NE YAPARSAN KENDİNE!
Niyetin ve gayretin, neyse ona layıksın
Ne yaparsan yap canım, ettiğini çekersin!..
Ya Rahman’a kul olur, ya Şeytana kayıksın
İster boyun eğersin, ister burun bükersin
Ne yaparsan yap kardeş, ettiğini çekersin!..
Kârın zararın sana, netsen kendi kendine
Allah oyunun bozar, hiç güvenme fendine
Elde kusur arama, sen yan kendi derdine
İster nefsin frenler, isterse diz çökersin
Ne yaparsan yap dostum, ettiğini çekersin!..
Ya çirkefe dalarsın, ya göke uzanırsın
Cennet ve cehennemi, elinle kazanırsın
Aniden ölüm gelir, tabuta uzanırsın
İster acı bibersin, ister kaymak şekersin
Ne yaparsan yap kardeş, ettiğini çekersin!..
Ya gurur kibir ehli, ya teslimli talebe
Ya Haçlı Birliği’ne, ya Mekke’ye Halep’e
İster Ali Ömer ol, ister cayan Salebe1
İster dürüst dost olur, ister bağın sökersin
Ne yaparsan yap canım, ettiğini çekersin!..
Dört mevsimin gözdesi, bahar nisan olmakmış
Hayat imtihan imiş, olgun insan olmakmış
İslam güzele talip, Hüseyn Hasan2 olmakmış
İster ayıp açarsın, ister yırtık dikersin
Ne yaparsan yap beyim, ettiğini çekersin!..
Allah Adil Rahim’dir, zerre haksızlık yapmaz
Şuurlu iman ehli, Hak’tan gayrıya tapmaz
Eğer hain değilse, hayır davadan sapmaz
İstersen pişman olur, hep gözyaşı dökersin
Ne yaparsan yap dostum, ettiğini çekersin!..
Ettiğini bulmayan, var mıdır bu âlemde
Hâşâ; suçu arama, kader Levh-i Kalem’de
Şerefim; Din ahlâkım, gezinmem sülalemde
Allah’a tam sığınsan, zalim kolun bükersin
Ne yaparsan yap canım, ettiğini çekersin!..
İnsaflı insan isen, Türk Kürt Göçmen ayırma
Hep haklıdan taraf ol, kavim mezhep kayırma
Mert metin Müslüman ol, zor görünce kıvırma
Ya Hak Dine alperen, ya İblise lökersin
Ne yaparsan serbestsin, ettiğini çekersin!..
Biz de insanız yahu, kusurum tırlar çekmez
Mevlâ tevbekâr kulun, ayıbın dışa dökmez
Kazanda kaynatmakla, olmaz pırasa pekmez
İster diken döşersin, ister güller ekersin
Ne yaparsan senindir, ettiğini çekersin!..
Yeter inat ve ifsat, gel Allah’a dön artık
Kur’an kılavuz olsun, vicdan sana yön artık
Milli Çözüm sunarız; bakma ha, bön bön artık
İster takoz olursun, ister hayra tekersin
Ne yaparsan yap kardeş, ettiğini çekersin!..
- Salebe: Hz. Peygamberimizin duasıyla koyun sürülerine sahip olduktan sonra, cemaati ve İslam disiplinini terk eden kişi.
- Hüseyn Hasan: “Güzel, yararlı” kökünden iki isim, yiğit ve kahraman kişi.

Ameller niyetlerle tartılır. İnsanın gayreti hangi yönde ise, alacağı karşılık da ona göredir. Yani insan, seçimini kendisi yapar. Hayrı veya şerri, huzurlu bir yaşamı ya da bunalımlı bir hayatı, insan kendisi tercih eder. Ölçü bellidir: Allah’a Kul olan kurtulur. Nefsine Kukla olan ise kuruntularla boğulur.
İnsan için hiçbir zaman geç değildir. Tevbe kapısı, son nefese kadar açıktır. Kur’an’a sarılan ve vicdanına göre hareket eden, huzura da kapı aralar.
Rabbimiz bizlere, nefsimizi arındırmayı, hak üzere hayırlarla dolu bir yaşam sürmeyi ve sonsuz bir mutluluğa kavuşmayı nasip eylesin.
