Türkiye’nin AKP sayesinde ekseni değil, sadece aksanı (söylem tarzı) kaymıştı. Yani “Recep Erdoğan Hükümeti Batıya ve İsrail’e kafa tutuyor, İslam dünyasına yaklaşıyor” şeklindeki iddialar, AKP’yi kahramanlaştırmaya ve ayıplarını kapatmaya yönelik senaryoların bir parçasıydı. AKP’nin ekseni, Milli Gömleğini ve kimliğini çıkarıp Yahudi Lobilerine kiralandığında kaymıştı. Artık kaypaklardan kahramanlık beklemek saflıktı.
Zaman yazarı, Fetullahcı ve AKP yanlısı Ali Bulaç; “Dış politikada sorular” başlıklı yazısında:
“Şu soru önemli: Türkiye, sahiden ABD ve AB’nin stratejik öngörüleri dışında mı hareket ediyor? Cevap tek kelime ile “hayır”. Nitekim Flautre, “Türkiye, özünde AB’nin sessiz düşündüğü İran ve Filistin politikasını sesli ve aktif bir şekilde hayata geçiriyor. Bu tespit sadece AB kamuoyu için değil, AB’nin başkentleri ve Brüksel’de Türkiye politikasını yürüten kadroların da görüşüdür” diyordu.
İran’a yaptırımların onaylandığı Güvenlik Konseyi’nde Türkiye’nin “hayır” oyu vermesi Obama’nın bilgisi dahilinde atılmış radikal bir adımdı. Bunu Erdoğan defalarca dile getirdi. Davutoğlu da “Türkiye attığı her adımda Obama’nın politikalarının önünü açıyor.” diyor (Taraf, 11.06.2010) Zbigniew Brzezinski de “Genel anlamda bölgede Türkiye’nin daha aktif rol oynamasının son derece yapıcı olabileceği” kanaatini izhar ediyor.” Sözleriyle Türkiye’nin ABD ve AB Eksenine sadık kaldığını, ama Recep Erdoğan’ın”izinli rol oynadığını” vurguluyordu. Ardından da;
“Ama bazı kaygılar söz konusu. Bunları şöyle sıralayabiliriz:
1) Bugünkü gayri safi milli hasılamızı ikiye, hatta üçe katlamadan bu ‘görece gelişmiş ekonomi’yle bu yükün altından kalkabilir miyiz?
2) Askerî ve savunma sistemimiz neredeyse yüzde 95 ABD ve dolaylı olarak İsrail’e bağımlı iken Ortadoğu liderliğine soyunmak ne kadar doğru?
3) 30 senedir süren ve 50 bin insanın hayatına mal olan bir Kürt sorunu hâlâ can yakmaya devam ederken iç barış ve istikrarı sağlayamadan bölgenin liderliğine kalkışmak ne kadar rasyonel?
4) Aktif nazım rol oynamaya kalkıştığımız dünyanın (İslam ve Ortadoğu’nun) dilini iyi bildiğimizden emin miyiz?
5) Batı’nın sosyo-kültürel değerlerinin taşıyıcılığını üstlenmek -mesela “yumuşak gücümüz (!?)”, “Türk dizileri”, “türbanlı feminizm” veya “emredici laiklik”le Ortadoğu’yu dönüştürmek- bu bölgenin ve bizim ne kadar hayrımıza olacak?” sorularıyla “bize bu halimizle patronluk değil piyonluk yakışır” demeye getiriyordu.
Umman Gazetesi El-Vatan’da yazan, Durham Üniversitesinden Mısırlı akademisyen, Halil El Enani:
“Arapların çıkarı Batılı bir Türkiye’dir” diyerek “eksen kayması” tartışmalarının sahtekarlığını açığa vurmaktaydı.
“Türkiye’nin, Arapların karakaşı kara gözü için Batı’yla ilişkilerini kurban edeceğini düşünenler yanılmaktadır. Yine Batı ve İsrail’in Türkiye’yi taciz etmeksizin özgürce kendi başına hareket eder vaziyette bırakacağını düşünenler de hata yapmaktadır.
Türkiye’nin şu anki sorunu bölgedeki yeni rolü ve çıkarları ile Batı’yla ilişkileri arasındaki uyumu nasıl yapacağı etrafındadır.” Sözleriyle gizlenen gerçeğe projektör tutmaktaydı.
“İsrail’in Mavi Marmara’ya saldırması sonucu AKP’nin kof açıklamalarının arkasından İran’a uygulanacak yaptırım kararına Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde Türkiye’nin hayır oyu kullanmasını, malum medya mensupları, bir “politik eksen kayması olarak” nitelendirip karşı çıktılar. Diplomatik alanda Türkiye’nin durması gereken yerin, Avrupa Birliği’nin yanı olması gerektiğini, Avrupa Birliği ideallerinden hızla uzaklaştığımızı ve Doğu’ya doğru yöneldiğimizi ifade etmeye başladılar. Doğrudur! Türkiye’nin ekseni kaymıştır… Ama, bizleri kapıkulu zihniyetiyle ev ödevleri vererek duvarın dibinde bekleten Avrupa Birliği’ne yamanmak istemesi dolayısıyla ekseni kaymıştır. Dış politikasındaki tüm manevra alanlarını Amerika’nın direktiflerine teslim ederek, Amerika’dan gelecek emir ve buyruklarla hareket etmeyi içine sindirdiği için ekseni kaymıştır.
Türkiye’nin en başarılı hükümeti Refahyol döneminde kurulan ve İslam ülkelerinin, İslam ümmetinin birliği, dirliği, selameti, refahı, huzuru ve dünyanın en büyük gücü olması için atılan en büyük adım olan D-8 Projesini ihya etmediği için ekseni kaymıştır.[1]”
AKP’li Hüseyin Çelik kahramanlık taslarken kuklalıklarını deşifre ediyordu!
Milliyet’ten Devrim Sevimay’a konuşan ve her hatırlandığında “Nasrettin Hoca’nın fil hikayesi”ni akıllara getirmekten başka bir özelliği bulunmayan AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, “eksen kayması” sonucu Batının batağına nasıl saplandıklarını şöyle itiraf ediyordu.
Sizin nihai olarak istediğiniz fotoğraf ne?
Fotoğraf şu: Yeni Osmanlı İmparatorluğu kurmak gibi bir hayalciliğimiz yok, aklımızdan bile geçmedi. Heraklitos’un bir sözü var, aynı suda iki kez yıkanılmaz diye. Aynı suda iki kez yıkanılmaz, o Osmanlı bitti. O bir geçmiş, eski, onu unut. Eski hâl, muhâl. Ama sonuçta tarihi ve kültürel bağlarımızın olduğu insanlarla, sıcak bir zeminde, ekonomik bağlar ve siyasi bağlar da geliştiriyoruz. Bundan daha güzel bir şey olabilir mi? Küreselleşme dediğimiz bir olgu var ve Türkiye bunun farkındadır. (Yani Türkiye Küresel siyonizmin bir parçasıdır)
Erbakan’ın D-8’i de bir tür küreselleşmeydi?
D-8 bir hayal ürünüydü. D-8’in pratikte hiçbir anlamı yoktu, bir ütopyaydı, biz realiteden söz ediyoruz. Ben şimdi size somut sonuçlara geliyorum, diyorum ki, Suriye’yle kanlı bıçaklı mıydık? Şu anda Şam’a, Halep’e gitmek, Gaziantep’e Hatay’a gitmek kadar kolaydır. (Yani Batı batağına komşularımızı da çekiyoruz)
Bir araştırmaya katılanların yüzde 66’sı “İsrail’e daha sert yanıt verilmeli” noktasında… Hele de arkadan bir Saadet Partisi tazyiki varken…
Hiç öyle bir tazyik falan hissetmiyoruz. Elbette Saadet Partisi bizim rakibimiz. Ama İşçi Partisi de bizim rakibimiz. Demokrasilerde bütün siyasi partiler birbirinin rakibidir, ister yüzde 1 oy alsın ister yüzde 30 oy alsın. Sonuçta biz AK Parti’yiz. Saadet Partisi’nin söyledikleri veya yapılmasını istedikleri bizim politikamıza yön vermeyecek. Nitekim bu güne kadar yapmadık, bundan sonra da yapmayacağız.
Askeri ve ekonomik anlaşmaları iptal etme noktasına gelmez misiniz?
Siyaset rasyonel zeminde yapılır. Eğer rasyonel zemin bunu gerektiriyorsa bunu yaparız, ama Saadet Partisi bunu istediği için değil. (Yani Batı rotasından ve ABD-İsrail komutasından asla çıkmayız) Kaldı ki bu arada kamuoyu da MHP’nin bir tavrının olmadığını izliyor.
Yok mu?
Siz görüyor musunuz? Yaptıkları açıklamaların birçoğunun ekseninde “Araplar bir şey yapmıyor”, “Biz niye bu kadar çok öne çıkıyoruz” gibi birçok yaklaşım var.
One Minute’dan 29 Mart yerel seçimlerine kadar oylarınız yüzde 5-6 oranında arttı; bir de böyle bir örnek var önümüzde…
Bunu bilmenizde fayda var, ben AK Parti’de genel başkan yardımcısıyım, parti sözcüsüyüm, bunun zerresi konuşulsa biraz da benimle konuşulurdu değil mi?..[2]
AB Yetkilileri “Türkiye’de eksen kayması görmüyordu”
Avrupa Birliği’nin bütün kritik konumlarını kontrol eden Hıristiyan Demokratların Avrupa Parlamentosu Grup Başkanı Wilfried Martens, İstanbul’da Zaman’a çarpıcı açıklamalarda bulunarak, “Türkiye’nin son dönemde izlediği dış politikada bir eksen kayması görmediğinin” altını çizmişti. Aynı zamanda eski Belçika başbakanı olan Martens, ABD Başkanı Obama’nın “Türkiye, Doğu ile Batı’nın bir araya geldiği yerdir ve birçok şeyin merkezindedir.” sözlerine katıldığını belirtmişti. Türkiye’nin komşularıyla kurduğu ilişkilerin AB üyeliği perspektifiyle çelişmediğini kaydeden Martens, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın AB perspektifini sürdüreceğine olan inancını dile getirmişti. Anayasa paketinin Türkiye’de demokrasiyi güçlendireceğini belirten Martens, Ergenekon davasını ise önemli bir gelişme olarak değerlendirmişti.
Davutoğlu’na ABD’den mason ödülü geliyordu.
Meşhur masonik kuruluş “Woodrow International Center” tarafından Dışişleri Bakanı Davutoğlu’na “Kamu Hizmeti Ödülü”, Doğuş Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ferit Şahenk’e ise “Woodrow Wilson Kurumsal Yurttaşlık Ödülü” verilmişti. Davutoğlu ödül töreninde, “Eğer dünyanın zemini değişiyorsa, biz de o zeminin üzerinde sabit duramayız. Ama sabit durduğumuz noktalar ilkelerimizdir” demişti. Oysa bu vakfa adını veren Eski ABD Başkanı Siyonist Wilson Osmanlı sonrası Türkiye’nin de parçalanma haritalarını ilk çizdiren kişiydi…
Four Seasons Otel’de düzenlenen törende, Davutoğlu ve Şahenk’e ödüllerini, Woodrow Wilson International Center Başkan Yardımcısı Michael H. Van Dusen takdim etmişti. Ödül töreninde konuşma yapan Dışişleri Bakanı Davutoğlu Türkiye’nin ideallerinin net olduğunu belirterek şunları söylemişti: “Bu yeni dünya düzeni içinde Türkiye ve Amerika’nın yeni bir paradigmaya ihtiyacı vardır. Çünkü mevcut sistem bugünkü ihtiyaçlara cevap vermiyor. Çünkü dünyanın ekonomik düzeni bu yükü kaldıramıyor. Küresel ekonomik krizlere cevap vermiyor. Onun için G-8 yetmiyor, G-20 lazım. Artık Avrupa merkezli bir kültür yok sadece. Türkiye’nin küresel politikalarıyla Amerika’nın politikaları arasında tam bir uyum vardır.[3]
Türkiye’de sözde Eksen Kaymasının mimarlarından gösterilen Ahmet Davutoğlu bu sözleriyle “ABD ile birlikte siyonizm merkezli eksene daha sıkı bağlanacaklarını, Moon ve mason ilkelerine bağlı kalacakları; ancak halkımızı avutmak ve komşularımızı da bu tuzağa çekip eksene yaklaştırmak için bazı kof manevralar yapacakları” masajını vermekteydi. Ve zaten ABD’nin meşhur mason kuruluşu “Woodrow International Center” Vakfı Başkan yardımcısı işte bu hizmetleri karşılığı Sn. Davutoğlu’na vermişti. Yani bu AKP’liler Milli Görüş çizgisinden ve asli ekseninden kaydıkları ve davalarından caydıkları için, gavurlardan böylesine rağbet görmektelerdi.
Türkiye’nin ekseni falan kaymamış, sadece AKP sayesinde aksanı (söylem tarzı) münafıklaşmıştır.
Abdullah Gül eksen kaymasını yalanlıyordu.
Sn Abdullah Gül, İsrail’in “Kendisine kapımız her zaman açık” dediği bir isimdi.
Kore’ye giderken yine ilginç mesajlar vermişti… “Türkiye’nin ekseninin kaydığı” tartışmalarıyla ilgili söylediklerinden başlayalım. Demiş ki;
“Bu eksen işi, yanlış ortamlarda konuşuluyor. Bakın İngiltere’ye, Fransa’ya, İspanya’ya… Bunların ekseninden bahsediliyor mu? AB’nin ekseni nereye gitti diyen var mı? İspanya’nın Latin Amerika’nın en devrimci ABD’ye en meydan okuyan ülkelerle çok özel anlaşmaları var. Kimse İspanya’nın ekseni nereye kaydı diyor mu? Fransa yine Afrika’da ilişki içinde olduğu eski sömürgelerini hala bırakmak istemiyor. Kimse Fransa’nın ekseni kaydı diyor mu?.. Türkiye’nin komşuları, Türk Cumhuriyetleri ve tüm Müslüman ülkelerle ilişkilerini kalkıp da Türkiye’nin ekseni kayıyor diye değerlendirmek, bilgisizliktir veya kötü niyetli bir yaklaşımdır. Kaldı ki, Türkiye AB’nin dış politikada aldığı kararların yüzde 98’ine katılan bir ülkedir. Türkiye’nin bölgesindeki ya da yakınındaki bir ülke ile ilişkisine bakıp eksenini tartışmak kadar abes bir şey olmaz.”
Neymiş? “Türkiye, AB’nin dış politikada aldığı kararların yüzde 98’ine katılan bir ülke” imiş!..
Vallahi bu oran, AB ülkelerinde bile yoktu. Doğru, güya AB’nin bir ortak dış politika ve savunma rüyası var, ama her bir ülke öncelikle kendi menfaatini gözetiyor, AB’nin aldığı/alacağı ortak kararlarda da çatır çatır pazarlık yapıyordu… Örnek Irak’ı işgal!.. Çoğu AB ülkesi “koalisyon” güçlerine katılmadı. Ya biz ne yaptık? Altında dönemin Başbakanı Gül’ün imzasıyla 1 Mart tezkeresini Meclis’e sevk ettik.
Peki bize ne oluyor? AB üyesi miyiz? O yüzde 98’ine katıldığımız kararlarda söz ve oy hakkımız var mı? Hayır, onlar karar alıyor, bize de uygulamak düşüyor. Zaten Gümrük Birliği’nden sonra tüm alanlarda, bu tek yanlı mekanizmayı başarıyla uygulanmaya başlandı.
Gelin, AB’nin “dış politika”da Türkiye ile ilgili kararlarına kabaca bakalım… “Komşularla sorunların çözülmesi” adı altında, “Rum kesiminin tanınması, Yunanistan’
Abdullah Gül’ün Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı iken, “Türkiye 80 yıldır kendi dinamikleri ile gerçekleştiremediği dönüşümü AB sayesinde yapıyor” dediğini de unutmayalım.
Başbakan boşluğa bağırıyordu!
Milliyet gazetesi yazarı Can Dündar “Peki Irak işgalini isteyen kimdi?” diye sorarak başlıyordu. Daha sonra AKP hükümetinin “gen haritası”nı ortaya çıkaracak soruları sıralıyordu. Ve tarihin karanlık sayfalarına düşülecek şu ifadeyi tekrar hatırlatıyordu: “Irak’ta savaşan kahraman Amerikan askerlerinin, en az zayiatla, mümkün olan en kısa zamanda ülkelerine dönmeleri için dua ediyoruz.”
Recep Erdoğan yaptığı konuşmada “Ortadoğu’daki katliamlara sessiz kalamayız” diyor ve soruyordu: “Amerika’nın Irak’ta ne işi var? Şu anda Irak’ta yüz binlerce dul kadın, yetim, öksüz var. Bunların sorumlusu kim? Bunlara karşı susacak mıyız? Susarsak Fatih Sultan Mehmet’in, Yavuz Sultan Selim’in kemikleri sızlar…” Devam ediyor Başbakan: “Bu coğrafyayı bu hale getirenler, tarihe bunun hesabını vermek durumunda…”
Peh peh peh! “Ortadoğu’da Türkiye ile ABD’nin çıkarlarının örtüştüğünü” söyleyen, Büyük Ortadoğu Projesi’nin eşbaşkanı olmakla övünen Recep Bey şimdi nasıl da esip gürlüyordu!… Daha eksenimiz kaymamıştı o zamanlar… Pentagon yetkililerinin “Biz Irak’a müdahale için tereddütteydik, Türkiye bize cesaret verdi” dediklerinde başımızda kimler bulunuyordu. Amerikalılar Irak işgali için kapıya dayandığında; “Amerika’nın Irak’ta ne işi var? Bu suça ortak olmayalım. Atalarımızın kemikleri sızlar” diyen milletvekillerini azarlayan “Buna ‘Hayır’ demek bana ‘hayır’ demektir” diye rest çekip sert çıkan, işgale karşı çıkanları da bir daha aday yapmayan kahraman kim oluyordu?
Dönemin Dışişleri Bakanı, işgalciyi haklı çıkarmak için: “Biz komşumuz olan bir ülkenin diktatoryal rejimle yönetilmesini arzu etmeyiz. Bunu Türkiye’ye yönelik bir tehdit olarak algılıyoruz” diyordu. Şimdi soracaksınız: “Peki ne oldu da komşu İran’ın diktatoryal rejimi Ankara için sorun olmaktan çıktı?” Dedim ya; bunlar eksenimiz değişmeden önceydi. Şimdi horozlanan; o lider Irak’ın işgaline “taşeronluk” karşılığı koparılacak hibe için yaptığı yüz kızartıcı pazarlıklar nedeniyle Amerika’da karikatürlere konu olmuştu. Bir Amerikan gazetesine yazdığı makalede şöyle buyuruyordu: “Irak’ta savaşan kahraman Amerikan askerlerinin, en az zayiatla, mümkün olan en kısa zamanda ülkelerine dönmeleri için dua ediyoruz.” Duayla kalmamıştık tabii… Meclis “kahraman Amerikan askerlerine” geçiş izni vermese de o liderin talimatıyla İncirlik kullanıma açılmış, işgal silahlarının nakli Türk hava sahası üzerinden yapılmış, işkence uçakları Türk havalimanlarına inip kalkmıştı. İşte fedakârlıkları (!) nedeniyle kimin boynuna “Amerikan Museviler Kongresi” “Cesaret ödülü” takılmıştı. Musevi olmadan bu ödülü alan ilk politikacı olarak kayıtlara geçen işte Recep Başbakandı.
Bunların üzerinden henüz 7 yıl geçti. O arada bizim diplomatik eksen değişti. Dün Irak’ın işgali için nasıl çabaladıklarını unuttuğumuzu sananlar, gün geldi, “Bunların sorumlusu kim” diye sormaktan haya etmedi.
Bazı İranlıların Cibilli Türkiye Düşmanlığı nereden kaynaklanıyordu?
“Türkiye’nin BM’nin İran’a karşı yaptırım kararına “hayır” oyu kullanması İran’da coşkuyla karşılanmış, İranlı ve Türk liderler yaptıkları açıklamalarda iki ülke arasındaki tarihsel dostluğa vurgu yapmıştı. Ancak İran siyasetinin “elit” tabakasının iki ülke arasındaki dostluğa şüphe ile baktıkları bir köşe yazısıyla açığa vurulmaktaydı. İran Dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’in torunu ve eski parlamento başkanı Gülam Ali Haddad Adil’in oğlu olan gazeteci Ferid el Din Hadad, istihbarat haberleri yayınlayan Jahan sitesinde yazdığı yorumda “bugün dost olan Türkiye’nin yarın İran’ın en büyük rakibi olacağı” uyarısında bulunmaktaydı. Satır başları şöyle:
* Bölgede bir savaş çıksa, Avrupa ülkeleri ve Amerika kimin yanında yer alırdı? NATO kime destek çıkardı? Cevabı çok açık. Ortadoğu’daki bir savaştan tek faydayı Türkiye sağlardı.
* Türkiye şu anda dostumuz, ancak yarın İslam cumhuriyetinin en büyük rakibi olacaktı. Tahran yönetimi Hamas için yüz milyonlarca dolar harcadı. Ama şu anda Gazze’de en popüler bayrak İran’ın değil, Türkiye’nin bayrağıydı. Filistinliler oğullarına Ahmedinecad değil Erdoğan adını veriyorlardı.
* Suriye ile yıllarca ekonomik ilişkilerimizi geliştirdik. Hariri suikastından sonra Türkler geldi, serbest ticaret anlaşmasıyla bize rakip çıktı. Bizi Suriye pazarından silmeye çalıştı.
* İran 32 yıldır Müslüman aleminin lideri olmaya uğraşmıştı. Erdoğan şimdi buna göz koymuş durumdaydı.
* Türkiye İran’a göre daha büyük ve dinamik bir ekonomiye sahipti. AB ve ABD ile ilişkileri vardı. Arap ülkeleriyle ilişkisi yoğunlaşmıştı. Türkiye’nin bölgedeki etkisinin bedeli Tahran’a pahalıya mal olacaktı.
* İranlı liderler yakında Türkiye ile rekabette avantaj sağlamak için başka yollar aramamalıydı. Tek yol iyice izole olmadan nükleer silaha sahip olmamızdı.”[4]
NYT: “Yeni lider Türkiye” manşetiyle kışkırtıyordu!
ABD’nin saygın gazetelerinden Yahudi lobilerinin yarı resmi sözcüsü New York Times, Türkiye’nin İslam dünyasının yeni lideri olarak ortaya çıktığı yorumunu yapmıştı.
Princeton Üniversitesi öğretim üyesi Bernard Haykel ve doktora öğrencisi Elliot Hen-Tov tarafından kaleme alınan “Türkiye’nin Kazancı, İran’ın Kaybı” başlıklı yazıda, “Mavi Marmara” olayının ardından İran’ın küresel düzeyde ortaya çıkan İsrail karşıtı havadan büyük yarar göreceğini sandığını, ancak sonucun böyle olmadığını yazmıştı.
Böylece İran’daki bazı odakları, Türkiye’ye karşı Amerikan Yahudilerinin kışkırttığı da ortaya çıkmıştı.
[1] Nedim Odabaşı, 16 Haziran 2010, Milli Gazete
[2] Devrim Sevimay, Milliyet
[3] Sabah / 18 Haziran 2010
[4] Aktif Haber

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
Bazılarımızın durumu şuna benzemektedir: “Ol mahiler ki derya içredir, deryayı bilmezler.” Hakke’l-Yakin iman; şartsız sadakati…
ANLAYANA SİVRİ SİNEK SAZ, ANLAMAYANA DAVUL ZURNA AZ..
HÜNER; HAKK’A KUL OLMAKMIŞ!.. Bu hayat ki, imtihandır Dünya fani, bir cihandır İki kapılı…
Batılı ülkeler dahi ABD’nin hukuksuz savaşlarına mesafe koyarken, Türkiye’nin NATO karargâhlarıyla "koçbaşı" yapılmak istenmesi ve…
Mustafa Kemal'in “Ey Türk Gençliği! İstiklal (her bakımdan tam bağımsızlık) ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali…
Makale; olaylar ve kavramlar arasında örüntü kurarak tam bir bilimsel yöntemle ve yenikikçi bir bakış…
1) Baltık’tan Akdeniz’e uzanan ve esas olarak Rusya’yı hedef alan ama daha geniş çerçevede Asya’ya…
Şüphesiz her insana sa’yü gayretinden ve kendi emeğinden başkası verilecek değildir. (Herkes ancak hak ettiğine…
Şu an Siyonizm o kadar pervasız hale geldi ki; yine kendi kurduğu kurllara dayalı sistemi…
Varlık Tezgahı ve Kendi Kaderini Dokuyan İnsan… "İpini kuvvetle eğirdikten (ve ördükten) sonra (tekrar dönüp) sökerek çözen (kadın) gibi olmayın!" (Nahl,…