YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69e94e0ee4456
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 7 0 6
Bugün : 2970
Dün : 58766
Bu ay : 1277399
Geçen ay : 1803365
Toplam : 53422457
IP'niz : 216.73.217.119

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

Cemaatten Hükümete, ABD’den AB’ye, İsrail’den, Amerika’nın derin devleti sayılan ve yukarıdaki oluşumları hizmetinde kullanan Siyonist Yahudi Lobilerine kadar tüm şeytani güçlerin ve şer çevrelerin ortak hedefi ve endişesi: 1- Milli Görüş– Adil Düzen2- Milli Ordu olduğu gerçeği kavranmadan:

a)Hiçbir hayırlı adım atılamazdı

b)Hiçbir yararlı sonuca ulaşılamazdı

c)Hiçbir doğru ve doyurucu yorum yapılamazdı

d)Hiç kimse ve hiçbir kesim, Siyonizm’in figüranı olmaktan kurtulamazdı.

İşte aşağıdaki yazı, bu gerçekleri akıllara yaklaştırmak, beyinlere örülen yanlış algı kalıplarını kırmak; ve artık Milli, imani ve insani sorumluluklarımızı kuşanmak için hazırlanmıştır:

Cumhuriyeti, “cumhuru ret” felsefesiyle yozlaştırmaya çalışanlar, özellikle Atatürk’ten sonra Laik devlet kılıflı “despotik CHP” hükümetleriyle dindar halkı tahkir ve İslamı temelinden tahrip sürecini yaşatmıştı. Menderes ve devamı dönemlerinde “demokratikleşme” jelatiniyle “sabataist ve mason hâkimiyetini” sağlayıp, Türkiye’yi ABD’nin sömürgesi AB’nin de hayalcisi konumuna taşıyanlar, maalesef Devleti ve Milleti dejenere etmeyi başarmışlardı. Özal ve Erdoğan eliyle de, küreselleşme ve bütün dünya ile bütünleşme hevesiyle halkımız Siyonist-Kapitalist düzene köleleştirilmeye, hayat ve huzur kaideleri yok farz edilerek gelenek-görenek dini haline getirilen İslam ise “demekratur oyununda”oy avcılığı ve toplumun tavlanması için tepe tepe istismar edilmeye başlanmıştı. Ergenekon mahkemesiyle “Yargı İktidarı”oluşturulan, Paralel yapılarla “Polis ve bürokrasi mafyası” kurulan Türkiye, son HSYK düzenlemesiyle de tam bir “PARTİ SULTASI”na çevrilmiş durumdaydı. Çünkü yasaları yapan da, onları uygulayacak hâkim ve savcıları birer parti memuru gibi avucuna alan da AKP iktidarıydı ve artık tuz da buz da kokmaya başlamıştı!  Hepsinin de yuları dış mihrakların (ABD Yahudi odakların) elinde bulunan bu sağcı, solcu ve sözde İslamcı iktidarlar, zaten boynuna NATO kemendi takılan TSK’yı da kendi saltanatlarını koruma ve tabi oldukları dış mihrakların talimatlarını uygulatma teşkilatı olarak kullanmaya; hatta Ordu içinde kendileriyle irtibatlı özel cuntalaroluşturmaya kalkışmışlardı. Ve bunların tamamı, Ordu’ya yaptırdıkları haksız ve dayanaksız girişimlerin ve ihtilallarin, kaymağını (ganimetini) kendileri toplamış, bütün suçunu ve sorumluluğunu ise askerin sırtına yıkmışlardı. Devlete, Millete, askerine ve İslamiyet’e gerçekten ve gönülden sahip çıkan ve bir ömür onlar için çırpınan Erbakan’ıise, maalesef hiçbiri anlayamamış ve yanında olamamıştı. Şimdi anayasada öngörülen Hukuk Devleti vasfından ve Kuvvetler ayrılığı kuralından resmen olmasa da fikren ve fiilen uzaklaşan ve “Parti Diktası”yla, yönetilmeye başlanan ülkemizde,  özellikle Güneydoğu Bölgemizde devlet hâkimiyeti ve otoritesi giderek zayıflıyordu.

Emniyet Müdürleri devlet yerine PKK’ya yakarıyor: Cemaat dümbükleri ise Amerika’ya “AKP’yi hizaya sokun” çağrısı yapıyordu!

Batman’da Abdullah Öcalan’ın Türkiye’ye getirilmesinin yıldönümünde çıkan olaylar sırasında BDP Batman Milletvekili Ayla Akat Ata, Batman Emniyet Müdür Yardımcısı Orgun Çetin Mizanoğlu’na (yani Devlet’e ve Hükümet’e): “Terbiyesiz, şerefsiz, alçak, zavallı herif. Sen burada kendini ne zannediyordun?” diye bağırıp sataşacak kadar küstahlaşıyordu. Devlet’ten ve Hükümet’ten umudunu kesen Emniyet Müdür Yardımcısı Mizanoğlu ise, “Ben Balıkesirliyim. Eşim Diyarbakırlı, yani ben eniştenizim. Biz yürüyüşe izin verdik; taş atmasaydınız, bunlar olmazdı. Ben yaşamayacak mıyım burada?” şeklinde yakınıp PKK’lılara yaranmaya uğraşıyordu.  

Bu arada Cemaat yazarlarından Gültekin Avcı PKK’nın bölge halkına 20 bin kalaşnikof dağıttığını ve güçlendiğini söylüyordu!

Öcalan’ın yakalanma yıldönümü olan 15 Şubat protestolarında çıkan olayları analiz eden ve cemaate yakınlığıyla bilinen Bugün gazetesi yazarı ve eski savcı Gültekin Avcı, PKK’nın çözüm süreci sayesinde iyice güçlendiğini söylüyor ve yandaşlarına tam 20 bin kalaşnikof dağıtıldığını belirtiyordu.

“KCK tüm il ve ilçelere yayıldı. Örgütsel sistematiğini tamamladı. Egemenlik hakkı olarak vergi almaya başladı. Asker ve polis direndiğinde onları evinizin penceresinden şöyle vuracaksınız falan diye milis eğitimi yapıldı. Askere ve polise size ateş açılmadıkça karışmayacaksınız, ama büyük kalkışmaya hazır olmalısınız” diye halka ve milis güçlere 20 bin kalaşnikof dağıtıldı. Bunu devlet biliyor, ama karışmadı, ses çıkarmadı” diyen Gültekin Avcı’ya göre; Doğu illerinde yapılan PKK ve KCK toplantılarında konuşulanlar çözüm sürecinde nerelere gelindiğini gösteriyordu. Buralarda: “Artık 20 yıl savaşabilecek güce sahibiz. Başbakan demek Kürdistan demektir. Aman Başbakan’a zarar gelmesin” dendiğini yazıyordu!

Ve zavallı Elazizciler de: “Mademki PKK AKP iktidarından memnun, öyleyse Cemaat haklı ve hayırlı yoldadır” kanaatine ulaşıyor, daha doğru şapşallaşıyordu. Oysa İsrail’in ve Yahudi Lobilerinin asıl işbirlikçisi Cemaat oluyordu! Cemaat-Hükümet kapışmasında, her iki tarafın yandaşları da kendi takımlarının kazanacağı hesabıyla coşup küfürler savuruyor, hiç kimse bunların figüranlıklarını ve dış güçlerin karanlık planlarını hesaba katmıyordu. İşte bütün bu nedenlerle ve geleceğimizi kurtarma mesuliyetiyle:

Batının, İslam’dan öğrenip aldığı ve insanlık tarihi boyunca aklın, araştırmanın ve vicdanın mirası olan “Ortak doğruları” esas alarak; haksız ve ahlaksız temellere dayalı “Mutlak yanlış”lardan da kesinlikle sakınarak hazırlanan Milli, yerli ve Adil bir Düzeni, ordu-millet kaynaşması ve dayanışması ile artık kurmamız ve bu kaostan kurtulmamız gerekiyordu!

 “(AKP) Sanki bunları yaşamadık, hiçbirine tanık olmadık (gibi davranıyor). Darbe günlükleri, Santoro, Dink ve Zirve Kitabevi cinayetleri, AK Parti’yi hedef alan yargısal darbe girişimi ve asker himayesinde kurulan internet siteleri, 27 Nisan muhtırası, Ergenekon ve Balyoz planları unutturulmak isteniyor. Elbette dava süreçlerindeki adaletsizlikler vardı, ancak, demokrasi ve hukuk düşmanlıkları da unutulamazdı. Ama şimdi ‘milli orduya kumpas’ bahanesiyle Erdoğan’la Tayyipgiller tehlikeli bir oyun kurgulamaktaydı” diyen İttihatçı ve Sabataycı Mason Cemal Paşa’nın torunu Hasan Cemal “Orduya niye sahip çıkılıyor?” diye gayzını kusuyordu.

“Daha düne kadar, ‘askeri vesayet‘e karşı ‘demokrasi‘nin yanında gözükmüş olanlar bugün karşı saftaydı. Sanki, Özden Örnek Günlükleri‘nde yazılanlar yaşanmadı. Sanki, Balbay Günlükleri‘nde yazılanlar yaşanmadı. Sanki, askeri belgelerde operasyonlar olarak geçen Rahip Santoro cinayeti, Hrant Dink suikastı, Zirve Kitabevi Katliamı olmadı, Türkiye’de darbe ortamını olgunlaştırmak için (bunlar yapılmadı). Sanki, AK Parti‘yi zayıf düşürmek için asker himayesinde internet siteleri kurulmadı, dezenformasyon ve kara propaganda kampanyaları başlatılmadı. Sanki, Abdullah Gül‘ü Cumhurbaşkanı seçtirmemek için daha 2007 yılında 27 Nisan Muhtırası yazılmadı. Sanki, 2008 yılında asker-yüksek yargı işbirliği ile, AK Parti’nin Anayasa Mahkemesi’nde kapanmaktan tek bir oyla kıl payı kurtulduğu yargısal darbe girişimi yapılmadı.

Sanki Ergenekon yoktu (masaldı). Sanki Balyoz yoktu (yalandı). Oysa bunların hepsi vardı. Hepsi gözümüzün önünde yaşandı. Bu noktayı vurgularken, elbette dava süreçlerindeki hukuki yanlışlar, vahim hatalar, asılsız iddialar göz ardı edilemezdi, ancak, yukarıda sadece bir bölümünün özetini verdiğim demokrasi ve hukuk düşmanlıkları da unutulamazdı. Ama şimdi unutturulmak isteniyor. Milli orduya kumpas diye üzeri kapatılmaya çalışılıyor. Çünkü Erdoğan’la Tayyipgiller düne kadar kendilerini hedef seçmiş güçlerle şimdi kol kola girmiş bulunuyor! Unutturulmak isteniyor, çünkü Erdoğan’la Tayyipgiller artık tümüyle ‘devletleşme‘nin peşinde. Unutturulmak isteniyor, çünkü Erdoğan artık tek adam olmak istiyor. Unutturulmak isteniyor, çünkü Erdoğan, ‘asker‘i de yedeğine alarak, (desteğini kazanarak) Latin Amerikavari bir sivil otoriter rejim kurmak yolunda ilerliyor. İşte bunun içindir ki Tayyipgiller, ‘milli orduya kumpas’ gibi, ‘paralel devlet’ gibi, ‘Taraf tam bir projedir‘ gibi sloganlarla saf değiştirip demokrasinin karşısına geçmiş görünüyor. Uzun lafın kısası: Çok tehlikeli oyunlar oynanıyor.”[1]diyen ve daha düne kadar Recep Bey’e övgüler dizen HASAN CEMAL gibilerin, asıl hedeflerinin, Cemaat ve Hükümeti kullanarak TSK’yı tamamen etkisiz ve yetkisiz konuma taşımak olduğunu, böylece kendileri itiraf ediyordu. Bu sataşmaların Erdoğan iktidarına değil, Ordu’ya yönelik olduğunu anlamayan ahmaklara ise söz anlatmak lüzumsuzdu.

Oysa eski Marksist yeni Liberalist ama her halde Sabataist Hasan Cemal, bir zamanlar da Recep Başbakana ağabeyi olacak kadar yakın duruyordu! Erbakan Hoca ESAM Konferanslarının 3. de (Bostancı Gösteri Merkezinde): “Ben bunları otuz sene okuttum. Hak namına bir şey öğretemedim. Ama elin gâvuru üç günde Tayyibi kendilerine benzetti. Bu yüzden otuz yıllık Milli Görüş Gömleğini hemen çıkarıp, Haçlı Emperyalistlerin ‘Tayyo-2’ gömleğini giyiverdi; Siyonist merkezlerin ‘Cesaret Madalyasını’ boynuna geçirdi” derken aslında bunların tıynetine ve bozuk zihniyetine dikkat çekiyordu!

Cemaat ve Hükümet: a) Erbakan’ı saf dışı edip Adil Düzen’i geciktirmek, b) TSK’yı köreltip kösteklemek üzere parlatılıp öne çıkarılıyordu!

Her ikisinin de meslek ve meşrebi farklı da olsa, ortak yönleri ve yöntemleri, İslam’ın tamamına değil, sadece bir kısmına ve istismarına talip olmalarıydı.  İkinci ortak yönleri ise, ABD’nin derin devleti olan Yahudi Lobilerinin resmi madalyalı taşeronluklarıydı. İşte bunların gerçek ayarını ve nifak damarını ortaya çıkaracak şu sorulardan, oldukça rahatsızlık duyar ve gıcık alırlardı:

“Bir sabah uyandığınızda, Kur’an’ın dünyadan alınıp göklere kaldırıldığını, bütün nüshalarının (Mushafların) bir anda kaybolduklarını, hafızların tüm ayetleri unuttuklarını görseniz sizce kimler, ihtiyaç ve iştiyakla Kur’an’ı arayıp sorardı, O’na yeniden ulaşmak için çırpınırdı. Tüccarın çek ve senet dosyasını, yargıcın kanun kitaplarını, öğretmenlerin eğitim programını, öğrencilerin ders ve test kitabını, aşçının mutfak araçlarını, kadınların aynasını, erkeklerin cüzdanını ve kredi kartlarını aradığı gibi, acaba kimler merakla ve heyecanla Kur’an’ı bulma tedirginliği yaşardı? Bugün dindarlık yapanlarımızdan, takva rolü oynayanlarımızdan, ilim adamlarımızdan, acaba kaç kişi “Nereye kayboldu bizim hayat ve huzur kaynağımız, biz şimdi hangi kitaba başvuracağız?!” diye telaşa kapılırdı?

Nurcu kardeşlerimiz “Aman Kur’an’ımız kaybolmuş!” diye ağlayıp ararlar mıydı, yoksa “Risale-i Nur bize yeter, O başka kitaba ihtiyaç bırakmıyor” diye fütursuz mu davranırlardı? Fethullahçılar “Kur’an’sız hayatımız karardı!” diye dizlerine mi vurulardı, yoksa “şükür Hocaefendimiz ve eserleri elimizde!” diye huzur mu bulurlardı? Tarikat ve takva ehli “şimdi karanlıkta kaldık, yolumuzu nasıl bulacağız, nereye başvurup danışacağız, Mevla’mızla irtibatı nasıl kuracağız?” diye ağlayıp yakınır mıydı, yoksa, “evrad kitabımız ve mektubatımız varken tedirginliğe gerek yoktur” diye ferahlanır mıydı?

“İnsan hak ve hürriyetlerinin bulunduğu bir toplumda, İslam Devleti ve Kur’an düzeni kurmaya çalışmak, lüzumsuz bir uğraştır”!?[2] inancını (daha doğrusu inançsızlığını) taşıyan, yani: “Akıl ve araştırma ile, huzur ve hürriyet kuralları bulunabilir, işte Laik ve demokratik Batı böyledir, bu nedenle artık Hak Din’e ve Peygamber’e ve O’nun getirdiği sisteme ihtiyaç kalmamıştır” kanaatini yayan Fethullah Gülen gibi bir adamdan ve yandaşlarından, yeryüzünden kaldırılan Kur’an’ı arama gayreti taşıyacaklarını düşünmek saflık olmaz mıydı?

“Ölüsü olanların, mevta yıkayanların, cenaze kaldıranların, mezara toplananların, taziyeye oturanların, ezber yapanların, cüz tutanların, hatim satanların, Mevlit okutanların, falcılık yapanların, Mushaf basımı ve dağıtımı üzerinden trilyonlar kazananların dışında, kim “Kur’an’ı yitirdiği, Mevla’sıyla irtibatının kesildiği için, canu gönülden feryadü figana başlardı?” sorusu elbette haklıydı ve uyarıcıydı, ama niye bazıları çıbanına basılmış gibi hırçınlaşmaktaydı?

Evet, Kur’an’ı Azimüşşan, elbette kutsaldı, çünkü ilahi kaynaklıydı, Allah’ın kelamıydı, müminlerin hayat programının esasları ve huzur dayanağıydı. Ama bugünkü Yahudi ve Hıristiyanların elinde bulunan ve temelinden tahrifata uğrayan cinsten bir “Kutsal Kitap” kategorisine konulamazdı. İslam, haşa bugünkü semavi dinler sınıfına sokulamayacağı gibi, Kur’an’ı Kerim de bu anlamda -Tevrat ve İncil misali- bir Kutsal Kitap sayılamazdı, onlardan biri gibi tanıtılamazdı. “Paralel devlette” muhterem elemanları (kiralık adamları), Paralel evrende ve gökler aleminde” ise ruhani dostlar(!) her an çağrılarını beklediğine inanılan Fethullah Gülen’in ve Cemaatinin STV’’si bir dizisinde Hz. Peygamber Efendimizin (SAV) ruhaniyetini bile maalesef ışık huzmesi şeklinde kamyonete bindirecek kadar kutsallarını istismardan ve sahte tavırlardan sakınmayanlar elbette bu gerçek uyarılar karşısında rahatsız olacaktı!

“İman edenlerin (ve İslam davası güdenlerin); Allah’ın zikri ve Hak’tan inmiş olanın (hükümleri ve haberleri) için (Kur’an ahkâmını ve Peygamber ahlakını yeniden hayata hâkim kılmak üzere); kalplerinin huşu (saygı ve korku) ile yumuşayacağı zaman hala gelmedi mi? Onlar (Müslümanlar) daha önce kendilerine (Tevrat ve İncil) kitabı verilmiş, sonra üzerlerinden uzun bir zaman geçince kalpleri katılaşmış (kitaplarını da bozup yozlaştırmış) kimseler gibi olmasınlar!” (Hadid: 16) ayeti bugünkü Müslümanların da, ehli kitap gibi İslam’ın özünü terk edeceklerini, kurtuluş için yeniden Kur’an’a dönmeleri gerektiğini haber ve emir buyurmaktadır. 

Ordu düşmanlıklarını, sahte dindarlık ve muhafazakârlık kılıfıyla örtmeye çalışanların, Haçlı AB hayranlıkları ve zina duyarsızlıkları mide bulandırıyordu!

Evli çiftlerin zina etmesi halinde verilen cezaların Türk Ceza Kanunundan çıkarılması şartına “evet” diyen ve Recep Erdoğan’ın AB’ye boyun eğdiğini gösteren 24.09.2004 tarihli, çoğu da AKP yandaşı Gazetecilerin manşet ve haberleri sizi susturmaya yeterlidir! İşte evli erkek ve kadınların zina etmeleri halinde verilen cezaların kaldırılmasıyla ilgili 24.09.2004 tarihli bazı Ulusal Gazetelerin ‘AB’yle Yaşanan Zina’ Krizi Sonrasında Yazdıkları:

Yeni Şafak: Gitti, Çözdü, Geldi.

 Ankara’da koparılan Türk Ceza Kanunu fırtınası, Başbakan Erdoğan’ın Brüksel ziyaretiyle son buldu. Meclis, TCK’yı 6 Ekim’den önce çıkaracak ve Günter Verheugen olumlu rapor verecek

Vatan Gazete: Harika Sonuç

 Verheugen “Başbakan zina cezasının kaldırılması konusunda güvence verdi. Türkiye’nin önünde artık hiçbir ENGEL KALMADI” dedi

Star Gazete: 5 dakikada krizi çözdü.

 Başbakan Erdoğan “TCK(da istediğiniz değişiklik Meclis’ten) geçecek” dediği Verheugen’den Türkiye’nin önüne yeni şart konulmayacak sözü aldı. TCK üzerinden sorun çıkarmak isteyenlerin hevesleri de kursağında kaldı.

Sabah: Biz Avrupalıyız! (Çünkü artık zina cezalandırılmayacaktı!)

Başbakan Erdoğan, AB ile Ceza Yasası krizini Brüksel’de yine kendisi çözdü. Attığı adımla AB hedefi 41 yıldır hiç olmadığı kadar yakına geldi. (Bu zina eden evlilere verilen cezanın kaldırılmasıyla ilgili)

Radikal:  Rapor Tamam Sıra Kararda

Başbakan, AB ile krizi, zinayı suç haline getirmekten vazgeçerek bitirdi. Verheugen de müjdeyi şu sözlerle verdi: Artık müzakere tavsiye etmemiz için Türkiye’nin tamamlaması gereken bir şart yok

Milliyet: AB Kapısı Açıldı.

Erdoğan Verheugen’e TCK’yı Ekimden önce zina maddesi olmaksızın geçireceğiz ancak başka şart istemeyiz mesajı verince hiç sorun kalmadı.

Milli Gazete: Efelik sökmedi!

“İçişlerimize karıştırmayacağımız!” (palavralarıyla halkı oyalayıp), AB’ye, tam teslimiyet gösterildi. Türkiye’ye iki günde 1 katrilyona malolan zina tartışması sırasında “AB içişlerimize karışamaz” çıkışını yapan Başbakan, Verheugen karşısında yelkenleri suya indirdi. Ve Haçlı ağabeylerinin dayatmasına boyun eğildi.

Hürriyet: Yolumuz Açıldı!

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Brüksel gezisinde zina pürüzü aşıldı. Erdoğan, TCK(daki zina değişikliği) için söz verince, Avrupa Birliği yeşil ışık yaktı. TBMM pazar günü olağanüstü toplanıyor.

Akşam: Tam Yol Avrupa.

 Brüksel’de tarihi uzlaşma. Erdoğan, TCK’yı zinasız çıkarma sözü verdi. Verheugen AB kilidini açtı: Engel kalmadı. Müzakere tavsiye edeceğiz” dedi.

Güneş: Yanlış hesap Brüksel’den Döndü.

 Kritik zirveden beklenen oldu! Erdoğan, zina inadından vazgeçince, Verheugen, ‘Artık tarih için engel kalmadı’ diyerek Türkiye’nin önünü açtı

Evrensel: Erdoğan boyun eğdi.

Türkiye’yi haftalardır zina tartışması ile meşgul eden ve “AB bizim içişlerimize karışamaz” diyen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, AB’nin bütün şartlarına boyun eğdi. Dün AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen ve AB yetkilileri ile görüşen Erdoğan, TCK’nın zina düzenlemesi olmadan (Yani artık zina suçuna verilen ceza kaldırılarak) Meclis’ten geçeceği sözünü verdi.

Birgün: 2013′e kadar planda yoksunuz.

 AB’nin Genişlemeden Sorumlu Üyesi Günter Verheugen, Türk Ceza Kanunu’nda (zinayı suç olmaktan çıkarmak için) yapılan değişiklikleri (hiçbir Müslüman ve Milli hükümetin cesaret edemeyeceği) “yüzyılın işi” olarak değerlendirdi. Verheugen AB bütçesi dolayısıyla, 2013 yılına değin Türkiye’nin AB’ye alınması konusunda bir plan bulunmadığını da ekledi.

Yeni Asya: Verheugen; Güvence aldık. (Bay nurcular, bunun neyin karşılığında verildiğini niye söylememişti?)

 Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile bir araya gelen Avrupa Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen, Erdoğan’dan tam güvence aldığını belirtti. (Sözde dindar Nurcular bile zinaya verilen cezanın kaldırılmasına sevinmekteydi!?)

Elazizcilerin tutarsızlıkları sırıtıyordu!

“ABD ve müttefikleri Ortadoğu’dan çekilmek zorunda kalınca meydana gelen boşluk nedeniyle Arap Baharı denilen süreç başladı. Sürecin öne çıkardığı Türkiye bölge lideri küresel güç olup dünya siyasetinde öncü rol oynamaya başladı. Başbakan Erdoğan liderliğindeki 11 yıllık AKP iktidarı büyüyen Türkiye’nin yeni yükünü bu mevcut siyasi partiler ve liderleri artık taşıyamamaktadırlar. AKP’nin iç koalisyon yapısı, diğer 1923 rejiminin ürünü partiler bölge lideri küresel bir güç haline gelen Türkiye için ayak bağıdır… Bu yüzden Türkiye’yi yöneten derin milli irade AKP’nin dağıtılmasını, içinden Cemaat destekli bir İslami parti çıkartılmasını, Millî Görüş kökenlilerin Saadet Partisi’ne katılmasın öngörmekte ve bu amaca yönelik bir siyasi mühendislik projesini hayata geçirmeye çalışmaktadır. Bugüne kadar işin zor kısmı gerçekleştirildi: Cemaat’le AKP iktidarı arasında kavga çıkartıldı, geriye dönüşü imkânsız noktaya vardırıldı. Bundan sonrası kendiliğinden gelecek ve Cemaat kaçınılmaz şekilde partileşecektir. İktidar-Cemaat kavgasını önleyemeyen güçler artık sürece asla mani olamazlar…

Saadet Partisi Genel Başkanı Mustafa Kamalak Türkiye’nin bu yeni siyasi konjonktürünü doğru okuyor izlenimini vermektedir. Cemaat medyasına yaptığı açıklamalar oldukça isabetlidir. Bu minvalde politikasını sürdürmede büyük yarar vardır. Önümüzdeki yerel seçime kadar Saadet Partisi ile Cemaat’in ittifak etmesi her iki tarafa yarar sağlayacaktır. Çünkü şu saatten sonra partileşmesi kaçınılmaz hale gelen Cemaat için önemli olan AKP’nin bölünmesidir. Bunu da ancak Saadet Partisi yapabilir. Bu yüzden Saadet Partisi için vereceği destek amacına hizmet edecektir… Saadet Partisi’nin de 30 Mart’a kadar Cemaat’e destek verip arka çıkmaya ve güçlendirmeye çalışması kendi yararınadır. Çünkü ancak bu şekilde AKP dağılabilir ve Millî Görüş kökenliler için yuvaya dönüş yolu açılabilir. Türkiye bugün artık yadsınamaz şu realite ile karşı karşıyadır: AKP iktidarının gerçek muhalifi ve alternatifi mevcut hiçbir muhalefet partisi değil, Cemaat’tir! Şu seçim sürecinde Cemaat’i güçlendirmek ve AKP’yi bölmek için Saadet Partisi ne gerekirse yapmalıdır. Çünkü ancak bu politika ile Saadet Partisi şu yerel seçimden güçlü çıkabilir. Eğer, yerel seçimde bir başarı gösterilemezse genel seçimde başarı göstermek mümkün olmaz… Saadet Partisi ve Cemaat bu stratejiyi 30 Mart’a kadar başarı ile uygulayıp yürütebilirse, onun ardından birbirinin alternatifi iki İslami parti olarak diğer bütün partileri gölgede bırakabilirler ki, Türkiye’yi yöneten derin iradenin siyasi stratejisi de budur. Saadet Partisi Genel Başkanı Mustafa Kamalak’ın yaklaşımına inat, Millî Gazete Köşe Yazarı Sabetayist haham her gün Cemaat’e saydırıp ateş püskürtmektedir. Millî Gazete’nin yayınları da maalesef ağırlıklı olarak bu doğrultudadır.[3] diyecek kadar akıllarını putlaştıran ve kuruntularını tabulaştıran bu Elazizciler, Yahu daha düne kadar “AKP ve Erdoğan ekibi, İsrail’i yıkmakla görevli, Erbakan’ın halis talebeleridir” dememişler miydi?

Cemaatin medyasında, Fetullahçılara yaranmaya çalışan Mustafa Kamalak, Oğuzhan Asiltürk’ten habersiz ve izinsiz mi böyle hareket etmekteydi? Oysa Oğuzhan Asiltürk de, Milli Gazete’deki demeçlerinde ve sohbetlerinde cemaatle ilgili, Mustafa Kamalak’ın sözlerini aynen söylemekteydi. Tabi bu şaşkın ve sapkın kafalara göre sadece Oğuzhan Asiltürk ekibi değil, yolsuzluk operasyonlarında ve internet yasası konusunda Cemaati destekleyen ve hükümeti eleştiren Yahudi ve Mason şebekesi TÜSİAD patronları da, hatta Amerika’daki Fetullah destekçisi Siyonist baronları da, hepsi birden hidayete erip Erbakan’ın milli derin devletinin güdümüne girmişlerdi!?..

İnsan ürküyor, anlamakta zorluk çekiyor. Şu sözlere bir bakın:

‘Ok yaydan çıktı bir kere. Bu safhadan sonra geri dönüş ‘yok olmamız’ anlamına gelir. Onun için tüm imkanlar kullanılarak taarruz tek yoldur. Önümüze kim çıkarsa ezip geçeceğiz. Seçimlerde yüzde 65 ile bile gelseler, dosyalarla (bunları, Erdoğan iktidarını) götürmek zorundayız. 44 yılda ördüğümüz hırkayı ‘buyurun siz giyin’ diyecek değiliz. Komünist, faşist, Alevi ve CHP’li fark etmez herkesle ittifak edin.’ ‘Hizmetin bekası için gerekirse Türkiye feda edilir. 5 bin savcı o kadar hakim, on binlerce polis ve asker şehit olmaya hazır. Kayıplar önemli değil.’ ‘Bütün bilgiler ve her alanda(ki kirli belgeler); amir, memur, hakim, savcı, asker, general, vali, müsteşar, esnaf ve talebe(yle ilgili fişlemeler)  sayı ve özellikleriyle masamızda (duruyor). Herkesi her an ‘hain ilan ediliriz’ endişe ve baskısı altında tutun. Gerekirse zaaflarını açıklamakla tehdit edin. Hizmetimizi muhafaza için, güçlü olandan yana olmak esas düsturumuz olmalıdır. Türkiye’deki mücadelede ABD’nin yanında yer alırsak güçlü çıkarız.’[4] şeklinde yüksek yargı üyesi hâkim ve savcılara böyle talimatlar verebilen bir Hocaefendi kimlerin güdümündeydi ve Cemaati kimlerin hizmetindeydi?

“ABD’de tanıştığım bazı insanlardan da paralel örgütün ABD’de de neler döndürdüklerine dair tarafıma aktarılan bilgiler arasında yer alan ve tesadüfen SABAH’ın pazar günü manşetinden verdiği, Gülen Cemaati’nin ABD’li siyasetçilerin seçim çalışmalarında yaptığı bağışlar mevzusunu irdeleyeceğim. Benim bilgi kaynağım sadece Hillary Clinton için cemaat mensuplarından toplanan miktarın 250 bin Dolar ve Gülen Cemaati’nin ABD’deki en önemli isimleri arasında sayılan Bayrock şirketinin ortaklarından Burak Yeneroğlu’nun da Obama’nın kampanyası için yaptığı bağışın 652 bin 900 dolar olduğunu söylüyor… Acaba hiçbir gerekçesi, bahanesi yokken Gülen’in ABD gibi katı mülteci yasasına sahip bir ülkede elini kolunu sallayarak dolaşmasına ve Pensilvanya’da konuşlu o çiftliği örgütünün merkez üssü gibi kullanmasına hangi sebeple göz yumuluyor? Gülen öğrenci değil; işadamı değil; işçi değil; sanatçı değil. Ülkesine dönebilmesiyle ilgili de önünde hiçbir engel yok. İstediği an Türkiye’ye dönebilir. Ki bu ülkenin Başbakanı 2 sene evvel kendisini açık açık davet de etti; “Bu hasret bitsin” diyerek. Eee o halde? Neden dönmüyor? Neden 15 yıldır ABD’de yaşamayı tercih ediyor?

Gerçi eski bir cemaat mensubu olan kaynağımın iddiasına göre 17 Aralık operasyonu onun istediği biçimde şekillense ve hayalini kurduğu biçimde sonuç bulsaydı Gülen Türkiye’ye dönmeyi planlıyordu. Kaynağım bu konuda inanılmaz bir senaryodan bahsediyor; Paralel örgütün 17 Aralık ve sonrasında Başbakan’ın yakın çevresi dahil ülke ekonomisine yön veren tüm yandaş işadamlarını tutuklayarak cezaevine göndermeyi planladığını ve sonrasında da hükümeti istifaya zorlayıp ardından da Gülen’i Humeyni benzeri bir şovla Türkiye’ye döndürme hedefi olduğunu iddia ediyordu![5] tespitlerine niye hala yanıt verilmiyordu?

Şu sorular niçin hala sorulamıyordu?

Amerika’da çok etkin oldukları bilinen Morton I. Abramowitz ve Eric S. Edelman gibi önde gelen Yahudi-Siyonist stratejistlerin hazırladığı “Retorikten Gerçeğe: ABD’nin Türkiye Politikasını Yeniden şekillendirmek” adlı, yarı resmi raporda, daha önce Erbakan’ı yıkıp Erdoğan’ı iktidara taşımak üzere AKP’ye destek veren kesimler, şimdi niye Cemaat ağzıyla konuşuyor ve Sn. Başbakan’a sert mesajlar gönderiyordu? Bu malum ve mel’un odaklar, AKP Hükümetinin halkın kan damarlarından hortumlayıp Havuz’lara doldurdukları ve Karaman hocalardan rüşvete fetvalar uydurdukları gerekçesiyle mi, yoksa bu iktidarın son kullanma tarihi geldiği için mi böyle sert ve ters davranıyordu?

AKP Hükümeti 17 ve 25 Aralık soruşturmalarıyla ortaya çıkan vahim iddiaları unutturmak ve halkı uyutmak için her türlü yola başvurduğu görülüyordu. Bütün bu operasyonları doğrudan “paralel devlet” ile irtibatlandırılmasının ardında herhalde büyük bir hesap yatıyordu. Fakat bunlardan hareketle “paralel devlet” diye bir yapılanma bulunmadığını, dolayısıyla son yolsuzluk operasyonlarının da bu yapılanmanın işi olmadığını ileri sürmek de hiç kimseye inandırıcı gelmiyordu. Böyle bir yapılanma uzun süredir vardı ve tahribat yapıyordu. Varlığını da büyük ölçüde siyasi iktidarın onayına, göz yummasına, hatta teşvik edip arka çıkmasına borçluydu. Çünkü delil üretme ve karartma, kumpas kurma, gizli tanık yaratma, dezenformasyon ve manipülasyon yapma konusunda hayli mahir olan bu yapılanma, eski iktidar sahiplerini tasfiye sürecinde hükümetin en büyük yardımcısı olmuştu. Yeni yaşanan, bu yapılanmanın artık siyasi iktidarın da canını acıtması; hükümetin de eski müttefiklerden kurtulma telaşıydı” gibi haklı tahliller üzerinde niye kafa yorulmuyordu? Hükümeti ve Cemaati asıl kullanan ve kışkırtan dış güçler ve içteki çevreler niye hiç gündeme getirilmiyordu?

Başbakan Erdoğan İstanbul Başakşehir’deki hastane açılışında Fethullah Gülen’e “elebaşı” diyerek “Hoca dedikleriniz ihanet içinde” uyarısı yaparken, niye Amerika’daki ağababalarına hiç dokunmuyordu?

Washington yönetimi Kıbrıs’taki müzakereler için verilen tavizler nedeniyle her iki lidere teşekkür ederken Beyaz Saray’dan bir de uyarı geliyordu!

Türkiye ve ABD arasındaki ilişkilerin 17 Aralık sonrası gerildiği bir dönem, Beyaz Saray ve Obama’dan Kıbrıs konusundaki katkıları nedeniyle Başbakan Erdoğan’a hem övgü hem de uyarı mesajı geliyordu. 17 Aralık rüşvet operasyonu sonrası Ankara Hükümeti’nin Washington’ı suçlayan demeçleri sonrası gerilen Türk-Amerikan ilişkilerinde uzun süre sonra ilk kez bir kanal açılıyordu. Beyaz Saray tarafından yapılan yazılı açıklamada, “Başkan Obama ve ABD, iki Kıbrıs lideri Nikos Anastasiades ve Derviş Eroğlu’nun bugünkü buluşmasını ve Birleşmiş Milletler gözetiminde bir Kıbrıs anlaşması için müzakerelerin yenilenmesini memnuniyetle karşılıyor”, ABD, ayrıca bu çabada diğer uluslararası taraflar ile Başbakan Erdoğan ve Başbakan Samaras liderliğindeki Türkiye ve Yunanistan’ın oynadıkları yapıcı rolü de memnuniyetle karşılıyor. Kıbrıs’taki bölünme, fazla uzun sürdü. Bir anlaşma yoluyla, adanın tüm halkları için istikrar ve ekonomik refahın ilerletilmesiyle iki toplum potansiyellerini gerçekleştirebilir. Tarafları, ortadaki hayati meseleleri hızlı bir şekilde çözmeleri ve mümkün olduğunca erken biçimde Kıbrıs’ı iki bölgeli, iki toplumlu bir federasyon şeklinde birleştirecek bir anlaşmayı başarmaları konusunda cesaretlendiriyoruz.” denilerek, ABD hatırına Kıbrıs’ı feda eden Erdoğan hem kutlanıyor, hem uyarılıyordu!

Blog yazarı Ozan Tüzün, “Tayyip Erdoğan’ın yıllar geçtikçe mükemmelleştirdiği ve her sorulan soruya cevap verirken kullandığı bir algoritma var” diyor ve Başbakan Erdoğan’ın kullandığı yöntemleri şöyle formüle ediyordu:

Adım 1: Yapılan yanlışın ifade edilme şeklini değiştirip onu “yanlış olmaktan” çıkarmaya çalışmak, iyi bir şey gibi topluma aktarmak.

Adım 2: O suçu işleyecek ve o hataya düşecek dünyadaki en son insanın kendisi olduğuna toplumu ikna etmeyi başarmak.

Adım 3: Söz konusu olayın ve itirazların önemini indirgemek, olayı normalleştirmek, hatta yaptığının az bile olduğunu örneklerle açıklamak.

Adım 4: Şefkat, şeref ve erdem görüntüsüyle karşısındakini ezmeye uğraşmak, “İstesem yapardım ama yapmadım” kanaatini oluşturmak…

Adım 5: Soruları asla cevapsız bırakmamak; soruları “varsayalım dediğiniz doğru” şeklinde yanıtlamak, yani bunun olasılığını kabul edip, bu olasılığa karşı da sorumlu bir şekilde davrandığını ispatlamak.

Adım 6: Soruyu soranın bu konudaki samimiyetini sorgulamak, “kasıtlı ve kışkırtıcı davranıyor” imajı oluşturmak.

Adım 7: Olaydan yırttıktan ve kendini temize çıkardıktan sonra, bu sefer bu avantajı rakibini kötü göstermek için kullanmak.

Adım 8: “Konu kapandı, sorular yanıtlandı ve kendisini temize çıkardı”. Konuşmasını kendini ve yaptıklarını överek zirvede bırakmak.

Bunlara ek olarak:

·İyi şeylerde “biz” deyip kendine pay çıkarmak; ilişkilendirilmeyi istemediği şeylerde ise “devlet, polis vs” gibi kurum adları verip suçu onlara atmak.

·Soruya ve suçlamaya, kendi değerlerini değil; suçlayanın değerlerini ve silahlarını kullanarak karşı çıkmak. Örneğin, “Anayasada, devlet halkını alkolden, uyuşturucudan korur yazıyor. Bu görev bana verilmiş; bu maddeyi biz eklemedik ki” şeklinde demagoji yapmak.

·Adını telaffuz etmek istemediği insanların / kurumların ismini farklı konuşmak, farklı söylenemiyorsa tahkir edici adlar takmak. Örneğin Atatürk yerine Gazi Mustafa Kemal, Öcalan yerine İmralı, CHP yerine CeHaPe zihniyeti tabirlerini kullanmak.

·Cevaplanması uzun sürecek soruları sanki cevap evet/hayır kadar kısaymış gibi laf arasında sormak, karşındakinin cevap hakkını elinden alıp bastırmak.

·“Her şeye hâkim bulunuyorum, her şeyi biliyorum” havası oluşturmak; böylece insanlara otokontrol korkusu aşılayıp, izlendiklerinin bilinciyle kıstırmak.

·  Son: Ve tabi sürekli “İnançlı, maneviyatçı, çok cesur bir devlet adamı” rolü oynamak ve ölçüsüz bir din istismarı yapmak!

Ancak Recep Bey’in unuttuğu bir şey vardı. Hiç kimsenin yaptıkları yanına kar kalmayacaktı, Allah mutlaka intikam alacak ve hainlerin tuzaklarını boşa çıkaracaktı. İbrahim Suresinin şu ayetleri dikkatle okunmalıdır:

45. Siz, kendi nefislerine zulmedenlerin yerleştikleri mevkilerde oturmuş (ve iktidar sahibi olmuş)tunuz. Onlara ne yaptığımız size açıklanmıştı ve size örnekler aktarmıştık. (Ama siz ibret almamıştınız)

46. Gerçek şu ki, onlar (Hakka ve halka karşı) hileli-düzenler kurmuşlardı. Oysa onların düzenleri, dağları yerlerinden oynatacak (kadar kuvvetli ve Şeytani) de olsa, Allah Katında onlara hazırlanmış düzen (acı ve alçaltıcı bir akıbet) vardır.

47. Sakın ha, Allah’ı elçilerine verdiği sözden (ve zafer vaadinden) dönecek sanmayın. Gerçekten Allah Azizdir, intikam sahibidir. (Sizin de zulüm ve hıyanetlerinizin hesabını soracak, saltanatınızı yıkacaktır)

51. (Bu azap,) Allah’ın herkesi kendi kazandığıyla cezalandırması (ve yaptıkları hile ve hıyanet cinsinden intikam alması) içindir. Şüphesiz Allah, hesabı pek çabuk görendir.



[1] 16.02.2014, Taraf

[2] İhsan Yılmaz, Tudays Zaman Yazarı, Ermeni Agos Gazetesi röportajından

[3] 14.02.2014, Editör

[4] Bak: Yeni Şafak, İbrahim Karagül, 17.02.2014

[5] Sabah, Sevilay Yükselir, 11.02.2014

 

 

 

************************************************************************************************************************************

DOKUZ KÖYDEN KOVULDUM, ONUNCUDA VURULDUM!

 

Gayesiz gayretsiz insan, Kur’an diyor: aynı hayvan

Hocam’dan aldığım ilk ders; “Hayat, iman ve cihattır!”

Davası yok, sevdası yok; ham hamur, yavan ve yayvan

Ölümden korkulur mu hiç, sonsuzluğa seyahattır!

 

Müstaz’aflar feryat eder; çocuk kadın, mü’min mağdur

Zalimler keyif çatıyor; hain uşak, kâfir mağrur

“Muntakim” zuhur edince, Şeytaniler olur makhur

Tüm münafık marazlılar, bünyemizde cerahattır!

 

Biri “Papa’nın parçası!?”, onda Hak-Batıl harmandır

Kimin rüşvet fetvacısı, Hayret ki bir Karaman’dır

Birbirine sövüp sayar, gören sanır kahramandır

Bunlar kukla oyununda, Karagözle Hacivat’tır!

 

Yandaşları taş atarlar, rakiplerin kafasına

Dünya için din satarlar, gâvurların safasına

Şuursuzlar tuğla taşır, İsrail’in Yafa’sına

Bunların şeneatını, gafil sanır şecaatır!

 

Zaten herkes “Er doğuyor”, “Erce bakmak” zor vaziyet

Boş-bakan olmak kolaydır, ERBAKAN olmak meziyet

Madalyan resmi tasmandır, çok ettin hakka eziyet

Faiz fuhuş reva görür, ne şeytani içtihattır!

 

Artık dinlemez olmuşsun, “Ağabey” Hasan Cemal’i

Demek ki tam olgunlaştın, Barlas’la buldun kemali

İşte Irak Afganistan, Suriye Sudan Somali

Sayende Ümmet perişan, söyle hangi can rahattır?

 

Merak eden elbet sorar, arzulayan durmaz arar

Ne okuyor, ne anlıyor; böyle “Kitap” neye yarar

“Darül Erkam’ı” yıktılar, her taraf “Mescidi Dırar”

Haçlı-Siyon güdümünde, bunlar kime Cemaattır?

 

Seherlerin sırlarından, mahrum eyleme Sen ey Yar

Dost razı olduktan sonra, umrumda mı yedi milyar

Bana huzur vermiyor hiç, Adil Düzensiz bir diyar

Sünnet değil rıbat gerek, zira vakti kerahattır!

 

Firarsın sen bu âlemde, Azrail’e tutulursun

Daha çoktur kabalığın, dert belayla yontulursun

Ahmet Hoca bir başın var, kesseler de kurtulursun

Ya Rab vuslat özlüyorum, ister isen cefa tattır!

 

 

Ali ÇAĞIL

Lügatçe:

Yayvan: yayılan, gevşek

Makhur: Kahra uğrayan

Cerahat: Yara ve Çıban iltihabı

Şenaat: Lanetlik işler

Şecaat: Kahramanlık

Darul Erkam: Mekke döneminde Hz. Peygamberimizin karargah olarak kullandığı ev

Mescidi Dırar: İslam birliğini bozmak ve Hz. Peygamberin kontrolünden çıkmak üzere münafıkların yaptığı hıyanet merkezi

Vakti Kerahat: Nafile namaz kılmanın mekruh sayıldığı, Güneş’in doğması, batması ve tam tepede olması zamanları

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Picture of Ahmet AKGÜL

Ahmet AKGÜL

Subscribe
Bildir
9 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

ERBAKAN-ATATÜRK-TSK
Ülkemiz muhterem ERBAKAN hocamız gibi deha bir insan görmemiştir. Erbakan hocamızın 4 tane partisi kapatılırken hemde haksız ısnatlarla kapatılırken ve once devrım denilebilecek hizmetlere imza atmışken kapatılması ve 96-97 refah yol hukumetının kurulmasından sonra dış güçlerin Türkiye’deki işbirlikçileri vesilesiyle 2. bir düşman da TSK olmuştur.
TSK adı altında aynı zamanda TüRKİYE Cumhuriyetini bize hediye eden büyük önder Mustafa Kemal ATATÜRK’ e karşıda düşmanlıklarını son 4-5 yıldır kusmaya başladı dış mihraklar. Şu sözler Erbakan hocamızın TSK’YA ve MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’E karşı sevgisini ortaya koyan cümleler olarak tarihe geçmiştir:
Erbakan Hoca’nın, sıkça ve heyecanla tekrarladığı: “Herhangi bir kimse; Malazgirt’te inanışının şahlanışını yaşamadan… Kosava’da, Niğbolu’da bir kılıç olup parlamadan… Ulubatlı Hasan olup Sancağı burça dikmek için canını ortaya koymadan… Sultan Fatih olup, İstanbul’u almak için atını denize sürmeden… Kanuni olup şanlı ordularıyla Avrupa’nın içine yürümeden… Seyyid Çavuş olup “Ya Allah!” diyerek 250 kiloluk mermiyi kaldırıp namluya yerleştirmeden… Bir insan; (Haçlı Batının desteği ile Anadolu’muzu işgale kalkışan Yunan ordularına karşı) Sakarya’nın siperlerine girmeden ve Kıbrıs’ta büyük bir cesaret ve metanetle düşman tahkimatının içinden geçmeden, Milli Görüşün ne olduğunu anlayamaz!”sözleriyle Sakarya destanı yazan Mustafa Kemal’in ve kahraman askerlerinin yüksek Milli şuur ve duygusuna özellikle vurgu yapmış, hatta “Atatürk sağ olsaydı, elbette Milli Görüşçü olacaktı” diyerek aynı ruh köküne ve aynı Milli hedeflere bağlılıklarını hatırlatmıştır.
TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ; TÜRKİYE CUMHURİYETİ’Nİ BAĞIMSIZ DEVLET YAPAN TÜM “MİLLİ VE MANEVİ DEĞERLER”İN ODAKLANDIĞI BİR YÜCE KURUM VE BAĞIMSIZ TÜRKİYE DEVLETİ’NİN “GÜÇ VE BEKA”SINI TEMSİL EDEN “EN ÖNEMLİ KUVVET MERKEZİ” KONUMUNDADIR.
DOLAYISIYLA BÖYLESİ BİR HASSAS KURUMUN KAMUOYUNA TELKİN EDECEĞİ EN UFAK BİR “ÖZGÜVEN EKSİKLİĞİ”; TÜM TOPLUMSAL YAPIYI EN SERİ VE EN KUVVETLİ ŞEKİLDE ETKİLEYECEK VE ÜLKE ÜZERİNDE YÜRÜTÜLEN “GENİŞ ÇAPLI PASİFİZASYON HAREKETİ”NE DE ÖNEMLİ ÖLÇÜDE DESTEK SAĞLAYACAKTIR.

ERBAKAN HOCAMIZIN TSK İLE İLGİLİ DÜŞÜNCELERİni şu linkten görebilirsiniz:

http://www.necmettinerbakan.net/page.php?act=videoListe&katID=22&name=videolarla-erbakan-in-teknolojisi-ve-tsk-sevgisi

Milli Devlet aklı ve ordunun misyonu
Türkiye Cumhuriyeti devleti dünyanın en stratejik coğrafyasında bulunan tarihinen önemli devletidir,bu devletin ruh kökü Milli Görüştür, can damarı Ordusudur .Tarih boyunca kurulan devletlerinin ruhunu-Devlet Aklını- oluşturan Milli Görüş, yani ;-Hakkı üstün tutma kaldırma, zulme karşı çıkma engelleme- bilinci bu devletlerin en önemli dayanağı olmuştur.Bu Milli Devlet aklına şuurla bağlı olarak milletterini saadet ve selamet içinde yaşatmak ve tüm insanlığa Adil bir Düzen ulaştırmak konusunda ordumuz tarih boyunca en büyük vazifeleri ifa etmiştir .Bu yüzden yeryüzünde kötülüğü örgütleyerek Milli görüş ve Millii Orduyu -Stratejik Düşman- olarak gören-siyonizm, bu hayırlı fikir ve kurumların etkisiz hale getirilmesi için çok büyük planları kötülükleri irtikab etmekten çekinmemiştir, çekinmeyecektir.Siyonizmin bugünkü- köle düzeninin yerine ‘Tüm insanlığın barış içerisinde , özgürleşerek ve kalkınarak, birlikte yaşayabileceği;- Evrensel Saadet ve Bereket Düzerine’ mutlaka ulaşılacaktır.Bu konuda Milli Görüş fikriyatının tarihsel en güçlü temsilcisi olan ORDUMUZ üzerine düşen sorumluluğu en bilinçli şekilde ifa edecektir.Evrensel ve Milli Lider Erbakan ve Kahraman ORDU’ ya kurulan kirli kumpaslar ,işbirlikçilerle küresel patronlarının(siyonizm) sonunu hızlandırmaktan başka işe yaramayacaktır.!!!

Milli Güçler DEMOKRATUR Putunumu Yıkıyor?
Ülkemiz, ERBAKAN Hocamızın 40 yıl önce söylediği “Bu partilerin hepsi bir-aynı” hakikati geçte olsa anlamaya başlıyor. Ne çare meydana gelen kutuplaştırma, akp’nin alternatifinin olmadığı kanaati, akp aleyhinde tek bir medya bırakılmaması dış güçlerin AKEPE oyununu devam ettiriyordu… Halk istemediği halde, demokrasiyle kendi elleriyle seçtiği İKTİDARIN; Irak, Mısır, Libya İslam ülkelerinde akan kana ortak olmaya devam edeceklerini biliyor. Halk istemediği halde zinanın artırılacağını, faiz ivmesinin hızla artacağını, Filistin’de kol kanat kırılacağı, İslam coğrafyası kan ve gözyaşında kalacağı velhasıl Siyonist palanlar aynı şekilde devam ederken Hükümetin, taşeronluk vazifesini harfiyen yapacağını biliyor. Biliyor da neden bu oyuna geliyor. ERBAKAN Hocamızın şu sözleri bu oyunu özetliyordu.
Demokrasi diye bişey yok orta yerde! Oynanan oyun demokratur. Demokratur ne demek? HALKIN İDAREYE ALET EDİLMESİ DEMEK. Siyonizm bu oyunu oynuyor. Siz Seçtiniz diyor. Bu Televizyonlar senin elinde gazeteler senin elinde paralar senin elinde meydanlar senin elinde AKP senin elinde çocuk mu aldatıyorsun yav. Öyle Demokrasimi olur? Bu oyunu oynuyor kendi istediği adamları seçtiriyor. Seçtirdikten sonrada onları istediği gibi alet gibi kullanıyor. Dünyaya Hükmediyor. Ne olacak? Bir yandan Yahudi’nin anlına tabancayı dayadığın gibi bir yandan da halkın istemediği yönetimlerin anlına tabancayı (mecazi manada söylüyorum) dayanacak sistemi geliştirmek lazım. Bana bak halkın dediğini yapacaksın.” 54 T.C. Hükümeti Başbakanı Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN

Daha ne olsun ki?
Yazıları okudukça defalarca dehşete kapılmama rağmen, tüm bunları gören insanların neden saf saf baktıklarını anlamakta güçlük çekiyorum. En basit ifade ile şu El-Aziz denen grubun bile yakın zamanda defalarca birbirini yalanlayan görüşleri savunduğunu gördük. Bu durum ahmaklık ile aptal anlamında saflık ile açıklanır ancak. Zati BB de ben aptalım mahiyetinde safım itirafını yakın zamanda yaptı.şimdi bütün bu eşiklerin aşılmasının ardından ikna olduğum bir şey var ki halkımızın önemli bir bölümü aynı Fetullah G.’nin dediği gibi Cebrail as şahitlik etse ve bu insanların tiynetini açıklasa bile sapkınlıktan ve saflıktan vazgeçmek taraftarı değil. Ne yapalım diyecek söz kalmıyor. Rabbim istikametimizi bozmasın. Âmin.

aklınız varsa marsa kaçınız
YILLARDIR TÜM İSLAM ALEMİNE VE İSLAMI EN MÜKEMMEL BİÇİMDE TÜM DÜNYAYA TANITAN OSMANLI,SONRA TÜRKİYE’YE KARŞI KURULAN TÜM TUZAKLARIN BÖLME PARÇALAMA PLANLARINI HER DÖNEMDE FARKLI ŞEKİLLERDE GÖRÜLMÜŞTÜR.Bİ BAKTIK OSMANLIYI PARÇALAMAK İÇİN ÇEŞİTLİ YOLLARLA ZORLA SAVAŞLARA SOKULMASI VE YIPRATILMASI ,SONRA ÇANAKKALE,KURTULUŞ SAVAŞI GİBİ TÜM DÜNYAYANIN CEPHEDE BİZZAT BİZE KARŞI SAVAŞMASI SONRA TÜRKİYE CUMHURİYETİNE SİYASİ PARTİLER KANALIYLA ,MEDYA ORGANLARIYLA MASONLAR,EMPERYALİSTLER,ERMENİ VE YAHUDİ DÖNMELERİ YERLEŞTİRİLMESİ ŞİMDİ İSE GÜYA İSLAMCI BİR HÜKÜMET KURDURARAK TÜRKİYEYİ PARÇALAMA ADINA BİRAZ DAHA İÇTEN YOL KATETMEK ILIMLI İSLAM SAFSATASI İLE TÜRK MİLLETİNİN İMANI’NI KÖRELTMEK ÇEŞİTLİ DAVA VE İFTİRALARLA TÜM DÜNYANIN ÖDÜNÜN KOPTUĞU ORDUMUZU ZAYIFLATMAK GİRİŞİMLERİ MUHTEREM ERBAKAN HOCAMIZIN DEYİMİ İLE (BUNLARIN ARZ-I MEVUD’U BÜYÜK İSRAİL PLANLARI BİR İSTEK BİR HAYAL DEĞİL İMANIDIR)
VE GENE PEYGAMBER EFENDİMİZİN DÜNYADA TEKRAR BİR ADİL DÜZEN İSLAMIN HAKİM OLACAĞI BİR SONUÇLA SON BULACAK MELHEME-İ KÜBRA (BÜYÜK YARALANMA) SAVAŞI YAŞANACAĞI VE ONUN İŞARET ETTİĞİ ÜZRE BU SAVAŞIN TÜRKİYE DE YAŞANACAĞI YENİDEN BÜYÜK BÜYÜK BİR İSLAM HAKİMİYETİ VE İNSANLARIN HAK İLE ADALET İLE YAŞAYACAĞI BİR DÜNYANIN KURULACAĞINI MÜJDELİYOR . VE OYÜZDEN DİYORUZKİ AKLINIZ VARSA MARSA KAÇIN ÇÜNKİ NE GÜVENDİĞİNİZ DAĞLAR NEDE ŞU ANDA YANINIZDA SİZİNLE BİRLİKTE OLDUĞUNUZU SANDIĞINIZ DOSTLARINIZ SİZİ KURTARAMAYACAK.
ALLAHIN VADİİ HAKTIR TEK GERÇEKTİR.VE MUTLAKA ZAFER İSLAMIN OLACAKTIR.

“ÜZERİMİZE BETON DÖKSELER DE…”
Erbakan Hocamız ;Milli görüş’ün 40 yıl kutlamalarında ,Konya’daki konuşmasında şöyle buyurmuşlardı :

” Milli Görüş zaten tam 40 yıldır iktidarda ; şimdi sıra bunu resmileştirmeye geldi .”

Ahmet Hocamız bir şiirinde ,Erbakan hocamızı tarif ederken :

“Kesin olgunlaşmadan çıbanları deşmezsin.
Teşhis, tesbit olmadan, tedaviye geçmezsin”

diyerek ,Aziz Hocamızın stratejisini özetlemiş …

“Milli Görüş zaten 40 yıldır iktidarda ” ne demektir …
Aziz hocamız ne demek istemiştir ?
E madem iktidardaydı ,bunu resmileştirmek için neyi ,niçin beklemiştir ?!?!…

Şimdi yukarıdaki yazıyı yeniden okuyalım … belki cevaplar içindedir … ne dersiniz?

Prof. Dr. Necmettin Erbakan – TSK
S.A. Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamın toplu iğne bile üretemediğimiz bir dönemde yapmış olduğu icraatlar, kurmuş olduğu fabrikalar ( Kıbrıs Harekatı, Gümüş Motor vb. ) ve özellikle iç politikada faiz ve rantiyeye giden muslukları kapatan ( Siyonistlere ve içerideki işbirlikçilerine giden parayı kesen ve halka dağıtan ) havuz sisteminin kurulması; dış politikada ise, yeryüzünü yeniden yaşanabilir bir barış ve huzur dünyası haline getiren, zulüm ve haksızlıkları önleyen, kan ve göz yaşını durduran D8 projesi ve Erbakan Hocamızın kendi tabirleriyle ” İslam kuşunun canlısı “nı halka anlatması, ömrünün son anına kadar Hakkı üstün tutması, sevenlerine her fırsatta Şuurlu ve Cihat Eden Müslümanları olmayı emir ve tavsiye etmesi gibi, Irkçı Emperyalizmin, Siyonizmin işine gelmeyen, rantlarını kesen icraatlarından dolayı Erbakan Hocama açık düşmanlıklar yapılmış, partileri kapatılmış, siyasi yasaklar getirilmiş, iftiralar atılmış, yalnızlaştırılmaya çalışılmış ve türlü hileler uygulanmıştır. Ülkemizde Hocama, özellikle o altın icraatları yaptıktan sonra halkın teveccühünü ve desteğini önlemek için de görünüşte Müslüman olacak, bir takım ibadetleri yapacak ama İslam’ın içini boşaltacak işbirlikçi siyasetçileri halkın karşısına getiren Siyonizm, aynı zamanda çok iyi bildiği gibi, ilim ve teknolojide ne kadar ilerlerseniz ilerleyin, teknolojik ve milli hassasiyet anlamında güçlü bir ordunuz olmazsa ayakta kalabilmeniz imkansızdır düsturu gereğinde kahraman ordumuzu yıpratmak ve mevcut akp hükümetinin sıradan bir kurumu haline getirmek politikası ( özellikle bu Müslüman görünümlü işbirlikçi iktidar ile birlikte ) sürekli uygulanmıştır. Oysa Erbakan Hocamız yeryüzüne barış ve adaleti getirecek Adil Düzen projesinin devamı ve ayakta kalması için, Yeni Bir Dünya için ve yaklaşan armegeddon için yapmış olduğu yüksek teknolojik ve stratejik silahları zamanı gelince kullanılmak üzere Kahraman Ordumuzun Gerekli Birimlerine teslim etmiş olduğunu bizzat söylemiştir. Zafer inananlarındır ve zafer yakındır! SA.

Kaçacağınız Yer Cehennem Ateşidir…
ERBAKAN HOCANIN 40 YILDIR BU MİLLETE ANLATMAYA ÇALIŞTIĞI SİYONİZM;
MAALESEF BÜTÜN DÜNYAYI ETKİSİ ALTINA ALMIŞ VE ASIRLARDIR BU MİLLETİN
KANINI EMMİŞ, HİÇBİR TAŞIN ALTINI BOŞ BIRAKMAMIŞ VE TOPLUMUN ZERRESİNE KADAR İŞLEMİŞ ŞEYTANİ BİR SİSTEMDİR.
MİLYONLARCA MÜSLÜMANI KATLEDEN, ÇOLUK ÇOCUK DEMEDEN BÜTÜN İSLAM COĞRAFYASINI
KAN GÖLÜNE ÇEVİREN VE BİNLERCE LEYLANIN NAMUSUNU KİRLETEN ABD, AB, İSRAİL,
SİYONİST YAHUDİ LOBİLERİ VE HER FIRSATTA BUNLARA KILIF UYDURAN SİYONİST KAFALI İNSAN GÖRÜNÜMLÜ ŞEYTANLAR!
ELBET SİZİN SONUNUZ DA PEK YAKINDIR.

Sakın ha, Allah’ı elçilerine verdiği sözden (ve zafer vaadinden) dönecek sanmayın.
Gerçekten Allah Azizdir, intikam sahibidir.
(Sizin de zulüm ve hıyanetlerinizin hesabını soracak,
saltanatınızı yıkacaktır) İbrahim 47.

Kaçınılmaz Son Yakındır!
Tarih boyunca tüm zaferleri “Milli Ordu”yla (Milli Görüşle) kazanmış bir millet yıkmak için öncelikle o milletin en sağlam inanç mekanizmalarını ve kurumlarını yıkmak gerekir. Emperyalist haçlı siyonist düşüncenin kuklalarını milletin ve devletin direniş mekanizmalarını ve tepki reflekslerini yok etmesi, sindirmesi o devleti yıkmak için atılması gereken hamlelerin başında yer almaktadır. Bu sebepten olsa gerek haçlı batının papağanı ve siyonist odakların uşağı olan Cemaat ve AKP hükumeti Türkiyeyi bölme ve parçalama planlarında batıl güçlere hizmet etmektedir. Cemaat ve AKP hükumeti yetmezmiş gibi radikal tarikatlar, din karşıtı gruplar ve elaziz gibi şarlatan gruplar siyonist batıl düzenin nihai hedefinin bir parçası olmaktadırlar. Hayim (Chaim) Nahum planının son hamlesi olan Türkiye’nin parçalara ayrılıp işgal edilmesi, bu grup ve kişiler tarafından hızlandırılmaktadır ve Türkiyeyi bu noktada koruyacak tek güç olan Ordunun itibarsızlaştırılması ve NATO’nun gücüne verilmesi bu grupların ve kişilerin hainliklerinin birer ispatı niteliği taşımaktadır. Yaşanan son olaylar göz önüne alındığı zaman Milli Ordu ve Milli Görüş’ten hala rahatsız olunması ve korku duyulması bu şer odakların Türkiye üzerinde ki planlarının doğru gitmediğinin ve sınırsız güce sahip ABD-İsrail (Siyonizm)’e karşı duracak bir Milli Ordunun var olduğunun habercisidir. Peygamber efendimizin müjdelediği ve batıl güçlerin “Armagedon” dediği Hatay’ın Amik Ovasında Türkiye-İsrail arasında yapılacak ve Türkiye’nin zaferi ile sonuçlanacak savaş yakındır ve kaçınılmazdır. Cemaat ve Akp (aynı zamanda Akp’nin ekmeğine yağ süren muhalefetler) gibi işbirlikçi hain parazitlerin ne kadar uğraşsalar da ulaşamayacakları ve yok edemeyecekleri bir Milli Ordu vardır. Yaşanan tüm bu olaylar siyonist odakların ve bunların işbirlikçilerinin kaçınılmaz sonunu hazırlamaktadır…

ÖZEL YAZILAR

YORUMLAR

Son Yorumlar
9
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...