EEG (elektroansefalografi) Klonlama artık mümkün olabilmektedir.
Bilgisayarlar vasıtasıyla öfke, acı, endişe, küçümseme, ümitsizlik, dehşet, sıkıntı, korku, hayal kırıklığı, kin, kızgınlık, hiddet, gücenme, üzüntü, kıskançlık, haset ve teröre yatkınlık içeren menfi duyguların frekansları teşhis edilmekte ve “duygu imza kümeleri” olarak EEG’den ayrılabilmektedir. Bunların frekansları ölçülmekte ve belirli frekans kümesi sentezlenip başka bir bilgisayarda sınıflandırılarak biriktirilmektedir. Bu duyguların her bir grubu ayrı ayrı etiketlenip 25. kare prensibiyle belli ses frekansları altına yerleştirilmekte ve hedeflenen bir insanda veya insan grubunda, hedeflenen duyguların ortaya çıkması için beyinlerine gönderilmektedir.
Irak Savaşı’nda bu metot kullanılmış; Iraklı askerlerde korku, umutsuzluk, hayal kırıklığı, dehşet duyguları uyandırılarak direnmeleri engellenmiştir.
Kapalı Devre Kamera Sistemleriyle bir insanın aurası, parmak izi, avuç içi, göz irisi, yüzü, retina tabakası, el yazısı, yürüyüş ve yüz ifadesinin biyoölçümleri alınıp tanımlama sistemlerine aktarılabilir. Bu şekilde o insanın hastalıkları, zayıf noktaları, hafızasındaki gizli kayıtlar ve ruh hali belirlenebilir, ekrana yansıtılabilir, beyin faaliyetini kontrol edecek uygun dalgalar gönderilebilir. Ayrıca, belirlenen kişiye uygun feromonlar seçilerek belirlenen amaç doğrultusunda yönlendirici parfümler yapılabilir. Bu metot özellikle devlet adamları ve etkili kişiler üzerinde denenmektedir.
RFID Çipleri ve tehlikeleri!
Uluslararası büyük firmalardan satın alınan eşyalar (bilgisayar, buzdolabı, çamaşır makinası mutfak eşyaları, vs.) ve giysiler RFID (Radyo Frekans Kimliği) çipleri taşımakta ve takip edilebilmektedir. Cep telefonları ve arabalar sürekli olarak izlenmektedir. Artık nüfus cüzdanlarına ve yemek tabaklarına da RFID çipleri yerleştirilebilmektedir. Giysilere yerleştirilen çiplere nanomoleküller ile bir nanotüp koyulabilir, gerektiği zaman bu tüpün içeriği vücuda enjekte edilebilir veya planlanan herhangi bir şekilde kullanılabilir. Yani araba ya da cep telefonu kullanmasak da yerimiz tespit edilebilir, üzerimizde taşıdığımız mikroçipler uydudan veya bir bilgisayardan yönlendirilebilir.
Bugün dünya çapında milyonlarca askeri personel “güvenlik” gerekçesiyle, binlerce insan ise hükümetler tarafından “kontrol” niyetiyle mikroçiplenmiştir. Bazı politikacılar ve hükümet temsilcileri tüm tutuklu ve esirlerin “güvenlik” amacıyla mikroçiplenmesini istemekte; yine “güvenlik” için yeni doğan bebeklerin mikroçiplenmesini mecbur kılacak yasa önerileri getirmektedir. Bebekleri çiplemenin en kolay yolu ise aşıları bu amaca uygun üretmektir.
Yapay uzuvlara sahip insanlar, beyinlerine yerleştirilen bir tuz tanesi büyüklüğündeki elektronik implant sayesinde yapay kollarını ve bacaklarını hareket ettirebilmektedir ve bu mikroçip, o kişiyi uzaktan yönetmek için yeterlidir.
Nanoteknoloji ürünü diş protezleri, kemik tozu, implant ve nanokompozit dolgu da ağızda bir tür çip görevi görerek, kişinin, merkezi bir bilgisayara otomatik olarak bağlanmasına ve zihin kontrolüne vasıta olabilir. Beyne, dizlere, omurgaya, çene kemiğine veya herhangi bir uzuva yerleştirilen implant, insanlarda korku, heyecan, halüsinasyon oluşturabilir, beynin bazı bölgelerini canlandırarak renkli görüntüler, yersiz duygular ve hareketlere sebep olabilir. Amerika ve Avrupa’da özel tim eğitimi verilen köpeklerin dişlerine titanyum kaplama yapılarak bilgisayar aracılığı ile uzaktan yönlendirilmektedir. Beyinleri bilgisayar tarafından kontrol altında tutulan köpekler, terminatör gibi korku nedir bilmedikleri için, operasyonlarda özel timden daha başarılı işler görmektedir. Burada dikkat çekici olan, metal kaplama yerine titanyum kaplamanın tercih edilmesidir. Bu durum “titanyum implant yaptıranlar da uzaktan yönlendirilebilir mi?” sorusunu akla getirmektedir. Çünkü dokuları dolduran ve bir nano-nöro alıcı hale getiren titanyum birikintisi veya titanyum protezler nano bilgisayarlar (4. Nesil bilgisayarlar) için otomatik bağlanma yeri olabilir.
Ancak mikroçipler olmasa da, beyinlere mikrodalgalar ve dijital dalgalar ileterek aynı amaca ulaşmak mümkün hale gelmiştir.
Toplumsal zihin kontrolü; toplumu istenilen tarafa yöneltmek; dini ahlakı, gelenekleri ve kültürünü çökertmek için düşünülmekte, televizyondan basına, reklamlardan dizilere ve internet programlarına kadar her şey bu amaçla düzenlenmektedir. Bugün müzik, sinema, gıda, ilaç ve sağlık endüstrisi, gen teknolojisi ve nanoteknolojinin insanlığı vahim bir sona doğru hızla sürüklediği tehlikeli bir sürece girilmiştir.
Bilim adamlarına göre, psikotronik ve psikotropik teknoloji, atom bombasından daha tehlikelidir. Bu teknoloji, insanlardan her emri yerine getiren “zombi üretme” teknolojisidir. Son yıllarda yapılan film, çizgi film ve bilgisayar oyunlarıyla insanlar, özellikle çocuklar bu teknolojinin hedeflediği amacın gönüllü denekleridir. Bu, sadece bir kişiye ya da küçük bir gruba değil, etnik bir gruba, bir millete veya bütün dünya nüfusuna karşı kullanılabilecek büyüklükte bir teknolojidir.
Bu alanda araştırma yapan bilim adamlarının ortak kanaatine göre Psikotronik silahların etkisinden korunabilenler yalnız inanç sahipleri ve cihat (küfür ve kötülükle mücadele) ehlidir!
İnanan insanı ne hipnoz, ne de elektromanyetik dalga ile kontrol altına almak mümkün değildir. Bu çarpıcı fenomen, ciddi bilimsel araştırmalar ve denemelerle ortaya çıkmış bir gerçektir. Çünkü inançlı ve vicdanlı bir insan, etki altında bile başkasını öldürmez… Haramdan kendini koruyan ve Allah’tan korkan insan hiçbir şekilde harama meyledemez… Halis ve salih bir Müslüman yalan söyleyemez, zalim olmayan ihanet edemez, imanlı insan nankörlük edemez.
Örneğin bu denemelerden birinde, hipnoz altındaki bir adama, birisini öldürme emri verilmiş, ancak adam tam bıçağı saplayacakken koluna kramp girmiştir.
“Gerçek şu ki, iman edenler ve Rablerine tevekkül edenler üzerinde onun (şeytanın) hiçbir zorlayıcı gücü yoktur (bunu unutmayın ve gaflete kapılmayın).
Şeytanın sultanı (tesir ve tahribatı) sadece onu veli edinip kendisine uyanlar ve Onu (şeytanı) Allah’a ortak koşanlar üzerindedir.” (Nahl Sûresi: 99-100)
İnsan Genom Projesi’nde çalışan ünlü Amerikalı araştırmacı Dr. Collins: “Mükemmel genetik yapımızda “Tanrı geni” adı verilen bir gen olduğu ortaya çıktı. Bu geni aktif olmayanların inançsız olduğunu tespit ettik. Fakat şimdiye kadar yaptığımız araştırmalarda “Tanrı geni”nin aktif hale gelmesini sağlayan dış bir etken bulamadık. Ne çevrede olan değişiklikler ne de kalıtsal nedenler “Tanrı geni”nin üzerinde etkili olmuyor. Tanrı geninin mucizevî bir şekilde aktif hale gelerek insanlarda inanç olgusunu meydana getirdiğini düşünüyoruz” demektedir ve İlahi hidayet sırrına işaret etmektedir.
Sadece Allah (C.C.) aktif inanç genini inaktif hale geçirebilir ve sadece Allah’ın isteğiyle inanç geni aktif olabilir. “Biz hiçbir Elçi’yi, kendi kavminin dilinden başkasıyla göndermedik ki, onlara (İlahi gerçekleri ve insani görevlerini) apaçık beyan edip (anlatabilsin). Böylece Allah dilediğini (küfrü ve kötülüğü tercih edeni) şaşırtıp saptırır, dilediğini (imana ve iyiliğe yöneleni) hidayete erdirir. O Üstün ve Güçlü olandır, Hüküm ve Hikmet sahibidir.” (İbrahim Suresi: 4)
Nanoteknoloji ile zihin kontrolü Deccalizmin hedefidir!
Nanoteknolojinin, zihin kontrolünde gelinen son aşama olduğu bilinmektedir. DNA molekülleri baz alınarak, bir Bio-Nanoteknolojik anahtar olan ve saç telinin binde biri kalınlığındaki “Nanoactuator” üretilmiştir. Nanoactuator, bir mikroçipten ve bu çipin minyatür bir kanalına bağlanan DNA molekülü ipliğinden meydana gelmekte ve canlı hücrelerin ürettiği doğal enerjiyi kullanarak çalışabilmektedir. Nanoactuator, hücre enerjisini kullanırken ortaya çıkan elektromanyetik sinyaller doğrudan bilgisayara aktarılabilir, böylece canlılar dünyası ile bilgisayar dünyası arasında bağlantı kurulabilir. Nanoactuator aynı zamanda organizmalar arası bağlantı kurmak için de kullanılabilir. Bu mikroçipin, beyin dokusu dahil, her dokuya yerleştirilmesi mümkün olabilir. Bilgisayardan beyindeki mikroçipe gelen sinyaller beyne birtakım resimler, görüntüler, sesler, kokular ileterek program yükleyerek beyni kontrol altına alabilir. Böylece düşünceler, istekler, duygular, sevinçler ve üzüntüler nano-bilgisayarlar tarafından yönlendirilebilir ve tamamen farklı, yapay bir zihin inşa edilebilir.
Birkaç molekül büyüklüğündeki nanoactuatorler ilaçlara, tuza, suya, una veya herhangi bir yiyeceğe katkı maddesi olarak katılabilir veya havaya serpilebilir. Sindirim veya solunum yoluyla gelen bu nanoactuatorler bütün dokulara yerleşebilir.
Nanometre, teknik bir ölçü birimidir ve metrenin milyarda biri anlamına gelmektedir. Nanoteknoloji, maddeler üzerinde 100 nanometreden küçük boyutlarda gerçekleştirilen ölçüm, modelleme, işleme ve düzenleme gibi çalışmaları içermektedir. Nanoparçacıklar, maddenin atomik-moleküler boyutta mühendisliğinin yapılarak yepyeni özelliklerinin açığa çıkarılması ile oluşan madde parçacıkları demektir.
Titanyumdioksit (TiO2); Dünyada en sık kullanılan mineraldir ve nanoteknolojide kullanılan 3 ana maddeden biridir. Titanyumdioksit nanoparçacıklarının atom yapısı değiştirilerek, görülebilen ışık huzmesine olan tepkisi “yeniden inşa” edilmiştir. Işığın (foton) titanyumdioksit nanoparçacığa düşmesiyle birlikte, titanyum dioksitle temas halindeki organik madde, kimyasal reaksiyon sonucu parçalanıp dönüşmektedir. Bu süreç, bitkilerde gerçekleşen fotosenteze benzemektedir. Bitkilerde fotosentez karbondioksit ve suyun, ışığın etkisiyle organik madde, yani besin üretmesidir. Ancak, titanyumdioksit, tam tersine, organik maddeleri parçalayarak karbondioksit ve suya ayrıştırabilmektedir. Bunun anlamı, titanyumdioksit nanoparçacıkların, herhangi bir organik madde ya da canlı hücreye teması halinde, canlı dokunun, özellikle proteinin parçalanması ve fonksiyonunun değişmesine neden olan kimyasal reaksiyonu başlatabilecek korkunç bir yetenekte olduğu gerçeğidir. Türkiye’de bütün duvar boyaları nanoteknoloji yöntemiyle ve özellikle titanyumdioksit nanoparçaçıklar ile üretilmektedir. Şu anda nanoparçacıklar bütün ilaçlara, ambalajlı hazır yiyecek ve içeceklere, tuza, şekere, una ve suya koruyucu, beyazlatıcı veya nem tutucu olarak eklenmektedir. Ayrıca kendi kendini temizleyen eşarp, kumaş ve giysiler üretilmekte, nanosıvı olarak temizlikte, ilaçlamada ve yüzey kaplamada kullanıldığı bilinmektedir.
Nanoparçacıkların canlı organizmalara etkisi
Nanoparçacıkların canlı organizma üzerindeki etkisini araştırmak amacıyla yapılan deneylerde; farelerin organizmasına karışan nanoparçacıkların organizmayı hiçbir şekilde terk etmediği ve organlarda çökelti olarak biriktiği tespit edilmiştir. Yaşadıkları akvaryuma karbon nanoparçacıklar katılan terliksiler hızla ölmeye başlamış, aynı akvaryumdaki kobay balıkların ise beyin hücrelerinde hasar tespit edilmiştir. Nanoparçacıklar canlı hücrenin yapısına nüfuz ederek dokuların bozulmasına ve genleri mutasyona sokarak genetik hastalıklara sebebiyet vermektedir. Ayrıca nanoparçacıkları solumanın akciğerlere büyük zarar verdiği tespit edilmiştir. Günümüzde nanoteknoloji özellikle tıpta kullanılmak üzere geliştirilmektedir. Bugün nanoteknoloji ve Rekombinant-DNA metodlarıyla aşı, hormon, enzim, vitamin, aminoasitler gibi pek çok yeni ilaç üretilmektedir. İlaç, yiyecek, içecek, tuz ve suyla insan organizmasına giren nanoparçacıkların ne gibi kimyasal reaksiyonlara sebep olabileceği henüz bilinmemektedir. Ama uzmanlara göre nano ilaçların vereceği zararların tespitine yönelik araştırmalar mutlaka gereklidir.
Nanobotların her hastalığı tedavi edeceği düşünülmektedir!
İnsan vücudundaki hücreler, nanobot ve nanostrurkturler vasıtasıyla moleküler seviyede izlenecek ve düzeltilebilecektir. Nanobotlar, hücreleri düzeltme veya yeniden inşa etme yeteneğine sahip hale getirilecektir. Mesela, insanda erken skleroz başladıysa, vücudundaki nanobotlar hastalığın yerleştiği bölgeyi tespit edip, hasta hücreleri ve damarlardaki birikintiyi mekanik ve kimyasal yöntemlerle temizleyecektir. Herhangi bir genetik hastalık varsa, hastalık ile bağlantılı geni tespit ederek, kesip atacak ve yerine yapay “sağlıklı” bir gen yerleştirecektir. Yaşlanma başladığında bütün hücreleri atom seviyesinde düzelterek gençliğe geri döndürecek ve insan her zaman 20-30 yaşında görünebilecektir.
Binlerce yıl önce ölmüş (ve dondurulmuş) varlıkların diriltilebilecekleri hayal edilmektedir!
Ameliyatlar organlarda değil, moleküler seviyede yapılacak ve insan ömrünü uzatmaya yönelik araştırmalara gidilecektir. Dokulara yerleştirilen nanobotlar hastalığa çözüm getiremezse, yeraltında ya da uzayda bulunan ve bütün sağlık problemlerine çözüm getirecek bir kapasitede olan “Merkezi Tıp Bilgisayarına” ulaşarak ondan yardım isteyecektir. Hatta kriyonik metot ile yıllar önce dondurulan insanların hücreleri milyonlarca nanobot tarafından onarılarak diriltilmek istenecektir. Bu şekilde binlerce yıl önce ölmüş fakat cesedinden bir doku parçası kalan varlıklara (bitki, mikrop, sinek, böcek, balık, hayvan veya insanlara) yeniden hayat verilmek suretiyle, Deccal sahte ilahlığını ispat etmek isteyecektir.
Deccal’in hedeflerine göre; bütün insanların beyinleri, tek beyin haline gelmiş gibi, aynı merkezden yönlendirilecektir!
İnsan vücudundaki fizyolojik işlemleri ve kişisel iradeyi elde tutabilen bu nano-nöro-bilgisayarın 2029 yılına kadar üretilmesi hedeflenmiştir. Nanobilgisayarı ilk üreten olmak için, gelişmiş ülkeler arasındaki yarış sürmektedir. Dolayısıyla nano-nöro-bilgisayar planlanan tarihten çok daha önce de üretilebilir. Çünkü bu bilgisayara ilk hangi ülke sahip olursa, “seçilmiş bir insan”ın Deccal’in beyninin elektronik şemasını bilgisayara yükleyecektir. Birer alıcı niteliğindeki nanoparçacıklar veya çipler yerleştirilerek, önceden hazırlanmış olan bütün insanların beyinleri bu bilgisayarla yönetilecektir. Böylece bütün insanların beyni tek beyin haline getirilmeye gayret edilecektir.[2]
“Deccâl’in iki gözü arasında KFR (kâfir) yazılı olacak ve bunu herkes okuyacak” (Müslim, Fiten, 102, 103, 105) Buna rağmen insanların büyük çoğunluğu dünya hırsı ve lüks yaşama heyecanıyla Deccal’e tabi olup helake gidecektir.
Deccal, “Ol!” dendiğinde bazı şeyler meydana gelecektir!
Birkaç molekül büyüklüğündeki nanobotlar bütün dünyayı saracak ve kendi kendilerine hızla çoğalarak herhangi bir organik veya inorganik maddeyi atomlarına kadar çözebilecektir. Sonra bu atomlardan yeni bir madde veya istenilen bir eşyayı yeniden inşa edebilecektir. Nanobotlar insan sesi veya düşüncesi ile yönetilecektir. “Ol!” dendiğinde bazı şeyler hemen meydana gelecek, gafil ve kâfir insanlar da bunu bir mucize zannedeceklerdir.
Hiç şüphe yok Hadislerde haber verildiği gibi Deccal zuhur edecektir!
Modern teknolojik gelişmeler insanlara cazip gelmektedir. Çoğu insan, hiç şüphelenmeden, araştırıp perde arkasını merak etmeden ve bunlardaki tuzağı görmeden, büyülenmiş gibi her yeni metodu denemektedir. Bugün tıpta teşhis ve tedavide kullanılan cihazların çalışma prensiplerini, verilen isimlerin ne anlama geldiğini, bu cihazların neler vadettiğini araştırmak bu metotları kullanmaya niyetlenen her Müslümanın görevidir. Din alimi, cemaat önderi ve fikirlerine değer verilen toplum liderlerine ise büyük bir sorumluluk düşmektedir.
“Hiç şüphe yok ki Deccal çıkacaktır. Deccal’in yanında cenneti ve cehennemi vardır. Oysa onun cehennemi cennet, cenneti ise cehennem konumundadır. O Deccal bazı körleri ve abraşlıları (ağır hastaları) iyi edecek, birtakım ölüleri diriltecek ve “Ben Rabbinizim” diyecektir. Kim onu tasdik ederse Deccal’in tuzağına düşecektir. Kim de “Rabbim Allah” der ve böyle ölürse, o zaman Deccal’in fitnesine düşmeyecek ve ona bir daha fitne ve azab erişmeyecektir.”
Bugün hemen herkes, maalesef Deccal fitnesinin tamamen etkisi altına girmiştir. Herkes dili ile “Rabbim Allah” dediği halde amelde hep Deccal’in ürünlerini ve onun sünnetlerini (öğretilerini, telkinlerini ve adetlerini) seçmektedir. Gıda ürünleri, doğum şekli, çocuk üretimi, tedavi yöntemleri, giyim malzemeleri, eğlence ve meşgale şekli, tamamen Deccal’in ve Siyonist Yahudi şebekesinin tayin ve tanzim ettiği şekilde yürütülmektedir. Tek çare, Allah’ın (CC) bize verdiği, hayır ile şer arasındaki seçim tercihimizi son nefesimize kadar Hak’tan ve hayırdan tarafa kullanabilmek, ibadet, istikamet ve cihat (Hak’kın ve hayrın hâkimiyeti için gayret) etmektir.
“(Böylesi vesveselerle) Şeytan, (Allah’tan başka güçler ve kişilerle) ancak kendi adamlarını korkutup (ürkütüverir). Eğer gerçekten iman etmişseniz, onlardan (düşmanlarınızdan) değil, Ben’den korkun! (Size bu yaraşır).” (Al-i İmran Suresi: 175)
Deccal’in “küresel köleleştirme” planları!
Artık şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki: Dünyada meydana gelen savaşların, isyanların, katliamların ve anarşik olayların arkasında Deccal’in şebekesi Siyonist çeteler vardır. Silah ve uyuşturucu kaçakçılığı ve petrole sahip olma planları hep bu odakların dünya hâkimiyeti hesaplarıdır. Afganistan’ı işgal edip Taliban’ı deviren ABD’nin hedefi kesinlikle terörle mücadele falan sanılmasındı. İlluminati’nin amacına uygun olarak, uyuşturucu ticaretini denetim altına almaktı. Çünkü Afganistan’ın dünya afyon üretiminin yüzde 90’ını gerçekleştirdiğini bilmeyen kalmamıştı. BM Uyuşturucu ve Suç Dairesi’nin verilerine göre:
Taliban iktidarının sona erdiği 2001 yılında 185 metrik tona kadar inen yıllık afyon üretimi, 2004 yılında 4200 metrik tona, 2008 yılında da 8500 metrik tona çıkmıştı. Geometrik olarak katlanan bu üretim, yüzlerce ton saf uyuşturucu anlamını taşımaktaydı. Bu üretimin yıllık değeri 400 milyar doları aşmaktaydı ve bu paraların hemen hepsi Amerika’daki Siyonist bankaların hesaplarına yatırılmaktaydı. Yani Deccal’in ve Siyonizm’in güdümündeki ABD 2001 yılında terörle mücadele adına Afganistan’ı işgal altına almış, ama aynı topraklarda terörün en önemli parasal kaynağı olan Afyon üretimini yüz kat artırmıştı.
Uluslararası uyuşturucu ticaretinde; istihbarat birimleri, siyasiler, bürokrat kesimler, kaçakçılık şebekeleri ve terör örgütleri arasında Şeytani bir işbirliği kurulmaktaydı. İşte kırk yıldır ülkemizi kan ve gözyaşına boğan PKK örneği ortadaydı. Üstelik işbirlikçi AKP iktidarında para aklama işlerini kolaylaştıracak finansal araçlar her geçen gün daha da yaygınlaşırken dünyada bir yıl içinde 800 milyar dolar uyuşturucu parasının el değiştirdiği konuşulmakta, PKK da bundan payını almaktaydı. Bu kirli kara para yıkanmakta ve türlü yollardan dünya sömürü düzeninin içine sokulmaktaydı. Siyonist merkezlerin güdümündeki İlluminati bu paraları genellikle CIA aracılığıyla Amerika’nın çıkarlarına hizmet etmeyen ülkelerdeki terör örgütlerine aktarmaktaydı. Kısacası bu paralar iç savaş çıkarmada ve kargaşa oluşturmada kullanılmaktaydı. CIA bu paraları çok rahat harcamakta, devletine, kongresine hesap vermesine de gerek kalmamaktaydı; çünkü tümü kayıt dışıydı. Dilediği ülkede darbe yaptırıyor, istediğinde seçimle gelen yöneticileri öldürtüyor; hile kattığı seçimlerle yönetimleri değiştirebiliyor, bunlar da Deccal’in Yeni Dünya düzeninin kurulmasını kolaylaştırıyordu!
Mafya ağıyla, terör yapılanmalarıyla ve uyuşturucu parasıyla Siyonist Dünya Düzeni kurma amaçlı İlluminati gibi Şeytani oluşumların başında 13 Yahudi ailesi bulunmakta ve bunlar Rothschild’den, Rockefeller’lardan başlayıp Onasis’e, Dupont’lara kadar uzanmaktaydı. İngiliz Doğu Hindistan Şirketi’ni Londra’da 18. yüzyılda (1715) kurarak uyuşturucu ticaretine başlamıştı. Şirket sadece uyuşturucu satmakla kalmamış, pazarını geliştirmek için insanları uyuşturucuya bağımlı hale getirme çabalarını da yoğunlaştırmıştı. Bu şirket, Çin’den o dönemde lüks içecek olarak nitelendirilen çay ithal edip Avrupa’ya satmakla durmamış, kârını arttırmak için Hindistan’dan çok ucuza sağladığı uyuşturucuyu Çin’in Canton limanındaki ofisinden yola çıkarak halka ücretsiz olarak vermeye başlamıştı. Ve 19. yüzyılın sonuna gelindiğinde her on Çinliden biri uyuşturucu bağımlısı yapılmıştı. Böylece Siyonist İlluminati’nin yan kuruluşu şirketin kârı da milyonlarca Pound Sterling’e ulaşmıştı. İlluminati’nin ölüm ve ızdırap üzerine kurduğu bu sömürme ve köleleştirme imparatorluğu, Rahmetli Erbakan Hocamızın ısrarla vurguladığı Siyonizm’in zulüm saltanatı aslında “Şeytan’ın Krallığı ve Deccal’in hükümranlığıydı.
[1] Mikroway News Dergisi, Luis Slizen
[2] Bak: gerçek Tıp, Yitik Şifanın İzinde, sh: 422 ve devamı
[3] Mücadele: 19, 20 21

Dikkat
Rahmetli Erbakan hocamızın ‘Biz siyonizmin hapishanesinde isyan çıkarmış bir kaç müslümanız’ demeleri bu yazıyı okuduktan sonra tam manasıyla ne istediğini anlıyoruz.
Böyle bir hapishaneden ancak Allahın ipine sımsıkı sarılarak ve konu konuda çok hassasiyet göstererek kurtulabiliriz.
“Gerçek şu ki, iman edenler ve Rablerine tevekkül edenler üzerinde onun (şeytanın) hiçbir zorlayıcı gücü yoktur (bunu unutmayın ve gaflete kapılmayın).
Şeytanın sultanı (tesir ve tahribatı) sadece onu veli edinip kendisine uyanlar ve Onu (şeytanı) Allah’a ortak koşanlar üzerindedir.” (Nahl Sûresi: 99-100) bu ayetleri anlayıp ona davranırız ve rabbim Milli Çözüm ekibinden bizleri ayırmasın …
Ramak Kalmıştır!..
Allah’ın izni, adaletinin gereği ve imtihan cilvesi olarak;tarihte benzeri görülmemiş şekilde büyük bir güce ulaşan “batıl zihniyet=siyonizm=deccalizm”yine;önceki yüzyıllarda kullanılmayan çok farklı ve etkili ifsat yolları geliştirmiştir!..Pek çok alanda olduğu gibi makalede etraflıca analiz edilen ,böyle çok önemli bir konuda da,devlet ve millet olarak önümüzü aydınlatan Milli Çözüm;meselenin vehametini açıkça ortaya koyarak ,böylece bireysel ve toplumsal anlamda alınması gerekli tedbirlere de dikkat çekmiş olmakta,gerçek tedavinin esaslarınıda açıklamaktadır!..
Karşı karşıya kalınan “Büyük Oyun”rastgele tedbir ve taktiklerle nasıl atlatılamayacaksa;işbirlikçi zihniyetler ve bayağı şahıslarla da geçiştirilemez!..Özellikle son 16 yıllık acı tecrubeler bunun en büyük ispatıdır!..
Biran evvel sistem yeniden elden geçirilmeli,varoluş esasları ve kuruluş prensiplerinden ilham alarak;Milli Lider Aziz Erbakan Hocamızın hazırlanıp ilgili birimlere teslim edildiğini ifade buyurdukları yüksek teknoloji harikasi silah sistemleri ile,deccalist-siyonist sisteminin beli kırılacaktır!..Ardından,uzun yıllardır alt yapısı hazırlanan ve insallah pek yakında uygulamaya koyulacak “Adil Düzen”le de, yeryüzünde huzur,barış ve adaletin hakim olacağı “Yeni Bir Dünya” ya mutlaka gecilecektir!..
Bu büyük değişim Allah’ın izin ve inayetiyle;asrımızın en büyük dehası Aziz Erbakan Hocamızın gerçek manada talebe ve takipçisi,”Hakkın Hakimiyeti”bilincine sahip,insanlığın saadetini amaç edinmiş,güçlü bir şuur ve hamle ruhuna sahip,yüksek iman,ilim ve hikmetle donanımlı gerçek anlamda “Bilge Bir Şahsiyet ” liderliğinde gerçekleşebilecek bir olaydır!.. Düzenini kuvvet,hile,zulüm ve ahlaksızlığa dayandıran küresel kumpası kıracak ve tüm insanlığın saadetini sağlayacak talihli gelişmelere ramak kalmıştır!..
Mütevatir ve Müteşabih Hadislere En Doyurucu Yorumlar…
Ahir Zaman ile ve özellikle Deccal ile ilgili mütevatir ve müteşabih (yani sağlam kaynaklı ve te’vile, yorumlamaya muhtaç) Hadislerin günümüzde nasıl anlaşılması gerektiğine dair mükemmel bir makale kaleme alınmış.
Deccal’i tanıtan Hadis-i Şerif’lerde mesala “ben sizin ilahınızım” şeklinde sahte iddiası ve ölüyü diriltmesi olayları teknolojik gelişmelerle akla, vicdan ve ilme uygun olarak tevil edilmiş. Zira bu şekil te’vil edilmese Deccal’in çok çetin bir fitne olduğu anlaşılmayabilir, basite alınabilir veya Hadislerdeki betimlemelerden hiçbirşey anlaşılmayabilir.
Bugün nanoteknolojinin yanısıra Siyonizm Blue Beam teknolojisi üzerine de çalışmaktadır. Bu teknoloji ile istediği sureti gökyüzüne yansıtarak o gün geldiğinde sahte ilahlığını ilan etme planları yapmaktadır. Yine Ahir Zaman ile ilgili Hadis-i Şerif’lerden birinde “Semaya emrettiği zaman insanların göreceği şekilde yağmur yağması” şeklindeki Deccal’in tariflerinden birini Üstad Ahmet Akgül Hocamız Ruhlar, Sırlar ve Uzaylılar kitabında Yağmur ve deprem bombaları ile açıkladığını hatırlıyorum.
Bu yaklaşım, Ahir Zaman ile ilgili Ayet ve Hadisleri en doğru şekilde anlamaya imkan sağlayacak bir yaklaşımdır. Allah razı olsun.
Diğer taraftan, Siyonizmin Deccal’in sistemi olduğu, sadece siyasi, ekonomik ve askeri alanda değil metafizik, teknolojik, giyim, sağlık/gıda ve medya alanlarında da faaliyet gösterdiğini izah etmek ve bu faaliyetlerin nasıl yapıldığını, niçin planlandığını, nasıl karşı konulacağını dile getirmek hem büyük bir meziyet hemde tarihi bir mesuliyeti yerine getirmektir. Ahir zamanda gerçek bir Müslümanın çöplük içerisinde bir gül gibi kalması mealindeki Hadisi Şerif’ten kasıtsa, makale sonunda Deccalin fitnesinden korunabilmek için sunulan 2 maddelik çözüm önerisini yerine getirebilenler olduğu anlaşılmaktadır.
Allah’ Kul
Makalenin başı sonu insan’a adeta yepyeni bir dünya ve yepyeni bir istikamet oluşturuyor. Dünyayı ele geçirmeye ramak kalmış olan siyonizmin ve deccalizmin karşısında tek güç ve kudret sahibi Allah ve peygamber inancı ve onların belirlediği istikamettir. Bu makaleden sonra yıllardır inandığımız Adil Düze’in kurulmasına, yer yüzünde bütün sadece İslam aleminin değil bütün insanlığın kurtuluşuna ne kadar büyük bir ihtiyaç olduğunu ifade eden çok güzel bir makale olmuş. Aslında makale demek yetersiz bir ifade, insanlığın kurtuluşu için mükemmel bir istikamet belirleyen, insanın yaşantı düsturu olmuş. Ya dünyada oyun ve oynaşla yaşayıp her fırsatta şeytana nefretini ifade ettiği halde ona uşak olarak hizmet ederek yaşayacak ve ölünecek, ahirette zelil perişan sonsuz bir azaba müstehak olunacak, yada bu dünyada Allah’a kul, peygambere hakkıyla ümmet olup müşahhas örnekler gibi Erbakan hocam ve siz saygıdeğer Ahmet Akgül hocam Mehdiyet ve Hz.İsa yı öğretenler gibi gece gündüz demeden Cihat ederek bu şer odaklarının, uşaklığında kurtulup,Adil düzenin kurulduğunu göremesekte dünyada ve Cennetinde huzur, sükunet, mutluluk içerisinde yaşamak, dileyen isteyen iman ve itikatla dua edip hakkıyla kul olanların elinde. Rabbim istikametinden ayırma hakkıyla iman edip sana kul olanlardan ve cihat edenlerden eyle.Amin. Selam saygı dualarımla. Allah’a emanet olun.
Orhan Atay
Harb-iş Send.E. Genel Başkanı
Yıkılmaz Güç!
Rahman ve Rahim Allahın adıyla!
(Artık) Her kim Rahmanın zikrini (Kur’an’ı Kerim’i) görmezden gelir, (yüz çevirip başka şeylere) yönelirse, Biz, (insan suretli bilgiç sanılan) bir şeytanı, üzerine kabuk gibi sardırıp bağlatırız (onun kötü emellerine uşak yaparız.) Artık bu (şeytan), onun yakını (ve yararlanıcısıdır).
Gerçekten bunlar (şeytanlaşmış insanlar), onları (Hakk) yoldan alıkoyup (Batılın ve barbarlığın peşine takmaktadır) . Bunlara (aldananlar) ise, (halâ) kendilerini, hakikaten hidayette olduklarını sanmaktadır.
(Zuhruf /36-37)…..
İnsanlığı,ziraati,doğayı ve dengeyi her yönden dejenere eden, şeytanın dünya tarihinde organize ettiği, en büyük güç siyonist şer şebekesinin aksiyonudur…..
Şeytanın dikte edip, yönlendirmeye kalkıştığı her melanetten, kurtulmanın tek yolu;EY KAVMİM BANA UYUN Kİ DOĞRU YOLU BULASINIZ”tavsiye ve tebliğini yapan Allahın hak elçilerinin temel prensiplerine samimiyetle bağlanmaktır…
İnsanlığa son asırda bir rahmet timsali olarak, Allahın lütfuyla hediye edilen;Prof Erbakan hocamız,ve Onun ortaya koyduğu hak ölçüleri en kamil manada aslına rücu ederek yorumlayıp, öğreten Ahmet Akgül hocamız;temel takip ve İman kaynağımızdır…
Selam Hakka tabi olanlara olsun
Ahir zaman Fitnesi
Dünyada bulunuş maksadı iyiliğin,hakkın,hakikatin,hakim olması için çalışmak,iyiliği emredip kötülüğü menetmek asli görev olarak bilen ve bunu hayatına tatbik eden ve Cihat hareketi içerisinde görevini eksiksiz yerine getirip Allah’a sığınan Deccalın fitnesinden korunur.
Deccal dinden soyutladığı fikriyatını kabul ettirmek için zor kullanmak,zulmetmek ve sıkıntı vermekten çekinmeyecektir.
Bunlara dayanabilmek içinde güçlü , Kur’an ve iman hakikatlerine sahip ve Milli şuur ,Milli Görüş ve Milli Çözüm içinde yer alarak takadinin yettiği kadar çalışmak suretiyle korunacaktır.
Bozgunculuğu, yıkımı esas alan Deccal, yerleşmiş herşeyi bozar,meşru düzeni altüst eder. Kendisine karşı duranları ya öldürür, ya zindana atar, yada pasivize etmeye çalışır.
Böyle bir atmosferde dine sahip çıkmanın (Hakka taraf olmanın ) ve hakça yaşamanın zorluğu ortaya çıkmaktadır.
Herşeye rağmen yapılacak iş zorda olsa hakta sebat etmek ve tavizlerden kaçınmaktır.
Önemli olan şeytanizme “Deccala” karşı imanla’fikirle ve hakkı hakim kılma gayretiyle direnebilmektir. Bir kimse , herşeyi maddeden ibaret gören, Allah’ın varlığını, birliğini, zerreden küreye kadar herşeydeki hakimiyet ve tasarrufunu kabul etmeyip kendini tanrı yerine koyan Deccalı Rab tanımayıp, “Kesinlikle bizim Rabbımız Allah’tır. Biz Ona güvenir ve Ona yöneliriz,Senin şerrinden de Ona sığınırız” der ve bu istikamet üzere gayret ederse,Deccal onu otoritesi altına alamaz.
Bütün mesele Deccalı (Yahudiyi ,siyonizmi) iyi tanıyabilmek. Ve onun cazip fitnesine kapılmamak için tedbirli olmak ve üzerimize düşen mücadeleyi yapabilmek.
Öyleyse, dünyayanın bir imtihan yeri olduğu ve geçmiş ümmetler sınandığı gibi Müslümanların (ve bizlerinde)mutlaka sınanacağı Kuran’ın birçok ayetinde hatırlatılmaktadır:
Yoksa insanlar sadece “iman ettik”demekle, bir imtihana tabi tutulmadan (ve sonunda yeterli ve geçerli puan almadan) bırakılacaklarını (ve kurtulacaklarını) mı hesap etmektedir?
Yemin olsunki(Biz) onlardan önceki (kavimleri) de (çeşitli) imtihan ve ibtilalardan geçirdik. (Böylece) Allah, kesinlikle (dininde ve davasında) sadıklarıda bilecektir (bilmektedir) ve gerçekten yalancı sahtekarları da bilip (belirleyecektir.). (Ankebut 2-3)
Üstadımız Ahmet Akgül Hocamızın buyurduğu gibi :
Bu Şeytan şebekesinin şer etkisinden korunmanın iki temel yolu :
1- Hak dine ve Rahmani sisteme tam bağlanmak, Kur’an ve Sünnet kaynaklı Adil Düzen’e taraf olmak ve bu uğurda çabalamak… Bütün batıl din ve düşüncelere ve Şeytani düzenlemelere karşı olmak,Milli Şuur, Milli Görüş ve Milli Çözüm duyarlılığı taşımak…
2- Her türlü haksızlık ve hayasızlıktan,batılar barbar düşünce akımlarından, porno ve uyuşturucu bağımlılığından ve hertürlü günahtan ve batıl saplantılardan uzak durmak.., Takva sahibi olmak..
Şükürki Aziz Erbakan Hocamız ve Üstadımız Ahmet Akgül Hocamızın bu çağın en büyük fitnesi Siyonizmi bizlere en ince ayrıntılarıyla tanıtmış olmaları ve Siyonizmin planlarını boşa çıkaracak tetbirler alarak yeni bir Adil Düzen Medeniyetinin temellerini atmış ve çok yakın bir gelecekte de uygulanacak olması ümidi ve sevincini yaşamaktayız.
Hertürlü fitne den Rabbimize sığınıyoruz .
İnançla ve gayretle bu dünya imtihanını kazanmayı Rabbim bütün sadıklara nasip etsin İnşallah.