ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün479
mod_vvisit_counterDün2791
mod_vvisit_counterBu Hafta5631
mod_vvisit_counterGeçen hafta20243
mod_vvisit_counterBu Ay110261
mod_vvisit_counterGeçen Ay118886
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar18327248

IP'niz: 34.239.177.24
Bugün: 22 Eyl 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12768312

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

mesajmetod150x
istsoz 150x
AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X

ADIL DUZEN 150x

erbakan devrimi 15b 160
bizim ataturk 17b 160
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

ERBAKAN VE ŞEYTANIN “DOKUZ”LU ÇETESİ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 6
ZayıfMükemmel 

 

ERBAKAN

VE

“ŞEYTANIN ‘DOKUZ’LU ÇETESİ”

        

Kur’an’da Mafya Yapılanması ve İşbirlikçilerin İttifakı!

Tefsir âlimleri ve yüksek fikir ehli şöyle buyurmuşlardır: “Kur’an’daki her ayetin, değişen ve gelişen bütün asırlara ve farklı toplumlara bakan, ayrı ayrı işaret ve hikmetleri vardır.” İşte mealini vereceğimiz şu Ayet-i Kerime’de de, bugün yeryüzünde ve ülkemizde sürdürülmek istenen zulüm ve rezalet düzeninin “DOKUZ’LU BİR ÇETE” tarafından yürütüldüğüne açıkça işaret vardır:

“O şehirde (Medine’de ve her Medeniyette ve Memlekette) DOKUZ'LU BİR ÇETE (halkı ezmek ve zulüm düzenini sürdürmek üzere fikren ve fiilen işbirliği yapan dokuz ayrı şebeke) vardı, yeryüzünde (ve ülkelerinde fesat) bozgunculuk çıkarıyorlar (dirlik-düzen bırakmıyorlardı), ıslah (ve iyilik) tarafına ise hiç yanaşmıyorlardı. (Kendi aralarında) Allah adına yemin ederek dediler ki: “Gece mutlaka ona ve ailesine baskın düzenleyelim (ve hepsinin işini bitirelim). Sonra da sahiplerine ‘(Salih ve) ailesinin yok edilişinden hiç haberimiz yok! (Olup bitenleri asla görmedik.) Bizler, gerçekten doğruyu söyleyenlerdeniz’ (diye onları aldatalım ve atlatalım).”[1]

Bu ayetteki “raht” çete-şebeke-ekip kelimesinin tenvin=iki esre ile bitmesi ve “rahtin” şeklinde gelmesi, “tis’atü rahtin” kavramını “Dokuzlu Çete” şeklinde yorumlamamızı gerekli kılmaktadır.

Bu Ayet-i Kerime’de dokuz (9) gerçeğe dikkatimiz çekilmektedir:

1- Her zulüm ve sömürü düzeni, DOKUZ’lu bir çeteye ve organizeli bir örgüte dayanmaktadır.

2- Bunlar yeryüzünde ve ülkelerinde fitne ve fesat çıkarmaktadır.

3- Bunlar aslında barışa ve temel insan haklarına düşmandır.

4- Ama zahirde, demokrasi ve dindarlık istismarı yapılmaktadır.

5- Adalet ve hakkaniyet isteyen rakiplerini mertlikle değil, hainlik ve gizlilikle imhaya kalkışılmaktadır.

6- Üstelik bütün bu cinayet ve rezaletlerini inkâr etmekte ve yalancı şahitlikle sorumluluktan sıyrılmaya çalışılmaktadır.

7- Bunlar kendilerini, doğru ve demokrat olarak tanıtmaktadır.

8- Bütün işleri (ticaretleri, siyasetleri) hile, haksızlık ve tuzaktır.

9- Ne var ki, sonunda bütün bu tuzakları boşa çıkacak ve zulüm düzenleri yıkılacaktır.

İşte bu DOKUZ’lu çeteyi günümüzde aşağıdaki şeytan ve şarlatan şebekesi temsil etmektedir:

[1- Mafya, 2- Medya, 3- Mason.] + [4- Münkir, 5- Müşrik, 6- Münafık.] + [7- Müdür (bürokrasi), 8- Milletvekili (hain siyasetçi), 9- Mel’un Mal (haram ve haksız servet) sahibi.]

Şimdi "DOKUZ "M” Formülü" diyebileceğimiz bu organizeli çetenin elemanlarını tek tek tanımaya çalışalım:

1- MAFYA: Halkın devletten ve adaletten ümidini kestiği, güvensiz ve dengesiz düzenlerde ortaya çıkan ve her türlü kanunsuzluğu ve kaçakçılığı mübah sayan yeraltı örgütleri ve karanlık güçlerdir.

2- MEDYA: Her türlü haksızlığı ve ahlâksızlığı reklam ve teşvik eden basın-yayın kuruluşları ve kişileridir. Milli çıkarları ve genel ahlâki kuralları yıkmaya yönelmişlerdir.

3- MASON: Yeryüzünde Yahudi hükümranlığını gerçekleştirme projesi olan Siyonizm’in, her ülkedeki yerli temsilcileri ve hizmetçileridir. Kökleri dışarıda gizli şer şebekeleridir.

4- MÜNKİR: Her türlü maneviyatı ve mukaddesatı açıkça inkâr eden, demokrasiyi despotizme, laikliği dinsizliğe çeviren inançsız kesimdir. Genellikle solculuk ve çağdaşlık kisvesine sığınan bazen de sağcılık ve milliyetçilik rolüyle ortaya çıkan ve mukaddesata saldıran kimselerdir.

5- MÜŞRİK: Çoğu zaman Müslüman görünen ve dindar geçinen, Allah'a ve Yüce Yaratıcı’ya inandığını söyleyen[2] ama İslam'ın ahlâk ve hayat prensiplerini kabul etmeyen ve genellikle din diye atadan babadan gördüğü yozlaştırılmış gelenekleri taklit eden (Bakara: 170) ve Hakkın değil kalabalığın peşinde sürüklenen tiplerdir.

6- MÜNAFIK: Münafıklar, İslami cemaatler içinden çıkarlar. Ya "hikmet ve hizmet" erbabı olarak kendini tanıtıp toplumu cihat ruhundan, siyaset ve devlet şuurundan uzak tutmaya çalışırlar. Diğer sekiz sınıfla iş birliği yapıp gerçek Müslümanlara cephe alırlar. Veya makam ve menfaat hatırına bizzat hizmet teşkilatına sızıp kendilerini gizlemeyi başarırlar. Ama devamlı fesat çıkarır ve ortalığı karıştırırlar. Fırsat bulunca da haklı ve hayırlı bir teşkilattan ayrılırlar. Masonlarla gizli ilişkiler kurarak, Mescid-i Dırar misali yeni oluşumlara katılırlar.

7- MÜDÜR (bürokrat): Çeşitli banka ve fabrikalarda veya sivil ve askeri kurumlarda, ya da emniyet teşkilatında Genel Müdür, Müsteşar, Müfettiş gibi resmi makamlara getirilip bu yetki ve etiketlerini hıyanet ve hırsızlık yolunda istismara kalkışan; mafya ve masonlara rüşvet karşılığı kolaylık sağlayan bürokrat kesimidir.

8- MİLLETVEKİLİ (hain siyasetçi): Çeşitli partilerden aday olup Meclise giren ama bu siyasi fırsatını ve dokunulmazlık zırhını kullanarak, karanlık güçlere yardım ve yataklık yapan ve şahsi çıkarları için Milli irade emanetine hıyanetten sakınmayan Devlet Reisi, Bakan, Parti Lideri, Milletvekili gibi haysiyetsiz ve hain siyasilerdir.

9- MEL’UN MAL (haram ve haksız servet) SAHİPLERİ: Bunlar faiz, karaborsa, ihtikâr, rantiyecilik, devlet ihalesi ve uyuşturucu ticareti gibi hileli ve haram yollarla milletin emeğini ve alın terini sömüren ve Karunlar gibi semiren, zalim zengin tipi ve sözde iş adamları kesimidir.

Elbette bu dokuzlu çete devamlı birbirini kollayıp, irtibatlı hareket etmektedir. Medya bu tipleri reklam etmekte, bunlar medyayı beslemektedir.

İşte ülkemizde de, yıllardır çöreklenen ve toplumun başına bir kâbus gibi çöken bu şer cephesi ve şeytan şebekesi, zulüm ve sömürü düzenlerinin köklerini kurutacağı için Erbakan’ın partilerine ve hükümetine dokuz cepheden savaş açmış, iktidardan uzaklaştırmış ve partilerini kapatmışlardır... Ama çaresi yok, sonunda mutlaka Hak’kın uyarısı ve halkın uyanışı karşısında bitecekler ve batacaklardır... Ve zaten Erbakan bu dokuzlu çeteyle tam elli yıl savaşarak ve bütün tuzaklarını adım adım aşarak, mutlu sona ve Rabbine ulaşmıştır. O’nun aziz hatırasını ve siyasi mirasını istismar ederek iktidara taşınan AKP’nin, mukadder olan akıbete uğraması da kaçınılmazdır.

