Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün3697
mod_vvisit_counterDün4854
mod_vvisit_counterBu Hafta14093
mod_vvisit_counterGeçen hafta37193
mod_vvisit_counterBu Ay89809
mod_vvisit_counterGeçen Ay163016
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar14767398

IP'niz: 3.234.245.125
Bugün: 19 Şub 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 11425103

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

 ADIL DUZEN 150x
 INSANIN YOZLASMASI 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
feto2
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 

BUĞRA YAYINCILIK

Tel-Faks:

0212 516 52 62

 

Reklam

ŞİMON PERES’İ DAVET; İSLAM’A VE İNSANLIĞA İHANETTİR!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfMükemmel 

Obama ve Peres hangi fırsatları değerlendirmişti?

İslam coğrafyasını kana bulayan ABD ve İsrail, Ortadoğu'da yeni "fırsatlar"ı konuşmak üzere bir araya gelmişti. Beyaz Saray'da bulunan ABD Başkanı Barack Obama ile İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres, Kuzey Afrika ve Ortadoğu'daki ayaklanmalara değinerek "Bu gelişmelerin bizim için nasıl bir şans teşkil ettiği konusunda mutabık kaldık" demişti. Görüşmenin ardından basına yaptığı açıklamada, Obama, "Peres'le uzun uzun Ortadoğu'daki olup biten olayları ele alıp değerlendirdiklerini” söylemişti. Kuzey Afrika ve Ortadoğu'daki ayaklanmalara değinen Obama’nın: "Peres ile birlikte, bu gelişmelerin hem bir sorun hem de bir şans teşkil ettiği konusunda mutabık kaldık" ifadeleri ilginçti. Obama, "Arap dünyasındaki meydana gelen değişiklikleri göz önünde bulundurursak, İsrail ile Filistinliler arasındaki sorunlara barışçıl bir çözüm bulmanın bugün daha da önem kazandığını söyleyebiliriz" demişti.

Peres, her yere göz dikmişti!

Kuzey Afrika ve Ortadoğu'daki gelişmeler ile ilgili Peres'in ilgi çekici fikirleri olduğunu belirten Obama, "İsrail Devlet Başkanı, Mısır gibi bir ülkede demokratik geleceğe göz kulak olmanın yanı sıra, Mısırlıların ekonomik geleceği ile de ilgilenilmesinin öneminin altını çizdi" sözleri BOP’un hedeflerini göstermekteydi.

Ve işte bu bebek katili Şimon Peres’i, Abdullah Gül’ün Türkiye’ye davet etmesi, AKP zihniyetinin gerçek niyetini ve tiyniyetini deşifre etmekteydi.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Davos ve Mavi Marmara olayları nedeniyle ilişkilerin gerildiği İsrail’in Cumhurbaşkanı Şimon Peres’i Türkiye’ye davet etmişti. İsrail’de yayın yapan Jerusalem Post ve Yediot Ahronot gazetelerinin haberine göre, Cumhurbaşkanı Gül, Peres’i İstanbul’da gerçekleştirilecek Birleşmiş Milletler (BM) toplantısı için Türkiye’de görmek istediğini iletmişti. Peres’in bürosu da daveti doğrulayarak İsrail Cumhurbaşkanı’nın yapılan bu davete henüz bir yanıt verilmediğini belirtmişti. İsrail medyasında Peres’in ziyaretinde iki ülke ilişkilerinin düzeltilmesine yönelik bir içerik gözetilmediği, BM toplantısı kapsamındaki rutin bir davet olduğu bildirilmişti.

Peki, o zaman bu daveti BM değil de Sn. Abdullah Gül’ün yapması ne anlama gelmekteydi?

Cumhurbaşkanlığı kaynakları “İstanbul’da gerçekleştirilecek Birleşmiş Milletler toplantısı için pek çok ülkeye davet gönderildi. Doğal olarak bu listede Sayın Peres’e de yer verildi. Şu ana kadar tarafımıza bir geri dönüş olmadı ve yanıt verilmedi. Ancak henüz erken. Zira davet edilen diğer ülkelerin pek çoğu da yanıtlarını henüz göndermediler” açıklaması bir mazeret ve mahcubiyet gibiydi. Ayrıca TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin’in de İsrail Meclisi Knesset’in Başkanı Reuven Rivlin’i aynı toplantı için İstanbul’a davet ettiği belirlenmişti. AKP’nin bu İsrail aşkının sebebi neydi?

En son 2007’de gelmişti

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Davos zirvesinde Peres’e “one minute” çıkışının ardından gerilen Türkiye-İsrail ilişkileri, Ocak 2010 tarihinde Ankara’nın Tel Aviv Büyükelçisi Oğuz Çelikkol’un maruz kaldığı “alçak koltuk krizi” ile kopma noktasına gelmişti. İki ülke arasındaki kriz Mayıs 2010’da İsrail ordusunun Gazze’ye yardım götüren Mavi Marmara gemisine düzenlediği operasyonda 10 Türk’ün öldürülmesiyle iyice gerilmişti. Türkiye’ye son olarak 2007 yılında gelen İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’in İstanbul’a davet edilmesi BM programından kaynaklanıyor olsa da, bu gelişmenin iki ülke arasındaki ilişkilerin normalleşmesi için AKP’nin yalakalığı şeklinde okunması gerekirdi.

'Peres, İstanbul'daki BM Zirvesi'ne katılma davetini reddetmişti!

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün ev sahipliğinde 9-13 Mayıs günlerinde İstanbul'da düzenlenecek BM "En Az Gelişmiş Ülkeler" Konferansı'nda İsrail'in temsil edileceği, fakat zirveye davetli İsrail Cumhurbaşkanı Peres'in gelmeyeceği bildirmişti. ANKA haber ajansının haberine göre, Peres zirve tarihleri arasında İsrail'deki "Ölen Askerleri Anma Günü" ve "Bağımsızlık Günü"nde yapılacak törenlere katılmak için ülkesinde kalmayı tercih etmişti.

Niye saklayalım Şimon Peres teresinin bu tepkisi, sicili kirli böyle bir Siyonisti davet edenlerden bize daha onurlu gelmişti. 

İsrail'den yeni bir oyun girişimi

Terör devleti İsrail Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman'ın, gelecekteki Filistin devletinin geçici sınırlarını çizen taslak bir harita hazırladığı bildirilmişti.

Haaretz gazetesi, İsrail Dışişleri Bakanlığından bir yetkiliye dayandırdığı haberinde, Lieberman'ın "geçici sınırlar içindeki Filistin devletini gösteren bir taslak harita hazırladığını ve bu haritanın, ufak tefek değişikliklerle bölgede bugünkü mevcut durumu yansıttığını" belirtmişti.

Dışişleri yetkilisi, Lieberman'ın, geçici sınırlarla Filistin devletinin belirlenerek, İsrail'in bu konuda diplomatik inisiyatifi eline alması gerektiğine inandığını da söylemişti.

Haritanın aynı zamanda, İsrail'in, barış konusunda bir ilerleme sağlanmasıyla gerçekten ilgili olduğunu ve Filistinlilerin de gerçekten bir devlet isteyip istemediklerini göstermeyi amaçladığı kaydedilmişti.

Haberde bu girişimin ayrıca "bir miktar İsrail toprağının Filistin tarafına bırakılarak, 1967 sınırları üzerinden bir Filistin devletinin tanınması yolundaki uluslararası baskıları azaltmayı" hedeflediğine dikkat çekilmişti.

İsrail Dışişleri yetkilisi, "Geçici sınırlarla bir Filistin devleti kurulduktan sonra, diplomatik müzakereleri yeniden başlatmak mümkün olacağı gibi, Filistin devletine bazı ilave toprak transferi konusunda da anlaşmaya varılabilecektir" demişti.

Lieberman'ın taslak haritasının, Filistin kentleri arasında kurulacak yeni yol ağlarını da içerdiği, Lieberman'ın, bu projesi hakkında Başbakan Binyamin Netanyahu'ya bilgi verdiğini, ancak henüz taslak haritayı göstermediğini belirten yetkili, zaman geçtikçe daha fazla kişinin, Filistinliler ile geçici bir anlaşma yapılması gerektiği yolundaki fikre yaklaşacağını ifade etmişti.

Öte yandan Filistinli Başmüzakereci Saib Erekat, haberle ilgili olarak yaptığı açıklamada, geçici sınırlar içindeki bir Filistin devletinin seçeneklerinden biri olmadığını hatırlatıp, "böyle geçici sınırlı bir Filistin devletini kesinlikle kabul etmeyeceklerini" bildirmişti.

İsrail Sudan’a havadan saldırıya geçmişti.

Sudan dışişleri bakanı Ali Karti başkent Hartum’da düzenlediği basın toplantısında, “Tüm belirtiler ülkemize yönelik hava saldırılarının İsrail tarafından gerçekleştirildiğini gösteriyor. Bundan eminiz” açıklaması dikkat çekiciydi. BBC’nin Türkçe haberinde yer alan habere göre Ali Karti saldırının nedenini çözemediklerini, ancak İsrail’in son günlerde Sudan’ı “bazı İslamcı grupları desteklemekle suçladığını” belirterek “Bu doğru değil, İsrail bu tür suçlamaları yönelterek bu saldırıları meşru kılmaya çalışıyor” demişti. Sudan polisi de, liman kenti yakınlarından atılan füzenin bir araca isabet ettiğini ve saldırının, Kızıldeniz üzerinden gelen bir uçak ile düzenlendiğini söylemişti.

İsrail Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Yigal Palmor ise Sudan’ın suçlamalarıyla ilgili olarak yorum yapmaktan çekinmişti. 2009 yılında da Sudan’da bir konvoya benzer bir saldırı düzenlemişti. Devlet medyası Mısır sınırı yakınlarında düzenlenen bu saldırıda 119 kişinin öldüğünü bildirmişti. Amerikan ve İsrail medyasında konvoyun Gazze Şeridi’ndeki Filistinli militanlara silah taşıdığı yolunda haberler gündeme getirilmişti.

Yeni Şafak’ın tespitleri ve çelişkileri:

“İsrail, suikast eylemlerine yeniden başlayacak, Gazze'ye yeniden saldıracak! Bu da nerden çıktı demeyin. Bu yönde işaretler var ve giderek güç kazanıyor. Arap devrimi etkisini artırırken bir gün İsrail'in şaşırtıcı çıkışlarından birine daha tanık olabiliriz. Tunus'ta uç verip, Akdeniz kıyılarına yayılan, Kızıldeniz çevresini ve Basra Körfezi'ni saran dalganın bölgeyi ve dünyayı nasıl değiştireceğini belki yıllarca izleyeceğiz. Bölge içi çatışmalara, güç kaymalarına, bölge dışı müdahalelere, etnik ve mezhep gerilimlerine tanık olacağız. Direnişçileri desteklemek ya da despot liderlerden yana saf tutmak gibi kolay seçeneklerimiz olmayacağını, çok daha karmaşık ve belirsiz bir dönem yaşanacağını göreceğiz. Süreç içinde dikkatle izlememiz gereken ülkelerin başında İsrail var. Rejimlerde şöyle ya da böyle ilişkiler kurmuş bazılarıyla fazlasıyla gizli ortaklıklar tesis etmiş bu ülke, söz konusu iktidar kadroları gidince ne yapacak?

Bugüne kadar devrim öncesi İran'la, Camp David Anlaşması sonrası Mısır'la ve 1997'lerde Türkiye ile ortaklıklar kurup, bölgesel öfkeyi dizginlemeyi başardı. Ama artık İran yok. Türkiye yok, Hüsnü Mübarek sonrası Mısır'ın da elden gideceğine ilişkin güçlü işaretler var. Öyleyse İsrail'in güvenlik çıkarlarında ne gibi değişiklikler yaşanacak? Her ne kadar İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres, "bölgedeki değişim çabaları İsrail'e yeni fırsatlar sunuyor" dese de, İsrail güvenlik birimleri gerilimlerin yaşandığı ülkelerde etkin pozisyonlar alsa da, sonuç hiç de Tel Aviv'in hoşuna gitmeyecek gibi. Dostlarını kaybeden daha da kaybedecek olan İsrail yönetimi, yeni iktidar kadrolarıyla hayal ettiği ilişkiyi kuramazsa çok ciddi sıkıntıya girecektir. Çevresinde güvenlik ittifaklar kalmayınca da, en iyi bildiği yönteme, çatışma ve saldırıya başvuracak, Batılı dostlarını kendini desteklemeye mecbur bırakacak, onları istemedikleri bir savaşa sürükleyecektir.”

1970'ten beri suikast timi yöneten, İsrail ve Filistin dışında çok sayıda ülkede gizli operasyonlar yapan, son on yılda işlenen siyasi cinayetlerin bir çoğunun altında imzası olan, en son icraatı Akdeniz'in ortasında Türk yardım gemisine saldırı olan Mossad'ın 65 yaşındaki Başkanı Meir Dagan, görevini daha yeni bıraktı. Lübnan eski Başbakanı Refik Hariri'den Şeyh Ahmet Yasin suikastına, Abdülaziz Rantisi'den İranlı nükleer fizikçilerin öldürülmesine, Irak'ta aydın/öğretim üyelerinin ortadan kaldırılmasından Avrupa başkentlerindeki insan avına, onlarca ülkenin pasaportlarını kopyalayıp dünyanın her yerine suikast timleri göndermeye kadar cinayetleriyle dünyayı karıştıran, istihbarat örgütü değil tam anlamıyla terör örgütü yöneten bir adamdı o. İsrail'in güvenliği için dünyanın birçok bölgesinde suikast operasyonlarını yönetiyordu. Bunlar olurken bazı bölge ülkeleri de İsrail’le işbirliği yapıyordu.”

Diyen sevgili İbrahim Karagül, tam da böyle bir süreçte; Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Şimon Peres’i Türkiye’ye çağırmasına, Meclis Başkanı Mehmet Ali Şahin’in İsrail Knesset (Parlamento) başkanına davetiye yollamasına niye hiç değinmemiş, bunların ne anlama geldiğini ve AKP’nin İsrail’e güvence mi verdiğini, neden hiç dile getirmemişti?!

Bu davetler: “Türkiye İsrail’in hamisi ve güvenlik garantisidir. AKP Siyonizmin gönüllü hizmetçisidir. Bu girişimler BOP eşbaşkanlığının ve ABD’nin bölge kâhyalığının bir gereği ve göstergesidir” mesajı değil miydi?

Herhalde, bu hıyanete uydurulacak ve halkımıza yutturulacak bir mazeret ve keramet kılıfı bulamadıklarından, en iyisi bu konuya hiç değinmemekti.

Zaman Gazetesinin geveledikleri

“İsrail'in dünyanın pek çok yerinde operasyon yapabilecek yeteneğe sahip olduğunu belirtmek için bu ülkenin kollarının uzun olduğu söylenir. Bu kolların yakın yerlere kolayca uzandığı zaten malum.

Bu çerçevede Gazze'deki hedeflere bugünlerde kolayca ulaşıyor, istediğini yapıyor. Uzak yerlere ise uygun gördüğü zamanda hiç çekinmeden uzanabiliyor. Bu hedefler, geçenlerde Ukrayna'da kaçırılıp sonra İsrail'e getirilen ve hapse tıkılan Gazzeli mühendis Dirar Ebu Sisi gibileri olabiliyor. Çok uzak Sudan da zaman zaman bu kolların uzandığı yerlerden biri olabiliyor. Nitekim, çıkan bazı haberlerde Sudan'ın Kızıldeniz kıyısındaki en önemli limanı olan Port Sudan'da meydana gelen esrarengiz bir saldırının İsrail'in işi olduğu belirtiliyor.

Bu haberlerde havaalanından şehre gitmekte olan bir arabanın ya havadan ya da denizden atılan füzelerle imha edildiği, saldırıda kimlikleri bilinmeyen iki kişinin öldüğü söyleniyor. Sudanlı polis sözcüsü Ahmet El Tahmi'ye göre, bilinmeyen bir kaynaktan atılan füzelerle saldırı gerçekleştirilmiş bulunuyor. Sudan Medya Merkezi ve eyalet meclisi sözcüsü Ahmet Tahir ise kimliği belirlenmeyen bir savaş uçağının Sudan hava sahasına girerek arabayı bombaladığını ifade ediyor. Tahir, söz konusu uçağın Kızıldeniz üzerinden geldiğini, saldırıyı gerçekleştirdikten sonra yerden açılan ateşe rağmen, bundan kaçmayı başararak kayıplara karıştığını söylüyor. Bir haber ajansına konuşan görgü şahitleri de üç patlama duyduklarını, Apaçhe tipine benzer iki helikopteri havada uçarken rastladıklarından söz ediliyor. Haber ajanslarına yansıyan bilgiler bu saldırının sorumlusu olarak İsrail'i işaret ediyor; zira saldırının icra tarzı ve kullanılan araçlar bakımından İsrail'in imzasına benziyor. Kaldı ki, İsrail'in 2009 yılında yine Sudan'a yaptığı başka saldırılar da akla hemen İsrail'i getiriyor.

2009 Ocak ve Şubat aylarındaki bu saldırıların ilkinde Sudan-Mısır sınırı yakınlarında seyreden bir araç konvoyuna havadan büyük bir saldırı yapılmış, kimine göre 1000 kişi ölmüştü. İsrail bu saldırı konusunda resmen sessiz kalmayı tercih etmişti. Ne var ki, Time dergisi ve İsrail gazeteleri dahil birçok medya kuruluşu saldırının İsrail'in işi olduğunu ayrıntılarıyla yazmıştı. Nitekim, Time saldırının F-16, bunlara eşlik eden F-15 savaş uçakları ve insansız silahlı hava araçlarıyla yapıldığını ileri sürmüştü. Bu haberler üzerine zamanın Başbakanı Ehut Olmert, Herzliya'daki bir güvenlik konferansı sırasında "Biz terörist altyapıyı vurabileceğimiz her yerde faaliyet gösteririz. Bu yakında olur, uzakta olur, fark etmez. Bu konuda herkes hayal gücüne başvurabilir. Bilmeleri gerekenler, İsrail'in ulaşamayacağı bir yer olmadığını bilirler. Böyle bir yer mevcut değil" şeklinde konuşarak muhataplarına İsrail'in mesajını böyle vermişti.”

Diyen Fetullahçı Zaman Yazarı Fikret Ertan, bu tespitlerinin arkasından tam bir İsrail uşağı ağzıyla:

“Her iki saldırının amacı da Gazze'ye ulaşması muhtemel silah ve cephaneyi imha etmekti. Bugün sözünü ettiğim saldırı da muhtemelen yine silah kaçakçılığı ile ilgili bir saldırı. Öldürülen kişiler muhtemelen bu işi kotarmaya çalışan kişiler.”

Olduğunu söyleyerek, “İsrail’in ülkesi aleyhine Gazze’ye silah taşıyan kimseleri imha ettiğini ve bunun tabii bir savunma kabul edilmesi gerektiğini” ima etmişti.

Ardından:

“İsrail'in uzun kollarının ulaştığı yer elbette bugün bu yazıda anlattıklarımızla sınırlı değil. Hatırlayın, 6 Eylül 2007 günü İsrail uçakları Akdeniz üzerinden uçarak Suriye'de bir tesisi bombalamışlar, geri dönerlerken bir yakıt tankını da Hatay'a, yani bizim topraklarımıza bırakmışlardı. O zaman Suriye bu saldırı karşısında hiçbir şey yapamamıştı. Bizim ne yaptığımızı ise ben henüz bilmiyorum. İsrail'in uzun kollarının fütursuzca ve hiç çekinmeden uzandığı başka ülkeler, olaylar da var elbette. Bu konuda en son olarak geçen ay Mersin'den hareket eden ve Akdeniz'de İsrail donanmasının el koyduğu Victoria yük gemisini zikredelim.

İsrail'in uzun kollarının istediği yere uzanması ve hareket etmesi nasıl engellenecek? Elbette bugün moda slogan haline gelen ve çok abartılan 'yumuşak güçle' değil. Öyle olsaydı, Mavi Marmara konusunda isteklerimizin karşılanmasını hâlâ beklemezdik. Bilmem anlatabildik mi?”[1]

Sözleriyle, “kolları her tarafa uzanabilen, kendisine yönelik her tehdidi anında ezebilen bir İsrail’le baş edilemeyeceğini, en iyisi Fetullah Gülenin’de, AKP hükümetinin de yaptığı gibi, bu şeytani güce boyun eğmek ve işbirliğine rıza göstermek lazım geldiğini” dolaylı biçimde dile getirmişti.

 



[1] 7 Nisan 2011 / Zaman


Bu yazarin diger makaleleri

AMERİKANIN TÜRKİYE KAYGISI ve AKP UYARISI!
  Washington'da temaslarda bulunan TÜSİAD heyeti, 'AKP iktidarı altında Türkiye...
Devami
YAHUDİ TARİHÇİLERİN ATATÜRK NEFRETİ VE ALLİANCA (Alyans) OKULLARININ HIYANETİ
“İlericilik, eşitlik ve kardeşlik” gibi yaldızlı sloganların arkasına sığınarak ve...
Devami
TÜRKİYE AKP ELİYLE PARÇALANIYOR!
Buna göz göre göre seyirci kalan, yetkili ve görevli olduğu...
Devami
KEŞKE!
Çevremizdeki, ülkemizdeki ve bölgemizdeki olaylara ve sebep olanlara bakıyor da...
Devami
CEMAATLER, GENERALLER VE İHTİMALLER
3. Ordu Komutanı Org. Saldıray Berk Neden Hedef Alınmıştı? Herhalde Onu...
Devami
NATO AFGANİSTAN’DA İSLAM’LA SAVAŞIYOR VE VİETNAM’DAN BETER BİR SONA YAKLAŞIYOR!
 NATO uçakları sivilleri vuruyor Kendisini tenkit eden ve AKP’nin aksini söyleyen...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 1640

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR