Bazılarına göre: Sn. Recep T. Erdoğan’la oğlu arasında geçtiği iddia edilen, milyarlarca liralık kara parayı “aklama ve saklama telaşını” yansıtan telefon görüşmelerinin sahteliği, yani suni olarak üretildiği kesindi; iyi ama Başbakan’ın ve kurmaylarının telaşı gerçekti!? Madem söz konusu “tape”lerin (telefon dinleme kayıt dökümlerinin) sahteliği, sırıtacak derecede belirgindi. Sn. Başbakan’ın Konya’da bulunduğu halde “Ankara’dayım…” demesi, tam aynı saatte TV çekimlerinde izleneceği gibi, resmi açılış konuşması yaptığı halde oğluyla “kayıt dışı kara paraları kaçırma” görüşmeleri yapmış gösterilmesi, kızının çok öncelerden kalma görüntülerinin eklenmesi, özellikle son bölümlerdeki sesin Erdoğan’a hiç benzememesi, bu “tape”lerin alelacele ve acemice tertiplenip internete servis edildiği kanaatini güçlendirmekteydi; o halde bu telaş şaşkınlığının sebebi neydi? Peki, bunu kimler ve niye yapmış olabilirdi?
Benim tahmin ve tahlilim, eğer öyleyse bu sahte tape’lerin Başbakanın yakın çevresince ve herhalde kendilerinin bilgisi dahilinde hazırlanıp piyasaya sürüldüğü yönündeydi. Çünkü bu konularda oldukça ustalaşmış ve kadrolaşmış olan Cemaatin böyle basit ve bariz hatalar yapması düşünülemezdi, onlar profesyonelleşmişti. Günlerdir yerli ve yabancı basında, “Mart’ın ilk haftasından itibaren, Cemaatin elindeki bomba kasetleri ve tapeleri, Erdoğan ve iktidarı aleyhine, deşifre edecekleri” konusu sürekli işlenmekteydi. İşte suçluluk psikolojisi ve gizli-kirli çamaşırlarının ortaya dökülme endişesiyle, Sn. Başbakan suniliği sırıtan bu tapeleri yayınlatarak, yakında gündeme düşecek gerçek ve geçerli kaset ve tapelerin de böyle sahte ve düzmece olduğu kanaatini yerleştirmek ve kendilerine mazeret üretmek üzere bu yola başvurulmuş olabilirdi.
İşte bu tedirginlik ve gerginlikle, Türkiye İstihbarat Cumhuriyeti’ne çevrilmeye çalışılmaktaydı!
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın 17 Aralık soruşturmalarını “Dış Güç”lere bağlayarak, yolsuzluk iddialarına “hafifletici sebepler“ araması… “Benim yolsuzluktan anladığım devletin dolandırılmasıdır!” (Yani doğrudan ve kılıfına uydurularak, örneğin rüşvetleri havuzda depolayıp yandaş vakıflara paylaştırarak yapılan vurgun, yasal bir gelir kaynağıdır ve ganimet kaymağıdır!?) yorumuyla, hırsızlıkları gözü açıklık gösterme çabaları yetmemiş olacak ki, suçluluk psikolojisini yansıtan derin kuşkularını bastırmak için, internet ve HSYK düzenlemelerinden sonra şimdi de yeni MİT yasasını hazırlatmıştı. Asıl korkunun, Cemaatin kaç oyu var? konusu olmadığı 17 Aralık 2013 yolsuzluk soruşturmasıyla anlaşılmıştı. Başbakanın AKP’li kadınları ‘Ev ziyaretine gelen Cemaatçi ablalar‘ konusunda uyarmasıyla durumun vahameti ortaya çıkmıştı. Erdoğan ilk kez tabanını tehdit altında görmeye başlamış, 30 Mart yerel seçimlerinin ve özellikle Cumhurbaşkanlığı seçiminin çantada keklik olmadığının farkına varmıştı. Bu nedenle AKP Genel Merkezinde “Yüzde 40’ın altına düşersek Cumhurbaşkanlığı senaryosu değişir“ kanaati yoğunlaşmıştı. Çünkü Genel Merkez biliyordu ki Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı hedefi; Gezi olayları, yolsuzluk tartışmaları ve Gülen kapışmaları ile ağır bir yara almıştı. Bu durumda ilk akla gelen Erdoğan’ın bütün üst perde söylemine rağmen “Üç Dönem” kuralından çark edip başbakanlığı garantiye almaya çalışmasıydı. Malum yüzde 40–45 ile Cumhurbaşkanı olunmazdı ama tek başına hükümette kalınırdı!
Erdoğan ve yandaşları soruşturmalardaki iddiaları yanıtlamak yerine cemaate sataşmaya, ilgili emniyet ve yargı mensuplarını susturmaya çalışmaktaydı!
Benzer bir şekilde Gülen cemaati de, Erdoğan ve AKP hükümetine yönelik suçlamalarını meşrulaştırmak için bunların İslami çizgiden uzaklaşmış olduklarını ve “Neo-Kemalistler”e dönüşüp askerle işbirliği yaptıklarını yaymaktaydı.[1]
İNGİLTERE’de yayımlanan Financial Times gazetesi, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmayla “17 Aralık soruşturmasına karşı zafer kazandığı“ edasının yanıltıcı olduğunu yazmıştı. Haberde görüşüne yer verilen RBS Bankası uzmanı Abbas Ameli Renani ilginç bir yorum yapmıştı. Renani’ye göre önümüzdeki haftalarda yolsuzluk ve ses kaydı ifşaatları artacak ve Recep Bey iyice köşeye sıkışacaktı. Evet, kulislerde gizliden gizliye konuşulan senaryoya göre; Martın ilk haftasının ardından ve seçimlere kısa bir süre kala öyle bir bomba patlatılacak ki, artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacaktı. 30 Mart 2014 seçim hesapları sil baştan bozulacaktı. Bu günlerde kendilerine şans tanınan belediye başkan adayları bir anda tuz buz olacak, farklı bir siyasi tablo ortaya çıkacaktı. “Bomba“ denen şey muhtemelen birçok kasetlerden oluşacaktı! Ve kamuoyunda tanınan, bilinen belediye başkan adayları hakkında da bu türden kasetler piyasaya çıkacaktı.
Bu senaryoyu ileri sürenlerin tezi de şuydu: Mevcut iktidar işte bu ve benzeri girişimlerin önüne geçmek için o çok tartışılan “internet yasası“nı TBMM’den çıkarmıştı. Bu yeni kanuna göre, internette yayınlanan bir kaset mahkeme kararı olmadan anında kaldırılacaktı”
Acaba bütün bu korkulardan ve dedikodulardan kökünden kurtulmak, her girişimi ve her kesimi kontrol altına alıp “ileri demokrasiyi oturtmak (!?)“ üzere mi yeni internet, HSYK ve MİT yasaları kaçınılmaz bir ihtiyaç halini almıştı? Sn. Erdoğan son Barak Obama görüşmelerinde; “Kıbrıs’ın peşkeş çekilmesi, Suriye’de ABD–İsrail çizgisine gelinmesi, Kuzey Irak Petrollerinin Türkiye üzerinden Akdeniz’e ve İsrail’e iletilmesine Barzani ile birlikte Bağdat’ın da razı edilmesi“ tavsiyeleri dışında, Yeni MİT yasası Konusunda da bir ayarlama ve MİT’i MOSSAD ve CIA’ya uyarlama ricası yapılmış mıydı?
Mevcut Devlet Kurumlarına “Paralel Yapılar” mı oluşturulmaktaydı?
Hatırlayınız, Türkiye’den Yemen’e silah taşırken el konulan gemilerin MİT’le alakası tartışılmıştı… Libya Muhalefetini İstanbul’da eğitip örgütleyen MİT çıkmıştı ve şu anda Libya’da tam iç savaş ve kardeş katliamı yaşanmaktaydı… Suriye Muhalefetine destek çıkılmasının ve radikal İslamcı denen Amerika’nın kiralık adamlarına silah ve mühimmat sağlanmasının aracısı yine MİT olmaktaydı… Yani şimdiye kadar zaten ABD stratejileri doğrultusunda önemli (!) ve tehlikeli işler başaran MİT, şimdi CIA ve MOSSAD’ın resmen bölge şubesi yapılmaya çalışılmakta, buna karşılık da, Başbakan’a saltanat yolu mu açılmaktaydı? Görünen o ki, Türkiye’de mevcut devlet kurumlarına “paralel oluşumlar“ hazırlanmakta ve ülkemiz adım adım İstihbarat Cumhuriyetine kaydırılmaktaydı. Daha önce kurulan “Kamu Güvenliği Teşkilatı“, Emniyet ve TSK İstihbaratına alternatif “Paralel bir yapı“ mıydı? Yeni HSYK Kanunu; bağımsız yargı erkine alternatif olacak ve Hukuk sistemini siyasetin güdümüne sokacak “Paralel bir yapı“ mıydı? Ve yeni yasayla MİT, Milli Güvenlik Kuruluna (MGK’ya) alternatif “paralel bir yapı“ ya mı kavuşturulacaktı? Çünkü yeni yasayla:
·İç ve dış tehdit durumları
·Terörle mücadele konuları
·Ve Milli Güvenlik sorunları, MİT’in görev alanına sokulacaktı; hem de MİT mensupları yargı, hatta Meclis denetimi dışında tutulacaktı. Artık savcı, polis ve jandarma hiçbir şekilde MİT’e karışamayacaktı. Evet bu yasayla, hem Milli Güvenlik Kurulu (MGK), hem de TSK, dolaylı şekilde bay-pas edilerek, direk Başbakan’a bağlı bir “İSTİHBARAT REJİMİ“ kurulmaktaydı. Bu yasa geçerse, MİT Başkanı ve elemanları açık bir dokunulmazlık zırhına alınmış olacaktı. Bu durum “Cesaret madalyalı ve BOP eş başkanı” Başbakanlara demokratik diktatörlük yolunu açacak ve Türkiye artık telefon talimatlarıyla değil, internet ve istihbarat bağlantılarıyla yönetilmeye başlanacaktı.
Bu tespit ve tenkitler, ne MİT Başkanını ne diğer asker ve sivil bürokratları hedef alıyor sanılmamalıydı. Herhalde onlar da, “ülke menfaatleri ve bölge dengeleri “ açısından bu girişimlerin doğru ve olumlu olduğu kanaatini taşımakta, “Başbakanımız ve iktidarımız elbette bizden iyi bilir“ mantığıyla yaklaşmakta, ama “devletin dinamitlendiğinin “farkına varamamaktaydı. Üstelik “Milli iradeyi, sadece çoğunluğu elde eden iktidarın temsil ettiği“ kanaati tam bir safsata ve saptırmacaydı. Çünkü Milli iradeyi ve Milli egemenliği temsil makamı sadece iktidarın değil, Meclis içindeki ve dışındaki tüm muhalefetin ve siyasi partilerin, yargı erkinin, başta Cumhurbaşkanı tüm devlet müesseselerinin ve yüksek bürokrasinin ortak sırtında ve sorumluluğundaydı. Bütün bunlar, Amerika’nın Cemaat ve Hükümeti kapıştırarak, iktidarı; görünüşte AKP’ye, gerçekte ise ABD’ye yarayacak düzenlemelere mecbur bırakmak ve TSK’yı etkisiz ve yetkisiz kılacak “demokratik tedbirleri“ aldırmak amaçlı olduğunu da açığa vurmaktaydı.
İHH Gizli Dünya Devletinin Resmi Yapısı Olan BM İle İşbirliği Anlaşması Yapmıştı!?
Birleşmiş Milletlerin, Siyonizm’in Gizli Dünya Devletinin, resmi ve sözde insani gayeli bir çatı teşkilatı olduğunu herkes biliyordu. İyi de, İHH gibi İslami duyarlı bir vakfın, böylesine sinsi ve Siyonist bir teşkilatla ittifak ve irtibatını nasıl yorumlamalıydı? BM organları ve kurmayları mı gafil ve cahil davranmıştı, yoksa İHH mı şeytani odaklara yanaşmıştı? Ve hele İHH’nın, MİT’le ortaklaşa, Suriye Muhalefeti görünümlü ABD tetikçilerine silah ve mühimmat taşıdıkları iddiaları, BM ile yapılan anlaşmanın bir parçası mıydı?
Hatırlayacaksınız İHH (İnsani Yardım Vakfı) tarafından düzenlenen “Mültecilik Sempozyumu“ yoğun bir katılımla yapılmıştı. Sempozyumda; mülteci kampların daha iyi şartlara kavuşturulması, mültecilere bazı yasal hakların tanınması çağrıları tekrarlanmıştı. Sempozyumda ayrıca İHH ile BM arasında Türkiye’de beraber çalışmayı öngören işbirliği protokolü de imzalanmıştı. Topkapı Eresin Otel’de yapılan sempozyuma katılan konuşmacılar, mültecilik sorunun nasıl çözüleceğini konuşurken Iraklı, Filistinli, Somalili, Doğu Türkistanlı ve Çeçen mültecilerin yaşadıkları insani durumu ve dramı anlatmış ve Türkiye’ye “Sorunlarımızı çözün“ çağrısında bulunmuşlardı. Sempozyumda konuşan Birleşmiş Milletler (BM) Türkiye Temsilcisi Michel Gaude ise mültecilik sorununun çözüme kavuşması için mülteciliği ortaya çıkaran etkenlerin ortadan kaldırılması gerektiğini vurgulamıştı. TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu Üyesi ve AKP Samsun Milletvekili Cemal Yılmaz Demir ise 20 Haziran tarihinin “Dünya Mülteciler Günü“ olarak kabul edildiğini hatırlatıp, 20 Haziranın arifesinde Mültecilik Sempozyumu düzenleyen İHH’yı kutlamıştı.
İHH İnsani Yardım Vakfı Genel Başkanı Bülent Yıldırım da “Türkiye’nin mülteciler için bir geçiş ülkesi olduğunu hatırlatmış” ama her nedense bu kararın Türkiye’yi karıştırmak ve dengeleri bozmak için alındığı gerçeğini anlatmamıştı. Bu Sempozyumda, İnsani Yardım Vakfı (İHH) Başkanı Bülent Yıldırım ile Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) Türkiye Temsilcisi Michel Gaude arasında, İHH ve BM’nin Türkiye’de birlikte çalışmasını öngören işbirliği protokolü imzalanmıştı.[2]
Yeni MİT Yasasında “Bit yeniği” arayanlar haksız mıydı?
Başbakan Erdoğan’ın uçan kuştan yer altındaki karıncaya kadar her şeyden haberdar olmak istemesinin altında ne yatıyordu? Bu MİT yasasını seçimlerden önce niye ille de çıkarmak istiyordu? Böylece MİT’in Bakanlar Kurulu üyelerinden bürokrasiye, herkesi izleyip Başbakan’a bilgi aktarmasına yarayacak bu düzenleme, devletin ve Milletin güvenliğini mi, yoksa Erdoğan’ın kendisini mi korumayı amaçlıyordu? Çünkü yeni yasayla birlikte MİT Başbakan’a bağımlı ve tüm devlet organlarından bağımsız bir yapıya dönüşüyordu.
· Mahkeme izni olmadan araştırma, önleyici tedbirler alma, gözaltı ve geçici tutuklama yapabilecekti.
· TİB. MİT’e bağlanacak: Sınırsız bir dinleme, görüntüleme ve arşivleme yetkisi verilecekti.
· Emniyet ve Jandarma İstihbarat örgütleri, MİT’e lojistik destek sağlamakla görevli hale getirilecekti.
· Mahkeme kararı olmadan gözaltı yetkisi verilen MİT, bir anda kaybolan bir daha haber alınamayan kişilerin ve yeni faili meçhullerin sorumlusu durumuna düşecekti.
· MİT, gerekli görürse terör örgütleriyle bile ilişkiye geçebilecekti.
· MİT “görev gereği yaptılar“ derse, savcılar MİT mensuplarına karşı soruşturma yürütemeyecekti.
· MİT, tüm kamu kurumları ve bankalardan istediği her türlü belge / bilgiyi alabilecekti.
· MİT mahkemelerden de belli suçlara ilişkin soruşturmalarda, her türlü belge ve bilgiyi talep edebilecekti.
· MİT, her türlü elektronik dinleme ve izlemeyi yapabilecekti.
· MİT ile ilgili haberleri ve belgeleri yayınlandığında, sadece gazeteci ve editör değil, medya patron da en az 3 yıla kadar hapsi istenecekti.
· Milli İstihbarat Teşkilatı mensuplarına ilişkin bilgi ve belgeleri ele geçiren, sahte olarak üreten, bunlar üzerinde sahtecilik yapan, bulunduran, kaydeden, bir başkasına veren veya yayan kişiye üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezası verilecekti.
· MİT yurtdışında da dinleme yapabilecek, gerekirse, yurtdışında ankesörlü telefondan yapılan konuşmalar bile dinlenecekti.
· MİT hem mevcut elemanlarını, hem de MİT’e yeni başlayacakları yalan makinesine sokabilecekti.
· MİT, yabancılara ilişkin her türlü işlem için “talepte” bulunabilecekti.
· Dış güvenlik, terörle mücadele ve milli güvenliğe ilişkin konularda Bakanlar Kurulunca verilen her türlü görevi yerine getirecekti.
· Dış istihbarat, milli savunma, terörle mücadele ve uluslararası suçlar ile siber güvenlik konularında her türlü teknik istihbarat ve insan istihbaratı usul, araç ve sistemlerini kullanmak suretiyle bilgi, belge, haber ve veri toplamak, kaydetmek ve analiz etmekle yetkiliydi.
· İstihbarat kapasitesini, niteliğini ve etkinliğini artırmak amacıyla, yabancı istihbarat teşkilatlarının kullandığı usul, yöntem, imkân ve kabiliyetleri ile teknolojik gelişmeleri takip etmek, uygun görülenleri temin etmek, kullanmak veya uygulamak görevi verilecekti. (Bu madde CIA ve MOSSAD’ın dolaylı güdümüne ve denetimine girmeyi gerektirecekti)
Bütün bunlar yasalaşırsa, şu sonuçlar ortaya çıkacaktı:
· Yargı kararı olmadan “muhtemel iç tehdit“ algısıyla asker–sivil herkese ve her kesime operasyon yapabilecekti.
· Halihazırda yurtdışı operasyon yetkisi, Anayasa’ya göre TBMM’nin izniyle silahlı kuvvetler tarafından kullanılabiliyorken, anayasa bir yana bırakılarak başbakanın onayıyla bu yetki de MİT’e verilecekti.
· Hazırlanan tasarıyla MİT’e psikolojik istihbaratta bulunma yetkisi de verilerek, MİT yeni andıçlama, karalama, gayrimeşru internet siteleri kurma görevi üstlenecekti.
· Devlet üst kademesi ve yüksek bürokrasi artık MİT’in vereceği rapor kapsamında atanabilecekti. Bu madde, istihbarat devleti ve fişlemelere hukuki dayanak oluşturulma girişimiydi.
· Tasarıyla temel hak ve hürriyetler MİT söz konusu olduğunda artık hiç hükmündeydi. AKP’nin bu güne kadar yaptığı kişisel özgürlüklerin korunması bu kanun ile anlamını yitirecekti. Anayasanın 20 maddesinde güvence altına alınan “Özel hayatın gizliliğinden“ yine anayasanın 22. Maddesinde teminat altına alınmış “Haberleşme Hürriyeti”nden artık söz edilemezdi.
· Tasarı yasalaşırsa her kamu kurumu mecburi istihbarat kaynağı ve MİT ajanı konumuna getirilecekti.
· MİT’e tüm kamu kurum ve kurumlarına tanınmış istisnaların toplamından çok daha fazla dokunulmazlık giydirilecekti.
· MİT personeline her alanda ayrıcalıklar getirilecek, hatta yargılamada bile ayrı mahkemeler icat edilecekti.
· MİT’e tüm kolluk yetkileri verilecekti. Böylece MİT, bu tasarıyla Suriye istihbarat teşkilatı El Muhaberat ve İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) benzer bir yapıya dönüştürülecekti. Artık adam öldüren, eylem düzenleyen, provokatörlük eden MİT elemanları hesaba çekilemeyecekti.
· Bu kanun ile her türlü suçun işlenebilmesi mümkün ve muhtemel hale gelecekti. Daha da tehlikelisi MİT kanununda değişiklik öngören bu tasarı meclisten geçerse MİT’e yurtdışı operasyon yetkisi verilecekti. MİT halen bu tür görevleri gizli yönetmeliklerle yürütebilmekteydi. Tasarıya göre ayrıca, Milli İstihbarat Koordinasyon Kurulu toplantılarına da MİT müsteşarı yerine Başbakan başkanlık edecekti.
Bu ucu açık ve amacı Karanlık maddelerle MİT kanununu değiştirmeye; BAASÇI rejimlere benzer bir muhaberat devleti yerleştirmeye çalışanları; Eski Yargıtay Başkanı ve bir zamanlar AKP hayranı Prof. Dr. Sami Selçuk şöyle uyarmaktaydı: Kopenhag ölçütleri hoyratça çiğnenmiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi çiğnenmiştir. Anayasa çiğnenmiştir. Kısaca hukuk çiğnenmektedir ve hükümet ne yazık ki bu yanlışlıklarına devam etmektedir. “Hukukun üstünlüğü ilkesi gereğince hukuk içinde olması gereken “devlet hukuku“ terk edilmiş, bu hukuksuzluk girişimine hukuksal bir kılıf aramaya girişilmiştir! Bu gidişle Çoğunluk iktidarı, önce otoriter devlete, daha sonra da faşist devlete her an evrilme eğilimini ve riskini içermektedir. Bundan herkes gibi ben de tedirginim. Hükümete akıl veren Sümbül Ağalar’ın çok olduğu bu ülkede çıkış yolu da gittikçe daralmakta ve tükenmektedir. “Kişilere göre ve kişileri kurtarmak amacıyla mevcut yasalar değiştirilmekte, ‘yok yasa, yap yasa ‘ilkel anlayışıyla hukuki düzenlemelere yönelmektedir“
Fetullahçı Yalakaların TSK Düşmanlığı!
“Türkiye yakın ve çok yakın tarihinin özeleştirisini yapmadıkça, düzenli aralıklarla nöbetine yakalandığı sara illetinden asla kurtulamayacaktır. Türkiye’nin üç hayati meselesi ise: Ermeni Büyük Felaketi, Kürt kimlik inkârı ve Kıbrıs Adası’nın işgalidir! İŞGAL kelimesini kasten kullandım. Çünkü bu nesnel bir tespittir! Durumu objektif biçimde saptayan tarafsız bir ifadedir. Kıbrıs’ta ne zaman ki 1974. Barış harekâtından on dokuz gün sonra ikinci operasyon devreye girdi ve TSK bağımsız bir ülkenin topraklarını gasp etti, buradan itibaren adıyla sanıyla işgal dönemidir“[3] diyecek kadar aslını ve ayarını ortaya koyan, 1978-79 Aydınlık Brüksel temsilciliği yapan ve Doğu Perinçek’i evinde ağırlayan “Saint Joseph Fransız Lİsesi“ kaçkını ve şimdi Taraf Yazarı Hadi Uluengin, Uludere faciasının suçunu Amerika’nın kasıtlı istihbarat tuzağına değil, TSK’nın sırtına atacak kadar tövbekâr olmuş (!) ve koyu bir Fetullahçı olup çıkmıştı.
“Çok saygın bir kanaat önderi Gülen Hocaefendiyi ve Camia’sına yönelik eleştirilerdeki haklılık veya haksızlık payı ne olursa olsun, eğer iktidar ezkaza TC devletinin diplomatik mekanizmasını kullanarak dünyanın dört bir tarafına yayılmış bu okullara karşı da girişimde bulunmak bedbahtlığına düşerse bizzat Türkiye’nin ayağına ateş etmiş olacaktır… Zira yukarıdaki hem Türkiye’nin çıkarları açısından, hem de kültürel türklük halesi diyebileceğimiz bir etkileşim sahası açısından sonsuz derecede önemli bulunmaktadır… Şunu asla unutmayalım: Hükümet ne olduğu anlaşılmayan neo-Osmanlıcı-Sünni merkezci bir yaklaşımla ve zücaciye dükkanına giren fil hoyratlığıyla dış politika üretmeye çalışmadan çok önce Camia uhrevi bir misyon ruhuyla nadide bir dantel örmeye başlamıştır… Zaten inkar eden çarpılır, aynı hükümetin kah memur, kah STK, kah diplomat olarak dış aleme gönderdiği kadrolar dahi onların varlığından ve alt yapısından yararlanmıştır… Yani okullar gerek yukarıdaki Türkiye ve Türklük bağlamlarında, gerekse yeryüzü sathındaki İslamofobyayı dizginlemek babında evrensel bir atılım ve medar-ı iftihar sayılmalıdır… O halde, geçen hafta büyükelçilere az çok hissettirdiği anlaşılan Talimat uyarınca Hizmet mensuplarını farklı ülkelerde ispiyonlamaya kalkışmak ve kurumlarını kapattırmak için söz konusu başkentler nezdinde girişimlerde bulunmak ancak gaflet ve delalet olacaktır”[4] diyecek kadar Cemaati savunan, aklı ve ahlakı hakkında[5] internet sitelerinde acayip şeyler yazılan bu Hadi Uluengin daha önce Çanakkale Zaferimizi ve Mustafa Kemal’in meziyetlerini inkâra ve istihfafa kalkışmış ve ağır tenkitlere uğramıştı.[6]
Oysa Filipinlerde ilk ve ortaokul öğrencisi 2000 çocuğa sözde eğitim verilen Mountaintor Christian Acedemy (Hıristiyan Akademisi) adlı özel Kilise okulunda, çocuklarla porno film çekilip piyasaya sürüldüğü, federal polis baskınıyla ortaya çıkarılmıştı. Papaz olan okul müdürü ve 9 porno çekimcisi suçüstü yakalanmıştı. işte Hadi Uluengin’in hayran olduğu Fetullah Gülen bu Haçlı Papalık Misyonunun gönüllü bir parçasıydı!
Bu arada PKK’nın ak saçlı rehberlerinden Ahmet Türk, 19 Mayıs 2013’te Fetullah Gülen ile PEnsilvanya’da görüşüyor ve KCK operasyonlarıyla ilgili BDP’nin kaygılarını Hoca efendi Hazretlerine iletip himmetini bekliyordu. BDP Genel Başkan Yardımcısı Nazmi Gür de kendisine eşlik ediyordu. Güya görüşme talebi de Cemaatten geliyor ve tabi Ahmet Türk cemaat kılıflı CIA ve MOSSAD’la görüştüğünü çok iyi biliyordu. Bir zamanlar Recep Tayyib’i hararetle alkışlayan, ama şimdi şiddetle karşı çıkan Cengiz Çandar Radikal Gazetesinde Kürtlere ‘çözüm sürecinden çekilin’ imasında bulunuyordu. Yolsuzluk iddialarını gündeme getiren Çandar, “Kürtler, Tayyip Erdoğan’ın anti-demokratik iktidarının payandası olurlar mı?” diyerek kışkırtıcılık yapıyordu.
Bu arada Fetullahçılarla Mesut Barzani’lerin arasının çok iyi olduğunu da belirtmek lazımdı!
Kendisi de bir Kürt Yahudisi olan UCLA öğretim üyesi Prof. Yona Sabar, yazdığı kitapta Barzanilerin Yahudiliğini doğruluyordu. Hürriyet’ten Sefa Kaplan’ın haberine göre Tarihçi Ahmet Uçar da, Osmanlı arşivlerinde, Sallum Barzani adlı bir hahamın önce Selanik’e, arkasından da Kudüs’e sürgün edildiğine dair bir belge yayımlıyordu. Bilindiği gibi, Molla Mustafa Barzani ile oğlu Mesut Barzani, İsrail’le kurduğu iyi ilişkilerle tanınıyor ve İsrail öteden beri Irak Kürtleri’nin bağımsızlığını destekliyordu. 1982 yılında Yale Üniversitesi tarafından yayımlanan “The Folk Literature of the Kurdistani Jews: An Anthology” (Kürdistan Yahudilerinin Halk Edebiyatı: Antoloji başlıklı kitap, başlangıçta sıradan bir antropolojik çalışma muamelesi görüyordu. Kendisi de bir Kürt Yahudisi olan ve Los Angeles’teki Californiya Üniversitesi’nde (UCLA) görev yapan Prof. Yona Sabar tarafından kaleme alınan kitap, büyük çoğunluğu Kuzey Irak’ta yaşayan Kürt Yahudileri’nin hayatına ışık tutuyordu.
Ancak, Prof. Yona Sabar’ın kitabında daha ilginç bilgiler de yer alıyordu. Bunlardan en önemlisi de Barzani Ailesi ile ilgiliydi. Prof. Sabar’ın verdiği bilgiye göre, 16. ve 17. Yüzyılda bölgede yaşayan ailelerin en ünlülerinden biri Barzani ailesiydi ve bu aileye mensup hahamların kurduğu Yahudi eğitim kurumları büyük bir itibar görüyordu. Öyle ki, başta Mısır olmak üzere Ortadoğu’nun muhtelif ülkelerinden buraya öğrenci akını oluyordu. Hatta, Haham Nathanel Barzani, bölgede nadiren görülen zenginlikte bir kütüphaneye de sahipti ve kitapların büyük çoğunluğu da el yazmalarından oluşuyordu. Bu kitaplar, yine haham olan oğlu Samuel Barzani’ye miras kalıyordu. İşin daha da çarpıcı yanı, Amerikan reformcu Yahudileri tarafından tam bir yüzyıl sonra kabul edilecek olan ilk kadın hahamda Samuel Barzani’nin kızı oluyordu ve Asenath Barzani ismini taşıyordu![7] İşte Fetullahçı Cemaat, ABD Yahudi Lobilerinin özel ricası ve arka çıkmasıyla, Kuzey Irak’ta Barzani Kürdistan’ında her seviyeden okullar açıyor, yatırımlar yapıyor ve Barzanilerin devlet statüsü kazanması için her türlü desteği veriyordu!?
[1] Yolsuzluk İddiaları – Ruşen Çakır / Gazete Vatan / 18.02.2014
[2] Bak: 8 sütun / 15.06.2008
[3] Taraf-19.02.2014
[4] Taraf.20.01.2014-Okullar ve İntikam
[5] 11-12-1999 / otisabi-ekşi sözlük
[6] Bak. Fikret Bila / Bu Yazara Çanakkale’yi öğretemedik / 21.03.2010
[7] Hürriyet / 18.Şubat 2003
**************************************************************************************************
NEFSİN ELİNDEN!
İttifak kurmuşlar, Şeytanla birlik
Her an tetikte ol, nefsin elinden!
Ne ahlakın kalır, ne kalbi dirlik
Sakın çalmayasın, keyfin telinden
Ya Rab halas eyle, nefsin elinden!
Günaha gayretli, taate tenbel
Riyakâr sahtekâr, hizmete engel
Takıyor herkesin, kalbine çengel
Dostlar bile korkar, oldu dilinden
Çalış ki çıkasın, nefsin elinden!
Aybını hoş görür, kirin silemez
Ne gafil nankördür, kıymet bilemez
Hep hakaret eder, özür dilemez
Yıkıyor, farkı yok; Arim selinden
Allah’ım sen kurtar, nefsin elinden!
Sevabı reklamdır, günahın saklar
Kendisi işliyor, ele yasaklar
Ey hür zannedilen, nefse tutsaklar
Gelin kurtulalım, nifak halinden
Allah’a sığının, nefsin elinden!
İlim öğreniyor, nam servet için
İbadet ediyor, keramet için
Siyasi cihadı, ganimet için
Geçilmiyor hava – sından yelinden
Dostlar neler çektim, nefsin elinden!
Sıratı müstakim, ona dik yamaç
Dini araç olmuş, dünyası amaç
Yalanla yalama, haram bulamaç
Bal yaptım sanıyor, zakkum gülünden
Ya Rab nerye kaçam, nefsin elinden!
Ey pornocu manyak, göz zinacısı
Ey özü kokuşan, söz binacısı
Ey şeytan kuklası, şer kiracısı
Sen mahrum kalırsın, Huri gelinden
Rabbe sığınalım, nefsin elinden!
Nefisler İlahlık, murad ediyor
Gör nice evliya, feryad ediyor
Yusüf Nebi dahi, imdad ediyor
Şerrinden ve şevhe – tinden belinden
Allah’ım uzak tut, nefsin elinden!
Kur’an ahkamını, gereksiz sayar
ABD’ye tapar, AB’ye kayar
Hak gömlek çıkarıp, davadan cayar
Küfürden sakınmaz, ürker kelinden
Köleler memnundur, nefsin elinden!
İslam tartısında, eksi puanda
Kendini görmeye, çalış Kur’anda
Belki de Azrail, bekler şu anda
Mevla’dan iste gör, hep helalinden
Emin olunur mu, nefsin elinden!
NAİL KIZILKAN
**************************************************************************************************

KİMİN ANLAMADIĞI BELLİ İSTER TENCERE İSTERSEN KAPAK YAP
Yazar durumun vahametine binaen İŞGAL kelimesiyle ilgili açıklama yapmayı uygun görürken,Kürt Kimlik inkarı diyor diyor demesinede heralde ya konunun vehametini kavrayamamış yada çok önemsiz görmüş olacak ki buna bi bi açıklama getirme zahmetinde bulunmamış….Ben senin gibilerin çok okutttum okutmaya da devam ederim.Önce sen bi ne okuduğunu anlamayı öğren. hadi bakimmmm….
Yazdığını okumayan anlamayn adam!!
Önce sen bir yazdığını oku, sen burada yazanlara iftira atmışsın, kim yazmış kürt sorunu diye? hala kafanız basmamış ki cevabında da hala Kürt Kimlik inkarından bahsediyorsunuz diye iftira atarken kalkmış bir de cahil cahil Türkiyenin 3 sorunu var biri de Kürt Kimlik İnkarı diyorsun, hangi değirmene su taşımak bu ???!!! yahu kim değirmene su taşıyor Volkan bey ?? Siz ve sizin gibilerin derdi belli , niyeti de attığın çamur daha ilk cevabında suratına yapıştı ama bunu yıkayacak suda yok….
Türkiyenin 3 tane değil tek bir sorunu vardır o da Türk milletini millet yapan özelliklerinden kopması, it izi ile at izini karıştırması, ne zaman ki bu millet kendi öz kimliğine döner o zaman hiç bir sorunda kalmaz sizin gibi art niyetli çatlak seslerde kesilir….
Bay Volkan lav gibi yakıcı “laf” püskürtmüşsünüz!
Bay Volkan lav gibi yakıcı “laf” püskürtmüşsünüz!
Maalesef ya okuduğunu anlamıyorsun, ya kasıtlı çarpıtıyorsun, ya da gizlediğiniz “İslam şeriatı” düşmanlığı dürtüsüyle hareket ediyorsun. Önce Rahmetli Erbakan asla Kürtçülük yapmadı, yaptırmadı, ama imanımıza da, insanlığımıza da aykırı bir İslam dışı Türk ırkçılığı da yapmadı. Türk, Kürt, Çerkez… hepimizi Millet yapan ortak paydalarımız olan Milli ve manevi değerlere sahip çıktı. Şİmdi Onun takipçileri olarak Milli Çözümün tavrından İsrail Büyük elçiliği, ABD Büyükelçiliği, AKP işbirlikçileri ve Cemaatci ekibi oldukça rahatsız, size ne oluyor bilmiyoruz… Edep ve insaf, insanlığın temel şartıdır. Varsa başka sıkıntınız, mert ve dürüstçe ortaya koyun.
Ali Erdem .
Al bi cahil daha
“Türkiye yakın ve çok yakın tarihinin özeleştirisini yapmadıkça, düzenli aralıklarla nöbetine yakalandığı sara illetinden asla kurtulamayacaktır. Türkiye’nin üç hayati meselesi ise: Ermeni Büyük Felaketi, Kürt kimlik inkârı ve Kıbrıs Adası’nın işgalidir!
Yazıdan paste copy yaptığım kısmı iyi oku cehalet abidesi.Hadi sen başka kapıya önce olabiliyor isen biraz insan ol …..Adam olamıyacağın belli de!…
Amaçlar araçları meşru kılmaz
Ben Müslümanım diyen kimse için, FARZ, VACİP, SÜNNET, MÜSTEHAP, MÜBAH, MEKRUH VE HARAM vardır…..
Müslüman kimse sadece Müslümandır, asla Makyavelist değildir ve olamaz… Müslüman kimse üzerine Zafer değil Sefer sorumluluğu vardır…. Zira zafer de yenilgi de Allah’ın elindedir…..
Ben Müslümanım diyen kimse Seferden ve Sefer esnasında yaptığı ,yapmadığı, işlediği ve işlemediği eylemlerden sorumludur…..
Ne yaptığı bir önemli ise Nasıl yaptığı on önemlidir….
Karşısındaki insanın müslim veya gayri müslüm, iyi kötü, tanıdık veya yabancı olması bize faklı davranmamıza geçerli bir mazeret sağlamaz. Allah kimi zaman bizi benzer durumda sevdiklerimizle ve sevmediklerimizle imtihan eder ve olaya NASIL yaklaştığımıza ve davrandığımıza bakar…
Ameller niyetlere göre ise de sadece Niyetinin “iyimser” olması da tak başına kafi gelmez….
En tepedeki niyet sadece Allah’ın rızasını kazanmak, Allah’ın rızasını kazanmanın yöntemleri ise Kuran’da ve Hz. Peygamberin hayatında aranmalıdır….
Ben Müslümanım diyen kimse için amaçlar araçları meşru KILMAZ….. Bilakis Hz. Allah amaçların için hangi araçları kullanacağına bakar…..
Sahabenin savaş esnasında bile bir can alırken ne kadar hassas ve dikkatli olduğuna dair kıssaları hepimiz biliriz ama günlük hayatımızda nefsimizin kılına dokunsalar neler yaparız…
Bir anlamda kader inancımız gereği neler yapacağımız belli fakat nasıl yapacağımız ise imtihan konusudur….. Kader anı kazaya dönüştüğü andaki hal, tavır ve sözlerimiz, duygu halimiz sonucunda imtihan kitabının ya alacak ya da verecek tarafına yazılacaktır…
Amacımız, davamız ne kadar kutsal, yüce ve onurlu olursa olsun, bu amaca ulaşırken ki amellerimizin de bir o kadar kutsal, yüce ve onurlu olması lazımdır….
Şimdi bir takım namazında, niyazında insanlar kutsal bir amaca hizmet ettiklerini sanarak, yalan, dolan, talan, çarp, çırp gibi zafere giden yolda her yol mübahtır tarzında israiliyat bulaşık ve kokan davranışlar içinde yer almaktadır…. Ne acıdır ki bütün bunları yaparken Hz. Allah’ın rızasını ummaktadırlar (!?) oysa bilsinler ki memnun olacak olan Hz. Allah değil Şeytan (lanetullahi aleyh)’dır……
Ne içitiniz siz,
Millet deliye hasret biz akıllıya…. Birader yaş kaç?? Bunları biz yetiştirmedik, bunlar içimize serpilen şimdiki İsrailin GDO’lu tohumları gibi, hasadı bozsun, mahsülü heba etsin diye Yahudininiçimize serptiği kendi karen fogg çocuklarıdır…. T.C. kanunlarla yönetildiği ve her siyasi partinin de Siyasi Kanunlara göre davranması gerektirdiği için belli şartları yaşıyan her kesim istediği siyasi partiye üye olabilr, gidersin temiz kağıdı alır ve üye olursun…. Biz masonik bir yapı değiliz ki ÖZEl usullerle eleyip adam alalım….
Ayrıca okuma yazmanız var ise okuyun bakalım nerede KÜRT meselesinden bahsetmişler, tam aksine KÜRT meselesi değil İsrail’in KÜRT kartından bahsedilip, bilakis kurulması istenilen Siyonist bir Yahudi devletçiğinden bahdedilmiştir… Öyle laf olsun çamur olsun atayımd a izi kalsın gibi lafları edebileceğiniz bir yer değil burası, Kur’an’a, Hadislere, Yasalara ve bunlardan oluşa gelen delillere dayanmadan bir şeyler yazılmaz burada, şu an ellerinde gücü kimselerin aksine bu dergi yazarları Allahtan ve hesap gününden korkarkar….
Hadi başka kapıya….
A mı B mi?
Bazı AKmaklar diyorlar ki çalıyor ama çalışıyor, çalıyor ama hayır işi için çalıyor. Ve hatta en son kısadan kestirip içlerini dışa döküp, yiyecekse eşbaşkanımız yesin, sonuna kadar yesin içisin demeye başladılar…. Şimdi; eğer müslüman kimseler isek bizde bir başkasının malı haramdır, ancak savaş şartları altında DÜŞMANINDAN ganimet olarak ele geçirilmiş ise o zaman HELALdir….. Bunun dışında, gönül rızası, karşılıklı anlaşmalar, ticaret dışında kimse bir başkasının malını kendi zimmetine geçiremez….
Ancak Yahudi şeriatına göre ise durum farklıdır…
Talmut’a göre:
Yoreh deah 232 -14 Hagag : “Para işlerinde ‘Yalan yere yemin’ etmeye müsade edilmiştir.”
Hoem hamispat 156-5 Hagag : “Yahudi olmayanın malı, mülkü sahipsiz sayılır. Ona herkesten önce el koyan Yahudi, sahibi olur.”
Hosem Hamispat 183-7 Hagag : “Bir Yahudi, bir Yahudi olmayanla bir iş yaparsa ve bir başka Yahudi, Yahudi olmayani aldatmak, ölçüyü bozmak, malın ağırlığını veya sayısını azaltmak hususlarında yardım ederse, ikinci Yahudinin birinciye para karşılığında veya parasız yardım ettiği nazarı itibara alınmadan, elde edilen karı iki Yahudi aralarında paylaşacaklardır.”
Yahudi şeriatına göre ancak Bir Yahudinin bir başka Yahudiye karşı helal haram durumu vardır, eğer karşıdaki kiş Yahudi değilse, her şey serbesttir… Çalar çırpar, eksik tartar, hile yapar, yalan yere , hele hele asla inanmadığın kutsallar üzerine yemin dahi edebilirsin…
Şimdi bu AKmaklar, memleketteki bütün bu çalıp çırpmalara, hile hurdalara, yalan yere dakikada 60 tane yalan yere yeminlere karşı gayet sakin, gayet huzurlu bir ruh hali ile cevap verebiliyor ve bütün bunları normal görebiliyorlar ise bu durumda iki haldan başka biri geçerli değildir…
Ya; a) bizleri düşman elde edilen bütün bu malları da ganimet olarak görüyorlar;
Ya da; b) bu adamların hemken hemen hepsi İslam şeriatına göre değil, Yahudi şeriatına göre hüküm veriyor ve bizleri de kendi dinlerinden görmedikleri, (hatta Yahudi yahudi olmayanı insan olarak dahi görmez, bu sebepledir ki kendisi haricindeki ırkların türeyişi için de Darwin’e bir yalan uydurtmuşlardır.) için mallarımız, canlarımız, namuslarımız onlar için helal hükmündedir….
Şimdi AKmaklar kıvırmayın, A mı B mi??
Ayran içtiniz ayrı mı düştünüz
Ne oldu şuanki iktidara veryansın ediyorsunuz.Sizin kadrolarınız değil mi sizler yetiştirmediniz mi? Hala akıllanmadınız kürt kimliği inkarı diyerek gavurun böl parçala yoket değirmenine su taşımaya devam ediyorsunuz.Sanki bu ülkede bir kürt sorunu varmışçasına yazıklar olsun size.Ne olduğunuz sizin içinizden çıkan şuanki kadrolardan belli.Kürtçülük dosyalarını merhum hocanıza veren aşılayan,bir kürt sorunu varmış gibi gösteren recep abiniz değilmiydi.İşte siz busunuz fazla söze gerek var mı?Bu ülkede bir kürt sorunu varmış gibi kürt kimliği zırvasından bahsediyorsunuz.Bu söyledikleriniz gerçeklik payı olmuş olsaydı şuan bu ülkede ne birtane kürt nede kürtçe konuşan biri olabilirdi…Sizde bozacını şahidi şıracı olur misali.İktidardan ne kafa olarak, ne de düşünce ve fikir olarak farklı olmadığınızın itirafıdır.ABDye ABye ve İsraile hizmet etmeye devam edin.
“Watergate” Skandalı
Son dönemde AKP hakkında ortaya çıkan kaset iddialarına ABD’den kasetlerin montaj olduğuna dair bir açıklama gelmişti. 1972-74 tarihleri arasında “watergate” olarak bilinen tarihin en büyük dinleme skandalına karışan ABD’nin böylesine bir açıklama yapması yakın zamanda ortaya çıkacak gerçek kasetlerin üstünü örtmede AKP’ye destek vermesi olarak yorumlanmıştı. Zaten AKP’nin MİT ile ilgili düzenlemeleri başta olmak üzere atmış olduğu adımlar suçluluk psikolojisinin bir göstergesiydi. Ve beddua olayı ile başlayan CIAmaat-Hükumet çatışması usta bir kukla oynatıcı olan siyonist odakların aziz milletimizi oyalama çabasından başka bir şey değildi. Sonuç olarak gerçekler her zaman ortaya çıkacaktır. Watergare skandalından sonra Başkan Richard Nixon’ın istifa ettiği unutulmamalıdır. AKP hükumeti kaçınılmaz sonunu kendi eliyle hazırlamaktadır.
KALPLER KARARMIŞ VİCDANLAR KÖRERMİŞ
KALPLER KARARMIŞ VİCDANLAR KÖRERMİŞ
RUHSUZ ŞUURSUZ İNSANLAR TÖREMİŞ
YAŞADIĞI GİBİ İNANANLAR ÇOK İMİŞ
MAKAM MEVKİ İÇİN DİN DEĞİŞTİRİRMİŞ
TAPMIŞ İSRAİLE KIBLESİ AMERİKA
İNKAR ETMEZ TAĞUTU YÖNELİR PUTLARA
İHANET EDERLER VATANA VE İSLAMA
KİN KUSUYORLAR BİLEĞİ BÜKÜLMEZ ORDUMA
30 MART SEÇİMLERİ ÜLKEMİN SON ŞANSI
YA MİLLİ DEVRİM YA DA CENAZE NAMAZI
ORTAYA KOYACAK HERKES GERÇEK AYARINI
YIRTILACAK ELBET SOYSUZLARIN YÜZ ASTARI
MİLLİ GÖRÜŞ TEK ÇARE YAKIN SAADET NİZAMI
UNUTMADIK LİDERİMİZ ERBAKAN HOCAMIZI
ONUN İFADE ETTİĞİ MİLLİ ÇÖZÜM SABAHINI
YAŞAYACAĞIZ İNŞALLAH ZAFER BAYRAMINI
KORKUNUN ECELE FAYDASI…
-BAŞBAKAN VE AVANESİ ELBETTE BU KASETLERİ KENDİLERİ HAZIRLATTI..
-BELKİDE ORJİNALİYLE TEHDİT EDİLİNCE, ORJİNALİNE EK YAPILARAK KASETLER ŞAİBELİ HALE GETİRİLDİ..
-İHH NIN AB’YLE ANLAŞMA YAPMASININ VE SURİYE DE Kİ DURUŞUNUN ARKASINDA TEHDİT EDİLDİĞİ BELGELER Mİ VARDI?..
-MİT TEKİ YENİ DÜZENLEMELERİN; GEÇMİŞTE EMNİYETİ TSK YA KARŞI BİLİNÇLİ GÜÇLENDİRME HESAPLARI GİBİ BİR YOLA MI GİRİLMİŞTİ?..
İŞTE BİLGELİK VE ÖRNEK ŞAHSİYET BUDUR
Olayları üstün bir akılla irdeleyen , analiz eden basiret kokan bir makale olmuş…Bu milleti ALLAH İLE ALDATANLAR er yada gec hem dünyada hem ahırette cezalarını cekeceklerinden hiç şüphemiz yok…Hak yolda olmak Allah’ın bizlere verdiği ve vereceği en büyük nimetlerin başında gelmektte .. O yuzden her an aklımıza geldiği müddetce rabbimize hamdü senalar etmek ve istikametimizin daim olması için çokça dua etmek gerektiğini unutmamak gerekıyor..Allah sonumuzu hayretsin inşaallah…
Internet, HSYK ve MİT yasaları
Sn Başbakan paralel yapı paralel yapı diye basbasbağırırken veya bağırtttırılırken halkın gözü önünde göstere göstere gerçekten paralel bir yapı mı kurmaktaydı yoksa halkı paralel yapı ile korkutup Internet, HSYK ve MİT yasaları gibi demokratik diktatorluk (demonkrasi) mi tesis edilmeye çalışılmaktaydı? Tabi bunu Sn. Başbakan’a adfetmek yanlış olurdu zira kendisi yahudi lobileri için geçicici biriydi.
Sn Saim Çağlar’ında yakaladığı makale içerisinde çok ciddi noktalardan biri de KKTC, Suriye ve Kuzey Irak Petrolleri ile ilgili Sn Başbakanın aldığı direktiflerin bu suni gündemlerle örtpas edilmesidir. Bu konuların herbiri vatana ihanet mukabilinden görevler ihtiva etmektedir.
Tabi her konuya olduğu gibi bu konulara da hikmet nazarıyla yaklaşmak ve gerek Sn Başbakanın gerekse yahudi lobilerinin bu şeytani planlarının ters dönerek saltanatlarını yerlebir edeceği de feraset ehlince aşikardır.
Milli Çözüm Feraseti
RTE’nin spekülatif bir kaset çıkarttırarak bundan sonra ortaya çıkacak gerçek ihanet,yolsuzluk, rüşvet ve kul hakkı yeme kasetlerini itibarsızlaştırma politikası güttüğü çok açıktır. Ancak şükürler olsun ki olaylara Allah’ın nuruyla bakıp ferasetle analiz eden Milli Çözümümüz var. Devletin bürokrasisi, istihbaratı ve askeri aşağıdaki tespitleri tekrar tekrar defalarca okumalı ve yapılmak istenenlere karşı uyanık olmalıdır. Taraflardan ikisi de uşaktır. Patron ABD ve İsrail’dir. Kavga gümbürtü sırasında 1974 de Erbakan Hoca tarafından fethedilen Kıbrısın federal yapıya büründürülüp AB’ye alınarak TSK’nın-Türkiye’nin adadan atılması ve yeni yasayla istihbaratımızın CIA MOSSAD ofisi olarak çalışması süreci yürütülmektedir.
“Sn. Erdoğan son Barak Obama görüşmelerinde; “Kıbrıs’ın peşkeş çekilmesi, Suriye’de ABD–İsrail çizgisine gelinmesi, Kuzey Irak Petrollerinin Türkiye üzerinden Akdeniz’e ve İsrail’e iletilmesine Barzani ile birlikte Bağdat’ın da razı edilmesi“ tavsiyeleri dışında, Yeni MİT yasası Konusunda da bir ayarlama ve MİT’i MOSSAD ve CIA’ya uyarlama ricası yapılmış mıydı?
“Bu tespit ve tenkitler, ne MİT Başkanını ne diğer asker ve sivil bürokratları hedef alıyor sanılmamalıydı. Herhalde onlar da, “ülke menfaatleri ve bölge dengeleri “ açısından bu girişimlerin doğru ve olumlu olduğu kanaatini taşımakta, “Başbakanımız ve iktidarımız elbette bizden iyi bilir“ mantığıyla yaklaşmakta, ama, “devletin dinamitlendiğinin “farkına varamamaktaydı. Üstelik, “Milli iradeyi, sadece çoğunluğu elde eden iktidarın temsil ettiği“ kanaati tam bir safsata ve saptırmacaydı. Çünkü Milli iradeyi ve Milli egemenliği temsil makamı sadece iktidarın değil, Meclis içindeki ve dışındaki tüm muhalefetin ve siyasi partilerin, yargı erkinin, başta Cumhurbaşkanı tüm devlet müesseselerinin ve yüksek bürokrasinin ortak sırtında ve sorumluluğundaydı. Bütün bunlar, Amerika’nın Cemaat ve Hükümeti kapıştırarak, iktidarı; görünüşte AKP’ye, gerçekte ise ABD’ye yarayacak düzenlemelere mecbur bırakmak ve TSK’yı etkisiz ve yetkisiz kılacak “demokratik tedbirleri“ aldırmak amaçlı olduğunu da açığa vurmaktaydı.”