Get Adobe Flash player
Reklam

KEŞKE!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfMükemmel 

Olaylara ve sebep olanlara bakıyor da hayıflanıyorum; keşke o safiyet günlerim devam edip dursaydı da; insanları (iç dünyalarıyla ve gerçek ayarlarıyla) olduğu gibi tanımasaydım da, huzurlu olsaydım. Her şeyi  yüzünden görüp, görüntüsüyle yetinebilseydim de,keşke olanla olması gerekeni bir sanıp, aldansaydım...

Bir zatın:

"Ya hamiyetsiz (yani gayretsiz ve merhametsiz) olaydım, ya da param olsa idi" dediğine eş, ya anlamaz olaydım her işin iç yüzünü, ya da her şey gereğince işleseydi... Heyhat!...

Yine bir merhumun temennisince; Koca karı imanındaki safiyetle kalsam da, güzel görünümlü yüzlerin perdelediği çirkef kuyusu kalplere nüfuz etmesem; herkes gibi ben de sahte tavırları, gerçek zannederek, bundan teselli ve teğaddiyle (yani gıda ve lezzet alıp) mutluluk duysaydım!..

Evet sadece, o sokaklarda organ teşhiri yapan kadın ve erkekler bana hor görünseydi... Sadece kazınık suratlı, fötr  şapkalı ve smokin kravatlı mason tipinin soysuzlaştığı kanatıyla kalsaydım!..  Uzun tırnaklı, kot pantolonlu, keçi yürüyüşlü boyalı tavşanların yozlaşmışlığı yetseydi canımı sıkmaya... Namazın erdirici ve kurtarıcı, orucun eğitici ve kutsayıcı, zekatın düzenleyici ve kucaklayıcı, haccın nefsi öldürüp ruhu diriltici ve alemi kuşatıcı hikmetini bir türlü kavramaz ve gereğini yapmazların bedliğine (yani yavan ve yakışıksız haline) hayıflansam... Onlara, sabrın; cennetin anahtarı olduğunu anlatmaya sabrım olsa, nasıl anlatacağımı araştırıp uğraşsaydım. Ve önüne geçip, sormaya vaktim ve şevkim olsaydı, sabrın sırrına ve zaferin anahtarı olduğuna inanmayana;

  • Sen evinde mes'utmusun? -Evet
  • Evin sana cennet mi? -Elbet
  • Bu cenneti neye borçlusun?

Hanımının ve çocuklarının aksiliklerine katlanmana, onların da senin bazı tersliklerine dayanmasına değil mi? İşte bu davranışınız "sabır"dır. Yani eşinin ve senin dayanma gücünüz ve tahammülünüz bir nevi sabır, o da senin dünya cennetinin ve aile saadetinin anahtarıdır öyle mi? Ahiret cenneti de, işte bunun gibi, sıkıntı ve sarsıntılara dayanmanın, ilahi emir ve yasaklara katlanmanın, yani imtihanı kazanmanın arkasından gelir ve sabrın zaferidir. Daha buna benzer neler ve neler anlatsaydım, bilgiden, görgüden ve hikmet gözünden yoksun insanlara. Ve hep bir şeyler başardığımı ve bir işe yaradığımı sanarak, teselli bulsaydım!..

Ah keşke, zaman zaman müslümanlığını tam sandığım insanları yakından tanıyıp da, ye'sin (yani ümitsizlik ve hayal kırıklığının) çukuruna çift ayakla düşmeseydim. "Büyük adam" saydığım kişilerin, takma boylu cüceler olduğunu ayan beyan görme gücünden mahrum olup, hayranlığımı sürdürseydim!.. Çünkü insanı insana bağlayan hayranlık, insanı Rabbine bağlayan ise hayrettir... Hayran olmayan, bencileyin (yani bana göre) rehbersiz kalır... Hayreti ve teslimiyeti olmayan ise, ucbunun (yani nefsini beğenmenin) kulu olup sahipsiz bırakılır... Keşke, ihlas ehli bildiklerimi öyle bilegelsem, feragat (yani hakkını bağışlama ve fedakarlık) ehli gördüklerimi öyle göregelsem, ferasetli saydıklarımı hala öyle sanagelsem... Şecaatlı ve sebatlı (yani kahraman, kararlı ve dayanıklı) sandıklarımı hala öyle tanıyabilsem!.. İhlas sıfatı altındaki riyanın dişleri sırıtmasa; fedakarlığın arkasındaki bencillik ve yumurta verip tavuk bekleyicilik kırıtmasa; feraset ve gözü açıklık yaftalı ahmaklık renk atmasa; cesaret rozetinin altındaki ödlek yüreklerin, "höt!" demeden üç adım geriye sıçraması göze batmasaydı!.. Ve böylece, çevremde hala insanların varlığı hissini taşısaydım da, yalnız olduğumu anlamasaydım!..

Biraz daha fa'şeden (yani gizli ve ezici sırları ortaya döken) söz vasıtasıyla: camileri dolduran yığınları hala Müslim sanıp arkalansam; mektebimden çıkanları okuryazar mü'min sanıp halkalansam da; Deniz dibinden inci çıkarma şevkiyle çalkalansaydım!..

"Dava!" diye nutuk atarak, hak etmediği makam ve menfaatlere bedava konmak isteyen... Ganimet devşirmek için sürekli "hizmet!" lafını gevelemekten vazgeçmeyen... İki öğün nafile namaz kılmak, üç gün fazla oruç tutmak ve sarık cübbe kuşanmakla edindiği ruhsuz taklitçiliği "takva" diye gösteren... "Diyalog ve değişim" palavrasıyla nefislerine ve beşeriyetin nefs-i emaresi olan siyonizme köleliğe fetva veren... "Rıza-i Bari" gibi cihan  çapındaki iddiayı, dilinden düşürmeyen... Ama mukaddeslerini kendi işkembesi ve tenasül aleti namına ucuz harcamaktan da çekinmeyenleri, sahte örtülerinin ve sinsi maskelerinin içinde bulagelsem!? Bütün bu mübarek sloganlardan tüttürdükleri necaset kokusunu hissetmesem; Hoş sözlerin içindeki "boş öz"leri fark etmesem de lafızların sırrıyla sırlanmak için koşabilseydim!.. Ne olurdu, bunca zihin yorarak "Hakk" ölçüsüne ermekle yetinebilseydim de, olanları ve yapılanları bu mihenkte (yani gerçeğin şaşmaz terazisinde) tartmaya kalkıp, şaşkınlıktan cereyana çarpılmış gibi yere düşmeseydim... Hiç değilse, camiye girmeye razı olmuşlardaki tuzsuzluğu, (itaat ve irtibat halinde bir) "cemaatsız" iddiasındaki tutarsızlığı ve huysuzluğu... Ferdan ferda yaşayan hodbinleri (yani sadece kendisini düşünen bencilleri), derviş kılığındaki bedbinleri (yani bereketsiz ve beceriksiz kimseleri), gerçek halleriyle yakalamasam da, "dünyada neler de varmış!? diye hayranlık duyup hızlana dursaydım. Ve keşke, yobazlardaki yabaniliğin, Devrimbazlardaki dinsizliğin , fikren ve fiilen zaten gavurlaşmış insanları Hıristiyan yapacağız diye çırpınan papazlardaki densizliğin farkına varmasaydım!

Kürsülerde bön bön bağıran, ilim meclislerinde "sünnete uymaktan" dem vuran   çingene bozmalarını... Cami cemaatine "arkadaşlar!" diye hitap edecek kadar eblehleşen (yani ahmaklaşan) mengene ezmelerini... Ya da zillet içindeki cemaate "aziz mü'minler!" diye seslenen düzen düzmelerini ve hele; sistemin kıskacında çırpınırken, kendisini mecbur hissederek, düzenbazlara hulus çıkarmaya (yani yağcılık yapmaya) yeltenen acuze (yani aciz ve zavallı) maaş mahkumlarını ve ilahi mesaj mahrumlarını tanımasam da... Buraya kadar ciğerine kalem dürtüp ufunetini (yani kokuşmuş içini) deştiğim müslim görüntüleriyle birlik, ben de camiye koşarken, büyük sevap kazanacağımı sanadursam da, camiden kopmasam; o kutsal mekanların, nasıl esirlerin teselli ve teslim mahalline dönüştüğünü sezmesem ve onlarla aynı safta durmaktan tiksinmesem!?.. Bir baldırbacak gazetesinin, beleşten gösterip, dağıttığı Kuran mealini almak için kuyrukta bekleyen nadanlar (yani şaşkınlar) topluluğuna bile pes dedirtecek kadar alçalmış "din öğreticileri", hatta "kurtarıcı geçinen züppeleri" savaşan gaziler sanma ahmaklığıyla, ben de arkalarına takılsaydım!...

Dünyası için davasını ve dinini... Siyaset ve riyaset sevdası için milli ve manevi değerlerini satan döneklerle... "İslamcı yazar" yaftasıyla, sırtlanlarla birlik olup arslan avına çıkan bazı ineklerle... Bal arısı gibi hep güzellikleri arayıp çiçeklere konmak yerine, bozuk fıtratı gereği, sürekli kusur arayıp pisliklere konan ve tenkit perdesi altında tahribe çalışan kara sineklerle... Kartallar için uçuş dersi ve ehliyet belgesi düzenlemeye kalkışan acemi ördeklerle... Şeytanlık ve kıskançlık damarıyla "ekreb"lerini (yani kendisine en yakın kimseleri) bile kalleşçe ısırıp zehirleyen akreplerle... Ve en muhteşem hareketin en mahrem noktalarına yerleşen münafıkları, hala mücahit ve muhterem zanneden keleklerle, keşke hiç karşılaşmasaydım!...

Ve bunlar öyle, onlar da böyle,yani herkes göründüğü haliyle olsaydı keşke!.. Küfrü ,ilim diye satan, "zamane fetvacısı, prof yaftacısı, yarım doçentlik hastası" saman çuvallarıyla uğraşmak zilleti yerine, keşke kaya gibi katı,fakat kişilikli ve kabiliyetli kafirler, meseleli ve seviyeli müşrikler, iddialı ve ciddiyetli komünistler, mert ve cesaretli katillerle boğuşmak fırsatına kavuşturulsam ve şanla şerefle ölüp bu dünyadan ayrılsaydım!..

Ne mübarek ölüm olurdu o!.. Ebedi dirilik ve efendilik!.. Bu sahtelerle yaşamak, ne çirkin bir çaresizlik... Ve ne çetin bir gariblik!..

Ya Rabbi!.. Haşa, haddime mi düşmüş, sana isyan ve itiraz kastımdan değil... Bunca ihsan ve ikramına karşı yapılan nankörlük ve namertliklere... Küfür ve kötülüklere dayanamadığımdan dolayı bazan içimden geçiriyorum:

Keşke doğmasaydım!...

 

 

*Bu yazı 23 Ekim 1983 tarihli Milli Gazeteden sadeleştirilerek ve güncelleştirilerek alınmıştır.


Bu yazarin diger makaleleri

SİNAGOG SALDIRISININ DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
Bu arada, İstanbul'da 15 Kasım Cumartesi günü 2 sinagokta ve...
Devami
ASRISAADETTEN GÜNÜMÜZE YAHUDİLİK VE MASONLUK
  Bir kısım Yahudilerin "her şeye sahip olma, bütün insanları...
Devami
ANADOLU BOR GERÇEĞİ VE ERMENİ MESELESİ
  Bor, doğada saf element olarak oluşmayan ama oksitler halinde...
Devami
ULUSLAR ARASI PARA FONU (IMF) VE ARJANTİN SONUNCU DEĞİL!?
2004 Eylül ayının başlarında Arjantin IMF politikalarına karşı şiddetli gösterilerle...
Devami
KIBRIS'TA NELER OLUYOR?
  Kıbrıs Adası'nın iki ülke için hayati önem taşıyan stratejik...
Devami
ESARETE ASLA BOYUN EĞMEYECEĞİZ
  Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın,...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 5483

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR