Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün4038
mod_vvisit_counterDün6515
mod_vvisit_counterBu Hafta34468
mod_vvisit_counterGeçen hafta41908
mod_vvisit_counterBu Ay22727
mod_vvisit_counterGeçen Ay257768
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar15663358

IP'niz: 3.235.239.156
Bugün: 04 Tem 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 11753140

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

 ADIL DUZEN 150x
 INSANIN YOZLASMASI 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINLARI

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0532 335 08 50

 

Reklam
Reklam

ERGENEKON DAVASI İLE DAVOS HAVASI'NIN BAĞLANTISI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

Gündem oluşturan ve tartışılan önemli ve tarihi olayları:

a) Avam (Çoğunluğu teşkil eden sade vatandaşlar); sadece hissiyat ve heyecanlarıyla karşılayıp algılar.

b) Havas (Fikri-Milli şuura ve ruhi olgunluğa ulaşanlar); bu olayları akıl ve vicdan terazisinde tartar, izan ve insafla bir yargıya varırlar.

c) Hükema (Hikmet ve basiret ehli, siyasi ve stratejik düşünme ve isabetli yorum getirme yeteneği olanlar) ise; bu olayların gerçek sebeplerini ve muhtemel sonuçlarını, senaryoyu hazırlayan faktörlerle sahnede oynayan aktörlerin karşılıklı çıkar hesaplarını, peşinen kime yarayacağını ve peşinden hangi tarafın daha kârlı çıkacağını araştırırlar.


Bu kesimlerin her birinin kendi konumunda düşünüp değerlendirmesi ve o kapsamda tepki vermesi hem doğaldır, hem de gerekli ve güzeldir. Yanlış ve yararsız olan, bunların birbirlerinin yerine geçme hevesidir. Doğrusu; stratejistlerin siyasileri etkilemesi, siyasilerin ve kanaat önderlerinin ise halkı doğru yönlendirmesi beklenir.

Yani, siyasilerin ve kanaat önderlerinin, halkın his ve heyecanlarına, oylarını ve alkışlarını almaya göre hareket etmeleri, stratejistlerin ise siyasilere ve perde arkasındaki güçlere göre tavır sergileyip gerçekleri gizlemeleri oldukça tehlikelidir ve ülkeyi uçuruma sürükleyecektir.

Ergenekon'un Hahamı'ndan Davos kahramanına iltifatlar dinliyoruz!

Verdiği ifadelerle Ergenekon operasyonunu başlatan isim olarak bilinen Tuncay Güney, Erdoğan'ın Davos çıkışını Aktifhaber'e yorumlamıştı

İşte Tuncay Güney'in ilginç açıklamaları:

"Tayip Erdoğan barış adamı olduğunu gösterdi. Aylardır Ortadoğu'da barış için, diplomatik ziyaretler yapan Türkiye başbakanı Tayip Bey karşısında üç maymunu oynayan Arap diktatörlüğünün aktörlerinin maskesini düşürdü. Herkesin içine çekip bir türlü söyleyemediği dile dökemediğini Tayip Bey içtenlikle dile getirmiştir. İsrail de barış için dua eden herkesin gönlünde de taht kurmuştur. Araplar Tayip Bey kadar hassas değiller. Savaş çığırtkanlıklarına karşı barış güvercinini uçurmaya çalışan tek lider Tayip Erdoğan'ın önünü Arap liderler engelliyor.

Tayip Bey; Davos'ta Cumhuriyet değil, Osmanlı çocuğuyum dedi. İsrail savaşan bir şahin değil, barış adamı ve bölgeye huzur gelmesi için bir bölgesel ağabeyi bir ülke arıyor. Türkiye Başbakanı Erdoğan: Çorak Yahudi toprağında büyüyen bir gül gibi duran, İsrail oğullarının hakkını da koruyan diplomatik girişimlerde bulunmuştur.

Tanrı insani yaratırken, hamuruna pişmanlıkta koymuş. İsrail Cumhurbaşkanı Peres'in Tayip Beyi araması ve özür dilemesi onurlu bir yaklaşımdır. Oysa İsrail'i siyah baykuşlar yalnız bırakırken Tayip Bey, "cennet, barış ile silah yer değiştiğinde kurulur" diyerek bölgesel huzurun sağlanması için Davos'da bir kez daha tenkit etmiştir. Davos'da ki tepkisi diplomatik bir kriz olarak algılanmamalı; Dünyaya seslenişi de global bir çıkış yaparak kavganın insanlığı hiç bir yere getirmeyeceğini dile getirmiş. Bütün dünya liderlerine buz çölünde hız almaya çalışıyorsunuz diyerek uyarmıştır.

"Eski günahlarınıza mahkûm olmayın. Bir merhamet yağmuru çıkar bütün dünyayı sarar" dercesine hava su gibi ihtiyacımız olan huzuru öğretmek adına dünya liderlerine merhamet davasına davet etmiştir. Aylardır Tayip Beyin ziyaret ve girişimleri bu yönde olmuştur. Üç maymunu oynayan Arap diktatörlerine de Davos'da Osmanlının, diplomatik gücünü göstermiştir. Bu durumda; görüyoruz ki; "bulunduğu yere mutluluk getiren ülke Türkiye olmalıdır" düsturu ile hareket eden, Tayip Bey'in yaptığı günah ise, o günaha beni de katın."33[1]

İşte; yalancı şıracının şahidi, yalakacı bozacı!..


Dörtlük:

Söyle dostunu, diyeyim; Senin de kim olduğunu

Tuncay Güney'in sövmesi, övmesinden evladır!

Herkesler biliyor artık, "heva"yla dolduğunu

İsrail'le Amerika; AKP'ye Mevla'dır


Bravo Can Baydaroğlu'na. TRT 2'de ve münasip bir şekilde, imaen, "Davos'ta hep beraber bir oyun izlettirildiğimizi" belirtti. Eğer bu bir oyun olmasaydı, başbakan Erdoğan'ın bu kadar esip gürleyebilmesi için Türk Silahlı Kuvvetlerini arkasına almış olması gerekirdi. Hem Türk Ordusunu çetecilikle suçlayacaksın, Ergenekon operasyonlarının savcısı olacaksın,  Türk ordusunu gözden düşürme operasyonları yapacaksın, hem de İsrail'e kafa tutacaksın!?

Bu kovboy kurnazlığını, aklını kullananlar yutmadı. Eğer bu bir oyun olmasaydı,  değil İstanbul'a inecek uçağın kapısı, hatta arabasının kapısı bile açılmazdı!34[2]

Siyonist senaryoda figüranlık rolünü izliyoruz

Daha birkaç hafta önce CIA'ya yakınlığıyla bilinen Amerikalı strateji uzmanı, George Friedman,  "Türkiye'nin dünyadaki siyasi etkisi, 2050 yılında muhtemelen Osmanlı haritasını andıran bir görüntü oluşturacak" buyuruyordu..

Başbakan Tayyip Erdoğan'ı karşılayan vatandaşlar arasında birkaç kişi ne diyordu?

- Üçüncü Abdülhamit Tayyip Erdoğan!

- Osmanlı geliyor!

Demek ki; Türkiye'yi Türklerin yönetmediği ortaya çıkıyor, şişirilmiş bir Osmanlı devleti haline getirme stratejisinin alt yapısı yıllardan beri hazırlanıyordu!

O haritada; İsrail'in, yeni Osmanlı haritasının içinde kaldığı görülüyor. Peki, bugünkü İsrail ne olacak? Bazı insanlar dünyadaki Yahudi nüfusunu İsrail'deki yedi milyon insandan ibaret sanıyor. Oysa ABD'de ve bütün dünyada yaşayan Yahudilerin nüfusu 35-40 milyon civarındadır. Bu rakama, Yahudi olduğunu gizleyenler dahil değildi ve Yahudilerin asıl gücünü bu gizli kesim oluşturuyordu.

Bugün ABD'yi büyük ölçüde Yahudiler yönlendiriyorsa, yarın Osmanlı coğrafyası haline getirdikleri ne idüğü belirsiz devleti de Yahudilerin yönetmek istediği anlaşılıyordu.

İçinde bulunduğumuz günlerde, İslam dünyasındaki İran etkisini azaltmak, Büyük Orta Doğu Projesi Eşbaşkanı Tayyip Erdoğan'ı özellikle Arap ülkeleri halklarına sevdirmek senaryosu da bunun için sahneleniyordu.

Simon Peres, bu senaryonun hem yazarı hem baş aktör oyuncusuydu. Tayyip Bey ise sadece figüran ve yardımcı oyuncuydu. Kurgu kurulmuş, kendisine verilen rolün gereğini yapıyordu. Tayyip Bey, Türk Milleti'nin ve Türkiye'nin onurunu korumaya bu kadar düşkün idiyse, Süleymaniye'de Türk subaylarının başına çuval geçirilirken, Bush'a karşı niçin sessiz kaldı? "Bari bir nota verseydin" diyenlere, "Ne notası, müzik notasından mı bahsediyorsunuz?" diye cevap veriyordu.

"Davos'da İran'ı Yalnızlaştırma Operasyonu" başlığıyla olayı inceleyen Mahiye Morgül: "TRT 2'de konuşan Amerikalı gazeteciler, ‘İran'ın Müslüman ülkeler üzerinde önemli itibarı var. Bu itibarın kaldırılması gerekir. Bize Türkiye gibi her tarafla eşit ilişkisi olan ılımlı Müslüman bir ülke lazım' diyordu.

Can Baydarol ise bir önemli analiz yaptı, ‘Erdoğan iç politikada güven tazeledi, Arap liderlerin hepsinin önüne geçti. Chavez bile Erdoğan'ı kıskanacak. Artık Arap dünyasının bütün liderlikleri ‘sallanmaya başladı' yorumunu yapıyordu.

Özetle, post modern Davos darbesiyle, herkesin gözü önünde, bir tiyatro izler gibi, BOP eş başkanı RTE, Arap ülkelerinin ve İslam Âleminin liderliğine getirildi!" diye yazıyordu.

Davos'taki olay hakkında görüşü sorulan eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, "Ben bütün hadiseyi beğenmiyorum. Davos'ta bir Gazze toplantısı yapmak ve buna Türkiye ve İsrail'i oturtmak yanlıştır. Çünkü tarafların tavırları bellidir. Bu toplantı adeta hadise çıkarmak için yapılmıştır" diyerek bir gizli tiyatro oynandığını hatırlatıyordu.

Davos'taki toplantının perde arkasını, Türk Dışişleri Bakanlığı değil, Cüneyd Zapsu daha iyi biliyordu. Toplantıdan sonra televizyonlara yaptığı açıklamalardan bu durum net bir şekilde anlaşılıyordu.

Öyle ki Zapsu'nun Davos Başkanı Klaus Schwab'ın basın toplantısı metni üzerinde bile söz sahibi olduğu, CNN Türk görüntüleriyle ortaya çıkıyordu.

Görüntülerde Klaus Shwab'ın bir yanında Coca Cola CEO'su Muhtar Kent, diğer yanında Erdoğan'a yakınlığıyla bilinen işadamı Cüneyd Zapsu görünüyordu. Schwab'ın konuşma notları dikkatle inceleniyor, bazı maddelerin üzeri çiziliyor, eklemeler yapılıyordu. Bunun anlamı ne oluyordu?

İsrail hükümetinin, Şimon Peres'in Tayyip Erdoğan'a yönelik o garip hareketleri yapacağından haberdar olmadığını söyleyebilir miyiz? İsrail Dışişleri'nin toplantıda olay çıkacağını göremediğini zannetmek, Yahudi zekâsını hafife almak olur. Elini kolunu Tayyip Erdoğan'a sallayan Şimon Peres'in aldığı cevaptan sonra, kulaklığını çıkarıp önüne bakması, çıt çıkarmaması da ilginçtir. Daha 12 Ocak 2009 günü, İsrail Başbakanı Olmert, henüz görevi Obama'ya terk etmemiş olan ABD Başkanı Bush'u telefonla arayıp, BM Güvenlik Konseyi'nde Gazze konusunda ABD'nin oyunun İsrail lehinde olması için azarladığını açıklamadı mı? Tayyip Bey'in iddiasına göre, Olmert Ankara'da kendisini beş saat oyalayıp, döner dönmez altı aydır hazırlandıkları Gazze'ye saldırı emrini vermedi mi? ABD Başkanı'na postasını atan, dünya umurunda olmayan İsrail devletinin Cumhurbaşkanı, neden Türkiye Başbakanı'na bağırıp çağırdıktan sonra, cevabını alınca süt dökmüş kediye dönsün?

Aklıyla hareket edenler, bu soruların cevabını verdikten sonra bir değerlendirme yapar. Doğalgaz fiyatlarına yüzde 80 zam yaptıktan sonra yüzde 17 indirime gidilmesine ne kadar değer veriliyorsa, Yahudi lobisinden cesaret madalyası olarak altın boynuz almış Tayyip Erdoğan'ın Şimon Peres'le giriştiği  "danışıklı dövüş" üne de o kadar değer verilebilir. .

80 yaşını geçmiş, görevini tamamlamak üzere olan Şimon Peres, tahrik ettiği Türkiye Başbakanı'ndan yediği fırçayla İsrail halkı içindeki fanatiklerin gözünden düşebilir, ama bunun İsrail hayalleri açısından hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur.

Fakat İsrail, bu hakaretleri, bölücü unsurlarının Birleşmiş Milletler'e başvurmaya hazırlandığı, direnç mekanizması darmadağın edilerek çözülme noktasına getirildiği zannedilen Türkiye'nin iç siyasetini, yani yerel seçimleri etkilemekte bir çıkar gördüğünden sineye çekiyor olmasın? Sahi İsrail, Türkiye'yi kimin yönetmesini ister? Diye soran Arslan Bulut haksızmıydı?35[3]

Şimdi Davos Fatihinin büyük zaferine(!) "ağız tadıyla sevinen ve şükreden", Yeni Şafak yalakalarından; biraz keyiflerini kaçırmak için, "geçmişte yapılanlarla, gelecekte yaşanacakları" ortaya dökecek şu soruların yanıtlarını bekliyoruz:

İşte, kafa karıştıran değil, ama akıl çalıştıran sorular:

HAZIRLIK SORULARI

  • ERDOĞAN'ın DAVOS'a gitmesini ve GAZZE konusunda ısrarla oturum istemesini;

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı sırasında pek çok özel(!) ve kârlı projeler yaptıkları İsaac ALATON mu, yoksa; Sabancı Cinayeti sanıklarından Fehriye ERDAL'ın kendi adalarında gizlendiği açıklamaları sonrasında, Aydın DOĞAN-Deutsche Bank ilişkisini ERDOĞAN'a sızdıran Fener Rum Baş Papazlığı'nın güçlü hamisi Mustafa Rahmi KOÇ mu tavsiye etmişti? Başbakana yakın olduklarını iddia ediyorlarsa, bunun yanıtını da bilmeleri gerekirdi.

  • ERDOĞAN'ın, OLMERT ile yaptığı son görüşmeden hemen sonra İSRAİL'in GAZZE'ye saldırması ERDOĞAN'ı neden delirtmişti: GAZZE'ye karşı harekât düzenlemeleri mi? Yoksa GAZZE'ye yapacakları harekâtı öne çekmeleri mi?
  • ERDOĞAN oturumu terk ederken, arkasından neredeyse katıla katıla gülen David IGNATIUS'un tavrının anlamı neydi?
  • IGNATIUS salonu terk ederken Devlet Başkanı PERES David IGNATIUS'a gülerek neler söylemekteydi? Senaryo umduklarından daha mı kolay gerçekleşmişti?
  • Oturumu hışımla terk eden ERDOĞAN'ı hararetle kutlayan, kucaklayan Arap Birliği Genel Sekreteri Amr MUSA'ya, BM Genel Sekreteri Ban Ki MUN'un, yerine oturmasını işaret etmesinin anlamı neydi?
  • "PERES, ERDOĞAN DAVOS'u terk etmeden önce arayarak Özür Diledi" mesajı, hangi kaynaklar tarafından servis edildi? PERES, ERDOĞAN konuşması bir "ÖZÜR" belirtmiş miydi, yoksa "rolünü güzel oynadın, rantını toplayacaksın" tebriki miydi?

CAN ALICI SORULAR:

  • Dünya Musevi Örgütleri üst kuruluşu Amerikan Yahudi Komitesi (AJC) ile İftira-İnkârla Mücadele Birliği (ADL) (Dünya mafyaları genel merkezi) tarafından ERDOĞAN'a verilen "Davut Boynuzu" adıyla bilinen "Cesaret Ödülü"nün amacı ve anlamı nedir?
  • "Davut Boynuz"unun ilk kez bir Müslüman'a, Recep T. ERDOĞAN'a verilmesinin açıklaması nasıl yapılabilir?
  • ERDOĞAN'ın yükseliş stratejisini planlayan Alon LİEL kimdir?
  • ERDOĞAN'ın ilk kez elinden tutularak, Türk Siyaseti'ne kazandırılmasını sağlayan Morton ABROMOWİTZ'in kimliği ve stratejik kişiliği niye gizlenmektedir?

AKLI ÇALIŞANLAR İÇİN SORULAR:

  • Bir petrol-doğalgaz hattına "Nabucco" adı verilmesi hangi anlama gelir?
  • Yahudi VERDİ'nin NABUCCO Operası'nda işlenen "Babil'den Kurtuluş" teması ile NABUCCO Projesi arasında nasıl bir bağ kurulabilir?
  • SAAKASVİLİ'nin Güney Osetya ve Abhazya'yı ilhak girişimi kahramanlığı ile DAVOS'ta yaşananlar arasındaki ilişki nedir?
  • Gürcistan'ın NABUCCO ile ne gibi bir bağlantısı vardır ve neden göz ardı edilmektedir?
  • Cumhurbaşkanı Abdullah GÜL'ün ERMENİSTAN'a maça davet edilmesi ve onun da bu davete icabet etmesi ile NABUCCO-DAVOS ilişkilerini kimler düzenlemiştir?
  • NABUCCO Projesi ile İsrail hangi petrol ve doğal gaz hatlarını kontrol edebilecektir?
  • NABUCCO Projesi ile İsrail'in KIBRIS ilgisi arasındaki bağları şahsınız ve halkımız bilmekte midir?

ILIMLI İSLAMCI MÜNAFIKLAR İÇİN SORULAR:

  • İslam coğrafyasında: İran-Suriye-Türkiye-Hizbullah-Hamas tarafından kurulacak "İSRAİL SİYONİZMİNİ RED CEPHESİ" en çok kimi/kimleri rahatsız edecektir?
  • Bu koalisyonda ortaya çıkan Şİİ-SÜNNİ kucaklaşması kimlerin işine gelmeyecektir?
  • ADL (Siyonizme İftira-İnkârla Mücadele Birliği) B'nai Brith etkisi altında ve 1913 yılında, hangi amaçla kurulup geliştirilmiştir?
  • Amerikan Mafyası'nın hamisi ADL'den "Üstün Cesaret" ödülü alan ERDOĞAN'ın Türkiye'de "Mafyalara ve çetelere karşı savaş" açtığını ifade etmesi ne denli samimi ve gerçekçidir?
  • Ergenekon senaryoları, TSK'yı etkisizleştirme ve "Siyonist sömürü sermayesi arabasının Atlarını değiştirme girişimleri miydi?
  • ADL'ye bağlı "Denizaşırı Yatırımcılar Servisi" adlı şirketle milletlerarası silah, uyuşturucu kaçakçılığı ve kara para aklama işleri yapan ADL'nin verdiği "Üstün Cesaret" nişanı ONURLU insanlara verilebilir mi? Verilse de o ONURLU insan bunu kabul eder mi? Haydi kabul etti diyelim, bari şimdi geri vermez mi?
  • ADL ile E.Org. Çevik BİR ve Fetullah GÜLEN'in samimiyeti de aşan ilişkileri DAVOS, NABUCCO, Medeniyet İlleri (Ortadoğu) çerçevesinde nasıl açıklanabilir?
  • DAVOS'tan sonra, ABD Kongresi'nden Türkiye'nin ikinci kez SOYKIRIMCI ilan edilmesinin önündeki engeller giderilmiş midir?
  • OBAMA, neye dayanarak ve kimlerden talimat alarak sözde "Ermeni Soykırımı"nı tanıyacağını söylemiştir. Bunun; "sadece bir seçim yatırımı olmadığını" üzerine basa basa açıklamak gereğini neden hissetmiştir?
  • Şu anda İsrail'in HAMAS'ı PKK ile eş değerde tanımlamaya çalışmasının önünde başka bir engel kalmamıştır. Şimdi İsrail, "biz HAMAS'la masaya oturuyoruz, sen de PKK ile otur" derse ne cevap verilecektir? Yoksa Yeni Şafak yalakasının, AKP'nin AB'nin talimatıyla "Federatif Kürdistan'a hazırlık" tavizlerine bayram etmesi, bütün bu hıyanetlere mazeret ve meşruiyet kılıfı geçirmek için miydi?
  • Bazı soysuzların Türkiye'de HAMAS'ı ve Lübnan Hizbullah'ını "Terör Örgütü" olarak ilan etmesinin ardında PKK'yı da aklama operasyonu olabilir mi?
  • ERDOĞAN'ın partisi yerel seçimlerden % 47'nin üzerinde oy alırsa AKP eliyle hangi değişimler yaşanabilir? Hangi kurumların sindirilmesi ve hatta tasfiyesi gündeme gelebilir?36[4]

Son soru:

İran İslam Cumhuriyeti Devlet Başkanı Mahmut Ahmedinejad Yahudi aslılı mıydı?

İran'da Cumhurbaşkanı Ahmedinejad'ın "Musevi" olup olmadığı tartışılmaya başlanmıştı.

GazeteciTv adlı internet sitesinde yer alan habere göre, Şii Uzmanlar Meclisi ve aynı zamanda Anayasayı Koruma Konseyi üyesi olan "O, Allah tarafından gönderildi" diyebilecek kadar Ahmedinejad'a yakın duran Abdülkasım Hazali'nin oğlu Dr. Mehdi Hazali:

"Ahmedinejad, Musevi'dir. Onun ailesi ve kökleri araştırılmalıdır. Museviler, güç, para ve mollacığı bir araya getirerek, İran'ı ele geçirdiler" iddiasını ortaya atmıştı.

Dr. Hazali, "İslami İtilaf Partisi Lideri Habibullah Askeravladi'nin de Musevi olduğunu ve sonradan Müslüman soyadı aldığını" belirterek, "Musevilerin, kendi amaçlarına ulaşmak için, nesiller boyunca başka din ve mezhepleri kabul etmiş gibi göründüklerini" vurgulamıştı.

İran'da yaklaşık 25-30 bin Musevi yaşıyordu. Nüfusları az olmasına rağmen, her mecliste sandalyeleri hazır duruyordu. Şii yönetiminin İsrail karşıtı söylemlerine rağmen, hiçbiri kısıtlamaya maruz kalmıyordu. Ermeniler de benzer ayrıcalıklara sahip bulunuyordu. Diğer azınlıklar ise yok kabul ediliyordu.

Diasporadaki Yahudi toplumu da İran'da kendilerine sağlanan imtiyazlardan memnuniyet duyuyor ve Ahmedinejad'ı da takdir ediyordu.

Ahmedinejad döneminde, İran'ın resmi televizyonunda, Yahudi soykırımını esas alan bir dizi yayınlanmıştı. İranlı diplomat Habib ile Yahudi asıllı Fransız kızı Sara'nın aşkını anlatan dizi kamuoyunda büyük tartışma yaratmıştı. Dizide, Nazi Soykırımı'ndan kaçan 500 Fransız Yahudi'nin İranlı diplomat tarafından nasıl İran'a kaçırıldığı anlatılıyordu. Fakat "diplomasinin cilveleri" olarak görülen bu dizi film çok çabuk unutuldu.

Ancak, bu kez durum farklıydı. Çünkü Dr. Hazali'nin iddiaları çok tartışılacaktı. Bu iddiaların herhangi bir manevra ile geçiştirilmesi imkânsızdı. Ahmedinejad, soyağacını çıkarmak zorunda mı  kalacaktı!?

Şimdi sorumuzu yöneltelim: Recep T. Erdoğan'ın "Davos Fatihi ve Dünya Lideri"  ilan edildiği bir süreçte, Ahmedinejad'ın Yahudiliğinin ortaya atılması sadece bir rastlantı mıydı?

Bu konuyu Ruşen Çakır'ın, bazı saplantı, saptırma ve sataşmaları dışında, insaflı ve tutarlı itirafları da içeren: "Erdoğan'ı severken Erbakan'a saygısızlık etmek şart mıdır?" yazısından alıntılarla bağlıyoruz:

"Bazı meslektaşlarımız, 6 Ekim 1996 günü Libya lideri Muammer Kaddafi'nin Başbakan Necmettin Erbakan'a o akıl almaz sözleri etmesiyle 29 Ocak 2009 günü Davos'ta yaşananlar arasında bir devamlılık ilişkisi kuruyorlar. Onlara göre birincisi açık bir diplomatik skandaldı, ikincisiyse tam bir diplomatik zafer. Yine onlara göre, o sırada RP'den belediye başkanı olan Erdoğan, bedevi çadırındaki skandaldan ders çıkardığı için bugünkü zafere imza atabilmiştir.

