YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
661b05326f0d8
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 7 6 1 9
Bugün : 1643
Dün : 26764
Bu ay : 300229
Geçen ay : 453014
Toplam : 23079193
IP'niz : 3.238.235.248

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

KÜRESEL GIDA KRİZİ ALARMI

VE

ERDOĞAN’IN YANLIŞ TARIM POLİTİKALARI

        

BM’den: “Ukrayna’daki savaş gelecek aylarda küresel gıda krizine yol açabilir” Uyarısı!

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, Rusya’nın Ukrayna’da sürdürdüğü savaşın tarım ürünlerinin fiyatlarının artmasına yol açtığını hatırlatmış, savaşın ve fiyatlardaki artışın devam etmesi halinde küresel gıda krizi yaşanabileceği konusunda uyarmıştı. Guterres, özellikle az gelişmiş ülkelerde ve yoksul halklarda gıda güvenliğinin savaş sebebiyle daha ciddi bir tehlike altına girdiğini vurgulamıştı. Ukrayna’dan yapılan gıda ihracatının savaş öncesi seviyeye dönmemesi halinde dünyanın yıllarca sürecek bir kıtlıkla karşı karşıya kalabileceği konusunda uyarıda bulunmuşlardı. Ukrayna’da üretilen ve dünya genelinde ihtiyacın önemli bir kısmını karşılayan ayçiçek yağı ve bazı tahıl ürünleri, limanların kapalı olması nedeniyle başka ülkelere ihraç edilemiyordu. Bu da arzı düşürürken fiyatları artırıyordu. BM verilerine göre küresel gıda fiyatları, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 30 artmış bulunuyordu.

New York Times’a konuşan Guterres: “Savaş on milyonlarca insanı gıda güvensizliğinin sınırlarına itti, bu da yetersiz beslenme, geniş kitlelerde açlık ve nihayetinde kıtlığa yol açabilir” kaygılarını aktarmış ve: “Birlikte harekete geçersek dünyada herkese yetecek kadar gıda var. Ancak bu sorunu bugün çözmezsek gelecek aylarda küresel gıda yokluğuyla karşı karşıya kalabiliriz” uyarısı yapmıştı.

Ukrayna’nın gıda üretimi konusunda bir adım atılmadığı takdirde krize etkili bir çözüm bulunamayacağını belirten Guterres, Rusya ve Belarus’ta üretilen gübrenin de küresel piyasaya ulaştırılması gerektiğini söyleyerek, bu konuyla ilgili Rusya ve Belarus’la yoğun iletişim halinde olduğunu; ABD ve Avrupa Birliği (AB) ile de görüşerek ithalatı normal seviyelere çekmeye çalıştığını hatırlatmıştı. Guterres’in açıklamalarının; Dünya Bankası’nın dünyadaki gıda güvensizliği sorununa çözüm için 12 milyar dolarlık daha fon ayırdığı açıklamasıyla aynı güne denk gelmesi anlamlıydı. Savaş öncesinde Rusya ve Ukrayna, dünyanın tahıl ihtiyacının yüzde 30’unu karşılıyordu. Ukrayna dünyanın “ekmek sepeti” olarak anılırken limanlarından her ay 4,5 milyon ton tarım ürünü ihraç ediliyordu. Rusya’nın 24 Şubat 2022’de başlayan askeri harekâtından bu yana arz büyük oranda azalıyor ve dünya genelinde fiyatlar artıyordu. Ardından diğer kritik tahıl üreticisi olan Hindistan’ın da ihracatı durdurduğunu açıklaması ile fiyatlar daha da yükseliyordu. BM’ye göre şu an bir önceki hasattan elde edilen yaklaşık 20 milyon ton tahıl, Ukrayna’dan çıkarılamıyordu. Eğer küresel piyasaya çıkışına izin verilirse dünya genelinde büyük bir rahatlama yaşanacağı belirtiliyordu.

Küresel vampirler, gıda ve enerjiden 453 milyar dolar kazanmışlardı!

Kâr amacı gütmeyen uluslararası yardım kuruluşu Oxfam, gıda ve enerji milyarderlerinin servetinin Ukrayna-Rusya savaşı ve pandemi nedeniyle son iki yılda 453 milyar dolar arttığını ortaya koymuştu. Oxfam, zenginler için durum böyleyken, yıl sonuna kadar aşırı yoksul insan sayısının 860 milyona çıkabileceğini belirterek, zenginlerden kalıcı olarak servet vergisi alınması çağrısında bulunmuştu.

62 Yeni gıda milyarderi ortaya çıkmıştı!

Dünyanın iş dünyası ve siyasi seçkinleri İsviçre’nin Davos kentindeki Dünya Ekonomik Forumu için bir araya gelirken, Oxfam küresel gıda fiyatlarının hızla artmasının sadece 24 ayda, 62 yeni gıda milyarderinin ortaya çıkmasına yardımcı olduğunu açıklamıştı.

Günlük 30 Liranın altında yaşayan insan sayısı 860 milyona ulaşacaktı!

Bununla birlikte Oxfam’ın raporuna göre, 2021’de ortalama yüzde 30’dan fazla artan gıda fiyatlarının, pandemi öncesine göre 263 milyondan fazla insanı akut yoksulluğa itmesi bekleniyordu. Bu durum günde 1,90 doların (yaklaşık 30 lira) altında bir gelirle yaşayan insan sayısını yıl sonuna kadar, Birleşik Krallık, Fransa, Almanya ve İspanya’nın toplam nüfuslarına eşdeğer bir şekilde 860 milyona çıkması anlamına geliyordu. 2021 yılında dünyanın en zengin insanı Elon Musk, ‘servetinin küçük bir kısmıyla dünyadaki açlık sorunu çözülebilir’ diyen Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı Direktörü David Beasley’e meydan okuyarak dünyadaki açlık sorununu nasıl çözeceklerini kanıtlamaları durumunda Tesla hisselerini satmaya hazır olduğunu söylüyordu. Oxfam’ın Birleşik Krallık CEO’su Danny Sriskandarajah konuya ilişkin yaptığı açıklamada, Doğu Afrika’daki insanların açlıktan ölmesi, dünyanın süper zenginlerinin servetlerinin hızla artan gıda ve enerji fiyatlarıyla beslenmesini ahlâki olarak savunamayacağını belirtiyordu. “Yüz milyonlarca insanın aşırı yoksullukla karşı karşıya olduğu bir zamanda, hükümetlerin kimsenin geride kalmamasını sağlamak için devasa kâr ve zenginlikleri ele almaması için hiçbir mazeret olamaz” diyordu.

“Zenginlerden servet vergisi alınsın” çağrısı!

Oxfam ayrıca Davos’ta bir araya gelen dünya liderlerini, 20 yılı aşkın süredir aşırı yoksulluktaki en büyük artışla mücadeleye yardımcı olmak için süper zenginlere derhal servet vergileri getirmeye çağırıyordu. Kâr amacı gütmeyen şirket, hükümetlerin Arjantin örneğini izlemesi ve “milyarderlerin pandeminin beklenmedik düşüşlerine karşı bir kerelik dayanışma vergisi” getirmesini öneriyordu. Arjantin, 2021 yılında ülkenin zenginlerinden 223 milyar peso (yaklaşık 178 milyar lira) vergi topluyordu…

Erdoğan iktidarı ise, TÜİK’te enflasyonu hesaplayan ve sonuçları doğru yansıtan başkanı görevden almıştı!

Görevden alınan TÜİK Fiyat İstatistikleri Dairesi Başkanı Cem Baş’ın, son dönemde artan baskılardan ciddi rahatsızlık duyduğu ortaya çıkmıştı. Halkın gerçek durumunu yansıtmayan enflasyon ve işsizlik verilerini açıkladığı gerekçesiyle kamuoyundan büyük tepki alan Türkiye İstatistik Kurumu’nda (TÜİK) başkanlardan sonra, şimdi de piyasadan fiyat toplayıp enflasyonu hesaplayan dairenin başkanı Dr. Cem Baş, (20 Mayıs 2022’de) görevden alınmıştı. Enflasyonun hızla üç haneli rakamlara ilerlediği bir dönemde yapılan bu değişiklik kuşkulara yol açmıştı. TÜİK Başkanlığı tarafından yapılan iç bilgilendirme yazısında “Fiyat İstatistikleri Daire Başkanı Cem Baş’ın sağlık sorunları sebebiyle görevden affını talep ettiği, makam tarafından bu talebin uygun görüldüğü” aktarılmıştı. Cem Baş’ın yöneticilik yaptığı aynı dairede ‘uzman’ olarak çalışmaya devam edeceği de belirtilip, Cem Baş’tan boşalan daire başkanlığına, TÜİK Dijital Dönüşüm Dairesi Başkanı Dr. Furkan Metin atanmıştı. Oysa görevden alınan Baş’ın sağlıkla ilgili hiçbir sorunu olmadığı, ancak son dönemde artan baskılardan ciddi rahatsızlık duyduğu anlaşılmıştı. TÜİK’in enflasyon hesabında kullandığı fiyat verilerinin yarıya yakınını internet üzerinden ve barkod okuma yoluyla elde etmeyi planladığını bildiren kaynaklar, yeni daire başkanıyla bu çalışmaların hızlandırılacağını vurgulamışlardı.