YA RABBİ AFFEYLE BAĞIŞLA MERHAMET EYLE, BİZLERİ AZİZ ERBAKAN HOCAMIZA VE ÜSTAD AHMET AKGÜL HOCAMIZA LAYIK TALEBE EYLE. YERYÜZÜNDE ADİL DÜZENE DAYALI YENİ BİR DÜNYAYI KURAN O KUTLU EKİBİN BİR PARÇASI EYLE. AYKALARIMIZI VE KALBİMİZİ SABİT KIL. BİZLERİ MÜCAHİT MUTTAKİ KULLARDAN EYLE, BİZLERİ TAKVA SAHİPLERİNDEN EYLE, BİZLERİ EVLİYAULLAHTAN EYLE, BİZLERİ ÖNE GEÇENLERDEN İLERİ GİDENLERDEN EYLE. BİZLERİ NEFSİNİ TERBİYE EDEBİLENLERDEN EYLE. İLMİMİZİ VE ANLAYIŞIMIZI ARTTIR. HATALARIMIZ KUSURLARIMIZI AFFEYLE. HATALARDA ISRARCI OLMAKTAN, NEFSİMİZİN VE ŞEYTANIN ATINA BİNİP AMA HEP DOĞRUYU YAPTIĞINI SANANLARDAN EYLEME. TÜM İNSANLIK KURUTULUŞ HUZUR MUTLULUK VE SAADET BEKLİYOR. TÜM İNSANLIK MİLLİ ÇÖZÜM ÖNCÜLÜĞÜNDE ADİL DÜZENE DAYALI YENİ BİR DÜNYAYININ KURULMASINI BEKLİYOR, BİR AN ÖNCE HAKİM KIL, BİZLERİ BU UĞURDA CANLA BAŞLA ÇALIŞAN MÜCAHİT MUTTAKİLERDEN EYLE. AŞAĞIDAKİ AYETİ KERİMENİN BAHSETTİĞİ KİMSELERDEN OLMAKTAN BİZLERİ KORU MUHAFAZA EYLE. AMİN.
Câsiye 23
Şimdi Sen, kendi (nefsi) hevâsını ilah edinip (bencil tutkularına, boş gurur ve kuruntularına tapınmaya başlamış) kimseyi görmez misin? Ki Allah da onu bir ilim üzere saptırmış, (yani bazı bilgi ve becerilerine kibirlenerek, onları yanlış tefsir ve tatbik ederek ve kendisini herkesten üstün görerek azıtmış olduğundan Cenab-ı Hakk) kulağına ve kalbine mühür basmış, (böylece nasihat dinlemez ve İlahi hükümleri kabullenmez şekilde hidayeti kararmış) ve gözleri üstüne bir perde asılmış, (bu yüzden gerçekleri göremez şekilde feraseti alınmış kimselerin sapkınlığını ve azgınlığını fark edip sakınmanız gereken kişileri artık bilmelisiniz!) Şimdi Allah’tan sonra, kim ona hidayet verecektir? Siz yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz?
https://www.mealikerim.com/45/casiye/23
Milletimize marş diye okutulması gereken bu şiir için Allah razı olsun. İnşallah bu hikmetli kelamların yüzü suyu hürmetine milletimiz gittiği bu yanlış yollardan döner. Milli Çözüme, Milli Mutabakata ve Adil Düzen’e yönelir. İnşallah bu şiir Hepimizin manevi hastalıklarından kurtularak saf bir irade ile davamız için gayret eden kullar olmamıza vesile olur.
Bu hikmetli sözler bizleri ;
kullardan olmamıza vesile olsun İnşallah.
Münafıklık öğreten, bu düzenden usandım
Zulme rıza gösteren, mazlumlardan usandım
Hiç durmadan kötüyü, anan nefs’ten usandım
Bir çıkış arıyorum, ya Müfettih-al ebvab,
Yıprandık bu düzende, dışım hoş içim harap
HAYRA HİZMETKÂRLIK VE HAKKA TERCÜMANLIK YAPAN MİLLİ ÇÖZÜM DAVASINA KATKIMIZ VE HİZMETKÂRLIĞIMIZ; BİZİM MADDİ VE MANEVİ SİGORTAMIZDIR!..
Ya gurur kibir ehli, ya teslimli talebe
Ya Haçlı Birliği’ne, ya Mekke’ye Halep’e
İster Ali Ömer ol, ister cayan Salebe
İster dürüst dost olur, ister bağın sökersin
Ne yaparsan yap canım, ettiğini çekersin!..
HERKES NİYETİNİN GAYRETİNİN TIYNETİNİN KARŞILIĞINI ÖNÜNDE SONUNDA BULACAK!..
Cenabı Hakk YUNUS SURESİ 44. Ayeti Kerimede: “Şüphesiz Allah, hiçbir şeyle (ve hiçbir şekilde) insanlara zulmetmez. (O, kullarına haksızlık etmekten ve zarar vermekten münezzehtir.) Ancak insanlar (günahlara dalmak, fıtrata ve şeriata aykırı davranmak ve kötülüklere sapmak suretiyle) kendi kendilerine zulmetmekte (bela ve cezaları hak etmekte)dirler.” diye buyuruvermekte…
Şiirin manşetinde de ifade edildiği üzere biz insanlar olarak iyi güzel doğru faydalı ve adil olarak veya tam tersi kötü çirkin yanlış zararlı ve zulüm üzere ne yaparsak yapalım kendimize yapalım etmememiz gerekirken ettiğimizi de etmemiz gerekirken de etmediğimizi de yine biz çekeriz.
Kibirli olmak – Nankörlük – Egoistlik – Kin tutmak – Yapmacıklık, riyakârlık – Sahtekârlık -Kıskançlık – Fesatlık ve bozgunculuk yapmak – Yalancılık – Alınganlık – Dünyaya olan hırs … vb. davranışların ne kendimize ne de bir başkasına faydası olmadığı halde nefsimize ve şeytana uyan bu tavırlarımız nedeniyle cezasını hep çekmişizdir. Gerçek iman ehlinde hiçbir zaman menfi duygulara sarılma medet umma olmayacağı her daim ondan uzak durulacağını hem bilir hem de gereken gayreti gösterir ki azap – sıkıntı – elem – ümitsizlik hisleri oluşmaz. Bu tür hislere kapılan kişinin ilk yapması gereken, hemen imanımızı gözden geçirmek, Hayra hizmetkâr ve Hakka Tercüman olan Milli Çözüm yayınlarına sarılıp tefekküre geçmek ve hakikatleri hatırlayarak gereğini yerine getirme çabası gütmektir. Aksi takdirde bir insan ne kadar Allah’a Resülüne ve Ondan olan Emir sahibine iman ettiğini söylerse söylesin, eğer imanı gereği gibi yaşamıyor, hayatını ve bakış açısını günümüzde Hayra Hizmetkâr ve Hakka Tercüman olan harekete ve Liderine göre belirlemiyorsa, mutlaka sıkıntılar yaşar, yanlışlara imza atar çirkefliklere bulaşır, kendisi yanlışa ve çirkefe düşmekle kalmaz etrafını çevresini sevenlerini ailesini de bu bataklığa çeker onların da başını yakar. Allah muhafaza buyursun. Bu yüzden dolayıdır ki bizlerin zamanımızın Hayra Hizmetkâr ve Hakka Tercüman olan Milli Çözüm davasına katkımız – yük almamız ve hizmetkârlığımız, bizim maddi ve manevi sigortamızdır gerçeğini unutmadan nefes almamız gerektiğidir… Ya değilse samimi bir müslüman iken dünyaya dalan ve sonunda zekatı bile kabul edilmez hale gelen Salebe gibi olmaktan kendimizi koruyamayız. Rabbimiz, Asrımızın Rehber Şahsiyetinin onca yıl gayret ve çaba sarfederek bizlere HAS SOMUNUN TADINA VARMAMIZA VESİLE OLDUKTAN SONRA, SONRADAN DÜNYEVİ VB. MAZERETLERLE SAMANLA TATMİN OLMAYI GÖZE ALANLARDAN KILMASIN. AMİN.
Evet bizlere düşen en önemli husus; Hadisi Şerifte de buyrulduğu üzere : Kur’anı bizi kötülüklerden alıkoyacak şekilde okumamız, eğer Kur’an bizi kötülüklerden alıkoymuyorsa biz onu okumuş sayılmayız anlamına gelecek şekilde ifade buyuruyor Efendimiz. Gereğini yerine getirmek duası ve temennisiyle..
Varlık Tezgahı ve Kendi Kaderini Dokuyan İnsan…
“İpini kuvvetle eğirdikten (ve ördükten) sonra (tekrar dönüp) sökerek çözen (kadın) gibi olmayın!” (Nahl, 16/92)
Bu ayete farklı bir bakış açısı ile baktığımızda, hayatı bir dokuma tezgahı gibi görebiliriz. Burada söz konusu olan sadece bir ipin sökülmesi değil; bir emeğin, bir kimliğin ve bir “örgünün” imhasıdır. Dokuma, bir anda olup bitmez; hayat da her an atılan yeni bir ilmekle devam eder. “Ne yaparsan kendine” sözü, bu sürekliliğin tam merkezindedir. Her gün o tezgahın başına yeniden otururuz.
Bizler sadece olayları yaşayan figüranlar değil, kendi varlık kumaşını dokuyan sanatkârlarız. Kur’an bize der ki, “Senin elinde bir tezgah var ve o tezgahtan çıkan tek bir ürün olacak, o da senin ebedi benliğindir.” Kur’an’a göre yaptığımız küçük bir iyilik veya kötülük, tüm hayat örgümüzü şekillendiren bir ilmek değerindedir. Dokunan her santim, arkadaki silindire, yani amel defterine sarılır. Yapılan hataları tövbe ile geriye dönüp sökebiliriz; ancak bu işlem hem zahmetlidir hem de iz bırakır. Asıl olan, o tezgahın başında “şuurlu bir dokumacı” olabilmektir.
Peki, Kur’an-ı Kerim’e göre bu tezgahın başındaki “şuurlu dokumacı” kimdir? Nasıl davranır? Kur’an, şuurlu dokumacıyı tek bir kavramla özetler: Muhsin. Yani her anını “ihsan” şuuruyla dokuyan kişi. Yine Kur’an’a göre şuurlu dokumacı, “hesaba çekilmeden önce kendini hesaba çeken” kimsedir. Her akşam tezgahın başından kalktığında, o gün dokuduğu kısma bakar ve: “Bugün kumaşımda bir başkasının hakkı kaldı mı?” diye sorar. Çünkü o bilir ki bu kumaş bittiğinde “Allah cc” ona şunu diyecektir;
“(Ahirette de kendi hayat kitabımız, yani canlı çekim kayıtlarımız, yine bize seyrettirilip: “Kulum) Oku (amel) kitabını; bugün hesaba çekici (ve sorgu hâkimi) olarak (kendi)nefsin sana yeterlidir” (buyurulacaktır).” (İsrâ, 14)
Fiziksel parmak izimiz dünyada nasıl eşsizse ve dokunduğumuz her yerde bize ait bir iz bırakıyorsa; “Manevi Parmak İzi” de her eylemimizin ve niyetimizin ruhsal boyutta bıraktığı silinmez bir iz ve bize ait bir imzadır. Kur’an-ı Kerim, eylemlerin insanın varlığından koparılamaz olduğunu sarsıcı bir dille anlatır;
“O gün onların ağızlarını mühürleriz; yaptıklarını bize elleri anlatır, ayakları da şahitlik eder.” (Yâsîn, 36/65)
Bu ayet, “manevi parmak izi” kavramının Kur’an’daki karşılığıdır. “Ne yaparsan kendine” sözünün sırrı da buradadır. Sen birine zulmettiğinde, o zulmün parmak izi senin ruhsal DNA’na işlenir. Kıyamet günü “ben yapmadım” desen bile, o “iz” yani imzan senin bir parçan olduğu için kendini ele verir.
Kur’an-ı Kerim; dünya hayatı bittiğinde insanın elinde kalan tek şeyin, ömür boyu dokuduğu o “amel kumaşı” olduğunu ve bu kumaşın artık bir “kader elbisesi” olarak üzerine giydirileceğini haber verir.
“Her insanın amelini boynuna doladık. Kıyamet günü onun için, açılmış olarak bulacağı bir kitap çıkarırız.” (İsrâ, 17/13)
Bu ayetteki “boynuna doladık” ifadesi, “ne yaparsan kendine” sözünün zirve noktasıdır. Dokuduğun kumaş artık senden ayrı bir nesne değil, seninle birleşen bir parçadır. Eğer kumaşında yalanın dikeni, zulmün sertliği veya haramın kiri varsa, o kumaş boynuna dolandığında seni yakmaya başlar. Eğer merhametin ipeği ve dürüstlüğün zarafeti varsa, o kumaş senin ebedi huzur gömleğin olur.
Kumaş giydirildiğinde insan şaşırır ve: “Bu sertlik, bu karanlık da nereden çıktı?” der. Cevap, Kur’ani bir netlikle gelir,
“(Ey insan!) İşte bu (ahiret azabı) iki elinle yapıp (önden)gönderdiklerindir.” Zira Allah kullarına asla haksızlık edici değildir (diyeceğiz.)” (Hacc, 22/10)
Burada da sistemin kusursuzluğu ortaya çıkar. Sen birine “başkası” diyerek haksızlık ettiğinde, aslında o kumaşa bir düğüm atmıştın. Şimdi o düğüm senin sırtını acıtıyor. Birine tebessüm ettiğinde bir ilmek parlatmıştın, şimdi o ilmek senin yüzünü aydınlatıyor. Yani mahşer, herkesin kendi dokuduğu kumaşın içinde “kendini” bulduğu yerdir. Kur’an’a göre cennet ve cehennem, insanın dünya tezgahında hazırlayıp öte tarafa gönderdiği “manevi bagajı”dır. Biz orada yabancı bir yere gitmiyoruz, kendi dokuduğumuz iklimin içine giriyoruz.
Ne iplik yabancı ne tezgah başkasının ne de parmak izi sahtedir. Her şey “sen”den başlayıp “sen”de bitiyor. İplik; bize verilen ömür, imkân ve duygulardır. Bunlar “yabancı” değildir; çünkü hepsi senin özüne, fıtratına uygun olarak seçilmiş ve sana emanet edilmiştir. Kur’an, “Allah hiç kimseye gücünün yettiğinden fazlasını yüklemez” (Bakara, 286) derken, aslında ipliğin senin eline tam kararında verildiğini söyler. “Bu ip benden değil” diyerek eyleminden kaçamazsın; çünkü o ip, senin iradenle can bulur.
Dünya tezgahı, senin için kurulmuş bir sahnedir. Kur’an’ın ifadesiyle, göklerde ve yerde ne varsa hepsi insanın emrine verilmiştir. Yani tezgahın hakiki sahibi Allah olsa da işletme yetkisi ve kullanım hakkı bizzat senindir. Bu yüzden “şartlar böyleydi, dünya böyleydi” diyerek dokuduğun kusurlu kumaşın suçunu tezgaha atamazsın.
Kur’an da Allah cc biz şöyle uyarır. “Şüphesiz Allah, hiçbir şeyle (ve hiçbir şekilde) insanlara zulmetmez. (O, kullarına haksızlık etmekten ve zarar vermekten münezzehtir.) Ancak insanlar (günahlara dalmak, fıtrata ve şeriata aykırı davranmak ve kötülüklere sapmak suretiyle) kendi kendilerine zulmetmekte (bela ve cezaları hak etmekte)dirler.” (Yunus, 44)
Mehmet Akif Avcı beyin ve ariflerin “Ne yaparsan kendine” demesi, aslında şu uyarıdır: “Dokuduğun kumaşı gün gelince üzerine giydirecekler.” Eğer kumaşın yakıyorsa, “Neden yakıyor?” diyemezsin; çünkü ipliğini sen seçtin ve düğümü sen attın. Eğer kumaşın gül bahçesi gibi kokuyorsa, bu senin ellerinin zarafetidir.
İnsan, kendi eliyle dokuduğu kadere mahkûm olan bir sanatkârdır. Eğer kin ve nefret iplikleriyle bir hapis dokuduysa, orada mahkûm kalır. Eğer sevgi ve imanla geniş bir bahçe dokuduysa, orada hür olur.
İnsan, kendi sanatının neticelerinden kaçamaz.
Ne Yaparsan Kendine…
Selam ve dua ile…
Şüphesiz her insana sa’yü gayretinden ve kendi emeğinden başkası verilecek değildir. (Herkes ancak hak ettiğine ve sebep olduğu kötülüklere erişecektir. İnsana gereken çalışıp emek vermek, maddi ve manevi kazanımlarını böyle elde etmektir.)
Şüphesiz (herkesin) kendi emeği (veya çabası) görülecek (ve değerlendirilecek)tir.
Sonra ona en eksiksiz (biçimde) karşılığı ödenecektir.
Elbette son varış Rabbine doğrudur.
https://www.mealikerim.com/53/necm/42
https://www.mealikerim.com/53/necm/41
https://www.mealikerim.com/53/necm/40
https://www.mealikerim.com/53/necm/39
Milli Gazetenin verdiği “Cihat ile İlgili Ayeti Kerime ve Hadisi Şerifler” kitabının hadiler bölümünde BİAT ile ilgili hadisler bölümünde yer alan hadisi şerifte Efendimiz (sav) “bir imama biat ettiğinizde o’na elinizin ayasını gönlünüzün semeresini veriniz (arapçadaki en iyi sevgi ifadesi). Sizi Allah’a (c.c.) isyanla emretmediği müddetçe” buyuruyor.
Bizi sürekli Hakk’ta durmaya sevk eden, her türlü konuda Hakk’ça düşünme yeteneği kazandıran, bizlerin ahiretinin kazanılması için gece gündüz gayret eden ve bunun kaygıını çeken (ki gerçek dost budur) bir hakiki rehberi bulmuşken hayır davadan ve rehberinden sapmak ihanet ve nankörlük olmaz mı? Vefasızlık olmaz mı?