Yanılıyor olabilirim, ama bu, söz konusu benzetme ve akıl yürütmenin tutarsızlıklarla dolu olduğu gerçeğini değiştirmez. Öncelikle şu soruları sormak lazım: Kimileri, Erdoğan'a sevgilerini göstermenin bir yolunun neden illa Erbakan'a saygısızlık etmekten geçtiğini düşünür? Çoğu muhafazakâr görünümlü bu kişilerin Erbakan'la ne alıp veremedikleri olabilir? Sahiden Erbakan'ı "monşer" olarak mı görmektedirler? Erdoğan'ın "milli haysiyet" e Hocası'ndan daha fazla önem verdiğine mi inanıyorlar? Bugün Erbakan, Başbakan olsa Davos'a davet edilir miydi? Edilse kabul eder miydi? Kabul etse Peres onunla aynı panele çıkar mıydı?

Soruları uzatmak yerine Libya ile Davos'un aynı kefeye konulup konulamayacağını tartışmak daha doğru olur.

Erbakan bütün enerjisini Türkiye'yi "Batı Kulübü"nden çıkartmak için harcarken Erdoğan ise, aksine o kulübün itibarlı bir üyesi olmak için uğraştı. Erdoğan AKP'nin kuruluş sürecinde, 2002 seçimlerinin ardından daha siyasi yasaklıyken ve Başbakan olduktan sonra defalarca ABD'ye gitti, Beyaz Saray'a çıktı, düşünce kuruluşlarında konuştu ve Musevi kuruluşlarıyla görüştü. Erbakan ise bundan 15 yıl önce gittiği ABD'de çoğunlukla İslami kuruluşlarla görüştü, Amerikan yönetimi ve ona yakın kişi ve kurumlarla çok alt düzey temaslar kurdu. Bunlarda da muhataplarını nasıl derin bir hayal kırıklığına uğratmış olduğunu, bizzat onların ağzından dinlemiştim.

Şahsen Erbakan'ın herhangi bir Batılı liderle yan yana fotoğrafını hatırlamıyorum. Gizli ya da açık, Yahudi kuruluşlarıyla görüştüğünü de duymadım. Hele İsrail'e ziyaretinin asla söz konusu olamayacağını biliyoruz. Ama Erdoğan gitti. Üstelik Soykırım Müzesi'ni de ziyaret etti. Tabii bu noktada Erbakan'ın inatçı bir "anti-semitik" yani Yahudi aleyhtarı olduğunu, Erdoğan'ınsa anti-semitizmi hep bir insanlık suçu olarak tanımladığını hatırlatmak lazımdır."

Bu son cümle, eğer cehaletten kaynaklanmıyorsa, tam bir çarpıtmacaydı. Çünkü Erbakan Hoca, asla Yahudi aleyhtarı değil, sadece siyonizmin ve ırkçı emperyalizmin karşıtıydı. Ve bu konuda elbette haklıydı ve kararlıydı.





[1] Vatan, 2 Şubat 2009

[2] Mahiye Mürgül, 31 Ocak 2009

[3] Arslan Bulut, Yeni Çağ Gazetesi

[4] Hasan Hüseyin Memiş, 2 Şubat 2009


Bu yazarin diger makaleleri

REFERANDUM CAMBAZLIĞINA NİYE KARŞI ÇIKIYORDUK?
Anayasa değişiklik paketi %58 evetle kabul edilmiştir. Aklımıza yatmasa ve...
Devami
ŞEYTAN “ZEKİ”, MÜSLÜMAN “AKILLI” KİMSEDİR
  ŞEYTAN “ZEKİ”, MÜSLÜMAN “AKILLI” KİMSEDİR          Çoğu kez birbirine karıştırılsa da...
Devami
SİYASET İHTİRASI VE DİN İSTİSMARI
  SİYASET İHTİRASI VE DİN İSTİSMARI      Şeytanın ikiz tuzağı: DİN İSTİSMARI...
Devami
AKP’NİN KARANLIK TARAFLARI
  Şu anda etkin, yetkin ve çok önemli makamdaki Zat’a hatırlatalım: İl...
Devami
Sudan Devlet Başkanı EL-BEŞİR'E TAŞ ATANLAR SARKOZY'İ NİYE ALKIŞLIYOR?
  Cumhuriyet'ten Hikmet Çetinkaya "Darfur Kasabı Türkiye'de" yazısında kin kusuyordu:...
Devami
“HİZBULLAH” MI, “FETHULLAH” MI?
Mahiyeti, marifeti ve Amerika’daki karanlık odalarla münasebeti malum olan Ruşen...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 1679

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR