Get Adobe Flash player
Reklam

KİM STATÜKOCU?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

Statüko; Halen yürürlükte bulunan düzen... Süregelen mevcut durum... Hantallaşan, çağdışı kalan, değişim ve gelişmenin önünü tıkayan sistem, anlamındadır.

Genellikle; gericileri, gelenekçileri, yeniliklere direnenleri ve yerleşik düzenden çıkar gözetenleri suçlamak için kullanılır.

Ancak, son zamanlarda; Kıbrıs ve Kuzey Irak gibi konularda haysiyetli tavır takınan... TSK'nın ve Türk İstihbaratının, NATO'nun ve Pentagonun bir şubesi haline getirilmesine ve zayıf düşürülmesine karşı çıkan... Ülke ekonomisinin IMF reçeteleriyle iflasa sürüklenmesine ve KİT'lerin yok pahasına yabancılara peşkeş çekilmesine karşı halkımızı uyaran, kısaca Kuvay-ı Milliye ruhu taşıyan kişi, parti ve kesimlere, işbirlikçi ve teslimiyetçi çevreler "statükocu" diye sataşmakta, kendilerini de "değişimci, ilerici, dünya ile bütünleşici" olarak tanıtmaktadır.

Küreselleşme perdesi altında, siyonizme ve emperyalizme teslimiyeti ve köleleşmeyi; değişimcilik ve yenilikçilik diye yutturmaya çalışan ve Atatürk'ün ifadesiyle "gaflet, dalalet, hatta hıyanet içinde bulunan" ve daha önce sağcı, solcu, muhafazakar, İslamcı gibi farklı görüşlerde bilinmelerine rağmen, şimdi aynı cephede buluşan bu kafalar; artık dincilik, devrimcilik, vatanseverlik, Kemalistlik, milliyetçilik gibi kavramların çağdışı kaldığını savunmaktadır!?

Özellikle:

1-NATO'dan, ABD ve AB gibi kuruluşlardan bağımsız, teknolojik ve psikolojik yönden caydırıcılık gücü kazanmış, her bakımdan yerli ve milli bir ORDU'dan..

2-Türkiye'mizin, Tabii, tarihi ve talihli fırsatlarını ve potansiyel imkanlarını kullanarak bölgesel, hatta süper güç olmasını amaçlayan ve bu yönde çok ciddi ve cesaretli adımlar atan ve alt yapı hazırlayan ERBAKAN'dan korkan ve kurtulmaya uğraşan bu şer cephesi:

  • Kıbrıs'ın elimizden alınıp, Amerika'nın üs kurmasına ve İsrail'in hizmetine sokulmasına
  • Irak'ın parçalanıp Kürdistan'ın kurulmasına...
  • Adım adım GAP'ın ve Güneydoğunun elden çıkmasına.
  • Sevr'in gereği Türkiye'nin parçalanmasına...
  • Bunun ön adımı olarak, ordumuzun her yönden zayıflatılmasına ve etkisiz kılınmasına
  • Ilımlı İslam diye, Müslüman halkımızın, AKP ve T.Erdoğan gibi "Layt"laşmasına çalışmaktadır.

Masonların maşası ve 28 Şubat paşası Çevik Bir ve Recep T.Erdoğan gibi Yahudi JINSA'dan madalya alan Çukurova Grubu patronu  M .Emin Karamehmet'in kalemşörleri... Ve dahi, Mehmet Barlas'ından, M. Ali Brand'ına... Cüneyt Ültsever'inden, Hadi Uluengin'ine... Avni Özgürel'inden, Murat Yetkin'ine... Nazlı Ilıcak'ından Fehmi Koru'suna...  Velhasıl Zaman'ından Şafak'ına... Akşam'ından Sabah'ına... Hürriyet'inden Milliyet'ine... Akit'inden Radikal'ine  hepsi birden, "Değişimci ve statükoyu devirici diye AKP iktidarına  ve Recep T. Erdoğan'a dört elle sahip çıkmakta ve canı gönülden savunmaktadır.

Hadi Uluengin:

"Önümüzdeki süreç, astığım astık, kestiğim kestik hotzotluğuyla hüküm süren statüko zaptiyeleri lehine değil, tam tersine özgürlükçü ve yenilikçi güçler lehine işleyecektir... Fakat, hiç kuşkusuz, çaresizlik karşısında statükocuların, maceraperest bir girişime kalkışması ihtimali de yabana atılamaz.Ama bu girişim, onun intiharı anlamına gelir...

Nitekim bit pazarı "paradigma"sının, bu gün sadece meczup "Saddamcı Atatürkçü"ler, ajan provokatör "karanlıkçı Maocu"lar... Ahı gitmiş vahı kalmış "ideolog"lar gibi toplumun "ultra marjinal kesimlerce sahipleniyor olması ülke " iç dinamikler"inin ve dolayısıyla "güç dengeleri"nin dönüştüğünü ortaya koyuyor...

Bu durumda, kendini "zinde (!)" saysa da, statüko "dahilen" yenilgiye mahkumdur.

Evet, evet ve şükür ki şükür, statüko çok fena halde çatırdamaktadır.. Patırdaması ise, ecel korkusunun getirdiği kuru gürültüden başka bir şey değildir."!?..[1] buyurarak, statükocu dediği milli düşünce sahiplerinin ve de asaletli askerlerin kuru patırdı ettiklerini ve mutlaka yenileceklerini ve değişimi engelleyemeyeceklerini söylemektedir.

Peki acaba, Fetullahcı'sından Farmasonlarına... Radikal İslamcısından, İsrail ajanlarına... Sömürü sermaye baronlarından Yunanlı dostlarımıza(!)... PKK-KADEK'i   özgürlük savaşçısı sayan Avrupa'sından, hala Güney sınırımızı resmen tanımayan Amerika'sına...Bütün masonik ve münafık çevrelerin bu değişim demagojisinde Bremen Mızıkacıları gibi aynı koroyu seslendirmelerinin sebebi hikmeti nedir?

Bugüne kadar arkasına sığınarak istismar ettiğiniz Atatürk İlkeleri kimlere emanettir?...

Nazlı Ilıcak:

"Ankara'ya gelen AB Türkiye temsilcisi Hans Jörg Kretschmer, ordunun siyasetteki rolünü gündeme getirip eleştirince, Başbakan T.Erdoğan "Yanlış değerlendirme yapmayın, Türk Ordusu, modernleşme ve demokratikleşme sürecinin öncüsüdür" cevabını vermiş... Erdoğan inanmasa bile, böyle konuşmaya mahkum... Vesayeti kabullenemez ki... ( Yani, T.Erdoğan da ordu hakkında aynen  AB temsilcisi gibi düşünüyor, fakat takiye yaparak bunları söylüyor.)

Ama, siyasi kadrolar, yerlerini doldurdukça, çark egemen bürokratik sınıfın aleyhine dönmeye başlayacaktır.." diyor ve yazısının başlığını "AB, 28 Şubat'ı Yenecek" koyuyor.[2]

İyi de, Nazlı Hanım, AKP'nin, 28 Şubat'ın gayri meşru meyvesi olduğunu... JINSA'dan madalyalı  Çevik Paşanın, Avrupa ve Amerika'daki siyonist finans merkezlerine, AKP ve Recep T.Erdoğan'la ilgili tezkiye ve taahhütte bulunduğunu... 28 Şubat'ın Milli Görüş'ü parçalamak, Erbakan'ı devre dışı bırakmak ve AKP'yi kurup iktidara taşımak teorisi üzerine kurulduğunu, bilmiyor mu, yoksa okurlarını aldatacağını mı sanıyor?

Nitekim, aynı ekipten Avni Özgürel: "Ancak 28 Şubat yaşanmasaydı, herhalde ne T.Erdoğan, ne de Abdullah Gül ortaya çıkabilirdi..

AKP, hiç şüphe yok ki, 28 Şubat'ın siyasi ürünüdür."[3] diyerek bu gerçeği itiraf ediyor, ama ekliyor:

"Asker bugün, ne bunca süredir, ülkeye tek hedef olarak gösterdiği; "Batı dünyasıyla bütünleşmeye", açık bir biçimde itiraz edebiliyor; ne de buna "evet" demenin sonuçlarına katlanmayı göze alabiliyor"

Yani ordu içinde AB sürecine ve Kıbrıs barış görüşmelerine karşı ve haysiyetli uyarılarda bulunan askerler, aslında kendi saygınlık ve saltanatları zayıflayacak endişesiyle böyle davranıyorlar" demeye getiriyor... Milli'ci bir tavır takınarak, kirliler hesabına çalışıyor!...

http://www.kerkük-kürdistan/ com sitesinde yazan Yahudi asıllı Kürt yazar Mevla Benavi Temmuz.2003'teki köşesinde; Atatürk'e saygı duyduğu ve Türkiye'nin bütünlüğünü savunduğu gerekçesiyle PKK Lideri Abdullah Öcalan'ı bile statükoculukla suçluyor ve şunları söylüyor:

"PKK-Lideri Abdullah Öcalan özgür politika 22.6.2003 sayısında, avukatları aracığıyla yaptığı açıklamada, Mesut Barzani ve Celal Talabani'ye " İlkel Milliyetçiler" diye saldırıp, HAK-PAR Genel Başkanı Abdulmelik Fırat'ın da tehlikeli ırkçı-kavmiyetçi bir oyun oynadığını söylemiş, Atatürk için ise, "O ilericiydi, asilzadeydi, şerefliydi" demiştir.

Abdullah Öcalan'ın konuşmaları yan yana getirilince Atatürkçülüğün ve Türkiye'nin bütünlüğünün savunulduğu ortaya çıkıyor. Oysa, Atatürkçülük Türklerin bile önemli bir kısmı için, ondan kurtulması gereken bir yük haline gelmiştir."

Şimdi soruyoruz:Türkiye'nin parçalanmasını ve ordunun zayıflatılmasını ısrarla savunan Mevla Benavi ile, Hadi Uluenginleri, Cüneyt Ülseverleri, Avni Özgürelleri, Mehmet Barlas Beyleri ve Nazlı hanımefendileri aynı cephede buluşturan güç ve gerekçe hangisidir?

Türk ordusunu güçsüzleştirme ve güdükleştirme ve Kürt Irkçılığına geçit verme, Mili harp sanayiimizi ve Ağır sanayimizi köstekleyip, montaj sanayiye yönelme gibi hataların hesabını ağır ödeyen ve M. Şevket Eygi ve prof.Yalçın Küçük gibi saygın araştırmacı-yazarlarca sabataist bir aileden geldiği söylenen Adnan Menderes ve ekibinin siyasete soktuğu Abdulmelik Fırat gibi, Kürt Irkçılığı ile İslamcılığı  istismar ve suistimal edenlerin[4] bile, bu yenilikçi, değişimci (!) cephede yer alması ve statükocu diyerek milli kurumlara şiddetle saldırması acaba, sadece tesadüflerin eseri midir?

Bütün bunlar; mili değerlerine, yerli dinamiklerine ve kendi milletine güvenini yitirmiş bir zihniyetin tezahürleri değil midir?..

Bir zamanlar, Rus tehdidinden korunmak için Amerikan sömürgeciliğine razı olanların... Daha önceleri de milli kurtuluş savaşı yerine mandasına gireceğimiz ülke arayanların.. Ve şimdi de güya Amerikan bağımlılığından ve ordunun baskısından kurtulmak bahanesiyle AB'ye sığınanların, milli haysiyet ve hassasiyetinden şüphe edilir.

Hem dünyanın  en büyük ordularından birine sahip olacaksın, hem de geleceğini ve güvenliğini başka ülke ve kuruluşların kucağında arayacaksın!..

İşte bu acı ve alçaltıcı  manzara, özgüvenini yitiren bir zihniyetin, özgürlüğünü de kaybedeceğinin resmidir...

ABD'deki, Yahudi ağırlıklı Bush yönetimi ve "Neo-con" hareketi de, "statüko"yu değiştireceklerini ve dünyaya yeni bir düzen getireceklerini söylüyor.

Neo-con, yeni muhafazakarlar anlamında kullanılır.

AKP de, aynen Neo-conlar gibi hareket ediyor. Bunların yeni dünya düzeni dedikleri, siyonizmin dünya hakimiyetine hizmettir. Bu amaçla Afganistan'ı Amerkanistan, Irak'ı Kürdistan yapan şeytani bir hevestir. Kısaca, siyonist Yahudilerin ve emperyalist Haçlı işbirlikçilerinin gizli dünya krallığını resmileştirmek ve perçinleştirmek planlarına; ilericilik, yenilikçilik, özgürlükçülük ve Neo-con'luk;  ama bu şeytani hesap ve hedeflere karşı direnen girişim ve gelişmelere de; statükoculuk denmekte ve gerçekler ter yüz edilmektedir.

1950'de, Menderes iktidarıyla birlikte kurulan ve kanser ağı gibi bütün yurda yayılan ve masonluğun alt mektebi sayılan ve AKP iktidarıyla gizli mason toplantıları bile açıkça yapılmaya başlayan Rotary Kulüpler Bölge sekreteri Oğuz Güney: "Tayyib Erdoğan ve Bülent Arınç'ın kendilerini ziyaret ve destekleriyle çok önemli bir moral kazandıklarını ve statükoyu birlikte aşacaklarını" söylemektedir.

İsrail'in Kabala Şeriatına dayalı Statükosu'na selam çakan... Yunanistan'ın Hrıstiyanlık Şeriatına bağlı Statükosu'na saygı duyan ve hiç ses çıkarmayan fırıldak figüranların, Hurşit Tolon Paşanın Haklı çıkışlarını duyunca, statükoya saldırmaları...

Ve "Kıbrıs'ta ver kurtulcular haindir" sözleri üzerine "Yarası olan gocunur" cinsinden  bazı asker ve sivillerin gösterdikleri tepki ve tavırları ve kaçamak cevapları, kendilerini ele vermektedir.

Eski İsrail bakanlarından bayan Shulumid Uluny bile "İsrail, faşizan bir zihniyetle yönetilmektedir. Hele Şaron, Musolini'den  daha faşist ve sadist bir tavır sergilemektedir. Bu katı ve kötü statükoyu değiştirmedikçe İsrail'in geleceği tehlikelidir" şeklinde feryat ederken, hala "İsrail olmadan AB olmaz... Avrupa, Türkiye ve İsrail'i birliğe katmadan, Amerika ile yarışamaz" diyen İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi ile kirvelik kuran Tayyib Erdoğan, niye İsrail'in statükoculuğundan söz etmemektedir?

Erbakan Hocaya, Türk Ordusuna ve İslami diriliş davasına hıyanet ve hakaret etmesinin karşılığı Başbakan yapıldığının farkında olan Recep T. Erdoğan, ne yazık ki, siyonizmin yenilmez bir güç olduğunu zannetmektedir.

Bir TV.programına katılan Batı Trakya- İskeçe Müftüsü Mehmet Emin Aga:

"Musul ve Kerkük'ü nasıl kaybettikse, Batı Trakya da öyle kaybedilmiştir. Batı Trakya'nın belki petrolü yok ama, stratejik konumu çok daha önemlidir.Şimdi aynı oyunlarla, Kıbrıs ta Türkiye'den koparılmak istenmektedir.

AB'ye çoktan katılmış olan Yunanistan'daki  Müslümanların vakıf kurma ve mal sahibi olma istekleriyle asla ilgilenmeyen Avrupa, şimdi Türkiye'de azınlıkların vakıf kurmasını ve mal-mülk sahibi olasını dayatmakta, maalesef AKP hükümeti de bunlara harfiyen uymaktadır." diyerek çok önemli gerçeklere dikkatimizi çekmiştir.

Kıbrıs, AB'ye girince, artık Avrupa'nın bir iç meselesi sayılacağından Türkiye, garantörlük dahil bütün haklarını kaybetmiş sayılacak... O halde, artık garantörlük değil, aynen İngiltere'nin %10'a yakın bir kısmı resmen kendi toprağı olarak tescil ettirdiği gibi, Türkiye'nin de en az adanın %10 kadar bölümünü üs olarak kullanmak üzere, T.C.tapusuna alması gerekir. Çünkü öngörüldüğü gibi şayet, askerlerimiz Kıbrıs'ı terk edecek olursa, ada bütünüyle düşmanların eline geçmiş demektir. Tekrar, oradaki tabii ve tarihi haklarımıza kavuşmak için, yeni bir barış hareketi kaçınılmaz hale gelecektir.

"Kıbrıs Adasını kim elinde bulundurursa, İskenderun Limanını ve Türkiye'nin arka kapısını da kontrol altına alır" diyen eski İngiliz Başbakanlarından Mac Milan kendi halkına "Biz Mısır'dan çekildik amma, ondan çok daha önemli ve gerekli olan Kıbrıs'ta üs kazandık" diye övünüyordu.

1950 yıllarda Kıbrıs'ın statüsü tartışılırken Alman Devletler Hukuku Prof'u  Hirş bile: "İngilizler çekilirse Adanın, siyasi ve stratejik sahibi olan Türkiye'ye devredilmesi gerekir" derken, bizim cahil ve gafil yöneticilerimizin AB'ye girme hayaliyle Kıbrıs'ı feda etmeleri, insanı derinden düşündürüyor!?..

Ve hele "ene"sine enik olmuş bazı İslamcı entellerin; "AKP bizi AB'ye sokacak, bütün sorunlarımız aşılacak" şeklindeki ihanetten beter kehanetleri ve AB cenneti uğruna Kıbrıs'ı rüşvet sunmaya fetva vermeleri, şeytanı bile şaşırtıyor!..

Yunanistan statükoya devam edecek, ama Türkiye değişecek... İsrail statükoya devam edecek, ama Kıbrıs'ta durum değişecek ve Yavru Vatan elden gidecek!.. Rumlar statükoyu devam ettirecek ve daha da derinleştirecek, ama Denktaş değişecek veya zorla dejenere edilecek!...Amerika'nın derin devleti olan statükocu Yahudi Lobilerine "think-tank", bizim milli derin devletimize ise "Dikta" denilecek!...

Mehmet Barlasconi, "Bu millet orduya, her ülkeden daha çok imkan tanıyor. Ordu da, artık Irak rejiminden ders alıp haddini bilsin" diye yüklenecek ve Denktaş'a "ya hizaya gelir, veya kendisi bilir" cinsinden dersler verecek!..

"Bu teslimiyetçi sistem ve siyaset anlayışıyla ülkenin çıkmazdan kurtulması mümkün değildir" diyen Tuncay Kılıç Paşaya, AKP milletvekili Mir Mehmet Dengir:

"Milli Savunmaya %30 ayrılan bir ülkede ancak bu kadar yapılabilir" şeklinde dengesiz ve ilgisiz cevaplar verecek!...

Daha da üzücü ve düşündürücü olan, Ege Ordu Komutanımız Hurşit Tolon Paşanın milli ve maşeri vicdanımıza tercümanlık eden sözlerine, T.Erdoğan'la G.K.B.Hilmi Özkök aynı anlama gelen talihsiz tepkiler gösterecek!..

Elbette bütün bunlar hayra alamet değildir ve bu yüzden dikkatle izlenmektedir.Evet, Türkiye'yi sahipsiz zannedenler, yakında yanıldıklarını göreceklerdir.

Nuray Mert'in önemli tespitiyle:

"ABD'nin veya AB'nin desteğini alarak, askerin gücünü kırma mücadelesine girişmeyi, "sivil siyaseti güçlendirme" şeklinde algılayan ve uygulayan AKP yöneticilerinin, havucu kapayım derken derin havuzu boylayan alık tavşan durumuna düşmemeleri dileğimizdir.

Erbakan Hoca'nın 28-Kasım-2002, 12-.Haziran-2003 arası 6,5 aylık AKP iktidarını değerlendirirken sarf ettiği:

" AKP'lilerin hepsi figürandır. Rejisörleri dış mihraklardır...

Cüneyt Zapsu'nun da itirafıyla, asıl karar merkezi Amerika'daki CFR gibi karanlık odaklardır.

Bush, Nev Age (Hrıstiyanlığın yeniden doğuşu)Tarikatının dindar ve İslam'a kindar bir üyesi olarak: Hz.İsa'nın geleceğine ve Haçlıların dünya hakimiyetine öncülük edeceğine, ama bunun için de Kudüs'teki Mescid-i Aksa'nın yıkılması ve İsrail'le işbirliği yapılması gerektiğine inanmaktadır...

İşte bu yüzden Sabra ve Şatilla katliamlarının baş teröristi olan Şaron'a arka çıkmaktadır.

Bu dış güçlerin peşine takılan ve ülkemizin geleceğini tehlikeye sokan AKP'liler, eninde sonunda pişman olacaklardır. Bu yaptıkları yanlışlar yenilir yutulur şeyler değildir."

Gerçekleri söylediği ve Recep T.Erdoğan ekibini eleştirdiği için dışlanan ve partisinden ayrılmak zorunda bırakılan İstanbul Milletvekili Emin Şirin'in:

"Bu hükümet IMF talimatlarını ve Kemal Derviş programlarını eksiksiz uygulamaktadır. Bu bakımdan çok başarılı sayılabilir. Ama bana göre, bu gidişat, ülkemiz açısından hayırlı ve yararlı değildir.

Dolar, hiç beklenmedik bir anda 2,5 milyona çıkabilir.

AB uyum yasalarının, ne meclisle ne de askerle tartışılmadan, Adalet Bakanlığınca direk Başbakanlığa sunulması da beni düşündürmektedir.

Ve hayret ediyorum, gizli ve özel konuşulması gereken konular gazetelere verilmektedir.

Ama kamuoyunda ve ilgili kurumlarda açıkça tartışılması gereken konular, maalesef gizlilik içinde yürütülmektedir."[5] şeklindeki haklı serzenişlerini hesaba katmayanları, çok güvendikleri dış güçler de kurtaramayacaktır.

Yine Erbakan Hocanın İstanbul Fethinin 550. yıldönümü münasebetiyle yaptığı konuşmada özellikle vurguladığı:

"Bağımsızlığımız tehdit altındadır. AKP yöneticileri, milli gömleğini çıkarıp Rotaryenlerin, Bilderberglerin peşinde koşmaktadır. Mazlum Filistin halkına yaptığı zulüm ve katliamlara rağmen, bunlar İsrail'le sarmaş dolaştır. Bakanlarını,bürokratlarını sıra ile İsrail'e yollamaktadır. İsrail ise "Bakınız, Türkiye benim arkamdadır" görüntüsü vererek daha da şımarmakta  ve saldırganlaşmaktadır."[6] ifadeleri tamamen gerçeklerin haykırışıdır.

Ta, 14.Mayıs.2000 tarihli Milli Gazetenin Başyazısında şunlar yazılmaktaydı:

Milli Görüş hareketinin önüne yeni bir tuzak geriyorlar. Malum ve marazlı merkezlerin ne istediğini anlamadan bu tuzağı görmek imkansız. Fazilet Partisinden istenen "değişim"in esas mahiyeti şudur: "Size ne milletin derdinden! Düzenimize itiraz etmekten vazgeçin! Değişin! Milleti temsil gücünüzü reddedin! Milletten biri olmaktansa bizimle birlikte hareket edin...!  Ezilenler  safında direnmektense bizim saflarımıza geçin! Adil bir düzen isteğini terk ederek siyonizme ve sömürü sistemin teslim olun ki rahata eresiniz!."

Son iki üç aydır (İsrail'le doğuş tarihi aynı olan) Hürriyet'ten Sabah'a, Radikal'den Yenibinyıl'a kadar bütün gazeteler ve köşe yazarlarında esen " yenilikçi rüzgarı"na dikkat ediniz.

Acaba değişen ne ki bu kesim her yönden "Yenilikçi Rüzgarı" estirmeye başladı?"

Şimdi oynanan oyunu iyi anlamanız için biraz daha geriye gidiyoruz.

Meşhur 28.Şubat'tan bir hafta öncesi; 14.Şubat 1997! Fransa Yüce Konseyi vasıtasıyla Türkiye Büyük Mason Locası Üstadı Necip Arudu'ya gönderilen bir mektup!

"1-Türk basınındaki ve İlgili kuruluşlardaki biraderleri örgütleyiniz ve Refah Partisi'ni İktidarı bırakmaya mecbur etmek için gerekli diğer bütün tedbirleri alarak ve çok yönlü hücuma hazır olunuz...

2-Refah Partisi'nin itibarının tamamen silinmesi ve seçmenlerin ümidini kaybetmesi ile neticelenecek siyasi bir konjonktür oluşturunuz."

Konseyin Locaya gönderdiği bu talimat uzayıp gidiyor ve toplam 9 madde içeriyordu.

Bu tarihten yaklaşık iki buçuk ay sonra da işin adı tam konuluyordu: "RP'yi bölmek!"

30 Nisan 1997 tarihli yazısında konu başlığı olarak bu cümleyi seçen Milliyet yazarı Talat Halman daha ilk paragrafta şunları belirtiyordu:

"Hükümetin akıbeti ne olursa olsun, RP'nin bir parti olarak bölünmesi, daha iyisi parçalanması, ülkemizin geleceği için hayırlı uğurlu olacaktır"

12 Mart 1997 tarihli gazeteler bu ve benzer planların dışarıdan empoze edildiğinin ip uçlarını veriyordu: Alman Focus dergisi ve bir çok ABD menşeli yayın organında " Ne RP kalacak ne Erbakan" diye başlayan haberlerin ardı arkası kesilmiyordu.

Bu günlerde " seçim olacak dertler bitecek" korosunu halka empoze etmek isteyenlerin "Bu nasıl seçim" sorusuna akıllı, şuurlu bir cevap bulmalarına faydalı olur diye bu hatırlatmalarda bulunuyoruz.

Milletin hür iradesiyle kendi tercihini ortaya koyacağı bir seçim elbette çaredir. Ama böylesine açık bir tezgahın yürürlükte olduğu bir seçim kimin seçimi olacaktır?"

Evet, seçimlerin kime yaradığı ve hangi güçlerin hangi partileri parlatıp iktidara taşıdığı, artık çok net biçimde ortaya çıktı...

11.Mayıs.2003'te yapılan muhteşem SP Kongresi ardından Anıtkabire giden Erbakan'ın, özel deftere yazdığı:

"Yeniden büyük Türkiye'yi ve Yeni bir dünyayı kurmak için bütün gücümüzle çalışarak, Senin "Türkiye'nin her bakımdan en önde olması gerektiği yolundaki gayeni" gerçekleştirmek üzere elimizden gelen her türlü gayreti göstereceğiz. Muvaffakiyet Allah'tandır." Sözleri siyonizme meydan okumadır. Ve böyle bir meydan okuma, siyonizmin tarihinde de ilk defa olmaktadır...

17.Eylül.2003 tarihli Milli Gazete Başyazısında, Milli Güçlere hatırlatıldığı gibi: "Aklınızı başınıza almamız gerekiyor. Türkiye için, zaman giderek daralıyor. Erbakan gibi bir devlet adamını oturtup kahve içirecek durumda değil, O'nu devletin başında görecek zamandayız"

CHP Grup Başkan Vekili Mustafa Özyürek'in  Mecliste  AKP'lilere: "Bizim çabamız Meclisi açık tutmak içindir. "Yanlış yaparsanız Ben bile sizi kurtaramam" diyen İsmet Paşa'nın uyarılarını hatırlamanız gerekir" şeklindeki sözlerini, sadece kendi karnından kustuğu bir blöf olarak algılamak, yanlıştır ve yanılmakdır.

İSO Meclis üyesi Ömer Dinçkök'ün, AKP dönemindeki ekonomi yönetimini ve Türkiye'nin gidişatını kastederek:

"Sahada bol faullü bir maç var. Fakat düdük çalacak hakem yok. Artık hakem sahaya girmeli ve düdüğünü öttürmelidir" sözleri, yabana atılmamalıdır.

Asker-sivil, tüm Milli Cepheden gelen bu uyarıları... Nezaket kuralları içinde yapılan ve diplomatik üslup kullanılan bu alarmları, Recep.T.Erdoğan'ın anlama zafiyeti ise önemli bir zorluk oluşturmaktadır.

Ama iktidar yükünü sırtlamanın çoluk çocuk işi olmadığı, vaktinde hatırlatılmıştır...

Sırtını ABD'deki Lobilere dayayanlar, yanıldıklarını ve yalnız kaldıklarını anladıklarında iş işten geçmiş olacaktır.

Çünkü ABD, 1990'larda dünyanın en borçlu ülkesi haline gelmişti. 4 Trilyon dolar borca girmişti. Japon'ların parası ve Alman'ların piyasasıyla durumu idare etmekteydi:

Sonunda silah gücüyle, Orta Doğuyu işgal edip ekonomisini ve prestijini düzelttiğini zannetti.

Ama aslında  daha hızlı bir çöküş sürecine girmiştir. Her birinin sermayesi Türkiye bütçesi kadar olan dev siyonist şirketler arka arkaya iflas etmektedir. Irak'ta patlayan her bomba, Amerika'ya  milyarlarca dolar kaybettirmekte ve süper güç balonunu söndürmektedir.

Hala: "Biz ABD'nin planlamadığı ve İsrail'in onaylamadığı hiçbir projede olmayacağız" anlamında, İslam ortak pazarına karşı olduğunu açıklayan AKP Başkanı fark etmese de, artık devran dış güçlerin ve yerli işbirlikçilerin aleyhine dönmektedir...

Türk milli güçlerinin de herhalde kendine özgü projeleri ve politikaları vardır ve dikkatle yürütülmektedir. Bazı olaylar karşısında sessiz ve tepkisiz gibi görünmesi, elbette stratejik bir bekleyiştir ve asla pasiflik ve çaresizlik zannedilmemelidir.

 



[1] Hadi Uluengin 4.Haziran.2003 Hürriyet

[2] Tercüman 7.Haziran.2003

[3] Radikal.11 Haziran.2003

[4] www Aksiyon.com.tr. 26 Mayıs.2003 sayı:441

[5] 14.Haziran.2003.STV.Aykırı Programı

[6] 29.Mayıs.2003 Mili Gazete sh:10

Ahmet AKGÜL -
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Web Sitesi

Makale Paylaşım Sayısı: 4195

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR