Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün6348
mod_vvisit_counterDün5779
mod_vvisit_counterBu Hafta6348
mod_vvisit_counterGeçen hafta52625
mod_vvisit_counterBu Ay226246
mod_vvisit_counterGeçen Ay288180
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16409415

IP'niz: 3.237.94.109
Bugün: 28 Eyl 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12030994

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

 ADIL DUZEN 150x
 INSANIN YOZLASMASI 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINLARI

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0532 335 08 50

 

Reklam
Reklam

ERBAKAN VE MİLLİ ÇÖZÜM

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 8
ZayıfMükemmel 

05 ARALIK 2009 – Saat: 17: 00 / Balgat – Ankara

Daha önce Mehmet Karaman Bey’e, faksla iletilen Milli Çözüm ekibi olarak, Muhterem Hocamızla görüşme talebimiz Hocamız tarafından uygun bulunarak belirlenen gün ve saatte konuta davet edilmiştik.

Saat 16:00’da Hocamızın evine gittik. Kapıdaki görevlilere Milli Çözüm Dergisi olarak Hocamızla randevumuz olduğunu söyledik. Milli Çözüm Yazarlarımızın Hocamızı evinde ziyaretini zaten biliyor ve bekliyorlardı. Bizi içeri aldılar, bir odada bir saat kadar oturduk. O sırada odaya Osman Akgün geldi ve bizimle sohbet ve sitem etti.

“Ahmet Hoca benimle konuşmuyor. (Kütahya’dan topluca Altınoluk’a gittiğimizdeki olayı hatırlatıp) 40 kişi dediniz, 80 kişi geldiniz, Beni zor durumda bıraktınız” dedi. Biz de kendisine ailelerimizle birlikte oraya geleceğimizi faksta belirttiğimizi söyledik… “Konyalı kardeşlerimize: “Cuma namazına bir daha gelmeyin Hoca izin vermiyor!” diyen Muhittin Yıldırım meselesini Erbakan Hocamıza bizzat sorduğunu ve “gelmelerinde bir sakınca bulunmadığını ve böyle bir talimatın söz konusu olmadığını” belirtiklerini nakletti. Sonra “Ahmet Hoca’nın Muhittin’i arayıp terslemesinden dolayı ben sıkıntı çektim” dedi (oysa böyle bir olay asla yaşanmamıştı) ve bazı güncel konulardan bahsetti. “Elazizcilerin de Hocamızla görüşmek üzere kapıya geldiklerini… Hocamızın görüşmek istemediğini… Elazizcilerin de “Hocamızla görüşmeden buradan gitmiyoruz” demeleri üzerine Hocamızın onlarla görüşmek zorunda kalıp aşağı indiğini… Görüşme sonrası giderlerken “paralarının bittiğini veya yolda düşürdüklerini” söylemeleri üzerine, Osman’ın kendi cebinden 300 veya 400 dolar onlara verdiğini… Ama onların gazetelerinde “Hoca bize şu kadar para verdi” diyerek konuyu istismar ve bu iyiliği suiistimal ettiklerini” anlattı.

Birtakım kişilerin kendisinden (kim olduklarını söylemedi) “Hocamızla olan anılarını yazmasını” istediklerini, ama kendisinin bunları çarpıtırlar veya yanlış yorumlarlar diye yapmak istemediğini ve yapmayacağını belirtip, “Benimle beraber anılarımızda mezara gidecek” diye söyledi.

Konu bir yere geldiğinde İsmet Abi “Bu millet Hocamızı çok arayacak ve pişmanlıkla dizine vuracak” sözü üzerine Osman Abi: “Aramaz bu millet” gibi bir ifade kullandıktan sonra, tarihten Hz. Hüseyin Efendimize yapılanları anlattı ve “Hocamız iktidara gelir mi veya gelmez mi? bilmiyorum” mealinde bir şeyler söyleyip “Bakın Özal Cuma namazına giden bir Cumhurbaşkanıydı, şimdi ise hanımının başı örtülü bir Cumhurbaşkanı var, bundan sonra nasıl biri Cumhurbaşkanı olacak bilmiyoruz” dedi. “Hocamız iktidarda olmasa da Allah zaten dinini tamamlıyor, her şey aslına dönüyor” gibi bir şeyler söyleyince…

Biz, söze girip: “Osman Abi, Hocamız en son ESAM’da yaptığı Adil Düzen konferansında, buğday alımlarında silolarda toplanan veya azalan buğday miktarına göre fiyatlarını On-Line izlenerek nasıl değişken bir şekilde hesaplanacağını belirttiğini… Bunun gibi, yine Adil Düzen konferanslarını anlatırken, Hocamızın 90’lı veya 91’li yıllarda da aynı örneği verdiğini hatırlattık. Ama o zamanlar internetin henüz olmadığını ve insanların çoğunun bu örnekten bir şey anlamadığını, oysa bugün 19 sene sonra Hocam aynı örnekle Adil Düzeni anlatınca şimdi herkesin bunun mümkün olduğunu kavradığını, hayal olarak algılamadığını anlattık. Öyleyse Hocamızın “olacak ve kurulacak” dediği diğer şeylerin de, Hocamızın programlarıyla ve O’nun sadıklarıyla olacağını ve bizim böyle inandığımızı vurgulayınca, “Evet, Devrim Otomobilinin de direksiyonu o gün bile dizaynı Hocam tarafından yapıldığından “direksiyonu ayarlı olarak (aşağı yukarı) yapılmış, bugün bile çoğu arabada yok ve yeni konuluyor” diye başka bir örnek vererek bir nevi bizi tasdik etti.

Sonuçta Osman Ağabey bizi iyi karşıladı, bir nevi geçmişte bize karşı olan soğuk davranışlarının mazeretlerini izah etmeye çalışıyor gibi davrandı.

“Şimdi Erbakan Hocamız diğer odada, birileri ile konuşması bitince sizi oraya alacağız” dedi. Biz akşam namazını ne yapacağız diye sorunca, bize: “Hocamızla beraber kılacağız” dedi. Nihayet yan tarafta Hocamızın bulunduğu odaya girdik. Hocamız saf tutmuştu. Biz de safa durup namazımızı kıldıktan sonra elini öptük. Hocamız “buyurun ayakta kalmayın, siz masaya oturun, ben ellerimi yıkayıp geliyorum” dedi. Hocamız dönüp teşrif edince, masanın baş tarafında kendine özel ayrılan sandalyeye buyurdu. Bizler tekrar elini öptük, izin verince oturduk. Bir Fatiha okuyalım dedi, Fatiha okuduk.

“Hoş geldiniz, ayaklarınıza sağlık; bu ziyaretlerinizle büyük ecir aldınız. Bir Fatiha daha okuyalım” buyurdu. (odada bizden başka kimse yoktu) “Evet, bizde önce misafire söz verirler. Buyurun bakalım” dedi. Bu arada Hocam, “ne içersiniz, çay, kahve, su veya soğuk bir şey?” diye sordu. Biz ses çıkarmayınca, Hocam: “Bana açık çay, arkadaşlara da çay getirin” dedi ve çaylar geldikten sonra, görevliye kapıyı kapatmasını söyledi. Ali kardeşimiz gördüğü rüyayı okudu. Hocamız duygulandı. Sonra ben (Nevzat) Ahmet Akgül Hocamızın şu yazısını okudum. Hocamız “çok doğru ve güzel tespitler yapmışsınız” buyurdu.

İşte O Yazı:

“Efendim bir sohbetinizde şunları buyurmuştunuz:

“Biz Neyiz?

Cenab-ı Hakkın bu sonsuz kâinatının içerisinde yarattığı “Eserden müessire intikal etme kabiliyeti” verdiği tek mahlûk insanlardır. Akıl ve vicdan sahibi kimseler için; bitki, hayvan ve insan olarak dünyadaki milyarlarca harika yaratığa ve şu muazzam ve muntazam kâinata dikkat ve ibretle bakıp, bütün bunların Yüce yaratıcısını hatırlayıp hayran olmamak imkânsızdır.

Allah insanları kendisini bilsinler diye yaratmıştır. Ancak biz Cenab-ı Allah’ı göremiyoruz, gücümüz Cenab-ı Allah’ı görmeye yetmiyor. Musa A.S. Cenab-ı Allah’ı görmeği arzuladığını, Cenab-ı Allah dağa tecelli edince ona dayanamadığını, Kur’an-ı Kerim haber veriyor. Çünkü bizim yapımız zayıf olduğundan dünyada iken Cenab-ı Allah’ı görmeye tahammül edemiyor. İnşallah Cennette göreceğimiz Hadisi Şeriflerle müjdeleniyor.

Öyle ise Allah’ı bilmek için ne yapmamız gerekir? Allah insanlara “eserden müessire intikal etme kabiliyeti” vermiştir. İnsan bir esere bakarak o eseri yapanı tanıyabilir. Bir resme bakarsanız ressamını hatırlayıp hayranlık duymak tabiidir.

Başımızı gökyüzüne çevirip baktığımız zaman ne görüyoruz? Sonsuz bir kâinat, sonsuz bir güzellik ve sanat, sonsuz bir nizam! O kadar büyük bir kâinat ki, sadece 1. tabaka gök içersindeki bir yıldızın ışığı diğer bir yıldıza 100 milyon senede bile gidemiyor. Oysa ışık bir saniyede 300 bin km. yol almaktadır. Cenab-ı Allah yedi kat gök yaratmıştır. Her bir gök, bir üsteki yanında, sahra çölleri içindeki bir yüzük kadar kalmaktadır. Onun üzerinde Arş vardır. Arş’ın üzerinde Kürsü bulunmaktadır. Bu ne büyük azamettir Ya Rabbi.”

Şimdi Muhterem Hocam, bu gerçeği şöyle anlayıp açıklamak doğru mudur? diye Zatı alinizden öğrenmek istiyoruz.

“Cenabı Hakkın “Zat”ı, her türlü şekilden, biçimden, cisimden ve hayalden münezzehtir. Yüce Allah’ın Zatı, hiçbir şeye ve hiçbir kimseye asla benzetilemeyecektir. O’nun Yüce Zatını idrak ve ihata etmek, künhüne ermek asla mümkün değildir. Allah (c.c.) ancak yarattıklarında tecelli ve tezahür eden, “esma ve sıfatlarıyla” bilinmekte; kendi mevcudiyetini, kudret ve hikmetini, san’at ve nimetini bizlere böylece göstermektedir.

Kâinattaki her zerrede ve kürrede, yeryüzünde ve göklerde, her çiçek ve böcekte O’nun tecellisi, kudret ve rahmet eseri sezilmektedir.

En güzel tecelli ise Hz. Adem ve neslinde, en mükemmel temsili ise Hz. Muhammed Aleyhisselam Efendimizdedir. O, Ahir zaman Nebisidir, tecelli ve tezahürün her bakımdan “son” örneği ve insanlığın ebedi rehberidir. Yüzyıllardır feyiz ve bereketle okunan Mevlid-i Şerif müellifi Süleyman Çelebi Hazretlerinin: “Zatıma mir’at edindim zatını – Bile yazdım adım ile adını” beyitleri de bu hakikatin hikmetli ifadeleridir.

Geleceği sahih hadis ve haberlere kesinleşen, asırlardır hasret ve hararetle beklenen Hz. Mehdi Aleyhisselam ise, Hz. Peygamber Efendimizin aynen izinde, O’nun dinini ve adalet düzenini hakim kılma ve Siyonist Deccel sistemini yıkma görevinde, O’nun halifesi ve temsilcisi yerinde çok yüksek, mübarek ve özel bir şahsiyettir.

Kur’an-ı Kerimin talim ve terbiyesinde, Resulullah Efendimizin sünneti ve hayat sistemi çerçevesinde ve Milli Görüş mektebinde; sadece Hz. Allah’ın rızası ve insanlığın hayrı hatırına, nefsi ve siyasi cihadını sürdürenler bu imanın zirvesine ve zevkine erişecektir.” 

Erbakan Hocamız: “Evet, biz neyiz? diyerek yazıyı tekrar özetle şöyle izah buyurdular. “Kemal, Kadir, Sübhanallah” sıfatları üzerinde durdular. “Evet, Arif olan insanlar şu muhteşem âlemlere baktıkça Cenabı Allah’ın 99 sıfatını görür” buyurdular ve kafaya çakılacak 3 çivi konularını, cihadın anlamını ve amacını ve cihadın edasının farzlarını anlattılar. Cihadın edasının farzlarını anlatırken “ittifak ve iyi ahlak” maddelerinde “ümmet içinde tefrika yapılmayacak” diyerek bu iki madde üzerinde biraz daha fazla durdular, birkaç defa tekrarladılar. Hocam bu arada “buyurun çaylarınızı soğutmayın” diyerek kendileri de çayını içmeye başladılar.

“Şimdi yıldızlardan ve gezegenlerden insanlar bu masanın etrafına gelip toplansalar, hepsi de Müslüman olsalar, önce ne yapmaları lazım? Efendim gelin namaz kılıp tesbih çekelim mi demeleri lazım? Hayır! Önce aralarında bir imam seçmeleri ve Emri-bil Maruf Nehyi Anil Münkeri yerine getirmek için Adil Bir Düzeni kurmak üzere çalışmaları, yani cihat yapmaları lazım. İmametle ümmet, aynı harflerden yazılır ve aynı kökten kaynaklanır. Bir kişiye, Allah rızasına ve insanlığın huzuru hatırına itaat edilmesi gerekli kılınmıştır. Niye imama itaat edilecek, çünkü birlik ve dirliğin sağlanması için böyle emir buyrulmaktadır, hayır ve şer Allah’tandır. İmama itaatte bereket vardır.

Evet, namaz dinin direği, cihat ise zirvesidir. Cihat eden bir insan gece gündüz ibadet ediyor gibidir.

Sahabeyi kiram bir seferinde Efendimizin huzuruna çıkmadan önce “Biz ne yapalım ki imtihanı kazanalım ve en büyük ecri-sevabı alalım? Cihat dışında böyle bir ibadet var mıdır? diye tek bir soru soralım, fazla zamanını alıp günaha batmayalım”, diye konuştuktan sonra, Efendimizin huzuruna çıkıp sordular. Efendimiz sahabeye “Siz ömrünüz boyunca gündüzleri hiç durmadan ibadet yapsanız ve oruç tutsanız, geceleri de hep Teheccüt kılsanız cihadın ecrine ancak ulaşırsınız ki, buna da dayanamazsınız” buyurdular.

Şimdi Gebze sizden sorulacaktır, her hafta (bir) sandık bölgesine gidip onlara Hak-Batılı anlatacaksınız. AKP ve CHP’nin aynı olduğunu, temelde hiçbir farklarının bulunmadığını, ABD-AB’nin geçmişinin Firavunlara dayandığını anlatacaksınız. Bizim tarihimize baktığımızda hep adalet vardır. Haftada bir gün tebliğ yapacaksınız. Cuma namazını kılıyoruz, ama hutbe cumanın farzıdır ve hutbede Hakkı anlatmamız lazımdır. Bu yapılmıyor. İşte bu haftalık tebliğ toplantıları Cuma hutbesinin yerine geçecek ki cumamızın eksiği tamamlansın. Maalesef bazı şeyhler ve Hocaefendiler iki torba kömür almak ve çocuğuna iş bulmak, ihale kapmak ve iktidara yaranmak için AKP’li olmuşlar, yanlarına üç beş tane derviş bulmuşlar, “biz ibadetle meşgul olacağız, siyasetle uğraşmayacağız” diyorlar, ama AKP’ye çalışıyorlar…”

Hocamız Ali’ye dönerek “evet rüyayı sen görmüşsün, şimdi buyur bakalım…” deyince, Ali Milli Çözüm Dergimizi kendilerine takdim etti. Hocam “son sayısı mı” diye sordu ve inceledikten sonra “Allah razı olsun!” diyerek tebrik ve takdir buyurdu.

Böyle, sessizlik içinde biraz beklendi. O sırada İsmet Abi kendini tanıttı, sonra sıra ile biz kendimizi tanıttık.

Hocamız “bizim bir kardeşimizin yeni damadı Gebze’de Milli Görüşçü oldu. Orada oto ve beyaz eşya yedek parçaları üreten büyük fabrikaları var. O bana “Hocam ben Milli Görüşü yeni anladım. 500 iş adamını toplayıp sizi davet edeceğim” diye söz verdi. Ben de kendisine: “Bak ha, 499 olursa kabul etmem, 500 kişi toplarsan gelirim” dedim. İsmi Abdullah, onunla tanışın, yardımcı olun deyince. Ali bir kâğıda “Abdullah en büyük yedek parça üreticisi, Gebze” diye not aldı. Hocamıza, “Hocam soy ismini veya firma ismini verebilir misiniz” deyince; Gebze’de oto ve beyaz eşya yedek parçası üreten en büyük fabrikayı bulursunuz. Siz onu tanıyorsunuz… O da sizi tanıyor. O beş yüz iş adamını da birçoğunu tanıyorsunuz. Onu kolaylıkla bulursunuz…” dedi. Yola çıkıp arabada gelirken aklımıza yazarımız Abdullah Akgül geldi. Telefonla arayıp, çalıştığı iş yerinde patronların oğullarından Abdullah isminde birinin olup olmadığını ve Hocamızın yakınlarıyla bir akrabalık kurup kurmadığını sorduğumuzda, “evet o ismi taşıyan ve yakın zamanda Hocamızın oğlu Fatih Bey’le bacanak olan biri var” diye öğrenmiş ve bulmuş olduk.

Hocamız son olarak: “Evet, Kelime-i Şahadet getiren cennete gider, ama eğer günah işlerse ve zulme meylederse o kötülüklerinden dolayı cehenneme girer, cezasını çeker; sonra iman ehli ebedi cennette kalır” buyurdular.

Önünde duran o günkü çalışma programını bize eliyle göstererek: “Şu anda benim AGD’de olmam lazım, saat 17:00 randevu vermişiz. Sizin hatırınıza 1 saat kadar da geciktim. Şimdi 500 kişi bir salonda toplanmış beni bekliyorlar. Sizi her zaman beklerim. (istediğiniz zaman gelebilirsiniz) Allah razı olsun” deyip bir Fatiha okuttuktan sonra elini öpüp ayrıldık.

Böylece 1 saat kadar Aziz Hocamızla birlikte kaldık ve yüksek feyiz ve bereketinden nasibimizi aldık.

Bu arada cihadın farzlarını anlatırken, “iyi ahlak” maddesinde özellikle durduklarını ve “kibar olacaksınız” buyurarak tebliğde ve insani münasebetlerimizde edepli ve erdemli davranmanın önemini ısrarla vurguladıklarını asla unutmayacaktık.

Şahitler: Milli Çözüm Dergisi Yazarlarımızdan: Nevzat Gündüz, İsmet Sezgin, Ali Çağıl, Osman Eraydın.

2008 yılı Mayıs ayında (30.05.2008) Altınoluk’taki yazlık çalışma konutunda, yüzlerce Milli Görüşçü misafirin ve konuyu bize nakleden onlarca şahidin huzurunda, Aziz Hocamız;

Milli Görüş’e bağlı basın yayın kuruluşlarını hatırlatırken, Milli Gazete’den sonra MİLLİ ÇÖZÜM DERGİSİNİ de özellikle ve ismen sayıp vurgulamış ve açıkça Milli Çözüm ekibine sahip çıkmıştı. Bütün bunlara rağmen Milli Çözüm’e yasak koymaya ve dışlamaya çalışan malum birkaç kişinin kime ve neye hizmet ettikleri ve Hocamızın bunlara hangi hikmet ve mazeretlerle fırsat verdikleri de çok yakında izan ve vicdan ehlince ve sadık Milli Görüşçülerce, mutlaka anlaşılacaktı.

“Erbakan Hoca Ahmet Akgül’ü ve Milli Çözüm’ü yasaklamıştır, dışlamıştır” iddiaları Şevket Kazan ve Oğuzhan Asiltürk’ün uydurup yaydıkları iftiralardı, bizzat Hocamız sağlığında ve hala canlı şahitler huzurunda bunları defalarca yalanlamıştı ve hiçbir hakikat gizli kalmayacak, adalet yerini bulacaktı.

Yazarımız Fatma Betül Erişkin kardeşimizin ibretli ve müjdeli rüyası

Bu rüyayı Aziz Hocamızın vefatından ve darı bekaya hicret buyurmasından sonra görüyorum.

Muhterem Erbakan Hocam telefonla arayıp dışarı çıkmamı emrediyor. Ben de çocukları giydirip bahçeye çıkıyorum. Hocamız sağlığında kullandığı arabada oluyor. Hocam fotoğraflardaki gibi siyah beyaz, ama canlı ve üç boyutlu görünüyor. Ama etraftaki her şey tabii renklerinde duruyor!.

Bana: “Elif’e mi gidecektin?” diye soruyor. “Evet Hocam” diyorum. Çok hızlı bir şekilde aracını kendileri kullanıyorlar ve bir şeyler anlatıyorlardı, ancak hatırlamıyorum. Matbaa gibi bir yere gidiyoruz, demir ve küflü bir garaj kapısını, inerek kendileri açıyor, aynı araçla fabrikanın içinde tur atarken, orada çalışanlara sıra ile selam veriyorlardı. Ancak her masanın başındaki Hocamızın farklı yaşlardaki görüntüsü olmaktaydı. Yani Hocamız kendi kendisine selam vermekte, kendi selamını yine kendisi almaktaydı. O arada tekraren “Elif’e mi gidecektin?” buyurdular. Fabrikada bir yığın bilgisayar, bir yığın makina bulunmaktaydı. İlginç olduğu için bir daha vurgulayalım ki her masada, her makinada ve aynı zamanda arabadaki direksiyonda hep Hoca’nın kendileri vardı. Ama yaşları farklıydı. Derken araçtan indik. Hocam makinanın birine yaklaştı, selam verdi. Bu kişi Hocamızın vefatından evvelki bitkin ve nurani haliydi. O sırada baskıdan Milli Çözüm Dergimizin son sayısı iniyordu. Aziz Hocamız birkaç düğmeye bastı. FİNAL başlıklı tek sayfa bir Milli Çözüm Dergisi çıkardı, içeriğini hatırlamıyorum. Hocam bana dönüp: “Siz, kim olursa olsun, el alemin görüşünü almaya ve gönlünü kazanmaya niye uğraşıyorsunuz? (Yani; Siz Kur’ani ölçülerle, Rabbın rızasını aramakla meşgul olunuz! “Eleysellahü bikafin abdehu – Allah kuluna kâfi değil midir? (zavallılar) Sizi Ondan başkasıyla korkutuyorlar!” (Zümer: 36) Mevla’nıza güvenip dik durunuz!.) Emin ve müsterih olun ki; Biz herkese finali hazmettireceğiz (teslime ve itaate hazır hale getireceğiz), Allah’ın izniyle” buyurdular, öyle uyandım.

Tefaül sonucu bizi mutmain kılan Ayeti Kerimeler:

“Allah buyurdu: Senin pazunu kardeşinle pekiştirip güçlendireceğiz. Sizin ikinize de öyle bir imkân ve iktidar (sultan) vereceğiz ki; ayetlerimize (bağlılık) sayesinde (başka kimseler) size yetişemeyecekler. Siz ikiniz ve size tabi olan ekibiniz kesinlikle galip geleceksiniz.” (Kasas: 35)

“Böylece Emrimiz (ve takdir vaktimiz) geldiği zaman (zalim ve hainlerin düzenlerini) altını üstüne çevirdik (çeviririz) ve üstlerine balçıktan (ve farklı maddelerden) pişirilip (son şekli verilmiş ve) istif edilmiş taşlar yağdırıverdik. Rabbin katında belirli biçimlere sokulup damgalanmış (Füze, roket ve mermiler) olarak (gönderdik ve zalimleri mahfu perişan ettik). Bunlar (her asırdaki) zalimlerden uzak değildir.” (Hud: 82-83)

“Ey kavmim (artık) yapabileceğiniz her şeyi yapmaktan (çekinmeyin). Şüphesiz ben de yapmam gerekenleri elbette yerine getireceğim. Sonunda) Aşağılatıcı azap kime gelecek ve yalancı kimdir, yakında bileceksiniz.

(Haydi) Siz de gözetleyip durun, (çünkü) ben de sizinle birlikte gözetleyip beklemekteyim.” (Hud: 93)

İzmir Kemalpaşa ilçemizin Milli Görüşçü E. Belediye Başkanı sadık dostumuz Sn. Mehmet Ali Özüdoğru’nun, Milli Gazetede anlattığı şu hatıra, oldukça önemli ve anlamlıydı. 

Başkanlığımız döneminde ziyaretimize gelen halen muvazzaf bir generalimizin, çok yüksek bir şuur ve milli onur ifade eden şu itiraf ve iltifatlarını unutmam imkânsızdır:

“Hizmet ve gayretlerinizden dolayı sizi yürekten kutluyorum; Kemalpaşamızı sanki yıkıp yeniden yapmışsınız. Bu çok şerefli ve kıvanç verici bir başarıdır. Ancak sizin asıl büyük şerefiniz, tebrik ve takdiri hak eden asil karakteriniz; Erbakan Hoca’ya sadık kalmanız, makam ve menfaat kaygısıyla davasından kaytarıp emperyalist odaklara kapılanlara katılmamanızdır!”

Tebrikler Milli Çözüm!

Ahmet Akgül Bey’in ve Milli Çözüm ekibinin katılmadığımız, fazla katı saydığımız kanaat ve tavırları olabilir. Ama tam 35 sene önceki yazdıkları, konuştukları ve kitaplarıyla bugün hala savundukları konular arasında hiçbir çelişki ve tutarsızlık göremezsiniz. Çünkü “değişmeyen doğruları” ölçü edinmişlerdir. Bazen “keşke biraz daha yumuşak ve sivrilikten uzak olsalardı” diye düşünüyorum, ama acaba çelik gibi olmasalardı bu kadar dik durabilirler miydi? Herhalde böylesine sert olmaları, netliklerinin ve mertliklerinin bir gereği ve göstergesi idi…

Ben, Ahmet Hocanın sohbetlerine katılmış, kitaplarından ve yazılarından oldukça yararlanmış, Onu yakinen tanıma fırsatı yakalamış birisi olarak kendimi şanslı görmekteyim. Bazen anlamadığımdan veya ağabey sandıklarımıza aldandığımdan dolayı aleyhinde konuştuklarım için de, özür dilemekteyim.

Şöyle bir hatırlayalım:

  • Rahmetli Necip Fazıl’ın nefsi ve fevri çıkışlarına ve “Rapor”lardaki ifsat ve iftiralarına, herkesten önce karşı durmuşlar, bu yüzden haddini bilmemekle suçlanmışlar, ama sonunda onlar haklı çıkmışlardı.
  • Rahmetli Esat Coşan’ın haksız itham ve inhiraflarına karşı önce onlar camiayı uyarmış, bu yüzden nice hakaretlere uğramışlar, ama sonunda onlar haklı çıkmışlardı.
  • Korkut Özal’ın sinsi kompleks ve komplolarını önce onlar teşkilata ve tabana hatırlatmış, bu nedenle başlarına gelmeyen kalmamış, ama sonunda onlar haklı çıkmışlardı.
  • Turgut Özal’ın Milli Görüş’ten caymasına, camianın önemli kesiminin Anavatan’a kaymasına önce onlar direnip durmuşlar, hatta milletvekilliği, belediye reisliği ve bakanlık teklifi gibi siyasi rüşvetlere asla tenezzül buyurmamışlar ve sonunda yine onlar haklı çıkmışlardı.
  • Cemalettin Kaplan’ın nefsinin ve şer güçlerin tuzağına kapıldığını, boş kuruntular ve kuru kahramanlıklarla camiayı parçaladığını önce onlar haykırmış ve sonunda haklı çıkmışlardı.
  • Fetullah Gülen’in ihlas perdeli riyakarlığını, karanlık merkezlere hizmetkarlığını önce onlar ortaya atmış, kendi camiaları ve teşkilatları dahil, herkes hücuma kalkmış, böylesi mübarek bir zata iftira attıklarını söyleyip sataşmış, ama sonunda yine onlar haklı çıkmışlardı. Çünkü herkesi ve her hadiseyi, Kur’an terazisiyle tartıyor ve iman ferasetiyle bakıyor ve hiç kimseden korkmuyorlardı.
  • Milli Görüş mutfağında palazlanan ve Milli Gazete’de reklam olup parlatılan Abdurrahman Dilipak gibilerin ve Vakit Gazetesinin, tamirat görünümlü nasıl bir tahribat ekibi olduğunun önce onlar farkına varmış, bunu camiasına anlatmaya çalışmış, bu nedenle nice hücumlara maruz kalmış, ama sonunda onlar haklı çıkmışlardı.
  • Eski Milli Gazete yazarlarının ve Milli Görüşçü sanılanların çıkardığı ZAMAN Gazetesinin, camiamızı haklı yolundan caydırmak ve dini duyarlılıklarımızı yozlaştırmak üzere devreye sokulduğunu, önce onlar açıklayıp anlatmış, bu yüzden nice sıkıntılar yaşamış, ama sonunda onlar haklı çıkmışlardı.
  • Milli Görüş’ün kurmaylarından sayılan bazı beyinsizlerin bile müridi ve temsilcisi oldukları Ali Kalkancı ve Müslim Gündüz gibi bacadan inme tarikatçıların; Ali Bulaç, Mustafa İslamoğlu, Fehmi Koru ve Mehmet Metiner gibi şimdi tamamı ABD uşağı ve AB aşığı olan İslamcı yazarların; Hizbullahçılar, İrancılar ve İBDA-C gibi sahte şeriatçıların bozuk ayarını ve dış bağlantılarını önce onlar ortaya koymuşlar, nice tepkiler ve tersliklerle karşılaşmışlar, ama sonunda onlar haklı çıkmışlardı.
  • Başta Recep T. Erdoğan olmak üzere şu AKP’yi kurup ABD’ye taşeronluk ve BOP’a kâhyalık yapanların karakter yapısını ve nefsi hesaplarını, ta ilçe başkanlığı, il başkanlığı ve belediye başkanlıkları döneminden itibaren açıkça konuşup camiasını ve teşkilat mensuplarını dikkatli olmaya çağıran, bu yüzden sürekli dışlanan ve frengili muamelesine tabi tutulan yine onlardı ve işte sonunda yine onlar haklı çıkmışlardı.
  • Bir zamanlar Selamet Partisi Trabzon il başkanı olan ve gittiği her yerde Erbakan’ın kerametlerini anlatıp duran; sonra birden bire şeyhliğe, ardından din istismarıyla ticaret yapıp dinar devşirmeye, derken parti şefliğine yükselen şu Haydar Baş’ın, gizli niyetini ve kirli mahiyet ve marifetini önce onlar dile getirip halkı aydınlatmaya ve tuzaklarına kapılmamaya çağırmış, ama bu sebeple aleyhlerinde karalama kampanyaları başlatılmış, sonunda ise onlar haklı çıkmıştı.
  • Hatta yıllar öncesinden; enaniyet damarı ve riyaset hırsıyla çırpınan “Elaziz”cilerin, davadan ve Hoca’dan umutlarını kestikleri için yine Erbakancılık kisvesiyle Tayyip Erdoğancılık yapacaklarını ve koyu bir AKP yalakası ve şakşakçısı olacaklarını söylediği zaman,

“Yok canım, bu kadarı da olmaz, Hoca’ya bu denli bağlı insanlar, yirmi sene aleyhine konuştukları ve hakaretler yağdırdıkları Recep Erdoğan’ın reklamcılığını yapmaz” sanılmıştı, ama sonunda Ahmet Akgül ve ekibi haklı çıkmıştı.

  • En son 2008’de SP Genel Başkanlığına hazırlanan Numan Kurtulmuş’un kafa yapısını ve karanlık kasıtlarını ve Genel Başkanlık sürecindeki tahribatlarını sürekli yazan, bu yüzden azarlanan, hırpalanan ve horlanan yine onlardı, ama sonunda bir kez daha onlar haklı çıkmışlardı ve 50’den fazla Milli Görüş sayesinde milletvekili, bakan ve belediye başkanı olmuş nankör, açıkça Hoca’ya ve davaya isyan bayrağı açmışlardı.
  • Şimdi olumsuz itham ve iddialarda bulundukları en az yüz kişiden ve onlarca girişimden, % 95’i aynen çıkmış ve haklılığı ispatlanmış olan Ahmet Akgül ve Milli Çözüm ekibinin: hala Hoca’nın etrafında ve Milli Görüş’ün baş safında bulunan bazı marazlı ve münafık tiplerle ilgili tespit ve tenkitlerinin de aynen çıkağını söylemek, akla ve vicdana uygun olandır. Çünkü onlar Erbakan’a gerçekten inanmış, Onu anlamış ve sadakatle bağlanmış insanlardır. Evet, Milli Görüş öncülüğünde bir Adil Düzen, hem ülkemizde hem de yeryüzünde kesinlikle kurulacaktır. Bu hem Kur’an’ın ve Resulüllah’ın beyanı, hem de insanlığın ve mazlumların ihtiyacıdır.Üstelik Milli Çözümcülerin arkalarında; Amerikaları, Avrupaları, Siyonist Yahudi odakları ve Mason Locaları yoktu.. Bunların diğerleri gibi medyaları, bankaları, fabrikaları yoktu.. Yetmez, Milli Görüş’ün temel esaslarını koruması ve başarıya ulaşması için bir ömür çırpındıkları halde kendi teşkilat ve camiasının bile destekleri yoktu, köstekleri çoktu.. Ya Rab bu ne şaşmaz bir şuur, bu ne sağlam bir cihat ruhuydu!.. Bu elbette onlara, Allah’ın bir lütfuydu, İslam’ın ve Kur’an’ın verdiği huzurdu, imani ve insani bir onurdu… Elbette şımarmaları, şaşırmaları, yorulup usanmaları onların da sonu olurdu…

Evet, Türkiye’de şu son 40 yıl içerisinde sağcılar değişti, solcular değişti, Milli Görüşçü geçinenler değişti, ülkücüler değişti… Şeyhler değişti, mürşitler değişti, müritler değişti, Süleymancılar değişti, Fetullahçılar değişti… Hepsi rüzgarın yönüne ve konjonktürel süreçlere göre dönekleşti, ehlileşti, pardon, demokratikleşti!.. Bir zamanlar hiddetle ve şiddetle itiraz ettikleri; PKK söylemlerini, İsrail’in projelerini, AB’nin Haçlı isteklerini, şimdi hep bir ağızdan sürekli kendileri tekrar etmekteydi.. Dini yozlaştırmanın, dejenerasyona uğramanın, milli değer ve duyarlılıkları ucuza satmanın, kısaca gavurlaşmanın adı artık DEMOKRATİKLEŞMEYDİ!.. Bu ne sihirli, bu ne sinsi kelimeydi ve bu ne Siyonist bir hileydi… Ama asla değişmeyen, dengesini yitirmeyen, milli değerlerinden ve haysiyetlerinden taviz vermeyen, İslami ve insani kimliğinden vazgeçmeyen ve bu uğurda ezilmeyi, hakaret edilmeyi ve Allah için üzülmeyi, bir zarar değil en büyük kar ve kazanım kabul eden Milli Çözüm ekibini, şimdi yürekten kutluyorum, onlara hayranlık duyuyorum ve saygıyla selamlıyorum.

Ve Erbakan Hoca’nın her sohbetinin sonunda vurguladığı:

“Vel akibetü lilmuttakin – en onurlu ve huzurlu akıbet, muttakilerin olacaktır” hakikatini hatırlatarak, son veriyorum.

Doç. Dr. Muhittin Adnan ÇALIKUŞU

 


Bu yazarin diger makaleleri

MAFYA MEDENİYETİ
  MAFİA ŞEBEKESİ 19. Yüzyılda İtalyan'ın yakınlarındaki Sicilya adasında ortaya çıktı....
Devami
ŞÜKÜR VE TEŞEKKÜR
ŞÜKÜR VE TEŞEKKÜR Çok arzu edilen ve özlemle gözlenen “Rabbani yaklaşım...
Devami
SARAYIN SOLCULARI VEYA “CIA”NIN YOLCULARI
  SARAYIN SOLCULARI VEYA “CIA”NIN YOLCULARI        Erdoğan, Bahçeli ve Perinçek İttifakı; Görünüşte “Aykırı”lıkların,...
Devami
SABATAİST "KAPANİZADE"LER VE LİBERALİST AKP'LİLER
İsmail Cem İpekçi'nin amcazadesi ve Yahudi dönmesi modacı Cemil İpekçi...
Devami
AMERİKAN BOP’UNA FİGÜRANLIKTAN RUS BOP'UNA TAŞERONLUĞA MI?
  AMERİKAN BOP’UNA FİGÜRANLIKTAN RUS BOP'UNA TAŞERONLUĞA MI?          Öncelikle Cumhurbaşkanı Sn. Erdoğan'a...
Devami
“YERLİ ARABA” PALAVRASI VE “PKK’YA GÖZDAĞI” PATAVATSIZLIĞI
Kandil’i yerle bir edeceksiniz de; 15 yıldır neyi bekliyorsunuz? Şemdinli'den gelen...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 1873

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR