Get Adobe Flash player
Reklam

BİR NUMAN VAR, BU NUMAN’DAN İÇERİ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 7
ZayıfMükemmel 

Milli Görüş Lideri ve 54. T.C. Hükümeti Başbakanı Prof.Dr. Necmettin Erbakan, Altınoluktaki bir Cuma sohbetinde AKP’nin açılımını şöyle yapmıştı ve “AKP'nin Aslından Koparma Partisi olduğunu” vurgulamıştı.

Milli Görüş Lideri konuşmasında şunları da hatırlatmıştı: “Şu AKP Efendim biz İslam medeniyetinden vazgeçip Avrupa Birliğine gireceğiz, Avrupa Birliğini benimseyeceğiz” diyor, sen de bunları destekliyorsun. Sen nasıl Müslümansın yahu?. Müslümanlık dinini tanımıyorsun. Bu işi hafife alıyorsun. Bunlar ne yaptıklarını bilmiyorlar, zulme alet oluyorlar.  Ondan dolayıdır ki AKP demek “Aslından Koparma Partisi” demektir. Aslı nedir? Bizim tarihimiz, bu söylediğimiz, söylediklerimizdir. Bütün yeryüzünde adil bir nizam kurup bütün insanlığın saadetini temin etmektir. Bizim aslımız bu… Buradan kopartıp, herkesi ezen ve sömüren bir sisteme yardımcı olacak işbirlikçi haline çeviriyor insanları”. Biz Müslümanız ırkçılık yapamayız!? Kürt açılımı ve Abdullah Öcalan’ın açıklayacağı söylenen yol haritası ile ilgili ne düşündüğü hakkındaki sorusunu da Erbakan şu sözlerle yanıtlamıştı: “Irkçılığa dayanan her hangi bir meselemiz yoktur. Türk’müş, Kürt’müş bizde bir ayrım olmaz. Çünkü biz Müslüman’ız, müminler birbirinin kardeşidir. Kürt açılımı, ırkçılık ve ayrımcılık kokmaktadır ve dış güçlerin bir tuzağı ve dayatmasıdır.”

Ondan Sonraki hafta ise Milli Görüş Lideri Necmettin Erbakan “Kürt Meselesi” ile ilgili şunları anlatmıştı:

İslam'da ırkçılık haramdır

“Kürt Açılımı”na da değinerek, "Müslümanlıkta ırkçılık yoktur. Cenab-ı Allah Kur'an-ı Kerim'de diyor ki, 'biz sizi ayrı ayrı ırklardan, soylardan yarattık. Aranızda farklılık olsun, birbirinizle yardımlaşınız, muhabbetiniz artsın, dostluğunuz artsın. Onun için sizi çeşit çeşit kabilelerden yarattım. Sizi birbirinize fiyaka yapasınız, ben senden daha üstünüm diye kibirlenmeniz için yaratmadım. Siz birbirinize evvelden düşmandınız. Şimdi Müslümanlık dini geldi ve birbirinizin kardeşi oldunuz. Bundan dolayı Müslümanlıkta ırk ayrımı diye bir şey yoktur. Irkçılık cahilliktir, cahiliye dönemine ait bir adettir. İnsanların bir an evvel bundan kendilerini kurtarmaları lazımdır."

Hayım Naum doktrini uygulanmaktadır.

"Her zaman ifade ettiğim gibi Türkiye'de kalkınmışlık bakımından bazı farklılıklar var. Bir takım bölgeler kalkınamamış ve kalkındırılmamıştır. Bunları bir an evvel telafi etmeliyiz. Hata 'ırk'ta değil, hatalı davranışta. Bizim ırkçılık meselemiz yok, yanlış politikaların düzeltilmesi meselemiz var. Irkçılık diye bir meselemiz yok. Bu topraklarda Bin yıllık kardeşiz. Doğu ve Güneydoğu'daki kardeşlerimiz cihan harbinden önce İngilizlerin oyunlarına gelmemiş kesinlikle Hilafet makamına isyan etmemiş ve İngilizlerin katırlar dolusu altın tekliflerini geri çevirmişlerdir. Bu gün de aynı oyunları sahneye koyuyorlar. Milyon kere belirttiğim gibi yapılanlar Hayım Naum doktorinin uygulanmasıdır."

Halkımız aldatılmaya çalışılmaktadır.

Erbakan Hoca, "Avrupa Birliği bizim adamlara, AB'ye girmek için hiçbir şey yapmadınız diyor. Bunlarda da yeteri derecede devlet tecrübesi yok çoluk çocuk takımı. Avrupa'nın gözüne girmek için 'Kürt meselesi' diye bir mesele üzerinde çalışmaya başlıyorlar. Bir de, 'Ey millet bu meseleyi tarihe gömeceğim' gibi laflar ediyorlar. Bana bak arkadaş sen ağzındaki baklayı çıkarsana. Bana 'Kürt meselesi' diyerek ille de 'Türkiye'nin bölünmesini istiyorlar' desene. Bunu anaların ve babaların acısıyla karıştırıp milleti aldatacağını mı zannediyorsun? Bunların hepsi dış güçlerin dayatması ve Hayım Naum planıdır, Türkiye yi bölmek için oynanan oyunlardır. Bizim Türk Kürt diye bir meselemiz yok. Tarih boyunca da birlikte yaşamışız.  Avrupa bu gerçeği bizden iyi bildiği için bu tür suni meseleleri ortaya atarak bizi bölmek istiyor. Bu oyunlara millet ve devlet olarak gelmemeliyiz. Bunun için bütün memleket evlatlarının uyanık olması ve dış güçlerin oyununa gelmemesi lazım. Başta yöneticilerin de bilhassa alet olmamaları lazım gelir. Bizim anlatmak istediğimiz gerçek budur." ifadelerini kullanmıştı.

Ama SP Genel Başkanı Kurtulmuş "Kürt Açılımı"yla ilgili sözlerine açıklık getirirken:

 “Bitsin artık bu kirli oyun” diyerek AKP’ye arka çıkıyordu. Hükümetin iyi niyetli girişimlerini(,) desteklediklerini dile getirerek, kirli oyunun sona ermesi ve sorunun çözülmesi için daha somut adımların atılmasını istiyordu.

Numan Kurtulmuş “Kürt Açılımı”yla ilgili hükümetin açılım çabalarının olumlu ancak yetersiz olduğunu belirtip daha somut adımların atılması gerektiğini söylüyordu. “Sorunun çözümü için atılan iyi niyetli adımları desteklememek gibi bir şey olmaz” diyen Kurtulmuş, “Bizim yıllardan beri demokratikleşme, özgürleşme ve insan hakları konusundaki görüşlerimiz ve çabalarımız bilinmektedir. Biz ilgili bütün taraflarla daima çok rahat diyalog kurabilen bir tutum içerisindeyiz” diyordu.

Numan Kurtulmuş’un Kuruntuları!

'Siyasetteki yerimi AK Parti karşıtlığı üzerine kurmam. İsmi nasılsa öyle hitap ederim.' Diyen Bay Numan, AKP diyen Hocaya gönderme yapmıştı.

Star yazarı Şamil Tayyar, Saadet Partisi Genel Başkanı Kurtulmuş'u göklere çıkarırken Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan'a ise ağır ithamlarla dolu bir yazı kaleme almıştı.

“Saadet Erbakan’ın mal”ıymış!

Milli Görüş Lideri Prof.Dr. Necmettin Erbakan'ı Saadet Partisi'ni kendi “şahsi malı” gibi gördüğünü iddia eden Şamil Tayyar, Recai Kutan'a ise "yandaş-emanetçi" diye sataşmıştı.

Yani, HAKKI TESLİM EDİYOR GİBİ GÖRÜNÜP, HAKARET YAĞDIRMIŞ…

Erbakan Hoca ve Recai Kutan'dan bahsederken kendince kaypak bir yöntem kullanan Tayyar, paragraf başlarında "hakkını teslim ediyorum" ama! yaklaşımı ile devam cümlelerde kinini kusmaktaydı ve tabi böylesi tiyniyetsiz tiplerin Numan Kurtulmuş aşkı ise içinde beyin olan kafaları, herhalde karıştırmalıydı!..

KURTULMUŞ’UN HEDEFİ: MİLLİ GÖRÜŞ DÜŞÜNCESİNİ VE HOCA EKİBİNİ PARTİDEN UZAKLAŞTIRMAKMIŞ!..

Erbakan Hoca’ya ve Kutan'a çeşitli göndermelerde bulunan Şamil Tayyar, Saadet Partisi Genel Başkanı Numan Kurtulmuş'a ise methiyeler sıralamıştı. Numan Kurtulmuş'un sadece Milli Görüş’ün revizyonuyla kalmayıp aynı zamanda Hoca’dan kalma kadroları da saf dışı bırakacağını” açıklamıştı.

İşte Şamil Tayyar'ın yazısı:

Numan Bey meydan okudu

Necmettin Erbakan, sevabı ve günahıyla yakın siyasi tarihin en önemli aktörlerinden biridir. Kendisiyle, siyasi yasaklı olduğu 1985’de tanıştım. Tanışıklığa vesile olan 10 Kasım’daki Konya ziyareti esnasında Milliyet’te henüz stajyer muhabirdim.

Dönüşe geçtiğimizde davet üzerine Hoca’nın yeşil Mercedes’ine bindim. Yanımızda iki gazeteci arkadaşımız daha vardı.

Yolda, Türkiye’yi 12 Eylül’e sürükleyen karanlık olayları anlatırken aktardığı şu ilginç anekdotu hiç unutmadım: “Bakanlar Kurulu’nda Demirel yanımda, diğer tarafta Türkeş var. Olaylarla ilgili MİT’in hazırladığı raporu dağıttılar. Sonradan fark ettim, önümdeki raporla Demirel’in önündeki rapor aynı değil. Türkeş’e sunulan rapor da farklı. Demirel’e döndüm, ‘MİT size bağlı değil mi? Herkese ayrı bir rapor verilmesini siz mi emrettiniz?’ diye sordum.  Meğer bizi hep oyalamışlar.”

Hocayı 28 Şubat sürecinde de yakından izleme fırsatım oldu. Dışa kapalı ve ağır sanayiye dayalı Milli Görüş, en önemli eseridir.

Ama her kurucu siyasi fani gibi o, icraatlarını tarihe bırakıp muhteşem bir final yapmak yerine, hayat verdiği partiye “milletin değil şahsın malı” muamelesi yapmayı tercih etti. Siyasi yasaklı olduğu dönemde Recai Kutan gibi yaşdaşını emanetçi seçti.

Recai Bey, çok zarif, iyi yetişmiş, beyefendi bir siyasetçidir. Bir gün ziyaretime geldiğinde, “Neden çekilmiyorsunuz?” diye sordum, iki elini açarak, “Ne yapayım, 5 defa bu görevi bıraktım, beni bırakmadılar. Burada zorla oturuyorum” dedi.

O “zor”, ismini söylemese de Hoca’nın iradesiydi. Kamuoyu ve taban baskısı öylesine büyüdü ki, Erbakan seti, bu sele dayanamadı. Ve Numan Kurtulmuş, Saadet’in başına geçti. İlk seçim testinde rüştünü ispat etti.

Hoca’nın bir eli, hala partide. Kurtulmuş da bunun farkında. Kırmadan, dökmeden bu eli boşa çıkarmaya çalışıyor. Şu ana kadar partideki hiçbir toplantıya davet etmedi. Bir defa Başkanlık Divanı olarak ziyaretine gitti, bir defa da MKYK bittikten sonra “toplantıyı kapattık, tavsiyeleriniz varsa...” denerek usul yerine getirildi. O kadar...

İddialı çıkış

Önceki gün Numan Kurtulmuş’dan yemek daveti alınca, Saadet’teki Hoca’nın vesayetini hatırladım. Keyifli bir sohbet oldu. Yukarıdaki kanaatlerimi, kendisiyle de paylaştım. Sabırla dinledikten sonra, Erbakan’a saygısını hatırlatıp şöyle dedi : “Hiç merak etmeyin, vesayet altında asla siyaset yapmam.”

Çok iddialı bir laftı. Nasıl başaracağını sordum.

Zihninden geçen, sırtını millete dayama düşüncesiydi: “Siyasi merkezi yeniden inşa edeceğiz, milletin merkezine yerleşeceğiz. Bir ayağımız bu merkezde sabit olacak, diğer ayağımız toplumun tüm kesimlerini kucaklayacak şekilde hareketli olacaktır.”

Başka bir ifadeyle, bu pergel tarifindeki sabit ayak, aslında Erbakan’ın inşa ettiği Milli Görüş’tü. Kurtulmuş, yeni siyasi projelerinin içini Milli Görüş’le doldurmak yerine sadece bir parçası haline getirme niyetindeydi.

Revizyonla Neo-Milli Görüş doğmak üzereydi.

Sordum, O, örneklerle anlattı. Dedi ki: “1970’li yıllarda ağır sanayi diyorduk. Ama şimdi yüksek teknolojiye geçmek durumundayız. O tarihlerde milli, şahsiyetli dış politika diyorduk, evet, buna ihtiyaç vardır, ama şimdi dış dünyaya açık, çok taraflı ve aktif politikalara geçmek durumundayız.”

Bu aşamada takıldım, “Ne o, yoksa Milli Görüş gömleğini siz de mi çıkarıyorsunuz?” “Kesinlikle hayır” dedi: “Bazı politikalarımız toplumun gerisindeydi, şimdi öne geçirmeye çalışıyoruz. İlla isim bulunacaksa 2009 veya 2010 versiyonu denebilir.”

 

NOT: Numan Kurtulmuş’un “dış dünyaya açık” sözlerini “Siyonist dünya düzeninin hizmetçiliğine ve emperyalizmin hakimiyetine açık ve hazırız” şeklinde okursanız, asıl niyetini ve hedefini sezmek kolaylaşırdı.

Ve yine “Bazı politikalarımız toplumun gerisindeydi” derken yine Hoca’yı ve Recai Kutan’a kastettiği ve “toplum” diye de “Korkut Özal’lara, Nevzat Yalçıntaş’lara, Sezai Karakoç’lara yani, din-iman edebiyatıyla, gizlice Yahudi uşaklığı yapanlara” dikkat çektiği hesaba katılmalıydı.

İlk eğitimine Erenköy’deki Fransız mektebinde başlayan, daha sonra Nuruosmaniye’deki İnkılâp Lisesinde okuyan, ailesinin dini bir tahsil yapmasını istemesi sebebiyle, Elmalılı M. Hamdi Yazar’dan Kur’an ve din dersleri alan, bir ara Ayan Meclisi azası Mustafa Asım Yörük Hoca’dan eski usulde Arapça çalışan ve özellikle Prof. Angel isimli bir Musevi’den tam beş yıl kadar özel Fransızca dersleri görüp Fransızcasını bu dilden tercüme yapacak seviyeye ulaştıran ve sonunda Şeyhlik postuna oturan zevattır, bunların “toplum”dan anlatmaya çalıştıkları! (20 Temmuz 2009 – Milli Gazete: Sh. 12) Sahi Prof. Angel isimli Musevi’nin çok özel Kabala (Yahudi tarikatı) üstadı olduğunu niye saklamışlardı?

 

Peki, başka?

Kurtulmuş, Türkiye’de 4 temel çatışma alanı bulunduğunu söyledi: “Türk-Kürt, Alevi-Sünni, Laik-Anti laik, Asker-Sivil... Temel hedeflerimizden biri, bu çatışma alanlarının ortadan kaldırılmasıdır.”

AK Parti dedi

Buraya kadar tamam. Sormam gerekti: “Sayın başkan, AK Parti’nin de yapmaya çalıştığı bu değil mi?”

Kurtulmuş, bu soruma kısmen katıldı: “Evet, AK Parti siyasi merkezi yeniden inşa etmek için yola çıktı ama girişim düzeyinde kaldı, bunu başaramadı.”

Bu arada Kurtulmuş’un “AKP” değil “AK Parti” dediğine dikkat çekmek isterim. Şöyle açıkladı gerekçesini: “Siyasetteki yerimi AK Parti karşıtlığı üzerine kurmam. İsmi nasılsa öyle hitap ederim.”

Sohbetin bu bölümünde devreye giren masadaki bir dost, AK Parti’nin Saadet’in oylarını arttırması üzerine Bülent Arınç’ı kabineye aldığı iddiasını gündeme getirdi. Kişisel kanaatim, Arınç’ın bu saikle kabineye girdiği yönünde değildir. Bu düşüncemi, masada da paylaştım. Ayrıca, “Eğer AK Parti, Saadet’e göre yön tayin ederse büyük hata yapar” dedim. Numan Bey bu tezime hak verdi.

Ergenekon çıkışı

AB üyeliği konusunda ise farklı noktalarda olduğumuzu fark ettim. Numan Bey, tanımlanmamış AB-Türkiye ilişkisini sürdürülebilir görmüyor. Diyor ki: “Önce bu ilişkiyi tarif edelim. Eğer bugünkü şekliyle olacaksa, yani bir medeniyet projesi ise biz içinde olmayız. Türkiye reformları, AB için değil kendi iç dinamikleriyle gerçekleştirmelidir.”

Uzun bir sohbetti. O ana kadar dikkat ve hayranlıkla dinlediğim Kurtulmuş’un AB tezi, açık söyleyeyim, pek kafama yatmadı.

NOT: “Şamil Tayyar’ın aklının basmadığı nokta şurasıydı: Eğer Numan Kurtulmuş AB konusunda da sizin gibi konuşsa, yani gerçek niyetini ortaya koysa, o zaman Milli Görüş’le hiçbir bağı bulunmadığını ahmaklar bile anlayacaktı. Bu yüzden AB’yle ilgili böyle bir tavır takınması onun rolünün icabıydı.”

Bunca konuyu konuşup da Ergenekon’daki gelişmeleri gözardı edemezdik. İşte bu noktada çok net buldum Numan Bey’i: “Ergenekon süreci desteklenmelidir. Hatta Doğu ve Güneydoğu’daki faili meçhul cinayetler de bu sürece dahil edilmelidir. Sonuna kadar üzerine gidilmelidir.”

Ergenekon’a destek veren Veysel Candan ve Mehmet Bekaroğlu’nun kulakları çınlasın. Numan Bey’in ayak bağıdır. Kendisine de ifade ettim.

Milli Görüş’ü revize ederken kadroları da gözden geçireceği mesajını alınca, Numan Bey’in bu konuda adım atma ihtimalini yüksek gördüm.

Şöyle dedi: “Yeni anlayışa göre hem teşkilatlarımızı yenileyeceğiz hem geçmişte farklı siyasi eğilimlerde olan ama düzgün, iyi yetişmiş bizlerle uyumlu çalışacak kadroları partimize dahil edeceğiz. İlk seçimde bunu göreceksiniz.”

Anladık ki, gündemde olan, sadece Milli Görüş’ün revizyonu değil aynı zamanda Hoca’dan kalma kadroların değişikliği...

Başarırsa eğer, tabirimi mazur görsünler, gömlek kalacak, rengi ve düğmeleri değişecek. Haydi hayırlısı...” diyen Şamil Tayyar, Numan Kurtulmuş eli ile Milli Görüş’ün dejenerasyona uğrayacağını ve aslından uzaklaşacağını belirtiyordu!

“Be hey “Şıh”lığını, gizleyen Şamil

Bu kasap çırağı, olmamış kamil

Parayla patrona, kiralık kalem

Anırmak yakışır, Şeytanı hamil!”

Not: Çok gözledik, Şamil Tayyar’ın bu tespit ve tahlillerine Numan Bey’den bir yalanlama çıkmamıştı. Yani öyle gizli saklı değil, açık oynamaya başlamıştı. Bu nedenle kimse kalkıp ta bize: “Yahu bu teşkilat içi özel ve gizli sorunlardır, açıkça tartışılmamalıdır” itiraz ve iddiasında bulunamazdı.

Bizce Şamil Tayyar ve övdükleri boşuna beklemesin, hepsinin hevesleri kursaklarında kalacaktı. Çünkü Hoca davasını, hep böylelerinin sırtına binerek bugünlere taşımıştı. Yani yükünü rakiplerine taşımakta Hoca ustaydı. Değil sıradan figüranları, Siyonist Yahudi patronlarını bile kullanırdı.

Erbakan Hoca’nın “Lozan’ın gizli maddelerinin mimarı Yahudi baş hahamı Hayim Nahum’un, Türkiye’yi yok etme ve milletimizi tarihe gömme amacı taşıyan yedi maddelik şeytani planının son aşaması olan “Parçalayıp bölme ve İsrail’e vilayet haline getirme” tuzağının kılıfı olan “Kürt Açılımı” hıyanetine, şu koyu Erbakancılık perdesi altında, Recep Erdoğancılık yapanların uydurduğu hikmet ve keramet ise şöyleydi:

“Bu açılım sayesinde ulusalcı oylar CHP’ye, Milliyetçi oylar MHP’ye, Kürt oyları da AKP’ye kaydırılmaktaydı.

Yani, “artık yegane umutları AKP ve Recep Erdoğan’dı. AKP’nin güçlenmesine yarayacak bütün girişim ve gelişmeler de kutsal cihattı!”

Bunları duyunca, Şeytanın hem şarlatanlığı hem de şapşallığını daha bir anlaşılmıştı. Çünkü Şeytan’ın akli ve imani basireti ve vicdani feraseti yoktu. Sadece, nefsani zekaveti desise hile ve hıyaneti vardı.

Enam suresi 112-116 ayetleri bu insan şeytanlarını ve şer tuzaklarını şöyle anlatmaktaydı:

112: “Böylece biz bütün Nebilere (ve Hakkı haber veren davetçilere) insan ve cin şeytanlarından bir düşman kılmışızdır. Onlar birbirlerini (bazı insan suretli şeytanlar, bazı insanları) aldatmak için yaldızlı sözler telkin edip durmaktadır. Rabbin dileseydi bunu yapamazlardı. O halde onları, kendi dizip uydurdukları (kurgu ve kuruntularla) baş başa bırak..

113: (Biz bunlara fırsat veriyoruz ki dünyalık makam ve menfaatleri tercih edip) Ahirete inanmayan (ve Allah’ın rızasını öne almayan) kimselerin kalpleri bu (Şeytanlaşmış olanlara) meyletsin de, ondan hoşlanıp (beğensinler ve büyük adam) saysınlar ve böylece yüklenecekleri (manevi suçu ve sorumluluğu) yüklenip dursunlar.

114: (Neyin doğru neyin yanlış, kimin haklı kimin haksız olduğunu anlamak için Kur’ana başvurmak ve muhkem ayetlerini ölçü almak gerekirken) Şimdi Allah’tan başka bir hakem mi arayıp bulayım? Oysa O size Kitabı, açıklanmış olarak indirmiştir.

115: Rabbinin kelimesi (Kelamı ve ahkamı) doğruluk bakımından da, adalet bakımından da tastamamdır. (Artık) Onun hükümlerini ve sözlerini değiştirebilecek yoktur.

116: (Sen bulunduğun) Yerdekilerin çoğunluğuna (Hakka değil kalabalık halka) uyacak olursan, seni Allah’ın yolundan şaşırtıp sapıtırlar. (Şeytanlaşmış insanlar ve kalabalıklar) Sadece zan (ve kuruntu) peşine takılırlar ve sadece yalan yanlış uydurup kafadan atarlar.”

Ergenekon Savcıları Değişmemeliymiş!..

Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve eski Adalet Bakanı Şevket Kazan, Ergenekon savcılarının değiştirilmesinin doğru olmayacağını belirterek: “Yargılamalar devam ediyor. Bu olayın araştırmasını yapmış, mahkemenin önüne getirmiş, delillerini dosyaya koymuş savcı ve yargılamayı yapan mahkeme üyeleri üzerinde kararname ile değişiklik yapmak fevkalade hatalı olur” diyordu.

Şevket Kazan, HSYK kararnamesi ile ilgili CİHAN’a açıklamalarda bulunuyor, Haziran ayında çıkması gereken kararnamenin, Temmuz ayının ortalarına gelinmesine rağmen halen çıkmamasından ötürü tartışmalar yaşadığına üzülüyordu. Ergenekon’da dalga dalga bir noktaya kadar gelindiğine dikkat çeken Kazan,”Yargılamalar başladı ve devam ediyor. Birinci iddianamenin yargılaması neredeyse tamamlandı, sona doğru yaklaşıyor. İkinci iddianamenin yargılaması başlayacak. Bu olayın araştırmasını yapmış, mahkemenin önüne getirmiş, delillerini ortaya koymuş bir savcının ve yargılamayı yapan mahkemenin üyeleri üzerinde kararname ile değişiklik yapmak, fevkalade hatalı olur.” Şeklinde konuşuyordu.

Siyonist kafalı ve Sabataist patronlu Haber Türk Şevket Kazanı niye çıkarıp konuşturuyordu? Bahanesi de: Efendim dosyaları inceleme mecburiyetiyle dava uzayacak ve tutuklular mağdur olacaktır” Oysa asıl tutukluların cezalandırılmasını arzuluyordu.

Sabataist Şevket Kazan hızlı bir AKP taraftarı ve Ergenekon yanlısı gibi davranıyordu?

Anayasa Mahkemesinin yıllar önce aldığı bir içtihat kararı var:

Hakim nezdinde ve nezaretinde alınmayan ses ve teyp bantları delil sayılamaz. Diyen Anayasa Mahkemesinin Paksüt’ü aklayıp, aynı telefon dinlemeleriyle Ergenekon sanıkların tutuklanması da bir çelişkidir diyenler, yanılmaktadır. Çünkü aynı kanunun ek maddelerinde “yan delillere desteklenme” şartı vardır diyordu.

Şevket Kazan’ın Adalet Bakanı iken Cezaevindeki elebaşlarına resmi kaşeli mektuplar yazdığı Milli Görüş düşmanı dinci örgütlerden Hizbuttahrir’i Reisleri İsrail’den yönetmiş

Ankara merkezli olarak 20 ilde düzenlenen operasyonda yakalanan Hizbuttahrir örgütü üyelerinin eylem talimatını İsrail’deki örgüt liderinden verildi. Hizbuttahrir’in elebaşısı Cemalettin B.’nin, Türkiye’de tutuklu bulundğu cezaevinden çıktıktan sonra İsrail’e gittiği ve örgütü bu ülkeden yönlendirdiği belirlenmişti.

Hizbuttahrir soruşturmasını yürüten TEM polisi ile MİT'in örgütün bağlantılarıyla ilgili ilginç bilgilere ulaştığı da ortaya çıktı. 20 ilde operasyon düzenlenen örgütün İsrail’den gelen e-mailler yoluyla yönlendirildiği anlaşıldı. Yönlendiren kişinin ise daha önce Türkiye'de tutuklanarak cezaevine konulan örgütün elebaşısı Cemalettin B. olduğu saptandı. MİT ve polisin araştırmasında Cemalettin B.'nin özellikle Ankara'da gözaltına alınan Süleyman U. ile yakın ilişki içinde olduğu öğrenilmişti.

Hizbuttahrir soruşturmasında polis şimdi Cemalettin B.'nin İsrail bağlantısı üzerine yoğunlaştı. Örgütün elebaşısının cezaevinden çıktıktan sonra İsrail'e gittiği ve bu ülkeye yerleştiği kesinlik kazandı. İsrail devletinin ise Hizbuttahrir faaliyetleri nedeniyle Cemalettin B.'ye bugüne kadar herhangi bir yasal işlem yapmadığı da vurgulandı. MİT ve polisin ortak yürüttüğü operasyonda bir Kalaşnikof marka tüfek, 2 tabanca, 4 pompalı tüfek, 5 kurusıkı tabanca ve bir aydınlatma fişeği ile Kalaşnikof marka tüfeğe ait 240 mermi ele geçirilmişti. Operasyonda çok sayıda örgütsel dokümanın yanı sıra 550 adet de üzerine 'Tek devlet hilafet' yazılı tişörtler bulunmuştu. 26 Temmuz'da Esenler'de 'Uluslararası Hilafet Toplantısı' düzenlemeyi planlayan zanlıların YAŞ toplantısı öncesinde provokasyon planladıkları da iddia edilmişti.

Ergenekon sanıklarıyla telefon görüşmesi yapmışlar

Hizbuttahrir operasyonunda yakalanan zanlıların Ergenekon tutuklu sanıklarıyla telefon görüşmeleri yaptıkları ve silahlı eylem için çalışma başlattıkları bilgisine ulaşılmıştı.

Operasyonda gözaltına alınan Hizbuttahrir militanı Sedat T.'nin Ergenekon tutuklusu emekli Binbaşı Fikret Emek ile çok sayıda telefon görüşmesi yaptığı anlaşıldı. Zanlılardan Uğur K. ve İsmail G.'nin de bazı Ergenekon zanlılarıyla ilişkileri saptandı. Ergenekon sanıkları Fikret Emek ve SESAR Başkanı İsmail Yıldız'ın telefon fihristinden Hizbuttahrir bağlantılı şahısların telefonlarına da rastlanılmıştı.

Ergenekon soruşturması kapsamında, Karargâh Evleri yöneticisi oldukları iddiasıyla Ankara'da tutuklanan Kemal Aydın ve Neriman Aydın'ın evlerinde yapılan aramalarda Hizbuttahrir örgütüne ait belgelere rastlanmıştı. Aydın ile irtibatlı olan teğmenler Mehmet Ali Çelebi, Eren Mumcu, Hasan Hüseyin Uçar, Önder Koç, Yaşar Tozkoparan ve Noyan Çalıkuşu'nun Hizbuttahrir üyesi Süleyman Solmaz ile tanışarak örgütü yönlendirmeye çalıştıkları anlaşılmıştı. 26 Temmuz’da Esenler’de Uluslar arası Hilafet Toplantısı düzenlemeyi planlayan zanlıların YAŞ toplantısı öncesinde provokasyon planladıkları da ortaya çıkmıştı. (Zaman – 28.07.2009 Sh.4)

 

Şevket Kazan’ın Şirret İftiraları!

Bir toplantıda “Ahde Vefa geceleri düzenlemek, ancak Milli Görüş ve Saadet Partisine yakışırdı. Elhamdülillah siyasi partiler içinde de sadece biz bunu yapıyoruz” diyen Şevket Kazan her sabah dua ederken bu davaya hizmet etmiş ancak ahirete intikal etmiş birçok kişiyi tek tek isimleriyle andığını söyleyerek; “Bu dava yolunda çalışan insanlar, ahrete göçtüklerinde unutulacaklarını sanmasınlar. Mutlaka arkalarından bir Yasin okuyan çıkacaktır” diyerek ağlamaklı bir konuşma yapmıştı.

Oysa bu tavırların tam bir riyakarlık ve sahtekarlık olduğunu, uzun bir dönem Genel merkezde Kameraman ve Video bölümü sorumlusu olarak, samimiyet ve sadakatle görev yapan makine mühendisi Zihni Sadak’a yaptığı şu iftira ortaya koymaktaydı:

Erbakan Hoca’nın haksız ve dayanaksız biçimde ceza almasına bahane yapılan o meşhur Bingöl mitingini, diğer basın ve emniyet mensupları gibi, Zihni Sadak kardeşimiz de çekmişti. Bundan kısa bir süre sonra Zonguldak tarafındaki Hoca’nın başka bir mitingini çekmek üzere giderken feci bir trafik kazası geçirip komaya girmişti. Beyninden aldığı darbe yüzünden bilincini bile kısmen yitirmişti. Allah’ın inayeti ve Hocamızın özel ilgisiyle aylar süren uzun bir tedavi sonucu şükür kendisine gelebilmişti. Duyduklarını kısmen anlıyordu, ama sorulara yanıt veremez haldeydi.

O sırada, Şe.Ka. Erbakan Hocamıza giderek:

Bingöl konuşmasını MİT’e veya mahkemelere, Zihni Sadak’ın ulaştırdığını belirtmiş, açıkça iftiraya yeltenip bu kardeşimizin hıyanet içinde olduğunu söylemişti. Doktorlar, artık Zihni’nin konuşamayacağını söyledikleri için, nasıl olsa kendisini savunamayacağından, bu iftirasının tutacağını hesap etmişti. Zihni Sadak’ın asıl suçu ise, Erbakan Hocamıza derin bağlılığı ve Ahmet Akgül’e yakınlığı idi…

Bu çirkin ve çirkef iddialar üzerine, herkesin ayarını çok iyi bilen Hocamız, Teoman Rıza Güneri’yi çağırıp, “Zihni’ye ulaşarak, Bingöl bandının orijinalini bulmasını ve Konut’a götürmesini” istemişti. Zihni Sadak, tam konuşamasa da, Rıza Güneri’nin söylediklerini anlamış ve ilgili konuşmanın orijinalini bulup, Hocamıza götürmüşlerdi.

Hoca, onların da yanında, bu konuşmayı izlemişti. Ancak ilginç bir ayrıntı, Şe. Ka.’nın yalan ve iftirasını belgelemeye yetmişti. Çünkü çekim sırasında, bir ara kameranın pili bitmiş ve yedeğini takmak gerekmişti. Ve işte Hoca’nın Bingöl konuşmasında, güya suç sayılan birkaç cümle, tam o sıraya denk gelmiş ve haliyle çekilmemişti!?...

Bu durumu gören ve onlara gösteren Hoca “Haydi, herkes işine baksın” diyerek göndermişti. Böylece o konuşma kasetinin diğer medya mensuplarından veya polis kayıtlarından elde edildiği kesinleşmişti.

Şimdi Şe. Ka. ve şürekasına sormak gerekirdi:

Durmadan vefadan ve sadakatten bahseden bu adamın yaptığını değil bir dava kurmayı, değil bir Müslüman, hatta vicdanı bozulmamış herhangi bir insan yapabilirmiydi?

Yoksa Erbakan Hoca’nın yasaklanması ve partisinin kapatılmasına gerekçe yapılacak o ihbarı bizzat Şe.Ka. yapmıştı da, bunun Genel merkezden ulaştırıldığı ortaya çıkarsa, sorumluluğu masum ve davaya sadık bir insanın sırtına yıkmak üzere, bir suçluluk psikolojisi ve fark edilme endişesiyle mi bu tezgahı tertiplemişti?

“Allah, zulme (haksız itham ve iftiralara) uğrayanlar dışında, kötü sözün söylenmesini sevmez”[1]  ayetinin izni ve “Haksızlıklar karşısında susan dilsiz şeytandır” hadisi şerifi olmasa bunları anlatmak istemezdik.

Şimdi “Numan Kurtulmuş, Erbakancı kadroları partiden temizleyecek” derken, sakın ha bu, Şe.Ka. gibilerini tasfiye edeceği zannedilmesin… Çünkü bunlar zaten aynı ekiptir... Ya, bütün bunlar bahane edilerek hala davasına ve Hocasına sadık ve sağlam kalmış elemanlar saf dışına itilecekti…

Peki iyi de, Hoca niye bu tiplere fırsat ve ruhsat verirdi?

Kestirmeden söyleyelim.

Şeytana binmek, Hoca’nın şerefiydi. ”Onlara meydan ve imkân veriyor ve oyuna geliyor” görünerek, yükünü Yahudi uşaklarına taşıtmak, dâhiyane bir stratejiydi. Bunların sayesinde bir takım resmi ve siyasi engelleri aşmak; Siyonist ve mason mahfilleri ters köşeye yatırmak daha kolay hale gelmekteydi. Zaten Hoca tek kişilik bir ordu gibiydi. Rakiplerine büyük tavizleri, ancak Rabbine ve kendine çok güvenen, büyük liderler verebilirdi. Ama bu siyasi ve stratejik satranç çekişmesinde, sonunda hep onlar galip gelirdi. Şamil Tayyar gibi cazgırlarına söylettirilen “Erbakan’dan kurtulma” gayretleri de, aslında:

  • Adil Düzen projelerinden
  • D-8’ler gibi girişimlerden
  • Siyonist sömürü saltanatını yıkma siyasetinden
  • İslam Birliğini kurma stratejisinden
  • Türkçesi; Milli, yerli, İslami, insani olan bütün hedeflerinden kopma ve Siyonist şeytanlara kuyruk olma hesap ve hevesleridir.

Bu sözlerin ne anlama geldiğini ise, çok yakında gerçekleşecek tarihi günler ve gelişmeler, herkese gösterip öğretecektir!..

Samsundan Mustafa Çolak hoca’ya İftar konuğu olan Mehmet Bekaroğlu ile iftar sonrasında “Taka” Gazetesinden Hamza Mısır’la sohbet ederken:

‘Amerika bir karar verdi. PKK bitirilecek. 2011 seçimleri 1 yıl öne alınacak. 2010 yılı Kasım ayında Genel seçim yapılacak.’ Diyor ve “Kürt Açılımının” bir ABD-İsrail Projesi olduğunu itiraf ediyor.

Mehmet Bekaroğlu, kendi partisi SP ile ilgili olarak da:

‘Saadet Partisi değişime karar verecek. Bu iş Şevket Kazan’la veya Trabzon’da X isimle olacak iş değil. Bunun bilinmesi şart. Ben bunları Numan beye anlattım. İstanbul’da da seçimleri alabilirdik, ama Kadir Topbaş kaybedecekti. Tepemizdeki (Şevket Kazan gibi) bazı isimler Kadir Topbaş’ın kaybetmesini istemedi’ iddiasında bulunuyor.[2]

Mehmet Bekaroğlu Numan’ın tarafını tutuyor. Ama Şevket Kazan da Numan’ı kolluyor. Yani Erbakan’a karşı aslında hepsi aynı safta cihat(!) ediyor.

SP İzmir–Gaziemir iftar programında Necmettin Erbakan Hoca’nın sözleri ve anlama özürlü prof’un herzeleri:

Milli görüşün bu yıl 40. Yılını kutlayacağını, bu konudaki etkinliklerinin 14 Ekimde Konya’da başlayacağını, 6 büyük kutlama organizasyonu planlandığını belirtiyor. Erbakan Hoca’nın:

“40 sene geçti, istense de istenmese de Türkiye’de fili hakimiyet milli görüştedir. Eğer bugün AKP bir oy alıyorsa, bu sizin çalışmalarınız ve malum odakları korkutmanız yüzündendir. AKP’ye verilen oylar sizlerin oyudur. Çünkü AKP gidiyor, “Biz de inançtan yanayız, bu hoca akıllı adam, iki partiyle çalışıyor. Biz de onun partisiyiz, biz onu Cumhurbaşkanı yapmak için çalışıyoruz, aynı davadayız” demek suretiyle oy topluyor. Aldıkları oylar AKP’yi Milli Görüşçü zannederek verilen oylardır. Siz 40 yılda esasen, fiilen iktidar oldunuz. Şimdi meselemiz bunu hukuki iktidara çevirmektir.” (-Sözleri ise çok önemli mesajlar ve müjdeler içeriyordu.)

Ama Prof. Yaftalı ve anlama özürlü Osman Özsoy:

“İşte tam bu aşamada 2 kritik soru gündeme geliyor:

Madem gelinen nokta Milli Görüş’ün bir eseri, bu makamlarda şu an oturanlara karşı bu öfke, bu sert tavırlar, hatta bazılarınca ihanet ve tekfir arasında ağır yakıştırmalara varan amansız eleştiriler neden?

İkinci olarak da, eğer şu an bu koltuklarda oturan isimlerin Milli Görüş çizgisinden çıkmış eski müntesipler olduğu düşünülüyorsa, bundan sonraki isimlerin çizgi içinde kalacağının güvencesi, garantisi ve teminatı nedir? Kime ne kadar güvenilecektir.

Netice-i kelam şudur: Sizce Sayın Erbakan şu mübarek gün ve gecelerde, ‘sebep olan yapan gibidir’ hükmü çerçevesinde, bazı isimleri Türk siyasi hayatına kazandırdığı ve bugünlere gelmesinde katkısı olduğu için sabahlara kadar gözü yaşlı bir şekilde nedametle istiğfarda mı bulunmalıdır, yoksa, bugünleri gösteren Allah’a hamdolsun diyerek şükür modunda mı olmalıdır? Secde anlarında kalbinden geçen acaba nedir?

Uzun secdelerde yaşanan pişmanlıktan kaynaklanan istiğfar mıdır, yaşananları lütuf gibi algılayıp şükran duyguları ile eğilmek midir? Acaba bu durum Sayın Erbakan’da hangi duygularla tezahür ediyor?[3] diyerek.

Kendi aklınca Hoca’yı “çelişki içinde olmak ve siyasi ihtirasla kıvranmak”la suçluyor. Oysa Hoca, “AKP ve benzerlerinin, aman Erbakan’dan kurtulalım diye malum merkezlerce ayartılıp iktidara taşındığını, dış güçlerin, Milli görüş korkusuyla buna mecbur kaldığını” vurguluyor.

Üstelik, “Firavundan kurtarıp Hak Dine tabii kıldığı Beni İsrail kendisi Turi Sina’ya çıktığında Samiri’nin buzağısına taptılar ve imandan saptılar.” diye Hz. Musa nasıl suçlanamazsa…

En yakın hizmetçisi ve baş veziri Yahuda İskariyod’un münafıklık ve sahtekârlığının hesabı, Hz. İsa’dan nasıl sorulamazsa…

Uhud’a hazırlanan 900 sahabe ordusunun üçte birinin cepheden kaytarıp kaçmasının vebali “ne biçim Müslüman yetiştirmişsin?” diye nasıl ki Resulüllah’a yüklemeye kalkışılamazsa…

İnsanların bu denli yoldan çıktığı, imani ve vicdani ayarlarının laçkalaştığı ve ahlakın böylesine yozlaştığı bir ortamda, dünyalık makam ve menfaat uğruna, davasını ve kutsallarını satıp, çağdaş Firavunlara sığınan soysuzların suçunu Erbakan’a yüklemeye çalışmakta tam bir sahtekarlık ve saçmalıktır.

 Hoca’nın gelişini, Yahudiler daha önce mi sezmişti?

Büyük Arap işadamları İsrail'den toprak satın almaya başlamışlar. BBC'nin İsrail gazetelerini kaynak göstererek yayımladığı habere göre Arap işadamları, İsrail'in kuzeyindeki “özel mülkiyetleri” çok yüksek fiyatlara satın alıyorlar.

 İsrail radyosunun verdiği bilgiye göreyse; Yahudi çiftçiler, Birleşik Arap Emirlikleri'nden gelen büyük işadamları özel mülkiyetlerinin tamamını satın almadan, bu arazileri hemen kapatmaya çalışıyorlar. Ancak zor durumda kalıp arazilerini satmak isteyen mülkiyet sahiplerine Arap işadamlarının ödediği ücreti ödeyemeyen İsrailli çiftçiler sıkışmış durumdalar…

 İsrail Toprak İdaresi yetkilileri: ‘bu satılan araziler genel değil özel mülkiyetlerdir. Kamu arazisi olmadığından müdahale edemeyiz' şeklinde açıklama yapıyorlar

 İsrail gazetesi The Jarusalem Post, konuya ayırdığı sayfasında İsrail Tarım Bakanı Şalom Cmahon'un “Bu konu İsrail'in ticari savaş uygulaması dahilinde değildir. Bu nedenle satışlara müdahale edemeyiz” şeklindeki sözlerini aktarıyorlar. 

İsrail topraklarını satın alan İşadamlarının kimler olduğu ise sır gibi saklanırken, İsrail Merkez Sağ Partisi; konuyla ilgili olarak “İsrail toprakları, Arapları cezp ediyor ve onlarda şimdi en önemli yerleri kuşatıyorlar” diyerek İsrail Toprak İdaresini çıkarlarının önündeki duvar olmakla suçluyorlar.[4]

 Acaba işin aslı neydi?

Siyonist İsrail’in mukadder akıbetine ve yıkılma sürecine girdiğini gören Yahudiler, bir bir buradan ayrılıyor. Hükümet ise: “korkup kaçmayın, burası çok güvenli topraklardır. Bakın Müslüman Arap Şeyhleri bile ülkemizde çiftlik satın almaktadır” mesajı vererek, İsrail’den tersine göçü durdurmaya çalışmaktaydı. O gelenler Arap şeyhleri olarak yutturulmaktaydı… Oysa onların gizli Yahudiler olduğunu, BAE Kaynakları açıklamıştı.

 



[1] Nisa:148

[2] 29 Ağustos 2009-Taka Gazetesi Politikuli

[3] www.osmanozsoy.com.tr  / Haber 7

[4] Samet Doğan / Vakit


Bu yazarin diger makaleleri

ŞEYTANİ RUH!..
  Şeytan Allah'ı bilir. Ama hâşâ, O'nun haksızlık ve yanlışlık...
Devami
SİNSİ BİR PROJENİN PERDE GERİSİ VE DİN ADINA MASUM BİR HİZMETİN HIYANETE DÖNÜŞMESİ
Milli Çözüm Dergisi: Siz F.Gülen ekibinden ayrılmadan önce altı yedi...
Devami
KAYIP TRİLYON TERANESİ VE TERESLERİN TERAZİSİ
  Bir Siyonist diplomatın Erbakan hıncı ve itirafı: "Erbakan'ı siyaseten öldürdük...
Devami
ERBAKAN'IN AÇILIMI: HİDAYET, FERASET VE DİRAYET
  Tercüman'dan Behiç Kılıç, Erbakan Hoca'yla yaptığı bir röportajdan şu...
Devami
TÜRKİYE’NİN ÖNCELİKLİ SORUNU:“BAŞKANLIK” DEĞİL, “BAĞIMSIZLIK”TIR
  Aynı olguların, farklı durumlara göre ayrı konumlar alması doğaldır. Örneğin...
Devami
Erbakan Hoca’nın Tarihi İran Ziyaretinin Özeti: “İRAN VİRAN OLMAYACAK VE YENİ BİR DÜNYA KURULACAK”TI!
  ABD ve İsrail’in, İran’ın nükleer reaktörlerine ve askeri tesislerine bir...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 2021

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR