Sefih; aklen küçük, ahlaken düşük demektir. Bunlar, zahiren gururlu insanlar olarak görülseler de, gerçekte ruhen zelil ve rezil tiplerdir. Dünyalık zevk ve ziynetlerine aşırı düşkün, arsız ve ayarsız kimselerdir.
Sefil ise, aşağı ve bayağı kişilik sahiplerdir. Zaten Arapça “Sefele-alçalmak” kökünden gelmektedir. Bunlardan bazılarının hasbelkader, etiket ve rütbeleri yüksek olsa da, tiyniyetleri gevşektir. Eğlence ve gösterişe düşkün olduklarından ve birikimlerini süslenmeye harcadıklarından fahişe kadınlara da “Sefile” dendiği bilinmektedir. Sefiller bu aşırı savurganlıkları yüzünden genellikle yoksul ve muhtaç duruma düşmekte, bu sefer davalarını, onur ve namuslarını rüşvet vermeye yönelmektedir.
Tarih boyunca, her haklı hareketin ve hayırlı cemaatin içinde de, böylesi sefih ve sefil insanlar buluna gelmiştir. Zaten bilinçsiz, bencil ve beleşçi tipler, hep kolaylıkla istismar ve suiistimal edebilecekleri ve kısa yoldan köşeyi dönebilecekleri ortam ve fırsatları kollaya gelmiştir.
Sefih ve sefil kişilikler, beyinsiz, bereketsiz ve seviyesiz olduklarından; gayret yerine ganimeti, sadakat yerine hıyaneti, hizmet yerine hile ve hezimeti tercih eden bozuk karakterlerdir.
Bunlar, Kadiri Mutlak olan Rahman’a yaslanmak, iyilik ve takvada yarışmak yerine; şeytani güç odaklarına yaranmak, riyakârlık ve sahtekârlıkla nefsi hedeflerine ulaşmak hevesindedir.
İnsanlık can çekişirken bunlar yağ derdindedir. İslamlık kan ağlarken bunlar makam ve menfaat peşindedir. Çünkü fedakârlık, vefakârlık ve cefakârlık bunların en yabancı olduğu şeylerdir.
Edebiyat kürsülerinde nutuk atarken efelenip diklenir, ama samimiyet testinde ve sıkıntı gününde hemen bükülüverirler… Talut’un askerleri gibi; önceleri cihat çağrıları yapıp dava ve zafer marşları söylerken, nimet nehrini geçerken dökülüverirler. “Çok sağlam kumaş”, “Asla kopmaz dikiş” sanıldıkları halde, zoru görünce hemen yırtılır ve sökülüverirler.
Öyle ki Kur’anı Kerim, Nebilerin ve seçkin rehberlerin, kendi kavim ve cemaatlerindeki bu baş belası tipler için:
“Ya Rabbi, içimizdeki sefihlerin (beyinsiz, bereketsiz ve haysiyetsiz kimselerin) yaptıkları (hıyanet ve melanetler) yüzünden bizi helak eder misin?!” (Araf: 155) mealindeki naz ve niyazlarını haber vermektedir.
Sefih ve sefil insanlardaki iman zaafiyeti, hayatı sadece dünyadan ibaret zannetmeleri ve ahirete kanaat getirseler bile, dünya nimetlerini tercih etmeleri, bunları böylesi rezalet ve hıyanetlere sürüklemektedir.
“Heyhat, size vaat edilen şeye (ahiret ve cennete) heyhat! (Böylesi asılsız ve imkânsız şeylere inandığınız için yazıklar ve hayıflar olsun size!) O (sandığınız ve sahip çıktığınız cennet), sadece bizim (yaşadığımız bu) dünya hayatından ibarettir. (Sonunda) ölürüz ve (şimdilik) yaşarız. Biz (ahrete) diriltilecek değiliz.” (Müminun 36- 37) şeklindeki gizli ve şeytani kanaat, bunları dünyaya tapınmaya, dinlerini ve davalarını dünyaları için harcamaya yöneltmiştir. Bunların namazları, oruçları, hacları ve hayırları ve türbanları ise bunca kötülük ve nankörlüklere isyan eden vicdanlarını bastırmak, eğer bir ihtimal ahiret ve hesap varsa bari kendilerini kurtaracak ibadet ve amelleri (tedbiren) bulundurmak ve saf Müslümanları daha rahat aldatıp kendilerine bağlamak içindir. Oysa, ihtimal iman değildir ve fayda vermeyecektir.
Bu bayağı ve aşağılık tiplerin günümüzde en fazla ve daha rahatlıkla Milli Görüş bünyesinde bulunup barınacaklarını da artık anlamış olmamız gerekir. Daha önce Milli Görüş bağrındaki bu çıbanların defalarca deşilmesi; ANAP’a, AP’ye, AKP’ye ve bilmem daha hangi parti ve nifak girişimlerine kayıp gitmeleri, bu acı gerçeğin ispatı gibidir. Üstelik bu tiyniyeti bozuk tiplerin en tedbirli ve en tehlikeli kısmı da, en sona kadar beklemesini ve kendilerini “sağlam kalan sadıklar”dan göstermesini başarabilmektedir. Ancak çıbanların çabası boşunadır ve kemale erince cerahatleri deşiliverecektir.
Erbakan Hoca, Milli Görüş’ün sadece teorisyeni değil, hem takipçisi, hem de tatbikçisidir. Sadece fikir üreticisi değil, fiili ve tabi lideridir. İslam inancına ve hukukuna göre, bir lider:
•a) Akli dengesini yitirmedikçe
•b) Kurtuluş ümidi kalmayacak şekilde düşmana esir düşmedikçe
•c) Özel mazeretleri ve mecburiyetleri nedeniyle kendi bu görevden vazgeçmedikçe
•d) Davasına ve camiasına hıyanet edip karşı safa geçmedikçe; o resmen ve siyaseten yasaklı bile görünse, hükmen ve hakikaten liderliği ve ona itaatin gerekliliği devam edecektir.
Hak davaların birlik ve dirliği, disiplin ve düzeni hatta muvaffakiyet ve zaferi; işte bu “biat, itaat ve sadakat” emri ve dengesi ile ilgilidir.
Kur’anı Kerim’in Fetih-Zafer Suresi 10. Ayeti işte bu hikmet ve hakikati şöyle haber vermektedir.
“Şüphesiz, (Hak ve adalet hakîm kılınsın, zulüm ve küfür düzenleri yıkılsın diye, imani ve insani bir mesuliyetle) sana biat edenler, (aslında ve aynen) ancak Allah’a biat etmiş (gibi)dir. (Sanki) Allah’ın eli (seninle biat ve itaat sözleşmesi yapan) onların elleri üzerindedir. Bu nedenle artık kim ahdini bozar (davadan ve sadakatten ayrılır)sa o sadece kendi aleyhine ahdini bozmuş birisidir. Her kim de Allah’a verdiği ahdine vefa gösterir (sadakat, samimiyet ve gayretini devam ettirir)se, (Allah kesinlikle) ona da büyük bir ecir (şeref ve zafer) verecektir.” Ayeti üzerinde durup düşünmemiz ve kendi durumumuzu buna göre değerlendirip düzeltmemiz gerekir. Sadakallahülazim. Yani; Allah en doğru ve en lüzumlu olanı söylemektedir. Onun ayet ve emirlerini eğip bükmeye, kendi suçluluk ve sorumluluklarını örtmeye yeltenenler, münafıkların ta kendileridir.
“Restorasyon yapacağız, kutsal mekanımızı daha güzel ve görkemli bir duruma kavuşturacağız” diyerek, camimizi havraya ve hamama döndürme niyetlerini ve “Milli Görüş”ü “Mescid-i Dırar”a çevirme girişimlerini (bak.Tevbe 107) sezmek ve ona göre tavır ve tepki belirlemek mü’minlerin ve dava ehlinin imtihan ve feraset meselesidir.
Bu tür gerekçeleri çok acı şekilde de yazıp konuşmamızı yanlış bulan ve işin aslını bırakıp üslup tartışması başlatanlara yanıtımız ise:
Kur’anı Kerim yüzlerce ayette “Belağül Mübin – apaçık ve herkesçe anlaşılır tebliğ” yapılmasını emretmekte ve övmektedir. Öyle ise bizim samimiyetimizden ve bu ilahi ölçülere uygun hareketimizden kaynaklanan “net”liğimizi, “sert”lik olarak niteleyenler, aslında “namertliklerini” ve çıbanlarını deşen ve ayarlarını deşifre eden ayetlere yönelik gizli tepkilerini dile getirmektedir.
Milli Görüşte usûl, üslup yenileşmesine, yani yöntem ve söylem değişikliğine elbette giderilebilir; bu zaten normaldir ve gereklidir.
Ancak temel değerlerdeki, genel hedeflerdeki ve evrensel projelerdeki değişiklik iddiaları ise, tamamen döneklik ve dengesizlik alametidir. Bunlar ya gaflet ve cehalet veya dalalet ve hıyanet niyetlidir.
Aktüel’den Alper Görmüş gibi özü çürümüş kişiler, Numan Kurtulmuş’a hürmet ve rağbet ediyor görüntüsüyle dolaylı biçimde Erbakan Hoca’ya ve sadık camiamıza hakaret etmekten çekinmiyordu. Hiç utanmadan Hoca’nın kendisini “Tanrı Lider” olarak benimsettirdiğini ima edecek kadar terbiyesini bozan ve tiyniyetini kusan bu tiplerin, acaba Numan aşkı nereden kaynaklanıyordu? Size bir tiyo verelim:
Türkiye’de siyaset adamından dini hizmet erbabına, köşe yazarı ve TV yorumcusundan medya patronlarına, yüksek bürokratlardan sömürü sermaye baronlarına kadar, İsrail’in ve ABD’nin gözüne girmek ve daha yükseklere erişmek isteyen herkes; bunun en birinci ve en geçerli yolunun, bir şekilde Erbakan Hoca’ya hıyanet ve hakaretten geçtiğini biliyordu.[1]
“Saadet Partisinde İran çatlağı”
Akşam Gazetesi olayı bu başlıkla vermişti
Siyaset yasağı kaldırılan ve Saadet Partisi’nde (SP) Yüksek İstişare Kurulu Başkanlığı’na getirileceği konuşulan Milli Görüş lideri Necmettin Erbakan ile partisi arasında ‘Hizbullah çatlağı’ patlak vermişti. İran’a 10 günlük sürpriz bir ziyarette bulunan Erbakan’ın, İran’ın en üst yöneticileriyle ve devlet Başkanı protokolüyle karşılanıp çok özel ve önemli görüşmeler yapılması, dış güçleri ve işbirlikçileri tedirgin etmişti. İran dönüşünde basın toplantısı düzenleyen Erbakan, Hizbullah’ın adını anmadan, ‘Ayetullah Harrazi’nin genel başkanlığını yaptığı parti ile toplantılar yaptık. Yeni bir dünya düzeninin kurulması için ortak örgütler oluşturulacak. Ortak çalışmaları Türkiye’de Saadet Partisi, İran’da Harrazi’nin partisi yürütecek’ demişti. Erbakan’ın sözünü ettiği Harrazi’nin, İran Hizbullah Partisi’nin lideri Ayetullah Seyyid Muhammed Bager Harrazi olduğu bilinmekteydi.
Erbakan Hoca’nın, SP adına İran Hizbullahı ile işbirliğine girişmesi, her ne hikmetse kendi partisinde ciddi bir krize sebebiyet vermişti. Erbakan’ın Hizbullah’la yaptığı anlaşmayı üstlenmeyen SP yönetimi, partinin böyle bir kararının bulunmadığını bildirmiş ve Erbakan’ın SP adına yaptığı açıklamaları reddetme kahramanlığını (!) göstermişti.
Hoca’nın kendi şahsi gezisiymiş!..
Gazetecilerin sorularını yanıtlayan SP Genel Sekreteri Turhan Alçelik, Erbakan’ın Türkiye Cumhuriyeti’nin eski bir başbakanı olarak İran’a gittiğini belirterek şunları söylemişti: “Bu gezinin SP ile en küçük bir bağlantısı ve alakası gösterilemeyecektir. Hocamızın kendi şahsi gezisidir. Partimizin kurumsal kimliği ile bağlantılı bir ziyaret değildir. Erbakan Hocamız, bir eski başbakan olarak kendi adına İran’a gitmiştir. İran’daki parti ile yapılan görüşmeler ve anılan işbirliğinin de SP ile bir bağlantısı yoktur. Partimizin bu konuda aldığı herhangi bir karar, attığı bir adım veya bir düşünce de bulunmamaktadır. Zaten Anayasamıza ve Siyasi Partiler Kanunu’na göre yabancı bir ülkedeki siyasi parti ile kurumsal işbirliğine gidilmesi de mümkün değildir.”
SP Genel Sekreteri Turhan Alçelik, İran gezisine Erbakan ile birlikte katılan SP Genel Başkan Yardımcısı Temel Karamollaoğlu için de, ‘Sayın Karamollaoğlu bu geziye Hocamızın tercümanı olarak katılmıştır. Partimizi temsilen yer almamıştır’ demişti.
Harazi’nin muhtemel ABD saldırılarına karşı İran’ın haklarını savunmaya yönelik onurlu tavırları, marazlı medya tarafından “Türkiye’yi tehdit ediyor” şeklinde verilmişti.
İran Hizbullahı’nın lideri Harrazi, 18 Nisan 2006’da yaptığı bir açıklamada ABD’nin İran’a saldırması durumunda, dünyadaki tüm ABD hedeflerine intihar saldırıları düzenleyeceklerini belirtmişti. Bu arada Türkiye’yi de uyaran Harrazi, “Eğer ABD Türkiye’deki üsleri kullanır ve Türkiye’den yardım alırsa, hiç şüpheniz olmasın ki, size de saldırırız. Bize saldırana kim destek verirse versin karşılıksız bırakmayacağız. Öyle bir karşılık vereceğiz ki, El Kaidenin eylemleri yanında hiç kalacak” demişti. Harrazi Türkiye’deki yasadışı Hizbullah’la hiç bir bağlantılarının olmadığını da özellikle dile getirmişti.
Bu arada “Erbakan Hoca’nın İran’a resmen davet edilmediğini, kendi insiyatifi ve isteği üzerine bu ziyaretin gerekleştiğini” söyleyen Tarhan Erdem gibileri, acaba Erbakan Hoca’nın İran Dini Lideri Hamaney ve daha önce planladığı dış gezisinin ortasında sadece Erbakan Hocayla görüşmek üzere Tahran’a gelen ve görüşmenin ardından tekrar yurt dışına dönen Cumhurbaşkanı Ahmedinejad başta, en yüksek yetkililerle ve İran Meclisinde devlet protokolüyle karşılanıp görüşmesini ve bir hafta olarak öngörülen ziyaretin bu yoğun ilgi nedeniyle 10 gün sürmesini nasıl inkâr edecekler ve ne gibi bir kılıf geçireceklerdi? Öyle her ziyarete giden böyle rağbet görüyorsa, bir de Süleyman Demirel’i göndermeyi denesinlerdi….
Daha önce irade zafiyetinden ve iddia eksikliğinden şikâyet edip, sahte kahramanlık ve kararlılık gösterisi yapanlar; Erbakan Hoca’nın mümin bir irade ve metin bir dirayetle İran’a gidip şeytani güçleri ürkütmesi üzerine hemen balonları patlayıp fos çıkmaya ve İsrail’den tırsmaya başlayarak; “Bizim Erbakan’ın ziyaretiyle alakamız yok!?” demekten sıkılmamışlardır.
Bahane olarak ta “Partinin kurumsal varlığını tehlikeye atmamaya” sığınmışlardır. Peh, peh, peh… Partiyi Erbakan’dan çok düşünüyorlarmış!..
Davos’ta Recep T. Erdoğan’a çocuk muamelesi yapan moderatör ve Elazığ-Harput’tan göçme Pakraduni (Yahudi asıllı Ermeni) David Ignatius’un hazırladığı “Amerika ve Dünya” adlı kitabında konuşan Brzezinski ve Scowcroft gibi ABD’nin Siyonist stratejistleri, ortadoğuda sorun olarak; Irak, Afganistan, Pakistan ve özellikle İran’ı gösterdikleri bir sırada[2] Hoca’nın bu ülkeye ziyareti daha bir anlamlıdır.
Zbigniew Brzezinski, “Irak’ın birlik ve bütünlüğünün sağlanabileceğinin hayal olduğunu” söyleyen[3]; “Amerikan askerlerini Kürdistan’a çekilip kalması gerektiğini öğütleyen[4]; “tek bir asker bile kaybetmeden İran ordusunu toz haline getirebilir, nükleer tesislerini ve sanayi merkezlerini yerle bir edip, binlerce İranlıyı öldürebiliriz” diye övünen[5], ama sadece; “İran’da hem şah döneminde hem de günümüzde huzur ve refah içinde yaşayan ve pek önemli mevkilerde bulunan çok sayıdaki Yahudilerin akıbetini merak eden”[6] bir Siyonist çıfıtı olarak “Ermeni soykırımı” iftirasını da sürekli gündemde tutmakta[7] ve yine AKP’ye ve Fetullah Gülen’e hararetle sahip çıkmaktadır.
Unutmayalım, Amerika’yı ne başkanlar ne de bakanlar değil, perde arkasındaki bu “ulusal güvenlik danışmanı” sıfatlı Yahudi stratejistler yönetmektedir. Çünkü kendi itiraflarıyla; “Dışişleri ve Savunma Bakanları bile haftada bir sefer ABD Başkanıyla görüşemezken, bunlar her gün en az 12 (on iki) sefer Başkana akıl vermektedir”[8]
Erbakan Hoca’nın İran’a davet olunmasından ve verdiği tarihi mesajlardan, İsrail’in ve uşak zihniyetli kimselerin tedirgin olup telaşa kapılması normaldir.
Çünkü Erbakan Hoca’nın, İran’ın en yetkin ve etkin yöneticilerine karşı söylediği ve Kanal 5’te kısmen dile getirdiği şu sözler, şeytanları çatlatacak cinstendir:
“Artık aklımızı başımıza alacağız. Siyonist ve emperyalist güçlerle silah yapma yarışına kalkışmayacağız. Bunun yerine onların bütün silah sistemlerini ve nükleer füzelerini tesirsiz hale sokacak teknolojileri hazırladık ve hazırlayacağız.”
Ve yine Hoca’nın İran Dışişleri Bakanlığı Uluslararası Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezindeki: “İsrail için duvarlardaki haritalardan ziyade kafalarındaki haritalar ve Arz-ı Mev’ud hayalleri esas alınmaktadır. Buna göre hazırlıklar yapılmaktadır” hatırlatmaları bizce şöyle yorumlanmıştı:
“Yeni ve Adil bir dünyayı mutlaka ve en yakın zamanda kuracağız!. Şu anda İsrail’i de bir devlet gibi gösteren suni haritalara aldanmayacağız ve asıl gönlümüzdeki dünya haritasına odaklanacağız!?”
Biz iktidarda iken Amerikan elçisi ziyaretimize gelip:
- “İran’a gitmez ve işbirliğine girişmezseniz..
- Çekiç Gücü bölgeden geri göndermezseniz.
- Kerkük-Ceyhan petrol boru hattını açmaktan vazgeçerseniz..
- İsrail’in varlığını ve çıkarlarını gözetirseniz,
O zaman sizinle çalışabiliriz ve iktidarınıza destek verebiliriz” dediklerinde, kendilerine şu yanıtı vermiştik:
Biz asla zulme ve emperyalizmin güdümüne razı olmayacağız. Ülkemizin, bölgemizin ve tüm insanlık âleminin çıkarlarına ve evrensel hukuk kurallarına uygun davranacağız. Yeni bir Türkiye’yi ve Adil bir dünya düzenini mutlaka kuracağız. Bunlar sadece bizim değil sizlerin de kurtuluş ve huzur çaresi olacaktır.”
ABD karşıtı Şii lider Sadr’dan Ankara’ya sürpriz ziyaret anlamlıydı!
Erbakan Hoca’nın İran ziyareti ardından Irak’ta ABD işgaline karşı çıkan ve İran’a kaçmak zorunda kalan Şii lideri Mukteda Sadr’ın Ankara’ya gelmesi ilginç karşılanmıştı. Kaynaklar Sadr ile “Irak’taki siyasal sürece ilişkin istişarelerde bulunulacağını” bu çerçevede Başbakan Erdoğan’ın da yer aldığı üst düzey yetkililerle konuşulacağı açıklanmıştı.
Londra Şarkulevsat gazetesinden Tarık El Hümeyid “Sadr niçin Türkiye’de?” diye sormaktaydı
Mukteda El Sadr’ın İran’da yaklaşık iki yıl gizlenmesinin sonrası Türkiye’de sürpriz şekilde ortaya çıkmasının sebepleri etrafındaki tablo, ‘Sadr akımı ve çağdaş sorunlar’ konferansına katılmak için orada olduğu açıklaması yapılsa da hâlâ tam olarak anlaşılamamıştı.
“Erbakan Hoca” Türkiye’nin halihazırdaki aklıdır ve Sadr Ankara’nın bölgede bir nüfuzunun olmasını arzulamaktadır. Mukteda el Sadr’ın Türkiye ziyareti hakkındaki açıklanmayanlar, gerçeğin söylenenlerden tamamen farklı olduğunun kanıtıdır. Zira Sadr, Ankara’ya Irak’tan değil, İran’dan geldi. Gizli bir ziyaretle de değil, aksine aleniydi ve cana yakın bir karşılama yapılmıştı.
Ayrıca Yeni Şafak gazetesi, Türk yetkililerden Sadr’ın kendilerine ‘Irak’ı parçalanır halde bırakmayın ve bu yüzden Kerkük sorununda sizin yanınızdayız’ dediğini aktarmıştır. Bu açıklama İstanbul’da yapılırken İran helikopterleri Irak Kürdistan’ındaki köyleri bombalamaktaydı. Bu durum, Irak Parlamentosu’nu Türk ve İran saldırılarını kınamaya mecbur bırakmıştı. Acaba bizler bir arabuluculuk karşısında mıyız, yoksa Amerikalılar gitmeden önce Türkler ve İranlılar tarafından Irak’taki şartların yeniden düzenlenmesi planlarına mı şahit olmaktayız?[9]
Sadr’ın otelindeki ilginç tesadüf şaşırtıcıydı!
ABD Merkezi Haberalma Örgütü CIA tarafından Irak’taki Şii direnişinden sorumlu tutulan ve hakkında ölüm emri verilen Iraklı Şii lider Mukteda Es Sadr, İstanbul ziyaretinde ABD donanmasından amirallerle aynı otelde kalmıştı. Sadr yaklaşık 1 ay önce ABD Başkanı Obama’yı da ağırlayan Beşiktaş’taki Conrad Otelde ağırlanmıştı. Sadr’ın iki gün boyunca konakladığı Conrad Otel’de NATO üyesi ülkelerin katıldığı Donanma Komutanları Zirvesi’nin (Maritime Commerder’s Meeting-MARCOMET 09) ön toplantıları yapılmıştı. 4-6 Mayıs tarihleri arasında yapılacak olan zirve için otele yerleşen komutanlar arasında ABD donanmasında görevli amiraller de bulunmaktaydı.[10]
Peki, bu noktaya nasıl gelinmişti? Ve N. Kurtulmuş seçildiği Kongre öncesi özel toplantılarda neler dile getirmişti?
23 Ocak 2008 tarihinde “ilci” otelde, Sn. Recai Kutan’ın ve Numan Kurtulmuş’un da hazır bulunduğu bir istişare toplantısı yapılıyordu. SP’li eski milletvekili ve GİK üyelerinin katıldığı bu toplantılarda Partinin geleceğiyle ilgili öneriler ve mevcut yönetime yönelik tenkitler konuşuluyordu.
K.A.: “22 Temmuz 2007 Genel seçimlerinden hezimetle çıkılmış ve maalesef sebepleri üzerinde durulmamıştır. “Biz seferden sorumluyuz, zaferden değil” anlayışına sığınmak yanlıştır. Çünkü zafer için gerekli şeyler yapılmamıştır. Sn. Numan Kurtulmuş’un da bu toplantıda bulunması bizleri umutlandırmıştır.”
A.D.: “Partinin yetkili organlarında her konu yeterince konuşulup tartışılamamaktadır. Mesela 27 Nisan E-muhturasına niçin sessiz ve tepkisiz kalınmıştır?
Erbakan Hoca, üslubuyla, insanları adeta AKP’ye yönlendirmeye çalışmıştır.
Partinin umut olma özelliği kalmamıştır.”
H.D.: “Partimize karşı bir güven sorunu vardır. Giderek daha fazlaca ulusalcı bir görüntü verilmesi yanlıştır. Antisemitizm dışında, yeni bir söylem yoktur. Hoca’nın konuşmaları hep aynıdır. Sn. Genel Başkan (Recai Kutan) geleceği düzenleme ve Partinin önünü açma konusunda vebal altındadır. Gereğini yapmalıdır”
E.Y.: “Erbakan Hoca’ya duyulan sevgi giderek azalmaktadır. Farklı düşündüğümüz için arkadaşlarımız “Amerikan uşaklığıyla” suçlanmaktadır. Saadet Partisi, Erbakan’a Sadakat Partisi halini almıştır. Erbakan’ın kendi yerine Fatih Erbakan’ı hazırladığı konuşulmakta ve ilgililerden net bir yanıt alınamamaktadır. Artık kendi ailelerimiz bile bize oy vermekte tereddüt yaşamaktadır.
Genel Merkezde Numan Bey’e önce özel bir oda ayrılması, sonra Genel Başkandan daha etkili kimselerce bunun geri alınması oldukça yanlış ve yaralayıcıdır.”
Sn. Recai Kutan: Bir hususa açıklık getirmek istiyorum. Evet, gerçekten Fatih Erbakan’la ilgili çok yoğun bir propaganda var ama, ben Erbakan Hoca’dan bu doğrultuda en ufak bir izlenim ve işaret edinmemiş bulunmaktayım..”
A.F.İ.: “Özeleştiri yönünden çok faydalı bir toplantı yapılmaktadır. Sürekli kan kaybediliyor, mutlaka tedbir alınmalıdır. Artık milletin arzu ettiği yeni bir yapılanmaya fırsat tanınmalıdır.”
Ö.V.H.: “Partimiz bir yol ayrımındadır. Birilerinin vehimleri ve sözleri Din gibi sunulup algılanmaktadır. Hoca’nın kafasındaki çözümler nedir, anlaşılamamaktadır. İslam coğrafyasındaki tehlikeler, Hoca’ya olan vefa duygusundan daha önemli ve öncelikli sayılmalıdır.”
Sn. Recai Kutan: “Arkadaşlar teşhislerimiz insaflı ve isabetli olmalıdır. Bakınız, seçimden 2 gün önce Erbakan Hocamızın Samsun Mitinginde adeta meydanlar patlamıştır. İstanbul çağlayanda tarihi bir katılım ve coşku yaşanmış, şahsımıza karşı olağanüstü bir ilgi ve sevgi gösterisi yapılmıştır.”
S.C.: “Partinin teşkilat içi eğitim politikası yanlıştır. Sanki toplumu bölücü ve herkesi dışlayıcı faaliyetler yapılmaktadır. Bu kafayla başarı sağlanması imkânsızdır.”
C.G.: “Genel merkez, artık üzerine düşeni yapmalı, hizmetin yolunu açmalı ve yeni bir oluşuma fırsat tanımalıdır.”
M.O.: “Dava kişilerden önemli sayılmalıdır. Hoca’ya rağmen bir şey yapılmamalı, ama Hoca da seçmenin taleplerine kulak asmalıdır.”
İ.A.: “Türt toplumu yeni bir lider aramaktadır. Numan Bey tabanda çok isteniyor, ama “emanetçi gibi değil, bileğinin hakkıyla kongre kazanmış” imajı oluşturulmalıdır.”
A.C.T.: “Erbakan Hoca’nın ve arkadaşlarının emeğini inkâr etmiyoruz, ama bu gidişle başarı imkânsızdır. Potansiyelimizi boşa çıkarmayacak bir değişim kaçınılmazdır.”
Y.B.: “Kongre bir an önce yapılmalıdır. Yaşlıların siyaset yapma dönemi Ecevit’le kapanmıştır. Millet AKP’ye değil, Tayyib’e oy atmıştır. Karizmatik bir genel başkana ihtiyaç vardır.”
A.G.: “Ulusalcı söylemler bizi sıkıntıya sokmaktadır. Eski söylemleri artık bırakmalıdır.”
Tekrar K.A.: “Partimizde; yönetim, üslup ve söylem problemleri vardır. Kongre bir an önce yapılmalıdır. (Erbakan’ın) Kabala’ya dayalı söylemleri toplumda karşılık bulmamaktadır.
Genel Merkezdeki bazı büyüklerimizin, Sn. Recai Kutan Bey’e yönelik ölçüsüz tavırları da, onun Genel Başkanlığını tartışılır hale sokmaktadır.” (Tek doğru ve isabetli tenkit M.Ç.)
T.K.: “Arkadaşlar olayları tek bir sebebe bağlamamız yanlıştır. Çok yönlü düşünmek lazımdır. Ben şahsen gelecekten ümitvarım.”
H.K.: “İşte biz de, Millette sizin kadar ümitli olsun istiyoruz. Bu nedenle partide bir yenileşmeye karşı durulmamalıdır.”
M.K.: “Geçmişi anlatarak oy alamayız ve esnaf ziyaretiyle, ev sohbetiyle bir yere varamayız. Bu günkü şartlara ve ihtiyaçlara uygun bir tavır takınılması lazımdır.”
Numan Kurtulmuş: “Nüfusumuzun %50’si artık 28 yaşın altındadır. Yani büyük kalabalıkları oluşturan bu genç nüfus için artık “Milli Görüş”, müspet veya menfi bir anlam çağrıştırmamaktadır. Üstelik gençliğin İslami algılayış ve davranışları da değişmiş bulunmaktadır…
Bu yüzden sorunlarımızın çözümü asla konvansiyonel (basmakalıp, geleneksel olan) yöntemlerle sağlanamayacaktır….
Bundan sonra mırın-kırın Müslümanlığı devri kapanmıştır. İradesiz, iddiasız ve kararsız kişilerle yola devam etmemiz imkânsızdır. Ben kendi adıma eğer bu irade ve iddianın sahibi olmasaydım, şimdi aranızda bulunmaz ve böylesine zor bir mücadelenin içinde asla olmazdım…
… Biz lidere kaydı- hayatla (hayat boyu) bağlı kalmak zorunda değiliz….
Dava Erbakan Hocayla da kaim değildir…..
…… Bu partiyi içine kapatanlar, marjinalleştirmeyi başaranlar, şimdi Kongre için delege ayarlamayı marifet saymaktadır….
….. Bu böyle gitmez.. Hiçbir şey olmamış gibi, ortalık güllük gülistanlık misali, bir köşede iradesiz ve iddiasız durup oturmak bize yakışmayacaktır. Bunun icabı ne ise yapılmalıdır… Yeni bir çıkış yolu, yeniden müdahil olma iradesi ortaya koyulmalıdır….
….. Her şeyi güllük gülistanlık gösterenler, bir daha düşünmeli, artık hatalarının farkına varmalıdır. Hasbi bir şekilde istikballerini millete hibe etmek zamanıdır.”
Bu parti içi tenkit ve teklif perdesi altında konuşulanların büyük kısmı yalandır, yanlıştır ve Erbakan Hoca’nın şahsında Mili Görüş davasına karşı söz birliği edilmiş gibi, açılmış örtülü bir savaştır. Bu saptama kılıflı safsataların özeti: İnancımızın temel kurum ve kurallarını, Milli Görüş’ün plan ve programlarını ve Siyonizm-emperyalizm karşıtlığını bırakalım. Dünyaya hakîm ve zalim güçlerin sömürü arabalarına koşulmaya hazır olduğumuzu ispatlamaya ve iktidar pastasından pay kapmaya çalışalım!..
Evet, maalesef Kabbalist ve kahpe Yahudilerin Hz. Musa’yı bir peygamber olarak değil sadece Firavun zulmünden kurtaracak bir “kahraman” şeklinde görmeleri ve ayeti kerimede belirtildiği gibi: “Sen gelmeden önce farklı bir zulüm ve zillet çekiyorduk. Geldikten sonra ise şimdi ayrı hakaret ve zahmetlere uğradık” anlamındaki sitemlerine ve nankörlüklerine benzer bir tavır, bugün bazı SP’lilerce Erbakan Hoca’ya karşı sergilenmektedir. Hoca bir “dava lideri” değil, istismar edilecek bir şahsiyet olarak düşünülmekte, hatta pek çok sıkıntı ve sorunun sebebi olarak görülmekte ve ondan kurtuluş çareleri için hem de masonik mahfillerle birlikte sinsi projeler üretilmektedir.
Ekim 1996’da Washington “Milli Güvenlik Konseyi”nden Devlet Bakanı ve Dış ilişkileri Bakanı Siyonist Yahudi Warren Christopher imzasıyla, acil ve gizli ibaresiyle, başta Ankara olmak üzere, Atina, Moskova, Sofya, Genova büyükelçiliklerine ve NATO Genel Sekreterliği Amerikan temsilciliğine gönderilen ve Erbakan Hoca tarafından 28 Şubatın perde arkası güçleri deşifre eden kriptoda özetle şu talimatlar veriliyordu:
- ABD yönetimi; Türk Hükümetinin (Refah-Yol), Erbakan ideolojisinden ilham alan Milli eğilimlerinden ve özellikle Batıdan uzaklaşıp İslam Dünyasına yönelmesinden çok ciddi rahatsızlık duymaktadır.
- Bu yaklaşım Amerikan çıkarlarına aykırıdır ve düşmancadır.
- Doğruyol Partisi, Erbakan’ın söylem ve girişimlerini ılımlaştırma ve engel olma yolunda verdiği taahhütlerini yerine getirme konusunda başarılı olamamıştır. Ve bu nedenle artık koalisyonun devamı gereksiz ve yararsızdır.
- Ne var ki, Tansu Çillerin koalisyonda çekilmesi, hükümeti düşürebilir ama, gidilecek bir erken seçimden Refah Partisinin çok daha güçlü olarak çıkmasından endişe duyulmaktadır.
- Bu nedenle Refah partisinin kapatılmasını, parçalanmasını ve Necmettin Erbakan’ın siyaseten yasaklanmasını sağlayacak bir süreç başlatılmalı ve bu istikamette Türk askeriyesi kışkırtılmalı ve zorlanmalıdır.
- Çünkü Türkiye, Birleşik Devletlerin “anahtar stratejik ortağı” kalmak durumundadır, bu husus bölgedeki çıkarlarımız için hayati önem taşımaktadır.
- Bu konudaki aksiyon planlarını ve bu amaca yardımcı öneri ve yorumlarınızı önemle bekliyoruz.”
Ey Erbakan’ın gerçekçi ve gelenekçi çizgisinden rahatsız olanlar;
“Eski hizmetleri ve eskimiş projeleri terk edelim, yeni söylemler ve güncel vitrinler üretelim” diyorsunuz!
Ama şu yeni önerilerinizi, ülkesel, bölgesel ve evrensel projelerinizi bir türlü ortaya koyamıyorsunuz?
Açıklayın da, Milli Görüşün ilmi, insani ve evrensel projeleriyle sizinkileri karşılaştırma ve tercih yapma imkânı bulalım.
Söyleyin bakalım:
İslam Birleşmiş Milletleri, İslam Ortak Pazarı, Ortak savunma Paktı gibi programları ve D-8 gibi oluşumları eskimiş ve gereksiz mi buluyorsunuz?
Siyonizmin şeytani hesaplarını ve İsrail’in varlığını bölgemiz ve ülkemiz için bir tehdit ve tehlike olarak görüyor musunuz?
Mevcut zalim Dünya Düzenini değiştirmeden Türkiye’de iktidar olsanız bile gerekli, yerli ve de milli bir değişim yapabileceğinize ve buna fırsat verileceğine inanıyor musunuz? Yoksa malum ve mel’un merkezlere “Sömürü arabanızın AKP atları yoruldu ve yıprandı. Onların yerine bizi koşmaya hazırlanın” mesajı mı vermek istiyorsunuz?
BBP vefası!?
Göksun kazasının SP oylarını bir jest uğruna feda ettiğiniz Büyük Birlik’çilerin vefasını ve kadirşinaslığını 27 Nisan 2009 tarihli Zaman Gazetesindeki tam sayfa taziye teşekküründe görüp dersinizi alabildiniz mi?
26 Mart 2009 günü bizzat parti genel merkezine kadar zahmet buyurarak, ayrıca evlerine teşrif edip taziyede bulunarak ve birçok TV konuşmasında özellikle ve öncelikle üzüntülerini ve endişelerini hatırlatan 54. T.C. Hükümeti Başbakanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamızın ve SP Genel Başkanının ismi bile zikredilmemiş ve böylece kimlerin kimler hakkında hangi duygu ve düşünceler beslediklerini de, dolaylı biçimde deşifre etmişlerdi.
Bursa’da (Yıldırım’da), Şırnak’ta SP’yi seçime sokmayanlar da bu “Yenilikçi ve Değişimci” kafalardı. Bütün bunları gaflet ve cehaletle mi, yoksa Bursa’da AKP’ye, Şırnak’ta DTP’ye kıyak çekmek gibi bir hıyanet hesaplı ve rüşvet karşılığı mı yapılmıştı, bilinmemekteydi.
“Oy” hangi anlama geliyordu ve hangi amaçlara hizmet ediyordu?
Oyları satmak, camiamızı seçime sokmamak veya Göksunda olduğu gibi başka partiye ikram olarak sunmak hangi imani ve ahlaki ölçülere dayanıyordu?
Hoca’yı Ulusalcı çizgiye kaymakla suçluyorsunuz. Ama Ulusalcı Mehmet Haberal’ın televizyonuna sizi çıkarıp AKP’yi bölme projelerine ses çıkarmıyor ve bir açıklama getirmiyorsunuz.
Bu arada ABD İstanbul siyasi konsolosu Yahudi Harold Bonaguist’in Bursa İl Başkanlığında Hilmi Tanış ve SP Genel Sekreteri Turhan Alçelik’le tam iki saat görüşmesine ve yine Amerikalıların Ömer Vehbi Hatipoğlu’na ödül vermelerine hangi hikmet ve mazeretler uyduruyorsunuz?.
Hatipoğlu’na imtiyazlı doktora unvanıymış!.
Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Ömer Vehbi Hatipoğlu’nun ‘Güneydoğu sorunu’ ile ilgili yaptığı çalışma Ortadoğu Amerikan Üniversitesi tarafından doktora unvanına layık görülüp Siyonistler tarafından Hatipoğlu’na imtiyazlı doktora unvanı takılmıştı. Akar İnternational Hotel’de düzenlenen törene Saadet Partisi eski Genel Başkanı Recai Kutan, Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcıları Lütfü Esengün, Mücahit Yanılmaz, Ahmet Sünnetçioğlu, Başkanlık Divanı Üyesi Hüsamettin Korkutata, Devlet eski Bakanı Ahmet Cemil Tunç, Saadet Partisi Altındağ Belediye Başkan Adayı Tünay Demirtaş, İlahiyatçı Siyonist Hürriyet yazarı ve Ömer Vehbi’nin kardaşı Nihat Hatipoğlu ve Ortadoğu Amerikan Üniversitesi Sözcüsü Prof. Dr. Mustafa Erdoğan Sürat ve çok sayıda davetli katılmıştı. Ortadoğu Amerikan Üniversitesi Sözcüsü Prof. Dr. Mustafa Erdoğan Sürat, bu çalışmanın Güneydoğu bölgesi için verimli bir gelişmenin ürünü olduğunu vurgulamıştı.
Şimdi soruyoruz: Bunlar mı Amerikancılaşmıştı, yoksa Amerika mı insafa ve imana gelip İslamcılaşmıştı?!.. Bu tiyniyetsiz tiplerin, niye Erbakan’dan kurtulmak istedikleri, şimdi daha iyi anlaşılmaktaydı….
[2] Amerika Ve Dünya, Sh.310, Profil Yayınları, 1.Baskı, Şubat 2009
[9] Londra’da Arapça yayımlanan El Şarkulevsat gazetesi 5 Mayıs 2009
[10] Güngör Karakuş /İstanbul-AHT

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
Nadir element rezevlerinin özellikle Bor madenlerinin tamamına yakınını, IMF üzerinden Yahudi iradesindeki sermayeye devretmek.. Sadece…
Umudun yitiren şaşkın, Hak davası gütmez kardeş “Allah imhal etse bile, asla ihmal etmez”4 kardeş Sebat…
Makam mevki aşıklarının, para sevdalılarının odağı olmuş Cumhur ittifakı artık milletimiz için tam manasıyla bir…
Milli Çözüm, tarihi bir çağrı yapıyordu: “Sn. Bahçeli’nin Tarihi Sorumluluğu; Cumhur İttifakı’ndan ayrılmasıdır!” İngiliz haber…
ÜÇ KAPI… Dünyanın süsü de, sesi bitmiyor, Kalbim "Gel" dese de, dizim gitmiyor, Bunca yük…
Milli Görüş kalır mı hiç, Hak düzensiz Erbakan’sız Bilderberg’le birlik olmaz, insaf yok mu bre…
YA RABBİ BİZLERİ NEFSİNİ TEMİZLEYİP TERBİYE EDEBİLENLERDEN EYLE, BİZLERİ MÜCAHİT MUTTAKİ KULLARDAN EYLE, BİZLERİ YERYÜZÜNDE…
Mümin kişinin en büyük özelliklerinden birisi, inananların ümit ve heyecanını diri tutmalarını sağlamak ve onları…
Ümit imanın pilidir, pili bitenin imanı gitmiştir. Pili bitende Hak davasın güdemezmiş. Güder gibi yapsa…
"40 kilitle kilitlenmiş" o sinsi küresel fesatlık odakların fitne girişimlerini tam manasıyla okuyabilmek adına, bu…