TRUMP MUAMMASI
VE
ALLAH'IN SİYONİSTLERDEN İNTİKAMI
Trump’ın; ABD’yi Siyonist sömürü sermayesinin tahakkümünden kurtarma… Dünya jandarmalığı kılıfıyla küresel Yahudi sistemine hizmetkârlığı sonlandırma… Yani Amerika’yı Amerikalılara bırakma hesabını güttüğü kanaatimizi daha önce açıklamıştık. Bazılarının buna “Küreselcilerle Ulusalcı kesimin kavgası” gözüyle bakması da doğaldır. Trump; Çin, Güney Kore, Uzak Doğu ve Japonya’nın hızlı kalkınmalarının, buralarda yatırım yapan ve Amerika’yı bir aracı gibi kullanan Yahudi sermayesinin tuzağından kurtulma çabasındadır. Eski ABD Başkanları Clinton ve Obama’nın, halkı Trump’a karşı kışkırtıp sokakları doldurma çağrıları, Yahudi Lobilerinin bir tertip ve telaşıdır. Bu arada Rusya Dış Bakanı Sergey Lavrov’un TGRT’ye verdiği demeçte: “Küresel sistemdeki çözülme ve çöküşü, Sn. Erdoğan Türkiye’si durdurabilir!?” ifadeleri, bizimkilerin Siyonizm’e ve zulüm sistemine dolaylı destek çıktıklarının itirafı şeklinde yorumlanmıştı.
Cumhurbaşkanı Sn. Erdoğan’la, ABD Başkanı Trump dost olmuşlardı… Sn. Erdoğan, “Dostum Trump…” diye cümleler kurmaktan çok hoşlanır ve bu dostluğu “Küresel bir onur” sayardı. Daha önceleri kendisine mektup yazıp “Hafife alan, hatta hakarete varan ifadeler kullanan…” Trump’la dostlukları Suudi Kralı ve BAE Sultanı gibi Amerika’ya ve Trump’a sunulan Siyonist sermayenin 100 milyarlarca dolar “hediye = rüşvet” ağına takılan kahramanlarla da Sn. Erdoğan’ın özel dostlukları vardı… Ama Trump’a 100 milyarlar akıtırken, Erdoğan’a ve Türkiye’ye gelince birkaç yüz milyon dolarcığı bile kıskanırlardı. Sn. Erdoğan neredeyse Trump’ın Ortadoğu özel ortağı gibi davranır ve karşılığında, on yıl önce parasını peşin verdiğimiz F-35’lerin yerine, hatta F-16’ları bile değil, bol bol övgüler alırdı.
İngiliz Siyaset Dergisi New Statesman; “Trump’ın İran politikalarının bir küresel felakete doğru gittiğini ve ABD’nin Liderlik rolünü kaybedeceğini” yazmıştı. (9 Nisan 2026)
Trump’ın; göstermelik bir zafer edasıyla, “Hürmüz Boğazı’nın açılması ve tanker trafiğinin rahatlaması için İran’la uzlaşmaya mecbur kaldığını” vurgulayan İngiliz Siyaset Dergisi, “İran füzelerinin hafife alındığını, hatta önceden farkına bile varılmadığını” hatırlatmıştı.
Trump 21 Ocak 2026 Davos Konuşmasında; “Grönland’ı ‘dünya dengelerinin korunması için’ ABD’ye katmak istediğini tekrarlamıştı, “zorla olmayacak” diyerek yumuşatmıştı ama “hayır derseniz hatırlarız” tehdidiyle de baskı yapmıştı. Avrupa’yı; göç, enerji, NATO yük paylaşımı üzerinden sert eleştirmekten sakınmamış, ABD’nin “güçle barış sağladığı”nı vurgulamış ve hidrokarbon/nükleer enerjiye odaklanarak, rüzgâr enerjisini “aptallık” diyerek karşı çıkmıştı. Kısaca; ABD hegemonik dönüşü, “işlemsel diplomasi” atağı ve Arktik/Kuzey Kutbu’nda Çin-Rusya’ya karşı üstünlük amacındaydı.
Çünkü Grönland’ın stratejik değeri; nadir toprak elementleri değil, savunma/Arktik hâkimiyeti olmaktaydı. ABD’nin silahlanma/teknoloji atağı ve enerji politikası da bu hesapladır. Genel çerçevede anlaşılan şudur: Trump “yeni bir Dünya Savaşı’na hazır olma dönemini” başlatmıştı.
Ancak Trump’ın tek başına bu tarihi ve tehlikeli girişimleri başlatması, başarması imkânsızdı. Anlaşılan ona akıl veren ve strateji öğreten özel danışmanları vardı!..
Almanya’dan Batı’ya Uyarı: Eski Düzen Yıkıldı!..
Almanya Başbakanı Friedrich Merz, küresel güç dengelerine ilişkin yaptığı son yorumlarda, uluslararası siyasetin temelini oluşturan “kurallara dayalı düzen” anlayışının artık işlevini büyük ölçüde kaybettiğini açıklamıştı. Mevcut jeopolitik tabloyu “yeni bir belirsizlik çağı” olarak tanımlayan Merz, ülkelerin ortak normlardan uzaklaşıp kendi güvenlik ve çıkar alanlarını öncelediğini vurgulamıştı. Alman Başbakan, özellikle büyük güçler arasındaki rekabetin artık yalnızca ekonomik veya diplomatik değil, aynı zamanda sistemsel bir mücadeleye dönüştüğünü vurgulamıştı. Merz’e göre; dünya siyaseti, mutabakata dayalı yönetimden çıkıp, güç temelli ilişkilere doğru kaymaya başlamıştı. Bunun anlamı, Siyonist sermayenin hilekârlık ve hükümranlık sistemi çökme aşamasındaydı.
ABD’nin Liderliği Tartışmaya Açılmıştı
Konuşmasında Washington’un küresel rolüne de değinen Merz, ABD’nin geleneksel liderlik konumunun uluslararası kamuoyunda daha fazla sorgulandığını hatırlatmış, ancak buna rağmen transatlantik bağların koparılmasının Avrupa için ciddi bir stratejik risk oluşturacağı konusunda uyarmıştı. “ABD ile fikir ayrılıkları yaşanabilir; fakat onu dostlar kategorisinin dışına itmek Avrupa’nın güvenliğini zayıflatır” diyen Merz, NATO ve Batı ittifakının geleceği açısından diyalog kanallarının açık tutulmasının hayati önem taşıdığını vurgulamıştı.
Çin Vurgusu: Kuralları Çarpıtmaktadır!
Alman lider, Pekin yönetiminin uluslararası hukuk ve ticaret normlarını kendi perspektifi doğrultusunda yorumladığını ve bunun küresel rekabeti daha karmaşık duruma taşıdığını vurgulamıştı. Özellikle ticaret, teknoloji ve güvenlik alanlarında yeni bloklaşmaların oluştuğuna dikkat çeken Merz, “Bugünün dünyasında kurallar ortaklaşa uygulanmıyor; aktörler kuralları kendi çıkarlarına göre tanımlıyor” ifadelerini kullanmıştı.
Müttefiklere Acil Toplantı Çağrısı
Avrupa ile ABD arasında yaklaşım farklarının giderek belirginleştiğini kaydeden Alman Başbakan, bu durumun aslında yeni olmadığını, ilk işaretlerin yaklaşık bir yıl önce Washington yönetiminden ve Trump üzerinden gelen açıklamalarla ortaya çıktığını hatırlatmıştı. İşte bu nedenle müttefik ülkelerin daha sık bir araya gelmesi gerektiğini belirten Merz, ortak strateji geliştirilmezse küresel sistemde parçalanmanın hızlanacağını hatırlatmıştı.
Trump, Dünyanın Çivisini Kaydırmıştı!
Ocak ayında Dünya Ekonomik Forumu, şubat ayında ise Münih Güvenlik Konferansı’nın 2026 raporları yayımlanmıştı. Dünya Ekonomik Forumu’nun raporu “belirsizlik” vurgusu yaparken Münih Güvenlik Konferansı’nın raporu ise uluslararası düzenin “yıkıldığını” haykırmıştı. İsviçre’nin Davos kasabasında düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu’nun “2026 Küresel Riskler Raporu” 14 Ocak’ta yayımlandı. Yaklaşık iki hafta sonra (1 Şubat’ta) Münih Güvenlik Konferansı’nın 2026 raporu da yayımlanmıştı. Münih Güvenlik Konferansı’nın bu seneki raporunun ismi “Yıkım Altında (Under Destruction)” başlığını taşımaktaydı. Kapakta, bir fil görseli görülüyor. “Filler tepişir, çimenler ezilir” atasözünü akıllara getiren bu fil görseli, aynı zamanda ABD Cumhuriyetçi Parti’nin de simgesi olmaktaydı. İki rapor da aynı noktaya parmak basmıştı. 1945’ten beri devam eden ve ABD öncülüğünde kurulan küresel düzen yıkılmanın eşiğine dayanmıştı. Dünya Ekonomik Forumu’nun raporu 2026 için “belirsizlik” kelimesini öne çıkarırken, Münih Güvenlik Konferansı’nın raporu ise “köklü yıkımların” dönemin anlayışını yansıttığını vurgulamıştı. İki raporda da yer verilen anket çalışmaları, gelecek için umutsuz tablo çizerken, jeopolitik çatışmalar bu bağlamda ön plana çıkmaktaydı.
Küresel Endişe Artmıştı
Dünya Ekonomik Forumu’nun 2026 raporunda, iş dünyasından politika yapıcılara, sivil toplum kuruluşlarından akademi camiasına kadar uzanan 1300 kişilik örneklemle hazırlanmış araştırmaya göre, önümüzdeki iki ve on senelik dönemler için karamsar bir tablo ortaya çıkmıştı. Araştırmaya göre, katılımcıların yalnızca %1’i önümüzdeki iki senelik dönemin “sakin” geçeceği kanaatini taşımaktaydı. %50’lik bir kesim ise önümüzdeki iki senenin “türbülanslı” veya “fırtınalı” bir dönem olacağı kanaatini paylaşmıştı. 2026 yılı, 2023’te zirve yapan küresel endişeye doğru giden yolun önemli dönüm noktalarından biri sayılmıştı. Ukrayna-Rusya Savaşı, 24 Şubat 2022’de başlamış, bu savaşın ardından yayımlanan ilk Dünya Ekonomik Forumu raporunda (2023) katılımcıların %82’si, devamındaki iki yıllık dönemin “türbülanslı” veya “fırtınalı” geçeceğini vurgulamıştı. Bu oran, 2024’te %30’a düşse de bir sonraki yıl %36’ya çıkmış, 2026’da ise %50 civarındaydı. Raporun devamındaki bir başka araştırmaya göre ise katılımcıların %18’i olası bir küresel krizi tetikleyecek sebebin bir jeoekonomik çatışma olacağı görüşündeydi. Jeoekonomik çatışma, önceki sene üçüncü sebep olarak sıralanmıştı.
Mevcut Düzen Artık Yıkım Sürecine Girmiş Durumdadır!
Münih Güvenlik Konferansı raporunda da benzer bir tablo karşımıza çıkmıştı. Raporun başındaki şu cümleler ise yazının geri kalanının özeti sayılırdı.
“Dünya, yıkıcı politika dönemine girmiş durumdadır. Günün emri, dikkatli reformlar ve politika düzeltmeleri yapmak yerine köklü yıkımlar yapmaktır. Ülkesini mevcut düzenin kısıtlamalarından kurtarıp daha güçlü ve daha refah bir ulus inşa edeceğini vadedenlerin en öne çıkanı ise mevcut ABD yönetimi olmaktadır. Sonuç olarak, inşasına başlanmasının üzerinden 80 yılı aşkın bir süre geçtikten sonra, ABD öncülüğündeki 1945 sonrası uluslararası düzen artık yıkım sürecine girmiş durumdadır.”
Rapor, ABD ve Donald Trump Vurgusu Yapmaktan Sakınmamıştı!
Raporda, uluslararası nizamı baltalayanlar arasında en güçlü ismin Donald Trump olduğu; Trump destekçilerinin ise bunun, tıkanıklığa yol açan küresel problemleri çözeceğini düşündükleri vurgulanmıştı. Devamında, tıpkı Dünya Ekonomik Forumu’nun raporundaki gibi Münih Güvenlik Konferansı’nın raporunda da bu politikaların işe yarayıp yaramayacağının belirsiz olduğu hatırlatılmıştı.
AB ile Savunma Açısından İlişkiler Çıkmazdaydı!
Savunma konusu, Trump’ın ABD açısından yeniden kurgulayacağı birinci alandı. Zira ilk yönetim döneminde uzay rekabetine odaklanan, Çin ve Rusya ile büyük güç rekabetini hızlandıran Trump, ABD’nin Soğuk Savaş sırasında Sovyet işgali tehdidine karşı kurulan transatlantik savunma ittifakı NATO’daki rolünü yeniden ele almıştı. Trump’ın 2020’de üst düzey Avrupalı yetkililere “NATO ölmüştür” dediğini, Başkanlığı döneminde ABD’yi birçok uluslararası anlaşmadan çektiğini, ayrıca NATO’nun Avrupalı üye ülkelerini GSYİH’nin en az %2’si oranında savunma harcamaları yapma şartını geri getirmemekle eleştirdiğini, hatta bu ülkeleri ABD’yi mali açıdan sömürmekle suçladığını unutmamalıyız.
Trump’ın ilk Başkanlık döneminde NATO’ya karşı eleştirilerinin dozunu artırması ve İttifak’ın kurucu ilkelerinden olan kolektif savunma ilkesini (5’inci madde) sorgulaması, Almanya başta olmak üzere birçok AB ülkesini savunma harcamalarını artırmaya mecbur bırakmıştı. Zira bu maddeye göre bir NATO üyesi ülkeye saldırı olması halinde diğer müttefikler savunmaya katılmakla yükümlü tutulmaktaydı. Şurası net ki Trump, ABD’nin denizaşırı taahhütlerini azaltmak konusunda ısrarlı adımlar atmak hususunda kararlıydı.
Dolayısıyla yeni ABD yönetimi, NATO konusunda Avrupa güvenliğinin yükünü paylaşmaktansa, yükü Avrupa’nın omuzlarına iade etmeye doğru kayan bir yaklaşım başlatmıştı. Bu da AB ülkelerinin ittifak içinde Avrupa ayağını güçlendirmeye yönelik adımlar atmasını, Avrupa silahlı kuvvetlerinin muharebe yeteneklerini güçlendirmeye yatırım yapıp NATO’nun kumanda ve kontrol yapısına Avrupalı personel istihdamını, Doğu Avrupa’daki müttefikleri de askerî açıdan güçlü kılmasını sağlayacaktı. Haziran 2025’te Hollanda’da gerçekleşen NATO zirvesi öncesi, Trump’ın 2028 yılına kadar olan görev süresi boyunca, NATO ülkelerinin savunma harcamalarının %3’e yükseltilmesi gibi öneriler bile hazırlamıştı.
Trump, ABD’nin NATO karşısındaki küresel konumuna dair farklı bir bakış açısı sunuyor ve Avrupa’yı yalnızca savunma harcamalarını artırması koşuluyla koruyacağını vurguluyordu. Bu da ABD’nin NATO içindeki konumunu “kısa süreli çıkar odaklı” hale getiriyordu. Dolayısıyla ABD’nin 5’inci madde kapsamındaki yükümlülüklerine bağlılığı, bu yeni süreçte, hem İttifak üyesi ülkeler hem de caydırıcılık uygulanmasının amaçlandığı ülkeler açısından kuşkulu hale geliyordu.
Trump’tan Netanyahu’ya Uyarı: “Demir Kubbe ile Övünme; Onu Biz Yaptık!”
ABD Başkanı Donald Trump’ın Davos zirvesindeki konuşmasına İsrail Başbakanı Netanyahu ile ilgili söylediği sözler çok tartışılmıştı. Trump, “İsrail’deki Demir Kubbe’den çok daha iyisini yapacağız. Zaten onu da biz yaptık, İsrail Başbakanı Bibi’ye de bunu hatırlattım. Netanyahu’ya, Demir Kubbe için övgüyü ve sahiplenmeyi bırakmasını söyledim, bu bizim teknolojimiz.” ifadelerini kullanmıştı.
• ABD Başkanı Donald Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya Demir Kubbe hava savunma sisteminin ABD teknolojisi olduğunu söylemişti.
• Donald Trump, ABD’nin İsrail’deki Demir Kubbe’den daha iyi bir Altın Kubbe inşa edeceğini belirtmişti.
• Demir Kubbe sistemi, kısa menzilli roket ve mermileri havada imha eden, %90’ın üzerinde başarı oranına sahip bir hava savunma sistemiydi.
Trump’ın asıl mesajı: “ABD olarak biz himayemizi çekersek, İsrail bir saat dayanamaz!” gerçeğini dolaylı bir dille hatırlatmaktı.
Trump ve FED Başkanı Arasındaki Çekişme Nereye Varacaktı?
ABD Merkez Bankası Başkanı’na FED binası yenileme projesiyle ilgili ifadesi üzerinden soruşturma başlatılmıştı. Trump yönetiminin bu hamlesi piyasaları karıştırmıştı. Siyonist sermaye baronlarıyla Trump’ın gizli kapışması umarız insanlık için hayırlı kapılar açacaktı. ABD Merkez Bankası Başkanı Jerome Powell’a Trump yönetimi soruşturma başlatmıştı. Trump yönetimiyle bir türlü yıldızı barışmayan Başkan Powell “2005 yazında FED binası yenileme projesiyle ilgili verdiği Kongre ifadesi nedeniyle kendisine ceza davası açmakla tehdit ettiğini ve büyük jüri celpleri gönderdiğini, bunun da Merkez Bankasına faiz oranlarını düşürmesi için baskı yapmayı amaçlayan bir ‘bahane’ olduğunu” açıklamıştı.
Siyonist Sermaye Parası Dolar, Dalgalanmaya Başlamıştı!
S&P 500 vadeli işlemleri %0,5 düşerken, Avrupa vadeli işlemleri %0,1 gerilemiş ve dolar, çoğu önemli para birimi karşısında yaklaşık %0,2 değer kaybederek 158 yenin altına ve euro karşısında 1,1660 dolara inmiş durumdaydı. Bu gelişmeler piyasa katılımcılarını tedirgin etmeye başlamıştı. Gösterge niteliğindeki 10 yıllık ABD Hazine tahvili vadeli işlemleri 3 kademe yükselerek %4,15’lik bir getiri sağlamıştı; bu da nakit piyasası kapanışının yaklaşık bir baz puan altındaydı. FED fonu vadeli işlemleri bu yıl yaklaşık üç baz puan daha fazla faiz indirimi beklentisiyle yükselmiş durumdaydı; bu küçük bir artış olsa da FED’in daha agresif davranmaya itilmesi riskini çağrıştırmıştı. Bu durum yatırımcıların Merkez Bankasının bağımsızlığına ilişkin endişelerini arttırmıştı.
Washington’da FED Depremi: FED Başkanı Hakkında Cezai Soruşturma Başlatılmıştı!
Powell, FED’e gönderilen büyük jüri celbinin, faiz indirimi taleplerine yanıt vermeyi reddetmesine karşı bir misilleme olduğunu aktarmıştı! ABD’de federal savcılar, ABD Merkez Bankası (FED) Genel Merkezinin, maliyeti 2,5 milyar dolar olarak açıklanan yenileme projesiyle ilgili FED Başkanı Jerome Powell hakkında cezai soruşturma başlatmıştı. Bu hamle, Trump yönetimi ile FED arasındaki gerilimi daha da tırmandırmıştı, FED Siyonist sermayenin kalesi konumundaydı.
Powell yaptığı açıklamada, mahkemeden FED’e büyük jüri celbi geldiğini ve 2025 yazında ABD Kongresi’nde genel merkezi yenileme çalışmalarıyla ilgili verdiği ifadeyle ilişkili olarak Adalet Bakanlığı tarafından hakkında cezai soruşturma başlatmakla tehdit edildiğini aktarmıştı. Powell, soruşturmanın, FED’in faiz oranlarını belirleme konusundaki bağımsızlığını kısıtlamak için kullanılan bir bahane olduğunu açıklamıştı. Bu gelişme, Trump’ın Powell’a yönelik, borçlanma maliyetlerini düşürmeyi reddettiği için onu ‘inatçı’ olarak nitelendirdiği eleştirilerini sürdürdüğü bir dönemde yaşanmıştı.
Küresel Piyasalar ABD’de Açıklanacak Enflasyon Verisine Odaklanmıştı.
Küresel piyasalar, FED’in sözde bağımsızlığına, aslında Siyonist sermayenin güdümünde kalıp kalmayacağına yönelik endişeler ve jeopolitik gerilimlere rağmen teknoloji ve savunma şirketi hisselerindeki yükselişlerin etkisiyle pozitif seyrederken, gözler ABD’de açıklanacak enflasyon verilerine çevrilmiş durumdaydı. Trump, FED’i (ABD Merkez Bankası sanılan Yahudi sermaye karargâhını) millileştirme çabasındaydı. Ve bu girişim Siyonistleri çıldırtmaktaydı. Yatırımcılar, ABD’de federal hükümetin açılması sonrasında verilerin açıklanmaya başlamasıyla birlikte enflasyondaki gidişata ilişkin ipucu arıyorlardı. Öte yandan jeopolitik riskler de piyasaları meşgul etmeye başlamıştı. ABD Başkanı Donald Trump, İran ile iş yapan ülkelerin, ABD ile ticaretlerinde %25 oranında gümrük vergisi ödeyeceğini açıklamıştı. ABD basınında, Trump’ın FED’in yeni başkanı olabilecek adaylar arasında ismi geçen, varlık yönetim şirketi BlackRock’ta yönetici olan Rick Rieder ile mülakat yapacağı konuşulmaktaydı. Trump, sosyal medya hesabından ABD Yüksek Mahkemesinin beklenen tarife kararına ilişkin açıklama yapmıştı. Mahkemenin gümrük vergileri konusunda aleyhte karar vermesi durumunda ABD’nin geri ödemesi gereken tutarın yüz milyarlarca doları bulacağını belirten Trump, bunun yatırımlar da eklenirse trilyonlarca dolara ulaşabileceğini uyarmıştı.
Siyonist çevreler; ABD Merkez Bankasının (FED) bağımsızlığına yönelik endişeleri pompalamaktaydı. FED’in eski Başkanları ve Siyonist sermaye uşakları, bankanın bağımsızlığının ekonomik performans açısından önemine işaret ederek, FED Başkanı Jerome Powell’a bildirilen “cezai soruşturmanın” bu bağımsızlığı zayıflatmaya yönelik, savcılık yoluyla yapılan benzeri görülmemiş bir girişim olduğunu iddia ediyorlardı.
Yeni Epstein Fotoğraflarıyla Trump Köşeye Sıkıştırılmaktaydı!..
Epstein arşivinden çıkan yeni fotoğraflarda Trump’ın kadınlarla birlikte görüldüğü kareler ABD siyasetinde tartışmalara yol açmıştı. Siyonistlerin teşvikiyle ABD Temsilciler Meclisi Denetim Komitesi’nin Demokrat üyeleri, pedofil milyarder Jeffrey Epstein’e ait arşivlerden yeni fotoğraflar yayımlamıştı. Kamuoyuyla paylaşılan bu görseller arasında, Donald Trump’ın da yer aldığı birkaç kare bulunmaktaydı. Komiteden yapılan açıklamaya göre, Epstein’in mirasından teslim edilen toplamda yaklaşık 95.000 fotoğraf incelemeye alınmıştı. Yayımlanan 19 yeni fotoğraf arasında Trump’ın sosyal ortamlarda, yüzleri karartılmış bazı kadınlarla görüldüğü kareler yer almıştı. Fotoğraflar üzerinde isim, tarih veya yer gibi bağlamsal bilgi bulunmadığı anlaşılmaktaydı.
Demokrat vekiller, bu fotoğrafların Epstein’in zengin ve güçlü çevresiyle ilişkileri hakkında soru işaretleri doğurduğunu savunuyorlardı. Temsilci Robert Garcia, açıklamasında “Bu fotoğraflar daha fazla soruya neden oluyor ve adalet için tüm Epstein dosyalarının serbest bırakılması gerekiyor” diye çıkışmıştı. Görsellerden bazıları, Trump’ın yanlarında bazı kadınlarla bir arada olduğu siyah-beyaz kareleri ve partilerde çekildiği izlenimi veren görüntüleri içeriyorlardı. Cumhuriyetçiler ise, paylaşılan seçilmiş fotoğrafların Trump’ı olumsuz göstermek için seçildiğini ve bir “yanıltma” amacı taşıdığı şeklinde eleştiriler yapmışlardı. Komitenin paylaştığı görsellerde herhangi bir kanıtlanmış suç veya yasa dışı davranış gösteren içerik bulunmadığına dikkat çekiyorlardı.
Lağım Patlamış; Binlerce Yeni Epstein Belgesi Yayımlanmıştı!..
ABD Adalet Bakanlığı, hüküm giymiş ve ardından intihar etmiş cinsel suçlu Jeffrey Epstein’in siyasi açıdan son derece hassas davasına ilişkin soruşturmalarından oluşan ve uzun süredir tartışılan belge yığınını yayımlamaya başlamıştı. Ancak yayımlanan materyalin büyük bölümü ağır şekilde karartılmış durumdaydı. Arşivde, eski Demokrat Başkan Bill Clinton’ın yanı sıra Mick Jagger ve Michael Jackson gibi Epstein’in sosyal çevresinde yer alan birçok tanınmış ismi gösteren çok sayıda fotoğraf vardı. Bu fotoğrafların yayımlanmasının ardından, Beyaz Saray Basın Sözcüsü Karoline Leavitt ve üst düzey danışman Steven Cheung da dahil olmak üzere Beyaz Saray’dan bazı yetkililer, sosyal medyada bu görüntülere dikkat çeken paylaşımlar yapmıştı. Trump ise Kuzey Carolina’da bir konuşma yapmak üzere Beyaz Saray’dan ayrılırken konuyu açmamıştı. Clinton’ın sözcüsü Angel Ureña, yaptığı yazılı açıklamada Epstein soruşturmasının “Bill Clinton’la ilgili olmadığını” vurgulamıştı.
Belgelerin pek çoğunda yapılan kapsamlı karartmalar bulunması ve Başkan Donald Trump yönetimindeki yetkililerin, yayımlama sürecini sıkı biçimde kontrol altına alması bu açıklamanın üst düzey bir örtbas iddiasına ilişkin komplo teorilerini gerçekten susturup susturamayacağı konusunda şüpheleri artırmıştı. Örneğin, 254 masözü listeleyen yedi sayfanın tamamında isimlerin üzeri kalın siyah bantlarla kapatılmış durumdaydı. Yanlarında ise şu not yer almıştı: “Olası mağdur bilgilerini korumak amacıyla karartılmıştır.” Her dosyada, çıplak ya da yarı çıplak kişilerin yer aldığı onlarca sansürlü görüntü bulunuyordu. Bazı fotoğraflarda ise Epstein ve yanındakiler, yüzleri gizlenmiş halde silahlarla poz verirken görülüyordu. Bir başka karede Clinton, koyu saçlı bir kadınla birlikte yüzüyor; bu kadının Epstein’in suç ortağı olduğu belirtilen Ghislaine Maxwell olduğu düşünülüyordu. Maxwell, ayrı bir fotoğrafta ise eski Prens Andrew ile birlikte görülüyordu.
Siyasilerin Kayda Alınmasına Bir de ‘İstihbarat’ Penceresinden Bakılması Gerekiyordu: MOSSAD Ajanı Babanın (Robert Maxwell) Kıymetli Varisi Ghislaine Maxwell Kim Oluyordu?
ABD Adalet Bakanlığı’nın yayımladığı Epstein belgeleri dünyanın gündemini meşgul etmeye devam ediyordu. Belgeleri iyi değerlendirebilmek için seks suçlusu Jeffrey Epstein’in kız arkadaşı ve suç ortağı Ghislaine Maxwell’in babası hakkında bilgi sahibi olmak oldukça önemli sayılıyordu. Robert Maxwell 1923’te, Çekoslovakya’nın bir köyünde, aşırı yoksul bir Yahudi ailesinde Jan Ludvik Hoch adıyla doğmuştu. İnsan ilişkilerindeki yeteneği sayesinde haham olması umuluyordu. Ancak 16 yaşında buklelerini kesiyor, evden ayrılıyor ve II. Dünya Savaşı yaklaşırken İngiltere’ye gidiyordu. Orada ismini değiştirip, İngiliz ordusuna giriyordu. Fransa ve Almanya’da savaşıyordu. Bu sırada ailesi Holokost’un içinde yok ediliyordu. Sadece iki kız kardeşi hayatta kalıyordu. Eşi Betty anılarında bu dönemi, “Geçmişi onun için hâlâ açık bir yaraydı, kederiyle yüzleşemedi, suçluluk duygusunu aşamadı” ifadeleriyle anlatıyordu. Haham olmuyor, aksine bir “beyefendi” ve toprak sahibi olmaya karar veriyordu. Rusça, İngilizce ve Fransızca bilmesi, onu Britanya istihbaratı için değerli kılıyordu. Savaş sonrası Berlin’de propaganda operasyonu yürütüyordu. Ardından, MI6’nın eşi benzeri görülmemiş yatırımıyla Alman bilimsel yayın kataloglarını satın alarak yayıncılık imparatorluğunu kuruyordu. Eski bir istihbaratçı olan Desmond Bristow “fiilen bizim ajanımız haline gelmişti” diyordu. Yıllar boyunca yayıncılık ağını Sovyet temaslarına dezenformasyon sızdırmak ve yeni teknolojiler hakkında bilgi toplamak için kullanıyordu. Kurucusu olduğu Pergamon, Britanya’da modern bilimsel yayıncılığı başlatıyordu. Ama Maxwell için bu yetmiyor şirketleri birbirine borçlandırarak varlık boşaltma alışkanlığı ediniyordu.
Medya Patronluğu Dönemi ve Sonrası
1969 yılına gelindiğinde Robert Maxwell’ in dolandırıcılık yaptığı ortaya çıkıyor, bir Amerikan şirketi defterleri inceleyince, ana şirketten kovuluyordu. Kızı Ghislaine o sırada 7 yaşında bulunuyordu, ancak Maxwell kovulduktan sonra yeniden yükseliyordu. Yine tartışmalı mali manevralarla şirketi geri alıyordu. 1980’lerdeki yardımcısı Peter Jay onun hakkında “Ahlâksızdan ziyade, ahlâk öncesi biriydi, iyiyle kötünün farkında değil gibiydi” diyordu.
MOSSAD’ın Tepe İsmiyle Tanışması
Maxwell’in yıllar boyunca Doğu Avrupa’da güçlü bağlantılar geliştirdiğini bilen Peres, onu dönemin MOSSAD Başkanı Nahum Admoni ile tanıştırıyordu. Maxwell ve Admoni’nin Çekoslovakya doğumlu olmak gibi ortak özellikleri vardı ve ikisi de Siyonist’ti. Bu iki isim bir yıl sonra, 15 Mart 1985’te yeniden buluşmuşlardı. Maxwell 1974 yılından beri İngiltere’deki en güçlü sayandı. (Sayan: MOSSAD için istihbarat toplayan kişi) Ve artık üst düzey iş bitiren sayılıyordu. En yüksek pozisyonlardan insanların kapılarını açabiliyordu. Sahibi olduğu gazetelerin gücü politik isimlerle yakın bağlantı kurmasını sağlıyordu. O dönem bir diğer MOSSAD ajanı olan Ari Ben-Menashe ise Maxwell’i yakından takip ediyordu. Menashe 1989 yılında New York’ta tutuklandığında İsrail Hükümeti kendisinden kesinlikle haberdar olmadıklarını söylüyordu. Artık İsrail istihbaratının tek istediği şey Menashe’nin gözden kaybolması oluyordu. Ama Ari Ben-Menashe “Profits of War” adlı bir kitap yazıyordu.
“Epstein MOSSAD Elemanıydı”
İsrail istihbaratı MOSSAD’da görevli eski subay Ari Ben-Menashe’nin, Jeffrey Epstein hakkında yaptığı açıklamalar gün yüzüne çıkıyordu. ABD’li iş insanı ve seks suçlusu Jeffrey Epstein’in MOSSAD bağlantısı, eski teşkilat çalışanı tarafından doğrulanıyordu. 80’li yıllarda MOSSAD ajanı olan Ari Ben-Menashe, 2022 yılında katıldığı bir programda Epstein’in MOSSAD bağlantısını açıkça vurguluyor ve şunları söylüyordu:
“Amerikan hükümetinin bir nevi İsrailliler tarafından tuzağa düşürüldüğüne inanıyorum. Jeffrey Epstein, onları tuzağa düşürmek için kullandıkları araçlardan biriydi. Ve ben İsraillilerin, Amerikan hükümetini, Epstein ile geçmişte yaşananlar nedeniyle “Esir” aldığına inanıyorum. Bakın size geçmişten bir örnek vereyim. Başkan Bill Clinton ve Ehud Barak 90’larda Arafat ile görüştüler ve bir anlaşma sağlanamadı. Bunun sebebi Epstein tarafından şantaja uğramalarıydı. O dönemin İsrail Başbakan’ı olan Barak, Epstein’in arkadaşıydı. Ancak o dönem ayrıca İsrail sağı tarafından da şantaja uğruyordu. İki devletli bir çözüm için Arafat ile bir anlaşmaya varmak üzere iken durduruldular. Ve bu anlaşma her ikisinin de (Clinton ve Barak’ın) Epstein tarafından şantaja maruz kalmalarından dolayı durdurulmuştu…”
Yani Epstein, bir bakıma muhtemelen İsrailliler tarafından bir araç olarak kullanılarak bu bölgedeki tarihin akışını değiştirmeye yardımcı olmuştu!..
Yaklaşan Armageddon Savaşı ve İsrail’in Türkiye Telaşı
Trump’ın Kanada ve Grönland planları AB ile ABD’yi iyice ayrıştırmıştı. Rusya Grönland’ın kimseye ait olmadığını açıklamış, yani dolaylı olarak Trump’a destek çıkmıştı. Trump ise, Ukrayna’nın işgal edilen Donbas bölgesinin Rusya’ya bırakılması gereğini vurgulamıştı. Yani dünyadaki eski bloklar, kamplar ayrışmaya, çatışmaya; NATO ve BM gibi kuruluşlar tartışılmaya açılmıştı!.. Hatta Avrupa ülkeleri yeni güvenlik stratejileri oluşturmaya başlamıştı.
Siyonizm’in en etkili olduğu AB ülkelerine karşı, Trump Amerikası’nın ve Putin Rusyası’nın adı konulmamış bir ittifak gibi davrandıkları ve Avrupa’nın 3. Dünya Savaşı’na hazırlandığı yorumları yapılmaktaydı!
Çökmekte olan küresel düzen üzerine Macron’un itirafı!
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 20 Ocak 2026’da Davos’ta yaptığı konuşmada çok taraflılıktan uzaklaşma konusunda Forum’un en çok alıntılanan uyarısını yapmıştı. “Bu gidişat; uluslararası hukukun ayaklar altına alındığı, en güçlü olanın haklı sayıldığı ve kuralsız bir dünyaya doğru kayıldığı açıktır!” diyen Macron, Avrupa’nın yükselen tek taraflılıkla ilgili endişelerini özetlemişti.
Evet, Milli Çözüm yıllardır şunları haykırmaktaydı: Bâtıl ve barbar Batılı sistemlerde “Kuralları krallar ve masonik odaklar koyardı. Bütün halklar ise mecburen bunlara uyardı.” Ama Adil Düzen’de ölçü şunlardı: Kuralları Hak merkezli halk koyacaktı… Artık krallar ve Siyonist sermaye baronları da bu kurallara uyacaktı!..
Avrupa Komisyonu Başkanı Siyonist Ursula von der Leyen, ABD ve AB olarak her iki tarafı da gerilimi tırmandırmaktan kaçınmaya çağırmış ve Batı’nın bütünlüğüne yönelik riskler konusunda uyarılar yapmıştı. “Biz yokuş aşağı doğru bir sarmala yuvarlanmaktayız, her ikimizin de stratejik üstünlüğü elimizden kaçıracağımızı artık anlamalıyız!” diyen Von der Leyen, ABD-Avrupa ticaret çatışmasının Rusya gibilerin işine yaradığını hatırlatmıştı.
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ise; mevcut kargaşanın dünyanın dikkatini Moskova’nın Ukrayna’da devam eden topyekûn savaşından uzaklaştırdığını ve Batı karşıtlarının işine yaradığını vurgulamıştı.
Kanada Başbakanı’ndan Davos’ta Açık İtiraf: “Kurallara Dayalı Dünya Düzeni Ütopik Bir Kurguydu, Artık Tıkanmıştır!”
Kanada Başbakanı Mark Carney, küresel düzenin; güçlünün faydalandığı bir kurgudan ibaret olduğunu ve artık işlemediğini söylerken, Avrupa liderleri de Trump’ın Grönland hamlelerini “yeni emperyalizm” olarak tanımlamıştı. Mark Carney, İsviçre’nin Davos kentinde düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu’nda yaptığı konuşmada, ABD liderliğinde şekillenen küresel düzenin bir “geçiş” değil, açık bir kopuş sürecine girdiğini açıklamıştı. Carney, son yıllarda büyük güçlerin ekonomik entegrasyonu bir iş birliği aracı olmaktan çıkarıp açık bir baskı mekanizmasına dönüştürdüğünü vurgulamıştı.
Kanada Başbakanının: “Uluslararası düzen güçlünün yanındaydı, yanlıştı ve artık tıkanmıştır!” itirafı!
“Bir geçiş değil, bir kopuşun ortasındayız” diyen Carney, Kanada’nın da faydalandığı eski düzenin, Amerikan hegemonyası, açık deniz yolları, istikrarlı finansal sistem, kolektif güvenlik ve uluslararası anlaşmazlıkları çözmeye yönelik çerçeveler, büyük ölçüde yalnızca güçlü olana yarar sağlayan bir anlatı olduğunu söylemiş, ancak bu anlatının artık işlemediğini hatırlatmıştı: “Uluslararası kurallara dayalı düzenin hikâyesinin kısmen yanlış olduğunu biliyorduk. En güçlü olan, işine geldiğinde kendini bu kurallardan muaf tutmaktaydı. Ticaret kuralları asimetrik uygulandı, uluslararası hukuk ise failin kimliğine göre farklılaştı. Bu bir pazarlıktı. Artık işe yaramıyordu, çünkü tıkanmıştı!”
Dünyanın en güçlü patronundan DAVOS’ta itiraf: “Kapitalizmin Son Büyük Faciasına Hazırlanın!”
BlackRock CEO’su Larry Fink, Davos’un açılışında küresel elitlerin yüzüne karşı: “Kapitalist sistem 30 yıldır halklara hiçbir şey kazandırmamıştır. Şimdi Yapay Zekâ, beyaz yakalıları yutmaya hazırlanmaktadır!” diye uyarmıştı. Mevcut Batı Sistemi sürdürülemez uçurum konumundadır! “Berlin Duvarı yıkıldığından beri tarihin en büyük serveti yaratıldı ama bu para, toplumsal barışı bozacak kadar küçük bir azınlığın cebine aktarıldı. Bu kadar adaletsiz bir dağılımı hiçbir toplum uzun süre kaldıramazdı, sonunda barbar sistem çatırdamaktadır!” feryatları Siyonizm’in zulüm ve sömürü saltanatının temelinden sarsıldığının kanıtıydı.
Ülkemizdeki durum daha da acıdır! Bakınız bütün anket şirketlerinin ortak tespitlerine göre iki sene önce ekonomik gidişattan şikâyetçi olanların oranı %60’larda iken, bugün %80’lere ulaştığı halde, topluma umut aşılayan bir parti veya muhalefet ortada görülmüyor. Toplumun önemli bir kesimi insanca yaşam sürmüyor, maalesef sürünüyor!
Doğu Akdeniz Havzası ve Amik Ovası’nda Tarihin En Büyük Hesaplaşması Yaşanacaktır!
Doğu Akdeniz’de, yani Türkiye, Suriye, İsrail, Filistin, Mısır ve Kıbrıs bölgesinde; tarihte hiç görülmedik ölçekte bir savaş yığınağı yapılıyordu. 10 yıllar öncesinde Rusya, sadece Akdeniz’de değil Hazar Denizi’nde de 50 savaş gemisinin katıldığı bir tatbikat başlatıyordu. Bunları bir tehdit gerekçesi (daha doğrusu bahanesi) sayan NATO (başta ABD, İngiltere, Almanya, Fransa ve İtalya) da bölgeye savaş zırhlılarını ve uçak gemilerini gönderiyordu. Tam bu süreçte Genelkurmay Başkanlığı, NATO gemilerinin Akdeniz’de eğitim gerçekleştirdiğini açıklıyordu. Buna göre NATO’nun Etkin Çaba Harekâtı’na iştirak eden NATO Daimî Deniz Görev Grubu-1 unsurlarından Kanada Deniz Kuvvetleri fırkateyni SPS Blas de Lezo ile Akdeniz Kalkanı Harekâtı’nda görev yapan Türk Deniz Kuvvetleri unsurları TCG Gökçeada fırkateyni ve TCG Atak hücumbotunun katılımıyla 28 Kasım 2015 tarihinde Kıbrıs Adası güneyinde müşterek deniz eğitimleri icra ediliyordu.
Kısacası Akdeniz giderek kararıyordu… Tüm barbar güçler; İslam coğrafyası üzerine üsleriyle, savaş gemileriyle, bombardıman uçaklarıyla korkunç bir yığınak yapıyordu!
O tarihlerde Papa Francis’in sık sık gündeme getirdiği “3. Dünya Savaşı”, İslam coğrafyası üzerinden ağırlığını her geçen gün daha da hissettiriyordu. Son yıllarda İslam dünyasına yönelik tehditkâr konuşlanmasını arttıran Batı, özellikle Ortadoğu’da sahneye koyduğu kanlı senaryo ile Müslümanlara yönelik topyekûn bir Haçlı Savaşı’na hazırlanıyordu. ABD, Rusya, Çin, Fransa, İngiltere, Almanya gibi ülkeler askeri ve lojistik olarak bölgede varlığını kuvvetlendirirken, bir zamanlar ‘Türk Gölü’ olan Akdeniz’de Haçlı İttifakı’na ait savaş gemileri cirit atıyordu. Libya, Suriye, Irak, Afganistan, Mali gibi İslam coğrafyalarının tarumar edildiği şu günlerde, Akdeniz’de yaşanan askeri hareketlilik, İslam dünyası için yeni bir yok etme planının devreye sokulduğunu gözler önüne seriyordu. Uluslararası dengeler, yığınağını İslam coğrafyasına yapıyordu.
Ve şu ayeti hatırlatmanın tam zamanıydı:
“Oysa onlar, çeşitli hizip (parti, ekip ve kavim)lerden (toplanıp meydana getirilmiş), şunun şurasında (mutlaka) hezimete-mağlubiyete mahkûm edilmiş kalabalık (ve kof) bir ordudan (NATO ve BM gibi Şeytani organizasyondan) ibarettir. (Sad: 11)
Melheme-i Kübra: Amik Ovası Savaşı Yaklaşmıştı!..
Bir hadis-i şerifte şöyle buyrulmaktadır:
“Sizinle Beni Esfer (Rumlar-Batılılar) arasında sulh (anlaşması ve ittifakı) olacaktır. Sonra onlar muahedeyi (barış anlaşma sözlerini) bozarak on iki bin kişilik seksen fırkalık (toplama) bir kuvvetle üzerinize saldıracaklardır.”[1] Hatay Amik Ovası ve aşağısında (Akdeniz Havzasında) yaşanacak bu savaşı Haçlı Batılılar değil Müslümanlar kazanacaktır. Öyle anlaşılıyor ki, güya Rusya’ya karşı Türkiye’yi korumak amacıyla Akdeniz’e ve bölgemize yığılan NATO güçleri bile bize hücuma kalkışacaktır.
Birleşmiş Milletler Yeni Düzen Komisyonu Başkanı Nobel ödüllü Prof. Ervin Laszlo’nun: “Kırk yıldır hayalini kurduğum tüm insani değerleri ve ihtiyaci gerekleri içinde barındıran, Erbakan’ın hazırladığı Adil Düzen olduğunu fark etmenin bahtiyarlığını yaşamaktayım!” dediği Adil Düzen Devrimi yakındır.
- Bak: Ramuz El-Ehadis, 258.3

Bugün dünya siyaseti, makalede “Trump Muamması” olarak adlandırılan devasa bir sarsıntının içinden geçiyor. Jeffrey Epstein dosyalarının ifşasıyla ayyuka çıkan ahlaki çöküş, finansal sömürü ağları ve “derin” yapıların çatışması, aslında tek bir gerçeği haykırıyor: Mevcut dünya düzeni iflas etmiştir ve bu enkazın altından kalkmanın tek yolu “Adil Düzen”e geçiştir.
Makalede vurgulanan “ilahi intikam” sürecinde, Trump veya bir başkası, bu süreçte sadece birer araçtır. Eğer biz bu yıkımın yerine yeni bir “otoriter format” koyarsak, sadece efendileri değiştirmiş oluruz. Oysa amacımız Hakkı üstün tutan bir dünya kurmak olmalıdır.
“Adalet mülkün temelidir” sözü, bir duvara asılacak levha değil, bir devletin nefes alma biçimi olmalıdır.
Dünya bugün bir yol ayrımındadır. Ya bu kaos derinleşerek insanlığı dijital bir köleliğe ve daha büyük savaşlara sürükleyecek ya da insanlık “Adil Düzen” bayrağı altında birleşerek sömürü düzenine “dur” diyecektir.
Makalede de sezdirildiği üzere; Siyonist sömürü odaklarının birbirine düştüğü bu dönem, Adil Düzen’in inşası için tarihin sunduğu en büyük fırsattır.
Kurtuluş; şahısların öngörülemez hamlelerinde değil, Hakkın ve adaletin tavizsiz uygulanmasındadır.
Selam ve dua ile…
Dünyada bütün ülkelerde; Milli güçlerle siyonist güçler mücadele halindedir. Her ülkede milli birlik ve bütünlük için çalışan iyi insanlar ve ekipler olduğu gibi, siyonizm adına işbirlikçilik ve maşalık yapan karanlık mahfiller de mevcuttur. Yani hak-batıl mücadelesi ve imtihanı sürerken, hakkın kusursuz kader planı da işlemektedir. Batıl her halükarda yenilmeye mahkumdur. Elbette zafer, inananların olacaktır.
Âl-i İmran 54:
وَمَكَرُوا وَمَكَرَ اللّٰهُۜ وَاللّٰهُ خَيْرُ الْمَاكِر۪ينَ۟
Onlar (Yahudilerden inanmayanlar, Hz. İsa’yı öldürmek üzere) bir düzen kurdular. Allah da (buna karşılık onlara) bir düzen kurdu (ve şeytani oyunlarını bozdu). Allah, düzen kurucuların (ve tuzak hazırlayanların) en hayırlısıdır.
https://www.mealikerim.com/3/ali-imran/54
Dünya ıkı azılı sapkın ve sapık katil ve kuduz siyonist barbar, Netenyahu ve Tramp in azında..
En acı olanda, Müslüman ülke yöneticilerininde bu iki sapkın kişilerden de insanlık adına, dilek ve temennilerde, ve bu Tramp ve ağababası Netenyahu dan insaf ve vicdan beklemeleri…
İnsaflı vicdanlı olan bazı gayr-i müslim olan idareciler, İspanya ,güneyAfrika meksika gibi bazı ülkeler Tramp ve diğeri ne kafa tutuyor ve yaptırım uyguluyor…
Türkiyedekı ktidarı ve Amerika nın kontrolündeki Arap Emirlikleri ise ,
İsrail ve Amerikaya ,Gazzedeki bir gencin sapan lastiğindeki ufacık bir taşı bile atamadı..
İşbirlikçi yönetimiler sonra da kalkıp hiç sıkılmadan utanmadan, İRAN a itidal çağrısında bulunmaktadır lar…
Milli ÇÖzüm’ün en önemli özelliğiolayların içerisindeki ayrıntıyı, milletimize ve ümmete getireceği olumlu veya olumsuz sonuçları önceden görebilmesi (ki biz buna feraset diyoruz), bu sonuçların olumsuz etkisinden etkilenilmemsi için doğru bildiği gerçekleri hiç bir güçten çekinmeden ve sonuçlarına katlanarak topluma anlatmasıdır (ki buna da cesaret ve dirayet diyoruz). Trump’ınoluşturduğu kaos ortamının dünyadaaki kurulu düzenin (yani siyonizmin kuruduğu düzenin) yıkılmasına sebep olaağını da bu feraset ve dirayetle görebilmiştir. Gazze ve İran savaşlarıyla dünya milletleri yeni ve adil bir düzene ihtiyaç duyduğunu artık haykırarak dile getiriyorlar. Makalede de geçtiği gibi ABD bile Siyonizmin kıskacından kurtulmanın yollarını arıyor. İşte FED ile girişilen mücadele bunun sonucu. Dünya yenii ve adil bir düzen’e ihtiyaç duyarken Erbakan hocamızın bize mirası ve dünyada tek bilimsel poje olan Adil Düzen’in dünyanın gündemine gelmesi, bir an önce uygulamaya konulması için çabalayan Milli Çözümün ne kadar kıymetli bir mücadele içerisinde olduğu şimdi daha da iyi anlaşılmaktadır. Tabii Milli Görüşün temsilcisi konumunda ve iddasında olanların bilimsel camiadaan siyasi camialara kadar her kesimde çalışma yapması gerekirken bu konuda çabasız olması çok üzücü.
Prof Erbakan Hocamızın “Muhammed Muhtar Han” mahlası ile kaleme aldığı “Siyasi Siyaset” adlı kitabın, kapak resmi artık bütün gerçekliği ile tahakkuk etmektedir.
ARTIK VAKİT ADİL DÜZEN VAKTİDİR. TÜM DÜNYA BUGÜN KİMİN NE OLDUĞUNU İYİCE ANLADI. DÜNYAYA HÜKMEDEN, İNSANLIĞI SÖMÜREN ZALİMLERİ VE ONLARIN ZALİMLİKLERİNİ VE AŞAĞILIK HAYATLARINI GÖRDÜ. HER TÜRLÜ DÜNYEVİ GÜCE SAHİP OLSALARDA REZİLLİKLERİNİ TÜM DÜNYA GÖRDÜ, ENGEL OLAMADILAR, ZALİMLİKLERİNİ TÜM DÜNYA GÖRDÜ. VE BÜYÜK BİR REZİL VE ZELİL OLARAK YIKILIŞLA YIKILIŞLARINI DA TÜM DÜNYA GÖRECEK EN KISA ZAMANDA İNŞALLAH. HERKSTE SEVİNECEK. HAK ETMİŞLERDİ DİYECEK. KUVVET KUDRET SAHİBİ YALNIZ CENABI ALLAHTIR. DECCAL NETANYAHU GEBERTİLECEK, İSRAİL YERLEBİR EDİLİP HARİTADAN SİLİNECEK, SİYONİZMİN TÜM SİSTEMLERİ AZİZ ERBAKAN HOCAMIZIN GELİŞTİRİDİĞİ TEKONOLOJİ HARİKALARI İLE ETKİSİZ HALE GETİRİLECEK, SÜPER GÜÇ SANILAN DEVLETLER DİZ ÇÖKTÜRÜLECEK VE ADİL DÜZENE DAYALI YENİ BİR DÜNYA MUTLAKA KURULACAKTIR. TÜM MAZLUM MÜSLÜMANLAR VE TÜM İNSANLIK HASRETLE ÖZLEMLE O GÜNLERİ BEKLEMEKTEDİR. YENİ BİR DÜNYAYI KURMAK İÇİN AZİZ ERBAKAN HOCAMIZ ÖMRÜNÜN SON NEFESİNE KADAR UĞRAŞTI, İNŞALAH FİNALE GETİRDİĞİ BU KUTLU DEĞİŞİMİ ONUN EN SADIK TALEBESİ VE TAKİPÇİSİ ÜSTAD AHMET AKGÜL HOCAMIZ ÖNCÜLÜĞÜNDE GERÇEKLEŞECEKTİR İNŞALLAH. AZİZ ERBAKAN HOCAMIZ BUNUN MÜJDESİNİ 1980 YILINDA ŞU SÖZLERLE VERMİŞTİ;
“Bakın size kesinlikle ifade ediyorum ki:
TÜRKİYE’NİN KURTULUŞU;
Milli Çözüm’e inanan bir Cumhurbaşkanı’nın o makama oturması,
Milli Çözüm’e inanan bir Hükümet’in kurulması
ve yeni bir devrin başlamasıyla mümkündür!”
Prof. Dr. Necmettin Erbakan
(TRT Basın Toplantısı, Yazarlar soruyor – Nisan 1980)
Siyonizm, Siyonistlerin ve işbirlikçi hainlerin başına çökmekteydi!
Milli Çözüm, Siyonizm’in perde arkasını topluma bildirmekte, böylece Siyonistleri ve işbirlikçi hainleri deşifre edip devirmekteydi.
Siyonistlerin ve işbirlikçi hainlerin batıl ve barbar rejimleri kendi başlarına çökmekte, onları rezil ve zelil etmekteydi.
Evet, Milli Çözüm yıllardır şunları haykırmaktaydı:
Bâtıl ve barbar Batılı sistemlerde “Kuralları krallar ve masonik odaklar koyardı. Bütün halklar ise mecburen bunlara uyardı.” Ama Adil Düzen’de ölçü şunlardı: Kuralları Hak merkezli halk koyacaktı… Artık krallar ve Siyonist sermaye baronları da bu kurallara uyacaktı!..
Mevcut Siyonist düzen artık yıkım sürecine girmiş durumdaydı!
Siyonist sistemin yıkıcı politikaları, Siyonizm’in küresel sistemini parçalanmaya başlamıştı.
Siyonizm’in dünya siyaseti, Siyonistlerin mutabakatına dayalı yönetimden çıkıp, güç temelli ilişkilere doğru kaymaktaydı.
Siyonist dünya düzeninin kuralları ortaklaşa uygulanmamaya; aktörler kuralları kendi çıkarlarına göre tanımlamaya başlamışlardı.
ABD ile Avrupa’nın fikir ayrılıkları yaşaması, Siyonist dünya düzeni için ciddi bir stratejik risk oluşturmaya başlamıştı.
Evet, uluslararası Siyonist düzen artık yıkım sürecine girmiş durumdaydı.
İşbirlikçiler, Siyonizm’e ve zulüm sistemine dolaylı destek çıkmaktaydı!
“Dostum Trump…” diye cümleler kurmaktan çok hoşlanan ve bu dostluğu “Küresel bir onur” sayan işbitlikçiler, Trump’tan bol bol övgüler almaktaydı, övgü karşılığında “hediye = rüşvet” cinsinden neleri vermektelerdi?!
Trump, “yeni bir Dünya Savaşı’na hazır olma dönemini” başlatmıştı!
Ancak, Trump’ın tek başına bu tarihi ve tehlikeli girişimleri başlatması, başarması imkânsızdı. Anlaşılan ona akıl veren ve strateji öğreten özel danışmanları vardı!..
ABD’yi bir aracı gibi kullanan Siyonist Yahudi Lobilerini, “Amerika’nın, Amerikalılara bırakılması” telaşı sarmıştı!
ABD Merkez Bankası sanılan Yahudi sermaye karargâhı FED’in millileştirme çabaları…
ABD’nin Siyonist sömürü sermayesinin tahakkümünden ve Yahudi sermayesinin tuzağından kurtulması girişimlerinin başarıya ulaşması…
Dünya jandarmalığı kılıfıyla küresel Yahudi sistemine hizmetkârlığının sonlandırılması sürecini hızlandırmış ve Siyonist Yahudileri “ABD İsrail’den himayesini çekerse” korkusuna düşürmüştü.
Melheme-i Kübra: Amik Ovası Savaşı Yaklaşmış ve İsrail’i Türkiye telaşı sarmıştı!
Öyle anlaşılıyor ki, güya Rusya’ya karşı Türkiye’yi korumak amacıyla Akdeniz’e ve bölgemize yığılan NATO güçleri bile bize hücuma kalkışacaktır.
Hatay Amik Ovası ve aşağısında (Akdeniz Havzasında) yaşanacak bu savaşı Haçlı Batılılar değil Müslümanlar kazanacaktır.
Sovyetler de dağılmadan önce hem basın yayın organlarında hem raporlarda makalede yer alan bilgilere benzer çalışmalar yapılmıştı. Sovyetler Birliği’nin Dağılması öncesinde hem akademik çalışmalar hem de CIA gibi kurumların raporları ile The Economist ve The New York Times gibi basın organlarında Sovyet ekonomisinin verimsizlik, düşük büyüme ve teknolojik geri kalmışlık nedeniyle ciddi bir kriz içinde olduğuna dair güçlü sinyaller yer alıyordu; Mihail Gorbaçov dönemindeki Glasnost politikasıyla birlikte içeride de yolsuzluklar ve ekonomik sorunlar açıkça tartışılmaya başlanmış, Berlin Duvarı’nın Yıkılışı ve Doğu Avrupa’daki rejimlerin çöküşü sistemin çözülmekte olduğunu net biçimde göstermişti, ancak bu analizlerin çoğu Sovyetlerin ani bir şekilde dağılacağını değil reformlarla zayıf da olsa varlığını sürdüreceğini öngörmüş, dolayısıyla çöküşün hızı ve zamanlaması özellikle 1991 Sovyet Darbe Girişimi sonrasında beklenenden çok daha hızlı ve sürpriz biçimde gerçekleşmişti.
Yani o zamanda sistemin hemen dağılmayacağı daha güçsüz ve verimsiz olarak hayatını devam ettireceği yönünde haberler yapılmaktaydı. Fakat bunun aksine dağılma çok hızlı olmuştu. İşte Milli Çözüm yıllardır gerçek kuvvet kudret sahibinin Allah olduğunu bu şer sistem ve düzenlerin birdenbire yıkılabileceğini binlerce defa dile getirmişti. Fakat işbirlikçilere destek verenler dünya güçlerine karşı durulamayacağı iddiasıyla AKP’nin tahribatlarına göz yummuş kendi vicadanlarını karartmışlardı. Bak şimdi demirden sandıkları kale kumdan çıkmıştı.
Makalede yer alan ve ABD başkan adayları arasında yer aldığı ifade edilen Blackrock üst düzey yöneticisi gerçekten ilgi çekiciydi. Daha ilginç olanı ise yeni dünya düzeni ile ilgili çok farklı konuşmaları olan Blackrock CEO’sunun Mart 2026 tarihinde Sn. Cumhurbaşkanı ile görüşmesiydi. Larry Fink Son 5 yıl içerisinde bazı devlet başkanlarıyla benzer görüşmeler yapmıştı. Bunlar içerisinde İngiltere başbakanı Keir Steirmer’de yer almaktaydı. Bu husus Fink’in yeni dünya düzeni için kurmay toplama çabasında olduğunu düşündürmekteydi.
Milli Çözüm yine haklı çıkmıştı. Çılgın Trump ABD hegomanyasının sonunu getirecekti diye defalarca dile getirmişti.
Evet dünyanın tarihi bir evre geçirdiğine şahitlik etmekteyiz.
Yıkılmaz denilen siyonist faizci kapitalist düzen ahlaki, ekonomik ve siyasi olarak çatırdamaya başlamış, çöküşün habercisi haberler gün geçtikçe manşetleri süslemektedir.
Kanada, İspanya, Fransa gibi ülkelerin liderleri bile artık bu sistemin çöktüğünü itiraf etmektedir.
Ancak en önemli nokta: Tarihi bu sefer iyiler yazacaktır. Türkiye’nin ve Dünyanın kurtuluşu Milli Çözüm bakış açısıyla evrensel ve milli mutabakat olan Adil Düzen programlarıdır.
Bulutlar dağılınca gökyüzünde Erbakan mührünün görüleceği Adil Düzen’li güneşli günler pek yakındır inşallah.
AB,ABD,İsrail hangi hamleyi yapsa sonunda Erbakanın hazırladığı Adil Düzen sistemi karşısında yenilecek hamleleri yapmaktalar. Ne kadar çırpınırsa çırpınsınlar en sonunda Ermageddon finali ile batıp yok olacak İlahi devrim ve değişim mutlaka yanaşanacaktır. Bu gerçekleri gören siyonist güçler kendileri ile birlikte tüm insanlığı tehlikeye atmaktadır. Ancak Milli Çözüm önderliğinde kurulacak Milli mütabakat hükümeti ile bu sefer tarihi iyiler yazacaktır. Allahın vaadi gerçekleşecek Şeytani sistem ve düzen yıkılacaktır.
Şu Kur’an ayeti, Siyonist Yahudilerin ve Kuduz İsrail’le Haçlı Batı münasebetlerinin iç yüzünü ne güzel anlatmaktadır:
“Onlar, iyice korunmuş (sağlam tedbirler alınmış) şehirlerde veya surlar-kaleler gerisinde olmaksızın sizinle toplu bir halde savaşa girişemezler (kendilerine güvenemezler. Müşriklerin ve münafık kesimlerin) kendi aralarındaki çarpışmaları (birbirlerine kin ve haset duyguları) ise pek daha şiddetlidir. Sen onların (zahiren) birlik ve dirlik (içerisinde olduklarını zan ve) hesap edersin; oysa onların kalpleri paramparça vaziyettedir (çıkarları ve ihtirasları uğrunda her an kapışmaya hazır haldedir). Bu, şüphesiz onların akletmeyen bir kavim olmaları dolayısıyla böyledir.” (Haşr Suresi: 14)
Evet, Milli Çözüm yıllardır şunları haykırmaktaydı: Bâtıl ve barbar Batılı sistemlerde “Kuralları krallar ve masonik odaklar koyardı. Bütün halklar ise mecburen bunlara uyardı.” Ama Adil Düzen’de ölçü şunlardı: Kuralları Hak merkezli halk koyacaktı… Artık krallar ve Siyonist sermaye baronları da bu kurallara uyacaktı!..
KARARLAŞTIRILMIŞ VE YAKLAŞMIŞ OLAN KUTLU VAKİT’E RAMAK KALA!..
Makale bilgi ile hikmeti birleştirmemizi sağlayacak açıklıkta ve anlatımda olmuş. Yerel siyaset politikadan ziyade uluslararası siyasete bakıldığında artık bu bozuk Batıl Faizci kapitalist sistem çöktüğünü ispatlayan bu makalede de görüldüğü üzere artık YENİ BİR DÜNYA’ nın kurulması sesleri gümbür gümbür kendisini hissettirmekte.
Çökmekte olan Küresel Düzen üzerine Siyonist lider ve Sermayedarlardan yapılan açıklamalar başta olmak üzere ( Macron – Avrupa Komisyonu Başkanı – NATO Genel Sekreteri Mark Rutte – Kanada Başbakanı Mark Carney – BlackRock CEO’su Larry Fink ) tüm dünya bu bozuk sistemi dillendirmekte… Artık her şey Milli Çözüm hakikatine doğru hızla ilerlediğini görmek hayal olmaktan çıkmıştır ve hakikatin yaşanacağı geleceğe doğru hızla yol alınmaktadır.
Evet, Milli Çözüm yıllardır şunları haykırmaktaydı: Bâtıl ve barbar Batılı sistemlerde “Kuralları krallar ve masonik odaklar koyardı. Bütün halklar ise mecburen bunlara uyardı.” Ama Adil Düzen’de ölçü şunlardı: Kuralları Hak merkezli halk koyacaktı… Artık krallar ve Siyonist sermaye baronları da bu kurallara uyacaktı!..
Siyonizm’in dünya ve ülke çapında kurduğu bütün teşkilatlara karşı gerekli ve yeterli her türlü tedbir ve tertibatı kuran ve yıllar boyu adım adım sabır ve cesaretle uygulayan ve devam ettiren Aziz Erbakan Hocamızın 1980de TRT 1 de ifade ettiği gibi Milli Çözüm’e inanmış bir Cumhurbaşkanı’nın o makama gelmesi ve Milli Çözüm’e inanmış bir Milli Mutabakat Hükümetinin kurulmasıyla Siyonizm’in zulüm ve sömürü saltanatını inşaallah yıkacak ve Adil Düzen ilan edilecek Allah’ın lütfu rahmetiyle. İnşaallah.
Allah’ın Siyonistlerden intikam vakti gelmiştir. Ve inşaallah bu intikam neticesinde İsrail hizaya sokulmuş ve ülkemizde de Milli Çözümlü Milli Bir Mutabakat Hükümetinin kurulmasıyla Türkiye merkezli YENİ BİR DÜNYA VE ADİL DÜZEN ilan edileceği günlerde buluşmak artık çok yakın.. Ne mutlu bu günlerin gelişine katkısı olan Milli Çözüm ehline…
EN’AM SURESİ 115. AYET
Rabbinin sözü (Kur’an’ın hükmü), doğruluk (ve uygunluk) bakımından da, adalet (hakkaniyet ve hürriyet) bakımından da tamamlanıp (kemâle erdirilmiştir. Eşsiz ve eksiksizdir.) Onun kelimelerini=hükümlerini (hiç kimse ve hiçbir gerekçe ile, yersiz ve gereksiz bulup) değiştiremeyecektir. O (her şeyi) İşiten ve Bilen (Allah’tır ve Kur’an O’nun kelâmıdır. Kıyamete kadar bütün kanun ve kurallar, Allah’ın ayetlerine göre yapılmalıdır).
(BAK: https://www.mealikerim.com/6/enam/115 )