TÜİK’te başkanı değiştirilen Fiyat İstatistikleri Dairesi, ülke genelindeki marketlerin etiketlerindeki fiyatları toplayıp değişen fiyatlar üzerinden enflasyonu hesaplıyordu. Ancak TÜİK, son dönemde internet üzerinden yapılan alışverişlerin artması üzerine internetten daha fazla fiyat toplamaya karar veriyordu. Ayrıca barkoddan fiyat okumaya da ağırlık veren TÜİK, enflasyonu oluşturan fiyatların en az yüzde 45’ini bu yollarla elde etmeyi planlıyordu.

Rusya – Ukrayna savaşı gıda krizi alarmı!

Ukrayna’yı işgal ettiği gerekçesiyle Rusya’ya getirilen ekonomik yaptırımlar adeta savaşın bir parçasıydı. Dünya ekonomisiyle güçlü bağları olan Rusya’ya yönelik yaptırımlar içerik olarak incelendiğinde Ukrayna Savaşı’nın “jeopolitik”, “jeoekonomik” ve “jeoteknolojik” gibi üç önemli alanı yakından ilgilendirdiği anlaşılmaktaydı. Savaş ve yaptırımlar Rusya ile ABD/Avrupa arasında askerî, ticarî, malî, jeopolitik etki ve bilgi savaşlarının zehirli bir karışımına dönüşmüş durumdaydı. Ukrayna savaşı; buğday, arpa, mısır ve ayçiçeği başta olmak üzere gıda ürünlerinin tedarikinde çok ciddi kesintilere yol açmıştı. Küresel buğday ihracatının dörtte birinden fazlası Rusya ve Ukrayna tarafından sağlanmaktaydı. Tahıl tedarikinde yaşanacak krizle, Kuzey Afrika ve Güney Asya ülkeleri çok daha yakından alâkalıydı. Ancak Fransa ve İtalya gibi ülkeler de bu yıl Mısırlılar ve Faslılarla buğday tedarikinde rekabet yaşayacaklardı.

Gıda fiyatlarındaki büyük artışların yanı sıra enerji ve gıda arzındaki istikrarsızlıklar, ülkeleri ekonomik gelişmişlik durumlarına göre farklı farklı oranlarda etkilemeye başlamıştı. Tahminlere göre yoksul ülkeler ve yaklaşık 2 milyar insan gıda krizinden çok daha fazla etkilenmiş olacaktı. Tedarik zorluklarının yanı sıra fiyatların artması, birçok ülkede siyasi ve sosyal sonuçlar doğuracaktı. Daha önce defalarca ekmek isyanlarına sahne olan Kuzey Afrika’da kötü günler yaklaşmaktaydı. Önümüzdeki birkaç yıl içinde, özellikle savaşın ekonomik etkisi ağırlaşmaya başladıkça, işlerin daha karmaşık hale geleceği yönündeki endişelerse giderek yoğunlaşmaktaydı. Tahıl veya gıda tedariki, Sanayi Devrimi’nden bu yana küresel ekonomi için stratejik bir konumdaydı. Hemen hatırlatalım, Rusya 18. ve 19. yüzyıllarda İngiltere başta olmak üzere Batı’nın sanayi ülkelerinin tahıl tedarikçisi sayılmaktaydı. Boris Kagarlitsky’nin “Çevrenin İmparatorluğu, Rusya ve Dünya Sistemi” başlıklı kitabında yer alan bilgilere göre Rus buğdayı Batı için stratejik bir önem taşımaktaydı. Tabii kenevir ve keten de stratejik mallar arasında yer almaktaydı. Kenevir, İngiliz gemiciliğinde kullanılan yelken ve halatlar için son derece hayatî önemdeydi. 18. yüzyılda Rus keneviri, 19. yüzyıldaki kömür veya 20. yüzyıldaki petrol kadar stratejik bir ürün konumundaydı.

Sanayileşme ve artan kentleşme İngiltere’yi gıda tedarikinde dışarıya, bilhassa Rusya’ya bağımlı kılmıştı. Rusya, Avrupa’nın tahıl ambarı olmuş; liman şehri Odesa, Karadeniz kıyı bölgesinin ticari başkenti olarak anılmaya başlanmıştı. Ukrayna Rusya’nın hem buğdayda, hem de metalurji sektöründe en önemli kaynağıydı. Yine Kagarlitsky’nin aktardığı bilgilere göre Rus demiri de İngiliz sanayisinin ihtiyaç duyduğu stratejik bir ham madde veya yarı mamul madde olmaktaydı. Dönemin bilim adamlarıysa 18. yüzyılda İngiltere’nin Rusya’dan demir sevkiyatı olmadan sanayisini sürdüremeyecek hale geldiğine dikkat çekiyorlardı. 18. yüzyılda Rusya, metal üretiminde İngiltere, Fransa ve İsveç’i geride bırakarak dünya lideri olmuştu. Rusya bugün tahılda olduğu gibi küresel petrol ve gaz tedarikinde de ilk sıralarda yer almaktaydı.

Yeri gelmişken hatırlatalım, İngiliz tarihçi Dr. Nicholas A. Lambert, 2021’de Oxford Üniversitesi tarafından yayınlanan “Savaş Lordları ve Gelibolu Felaketi” başlıklı kitabında küreselleşen ticaretin “Birinci Dünya Savaşı”nda İngiltere’yi en kötü yenilgiye nasıl sürüklediğini anlatıyordu. İthal gıdaya bağımlılığı İngiliz İmparatorluğu’nun “Aşil topuğu” olmuştu. 1915’in başında, buğdayın fiyatı o kadar hızlı yükseliyordu ki, dünyanın en büyük buğday ithalatçısı İngiltere, ekmek isyanlarından korkuyordu. Dünyanın en büyük buğday ihracatçısı ve İngiltere’nin müttefiki Rusya ise tedarik zincirlerinin kesintiye uğraması sebebiyle malî bir çöküşle karşı karşıya kalıyordu. Dr. Lambert’a göre İngiliz Savaş Lordları küresel pazarda tahıl fiyatını düşürmek ve Rusya’nın savaş finansmanını desteklemek amacıyla Çanakkale’de Gelibolu harekâtına karar veriyordu. Efsanevi bir savunma neticesinde felaketle sonuçlanan askerî harekâta Rus (Ukrayna) buğdayının akışına İstanbul ve Çanakkale Boğazlarını açmak için başvurulmuştu. “Dün olduğu gibi bugün de ahlâksız ‘büyük güç rekabeti’nin kanlı sahnelerine tanık oluyoruz. Umarız bu savaş bir an önce barışla son bulurdu. Aksi takdirde dünyamızı kötü günler bekliyordu!” diyen yandaş yazarlar, her nedense, Erdoğan iktidarlarının, Türkiye’de tarım ve hayvancılığın kökünü kuruttuklarını, daha önce gıda üretiminde kendi kendisine yeten sayılı ülkelerden biri olmamıza rağmen, yanlış ve kasıtlı tahripkâr politikalar yüzünden şimdi tahılda ve yağlı tohumlarda bile Rusya ve Ukrayna’ya muhtaç hale soktuklarını, hiç gündeme taşımaz ve tartışmazlardı. Erbakan Hocamızın, Türkiye için hayati önem taşıyan bütün sanayi yatırımlarını, özellikle gübre ve şeker fabrikalarını yok pahasına satıp savuran Erdoğan iktidarları, geleceğimizi karartan bir kaos ve karmaşa ortamını hazırladıklarının farkında bile olmamışlardı.

Siyonist Sermayenin ve Küresel Çetelerin çıkardıkları: Rusya-Ukrayna Savaşının kıtlığa yol açması![1]

Rusya’nın Ukrayna’da devam eden savaşı, dünya tarımını ve dolayısıyla gıda güvenliğini endişe edilir boyutta tehdit ediyordu. Ukrayna ve Rusya, dünyanın buğday, mısır, yağlı tohum ve gübre ihracatının çok önemli payını oluşturan tarımsal güç merkezi ülkelerin başında geliyordu. Bu savaş, Ukrayna’daki tarımı tüm yönleriyle olumsuz etkilerken, Rusya’dan yapılan ihracatı da yavaşlatıyordu. Dünyanın 26 ülkesi, buğday ithalatının en az yarısını Rusya ve Ukrayna’dan yapıyordu. Düşük arz ve yüksek fiyatlar, gıda güvencesi olmayan bu ülkeleri ilk önce vuracak gibi görünüyordu. Diğer taraftan mısır, yağlı tohum ve gübrenin düşük arzı ve yüksek fiyatları, yayılmacı etkileriyle diğer emtia fiyatlarını da artırıcı bir rol oynuyordu.

Rusya-Ukrayna Savaşının Gıda Güvenliğine Etkileri Neler Olacaktı?

Covid-19 salgınının sonuçları ve iklim değişikliğinin uzun süreli olumsuzlukları, gıda fiyatlarında önemli artışlara neden oluyordu. Dünyanın birçok yerinde düşen verimlilik, artan küresel talep ve gıda tedarik zinciri sorunları, tahıl ve yağlı tohum stoklarının azalmasına ve fiyatların son on yılın en yüksek seviyelerine ulaşmasına yol açıyordu. Güney Amerika’da düşen soya rekoltesi, Malezya’da azalan palmiye yağı arzı ve biyodizel üretimi için palmiye ve soya yağı kullanımı bitkisel yağ fiyatlarını rekora taşıyordu. Diğer taraftan yakıt, gübre ve tarım ilaçları gibi enerji yoğun temel girdi fiyatları da hızla artmaya devam ediyor, ve nihayet savaş, gıda ve girdi fiyatlarına yeni bir ivme kazandırıyordu. BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), Şubat küresel gıda fiyat endeksinin istikrarlı artışlarla tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştığını duyurmuştu. Ayrıca BM iklim değişikliğinin etkilerine ek olarak Covid-19 salgınının ve Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin etkileri nedeniyle dünya çapında gıda güvensizliği yaşayanların sayısının son 15 yılın en yüksek seviyesinde olabileceğini tahmin ediyordu. FAO’nun ılımlı senaryosu kısa dönemde buğday fiyatlarının yaklaşık yüzde 9, şiddetli senaryosu yüzde 21’in üzerinde artabileceğini gösteriyordu. Yetersiz beslenme senaryoları, dünyada yetersiz beslenenlerin sayısındaki ek artışın birkaç yılda 13 milyonun üzerine çıkabileceğini gösteriyor. Özetle savaş, milyonlarca insanın gıda güvenliğini tehdit ediyordu.

Tarımsal Ürün ve Girdi Ticareti Göstergeleri Alarm Sınırındaydı!

Son 30 yıl içinde Karadeniz bölgesi, bitkisel yağlar da dâhil tahıl ve yağlı tohumların önemli bir küresel tedarikçisi oluyordu. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından bölge 1990’ların başında net bir tahıl ithalatçısı iken, bugün Rusya ve Ukrayna’nın ihracatı dünyada ticareti yapılan toplam kalorinin yaklaşık yüzde 12’sini oluşturuyordu. İki ülke yüzde 34,1 ile buğday, yüzde 26,8 ile arpa, yüzde 23,9 ile ayçiçeği ve yüzde 17,4 ile mısır başta olmak üzere birçok önemli tahıl ve yağlı tohum için ilk beş küresel ihracatçı arasında yer alıyordu. Ukrayna aynı zamanda küresel piyasanın yaklaşık yüzde 49,6’sını sağlayan önemli bir ayçiçek tohumu yağı kaynağı sayılıyordu. Bu rakama Rusya’yı da kattığımızda bu pay yüzde 72,7’ye çıkıyordu. Birçok ithalatçı ülke, Ukrayna ve Rusya’dan gelen bu ürünlere bağımlı bulunuyordu. Kuzey Afrika ve Ortadoğu, tahıl ihtiyacının yüzde 50’den fazlasını, buğday ve arpanın büyük bir kısmını Ukrayna ve Rusya’dan ithal ediyordu. Ukrayna, AB ve Çin’in yanında Mısır ve Libya dâhil birçok Kuzey Afrika pazarı için önemli bir tedarikçi oluyordu.

Diğer taraftan tarımsal girdiler açısından da savaşın odağındaki Rusya ile onu destekleyen Belarus çok önemli tedarikçi ülkeler sayılıyordu. Rusya’nın doğalgaz ihracatı küresel ticaretinin yaklaşık yüzde 20’sini oluşturuyordu. Rusya, AB ülkelerinin mevcut ithalatının yaklaşık yüzde 40’ını sağlıyordu. Doğalgaz aynı zamanda amonyak ve üre gibi azotlu gübrelerin üretimi için de önemli bir ham madde oluyordu. Gübre fiyatlarındaki artışın, Rusya’nın önemli bir azotlu gübre ve potasyum tedarikçisi olması nedeniyle daha da hızlanabileceği konuşuluyordu. Rusya, azotlu gübrede yüzde 15, potasyumlu gübrede yüzde 17 küresel ihracat payına sahip bulunuyordu. Rusya’nın müttefiki olan ve dolayısıyla hâlihazırda bazı uluslararası yaptırımların hedefi olan Belarus, küresel potasyum ihracatının yüzde 16’sını gerçekleştiriyordu. Avrupa Birliği ülkelerinin gübre ithalatlarının nitrojende yüzde 33,5, potasyumda 60,6’sını Rusya ve Belarus karşılıyordu. Nitrojen ve potasyum ithalatının ortalama olarak Kazakistan yüzde 64,7, Çin yüzde 22,4, Hindistan yüzde 15,6, ABD yüzde 16,9, Brezilya yüzde 32,6, Orta Afrika Cumhuriyeti yüzde 94,5 ve Nijerya yüzde 65,1’ini bu iki ülkeden karşılıyordu. Yani Ukrayna da dâhil olmak üzere çok sayıda ülke için bu iki ülkeden gelen arza bağımlılığın yüzde 60 veya daha fazla olduğu biliniyordu.

Maalesef son 10 yılda Türkiye’nin buğday ihracatı 2020/21’de 7,5 milyon ton olurken, ithalatı ise 9,8 milyon tona yükseliyordu. Bu 9,8 milyon tonluk ithalatın yüzde 64,6’sı yani 6,4 milyon tonu Rusya’dan, yüzde 13,4’ü yani 1,3 milyon tonu Ukrayna’dan temin ediliyordu. Türkiye’nin, son 20 yılda ayçiçek yağı üretimini 800 bin tondan 3 misli artırarak 2021’de 2 milyon 415 bin tona çıkarmasına rağmen, tüketimin çok daha hızlı artması nedeniyle yağlı tohum üretiminde açığı bulunuyordu. Türkiye bu açığı gidermek için 2021’de 668 bin ton ayçiçeği ve 461 bin tonunu rafine ederek ihraç ettiği 820 bin ton ayçiçeği ham yağı ithal ediyordu. Ayçiçeği ithalatının yüzde 50,6’sını Rusya’dan yüzde 14,6’sını ise Ukrayna’dan yaparken; ham ayçiçeği yağının yüzde 65,5’ini Rusya’dan, geri kalanını ise Ukrayna dâhil ağırlıklı olarak Balkan ülkelerinden alıyordu. Diğer taraftan Türkiye, toplam nitrojen gübresi ithalatının yüzde 5,7’sini, potasyum gübresinin yüzde 69,3’ünü Rusya ve Beyaz Rusya’dan yapıyordu.

Savaşın Getirdiği Riskler Giderek Artmaktaydı!

Savaş, bölgenin tarımsal üretiminde azalma, gıda tedarik zincirinde sıkıntılar ve lojistik aksaklıklar yanında şimdiden tüm dünyaya yansıyan ve küresel gıda güvenliğini olumsuz etkileyen risklere yol açmıştı. Bu riskler hem küresel düzeyde hem Ukrayna ve Rusya açısından hem de bu ülkelerden ileri düzeyde tarımsal ürün ve girdi ithalatı yapan Türkiye açısından tehlikeli boyutlardaydı!.. Risklerin en açık olanı ticari alanlardaydı. Bu iki ülke tarafından yapılan sevkiyatlardaki ani ve keskin düşüşten dolayı, daha şimdiden görüldüğü gibi Rusya ve Ukrayna’dan buğday ithal eden ülkelerin kesinlikle alternatif kaynaklar bulması, daha yüksek fiyatlar ödemek zorunda olması ya da en kötüsü arz kıtlığı ile karşı karşıya kalması kaçınılmazdı. Savaş; limanların, yağlı tohum işleme tesislerinin ve diğer kritik öneme sahip ticari tesislerin çoktan kapanmasına yol açmıştı. Türkiye de bu anlamda ayçiçeği yağı nakliyesinde sıkıntılar yaşamaktaydı. Fiyat artışı da önde gelen risklerin başındaydı. FAO’nun yayınladığı küresel Gıda Fiyat Endeksi, Şubat 2022’de rekor seviyeye ulaşmıştı. Bu endeks raporunda Ukrayna’nın işgalinin yalnızca ilk iki günü yer almıştı. Dolayısıyla 2022 sonlarında ilave bir yükseliş eğiliminin olacağı ve yeni bir rekorun kırılacağı açıktı. Sürekli artan gıda fiyatlarına şimdi eklenen un ve ayçiçeği yağı gibi gıdalardaki fiyat artışlarının Türkiye’nin fiyat endeksine yansıyacağı kaçınılmazdı.

Öbür taraftan lojistik riskler de gündeme taşınmıştı. Yollara, limanlara, depolama ve işleme tesislerine verilen zararlar yanında liman ablukaları oldukça sıkıntılıydı. Ukrayna’dan yapılan ihracatın yüzde 90’ı limanlar üzerinden yapılmaktaydı. Yani Ukraynalı çiftçilerin ihraç edemediği 15 milyon tondan fazla farklı emtianın zayi olma riski vardı. Batı Ukrayna sınırı ve demiryolu bağlantısının kapasitesi aylık 300 bin ton civarındaydı. Genellikle bahar aylarında yaklaşık 4-5 milyon ton mal ihraç eden Ukrayna şimdilik bunu yapamayacaktı. Dolayısıyla Ukrayna ticaret lojistiği büyük bir risk altındaydı. Savaş önümüzdeki üretim dönemini de tehdit ediyordu. Ukrayna çiftçisinin geçim kaynakları, ailesi ve kırsalda yaşayanlar düşünüldüğünde endişelendirici bir durumun varlığı hissediliyordu. Hâlihazırda topraktaki mahsullerin bakımı ve hasadı zorlaşıyordu. Önümüzdeki baharda ekimlerin yapılamayacağı konuşuluyordu. Yapılan bir saha çalışmasına göre çiftçiler, ihtiyaç olan motorinin sadece yüzde 20’sine, diğer girdilerin yüzde 65’ine ulaşabiliyordu. Çalışanlarının güvenliği nedeniyle faaliyetlerini durduran çok uluslu şirketler örneğin ayçiçeğini yağa dönüştüremiyordu. Arazilerin ve işleme tesislerinin alacağı hasarlar, üretim lojistiği sorunları ve iş gücü tedariki zorlukları önemli üretim riskleri oluşturuyordu.

İlgililerin en çok gündeme getirdiği risklerden biri de enerji riski olmaktaydı. Tarım; yakıt, elektrik, gübreler, tarım ilaçları, yağlayıcılar ve diğer birçok girdinin üretimi için tamamen enerjiye bağımlıydı. Bu riskler sadece savaş bölgesini değil, tüm dünyayı ilgilendiren konulardı. Rusya, gübre ve doğalgaz başta olmak üzere çok önemli bir tarımsal girdi tedarikçisi konumundaydı. Bu gerçek, ilave bir risk katmanı oluşturmaktaydı. Bu girdilerin önemli miktarını Rusya’dan ithal eden Türkiye ise daha ciddi ve tehlikeli riskler altındaydı.

Döviz kurları, borçlanma ve ekonomik plansızlık riskleri savaş dolayısıyla daha da artmıştı. Para birimlerinde, yatırımları olumsuz yönde etkileyecek önemli bir değer kaybı zaten yaşanmaktaydı. Para dönüşüm hızında önemli düşüşler vardı. ABD doları cinsinden borçlanan dünyanın pek çok gelişmekte olan ülkesinde, tarım ekonominin belkemiği durumundaydı. Savaş dolayısıyla bu ülkelerin para birimleri karşısında doların kalıcı değer kazanması, bu ekonomiler için çok ciddi risklere sebep olmaktaydı. Türk Lirasının bu dönemde uğradığı değer kaybı, savaşın etkisiyle yeni bir ivme kazanarak, çok ciddi bir risk kaynağı oluşturmaktaydı. Tabii ki en önemlisini de insan merkezli riskler oluşturuyordu. Bu anlamda Ukrayna’dan üç milyonu aşan mülteci çıkmasının yanında, yaşamlarının ve geçim kaynaklarının taşıdığı riskler de öne çıkıyordu. Savaş öncesinde dört Doğu Ukraynalıdan biri zaten gıda güvencesi olmadığından uluslararası destek alıyordu. Tarımsal üretimin düşmesi, ekonomik aktivitenin azalması ve fiyatların yükselmesiyle tüm bir ulusun satın alma gücünün de düşeceği bir döneme giriliyordu. Bu gelişmelerin Ukrayna’da gıda güvensizliğini ve yetersiz beslenmeyi artıracağı ön görülüyordu.

Uyarılar ve Muhtemel Sorunlara Hazırlıklar!

Savaşın tarafları Rusya ve Ukrayna buğday, ayçiçeği ve mısır gibi temel tarım ürünlerinin üretimi ve ihracatı açısından dünyada çok önemli bir yere sahipti. Bu gerçek, savaşın uzaması durumunda kısa dönemde gıda tüketimi ithalata dayalı olanlar başta olmak üzere gıda tedarikinin önemli miktarını Rusya ve Ukrayna’dan yapan ülkeler için daha yüksek fiyatlarla tedarik kaynağı yeni ülkelerle ticaret yapmak anlamına gelebilirdi. Bu bağlamda Türkiye de kısa dönemde benzer alternatif tedarik kaynaklarına yönelmek, uzun vadede ise üretim açıklarını gidermek mecburiyetindeydi. Rusya ve Ukrayna ile birlikte savaşın etki alanındaki Belarus, tarımın önemli girdileri olan doğalgaz formundaki enerji yanında nitrojen ve potasyum içerikli gübre tedariki açısından sadece bölgeyi değil, aynı zamanda tüm dünyadaki ülkeleri etkileyecek önemdeydi. Bu durum, savaşın devam etmesi halinde orta ve uzun vadede tarım piyasalarını olumsuz yönde etkileyerek, ciddi risklere sebebiyet verecekti. Türkiye de bu girdilerin tedariki açısından benzer risklerle karşı karşıya kalan bir ülkeydi. Savaş nedeniyle ortaya çıkan tüm risklerin, savaş devam ettiği sürece hatta sonlanması durumunda bile tamamen ortadan kaldırılması mümkün olmasa da azaltılması sağlanabilirdi. Olabildiğince gıda ve gübre ticaretinin, engellenmeden devamına çaba gösterilmesi gerekirdi. Aksi halde savaşın getirdiği ticaret riskleri, gıda tedariki olumsuz etkilenen üçüncü taraf ülkelerde etki azaltma politikalarını gerektirecek, dünyadaki kıtlığı daha da kötüleştirecek ve zaten gıda güvencesi olmayan fakir ülkeler perişan edilecekti.

Tarımsal ürün fiyatlarının hızla artmasıyla bazı ülkelerin ihracatı kısıtlayarak yerli üreticileri tecrit etme riski vardı. Bu tür hareketler, 2007-2011 dünya ekonomi krizi yıllarında tecrübe edildiği gibi, en savunmasız ülkeler başta olmak üzere ithalatçı ülkeler üzerinde zararlı etkilere yol açacaktı. Bu bağlamda, hem uluslararası yasaların uygulanmasına yönelik yaptırımların hem de yerli tüketicileri korumak için kullanılan ihracat kısıtlamalarının küresel gıda güvenliğini koruyacak şekilde tasarlanması ve üçüncü taraflar üzerindeki sonuçlarının dikkatle ele alınması kaçınılmazdı. Dünyanın çoğu ülkesinin Rusya orijinli enerji ürünlerine bağımlı olması yeni politik tartışmaları gündeme taşıyacaktı. Enerji egemenliği ve çeşitlendirme stratejileri büyük ihtimalle öne çıkacak, biyoyakıt üretiminin artırılması politikalarına ise şüpheyle bakılacaktı. Çünkü mısır, buğday, yağlı tohumlar gibi tarım ürünleri tüketimini tüm dünyada gıda dışı kullanımlara tekrar yönlendirmek, gıda ve gübre piyasalarında şimdiden önemli gerilimler oluşturacaktı. Gıda ve enerji güvenliğine ilişkin bütünsel yaklaşımın gıda ve beslenme öncelikli olması kritik önem taşımaktaydı. Bu nedenlerle savaşın bir an önce bitmesini, hem insani hem de ekonomik sebeplerle herkes arzulamaktaydı. Ancak benzer krizler geçmişte yeni çıkış kapıları da açmıştı. Önemli yem girdisi olan soya fiyatlarının artmasıyla ABD’nin Brezilya’ya 1973’te koyduğu ihracat kotası Brezilya’yı dünyanın önemli bir soya üreticisi; Afganistan’ın işgali sonrası ABD’nin Rusya’ya 1980’de koyduğu ihracat kotası, Rusya’yı dünyanın önemli bir buğday üreticisi yapmıştı. Yani “kötü komşu insanı mal sahibi yapar” özdeyişi bir kez daha haklı çıkmıştı. Bu ülkelerden ithalat yapan ülkeler gibi Türkiye de bu anlamda bahse konu ürün ve girdiler açısından kendisine, artık dışa bağımlı olmayan kapılar aralamak durumunda olacaktır ve bu yönde iktidar değişiklikleri kaçınılmazdır.

İktidarın Tarım Tutarsızlığı, Türkiye’ye Pahalıya Patlayacaktı!

Ukrayna Savaşı devam ederken, dünya kamuoyu bu hukuk dışı istilanın dünya düzenine etkilerini anlamaya çalışıyorlardı. Batı Dünyası liderleri bir yandan Ukrayna’ya politik ve askerî yardımlarda bulunabileceklerini, sığınmacı sorununu konuşuyorlar, bir yandan da savaş nedeniyle doğalgaz ve petroldeki kısıtlamaların enerji politikalarına olası etkilerini tartışıyorlardı. Ancak, bu savaşın ilk anda kimsenin aklına gelmeyen yanı, küresel gıda ticaretine olan olumsuz etkileri olacaktı. Bu etkiyi en çok Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Asya’daki bazı ülkeler ile Sahra Afrikası’nda savaştan önce bile açlıkla boğuşan 50 milyondan fazla kişinin ölüm kalım savaşı verdiği yerler yaşayacaktı. Savaş biraz daha devam eder de ekim ve hasat dönemlerine kadar sürerse, yükselen gıda fiyatlarının ve dünya gıda tedarik zincirinin kırılmasının etkileri daha da geniş coğrafyalara yayılacaktı.

Ukrayna Savaşı öncesi zaten küresel beslenme sıkıntıları başlamıştı!

Ukrayna Savaşı öncesinde insani yardım kurumları birçok ülkede devam etmekte olan ve İkinci Dünya Savaşı’ndan beri görülmemiş bir kıtlıkla mücadele ediyorlardı. Sudan, Kuzey Doğu Nijerya, Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Yemen ve son 6 aydır Etiyopya’nın Tigris Bölgesi bu yardımların önemli bir kısmını alıyorlardı. Yemen insani felaketin en ağır biçimde yaşandığı ülke konumundaydı. 17 milyondan fazla Yemenli yaşamak için insani yardıma muhtaçtı, 161 bin kişi ise kıtlık nedeniyle ölümle pençeleşiyorlardı. Giderek yükselen buğday, yağlı tohum ve petrol fiyatları sebebiyle Dünya Gıda Programı’nın aylık ek 23 milyon dolara ihtiyacı var. Hal böyle olunca, insani yardım kuruluşları kıtlık ile açlıkla savaşanlar arasında seçim yapmak zorunda kalacaklardı! Açlık krizi aslında iklim değişikliği, kuraklık, ekonomik dalgalanmalar ve savaş gibi birçok nedenin bir araya gelmesi ile başlamış, COVID-19’un da etkisi ile daha da ciddi boyutlara ulaşmıştı. Hatta Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı’nın bu ülkelerdeki faaliyetleri 2020 yılında Nobel Barış Ödülü’ne hak kazanmıştı. BM Gıda ve Tarım Örgütü’nün her yıl yayınladığı Gıda Güvenliği Durumu Raporları da 2014 yılından bu yana açlığın azalmak yerine artarak devam etmesi konusunda alarm verdiğini ortaya koymaktaydı. Öte yandan, 2015 yılında BM’nin 2030 yılı için amaçladığı “Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri”nin ikincisi olan Sıfır Açlık hedefinin, pandeminin de etkisiyle artık imkânsız hale geldiği bu dönemde dünya yeni bir sorunla karşı karşıya kalmıştı.

Rusya – Ukrayna Savaşı’nın küresel açlıkla alâkası!

İlk anda Rusya-Ukrayna Savaşı’nın uzak ülkelerdeki kıtlık ve küresel açlıkla ne ilgisi olduğunu anlamakta güçlük çekenler olacak. Ne var ki savaşın gıda güvencesine olan etkisi tahmin edemediğimiz kadar fazladır. Rusya ve Ukrayna, sahip oldukları mümbit tarım toprakları ile “Avrupa’nın ekmek sepeti” olarak tanınmaktadır. Bölge, dünya tarım üretiminin %15’ine ve dünya ihracatının da yaklaşık %30’una sahip bulunmaktadır. Dahası, iki ülke ayçiçek yağı üretiminin %80’ini karşılarken, Ukrayna dünyanın 4. büyük mısır ihracatçısı konumundadır. Rusya ise dünyanın en büyük gübre ihracatçısı olarak, küresel pazarın %15’ini elinde tutmaktadır. Ortadoğu ve Kuzey Afrika’ya ilaveten, Ukrayna’dan tahıl ithal eden ülkelerin başında Endonezya ve onu takiben Pakistan, Türkiye ve bazı Orta Asya ülkeleri bulunmaktadır.

Avrupa şimdiden alternatif ticaret imkânlarını araştırmaya başlamıştır. Ancak uzak pazarlar ulaşım açısından ciddi fiyat artışlarını da getirmiş durumdadır. Temel gıda tüketiminin tahıla dayalı olduğu Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkeleri ise, şimdiden savaşın etkilerini hissetmeye başlamıştır. Buradaki halk zaten ekonomik ve politik sorunlarla, pandeminin etkileriyle ve son yıllardaki kuraklıkla mücadele ederken, fiyat artışları onlar için gelecek bir tehlike değil, şu anda yaşadıkları ciddi bir sıkıntıdır. Fiyat artışları zaten 2020 yılından bu yana iki katından daha fazlaya ulaşmış durumdadır. BM, fiyat artışları nedeniyle açlığın 7,6 milyon ila 13,1 milyon kişiye ulaşacağı konusunda uyarılar yapmaktadır.

Savaş biraz daha sürerse neler olacaktır?

Eğer savaş birkaç ay daha devam ederse, gelecek hasat dönemi için yapılacak ekimler yapılamayacağı için, zaten zor şartlar altında mücadele veren Ukrayna halkı, başta çiftçiler ve tarımla uğraşanlar olmak üzere, uzun bir dönem açlık ve yoksullukla mücadele etmek zorunda kalacaklardır. Bu durum daha geniş bir alana yayılarak Ortadoğu ve Afrika ülkelerini, hatta Asya’yı da etkisi altına alacaktır. Özellikle gübredeki aşırı fiyat yükselmeleri Brezilya ve Arjantin’deki hayvan yemi üretimini etkileyeceğinden, dünyanın her yerinde et ve süt fiyatlarında ciddi sorunlara yol açabilecek boyutlara ulaşacaktır. Bu arada, 20 yıldır AKP iktidarında ihmal edilen tarım yüzünden Türkiye de büyük bir tehlike altındadır!

Fiyat artışlarının ardından gıda krizi ve politik çatışmalar yoğunlaşır!

Açlığın politik çalkantılara neden olduğuna yakın tarih şahitlik yapmaktadır. 2011 yılında Rusya orman yangınları nedeniyle buğday ihracatını durdurunca, buğdayının %90‘ını ithal eden Mısır’da ekmek fiyatları aşırı yükselmiş, bu da ayaklanmalara yol açmıştır. Akabinde de, politik nedenlerin de tetiklemesi ile Arap Baharı başlamış ve kısa sürede komşu ülkelere sıçramıştır. Bu bölge zaten politik çalkantılara açık olduğundan, olası bir sorunu tekrar yaşaması kaçınılmazdır. Çünkü Mısır; halen buğdayının %60’ını Rusya’dan, %40’ını Ukrayna’dan almakta ve Mısır yönetimi şu anda buğday stoklarının ne kadar süreceğini konuşmaktadır. Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkeleri; örneğin Mısır, Tunus, Cezayir ve Fas devamlı olarak buğday fiyatlarını sübvanse ediyor. Bu bölgenin geleneksel beslenme düzeni tahıl ağırlıklı olduğundan, yüksek fiyatlar sübvansiyonun azalmasına, fiyatların artmasına ve tüketimin kısılmasına neden olacağından, özellikle kentlerde yaşayan yoksulların ve kırsal alanların bu durumdan çok etkilenecekleri açıktır. Maalesef Türkiye’nin durumu da bundan farksızdır. Ukrayna Savaşı’nın getirdiği kritik durum, 2008 ve 2011 yılında yaşanan gıda fiyatları krizinden çok farklı ve sıkıntılıdır. Çünkü o zaman ne savaş vardı ne de pandemi… Üstelik Amerikan doları da daha düşük değerde olduğu için Türkiye gibi bazı gıda ithalatçısı ülkeler bu krizi çok fazla etkilenmeden atlatmışlardı.

Rusya ve Ukrayna’nın küresel tahıl ticaretindeki önemi ve sonuçları!

Karadeniz küresel tahıl pazarının merkezi konumundadır. Savaş çıktığından beri ihracatın yapıldığı önemli limanlar ise kapalıdır. Rusya geçici olarak tahıl ihracatını durdurmuştur, Ukrayna ise zaten savaş alanıdır. Buna ilaveten, Rusya ve Belarus, ABD ve Batı ülkelerinin ambargo uygulaması nedeniyle Karadeniz ticareti pratik olarak bloke olmuş durumdadır. Ne var ki, ambargonun etkisi tahmin edildiğinin aksine, ekonomik olarak sadece Rusya’yı değil, çok geniş bir kitleyi etkilemeye başlamıştır. Üstelik ambargoya Çin, Hindistan, Türkiye ve daha birçok “Küresel Güney” ülkesi henüz katılmamıştır. Bu da, ekonomik ambargonun barışı sağlamak konusunda ne kadar etkisiz olduğunu ve esas amacın dışında masum kitleleri ne kadar olumsuz etkilediğini bir kez daha kanıtlamıştır.

Pandemi bizlere küresel tedarik zincirlerinin ne kadar kırılgan olduğunu ve kolay kolay eski hale getirilemeyeceği gerçeğini de hatırlatmıştır. Dünya Gıda ve Tarım Örgütü’nün verilerine göre, gıda fiyatları son 10 yılın en yükseğine ulaşmış durumdadır. Buna ilaveten, artan petrol fiyatları ve küresel enflasyon, gıda güvencesini ithalata bağlayan birçok gelişmekte olan ülkeyi özellikle de Amerikan dolarının yükselmesiyle boğuşmak zorunda bırakmıştır.

Dünya tahıl ticareti bir avuç ülkenin ve şirketin elinde bulunmaktadır!

BM Genel Sekteri Antonio Guterres’in Ukrayna Savaşı’nın ‘açlık fırtınası’na neden olabileceği uyarısında bulunmasının nedeni, dünya liderlerinin dikkatini neredeyse açlıktan kırılarak yok olma raddesine gelen ülkelere çekmek amacındaydı. Birçok ülke için temel gıda maddesi olan buğday üretimi ve ticaretinin bir avuç ülkenin ve şirketin elinde olması, bu pazarın spekülasyonlara ne kadar açık olduğunu ve üreticilerin eline aşırı bir güç verdiğini ortaya koymaktadır. Bu ise küreselleşme ile daha da güçlenen, dış ticarete bağımlı mevcut dünya gıda sisteminin yapısal sorunlarını ortaya koyması bakımından oldukça anlamlıdır. Böyle olunca da beklenmedik sorunlar karşısında ve belirsizlik durumunda bizi bekleyen işte bu devamlı krizler olacaktır.

Ukrayna Savaşı, tıpkı pandemi gibi, birçok ülkeyi milli gıda politikalarını revize etmeye mecbur bırakmıştır. İhracat ve ithalat dengesinin gıda sistemlerinde ne kadar önemli olduğunu, kısa dönemli, acil sorunlara çözüm arayıcı politikaların ne kadar yetersiz ve tehlikeli olduğunu, birkaç ülkenin ve şirketin hâkimiyetindeki gıda ticaretinin ne kadar tehlikeli olduğunu, küreselleşmenin getirdiği rehavet ile ‘kendi kendine yetme’ modellerinin rafa kaldırılmasının ne kadar yanlış olduğunu, gıda ve tarımda yerel üretime ve kırsala öncelik vermenin özellikle kriz zamanlarında ne kadar yararlı olduğunu ve uzun dönemde gıda ve tarımda dışa bağımlılığı sona erdirerek, küreselleşmenin fırtınaları ile nasıl mücadele edilebileceğini birçok ülkeye göstermiş bulunmaktadır. Umarız bundan herkes (gibi Erdoğan iktidarı da) nasibini alır.[2]

 


[1] https://kriterdergi.com/sayi/2022/6/67

[2] (Fikir Turu-13 Nisan 2022 / H. Elver)

 

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Ahmet AKGÜL

Ahmet AKGÜL

Yorumu Takip Et
Bildir
guest
13 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Süleyman

Sona gelindi Elhamdülillah
Deccal dediğimiz bu siyonizm dünyanın başına en büyük beladır. Bu bela istediği gibi yeryüzünü dizayn etmek için herşeyi yapmakta ve bunun için savaşlar, kıtlıklar, küresel ekonomik krizler, salgın hastalıklar vs. gibi bunların tek bir ana sebebi yeryüzünde büyük İsraili kurmak ve tam dünya hakimiyetidir. Bunun karşısında ezilen bütün halkların şuurlu devlet adamları ve yönetici tabakası da bu kıskaçtan kurtulmak için gayret etmekte ama bu kolay bir şey değil 5000 yıllık bir planın 300 yıllık tam hakimiyetinden bahsediyoruz ama Rabbimiz insanlığa sonsuz şevkat ve merhametini göstermiş ve Aziz Erbakan hocamızı vesile kılmıştır. Öyleki bu büyük plan ve hakimiyeti herşeyi ile deşifre etmiş ve Yeni Dünya projelerini hazırlamış her alanda hiç bir boşluk bırakmayacak derecede yapmış.
Gıda krizi ve pandemi gibi yaşanılan olaylar ile planını sonuna yaklaşıldığı anlaşılmaktaydı. Herşeyi kontrol altında almaya uğraşan siyonizmin oyunlarını Rabbimiz boşa çıkartacak ve oyunlarını tersine çevirip çok yakın bir gelecekte bu bozuk düzeni tepe takla getirip Adil Düzeni kuracaktır. Siyonist batı dünyasının filmi bitecek yerine Allah’ın vaadettiği altınçağ başlayacaktı ve buda çok uzak degildi.

Mehmet Akif AVCI

DIŞA BAĞIMLI OLMAMANIN VE KENDİ KENDİNE YETMEMİN ÖNEMİ
Küresel vampirler, gıda ve enerjiden 453 milyar dolar kazanmışlardı!

Ukrayna’yı işgal ettiği gerekçesiyle Rusya’ya getirilen ekonomik yaptırımlar adeta savaşın bir parçasıydı. Dünya ekonomisiyle güçlü bağları olan Rusya’ya yönelik yaptırımlar içerik olarak incelendiğinde Ukrayna Savaşı’nın “jeopolitik”, “jeoekonomik” ve “jeoteknolojik” gibi üç önemli alanı yakından ilgilendirdiği anlaşılmaktaydı. Savaş ve yaptırımlar Rusya ile ABD/Avrupa arasında askerî, ticarî, malî, jeopolitik etki ve bilgi savaşlarının zehirli bir karışımına dönüşmüş durumdaydı. Ukrayna savaşı; buğday, arpa, mısır ve ayçiçeği başta olmak üzere gıda ürünlerinin tedarikinde çok ciddi kesintilere yol açmıştı. Küresel buğday ihracatının dörtte birinden fazlası Rusya ve Ukrayna tarafından sağlanmaktaydı.

Erbakan Hocamızın, Türkiye için hayati önem taşıyan bütün sanayi yatırımlarını, özellikle gübre ve şeker fabrikalarını yok pahasına satıp savuran Erdoğan iktidarları, geleceğimizi karartan bir kaos ve karmaşa ortamını hazırladıklarının farkında bile olmamışlardı.

Yakup G.

Makaleden çıkarılan notlar…
Makalede de belirtildiği üzere;

Açlık krizi aslında iklim değişikliği, kuraklık, ekonomik dalgalanmalar ve savaş gibi birçok nedenin bir araya gelmesi ile başlamış, COVID-19’un da etkisi ile daha da ciddi boyutlara ulaşmıştı.

Artan petrol fiyatları ve küresel enflasyon, gıda güvencesini ithalata bağlayan birçok gelişmekte olan ülkeyi özellikle de Amerikan dolarının yükselmesiyle boğuşmak zorunda bırakmıştır.

Birçok ülke için temel gıda maddesi olan buğday üretimi ve ticaretinin bir avuç ülkenin ve şirketin elinde olması, bu pazarın spekülasyonlara ne kadar açık olduğunu ve üreticilerin eline aşırı bir güç verdiğini ortaya koymaktadır.

Özellikle gıda hususunda Küreselleşmenin getirisi olan dış ticaretin serbestleşmesi küreselleşmenin zararlı tarafını ortaya koymaktadır.

2011 yılında Rusya orman yangınları nedeniyle buğday ihracatını durdurunca, buğdayının %90‘ını ithal eden Mısır’da ekmek fiyatları aşırı yükselmiş, bu da ayaklanmalara yol açmıştır. Akabinde de, politik nedenlerin de tetiklemesi ile Arap Baharı başlamış ve kısa sürede komşu ülkelere sıçramıştır.

Yani sistemi kurgulayan ve kaosla beslenen merkezler yeni bir kurgu ve atılım için hangi çarklara dokunacaklarını çok iyi bilmektedir. Bu merkezlere karşı Adil Düzen kurgulayanlarda bu planı çok iyi teşhis etmektedir.

Ticarette işlerin tıkır tıkır işlediği bir süreçte riski dağıtmak diye bir strateji vardır. Yani gerek hammadde gerekse müşteri açısından bir kaç büyük potansiyele bağlı kalmamalı, riski çeşitlendirmek gerekir ki bunlardan bir tanesi iflas eder veya fiyat istikrarını bozacak hamle yaparsa iflas kaçınılmaz olur. Bu aslında Adil Düzen Medeniyetinde bizimde çıkarmamız gereken bir derstir.

Diğer taraftan, yine makalede belirtildiği üzere;
İhracat ve ithalat dengesinin gıda sistemlerinde ne kadar önemli olduğunu,

kısa dönemli, acil sorunlara çözüm arayıcı politikaların ne kadar yetersiz ve tehlikeli olduğunu,

birkaç ülkenin ve şirketin hâkimiyetindeki gıda ticaretinin ne kadar tehlikeli olduğunu,

Küreselleşmenin getirdiği rehavet ile ‘kendi kendine yetme’ modellerinin rafa kaldırılmasının ne kadar yanlış olduğunu,

gıda ve tarımda yerel üretime ve kırsala öncelik vermenin özellikle kriz zamanlarında ne kadar yararlı olduğunu

ve uzun dönemde gıda ve tarımda dışa bağımlılığı sona erdirerek, küreselleşmenin fırtınaları ile nasıl mücadele edilebileceği tespitleri çıkarılması gerekilen derslerdendir.

Hasılı tüm bu derslerle birlikte “kötü komşu insanı mal sahibi yapar” özdeyişi gereği bu ülkelerden ithalat yapan ülkeler gibi Türkiye de bu anlamda bahse konu ürün ve girdiler açısından kendisine, artık dışa bağımlı olmayan kapılar aralamak durumundadır ve *bu yönde iktidar değişiklikleri kaçınılmazdır.*

Harun Gürbüz

Akp iktidarı, Türkiye’de tarım ve hayvancılığın kökünü kuruttu!
Umarız bu savaş bir an önce barışla son bulurdu. Aksi takdirde dünyamızı kötü günler bekliyordu!” diyen yandaş yazarlar, her nedense, Erdoğan iktidarlarının, Türkiye’de tarım ve hayvancılığın kökünü kuruttuklarını, daha önce gıda üretiminde kendi kendisine yeten sayılı ülkelerden biri olmamıza rağmen, yanlış ve kasıtlı tahripkâr politikalar yüzünden şimdi tahılda ve yağlı tohumlarda bile Rusya ve Ukrayna’ya muhtaç hale soktuklarını, hiç gündeme taşımaz ve tartışmazlardı. Erbakan Hocamızın, Türkiye için hayati önem taşıyan bütün sanayi yatırımlarını, özellikle gübre ve şeker fabrikalarını yok pahasına satıp savuran Erdoğan iktidarları, geleceğimizi karartan bir kaos ve karmaşa ortamını hazırladıklarının farkında bile olmamışlardı.

Hasan Çelik

insanlığın saadeti batının eline bırakılamaz.
Birçok ülke için temel gıda maddesi olan buğday üretimi ve ticaretinin bir avuç ülkenin ve şirketin elinde olması, bu pazarın spekülasyonlara ne kadar açık olduğunu ve üreticilerin eline aşırı bir güç verdiğini ortaya koymaktadır. Bu ise küreselleşme ile daha da güçlenen, dış ticarete bağımlı mevcut dünya gıda sisteminin yapısal sorunlarını ortaya koyması bakımından oldukça anlamlıdır. Böyle olunca da beklenmedik sorunlar karşısında ve belirsizlik durumunda bizi bekleyen işte bu devamlı krizler olacaktır.

[b]Bütün insanlığın saadeti için bir an önce, dışa bağımlılıktan kurutulup, tarımda hayvancılıkta sanayide üreten bir ülke haline gelmemiz lazım, yetmez adil düzenin ilk adımlarından olan D8’leri mutlaka hayata geçirmek lazım, elbette Adil Düzen’e geçiş yapılması lazım, değilse bu krizler hiç bitmeyecek bütün insanlık sıkıntılar ve zorluklar içinde yaşamaya mahkum olacaktır.[/b]

[b]Milli Görüş Lideri merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan’dan 20 yıl önce TARIM ve HAYVANCILIKLA ilgili olarak söylenmiş tarihi uyarılar: ‘BUNLAR HEPSİ PLANLA YAPILIYOR!'[/b]

“Hayvancılık yok edildi! Köylüye tütün ekmeyeceksin, pancar ekmeyeceksin, pamuk ekmeyeceksin, buğday ekmeyeceksin deniliyor. Buğday, bu kadar önemli stratejik bir ürün, 20 milyon köylü buğdayla geçiniyor. Geçinemediği için artık buğday ekmeyecek. Bunlar hepsi planla yapılıyor!’

https://www.youtube.com/watch?v=LCFOkqk8JvQ

1,33 dk lik bir video

Veysel

Ekin ve Nesil Meselesi
Şeytan huzurdan kovulunca, muhlis olanlar dışındaki kulları yoldan çıkaracağını söylemişti. Onun avanesi olarak hayatlarını devam ettiren ekiplerin ise ekini -tarımı ve nesli bozacağını yüce kitabımız haber vermektedir. Gün itibari ile her ortamda gündem hayvani bir yaşam tarzının benimsenmesi anlamında sözüm ona “özgürlük” ve her türlü ahlaksızlığın çağdaşlık diye yutturulması çabası nesli bozacak adımların sona yakın olanlarından olmaktadır. Gelir gelmez zinayı serbest bırakan, aileyi parçalayacak kanunları çıkaran, İstanbul ve Lanzarote gibi sözleşmelere taraf olup sözleşmeden doğan kanunları hayata geçiren iktidar; işbirlikçilik yolunda aldığı madalyayı hak ettiğini ispat etmiştir. Ekini bozma konusunda ise hepimizin hafızasında henüz çok taze olan şeker fabrikalarının satılması hususu konunun çarpıcı örneğidir. Milletin bağrından çekip koparmak suretiyle elimizde kalan fabrikaları arsa fiyatına satan iktidar, pandemi döneminde ortaya çıkan endüstriyel şeker ürünlerini dışarıdan tedarik ettiği için hava atmıştı. Maalesef ülkemizi idare edenler ekinin ve neslin bozulmasında etken rol oynamış, ülkenin çepeçevre kuşatılmasında gafletten kurtulamamışlardır. Umarız, tüm bu hataları kökten çözecek Adil Düzen iktidarı bir an önce nasip olur ve bu tahribatlara bağlı can kayıpları, onur kayıpları, haysiyet kayıpları yaşanmadan tüm insanlığa çareler sunulur.

Osman Nuri

Gelinen nokta gösteriyor ki; Aziz Erbakan Hocamızın ifadeleriyle Milli Çözüm’e Dayalı Milli Mutabakat Hükümeti kurularak Yeniden Büyük Türkiye ve YENİ BİR DÜNYANIN adımları atılmalı.
20 yıldır tek başına iktidar olan bir siyasi iradenin ülkemizi getirdiği nokta , böyle olmamalıydı . Ayağı yere basan, üretimde en sağlıklı projeleri hayata hakim kılan ve böylece işsizlik oranının istihdam oranının olması gereken noktaya ulaşması beklenirken, bunca tahribatlar bir başarısızlık veya beceriksizlik olarak nitelemek elbette yanlış olacak doğrusu ise DIŞ GÜÇLERİN TÜRKİYE’Yİ PLANLI OLARAK TAHRİP ETMEK İÇİN YÜRÜTTÜKLERİ BİR PLANIN UYGULAMASI OLDUĞU GERÇEĞİNİ ORTAYA KOYMAKTADIR…

Biran evvel bu maddi ve manevi dışa bağımlılıktan kurtulmak amaçlı AZİZ ERBAKAN HOCAMIZIN İFADELERİYLE MİLLİ ÇÖZÜM’E DAYALI MİLLİ MUTABAKAT HÜKÜMETİ kurularak bu acılara son verilmeli… İnsanlık saadet bulmalı, hak hakim olmalı…

ALİ ÇAĞIL.

Bakara Suresinin Işığında
Bakara suresinde Cenabı Hak şöyle buyurur.
(Ey Resulüm!) İnsanlardan öylesi vardır ki, (aslında İslam’a hasım ve Sana hain oldukları halde) dünya hayatına ilişkin sözleri (kahramanlık gösterileri, başarılı girişimleri, kolaycı ve çıkarcı projeleri) Senin hoşuna gidecektir ve (böyleleri) kalbindekine (münafıklık ve menfaatçilik düşüncesine) rağmen Allah’ı şahit getirir (yeminler ederek dine ve davaya sadık ve samimi olduğunu belirtir); oysa o (gizli ve tehlikeli) azılı bir düşman (yerindedir).

(Çünkü bu tipler, Hakk davadan döneklik ederek) Sırtını çevirip gittiği ve işbaşına (iktidara) geçtiği zaman; (ülkesinde ve) yeryüzünde (barış kılıflı) bozgunculuğa girişmeye, ekini ve nesli helak etmeye çaba gösterir. (Genleri bozulmuş İsrail tohumları ile bitki ve hayvan türlerini ve bebeklerin-gençlerin geleceğini tahribe yönelir.) Allah ise, (fitne ve fesadı) bozgunculuğu sevmemektedir.

Bunlara: “Allah’tan kork!” (Bu hıyanet ve tahribatlarından vazgeç) denildiğinde ise, büyüklük gururu (ve sapkınlık durumu) onu (daha da kuşatıp isyana ve) günaha sürüklemektedir. Böylelerine cehennem yeterlidir; ne kötü bir yataktır o, (girince göreceklerdir) Bakara: 204,205,206

Yaklaşık 150 yıldır dünyaya Hakim Siyonist Emperyalist güçler ve işbirlikçiler bu ayetlerin uyarıları çerçevesinde ifsada yönelmişlerdir. Kıtlıklar ve göç dalgalarıyla demogrfik yapılar üzerinde projeler yürütmektelerdir. Bu planları onların tek merkezli dünya hakimiyetlerinin önemli basamağını oluşyurmaktadır.
Öyleki;
A- Dünya nufusunu çeşitli şekillerle kırdırarak 750 milyon hedeflerine ulaşmak.
B- Ulus devletleri parçalayarak emirlikler haline sokmak.
C- Milli orduları yok etmek.
D- Bu ihanetleri doğal ve sosyal kimliğe büründürerek perde ardına gizlenmek.
Sonuç: Ya bunların farkında olup kurtulma yollarını bulup ayakta kalacaksın. Ya da sonucu bekleyerek küresel Siyonist güce teslimiyetle dünya ve ahiretini yakacaksın.
Aziz Erbakan Hocamızın yıllardır. “Vuracak diziniz kalmaz” uyarı ve öngörülerinden biri daha yaşanmaktadır. Milli Çözüm ne büyük ne hoş nimetmiş ki; yıllardır bunların farkında uyarı ve çare üretmektedir. Şükürler olsun…

Mücahit Dinç

Proje partisi iktidar…
Bakara 205
(Çünkü bu tipler, Hakk davadan döneklik ederek) Sırtını çevirip gittiği ve işbaşına (iktidara) geçtiği zaman; (ülkesinde ve) yeryüzünde (barış kılıflı) bozgunculuğa girişmeye, ekini ve nesli helak etmeye çaba gösterir. (Genleri bozulmuş İsrail tohumları ile bitki ve hayvan türlerini ve bebeklerin-gençlerin geleceğini tahribe yönelir.) Allah ise, (fitne ve fesadı) bozgunculuğu sevmemektedir.

https://www.mealikerim.com/2/bakara/205

Mus ab

Dünya her yönden kuşatılmakta çözüm Milli Çözüm
Küreselleşmenin getirdiği “birrkaç ülkenin ve şirketin hâkimiyetindeki gıda ticaretinin” ne kadar tehlikeli olduğu, sömürü aracı ve silah gibi kullanıldığı aşikar olmuştur.
Bu bağlamda Üstadımızın makalede vurguladığı “-kendi kendine yetme-modellerinin rafa kaldırılmasının ne kadar yanlış olduğunu, gıda ve tarımda yerel üretime ve kırsala öncelik vermenin özellikle kriz zamanlarında ne kadar yararlı olduğunu ve uzun dönemde gıda ve tarımda dışa bağımlılığı sona erdirerek, küreselleşmenin fırtınaları ile nasıl mücadele edilebileceğini birçok ülkeye göstermiş bulunmaktadır. Umarız bundan herkes (gibi Erdoğan iktidarı da) nasibini alır.” Hatırlatmaları hayati önem taşımakta.

Dilek Görgülüler

Fakiri fakirleştiren zengini dahada zengin yapan sistemin değişmesi ancak milliçözümle olur
İşbirlikçi dediğim, Siyonizm’in kulları

Beceriksizlik değil, kasıtlı hıyanettir

Dışarıya bağlıdır, hep bunların yuları

Gâvur Bush’un elinde, masonik siyasettir…

Bak koltuğa oturmuş, yirmi üç Nisan gibi

Baş değil, boşbakandır; bir robot insan gibi

Ekmek, kömür dağıtır, yoksula ihsan gibi

“Oy”, bu kadar ucuz mu, bu nasıl haysiyettir?..

Görünüşleri farklı; görüşleri aynıdır

Ya dönmedir, ya dönek; birbirinin kaynıdır

Sağ sol çorbaya döndü; bu millet kobay mıdır?

Milli Görüş gelmezse, sonumuz felakettir…

Hüseyin Aydın

Kendi kendine yeten bir ülke olmak
Ortaokul coğrafya derslerimizde tarımda kendi kendine yeten bir ülke olduğumuzu anlatırlardı. Şimdi saman ithal eden bir ülke olduk. Yanlış tarım politikaları, artan petrol fiyatları ve enflasyon ülke olarak belimizi büktü. Gıda-şeker fabrikaları hep özelleştirildi. Gıda ve tarımda dışa bağımlılığı azaltmak ve ülkemizin potansiyelini değerlendirip ayağa kaldırmak için Milli Çözümlere ihtiyacımız vardır.

Zehra

Bu kafayla gidersek bizi daha büyük sorunlar beklemektedir
Ülkece bu kış Ukrayna’dan gelen yağ yüklü geminin yolunu gözledik,marketlerde yağ stokları bitti diye alarmlar çalındığına şahit olduk, biz devede daha kulağı gördük vesselam.Kendi kendine yetebilecek ülkeler arasındayken kıymetini bilmediklermiz yüzünden kendine en büyük kötülüğü yapan ülke olarak tarihe geçeceğiz yakında.

ÖZEL YAZILAR

YORUMLAR

Son Yorumlar
13
0
Yorumunuzu okumaktan memnuniyet duyarızx