Reklam
Reklam
Reklam

A. Dilipak’a Göre: Erdoğan İktidarı, BÜYÜK İSRAİL’E TAŞERONLUK MU YAPMAKTAYDI?!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 45
ZayıfMükemmel 

 

A. Dilipak’a Göre: Erdoğan İktidarı,

BÜYÜK İSRAİL’E TAŞERONLUK MU YAPMAKTAYDI?!

        

İsrail’le Normalleşme Palavraları ve Ortadoğu'da Kartların Yeniden Dağıtılması

İsrail, ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’in ülkeyi ziyareti sırasında son dönemde ikili ilişkilerini normalleştirdiği Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Bahreyn ve Fas’ın da katılımıyla “tarihi” bir toplantıya ev sahipliği etmişti. İsrail Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada, “Bakan Yair Lapid’in daveti üzerine bu pazar ve pazartesi günü İsrail’de tarihi diplomatik bir zirve düzenlenecek”[1] denilmişti. Söz konusu toplantı gerçekleştirildi. Toplantıyı tarihi kılan ise daha önce İsrail'e karşı çatışma içerisinde olan ülkelerin ticaret anlaşmalarıyla yeni bir barış sürecine girmeleriydi... İsrail Başbakanı Naftali Bennett, tarihi toplantı ile ilgili, “Arap dünyası barış ve işbirliğinden yana olduğumuzu anlamaya başladı” sözleri, bu ülkelerin hizaya getirildiklerinin ifadesiydi.

2020 yılında Fas, BAE, Sudan ve Bahreyn, ABD'nin arabuluculuğunda "İbrahim Antlaşmaları" adı altında bir dizi ilişkileri normalleştirme anlaşmaları imzalanıp yürürlüğe girmişti. 1979’da Mısır’ın, 1994’te de Ürdün’ün ardından İsrail ile normalleşme anlaşmasına varan üçüncü Arap ülkesi BAE, dördüncü Arap ülkesi ise Bahreyn idi. Bu ülkeleri daha sonra Fas ve Sudan izlemişti. Dindar ve kahraman Erdoğan iktidarı da İsrail’le normalleşmek, daha doğrusu resmen Siyonizm’in güdümüne girmek üzere sıraya geçmişti.

Türkiye, BAE, İsrail, Mısır, Suriye Bloku; Toptan İsrail’in Güdümüne mi Alınmaktaydı?

Rusya devlet başkanı Vladimir Putin kolay lokma gördüğü Ukrayna’yı işgale kalkışmış, ama birkaç gün içinde hedefe ulaşacağı beklentisi tutmamıştı; neredeyse beş ay oluyordu, dünya hâlâ bu savaşı konuşmaktaydı. Putin, arzusuna ulaşana kadar, savaşı ne pahasına olursa olsun sürdüreceğini açıklamıştı. Savaşın dışarıdan tarafı olan ABD ise Rusya’nın kimyasal silah kullanacağına -hatta kullandığına- dair iddialar ortaya atmıştı ve ABD Başkanı Joe Biden böyle bir gelişme yaşanırsa bunun pahalıya mal edileceği tehdidini savurmuşlardı. Erdoğan Türkiyesi savaşın uzun sürmeyeceğini bekliyor olmalı ki, arabuluculuğa hatta garantörlüğe soyunmuş durumdaydı. İşte, dikkatler savaş üzerinde yoğunlaşmışken, Ankara, dış politikada farklı bir kulvara doğru yelken açmıştı. Önce Birleşik Arap Emirlikleri, sonra İsrail ile arayı düzeltme çabasına başlamış, bunların ardından Mısır’ın İsrail’e geleceği dışişleri bakanı tarafından açıklanmıştı.

Türkiye’yi de yakından izleyen İsrailli yazar, Zvi Bar’el; “Yeni Ortadoğu’da en zayıf halka İsrail’in demokrasisi” başlığında şunları aktarmıştı:

“Amerika’nın öfkesine aldırmaksızın, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Rusya’ya karşı ilan edilmiş yaptırımlara katılmayacağını açıkladı. Oligarkların yatları, özel uçakları ülkenin havalimanlarıyla marinalarına yanaşmaya devam ediyor. Ülkenin emlak pazarı Rus zenginlerinin yatırımlarından yararlanıyor. İsrail ile dostluk gösterisi için dört Arap ülkesi Dışişleri Bakanları ile ABD Dışişleri Bakanı ülkemizdeydi; birliktelik Washington’un beklediği sonucu getirmedi. Körfez ülkeleri ile Mısır’ın ABD ile geleneksel bağları artık yerli yerinde değil. Rusya belki stratejik ortakları değil, ancak Arap ülkeleri onunla ilişkilerinin Amerikalıları kendilerini ciddiye almak yönünde kırbaçlayacağı umudundalar.

Türkiye Körfez’den esen yeni rüzgârı çabuk fark etti. BAE ile bağları yenilemek için Veliaht Prens Muhammed ile Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan karşılıklı ziyaretler gerçekleştirdi. BAE Türk ekonomisi ile bankalarına 10 milyar dolar yatırma sözü verdi. Erdoğan’ın bir ay içerisinde ilk kez yeniden Riyad’a ayak basması beklenmekteydi. Haftalar boyu Türkler Suudlular ile ilişkileri yenileme amaçlı gizli görüşmeler yürüttüler ve 7 Nisan 2022 Perşembe günü de bir Türk mahkemesi 2018’deki gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayetiyle ilgili davayı durdurdu ve dosyayı Suudlulara devretti. Bu, düğümü çözebilirdi. Bu arada, sahibi değişene kadar Erdoğan’ın ciddi karşısında olan Hürriyet gazetesinde Türkiye’nin Esad’la diplomatik diyalog kurabileceğine dair ilginç bir haber çıktı. Bu üç ana konuda yoğunlaşabilir: 1- Suriye’nin kuzeyinde yuvalanmış olan ve Türkiye’nin terör örgütü kabul ettiği PKK’ya karşı ortak cephe sözü verilmesi; 2- Suriye’nin toprak bütünlüğüne dikkat edilmesi (bunun anlamı Suriye’de bağımsız bir Kürt devleti kurulmasının önlenmesidir); 3- Ve Türkiye’deki Suriyeli mültecilerin Suriye’ye dönmesi…

Her şey ters yüz olmuş durumda; Ankara daha önce Esad’ın devrilmesini talep etmekteydi. Fakat artık Türkiye ile ilgili hiçbir şey kimseyi şaşırtmıyordu. Middle East Eye sitesi Türkiye’nin Mısır’a büyükelçi atadığını ve bunun için Kahire’den onay beklendiğini yazıyordu. Bu bilgi gerçekse, iki ülke arasında dokuz yıldır süren ihtilafın sona ereceği anlamını taşıyordu. Oysa Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Cumhurbaşkanı Abdülfettah el-Sisi’nin arasının düzelmesini tahayyül etmek bile zordu. Mısır’la arasını düzeltmesi Türkiye ile İsrail arasında bağ kurulmasının önündeki engelin kalkmasını sağlardı; Kahire’yle sıkı fıkı olunduğu için bağın kurulması Mısır ile Türkiye arasındaki ihtilafın sona ermesini gerektiriyordu. Bu üç ülkenin, -Mısır, İsrail ve Türkiye’nin- ilişkilerini zehirleyen şartlardan kurtulmalarıyla kazanılacak ekonomik çıkarlar denizin altındaydı. Üç ülke Rusya enerjisine bağımlılığını azaltmak isteyen Avrupa’nın niyetini değerlendirebilme umudundaydı. İsrail ile Mısır doğalgaz ihracını Türkiye üzerinden yapabilir. Bunu sağlamak için Türkiye Ortadoğu’nun arzu edilir üyesi statüsünü yeniden kazanacak, Sisi ve Esad ile kardeşliğini pekiştirmiş olacak, Cumhurbaşkanı Isaac Herzog da iki yıldır kıskacına almış ekonomik krizden Türkiye’nin kurtulmasına katkıda bulunacak. Erdoğan da Türk lirasının değer kaybıyla kamuoyu yoklamalarında dibe vuran oylarını artıracaktı!”[2] Bunun Türkçesi: Sn. Erdoğan’ın tekrar Cumhurbaşkanı seçilmesi için; a- Önce İsrail’le normalleşip, Filistin davasını fiilen satması... b- İsrail’le normalleşme icabı, küs olduğu Suriye, Mısır ve Suudi Arabistan yönetimleriyle barışması şart koşulmaktaydı… Yani bunların düşmanlıkları da, dostlukları da Siyonist odakların talimatına bağlıydı!..

Türkiye’nin Tel Aviv Büyükelçiliğinin paylaşımları tepki toplamıştı: Bu adam kimin elçiliğini yapmaktaydı?

Türkiye’nin Tel Aviv Büyükelçiliğinin skandal paylaşımı tepki toplamıştı. Filistinli mücahitlerin Tel Aviv’deki savunmalarını “terörist” olarak nitelendiren Büyükelçilik, İsrail hükümetine baş sağlığı mesajı yayınlamıştı. Ancak aynı Büyükelçilik, Filistinli bir kadının İsrail askerleri tarafından katledilmesine ise sessiz kalmıştı!

Filistinlilerin Tel Aviv’deki savunmalarını bahane eden İsrail, Filistin’e yönelik saldırılarını artırmaya başlamıştı. Tüm dünyanın gözü önünde sivil Filistinliler, İsrail askerleri tarafından katlediliyorlardı. Ancak Filistin’e yönelik bir Siyonist saldırı dalgası yaşanırken, Filistin’in yanında yer alması gereken Türkiye’nin diplomatik misyonunun paylaşımları tepki toplamıştı.

Siyonist Zulme Sessiz Kalınmıştı

Türkiye’nin Tel Aviv Büyükelçiliği resmi hesabından yapılan paylaşımda, Tel Aviv’de gerçekleştirilen savunma için “terörist saldırı” tabiri kullanılırken, İsrail hükümetine başsağlığı mesajında bulunmuşlardı. Ancak bir önceki gün (10 Nisan 2022’de) İsrail askerlerinin Batı Şeria’nın Beytüllahim kenti yakınlarında Filistinli sivil bir kadını şehit etmesi ile ilgili ise hiçbir kınama mesajı paylaşılmamıştı. Filistinli kadının katledilmesine AB’den dahi kınama ve taziye mesajı gelirken, Türk Büyükelçiliğinin bu zulüm karşısında sessiz kalması, Erdoğan iktidarının ayarını yansıtmaktaydı.

Dilipak’ın itirafları ve Erdoğan’ın ayarı!

Bu arada Abdurrahman Dilipak, Siyonist İsrail'le normalleşme aşamasına geçen Cumhurbaşkanı Erdoğan'a biçilen rolü açıklamıştı. “BOP'ta 2. aşamaya geçildiğini” belirten Dilipak amacın; Ukrayna'dan, Kafkaslara ve hatta Kıbrıs'a kadar Büyük İsrail'in kurulması olduğunu yazmıştı. Rusya tarafından işgal altındaki Ukrayna Cumhurbaşkanı Zelensky'nin "Büyük İsrail olmak istiyoruz" sözlerini hatırlatan Dilipak, “Uluslararası sistemde Türkiye'ye biçilen rolün Rusya'yı Ukrayna konusunda ikna etmek olduğunu” hatırlatmıştı.

Ukrayna Savaşıyla, BOP'un 2. Operasyonu Başlamıştır!

"Göreceksiniz yakında Türkiye Suudi Arabistan’la da, Mısır’la da yakınlaşacak ve dışa karşı söylemini yumuşatacak. Öyle Çeçenistan, Doğu Türkistan, Balkanlar çok fazla gündemimizde olmayacak. Gündemde sadece çıkar ilişkilerimiz olacak. Batının diliyle konuşacağız onlarla. Bize ‘Ukrayna’ya bak Ukrayna’ya’(!) derken, Adamlar BOP’un 2. genişleme operasyonunu başlattılar. Girit’ten Baltık’a, Adriyatik’le Ege arasını fiilen işgal ettiler. BOP 2. Etaptaki yeni hedefi, bu Balkan politikası" tespitinde bulunmuşlardı.

Türkiye'nin Çevresinde 4 Büyük Plan uygulanmakta; (Erdoğan iktidarı ise bunlara taşeronluk yapmaktadır!)

Yahudilerin Türkiye'nin çevresinde 4 büyük planı olduğunu belirten Dilipak, "Ukrayna, bölgenin İsviçre’si olacak diyorlardı, Zelensky gerçek niyetlerini açıkladı: Büyük İsrail olmak istiyorlar. Yani Rus ve Balkan Yahudilerine yeni bir vatan armağan edecekler. Kafkaslara doğru bir Yahudi Hazara devleti hayalleri var. Yani Yahudilerin yanında Türk ve Ermeni Yahudilerinin katılacağı yeni bir Yehuda devleti sunulacak. Onların gözünde Türkiye zaten bir Sabatay, Pakradun devleti olarak kuruldu!? Kürtlerle anlaştılar, Arap ve Fars Yahudilerini de yanlarına alıp, Kürt ve Fars Yahudilerini merkeze alan bölgede yeni bir Yahudi devleti daha kurma planları var. Mevcut İsrail Filistin’i, çevresindeki Hristiyanları da yutarak orada büyük İsrail’i gerçekleştirecek ve sınırlarını Kıbrıs’a kadar uzatacak. Kıbrıs Akdeniz’in ortasında İsrail’in kontrolünde yeni Dubai olmasının ötesinde Doğu Akdeniz’in hâkimi olsun istiyorlar." ifadelerini kullanmıştı.

Amaç; Büyük İsrail’e Son Hazırlıkların Tamamlanmasıydı!..

“Bu gidiş karşısında Erdoğan iktidarına düşen rol açık: Rusya’yı Ukrayna konusunda ikna etmek” diyen Dilipak şunları yazmıştı:

"Bahanemiz de hazır, Kırım, ama kimse Kırım’ı konuşmuyor aslında. Rus Oligark’ların çoğu Ukrayna’da yaşıyor, Balkanlardaki ve Rusya’daki Yahudileri de toplayıp burada onlara bir vatan armağan ederlerse; zaten büyük İsrail, doğuda, batıda, kuzeyde ve güneyde egemenliğini ilan etmiş olacak. Ardından kendi aralarında bir federasyon oluşturduklarında artık (Siyonist Yahudilerin) Batı’ya da ABD’ye de ihtiyaçları kalmayacak. Geçen gün Amerikalı bir politikacı, ‘bu süreçte ABD’nin rolü giderek zayıflıyor’ diyordu. Bu süreçte İsrail dışında herkesin rolü zayıflıyor. Global çete aslında bu süreçte İsrail’i de yeniden dizayn ediyor. Bu süreçte Ankara’dan aykırı bir ses çıkmamaktadır. Pandemi, ekonomi, kıtlık, iklim, 5G, Starlink zokasını yutunca, birileri sanki kulağımıza ‘One minute’ dedi. (Ve AKP kurmaylarının sesleri kısıldı…) Artık Adnan Oktar konusunda bile kimse konuşamazdı. Çünkü adamın elinde kasetler vardı. Hangi siyasetçi, sermaye sahibi konuşabilir ki bu durumda. Kendi değilse bile yanındaki adamı oltayı yutmuştur, bu bal tuzağına yakalanmıştır.”

Bakın bu konuda temiz adam bulmak çok zor. Zaten bunlar (AKP iktidarı) sadece bizim yüzümüze maske takmadılar, herkesin yüzünde görünmeyen bir başka maskeleri var. Bunların çoğu ikiyüzlü davranmaktadır. Parmakları ile gösterdikleri ya da sözleri ile işaret ettikleri yöne değil, siz asıl ayaklarının nereye gittiğine bakın! Onların çoğu size duymak istediğiniz şeyleri söylüyorlar. (Ama Siyonist merkezlerin ve İsrail’in dediğini yapıyorlar!) İhtiraslı, zayıf ahlâklı, zalim ve hain yapılı kişiliklerde imkân ve iktidar, politikacıları üç farklı karakterli yaratıklara dönüştürür… Gerçekten politika çok büyük dönüştürücü bir güçtür. Bu güce sahip olan kişiler, toplumu dönüştürelim derken, bu güç onları da dönüştürür.

Sahi biz nereye gidiyoruz?

Arap yarımadasında; Suudi Arabistan, Yemen, Umman, BAE, Katar, Kuveyt, Bahreyn, Ürdün… Mezopotamya coğrafyasında; Irak, Suriye, Lübnan, Filistin… Afrika’da; Mısır, Sudan, Libya, Tunus, Mali… Biraz ileride Afganistan gibi ülkelerde radikal değişiklikler oldu. Irak’ta bir Kürdistan doğdu. Şimdi Türkiye’yi tartışıyorlar (kendi aralarında…) Eski Kushner+Dahlan senaryosu güncellendi. İsrail’in sınırları, Lübnan, Suriye, Ürdün, Mısır, Suudi Arabistan’a doğru genişletilmeye çalışılıyor, Yeni Filistin devletinin ve İsrail’in karşılıklı tanınması senaryosu üzerinden. Bölgede daha birçok ülke üzerinde çalışıyorlar. Ukrayna tarafsız bir ülke olarak bölgenin İsviçre’si olacak diyorlardı, Zelensky gerçek niyetlerini açıkladı: Büyük İsrail olmak istiyorlar! Yani Rus ve Balkan Yahudilerine yeni bir vatan sunacaklar. (Erdoğan iktidarına da taşeronluk yaptıracaklar!?)

Bütün bu gerçekleri, doğruculuk rolüyle anlatan Dilipak, burada da yine bir yamukluk yapıyor ve konuyu çarpıtıyordu. Çünkü Erdoğan ve ekibi, iktidara geldikten sonra değil, ondan çok öncesinde ve henüz Milli Görüş içerisinde iken, malum ve mel’un merkezlerce ve iktidara taşınma va’adiyle yoldan çıkarılıyor ve Erbakan’a hıyanet ettiriliyordu. Kendisi de bu sinsi ve Siyonist süreçte Erdoğan’a vesvese verenlerden birisi oluyordu.

Türkiye ve İsrail artık şimdi “Avrupalı” sayılmıştı!

Rus gazına alternatif arayan Avrupa, LNG alternatifine yöneliyordu. Uluslararası Gaz Birliği ve 'Gas Infrastructure Europe' verilerinden edinilen bilgiye göre, LNG terminallerinin incelendiği listede Türkiye ve İsrail de Avrupa'ya dahil ediliyordu. Rusya'ya olan doğalgaz bağımlılığını azaltmak amacıyla sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) alternatifine yönelen Avrupa, halihazırda sahip olduğu LNG terminallerini yarı kapasiteyle kullanıyordu. Geçen yıl dünyada 380 milyon tonluk LNG ticareti gerçekleşiyor, bunun yaklaşık 80 milyon tonluk kısmı Avrupa tarafından satın alınıyordu. Küresel piyasada LNG'nin yüzde 70'i uzun vadeli kontratlarla ihraç ediliyordu. Bu nedenle kalan yüzde 30'luk LNG, spot piyasada en yüksek teklifi veren ülkeye satılıyordu. Şimdiye kadar LNG'yi aktif bir şekilde kullanmayan birçok Avrupa ülkesi artık bu seçeneği ciddi şekilde değerlendiriyordu.

Türkiye ve İsrail, birlikte Avrupa'ya katılmıştı!?

AA muhabirinin Uluslararası Gaz Birliği ve "Gas Infrastructure Europe" verilerinden derlediği bilgilere göre, LNG terminallerinin incelendiği listede Türkiye ve İsrail de Avrupa'ya dahil ediliyordu. Türkiye'nin LNG terminalleri de dahil edildiğinde toplam 28 LNG ithalat terminali bulunan Avrupa, bu terminalleri yarı kapasiteyle kullanıyordu. İspanya, yıllık 43,8 milyon ton kapasiteye sahip 6 terminalle Avrupa'da en fazla LNG terminalinin bulunduğu ülke olarak kayıtlarda yer alıyordu. 3 LNG terminali bulunan ve yıllık 38,1 milyon ton kapasiteye sahip Birleşik Krallık'ı, 25 milyon ton kapasiteli 4 LNG terminaline sahip Fransa ve 3 terminalle 11 milyon ton ithalat kapasitesi bulunan İtalya izliyordu. Türkiye'nin 2 LNG alım terminali bulunurken, Belçika, Yunanistan, Portekiz, Hollanda, Polonya'da 1'er terminal faaliyet gösteriyordu. Ayrıca Türkiye 2, İsrail, Litvanya ve Hırvatistan'ın da 1'er yüzer terminali aracılığıyla LNG alımı yapıyordu. Bunların yanı sıra Norveç, İsveç, Malta gibi ülkelerde bulunan küçük çaplı terminaller LNG ithalat terminalleri listesine dahil edilmiyordu.

Gaz ihtiyacının dörtte birini LNG olarak karşılayan Avrupa, ithalat kapasitesinin yarısından biraz fazlasını kullanıyordu. Bu da yaklaşık 70-75 milyon tonluk yedek kapasite olduğu anlamına geliyordu. Hesaplamalara göre, İspanya kapasitesinin yüzde 37'sini, Birleşik Krallık yüzde 38'ini, İtalya yüzde 82'sini, Hollanda yüzde 77'sini, Belçika yüzde 90'ını, Fransa yüzde 66'sını, Portekiz yüzde 70'ini ve Yunanistan yüzde 49'unu kullanıyordu. AB ülkelerinin yıllık doğalgaz ihtiyacı, toplam 340-350 milyar metreküp arasında değişiyordu. Geçen yıl AB ülkeleri Rusya'dan boru hatlarıyla 140 milyar metreküp, LNG olarak da 15 milyar metreküp gaz ithal ediyordu. AB'nin 2021'de toplam gaz tüketiminin yaklaşık yüzde 40'ı Rusya'dan geliyordu.

Avrupa gelecek dönemde doğalgaz arzını çeşitlendirmek amacıyla 26 yeni LNG terminalini inşa etmeyi planlıyordu.

Mevcutta herhangi bir LNG terminali olmayan Almanya 2 LNG terminali inşa edecekti. Fransa ve İspanya mevcut LNG termallerine 5 ünite ekleyecekti. İrlanda 3, Estonya 2, Hırvatistan, Finlandiya, Danimarka, Polonya, Ukrayna, Malta ve Birleşik Krallık da 1'er LNG terminali inşa edecekti. Önceki yıllarda planlanan ancak yeteri kadar yatırım alamayan çok fazla LNG projesi bulunuyor ancak Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşın ardından LNG'nin gelecek dönemde daha fazla gündemde olması bekleniyordu.

Erbakan Hoca, yıllar önce: “İsrail’in de bir şekilde AB’ye alınacağını ve böylece Türkiye’nin Büyük İsrail’in bir parçası yapılacağını…” vurgulamış ve uyarmıştı!...

İşte MİT-MOSSAD ortaklığı!

Hatırlayınız; Türk istihbaratı 15 MOSSAD ajanı yakaladığını açıklamıştı. Ajanların tamamı Filistin asıllıydı. Aralarında bir tane bile Yahudi ajan bulunmamaktaydı. Zaten Türkiye’deki Hamas ajanlarını veya militanlarını takip edecekse, İsrail için en doğru seçim Filistinli ajanlar kullanmaktı.

İran'ın İsrailli iş insanı Yair Geller'e İstanbul'da suikast planladığına dair haberlerin ardından, bir iddia da İsrail medyasından yer almıştı. Channel 12 televizyonu, İsrail istihbarat teşkilatı MOSSAD'ın geçtiğimiz iki yılda Türkiye'de yaşayan İsraillilere yönelik 12 saldırı girişiminin engellenmesine yardım ettiğini açıklamıştı. Haberde, Türkiye ile İsrail arasındaki diplomatik ilişkilerin gergin olmasına rağmen MOSSAD ile Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) arasındaki ilişkilerin son yıllarda güçlendiği vurgulanmıştı. Habere göre, söz konusu saldırı planlarının büyük kısmı IŞİD bağlantılıydı ve Türkiye'de yaşayan İsraillileri hedef almayı amaçlamıştı. İran'ın, nükleer programının mimarı olan Muhsin Fahrizade'nin intikamını almak için İsrailli iş insanı Yair Geller'i hedeflediği ve suikast planının, MİT operasyonuyla engellendiği hatırlatılmıştı. Yani, Sn. Erdoğan görünüşte İsrail aleyhine pozlar takınırken, gerçekte iki ülkenin en hassas istihbarat kurumları ortak çalışmaktaydı… Daha doğrusu MİT’i MOSSAD’ın hizmetine sokmuşlardı.

Yandaş yazarlar, İsrail’e hizmetkârlık hıyanetine, hâlâ mazeret ve keramet uydurma arayışındaydı!

Yeni Şafak'taki yazısında Ukrayna savaşıyla Türkiye'nin enerji yolları üzerindeki öneminin daha da arttığını vurgulayan Kanal 7 Ankara Temsilcisi Mehmet Acet, “bu fırsatın yüz yılda bir doğacağını, iyi kullanılırsa önemli kapıların açılacağını” söyleyerek gasbedilen Gazze gazının Avrupa’ya taşınmasında Türkiye’nin İsrail’e taşeronluk yapması gerektiğini hatırlatmıştı. Almanlar, doğalgaz kıtlığı olabilir korkusuyla "erken uyarı" sistemini devreye sokmuşlardı. Hastaneler, şirketler, hane halkı en kötü senaryoya hazır olmalıydı. Kararın asıl gerekçesi, Ukrayna savaşında aldıkları tutum nedeniyle Rusya'nın "Bundan sonra doğalgaz parasını dolar yahut euro olarak değil ruble olarak ödeyeceksiniz" diye meydan okumasıydı. Almanya Ekonomi Bakanı Habeck, ruble ile ödemenin kabul edilemez olduğunu vurguladıktan sonra, bunu, Putin'in yaptığı şantaj olarak tanımlamıştı.

Avrupa kıtası, Türkiye'nin 10 katı doğalgaz tüketiyordu. Bizim yıllık tüketimimiz 50 milyar metreküp civarı iken, Avrupa'da bu rakam 500 milyar metreküpe kadar çıkıyordu. AB, tükettiği doğalgazın yüzde 40'nı Rusya'dan ithal ediyordu. Bu da kabaca 200 milyar metreküpe tekabül ediyordu. Yani bizim toplam tükettiğimiz gazın 4 katı kadar gaz Rusya'dan Avrupa'ya gidiyordu. Avrupa'nın Rusya'ya olan doğalgaz bağımlılığının bitmesi için doğu tarafı hariç, kuzeyde, güneyde, batıda yani her nerede doğalgaz varsa, bu gazın güvenli ve yüksek kapasiteli boru hatları üzerinden Avrupa kıtasına, en fazla da Almanya'ya ulaştırılması gerekiyordu.

“Bütün Yollar Türkiye'ye Çıkıyor.” Palavrası!

“İşin açıkçası, Avrupa'nın dev cüssesini doyurabilecek doğalgaz rezervleri büyük ölçüde kıtanın güney ve güneydoğusunda bulunuyordu. Doğu Akdeniz'den, Mısır'dan, İsrail'den, İran ve Irak'tan, Azerbaycan'dan, Körfez'den taşınabilecek gazın gidebileceği en iyi güzergâh ise Türkiye'den geçiyordu. Coğrafi konumu dışında, acilen geçmesi gereken gazlar için kurulu haldeki boru hatları, Türkiye için ikinci bir avantaj daha sağlıyordu. Ukrayna savaşı başladıktan sonra Türkiye'ye geliş gidişlerin artması, İsrail Cumhurbaşkanı Herzog'un, Almanya Şansölyesi Scholz'un yaptığı ziyaretler, doğrudan enerji başlığı taşıyordu. 13 Mart 2022’de İran'ın Erbil'e yaptığı füze saldırısında gözettiği hedefler de yeni enerji denklemine, kendi üslubuyla katılması anlamına geliyordu.” diyen Mehmet Acet, Erdoğan iktidarının Siyonizm’e taşeronluk yapmasına gerekçe hazırlıyordu.

CHP de İsrail yanlısıydı!

Edirne Belediyesi ile İsrail’in “Bat Yam” Belediyesi “kardeşlik anlaşması” imzalamıştı... 88 yıl sonra yeniden kardeş olmuşlardı!

Edirne Belediye Başkanı Recep Gürkan, İsrail Bat Yam Belediyesi'nin konuğu olmuş; iki şehir arasında “Dostluk ve İşbirliği Mutabakat Anlaşması” imzalanmıştı. Trakya Olayları'ndan 88 yıl sonra adımlar atılmıştı. Bu ziyareti sosyal medya hesabından duyuran Recep Gürkan, "İsrail’in ‘Bat Yam’ Belediyesi'nin konuğu olduk. Bat Yam Belediye Başkanı Tzvika Brotile tarım, ticaret ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesine yönelik Dostluk ve İşbirliği Mutabakat Anlaşması'nı imzaladık. Şehirlerimiz için hayırlı olmasını diliyorum." ifadelerini kullanmıştı.

Edirne Belediye Başkanı Recep Gürkan ve 500. Yıl Vakfı Türk Musevileri Müzesi Başkanı Silvyo Ovadya’nın aralarında yer aldığı 19 kişilik bir heyet 26 Mart günü İsrail’e koşmuşlardı. Recep Gürkan ve heyetini havaalanında Türkiyeliler Birliği Başkanı Ovi Roditi Gülerşen, Başkan Vekili Avi Sinik, Başkan Yardımcısı Eti Granit ve eski dönem İYT Başkanı Niso Kaneti, ayrıca Türkiye Tel Aviv Büyükelçiliği’nden bir delege karşılamıştı. 27 Mart 2022 Pazar günü Bat-Yam Belediye binasında Edirne ve Bat-Yam kentleri arasında düzenlenen “Kardeş Şehir” töreninde ön protokol iki kardeş Belediye Başkanları tarafından imzalanmıştı. Eğitim, turizm ve ticari alanda ortak çalışmalar için ilgili kurumlarca altyapı oluşturulması kararlaştırılmıştı.

1934 Trakya olaylarını Siyonistler tezgâhlamıştı!

88 yıl önce 21 Haziran ile 4 Temmuz 1934 tarihleri arasında Türkiye'nin Trakya Bölgesi'nde Yahudilere karşı gerçekleştirilen şiddet eylemlerinde çok sayıda Yahudi başka ülkelere göç etmek zorunda kalmıştı. Oysa bu olayları kışkırtan da yine Siyonist odaklar ve ajanlarıydı. Çünkü Trakya’daki Yahudilerin İsrail’e göçmelerini sağlamak için tezgâhlanmıştı.

Türkiye-ABD ilişkileri artık İsrail’in ipoteği altındaydı![3]

Tarafsız dış politika uzmanları İsrail Devlet Başkanı Izaac Herzog'un Türkiye'ye yaptığı ziyareti, son yıllarda Türkiye ile İsrail arasındaki derin husumete son verilmesi ve ilişkilerin iyileştirilmesi için yararlı bir adım olarak yorumlamışlardı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile mevkidaşı Herzog, düzenledikleri ortak basın toplantısında “iki ülke arasında aşılması gereken sorunlar olmasına rağmen, jeopolitik ve ekonomik çıkarlar nedeniyle, iki tarafın da birbirleriyle yakın siyasi ve ekonomik iş birliği içinde bulunmaları gerektirdiği” anlayışında olduklarını ortaya koymuşlardı. Tüm öngörüleri doğru çıkan emekli Büyükelçi Şükrü Elekdağ ile bu söyleşimizde, sözünü ettiğim gelişmeyi ele alacağız.

Uğur Dündar: Sayın Elekdağ; Ankara, İsrail'le bozulan ilişkileri tamir etmek amacıyla Devlet Başkanı Herzog'un Türkiye'yi ziyaret etmesi için ciddi diplomatik çabalarda bulundu. Bu girişimin hangi nedenlerden kaynaklandığını anlatır mısınız?

Şükrü Elekdağ: “Bunun nedeni, Ankara'nın İsrail ile yakın ve verimli ilişki ve işbirliğinin Türkiye için son derece önemli ve yararlı olduğunu nihayet anlamasından ileri geliyor. Örneğin, 1990'lı yıllarda iki ülke karşılıklı yarara, güvene ve saygıya dayanan model bir ilişki gerçekleştirmişti. İki taraf birbirine stratejik ortak olarak bakıyordu. PKK terörü ile mücadelede Türkiye'yi maddeten ve siyaseten destekleyen tek devlet İsrail'di!.. PKK'ya karşı kullanılıyor diye NATO müttefiklerimiz Türkiye'ye silah ambargosu uyguluyorlardı. Buna mukabil İsrail, Silahlı Kuvvetlerimizin ihtiyaç duyduğu silahların, mühimmatın ve yedek parçaların temininde en güvenilir ve yegâne yardımcımızdı. 1996'da iki hükümet arasında imzalanan ‘Askerî İşbirliği Çerçeve Anlaşması’ ve ‘Savunma İşbirliği Anlaşması’ ile askeri işbirliği alanı daha genişletildi. Bu sayede, silah mubayaası, (alımı) ortak üretim projeleri uygulanması ve iki ülke hava sahalarının karşılıklı kullanımı ile ortak hava tatbikatları mümkün oluyordu. Türkiye'nin 236 F-4 uçağından 54'ü, 1997’de İsrail’le yapılan anlaşma kapsamında modernize edildi ve bu uçaklar ‘F-4E Terminatör 2020’ adıyla Hava Kuvvetlerimizde aktif göreve başladı. 1998'de ABD'nin de katıldığı ortak deniz tatbikatları ile ilişkiler daha da yoğunlaştı.” Yani bu zevata göre İsrail PKK terör örgütüyle mücadelemizde silah, mühimmat ve yedek parça yardımı yapan tek ülke konumundaymış!?

Uğur Dündar: Bu model ilişkiyi anlatmaktaki amacınız… (Nedir?)

Şükrü Elekdağ: “Bu model ilişkiyi anlatmaktaki maksadımı, 1990'larda Türkiye ile İsrail’in birlikte yaşama formülünü bulmuş olduklarını ortaya koymaktır. Cumhurbaşkanı Erdoğan mevkidaşı Herzog ile yaptığı ortak basın toplantısında bu ‘birlikte yaşama kültürü’ hakkında şu ifadelerde bulundu: ‘Bölgemizde barış, huzur ve birlikte yaşama kültürünün yeniden hakim kılınmasına katkı sağlamak bizim elimizdedir. Pozitif gündem üzerinden ikili işbirliği ve bölgesel diyaloğumuzu ilerletebildiğimiz ölçüde, fikir ayrılığı yaşadığımız konuları ele almak da kolaylaşacaktır.’ Bu sözler, bilge bir devlet adamına yakışan mantıklı ve gerçekçi bir zihniyeti yansıtıyor.” Oysa şükrü Elekdağ’ın; “Cumhurbaşkanı Erdoğan Herzog'la müşterek basın toplantısında bilgece konuştu” yalakalığı sırıtmaktaydı!..

Uğur Dündar: Erdoğan İsrail ile ilişkileri bozmak ve husumete dönüştürmek yerine bu zihniyetle yürütseydi bugün nasıl bir tablo ile karşılaşırdık?

Şükrü Elekdağ: “İlk önce ABD ile sorunlarımız bu denli ağırlık kazanmazdı. Bu kesin!.. Özellikle Kongre'nin F-16'ları almamızı engelleyen gayet olumsuz tutumuyla karşılaşmaz ve Doğu Akdeniz'de yetki alanlarının ve hidrokarbon kaynaklarının paylaşımında karşımızda güçlü bir düşman cephe bulmazdık. Ayrıca, ABD yönetimi Türkiye ile Yunanistan'a karşı taraf tutmayan, dengeli bir yaklaşım, yani geleneksel siyasetini, izlerdi… İsrail ile yakın ve istikrarlı ilişkiler, Washington'un Türkiye'ye çok daha olumlu ve yapıcı gözle bakmasına yol açar…  Başkan Eisenhower'in yönetimden ayrılışından bu yana Washington'un Ortadoğu politikası ve stratejisi İsrail ve Washington'daki Yahudi lobisi tarafından dizayn edilmektedir. Yahudi lobisi Kongre'ye hâkimdir. O kadar ki, bir milletvekili veya senatör İsrail aleyhinde bir söz söylerse bu onun için siyasi intihar olur, bir daha seçilemez. Amerikan başkan adayları seçimden önce Kudüs'te ‘Ağlama Duvarı'na giderek basına poz vermezlerse seçimde başarı şansları azalır.” diyerek “ABD’nin Ortadoğu politikasını Washington’daki Yahudi lobisi dizayn ediyor!” hatırlatmasını yapmış ve İsrail’e uşaklığa mecbur olduğumuzu vurgulamıştı!..

Uğur Dündar: ABD'nin 330 milyonluk nüfusunun sadece %2'sinden biraz fazlası Yahudi. Yani, 7 milyon Yahudi ülke siyasetine büyük ölçüde hâkim olmuş görünüyor. 50 eyaletin temsil edildiği Kongre’de Yahudilerin sözü ağırlık taşıyor. Bu, kafa karıştırıcı bir durum… Bunun nedenlerinin daha önce bir söyleşimizde ele aldığımızı hatırlıyorum. Ama yeri gelmişken kısaca tekrarında yarar var.

Şükrü Elekdağ: “ABD'de Yahudilerin siyasi gücünün temelinde iki ana etken var. Birincisi, Yahudilerin finans ve medya sektörleri ile ‘akademiya’da tartışmasız başat konumda olmaları. İkincisi Hristiyan Siyonist toplum tarafından desteklenmeleri. ABD halkının üçte birini oluşturan, bu nedenle de büyük oy potansiyeline ve siyasi güce sahip olan Protestan Evanjelistlere, Hristiyan Siyonistler de denilmektedir. Evanjelistler, Yahudilere büyük sevgi beslemekte ve siyasi güçlerini İsrail'in ulusal çıkarlarını destekleyecek şekilde kullanmaktadırlar. Evanjelistlerin dini inançlarına göre, Hristiyanlığın kökleri Yahudilikten türemiştir, bu nedenle İsrail'in yaptığı işler Tanrı'nın tasvip ettiği (onayladığı) işlerdir. Yine bu inanca göre Tanrı, kutsal toprakları sonsuza kadar Yahudilere vermiştir. Bu nedenle İsrail'in yayılmacılığını ve Batı Şeria'ya yerleşmesini haklı bulurlar. Kudüs konusunda Trump'ın politikasını coşkuyla desteklemişlerdir. Mesih ortaya çıkmadan önce dinsizlik ve ahlâk çöküntüsünün hüküm sürdüğü kaos içindeki dünya, gökten kovulan Deccal (şeytan) tarafından yönetilecek ve İsrail işgal edilecektir. Bu ortamda Mesih dünyaya gelecek, Armageddon savaşıyla Kudüs, Deccal'den alınacaktır. Çok Yahudi ölecek ama kalanlar inançlarını değiştirerek İsa'yı Mesih olarak ilan edeceklerdir. Bin yıllık altın çağ başlayacak, savaş, açlık, adaletsizlik ortadan kalkacaktır.” sözleriyle Siyonizm’in Şeytani planlarını yakinen bildiğini de açığa vurmuşlardı.

Uğur Dündar: Anlaşılan ABD Kongresi bir kehanetin esiri durumunda!..

Şükrü Elekdağ: “Amerika'da önemli bir kitleyi etkisi altına almış bulunan bu sapkın dini kehanetin, İsrail'i, Washington'da ABD'nin Ortadoğu politikasını dizayn eden çok etkili bir siyasi aktör konumuna getirdiğini bir süre önce yaptığımız bir söyleşide de vurgulamıştım. Ama, Yahudilerin, ABD finans, medya ve entellektüel çevrelerdeki hâkim durumunu da unutmamak lazım…”

Uğur Dündar: Ukrayna savaşı Türkiye'nin stratejik öneminin ve NATO'daki kritik rolünün gündeme gelmesine yol açtı. Bunun, Biden yönetimi ve ABD Kongresi üzerinde nasıl bir etkisi olmuştur?

Şükrü Elekdağ: “Ukrayna savaşı, Rusya'nın ortak bir tehdit olduğu algısını yarattı ve NATO'nun bu tehdide karşı koyma misyonuna güç kazandırdı. Bu misyon bağlamında Türkiye'nin İttifak'ın savunma kapasitesine katkısının önemini gözler önüne serdi. Nitekim, Türkiye'yi havuç/sopa yöntemiyle terbiye etmekten bahseden AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Joseph Borrell, Ukrayna savaşı kapsamındaki barış inisiyatiflerinde ‘Türkiye'nin kilit bir rol oynadığını’ belirterek, ‘Türkiye bölgesel bir güç ve ondan da fazlası’ demek ihtiyacını hissetti. 5 Mart’ta Ankara'yı ziyaret eden ABD Dışişleri Bakan vekili Wendy Sherman'ın açıklamaları da Washington'la Ankara arasında esen soğuk rüzgârların yumuşadığını gösteriyor. Sherman, yaptığı konuşmalarda, ABD Dışişleri Bakanı Blinken'in ‘sözde NATO müttefiki’ diye küçümsediği Türkiye'yi, ‘Türkiye inanılmaz bir NATO müttefiki olmuştur… Türkiye'nin sergilediği liderlik ve NATO müttefiklerine sunduğu yoğun destek için minnettarız’ diyerek göklere çıkardı. Amerikalı yetkililerin yakın zamana kadar ağızlarından düşürmedikleri CAATSA yaptırımlarından hiç söz etmedi. Özellikle, ‘S-400 sorununa da bir çözüm yolunun bulunacağı’ yolundaki ifadesi, Ankara-Washington ilişkilerinin rayına oturma yolunda olduğu algısını yarattı.” sözleriyle “Ukrayna savaşının Türkiye’nin önemini ve NATO’nun savunma kapasitesine katkısını gözler önüne serdiği” palavrasını tekrarlamıştı.

Uğur Dündar: F-16 talebimiz konusunda Sherman ne dedi?

Şükrü Elekdağ: “Sherman; ‘Teknik görüşmeler devam ediyor’ diyor. Yani, yönetim hâlâ F-16'larla ilgili talebimizi destekleyerek Kongre'ye sunmuş değil… Bundan da, Kongre'de Türkiye'ye yönelik olumsuz havanın değişmediği anlaşılıyor. Bu noktada İsrail faktörünün devreye girmesi gerekiyor.”

Uğur Dündar: İsrail’siz olmuyor mu?

Şükrü Elekdağ: “Bugünün konjonktüründe İsrail'i yanımıza almadan ve güçlü İsrail lobisinin desteğinden yararlanmadan ABD Kongresi'ne hâkim olan keskin Türkiye karşıtlığını yumuşatmak mümkün değil!.. Bunu yapamayınca da F-16 uçakları talebimiz yönetim tarafından desteklense de, Kongre'ye takılır. Bu söylediklerim, Türk-Amerikan ilişkilerinin İsrail'in ipoteği altında olduğunu ortaya koyuyor…”

Uğur Dündar: Gelelim Filistin sorununa… Filistin'de bir kriz patlak verir ve İsrail bunu yine acımasızca bastırırsa Ankara ne yapacak?

Şükrü Elekdağ: “Filistin sorunu Türkiye-İsrail ilişkilerinin en kırılgan noktası olmakta devam ediyor… Önce Müslüman Kardeşlerin uzantısı olan Hamas meselesi var. İsrail, Türkiye'nin Hamas'la ilişkilerini kesmesini, mensuplarının Türkiye'den çıkarılmasını ve Hamas'ın İstanbul'daki ofisinin kapatılmasını ısrarla istiyor. Bu konuda, Ankara'nın nasıl bir adım attığını henüz bilmiyoruz. Patlak verebilecek krizlere gelince: Herhalde Tel Aviv bu konuda Ankara'nın göstereceği tepkinin Arap ülkeleri ayarında -yani yasak savar kabilinden- olmasını bekleyecektir. Ankara'nın bu beklentiye göre hareket edip edemeyeceği, Ankara-Tel Aviv ilişkilerinin püf noktası…” sözleriyle “Türkiye’nin kendi çıkarları icabı İsrail’e yanaşmak için, Filistin davasını bırakması gerekir…” diye uyarıyordu!

Enerji alanındaki işbirliğine gelirsek…? diyen Uğur Dündar Şükrü Elekdağ’a pas verirken Erdoğan’ın İsrail İşbirlikçiliğini meşrulaştırmaya çalışmıştı.

Şükrü Elekdağ: “Doğu Akdeniz gazını Yunanistan üzerinden Avrupa'ya iletmeyi öngören gaz boru hattı projesinin (EASTMED) çökmesinden sonra ortaya çıkan Ukrayna savaşının oluşturduğu vahim enerji tedariki ve güvenliği tablosu, İsrail gazının Türkiye rotasındaki bir gaz boru hattıyla Avrupa'ya taşınması projesinin canlanmasına yol açtı. Erdoğan, ortak basın toplantısında bu projenin hayata geçirilmesinin önemini vurguladı. Bu projenin iki taraf arasındaki işbirliği gündeminin en başında yer aldığı muhakkak… Ancak halledilmesi gereken bazı sorunlar var… Bunlardan biri; İsrail'in son yıllarda Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’yle kurduğu dostluktan kaynaklanıyor. Herzog, Ankara ziyareti öncesinde, Türkiye ile ilişkilerin düzeltilmesinin bu dostluğa halel getirmeyeceğini açıklamıştı. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu'nun 3 Nisan'da mevkidaşıyla görüşmek üzere İsrail'e gideceği açıklandı. Onu, Enerji Bakanımızın ziyareti izleyecek. Bu ziyaretler, iki ülke arasındaki enerji işbirliği alanında nasıl bir yol izleneceği konusunda daha net bir fikir sahibi olmamızı sağlayabilecek” diyen Şükrü Elekdağ’ın; “Ukrayna savaşı İsrail doğalgazının Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınması projesini canlandırdı” itirafı, bu savaşı Siyonist merkezlerin çıkardığını ağzından kaçırmasıydı!

Uğur Dündar: İsrail'in Doğu Akdeniz Gaz Forumu'nun üyesi olmasının Türkiye'ye bir yararı olur mu?

Şükrü Elekdağ: “Olabilir… Bölgede keşfedilen hidrokarbon kaynaklarının ve deniz yetki alanlarının paylaşımından çıkacak sorunları halletmek ve bölge doğalgazının uluslararası piyasalara iletim projeleri konusunda işbirliği sağlamak maksadıyla kurulmuş olan Doğu Akdeniz Gaz Forumu (EMGF), Mısır merkezli hükümetler arası bir kuruluştur. Mısır, Yunanistan, İsrail, Güney Kıbrıs, Ürdün, Fransa ve Filistin'den oluşan ve AB ile ABD'nin gözlemci olduğu bu ittifak, Türkiye'yi Doğu Akdeniz'deki haklarından mahrum etmeyi hedefleyen faaliyetlerde bulunuyor. Ankara, EMGF ile ilişkilerini düzenleyecek girişimlerinde İsrail'in yardımlarından yararlanabilir.”

Evet tamamen İsrail ağzıyla konuşan ve masonik merkezlerin görüşlerini aktaran Şükrü Elekdağ’ın, Recep Erdoğan övgüleri, güya süper muhalif Sözcü yazarı Uğur Dündar’ın da hayranlığını kazanmıştı!?

Oysa, Ortak “Gaz Boru Hattı” çabası İsrail’in zulümlerini meşrulaştırma hazırlığıydı!

Savaş sebebiyle kuzeydeki gaz rezervleri ve hatlarının dünya için artık arz güvenliği kalmadı. Bu durumda Hazar, Orta Asya, Irak, BAE ve Doğu Akdeniz gazları devreye sokulacaktı. Türkiye, bütün bu hatların tam ortasında, oldukça stratejik bir konumda bulunmaktaydı. Öncelikle Rusya Ukrayna savaşı patlak vermesiyle başta Avrupa olmak üzere Rusya'nın hegemonyasına, Rusya'ya karşı doğalgaz bağımlılığına bir çare düşünmeye başlamışlardı. Bu çareler kapsamında Doğu Akdeniz ve Orta Doğu ve gerekirse Türk Cumhuriyetlerindeki, doğalgaz ve petrolün Avrupa'ya ulaştırılması tartışılmıştı. Ancak gerek güneyden, gerek doğudan geçip de Avrupa'ya ulaşacak doğalgaz ve petrol için en uygun coğrafya Türkiye olmaktaydı. Türkiye'de boru hatları ve tesisleri de vardı. Türkiye bu enerjinin nakledilmesi konusunda kilit ülke konumundaydı... Bu aşamada; onların doğalgazı nasıl sağlayacaklarından ziyade bizim buradan nasıl kazanç elde edebileceğimiz üzerinde durulmalıydı... Tamam Türkiye önem kazanmıştı iyi de bu önemin karşılığında ne kadar kârlı çıkacaktı?!

Bir kez daha Mavi Vatan'ın önemi ortaya çıkmıştır. Petrolün dünyada yüzde 30'undan fazlası, doğalgazın da yüzde 50'den fazlası denizlerden çıkarılmaktaydı. Karadeniz'de özellikle Doğu Akdeniz'de 500 küsur yıllık doğalgaz ihtiyacını karşılayacak gaz yatakları vardı. Demek ki bizim öncelikle kendi enerji kaynaklarımıza sahip çıkmamız lazımdı. Malum “EastMed Projesi” vardı. Bunun güzergâhı Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve İsrail doğalgazının Girit adası ve Yunanistan üzerinden Avrupa'ya ulaştırılmasıydı. Aslında Türkiye bu projeye karşı çıkmamıştı. Türkiye sadece “benim deniz yetki alanımdan geçerken uluslararası hukuka uygun olarak benden güzergâh tahsis isteyeceksiniz ve ben size o onayı vereceğim.” şartını koşmaktaydı. Yunan-Rum ikilisi bunun münhasır deniz yetki alanlarının tanınması anlamına geleceği için kesinlikle kabule yanaşmamıştı. Hemen Ukrayna-Rusya krizinin başlangıcında İsrail Cumhurbaşkanı Türkiye'ye uğramıştı ve durum hakikaten enteresandı. Neden, çünkü doğalgazın Avrupa'ya ulaştırılması için Türkiye’ye ihtiyaçları vardı. Erdoğan’ın başta bulunması ve iyice sıkışmış olması İsrail için bir fırsattı. İşte Türkiye’nin bu gibi durumlarda stratejik bir plan yapması lazımdı.

En azından KKTC’nin tanınması gündeme taşınmalıydı!

Öyle ya, madem bu doğalgaz Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınacaktı; o zaman şunu yapmak şarttı: Güzergâhın Kıbrıs Adası’nın doğusundan geçeceği aşikârdır. Kıbrıs Adası’nın doğusundan geçerken mutlaka Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin deniz yetki alanlarından geçirilmesi lazımdı. KKTC'nin deniz yetki alanlarından geçirilmesi durumunda İsrail'e "KKTC'den izin alınız" dememiz lazımdı. Bu “kazan kazan” oyunu böyle oynanmalıydı. Madem top ayağımıza gelmişti, madem Batı dünyası buna mecburdur, o zaman Türkiye de kendi isteklerini kabul ettirmek durumundaydı. Bu izin talebi bugüne kadar savunageldiğimiz iki devletli çözüm, KKTC'nin bağımsız bir devlet olmasının tanınması anlamını taşırdı. Öncelikle bunun için KKTC'ye münhasır ekonomik bölge ilan ettirmemiz kaçınılmazdı. Bu münhasır ekonomik bölge üzerinden de doğalgaz boru hattının geçirilmesi lazımdı. Aksi takdirde bu gelişmeler bizim zararımıza olacaktı. Öbür türlü gidip Güney Kıbrıs'tan izin alacaklardı. Ya da adanın dışından geçirmeye kalkacaklar, Lübnan ve Suriye'den yetki alacaklardı. Bu güzergâhı KKTC'ye doğru çektirmemiz şarttı. Buradan da KKTC'ye bir gelir talep etmemiz, en azından oraya doğalgaz verilmesini istememiz hakkımızdı.” diyen E. Amiral Cihat Yaycı’nın:

“İsrail'le bir ‘deniz yetki alanları sınırlandırma anlaşması’ imzalanırsa Türkiye'nin Doğu Akdeniz sorunu ortadan kalkacaktır. Bu büyük bir stratejik hamle sayılacaktır. Umuyorum, dua ediyorum, inşaallah böyle bir müjde olacaktır!” temennileri ise tam bir safsataydı. Çünkü İsrail’le normalleşilmesi ve Filistinli Müslümanlardan gasbedilen Gazze gazının Türkiye üzerinden Avrupa’ya geçirilmesi, Türkiye’nin tamamen İsrail’in güdümüne sokulmasını sağlayacaktı!..

Bunların kahramanlığı, ABD ve İsrail’in havasına bağlıydı: İşte Kaşıkçı katliamı!?

Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın katillerinin yargılanması davasında, savcılığın dosyanın Suudi Arabistan’a devri konusunda, “Artık Erdoğan’dan önümüzdeki günlerde bir Suudi Arabistan ziyareti bekliyoruz. Üzerine düşen görevi yerine getiren Erdoğan, prens tarafından herhalde kırmızı halıyla karşılanacaktır” yorumları yandaş takımını çok kızdırmıştı.

Kaşıkçı, 2 Ekim 2018 tarihinde, Suudi Arabistan’dan özel jetle gelen, aralarında adli tıp uzmanlarının da bulunduğu bir ekip tarafından katledilip parçalanmıştı. Türkiye’de ve bir konsoloslukta. Kapıda bekleyen nişanlısı Hatice Cengiz, ‘konsolosluktan çıkmazsam ara’ dediği Yasin Aktay’ı aramıştı. Halen AKP’nin Genel Başkan Başdanışmanı olan Aktay’ın ifadesine göre; hemen istihbarata, emniyete ve Cumhurbaşkanı Ofisine bilgi aktarılmıştı. Kısa sürede tüm tedbirlerin alındığı açıklanmıştı. Özel bir jetle gelip Kaşıkçı'yı konsolosluk içinde katleden ekip, aynı gün elini kolunu sallayarak aynı jetle Türkiye’den ayrılmışlardı. Aradan 3,5-4 yıl geçmesine rağmen, maalesef Kaşıkçı’nın cesedi bile bulunamamıştı. Şimdi herhalde ABD ve İsrail, katliamın dava dosyasının Suudi Arabistan’a devri talebinde bulunmuşlardı. Duruşmada savcı, dosyanın Erdoğan’ın, ‘Kaşıkçı cesedi nerede?’ diye hesap sorduğu Suudi Arabistan’a devredilme isteği (bağımsız yargıçlarca) olumlu karşılanmıştı... Mevzu dolar olunca, ricalar ise büyük yerden yapılınca; en vahşi cinayetler dahi örtbas edilebiliyordu. Ülkemiz topraklarında elini kolunu sallayarak insan katletmek görmezlikten gelinebiliyordu. Size sığınmış insanlara sırt dönülebiliyordu...

Erdoğan, Suudi Arabistan’ın çelişkili açıklamalarına karşı o zaman ‘insanları enayi ve ahmak mı zannediyorsunuz?’ diye sesleniyordu. Şimdi biz kendisine soruyoruz; şimdi siz cevap verin, kim kimi enayi ve ahmak yerine koyuyordu? İkinci soru da Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’na: Daha Kaşıkçı'yla ilgili kararın mürekkebi soğumadan, ‘Suudi Arabistan ile ilişkilerin normalleşmesi konusunda önemli adımlar var’ diye açıklama yapıyordu. ‘Nedir normalleşme adımları? Bir katliamın örtbas edilmesine neyin karşılığında razı olunuyordu?

Türkiye’de 45 milyon vatandaşımız yoksulluk içinde kıvranıyordu. Dolar, 18 liraya dayanmıştı. Çiftçi girdi fiyatlarına yapılan zamlar nedeniyle ekim yapamıyordu. Ev fiyatları, kiralar fırlamıştı. 5 üniversite öğrencisinden 4’ü yurtta okuyamadığı için kiralarla boğuşuyordu. Doğalgaz, elektrik sıkıntısı ve kesintileri nedeniyle sanayi kuruluşları üretime ara vermek zorunda kalıyordu. Doğal afetlere Türkiye hazır değildi. Merkez Bankası’nda altın yok, döviz yok, para yok, ancak trilyonlarca liralık borç bulunmaktaydı. Esnaf dayanacak gücü artık kendinde bulamıyor, dükkân kapatıyordu. Gıda ürünleri sayıyla satılıyordu. Türk Şeker, şekere yüzde 31, Türk Telekom internete yüzde 67 zam yapıyordu. Elektriğe de yüzde 20 zam geleceği söyleniyordu. İnsanlar endişe içerisinde yapılacak yeni zamları bekliyordu.

Türkiye Büyük Millet Meclisi tam da böyle bir zamanda AKP ve MHP’nin teklifiyle günlerce Milletvekili Seçim Yasası’nın değiştirilmesiyle uğraşıyordu. 600 milletvekili, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, milletin derdiyle değil; AKP ve MHP’nin derdiyle uğraşıyordu. Peki, bu Seçim Yasası ne getiriyordu? Yüzde 10 barajı, AKP’yi desteklediği için, yüzde 7’nin altına düşen MHP adına yüzde 7 barajı olarak belirleniyordu. Ama görünen o ki, MHP’de; AKP yandaşlığı yüzünden bu barajın altında kalınacağı korkusu yaşanıyordu. Türkiye’de 60 yıldan beri seçim kurullarını en kıdemli hâkimler yönetiyordu. Tam da liyakat dediğimiz şey aslında buydu. Şimdi ne yapılıyordu? Binlerce birinci sınıf hâkim kuraya sokulacak. AKP, “bizim zamanımızda AKP il ve ilçe başkanlarını hâkim yaptık, savcı yaptık; inşaallah bu kuralarda onlar çıkacaktır ve seçim kurullarını yönetirken AKP ve MHP adına usulsüz kararlarla bizim menfaatimize dokunacak kararları alacaktır” diye düşünüyordu. Oysa yıllar önce AKP grup oluşturma şartına dayanarak Meclis’e sokulmuştu. Bugün çıkarı değiştiği için seçime girme konusunda grup kurma şartını da ortadan kaldırıyordu.

İşte AKP ve MHP milleti değil, onlar kendilerini düşünüyordu. Onlar sadece koltuklarına yapışmış, “biz bu koltuklarda nasıl kalırız?” diye hesap yapıyordu. Şimdi gelelim en önemli konulardan bir tanesine: Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan seçim yasaklarından hiç etkilenmiyordu. Neden? 298 sayılı yasanın seçim yasakları bölümünden Başbakan çıkartılıyor, ama yerine Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı konulmuyordu? Soruyoruz “Neden konulmuyor?” diye, 50 tane bahane uyduruluyordu. Bu arada İçişleri Bakanı Süleyman Soylu 6 muhalefet partisine yönelik ‘büyükelçi’ iddiasıyla yine toplumu aldatıyordu. Adam kendisi yaptığı açıklamalarla, yaptığı açıklamalardan dolayı kendisine söylenen sözlerden hiç rahatsız olmuyordu. Çünkü o bir amaç doğrultusunda hareket ediyordu. Açıkça ortalığı karıştırmak istiyordu, zamlardan bahsedilmesin istiyor, yaşanan kaostan bahsedilmesin istiyordu. Soylu, “Kara para aklayıcılarını kaçırıyor.” iddialarını ise yanıtsız bırakıyordu.

 


Bu makaleyi sesli olarak dinleyebilirsiniz:

 


[1] (28.03.2022)

[2] 14 Nisan 2022 - https://fehmikoru.com/

[3] Uğur Dündar / Sözcü / 16 Mart 2022

Ahmet AKGÜL -

AHMET AKGÜL KİMDİR?

     

Araştırmacı-Yazar, Düşünür ve Siyaset Bilimci olarak tanınan Ahmet Akgül, Milli Görüş çizgisinde önemli bir fikir adamıdır. Olaylara insan eksenli ve İslam endeksli yaklaşmaktadır.

2004 Ocak ayında, arkadaşlarıyla birlikte İstanbul’da aylık olarak yayınlanan “Milli Çözüm” Dergisini çıkarmaya başlamıştır.

Uzun süreli, ciddi ve çileli bir mücadele dönemi yaşamış ve bu duyarlı, tutarlı ve kararlı tavrını hiç bırakmamıştır. Bu yüzden pek çok sıkıntı ve saldırılara uğramış, defalarca mahkeme açılıp tutuklanmış ve hapis yatmıştır.

İnancımız ve ihtiyacımız olan evrensel hukuk kurallarının; bütün insanlığın ortak değeri ve hayat düzeni haline getirilmesi, “Demokrasi, Laiklik ve özgürlükler” gibi çağdaş kurum ve kavramların; ilmi ve insani temellere göre yeniden şekillenmesi… Ve Türkiye’nin yeni bir barış ve bereket medeniyetine öncülük etmesi konularında yoğunlaşmıştır.

Üstadımızın, başta “İnsanın Yozlaşması”, ardından “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” ve yine “Barış ve Bereket Nizamı “İslam Davası” ve Yozlaştırılan “Cihat Kavramı” gibi birçok kitapları İngilizceye çevrilip merkezi Londra’daki Cagaloglu Yayıncılık organizesiyle; Amazon ve Bornes&Noble (bn.com) gibi dünya genelinde dağıtım yapan yüzlerce online sitesinde ve dijital (e-kitap) sayesinde 120 kadar ülkede yayınlanıp okunmaktadır. Ayrıca Üstadımızın “Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı” başlıklı Meal-i Kerim yorumları İngilizce ve Rusça tercümeleri ile “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” kitaplarının Rusça, Arapça, Çince, Japonca ve İspanyolca tercümeleri tamamlanıp basılmış olup; Almanca, Fransızca, Kırgızca ve Farsça tercümelerinde de sona yaklaşılmıştır.

Milli siyaset ve sorumluluk düşüncesini farklı bir boyutta ele alan ve yorumlayan Hocamız; yaklaşık 40 yıldır Türkiye’mizin her yerinde, Avrupa’da ve İslam ülkelerinde, önemli seminer ve konferanslara katılmaktadır.

Mili Görüş’e çöreklenmiş bazı şaibeli kişilerin gizli niyet ve tertiplerini haber vermesi, uzun vadeli hedefler ve stratejik tavizler sonucu Parti'ye girdiklerini sezmesi ve söylemesi nedeniyle, Ahmet Akgül’ün teşkilatlarda ve Milli Görüşçü kuruluşlarda hizmet vermesi engellenmeye çalışılmış; Erbakan Hoca ise, kendisinin daha bağımsız davranabilmesi ve nifak çarkı içinde körletilip kirletilmemesi için bu girişimlere karşı çıkmamış, ama kendisini uzaktan destekleyip yönlendirmekten de geri durmamıştır. Erbakan’ın “Adil Düzen” projeleri, AKP’nin siyasi hileleri ve karanlık ilişkileri, Fetullahçı Cemaatin gizli mahiyeti konularında sayılı uzmanlardandır.

1949 Elazığ doğumlu olan, çeşitli konularda yayınlanmış ve hazırlanmış 80 (seksen) eseri bulunan yazarımız, evli ve beş çocuk babasıdır.

      

Hocamız’ın Başlıca Kitapları:

● Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı (Türkçe Meal-i Kerim. Abdullah Akgül Yayına Hazırladı.) (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)

Milli Sorunlarımız ve Sorumluluklarımız (2 Cilt)

Dünyanın Değişimi ve Erbakan Devrimi

Refah-Yol’la Rantiye Savaşı

Cemaatin Cılkı, Erdoğan’ın Çarkı, Erbakan’ın Farkı

Türkiye Kuşatılırken, Kuklaların Kapışması

Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya (İngilizce, Rusça, Çince, Japonca, Arapça ve İspanyolcaya çevrildi.)

Bizim Atatürk

Küresel Fesatçılık ve Fetullahçılık

● Dış Politika Yazıları (I) BOP’un Temel Taşları (1988-1998)

● Dış Politika Yazıları (II) Tarihin En Talihsiz Yılları (2002-2015)

Siyaset ve Strateji Bilgeliği

Osmanlı Sistemi ve Abdülhamit Siyaseti

İslam Davası ve Cihat Kavramı (İngilizceye çevrildi.)

● “İnsan”ın Yozlaşması (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)

Ah-u Figan’ım (Şiir)

Başörtüsü İnkârı ve İstismarı

AKP Tahribatının Fotoğrafı: İslamcı Münafıklar

Yeni İstiklal Savaşında Milli Şuur ve Ordu

Bir Dış Proje Olarak AKP Gerçeği ve Akıbeti

Bilge(!) Erdoğan’dan, İlkeli(!) Numan’a AKP Tezgâhı

Cezaevinde Yazdıklarım

Siyonizm-Deccalizm Ortaklığı

Devrim Simsarları ve Din İstismarcıları

Dilin Düğümü Çözüldü (Şiir)

Din Dengedir İslam İlericiliktir

Din – Devlet ve Demokrasi

Ergenekon Senaryosu “At Değiştirme” Operasyonu muydu?

(Kadiri - Haydari Tarikatı) Gönül Seması ve Tasavvuf Kapısı

Medeniyet Mücadelesi ve Mehdiyet Müjdesi

● Teşkilatçılık (İletişim ve İşbirliği Sanatı) Mesaj ve Metod 

Milli Siyasette Kirli Hesaplar-1 Milli Görüş’ün Marazlıları

Milli Siyasette Kirli Hesaplar-2 Sonradan Yamuklaşanlar

ABD’li Siyonistlerin, AKP’li Piyonistleri Bir Devrin Bitişi ve Bir Devrimin Gelişi

İdlib-Amik Ovası ve Yaklaşan Armageddon Savaşı

BDP’nin Özerklik Ezanı, TC’nin Cenaze Namazı Olacaktı

Bir Devrim Yaşanıyordu!

Dünya Dönüşüme Hazırlanıyordu

Hidayet Kıvılcımı ve Hikmet Kılıcı (Şiir)

Katı Ulusalcıların ve Ilımlı İslamcıların Din Tahribatı

Osmanlı’dan Cumhuriyete Kripto Yahudiler ve Pakraduniler

Yüz Kur'ani Kavram ve Yorumları

Bizden Söylemesi-1 AKP İntihara Gidiyordu… (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)

Bizden Söylemesi-2 Türkiye Uçuruma Sürükleniyordu… (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)

Terör-Masonluk ve Mafia Medeniyeti

Cumhuriyet Türkiye’sinde Nifak Hareketleri

Ruhlar-Sırlar ve Uzaydaki Yaratıklar

Sabah Yakın Değil miydi?

Tarikatların Hizmet Sahası ve Islahı

Tuz Kokarsa…

Türkiye Büyüyor muydu, Bölünüyor muydu?

Türkiye Dağılacak mıydı, Doğrulacak mıydı? (Ahmaklar Okumasındı!)

Türkiye Tarihi Dönemeçte, Ya Yıkılacak Ya Şahlanacaktı!

Yakın Tarihimizde Yüceler ve Cüceler (2 Cilt)

Zafer Muştuları ve Fetih Hazırlıkları

Erbakan’dan İntikam Alanlar

Suriye’de Yaklaşan Hilal-Haç Kapışması

Başkanlık Muamması ve Çarkların Tıkanması

15 Temmuz Hıyanetinin Gizemi: Bir Darbe Analizi ve Sistem Krizi

Pazarlık Partisi ve Palavra İktidarı

Kemalizm-Tayyibizm Uyarlaması

Asker Darbesi Değil Devlet Müdahalesi Lazımdı

İslam’dan Uzaklaştıkça, İnsanlıktan Çıkılması

Dert Söyletir Aşk İnletir (Şiir)

● Hainleri Haşlama, Zalimleri Taşlama (Şiir)

İstanbul Sözleşmesi ve Ailenin Çözülmesi

      

Hocamızın Önsözünü Yazdığı Milli Çözüm Yayınları:

● Üstad Ahmet Akgül’ün Özgeçmişi ve Öğretileri (Yakup Gözübüyük)

● Haykırış (Şiir - Ali Çağıl)

AKP Yönetimi ve Tahribat Yöntemi Sistem Tahlili ve Siyaset Tenkidi (Nevzat Gündüz)

● Sözün Çözüme Dönüşmesi (Siyasi Fıkralar - Osman Eraydın)

● Ayar Aynası ve Nokta Atışı (Sosyal ve Siyasi Fıkralar - Erdoğan Bişkin)

Milli Çözüm Ekibinden: İlginç Rüyalar ve Manevi Uyarılar (2 Cilt - Hazırlayanlar: Fatma Betül Erişkin – Nail Kızılkan – Neslihan Bayraktar)

Devami
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Web Sitesi

Makale Paylaşım Sayısı: 349

SON YORUMLAR