö'yü imzalayan ve eski Varşova Paktı üyesi olan iki Karadeniz ülkesi Romanya ve Bulgaristan'ın da ABD ile askeri anlaşmalar yaparak, ABD'nin Karadeniz'e yerleşme konusundaki olası stratejisini destekledikleri gözüküyor.
Bu durumda Karadeniz'de askeri olarak var olma amacı güden ABD'nin önünde engel olan Montrö Sözleşmesi'nin değiştirilme istekleri olasılığına karşı, Türkiye'nin yeni ve milli stratejiler için hazırlıklara başlaması gerektiği kaçınılmaz görünüyor.11[1]
Moskova: ABD'nin füze kalkanı planına tepkimiz ‘'sadece diplomatik yöntemlerle'' olmayacak!?
Rusya'dan ABD'ye savaş tehdidi geliyor!
Rusya Dışişleri Bakanlığı, ABD'nin doğu Avrupa ülkelerinde füze kalkanı oluşturma planına mutlaka tepki göstereceğini ve bu tepkinin de ‘'sadece diplomatik yöntemlerle'' olmayacağı tehdidinde bulunuyor. Rusya Dışişleri Bakanlığının internet sayfasında yayımlanan açıklamada, ABD ve Polonya arasında bugün füze kalkanı anlaşması imzalandığı hatırlatılarak, Rusya Devlet Başkanı Dimitriy Medvedev'in, Almanya Başbakanı Angela Merkel ile 15 Ağustos'ta düzenlediği basın toplantısında belirttiği gibi, bunun Rusya'ya karşı kurulduğunun son derece açık olduğu kaydediliyor. Avrupa'da siyasi ve askeri durumun gelişmesine rağmen, ABD'nin stratejik potansiyelinin Rusya sınırlarına doğru ilerlemeye devam ettiğine işaret edilen açıklamada şu ifadeler yer alıyor:
‘'Çek Cumhuriyeti'ndeki radar sistemleri, ülkemizin tüm Avrupa bölümünü kapsayabilir. Polonya'daki uzun menzilli füzelerin ise Rusya'daki kıtalararası füzeler dışında hiçbir hedefi yok ve gelecekte de bunun dışında bir hedefi görülmüyor. ABD füze kalkanının, Avrupa'da genişletileceği ve modernize edileceği açıkça görülmekte. Amerikan yönetimi de bunu saklamıyor. Bu durumda Rusya sadece diplomatik yöntemlerden oluşmayan tepki vermek zorunda kalacak. ABD'nin dünyadaki stratejik dengeyi kendi lehinde değiştirerek, dünyadaki güvenlik ve istikrarın kuvvetlenmesini engelleme girişimi daha açık ve somut bir şekilde görülmektedir.''
Açıklamada, doğu Avrupa'daki füze kalkanının bulunduğu bölgeye ‘'Üçüncü Pozisyon Bölgesi'' denilerek, ‘'Varşova anlaşmalarına Polonya topraklarında Amerikan Patriot sistemlerinin kurulması unsuru da dahildir. Tespitlerimize göre bunun İran'dan gelebilecek bir tehditle hiçbir ilgisi yok'' görüşüne yer veriliyor.
ABD'nin "Avrupa'yı korkuttuğu'' İran'da; ne şimdi, ne de önümüzdeki yıllarda füze saldırısı geliştirebilecek bir tekniğin olmayacağı belirtilen açıklamada, ABD'nin uzun süre füze kalkanının Ruslara karşı olmadığına inandırmaya çalıştığı ve bu konuda tamamen şeffaf olacağı sözü verdiği belirtiliyor. Rusya Dışişleri Bakanlığı ise, gerçekte durumun farklı gelişeceği ve Amerika'nın kendileri için pratik anlamı olan hiçbir sorumluluğu üstlenmeyeceği belirtilerek, önceden verilen vaatlerden geri adım atılmaktadır. Ancak biz bu zor durumda diyalogdan kaçmadan ilgili tüm taraflarla çalışmayı sürdürmeye hazırız'' ifadesi kullanılıyor.
Füze kalkanı projesi ve Avrupa güvenliği, Rusya'yı hedef alıyor!
ABD'ye karşı bundan sonra bu konuda ‘'en küçük bir güvenlerinin'' olmayacağı kaydedilen açıklamada, şöyle devam ediliyor:
‘'Yalan niyet deklarasyonları ve vaatler değil, somut faaliyetler ve devletlerarası hukuki bağlayıcılığı olan anlaşmalar dikkate alınacaktır. Bir ülkenin güvenliğinin yükseltilmesi amacıyla başka bir ülkenin güvenliğini tehlikeye atma girişimi sakıncalıdır. Stratejik istikrar ve uluslararası güvenlik sistemi sadece karşılıklı ve eşit zeminlerde kurulabilir. Gerçek bir Rusya karşıtı potansiyele sahip Üçüncü Pozisyon Bölgesinin Avrupa'da kurulmasının, bu kıtanın güvenliğini yükseltmeyeceğinin altını ayrıca çizmek gerekir. Bu faaliyetler kıtayı ve başka bölgeleri silahlanma yarışına sürüklüyor, güvensizlik oluşturuyor ve bu da Rusya'nın seçimi değildir'' deniyor.
ABD ve Polonya arasındaki anlaşmanın şu anda imzalanmasının tesadüf olmadığı belirtilen açıklamada, Polonyalı yetkililerin: "Kafkasya'daki durumun bu anlaşmanın imzalanmasını hızlandırdığını" açıkladıklarına dikkat çekiyor. Rusya'nın Avrupa'daki ABD füze kalkanına karşı görüşlerini açıkladığı bir dönemde Washington'ın, Gürcistan'ı silahlandırmasını ve bunun Rusya'ya karşı olmadığı şeklindeki beyanatlarını gözardı etmedikleri kaydedilen açıklamada, ‘'Şimdi Gürcistan yönetiminin düşüncesiz faaliyetleri sonucu Güney Osetya'da ve Rusya'da binlerce kişi zarar gördükten sonra, bu tip iddiaların gerçek değerinin ne olduğunu açıkça görüyoruz'' ifadesine yer veriliyor.
[1] Milliyet

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
Bazılarımızın durumu şuna benzemektedir: “Ol mahiler ki derya içredir, deryayı bilmezler.” Hakke’l-Yakin iman; şartsız sadakati…
ANLAYANA SİVRİ SİNEK SAZ, ANLAMAYANA DAVUL ZURNA AZ..
HÜNER; HAKK’A KUL OLMAKMIŞ!.. Bu hayat ki, imtihandır Dünya fani, bir cihandır İki kapılı…
Bazılarımızın durumu şuna benzemektedir: “Ol mahiler ki derya içredir, deryayı bilmezler.” Hakke’l-Yakin iman; şartsız sadakati…
ANLAYANA SİVRİ SİNEK SAZ, ANLAMAYANA DAVUL ZURNA AZ..
Batılı ülkeler dahi ABD’nin hukuksuz savaşlarına mesafe koyarken, Türkiye’nin NATO karargâhlarıyla "koçbaşı" yapılmak istenmesi ve…
Mustafa Kemal'in “Ey Türk Gençliği! İstiklal (her bakımdan tam bağımsızlık) ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali…
Makale; olaylar ve kavramlar arasında örüntü kurarak tam bir bilimsel yöntemle ve yenikikçi bir bakış…
1) Baltık’tan Akdeniz’e uzanan ve esas olarak Rusya’yı hedef alan ama daha geniş çerçevede Asya’ya…
Şüphesiz her insana sa’yü gayretinden ve kendi emeğinden başkası verilecek değildir. (Herkes ancak hak ettiğine…