Türkiye'nin En Acil İhtiyacı;
BİR MİLLİ MUTABAKAT İKTİDARIDIR!
İspanya, Hava Sahasını Tüm ABD Uçaklarına Kapatmıştı!
İspanya, İran savaşına katılan ABD askeri uçaklarının, hava sahasını ve askeri üslerini kullanmasını yasaklamıştı. Bu karar, daha önce sadece İspanyol topraklarındaki iki Amerikan tesisini kapsayan kısıtlamanın genişletilmesi anlamını taşımaktaydı.
İspanya Ekonomi Bakanı Carlos Cuerpo ise Cadena Ser radyosuna yaptığı açıklamada, ABD öncülüğündeki askeri operasyonu “uluslararası hukuku ihlal eden tek taraflı bir savaş” olarak tanıtmış ve İspanya’nın bu sürece dahil olmayacağını vurgulamıştı. Söz konusu yasak, Madrid ve Washington arasındaki ilişkilerin oldukça gergin olduğu bir döneme rastlamıştı. ABD Başkanı Donald Trump ise; “üslerin İran operasyonları için kullanılmasına izin verilmemesi halinde İspanya ile tüm ticari ilişkileri kesme” tehdidinde bulunmuşlardı.
Almanya Cumhurbaşkanı Steinmeier: “Trump’ın İran Savaşı Yasa Dışı!”
Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier, ABD Başkanı Donald Trump’ın uluslararası hukuku ihlal ettiğini, İran savaşının yasa dışı ve korkunç bir hata olduğunu açıklamıştı. İran savaşı konusunda sessizliğini bozan Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier, ABD Başkanı Donald Trump’ı uluslararası hukuku ihlal etmekle suçlamıştı. Geçmişte Dışişleri Bakanı olarak da görev yapan Steinmeier, dünyanın “öngörülemezliğe” kaydığını, bununla birlikte kurallara dayalı düzenin vazgeçilmez olmaya devam ettiğini vurgulamıştı.
Trump, Erdoğan’a Övgüler Yağdırmıştı!
ABD Başkanı Donald Trump, İran’a yönelik savaş tam bir ayı doldurmuşken Türkiye’yle ilgili dikkat çekici bir açıklama yaparak: “Bence Türkiye şahaneydi. Aslında harikaydı ve girmemelerini istediğimiz şeylerin dışında kaldılar” şeklinde övgüler yağdırmıştı. Trump ayrıca Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan’ı “harika bir lider” olarak tanıtmıştı. Türkiye ile birlikte Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Kuveyt ve Endonezya’ya teşekkür eden Trump, “Bence Türkiye şahaneydi. Aslında harikaydı ve girmemelerini istediğimiz şeylerin dışında kaldılar” diyerek Hristiyan ülkelerden görmediği desteği Erdoğan Türkiye’sinden aldığını böylece açığa vurmaktaydı. İran’ı Körfez ülkelerine saldırmakla suçlayanlar, yarın Yunanistan’dan, Güney Kıbrıs’tan ve Ermenistan’daki ABD üslerinden ülkemize füzeler yollanırsa Türkiye buraları vurmayacak mıydı?
Cumhur İttifakı, Türkiye’yi NATO’nun Savaş Karargâhı mı Yapmaktaydı?
NATO için “ABD’siz kâğıttan kaplan” diyen ABD Başkanı Donald Trump, örgütü hedef almaya başlamıştı. İran’da yardımına gelmedikleri için NATO üyelerine kızan Trump, “Onlar (NATO üyeleri) bizim yanımızda değilse biz neden onların yanında olalım ki?” diyerek “NATO çözülüyor mu?” tartışmalarına yol açmıştı. Trump, konuşmasında Türkiye’yi ise diğer NATO üyelerinden ayırmış ve: “Türkiye bize son derece destekleyici oldu. Bence Türkiye şahaneydi, harikaydı. Onlar istediğimiz şeylerin dışında kaldılar. Bence Erdoğan harika bir lider.” diye övgüler yağdırmıştı.
Adana ve İstanbul’da Yeni NATO Komutanlıklarının Anlamı!
NATO’nun “beyin ölümü”, “kâğıttan kaplanlığı”, “çözülme aşaması” tartışılırken Cumhur İttifakı’nın daha da NATO’culaşan işlere imza atmaya başlaması nasıl okunmalıydı? Milli Savunma Bakanlığı, Adana’da NATO Kolordu Karargâhı kurulduğunu kabul etmek zorunda kalmıştı. Ardından Milli Savunma Bakanlığı bir ziyaret nedeniyle ikinci bir yapıyı daha açıklamıştı: İstanbul Boğazı’nda, Beykoz’da, NATO Deniz Unsur Komutanlığı kurulacaktı!
ABD’nin Karadeniz Stratejisine AKP Desteği Sağlanacaktı!
Adana ve Boğaz’daki iki NATO yapısı, birbirini tamamlayan Haçlı karargâhlarıydı. Adana’daki NATO Kolordu Karargâhı, Polonya ve Romanya’daki Kolordularla birlikte kuzeyden güneye inen bir hat oluşturmaktaydı. Baltık’tan Akdeniz’e uzanan ve esas olarak Rusya’yı hedef alan ama daha geniş çerçevede Asya’ya karşı oluşturulan bir NATO savaş cephesi oluşturulmakta ve Türkiye ateşe atılmaktaydı!..
Asya Girişinde Türkiye Koçbaşı Olarak mı Kullanılacaktı?
NATO’nun bu adımları, elbette Siyonizm’in ve ABD’nin geniş planlamasının bir parçasıdır. ABD’nin Ulusal Güvenlik Stratejisi ve Savunma Stratejisi belgeleri, emperyalist ABD’nin petro-dolar sistemini kurtarabilmek için Asya’ya karşı başlattığı “uzun mücadelede” Türkiye kullanılmaya çalışılmaktadır. ABD, Türkiye’yi bu mücadelede, Asya’nın girişinde koçbaşı yapmak arzusundadır.
Sn. Recep T. Erdoğan 1 Nisan 2026’da Partisinin grup toplantısında:
“Önceliğimiz bu savaş ve ateş tuzağını kazasız belasız atlatmaktır. Bizim tavrımız ve amacımız barışı korumaktır. Asıl tehlike, dost ve müttefik ülkelerin enerji altyapısını tahrip edici saldırılardır…” buyurmuşlar, dolaylı olarak İran’ı uyarmışlardı. Yalama bir yaklaşımla Netanyahu’ya sataşmış, ama tek bir cümle olsun, saldırgan ABD ve Trump’ı suçlayıcı bir çıkış yapmamışlardı… “Gerekirse, elimizle birlikte gövdemizi de taşın altına koyacağız!.. diyen Sn. Erdoğan’a sormak lazımdı: “NATO’nun ve Haçlı Batı’nın safında mı?..”
Karanlık Operasyonlardaki ABD ve İsrail İzi Saklanmaktadır!
Ukrayna’nın Türk tankerine yönelik saldırısı ile Azerbaycan ve Ankara hava sahasında düşürülen uçaklar gibi olayların arkasında ABD ve İsrail’in bulunduğunu örtmeye çalışan AKP Türkiyesi’nin yürüttüğü denge politikası iflas etmiş durumdadır ve NATO dağılma aşamasındadır. Yeni NATO karargâhları girişimi, Türkiye’nin egemenliğini hedef alan bir adımdır.
Milli Savunma Bakanlığı, 26 Mart 2026 günü yaptığı açıklamada, NATO Güneydoğu Bölgesel Planı kapsamında bir Kolordu Karargâhı kurulmakta olduğunu ve Karargâhın ihtiyaçlarını karşılamak üzere 6. Kolordu Komutanlığı’nın görevlendirildiğini vurgulamıştı. Milli Savunma Bakanlığı’nın resmî açıklaması; bu Karargâhın Türkiye’nin millî amaçlarıyla hiçbir ilgisi olmadığının itirafıdır. Karargâh çok uluslu bir yapıya dönüştürülecek. Çalışmalar, ‘NATO makamlarıyla eşgüdüm halinde’ ve ‘NATO planları kapsamında’ sürdürülerek NATO, kriz durumunda ‘Karargâh merkezli birlik entegrasyonuyla’ emrindeki birlikleri sevk ve idare edecektir!
İngiliz Siyasetçi ve Animatör Profesör Tim Wilson, Erbakan Hoca ve Onun İran Savaşı Hakkında Söylediklerini Yorumlamıştı!
Profesör Tim Wilson, Erbakan’ın analizlerini ve öngörülerini ele almıştır. Wilson’a göre; “Erbakan’ın analizleri tesadüfi birer kehanet değil, mühendislik geçmişine dayanan sistematik bir stratejik çıkarımdır!”
Prof. Tim Wilson’un Erbakan’la İlgili Analizinin Temel Unsurları:
1- Sistem Düşüncesi (Systems Thinking): Erbakan’ın bir mühendis (Almanya’da motor üretimi üzerine uzmanlaşmış) olması, meselelere “sloganlarla değil, sistemlerle” bakmasını sağlamıştır. Olayları tekil vakalar olarak değil, birbirine bağlı bir sistemin parçaları olarak ele almıştır.
2- Örüntü Tanıma (Pattern Recognition): Wilson, Erbakan’ın öngörülerinin “mistik bir ileri görüşlülükten” ziyade, İsrail’in ve ABD’nin Ortadoğu politikasındaki uzun vadeli örüntüleri okumasına dayandığını vurgulamıştır. Bu örüntüler şunlardır:
* Stratejik çıkarlar tehdit edildiğinde ABD’nin ezici güç kullanma durumu,
* Hürmüz Boğazı ve petrol yolları nedeniyle İran’ın kritik konumu,
* Modern savaşta teknolojik üstünlüğün belirleyici rolü.
3- Asimetrik Yaklaşım: Erbakan, rakibiyle aynı silahlarla (örneğin daha fazla uçak gemisi yaparak) yarışmak yerine, “sistemi akıl yoluyla alt etmeyi” savunmaktadır. Wilson bunu modern askeri doktrindeki siber savaş, İHA’lar ve elektronik harp gibi “teknolojik sıçrama” (leapfrogging) kavramlarıyla irtibatlandırmıştır!
4- Motivasyonel Altyapı Olarak İnanç: Erbakan’ın analizinde inanç sadece bireysel bir ibadet değil, stratejiyi sürdürecek “motivasyonel bir altyapı” ve toplumsal dayanışma aracıdır!.. Hatta tüm insanlığın huzur ve hürriyet ihtiyacıdır…
Erbakan’ın Tedbirleri Neden Bilimsel veya Sistematik Sayılmaktadır?
* Teknolojik ve Stratejik Çıkarım (Technological and Strategic Inference): Wilson, Erbakan’ın argümanlarının duygusallıktan ziyade teknoloji ve çalışma disiplinine dayandığını vurgulamıştır. Olayları duygusal değil, veriye ve tarihsel akışa dayalı analiz etmiştir.
* Dinamik Modelleme: Erbakan’ın yaklaşımı, bir süper güce karşı nasıl durulacağına dair üç aşamalı, mantıksal bir çerçeve sunmaktadır:
1- Süper gücü kendi kurallarıyla sıkıştırma.
2- Bağımsız teknolojik kapasite oluşturma.
3- Stratejiyi, birleştirici bir ahlâki/etik çerçeveye dayandırma.
* Öngörülebilirlik: Wilson, büyük güçlerin çıkarları tehdit edildiğinde öngörülebilir şekilde davrandığını, zayıf devletlerin ise ancak “farklı düşünerek” (outthinking) hayatta kalabileceğini savunmaktadır. Erbakan’ın bu mantığı bilimsel bir yöntem olan sebep-sonuç ilişkisine ve rasyonel aktör modeline dayanır.[1]
Özetle; Erbakan’ın analizi, askeri tarih bilgisi, mühendislik disiplini ve jeopolitik gerçekliğin birleşimi olduğu için Wilson tarafından “entelektüel olarak ciddi” ve “sistematik bir çerçeve” olarak yorumlanmıştır. Anlaşılan Milli Çözüm’ün Erbakan’ın harika teknolojilerini ve savunma stratejilerini gündeme taşıması, Siyonist merkezleri telaşlandırmıştır!
Hakan Fidan Kimin Adına Telaşlanmaktadır?
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, “ABD-İsrail ile İran arasındaki savaşa Yemen’deki Husiler’in katıldığını açıklaması sonrası” dikkat çeken uyarılar yapmıştı. Fidan, “Daha büyük bir savaşa doğru gidiyoruz, bölge ülkelerine yayılacak savaşa karşıyız” diye çıkışmıştı. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ‘STRATCOM Zirvesi 2026’ programında bölgesel ve küresel son gelişmelere dair açıklamalar yapmıştı. Fidan, Yemen’in de savaşa dahil olmasının ardından dikkat çeken uyarılarda bulunmuşlardı.
Savaşın gidişatına dair yanlış beklentiler üzerinden İran’ı sürekli uyaran Dışişleri Bakanı Hakan Fidan şimdi de “savaşın uzamasından dolayı İran’a karşı geniş koalisyondan” bahsetmeye başlamıştır. Açıkça şunu sormak lazımdır: Bu geniş koalisyon kimlerden oluşacaktır? Örneğin İran karşıtı koalisyona Türkiye de katılacak mıdır? ABD ve İsrail’in ciddi bir dayak yiyerek yıprandığı bu savaşın uzaması bizi neden huzursuz kılmaktadır? Bu kadar sözde İsrail karşıtı açıklama yapan hükümetin Dışişleri Bakanı, İsrail’in hırpalanmasından neden rahatsızlık duymaktadır? Bu açıklamalar hükümetin görüşü müdür, yoksa şahsi kuşkuları mıdır? Örneğin CB Erdoğan’ın baştan bu yana yaptığı açıklamalarla Hakan Fidan’ın söyledikleri pek uyuşmamaktadır. Hangisi hükümetin görüşünü yansıtmaktadır? Yoksa danışıklı dövüş mü yapılmaktadır? soruları haklıdır ve hâlâ yanıtlanmamıştır!..
Türkiye Büyük Bir Tehdit ve Tehlike Altındadır!
24 Mart 2026’da İran ve Irak’taki Haşdi Şabi, İsrail uşağı Barzanilerin elindeki Erbil’i vurmuşlardı. Irak; İran yanında, ABD ve İsrail’e karşı konum almıştı. Güçlerini Kuveyt sınırına sevk etmeye başlamıştı. Bu arada Suudi Arabistan ve BAE’nin İran’a karşı harekete geçmeye hazırlandığına dair iddialar vardı. Belki de Irak, Kuveyt’e; İran, Kuzey Irak’a saldıracaktı. Yani bir gecede bu gelişmelerin İsrail ve ABD’nin İran’a saldırısından çıkıp “bölgesel” bir savaşa, “mezhep kavgasına” dönüşebilme potansiyeli vardı.
Daha önce denediler tutmamıştı; ama bu sefer bölgesel bir kurgu ile başlatılmıştı.
Mezhep savaşını Irak işgalinde denediler, tutmamıştı. Suriye savaşında denediler, tutmamıştı. Bölge ülkeleri; savaşı kendi dar alanında, ülkeler ölçeğinde tutmak için büyük çaba harcamıştı. Ama bu sefer, İran varoluş savaşı veriyordu ve ABD ve İsrail’e üst kullandırıyorlar ve yardım ediyorlar diye mecburen bütün Körfez ülkelerindeki ABD üslerine ve şirketlerine saldırmaya başlamıştı. Bu sefer iş, ülke odaklı değil, bölgesel bir kurgu olarak başlamıştı. Bu sefer tehlike daha öncekilerle kıyaslanamayacak boyuttaydı. Biz daha “savaş bölgeselleşiyor” tartışması yaparken aslında küresel ölçekte felaketin kapıları açılmıştı. Rusya ve Çin, İran’ın arkasında duruyor, askeri teknoloji desteği veriyorlardı. Körfez ülkeleri ABD ile birlikte, hâlâ ABD üslerinin kendilerini savunabileceğine inanmaya devam ediyorlardı. AKP iktidarı ve Cumhur İttifakı ise palavra politikalarıyla vakit kaybediyorlardı. Bu kafalarla başımızdaki büyük bela atlatılmazdı, mutlaka ve acilen bir MİLLİ MUTABAKAT iktidarına ihtiyaç vardı.
Uzmanlara Göre: “Dünya Bugün Nükleer Savaşın Eşiğinde Bulunmaktadır!”
CB İletişim Başkanlığı’nın ev sahipliğinde düzenlenen Uluslararası Stratejik İletişim Zirvesi (STRATCOM) dünyanın dört bir yanından politika yapıcıları, diplomatları, iletişim uzmanları ve medya profesyonellerini bir araya toplamıştı. İstanbul’da, bu yıl beşincisi düzenlenen zirveye 37 ülke ve 5 uluslararası kuruluştan 159 üst düzey isim katılmıştı. Zirveye katılım sağlayan isimlerden Yemen menşeli düşünce kuruluşu Mohak Center’in Genel Direktörü Atik Garallah, “Dünyanın nükleer savaşın eşiğinde olduğu” konusunda uyarıda bulunmuşlardı.
“Ortadoğu’da Yaşananlar, Adil Kanunların ve İnsani Kuralların Yokluğunun Bir Kanıtıdır”
“Ortadoğu’da yaşananlar, uluslararası sistemin çürümeye uğradığının ve uluslararası ilişkileri düzenleyen kanunların yokluğunun bir kanıtıdır. Dünya bugün alışılmadık çatışmalar konusunda kabul edilemez bir çılgınlık aşamasına gelip dayanmıştır. Bugün insan hakları ve uluslararası hukuk sadece lafta kalmıştır. Güvenlik Konseyi’nin bizzat kendisi ve konsey üyesi ülkeler, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından oluşturulan Güvenlik Konseyi kurallarını ihlal etmeye başlamıştır. Dolayısıyla bugün İsrail’in Gazze’de yaptıkları, tüm unsurları ile bir suç ve soykırımdır. Bunu engelleyecek bir caydırıcı unsur bulunmamakta, aksine diğer ülkeler de bu davranışların devamı için giderek daha fazla zulme destek çıkmaktadır.
“Dünya bugün nükleer savaşın eşiğinde bulunmaktadır!”
Dünya düzeni, dünyanın her yerinden herkesin temsil edilmesini garanti edecek adil temeller üzerine kurulmalı ve aynı zamanda bu gibi kötüye kullanımları engelleyen düzenleyici yasalar oluşturulmalıdır. Dünya bugün, nükleer bir savaşın eşiğinde bulunmaktadır ve böyle bir savaş gerçekleşirse tüm insanlık için bir felaket olacaktır.”
Hayrettin Karaman’ın: “İran’a Karşı ABD ve İsrail’i Desteklemek Ehl-i Sünnet’e Aykırıdır!” Fetvası!..
İslam Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman, İran ile ABD ve İsrail arasında devam eden savaşa ilişkin değerlendirmeler yapmıştı. Karaman, “İran’a ve Gazze kahramanlarına karşı ABD ve İsrail’i desteklemek veya haklı bulmak kesinlikle Ehl-i Sünnet itikadına aykırıdır” diyerek tekfircilik illetine dikkat çekmişti.
“Bazı Müslümanlar, kendi yorumlama ve din anlayışlarına uymayan bir anlayış ve inancın sahiplerini hemen tekfîr ediyor” diyen Karaman; bu durumun, kavramın yanlış anlaşılmasına sebep olduğunu söyleyerek; tekfir mefhumunun ölçü alınan metinlerde nasıl tanımlandığını izah etmişti.
“İran’a karşı ABD ve İsrail’i destekleyen bazı çevreler bu yaklaşımı, meşru bir zemine oturtmak için önce İran halkının itikadını küfür (İslam dışı) sayıyorlar, yaygın ifade ile onları tekfîr ediyorlar. Bunu yapabilmek için de asırlardır tartışılmış, ama bir anlaşmaya varılamamış meseleleri, böyle bir zamanda gündeme taşıyorlar. Oysa, İran’a ve Gazze kahramanlarına karşı ABD ve İsrail’i desteklemek veya haklı bulmak kesinlikle Ehl-i Sünnet itikadına aykırıdır.” diyen Hayrettin Karaman, keşke AKP iktidarının İsrail ve ABD yandaşlığını da tenkit etselerdi.
Çünkü Cumhurbaşkanı Erdoğan Dolmabahçe’de BlackRock CEO’su Fink’i Ağırlamıştı!..
Trilyonlarca dolarlık sermaye yöneticisi BlackRock’ın CEO’su Siyonist Fink’in AKP ile teması kafaları karıştırmıştı. Savaşlardan beslenen devasa Siyonist sermaye fonu, şimdi gözünü ülkede ucuzlaşan emek ve stratejik alanlarına dikmiş durumdaydı.[2]
Cumhurbaşkanı Erdoğan Dolmabahçe’de BlackRock CEO’su Fink’i Niye Ağırlamıştı?
Dünyanın en büyük varlık yatırım fonu ABD merkezli çokuluslu BlackRock’ın CEO’su Larry Fink, AKP iktidarıyla buluşmuşlardı. Erdoğan, Fink’i Cumhurbaşkanlığı Dolmabahçe Çalışma Ofisi’nde ağırlamıştı. Görüşmede, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, TCMB Başkanı Fatih Karahan da bulunmuşlardı.
Faaliyetleri ve büyüklüğüyle devasa olan bu Siyonist şirket âdeta bir savaş makinesi gibi davranıyordu. BlackRock 2026 yılı ilk ayı itibarıyla 14 trilyon dolar üzerinde varlığı elinde bulunduruyordu. Devletlerle yarışabilecek seviyede varlığıyla BlackRock, dünyanın en büyük varlık yönetim şirketi oluyordu. Bu yılın başında elinde Türkiye’den hisseleri artıran ve gözünü Türkiye’ye diktiğini açıklayan şirketin giriş haberi yatırımcıyı da iştahlandırıyor, Borsa İstanbul BlackRock haberleriyle hareketleniyordu. BlackRock’ın elinde, ASELSAN, BİM, Akbank, TÜPRAŞ, THY, Koç Holding, Turkcell, Sabancı Holding, Ford, TAV Havalimanları, Migros, Türk Altın gibi şirket ve holdinglerin hisseleri bulunuyordu.
Kanla beslenen Şirket CEO’su, Erdoğan’ın Özel Konuğuydu!?
BlackRock’un portföyünde ABD ve İsrail’e silah üreten ve satan şirketler de bulunuyordu. Dünyada savaş ekonomisinin görünmeyen aktörü BlackRock, Gazze’den Ukrayna’ya savaş zincirinin finansal halkasında yer alıyordu. Küresel ölçekte trilyonlarca doları yöneten BlackRock’un portföyü, yalnızca teknoloji ve enerji şirketlerinden ibaret değil. Şirketin yatırımları arasında aktif çatışma bölgelerinde kullanılan silah ve sistemlerin üreticileri de yer alıyordu.
İsrail’e füze üreten Israel Aerospace Industries, ABD füzelerini üreten Lockheed Martin, İsrailli gözetleme sistemi üreticisi Elbit Systems, yine ABD merkezli hava silahı üreten RTX; bunların yatırımlarıyla büyürken, BlackRock’a da milyar dolarlar kazandırıyordu. Eurofighter’ları üreten ABD’li silah devi BAE Systems de listede başı çekiyordu!
Cumhurbaşkanlığı’ndan servis edilen Erdoğan-Fink fotoğrafı, akla şu soruları taşımıştı:
• BlackRock Türkiye’den ne istiyor? Erdoğan neler veriyordu?
• Şimşek’in aradığı taze kan, BlackRock tarafından mı sağlanıyordu?
• Siyonist sermayeyi yönetenler Erdoğan’ın yanında burada ne arıyordu?
• Masaya kamunun hangi varlıkları ve hangi sektörler konmuştu?
BlackRock CEO’su Larry Fink’in Recep T. Erdoğan ile görüşmesi, yüzeyde bir yatırım teması gibi görünse de, aslında çok daha derin bir soruyu gündeme taşıyordu; acaba Küresel finans yeni bir merkez mi arıyordu?
1) BlackRock: Bir fon mu yoksa sistem mi oluyordu?
BlackRock bugün 14 trilyon doların üzerinde varlık yönetiyordu. Küresel şirketlerin çoğunda büyük hissedardı. Devletlere ve merkez bankalarına danışmanlık yapıyordu. Ayrıca geliştirdiği Aladdin sistemiyle, dünya finansının risk haritasını çıkarıyordu. Bu ölçekte bir aktör, bir ülkeye ilgi gösteriyorsa orayı kontrolüne almaya çalışıyordu!
2) “Yahudi sermayesi” tartışması doğruydu!
Kamuoyunda sıkça dile getirilen “BlackRock bir Yahudi sermayesi mi?” sorusu, özenle geçiştiriliyordu. Oysa gerçek şuydu: BlackRock’ın Yahudi bağlantısı, şirketin kurucu ortağı, Başkanı ve CEO’su olan Larry Fink’in Yahudi kökenli olması ve şirketin İsrail devlet tahvilleri ile savunma teknolojileri şirketlerine yatırımları üzerinden kurulmakla beraber görünüşte BlackRock halka açık, küresel bir şirket sayılıyordu. Hissedarları dünyanın her yerinden kurumsal yatırımcılar olsa da Siyonizm’in güdümünde bulunuyordu. Ancak Batı finans sistemiyle derin bağları olduğu da doğruydu. ABD ve müttefiklerinin ekonomik düzeniyle uyumluydu.
3) Bu Siyonist dev şirket İsrail’e “güvenlik şemsiyesi” sağlıyor muydu?
“BlackRock İsrail’e dolaylı güvenlik sağlar mı?” konusu da tartışılmalıydı. Doğrudan askeri bir güç olmasa da İsrail ekonomisine yatırım akışının sürekliliği, küresel fonların risk algısını yönetmesi, kriz dönemlerinde sermaye kaçışını frenlemesi gibi etkilerle finansal istikrar üzerinden dolaylı, İsrail’e bir dayanıklılık sağladığı açıktır.
Peki Sayın Erdoğan’ın bunları özel ağırlaması aslında kimin işine yarardı?
4) Körfez riski ve İstanbul ihtimali konuşuluyordu.
Son dönemde konuşulan kritik senaryo şuydu: İran’ın giderek yoğunlaşan savaş ortamında Dubai başta olmak üzere Körfez finans merkezlerini yoğun bir şekilde hedef alması durumunda, Siyonist sermayenin finans merkezi İstanbul mu oluyordu? Bu hazırlık Türkiye’nin mi yoksa İsrail’in mi yararına tezgâhlanıyordu?
Trump, Erdoğan’a ve Türkiye’ye övgüleri yağdırmış, ardından BlackRock’un CEO’su Türkiye’de ağırlanmış ve ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ise Türkiye ve Suriye’nin “enerji üssü” olacağını açıklamıştı. Bu üç gelişme art arda yaşanmıştır. ABD, Türkiye’ye herhangi bir vaatte bulunuyorsa, bunun karşılığını fazlasıyla aldığını varsaymak mantıklıdır. Asıl sorulması gereken soru şudur: ABD’nin “enerji üssü” olmamız karşılığında Türkiye’den hangi tavizleri aldığıdır?
Ayrıca, Siyonizm’in ana karargâhı ve Ortadoğu’yu yeniden dizayn etme projesinin öncülerinden biri olarak kabul edilen BlackRock gibi bir kuruluşun Türkiye’ye geliş amacı iyi anlaşılmalıdır. Bu soruların tümünün cevabı, Türkiye’nin İran politikalarında netliğe kavuşacaktır. Zira söz konusu ziyaret, ticari bir iş birliği toplantısı olmanın ötesinde Türkiye’nin safını belirleme amaçlıdır. BlackRock, görünüşte bir yatırımcı şirket olsa da fiiliyatta bir Siyonist mekanizmadır!.. Bu tür kuruluşlar bir ülkeye yatırım yapmaz; finansal güçlerini kullanarak önce o ülkeyi borçlandırır, ardından sistematik olarak sömürür ve nihayetinde ekonomisini batırarak zenginliklerine herhangi bir bedel ödemeden el koymaktadır. İşler istedikleri doğrultuda gitmezse, ABD ve İsrail gibi ülkelerin askerî gücünü de devreye sokmaktan sakınmazlar. Meşhur IMF de bunların hizmetkârıdır. Irak ve Suriye petrollerine de tam olarak bu yöntemle sahip olmuşlardır. Irak’a yönelik operasyonlardan önce “Sizi petrol üssü yapacağız” vaadinde bulunmuşlar, süreç tamamlandığında ise Irak’ın tüm petrol kaynaklarına el koymuşlardır. Halk zenginlik beklerken evinden, yurdundan ve canından olmuştur. Şimdi aynı senaryo Türkiye’ye anlatılmaktadır: “Sizi de enerji devi yapacağız!” Sonuç itibarıyla, Türkiye’yi merkeze alan, geleceğimizi ve güvenliğimizi sağlayan stratejik bir plan devreye sokulmuştur. Bu planın İran’a yönelik sinsi ve Siyonist bir mutabakat içermemesini umut ediyoruz. Çünkü İran’ı yalnız bırakacak her politika, Türkiye’yi de ateşe atmak anlamını taşımaktadır.
ABD’den İran’a, Pakistan Aracılığıyla ’15 Maddelik Plan’
New York Times gazetesi, Reuters Haber Ajansı ve İsrail’de yayın yapan Kanal 12 televizyonu, isminin açıklanmasını istemeyen kaynaklara dayandırarak ABD’nin İran’a Pakistan aracılığıyla 15 maddelik bir plan sunduğunu açıklamışlardı!
İsrail televizyonu, ABD’nin talepleri arasında; Hürmüz Boğazı’nın açılması ve serbest denizcilik güzergâhı haline sokulması bulunduğunu hatırlatmıştı. Kanal 12’nin aktardığına göre, “İran’dan tüm nükleer tesislerini imha etmesi ve mevcut zenginleştirilmiş uranyumu teslim etmesi de” dayatılmıştı.
Bunlara karşılık “İran’a yönelik ambargoların kaldırılması ve sivil bir nükleer enerji projesi için ABD yardımının önerildiği de” aktarılmıştı.
15 maddeli plan neleri içeriyordu?
Kanal 12’nin haberine göre planda İran’dan şu taleplerde bulunuluyordu:
• Natanz, İsfahan ve Fordo nükleer tesislerinin devre dışı bırakılması ve imha edilmesi,
• İran’ın nükleer faaliyetlerinin şeffaflığının sağlanması ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı tarafından izlenmesi,
• İran’ın bölgedeki silahlı vekil grupları terk etmesi ve bunların finansmanına ve silah tedarikine son verilmesi,
• Mevcut nükleer kapasitelerinin etkisizleştirilmesi,
• Bundan sonra İran’ın nükleer silah edinme girişiminde bulunmaktan vazgeçmesi,
• İran topraklarında zenginleştirme faaliyetlerinin durdurulması ve zenginleştirilmiş tüm malzemenin Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’na teslim edilmesi,
• Hürmüz Boğazı’nın açık hale getirilmesi ve “serbest denizcilik bölgesi” meydana getirilmesi,
• Füze programına ilişkin nihai kararların ileri bir tarihe ertelenmesi, ancak füzelerin sayısı ve menzili sınırlı olacak şekilde belirlenmesi,
İran’ın kazançları ise:
• ABD, Buşehr’de elektrik üretimi için sivil bir nükleer proje geliştirilmesine yardımcı olacaktı.
• Tüm yaptırımlar ve ambargolar kaldırılacaktı.
• Yaptırımların uzatılması tehdidi ortadan kalkacaktı…
Ayrıca görüşmeler sırasında bir aylık olası bir ateşkesin de söz konusu olabileceğine dair haberler vardı, ancak bu henüz doğrulanmamıştı ve Beyaz Saray konuyla ilgili herhangi bir ayrıntı açıklamamıştı.
İran ve ABD, Nasıl Uzlaşacaktı?
“ABD, Irak ve Suriye savaşlarından da müttefik çıkmıştı… Hatta hatırlayın, Irak’ta Saddam, maalesef İran’a bağlı Şiilerin Amerika’ya verdiği destekle darağacını boylamıştı. İran, çevresindeki Müslüman ülkeler yönetimlerinin yamukluğunu gördü. Hepsi Amerika ve İsrail’i destekliyordu. İran, Çin ve Rusya ile olan anlaşmalarının da işe yaramadığını anladı… Bu durumda Amerika’ya kafa tutmak bana mı kalmış? diyerek ABD ile anlaşma yolunu tutar mıydı? Zaten İranlı bazı yetkililer, Trump’ı doğrulamış ve “ABD’nin tekliflerini değerlendiriyoruz” noktasına dayanmıştı. Görüşmelerin, sanılandan daha derin olduğu konuşulmaktaydı. Hatta işin içinde düşmanlığı kökten bitirip, İran ve ABD dostluğunu tesis etme maddesi bile vardı.
Bakınız; ABD, Hürmüz Boğazı’nı birlikte yönetmeyi öneriyordu. Petrolden ve uranyumdan istediğini aldığı an ABD, İran’ın istediği saldırmazlık garantilerini vermeye hazır görünüyordu. ABD, İran’dan HAMAS, Hizbullah ve Haşdi Şabi’yi desteklememesini istiyordu. İran, bunu kabul edecek kılıflar arıyordu. İran’ın, Mollaların ölümünü pek sorun etmediği görülüyordu. Yeni dini lider Hamaney’in oğlu anlaşma metnini inceliyordu. Devrim muhafızlarının birkaç komutanı ordunun başına getirildi mi, alın size Amerika’nın yeni müttefiki İran, böylece ortaya çıkıyordu. İran’ın yeni Cumhurbaşkanı sadece Beyaz Saray’da ağırlanmaz; Avrupa Parlamentosunda alkışlarla ağırlanır deniyordu.” Ve Amerikan taparlar ve İsrail uşakları böyle hayaller kuruyordu.
Eh herhalde bunların El-Kaideci ve koyu şeriatçı El-Şara’nın ABD eliyle Cumhurbaşkanı yapılmasından daha mantıksız sayılmaması gerekiyordu! Netanyahu, “Şii ekseninden sonra Sūnni eksene vuracağız!” buyurmuştu. Şimdi de Şii eksenle bir olup, Sünni eksene vurmaya mı hazırlanıyordu?” yorumları bile yapılıyordu!..
- https://www.youtube.com/watch?v=Ee4Hk0OiMSc
- melisaay@birgun.net – 29.03.2026

Türkiye Cumhuriyeti Devletini kuşatan tehdit unsurlarından ;
İran’a saldırı!
Körfezin Sünni devletçiklerine, Abd üstlerinin kurulması!
Suriye ve Irak’ın bütünüyle Abd ve İsraile, askeri üst rolü oynaması..
Nato’nun müttefiklik bahanesiyle Türkiyeyi bir ateş hattına sürüklemesi..
Siyonist Sermaye gücünün Türkiye Cumhurbaşkanını, Merkez Bankası Başkanını, Dış Bakanı, Enerji bakanını, Tmsf bakanını da karşısına dizerek üstü örtülü, “varlığınız varlığımıza borçlu” edasıyla Türkiyeyi adeta esir almaya yönelmesi..!
Abd başkanının Türkiye Cumhurbaşkanını, başta İran olmak üzere, bölgesel problemlerin tamamında övgülere boğması…
Ve yine Türkiyenin dış eksene dayalı fırsat unsurlarından olan ;
D-8 lerin her türlü etki ve yetkiden mahrum bırakılması!
İslam Birleşmiş Milletlerinin,
İslam Ortak Parası ve Pazarının
İslam Barış Gücünün
İslam Ortak proğram ve projelerinin, tamamen rafa kaldırılması…
Türkiyenin, İran konusunda İspanya ve Pakistan kadar bile, bölgesel huzurun tesisi noktasında zerre miskal bir yaptırım ve aksiyonda bulunmaması…
İşte bütün bunlar lisan-ı hal ile ve bütün avazı ile bağırıyor ki;
Türkiye Cumhuriyeti Devleti acilen Millî Çözüme dayanan bir Millî Mutabakat sürecini, devletin en zirvesinden toplumun en alt birimine kadar başlatıp işi tamamına erdirmelidir.
İKTİDARI VE MUHALEFETİ İLE TÜKENMİŞLİĞİN RESMİ!.
Toplumda özellikle son dönemlerde insanların ağzında tek ve doğru bir cümle çıkıyor. O da, “İşimiz Allah’a kalmış” söylemi. İktidar yanlısı da, muhalefet kanadı da çaresizce bakadururken, yaşananlar karşısında, halâ daha insanlığın şu çıkmazdan çıkarak kurtuluşu için umut olacak bir siyasi yapının ortaya çıkmamasıda daha büyük bir sorunun işareti olmuştur. Toplumda büyük bir huzursuzluk, haram helal konusunun gündemden çıktığı, yeryüzünde kan ve gözyaşlarının arttığı, ekonomik çöküntünün derinleştiği, ahlak ve manevi çürümenin zirveye ulaştığı şu dönemde, ne partimizin geleceği, nede şahsımızın ne olacağı hiçbir önem arz etmiyor. Particilik oynama zamanı değil..
Siyonist dünya düzeninde;
Adil Kanunlar ve insani kurallar yoktur…
İnsan hakları ve uluslararası hukuk sadece laftan ibarettir…
Dünya bugün, nükleer bir savaşın eşiğinde bulunmaktadır ve böyle bir savaş gerçekleşirse tüm insanlık için bir felaket olacaktır.
Dünya düzeni, dünyanın her yerinden herkesin temsil edilmesini garanti edecek adil temeller üzerine yeniden kurulmalı ve aynı zamanda bu gibi kötüye kullanımları engelleyen düzenleyici yasalar oluşturulmalıdır.
Türkiye büyük bir tehdit ve tehlike altındadır!
Mesele, var olmak, yok olmak meselesidir!
İşbirlikçiler, ülkeyi Siyonist merkezlere teslim etmişlerdir.
İşbirlikçi iktidar, dış güçlerin maddi ve manevi tahribatlarına taşeronluk yapmaktadır!
İşbirlikçi iktidarda, ekonomik yıkım, dış politika faciası ve de manevi tahribatlar devam etmektedir.
İşbirlikçiler, Türkiye’yi Siyonist güdümlü haçlı askeri ittifakı olan NATO’nun Savaş Karargâhı yapmaya çalışmaktadırlar.
İşbirlikçi kafalarla başımızdaki büyük bela atlatılamayacaktır…
İşbirlikçi iktidarın palavra politikalarıyla vakit kaybedilmektedir…
Mutlaka ve acilen bir MİLLİ MUTABAKAT iktidarına ihtiyaç vardır…
Günlük siyasi rekabeti bir kenara bırakıp milletimizin ve memleketimizin ortak menfaatlerini ön plana çıkarma zamandır…
Artık milli menfaatlerimizi her şeyin üzerinde tutma zamanıdır…
Milli Çözüm iktidarı kaçınılmazdır!
Milli Çözüm’ün söylediklerini Siyonizm’den önce anlamak!
Aziz Erbakan Hocamızın buyurdukları gibi; “Allah aşkına, ne olursunuz bir defa benim ne demek istediğimi şu Siyonizm’den önce siz anlayın yahu, siz anlayın!”
Milli Çözüm’ün Aziz Erbakan Hocamızın harika teknolojilerini ve savunma stratejilerini gündeme taşıması, Siyonist merkezleri telaşlandırmıştır!
Bölgemiz ve bütün dünya savaşa sürüklenirken ve bunun tek çıkış noktası olacak Milli Mutabakat Hükümetine odaklanılması gerekirken, ne yazık ki yöneticelerimiz denge siyaseti adı altında siyonist emeller rüzgarında yaprak gibi süzülür hale gelmişlerdir. Bir yandan ABD’nin bölgedeki hamisi gibi davranmakta öbür yandan NATO’nun taleplerine cevap vermektedir. Fakat İran’a karşı yapılan onca zalim saldırıda çıkıpta Trump’a tek cümle sarf edememişlerdir.
Antalya diplomasi forumunda ABD’nin Donroe Doktrini’ne ilişkin konuşan Tom Barrack resmen Türkiye’ye hakaretler savurmakta, bize açık açık parayı veren düdüğü çalar, bu bir denklik meselesidir diyerek “siz burada bizim vekil gücümüzsünüz” ” “dediğimizi yapacaksanız” anlamına gelen cümleler kurmakta, bizim bakanlardan bürokratlardan ise çıt bile çıkmamaktadır. Zaten bu pedofil Tom’un defalarca İslam toplumlarına da hakaretler ettiğini gösteren videolar ise platformlarda dolanmaktadır.
Makalede belirtildiği Netanyahu’nun Sünni eksene de vuracağız cümlesinin ortakları kimler olacaktı ? Türkiye’yi enerji merkezi yapacağız yalanlarına kanan iktidar sahipleri acaba ne gibi kirli anlaşmalara imza atmıştı ? Yoksa Türkiye için yeni Dubai hayalleri mi kurulmaktaydı ? Dubai hayalleri kurulurken sonumuz Bağdat gibi olmasındı ? Bu korkunç senaryoların olmaması için Milli Mutabakat Hükümeti en acil ihtiyacımız olmaktaydı..
Şu an Siyonizm o kadar pervasız hale geldi ki; yine kendi kurduğu kurllara dayalı sistemi terk edip tamamen gücü ve zorbalığı ön plana çıkardı. Bu durum dünya milletlerini yeni bir düzen arayışına sevk etmeye başladır. Brada Erbakan hocamızın “bu kapıya geleceksiniz, başka çareniz yok” sözünün ne kadar anlamlı olduğunu göstermektedir. Adil Düzen’den başka, İslam Birliği temelinde yeni bir dünyanın kurulmasından başka insanlığa adalet getirecek bir sistem yoktur. Siyonizm bunu çok iyi bildiği için Adil Düzeni ve yeni bir dünyayı kurabilecek potansiyele sahip ülkemizi sürekli kontrolü altında tutmak için her türlü fitne ve fesadı çıkaracaktır. Asılolan yöneticilerin uyanık olmalarıdır. Tabii uyanık olup tedbir almak için bağımsız bir ruha sahip olmak, siyonizmden icazetli çeşitli makamlara gelmemiş olmak gerekir.
Ayrıca yöneticilerin çeşitli tavizler vermesinin kendilerini siyonist ve emperyalistlerin güdümüne girebileceğine dair Kur’an’ın uyarısını bilmesi gerekir:
Yâsîn 74-75
(Güya onlardan) Yardım görürler diye Allah’tan gayrı ilahlar edinip (süper güç sanılan tanrılara, zalim tağutlara ve işbirlikçi iktidarlara) tutunuverdiler.
Ne var ki onların (o sahte ilahların), kendilerine (gerçek anlamda) yardım etmeye güçleri yetmez; (tam aksine) kendileri onlar için hazır bulundurulmuş (zalim odaklarca basit görülüp hor tutulmuş hizmetçi) askerlerdir. [Not: Olur ki yardım görürler, makam ve menfaate erişirler umuduyla, zalim ve kâfir merkezlerin; AB, ABD ve NATO gibi hain güçlerin güdümüne girenlerin, bunların açık ve yaygın zulümlerine alet ve ortak olmamaları için dikkat edilmelidir.]
https://www.mealikerim.com/36/yasin/75
https://www.mealikerim.com/36/yasin/74
Bir de siyonist ve emperyalistlerin icazeti ile iktidara gelip onların adına iş tutanlar millete ve devlete olmadık zararlar açacağı için bu tiplerden kurtulmak ve zararlarını bertaraf etmek elzemdir.
Erbakan hocamız hakkında yapılan tespitler; öncelikle siyonist ve emperyalistlerin O’nu ne kadar iyi incelediklerini ve anladıklarını göstermektedir. hatta hocamız ne derdi; “Bir kere olsun beni onlardan önce anlayın”. Ayni zamanda Milli Çözümün, Erbakan Hocamızın anlaşılması için verdiği çabanın ne kadar önemli bir görev ve sorumluluk olduğu da açığa çıkmaktadır. Siyonist ve emperyalistlerin bu tür yayınlar yapması, makaleler yazması kendilerine yönelik uyarıdır. “Bakın böyle stratejik bir dehanın kurduğumuz düzeni alt edecek sistemleri, planları, projeleri hazırlamamış olması düşünülemez, önce bunları tespit edip betaraf edelim, sosyal medyada yayılan sözler ve görüntüler O’nun yapacaklarının binde biri bile değildir, dikkatli olalım” uyarılarıdır diye kanaatindeyiz.
1) Baltık’tan Akdeniz’e uzanan ve esas olarak Rusya’yı hedef alan ama daha geniş çerçevede Asya’ya karşı oluşturulan bir NATO savaş cephesi oluşturulmakta ve Türkiye ateşe atılmaktaydı!..
2) NATO’nun “beyin ölümü”, “kâğıttan kaplanlığı”, “çözülme aşaması” tartışılırken Cumhur İttifakı’nın daha da NATO’culaşan işlere imza atmaya başlaması nasıl okunmalıydı? Milli Savunma Bakanlığı, Adana’da NATO Kolordu Karargâhı kurulduğunu kabul etmek zorunda kalmıştı. Ardından Milli Savunma Bakanlığı bir ziyaret nedeniyle ikinci bir yapıyı daha açıklamıştı: İstanbul Boğazı’nda, Beykoz’da, NATO Deniz Unsur Komutanlığı kurulacaktı!
3) NATO’nun bu adımları, elbette Siyonizm’in ve ABD’nin geniş planlamasının bir parçasıdır. ABD’nin Ulusal Güvenlik Stratejisi ve Savunma Stratejisi belgeleri, emperyalist ABD’nin petro-dolar sistemini kurtarabilmek için Asya’ya karşı başlattığı “uzun mücadelede” Türkiye kullanılmaya çalışılmaktadır. ABD, Türkiye’yi bu mücadelede, Asya’nın girişinde koçbaşı yapmak arzusundadır.
4) Sn. Recep T. Erdoğan 1 Nisan 2026’da Partisinin grup toplantısında: Yalama bir yaklaşımla Netanyahu’ya sataşmış, ama tek bir cümle olsun, saldırgan ABD ve Trump’ı suçlayıcı bir çıkış yapmamışlardı…
5) Ukrayna’nın Türk tankerine yönelik saldırısı ile Azerbaycan ve Ankara hava sahasında düşürülen uçaklar gibi olayların arkasında ABD ve İsrail’in bulunduğunu örtmeye çalışan AKP Türkiyesi’nin yürüttüğü denge politikası iflas etmiş durumdadır ve NATO dağılma aşamasındadır. Yeni NATO karargâhları girişimi, Türkiye’nin egemenliğini hedef alan bir adımdır.
EVET, SADECE MAKALEDE BELİRTİLEN ŞU DIŞ POLİTİKADAKİ BU YANLIŞLIKLAR BİLE ” TÜRKİYE’NİN EN ACİL İHTİYACI BİR MİLLİ MUTABAKAT İKTİDARI” ‘na bir an evvel geçilmesini gerektiren durumlardır.
Ve şu makalede belirtilen şu özetide tekrarında fayda var:
…
Özetle; Erbakan’ın analizi, askeri tarih bilgisi, mühendislik disiplini ve jeopolitik gerçekliğin birleşimi olduğu için Wilson tarafından “entelektüel olarak ciddi” ve “sistematik bir çerçeve” olarak yorumlanmıştır. Anlaşılan Milli Çözüm’ün Erbakan’ın harika teknolojilerini ve savunma stratejilerini gündeme taşıması, Siyonist merkezleri telaşlandırmıştır!
Milli Görüşçü ve Erbakancı olduğunu savunan SAADET PARTİSİ’nden bu ERBAKAN’IN TEKNOLOJİ HARİKALARINI hiç dinleyeniniz oldu mu?!!! Nerdeeeee sadece Teknoloji Harikaları mı anlatmadıkları ; ADİL DÜZEN PROJELERİNE bile geçen Berlin’de SP Genel Başkan Yardımcısı Mesut Doğan konjoktürel ve sloganik bir şeydir diye cevapladı bir katılımcının sorusunu… Yaaaa Erbakan – Adil Düzen Projeleri – Teknoloji Harikaları artık ağızlarına bile almaktan kaçınan bir SAADET PARTİSİ var…. İşte bu yüzden diyoruz Erbakan’ın ve Milli Görüş’ün tek temsilcisi Milli Çözüm’dür diye…
İyi ki Milli Çözüm var da ya değilse bunlara kalsak Bilderbergci Babacanların – CFR’ci Davutoğluların güdümündeki YENİYOL adı altında Milli Görüş’ü bu tıynetsiz tiplerin peşine takmakla Erbakan’ın üzerine ve kutlu projelerine beton dökenlerin safında ve bunların tâbisi olup çıkacaktık…
Artık Milli Mutabakat zamanıdır, Milli Çözümlere ihtiyaç vardır.
Sahipsiz vatanın batması haktır, Milli Mutabakat kurtaracaktır. İnşaallah.
Mustafa Kemal’in “Ey Türk Gençliği!
İstiklal (her bakımdan tam bağımsızlık) ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin (sermaye ve silah yönünden çok üstün bir kuvvetin) temsilcisi olabilirler. Cebren ve hile ile, (saldırı veya zorla veya hain iktidarların yaptığı ve milletten sakladığı hileli kanun ve anlaşmalar yoluyla) aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş (ekonomik ve stratejik kurumları ele geçirilmiş), bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış, (etkisiz, yetkisiz ve çaresiz konuma getirilmiş) ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.
Bütün bu ortam ve durumdan daha elim (üzücü) ve daha vahim (ürkütücü) olmak üzere, memleketin içerisinde iktidar sahibi olanlar (hükümet ve muhalefet partileri, sivil ve asker yüksek bürokrasi, yargı ve diğer yönetim yetkilileri) gaflet (vurdumduymazlık) ve dalâlet (azgınlık ve dış güçlere yaslanmak) ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Daha da beteri, bu iktidar sahipleri, şahsi menfaatlerini; müstevlilerin (işgalci güçlerin, küresel sömürü çevrelerinin ve Siyonist-emperyalist merkezlerin) siyasi emelleriyle (sinsi ve şeytani hâkimiyet projeleriyle) tevhit edebilir (düşmanlarla iş birliğine girişebilir)ler.
Millet, fakr-u zaruret (işsizlik, fakirlik ve çaresizlik) içinde harap ve bitap düşmüş (yıkılmış ve yılgınlaşmış) olabilir.
Ey Türk istikbalinin (geleceğinin) evladı! İşte, bu ahval ve şerait (en kötü şartlar ve durumlar) içinde bile vazifen; Türk istiklal ve Cumhuriyetini kurtarmak (milli bağımsızlık ve bekamızı ve halkımızın ülke yönetimine hâkim olmasını sağlamak)tır.
Muhtaç olduğun kudret (sana gerekli ve yeterli olacak kuvvet ve cesaret, dış güçlerin himayesinde değil) damarlarındaki asil kanda mevcuttur. (Bizi asil ve şerefli kılan milli ve manevi değerlerimize; tarihi ve talihli dinamiklerimize, yani öz benliğimize ve bağımsızlık bilincimize sahip çıkmak suretiyle bütün bu tehdit ve tehlikeler aşılacaktır).” uyarıları ve Merhum Başbakan Necmettin Erbakan’ın neredeyse 50 yıldan fazla Milletimize yaptıkları uyarılarının ne kadarda haklı olduğunu görüyoruz. Necmettin Erbakan mevcut iktidar için, Milli ne kadar proje varsa askıya almak ( Erbakan Hocanın Evrensel Tüm İnsanlığı Selamete erdirecek Adil Düzen Projelerini bertaraf etmek) ve Haim Nahum doktrinini uygulamak için siyonistler tarafından iktidara taşınmış bir proje partisi olduğunu hatırlatmıştı.
”İsrail İstihbarat Bakanı Yisrael Katz, CB Erdoğan için “Erdoğan bizim için düşman görünümlü dosttur. O bize bağırır, biz ona cevap veririz.” diyerek aziz milletimizi kandırmak için danışıklı dövüş yaptıkları ortaya çıkmıştı. Zaten 2004 yılından bu tarafa Milli Çözüm Dergisi ise bu siyonist planları bozmakta ve çıkış yollarını ortaya koymaktaydı.
Evet acilen bir Milli Mutabakat İktidarına ihtiyaç vardı. Bu yeni kurulacak iktidarın başına ise çürümeye başlayan Devlet yapısını revizyonla tekrar bir nevi fabrika ayarlarına döndürecek Hidayet, Feraset ve Dirayet ehli Bir Lidere ihtiyacı vardı. Kısa zamanda Cenab-ı Hakkın Milletimize verdiği bir lütuf ve önemli bir nimet olan, her şey bitti tükendi dendiği anda küllerinden yeniden doğma özelliği sayesinde siyonist düzen yıkılacaktır.
Batılı ülkeler dahi ABD’nin hukuksuz savaşlarına mesafe koyarken, Türkiye’nin NATO karargâhlarıyla “koçbaşı” yapılmak istenmesi ve BlackRock gibi Siyonist sermaye devlerinin Dolmabahçe’de ağırlanması, tam bir basiret tutulmasıdır. Erbakan Hocamızın “Siyonizm öyle bir ustadır ki, kimseye fark ettirmeden kendi ordusunda askere alır” sözü, bugün yaşanan “denge politikası” adı altındaki savrulmaların en net özetidir.
Gerçek kurtuluş, NATO’nun ve küresel tefecilerin kapısında beklemek değil;
Adil Düzen temelinde sömürüsüz bir ekonomi, İran’ın da içerisinde bulunduğu D-8’leri tekrar aktif etmek ve Tüm paydaşlarla bir araya gelerek gerçek bir Milli Mutabakat hükümeti kurmak, Erbakan Hocamızın üstün teknolojiye dayalı Savunma Sanayii projelerini tam bağımsızlık ruhuyla hayata geçirmekten geçmektedir.
Küresel sermayenin İstanbul’u finans merkezi yapma vaadi, Türkiye’yi Siyonizm’in açık pazarını haline getirme tuzağıdır. İran-Türkiye sınırında biriken terör örgütleri, Akdeniz’de yapılan askeri yığınak siyonizmin esas hedefini net şekilde ortaya koymaktadır. Bugün bölgede yaşanacak bir mezhep savaşı veya İran-Türkiye gerginliği, sadece İsrail’in “Arz-ı Mev’ud” hayaline hizmet edecektir. Bu karanlık kuşatmayı dağıtacak tek güç; işbirlikçi yaklaşımları terk edip, Erbakan hocanın D-8 vizyonu ve İslam Birliği merkezli milli bir şahlanışa geri dönmektir.
Türkiye dört bir koldan kuşatılmıştır. Ortadoğu bölgesi, on yıllardır büyük bir katliam ve kaos ortamı yaşamaktadır.
Siyonizmin nihai hedefi, Fırat ve Nil arasını özgürleştirip (!) (işgal edip), Mescid-i Aksayı yıkıp Süleyman mabedini yeniden inşa ederek, Mesihin (Deccalin) gelişini hızlandırıp, Dünya krallığını ilan etmektir. Bu, sıradan bir istek ve arzunun çok üstünde, vazgeçilmez bir İnaç olarak karşımızda durmaktadır.
Siyonizmin bu inancına (hayaline) en büyük engel ise, bağımsız, güçlü bir Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığıdır.
Onun içindir ki, uzun yıllardır ülkemiz, işbirlikçi yönetimler eliyle; borca esir edilmiş, ekonomisi berbat edilmiş, milli ve ahlaki değerlerinden büyük ödünler verdirilmiştir.
Ama unuttukları birşey var ki, Türkiye Cumhuriyeti, bin yıllık bir tarihi geçmişe ve kadim bir devlet geleneğine sahiptir.
Rahmetli Erbakan Hocanın temellerini attığı, devletimizin tüm kademelerine sirayet eden milli hamleleri ve bu plan ve programları her platformda cesurca ve ilmi metotlarla savunup projelerini insanlığa tanıtan ve ümit aşılayan Milli Çözümün varlığı, siyonizm için en büyük korku kaynağıdır.
Korkunun ecele faydası olmadığı gibi, siyonizmin yıkılışı da yakındır inşallah. Onların dağları yerinden oynatacak planları ve hileli düzenleri şimdilik revaçta olsa da, Milli Mutabakata dayanan şuurlu bir yönetimle, Türkiye merkezli yeni bir dünya Allah’ın izniyle mutlaka kurulacak ve insanlık huzur bulacaktır.
Zulümlerin, haksızlık ve ahlaksızlıkların son bulduğu o mutlu ve kutlu günleri özlemle bekliyoruz…