Bu "Dokuzlu Çete”yi haber veren ayetlerin devamı şöyledir:

“Onlar (Müslümanlara ve mazlumlara karşı) bir tuzak (hileli bir düzen) kurdular. Biz de, farkında olmadıkları bir tuzak kurup onları helak ettik. (Bu tuzakları onların başına geçirdik.) Artık Sen bak gör ki, bu hile rejimlerinin (ve zulümlerinin) sonu nasıl oldu. Biz onları ve kavimlerini toptan mahvettik. İşte (şu harabeler), zulümleri yüzünden başlarına çökmüş evleri (ve şehirleridir). Şüphesiz (düşünüp gerçeği) bilen bir kavim için bunda büyük ibretler vardır. (Bunları düşünüp anlayanlar için, bir ibret ve hikmet levhâsı olarak bıraktık.) İman edenleri ve kötülükten sakınan kimseleri ise kurtardık. (Yani; Semud ve Hz. Salih kavminden inanaları, küfür ve kötülükten kaçınanları selamete çıkardık.) [3]

Ve Erbakan ömrünü bu dokuzlu şeytan şebekesine son darbeyi vurmanın ve insanlığı kurtarmanın bütün plan ve hazırlıklarını yaparak harcamıştı. Onun içindir ki, lüzumsuz konuşmaya ve edebiyat parçalamaya vakit bulamamıştı. Ama bugüne kadar edebiyat yapmaktan, icraat yapmaya fırsat bulama­yan Başbakanlara karşılık, Erbakan’ın Refah-Yol döneminde olumlu ve onurlu işler peşinde ko­şup gereksiz laf konuşmaya tenezzül buyurmaması, hem bazı kiralık medya mensuplarını, hem mason siyaset münafıklarını, hem de entel geçinen bazı marazlıları kuşkulandırmıştı.

Daha önce Erbakan yıllarca hatırlatmış ve halkımıza Hakkı haykırmıştı. Çünkü o zaman "tebligat" (gerçekleri anlatma ve halkı uyandırma) konumundaydı. Ama Refah-Yol’da artık Başbakandı ve icraat makamındaydı. Yani tasarılarını tatbikata koyma durumundaydı. Bu marazlı çevreler bilmiyor ki "Tebligat makamında iken susmak ne kadar yanlışsa, icraat makamında iken lüzumsuz konuşmak da o kadar yararsız­dı." Hem bazen susmak ve tavır koymak en güzel cevaptı.

Hatırlayın... Bir zamanlar T.C. Başbakanı olarak rahmetli Özal ABD'ye gidiyor, kendisini New York Belediye Başkan Yardımcısı karşılıyordu. İşte bunun şahsiyetli intikamı, Clinton'un Irak'a karşı İncirliği kullanma talebi ve temennisi için açtığı telefona, Başbakan iken, Erbakan'ın cevap vermeye tenezzül buyurmamasıydı!.. Ve yine bir zamanlar T.C. Cumhurbaşkanı Özal Rusya'ya gidiyor, ama dönemin Devlet Başkanı, tatilini kesip kendisini karşılamaya bile gelmiyordu. Bunun gibi T.C. Cumhurbaşkanı Sn. Demirel Amerika'ya gidiyor, ama Beyaz Saray'da bir resmi ziyafet bile kendisine reva görülmüyordu. Yani ABD'li arsızlar, devlet onurumuza saygı göstermiyor ve bizi hesaba katmıyordu!.. İşte bütün bu hakaret ve hıyanetlerin anlamlı ve onurlu cevabı ise Erbakan'ın Başbakanlığı döneminde, Pentagon'un patronu ve ABD Savunma Bakanı William Perry'nin keyfine kapılmaması ve tatil programını kesip Perry'nin ayağına ve Ankara'ya koşmamasıydı! Erbakan bu tavrıyla şu mesajı vermeye çalışmıştı! “Ey karanlık güçlerin Perri'si! Şayet sizin İncirlik'teki üsleri kullanmak, Irak'taki hezimetten sıyrılmak ve olmayan şerefinizi kurtarmak için, Türkiye'ye yalvarma ihtiyacınız varsa, Türk yetkililerin vereceği uygun zamana göre kendinizi ayarlamanız ve ona göre program yapmanız gerekir!”

Ama bugüne kadar başkalarını köle gibi kullanmaya alışmış ve güçlü olmanın verdiği şartlarla şımarmış olan ABD Savunma Bakanı, Türkiye'ye haber gönderiyor ve "Bir-iki saatlik vaktim var. Cumhurbaşkanından Başbakanına, Dışişleri Bakanından Savunma Bakanına, Genelkurmaydan Dışişleri Uzmanlarına hepiniz hazır olun... Görüşüp gideceğim!" diyordu. Her türlü protokol kurallarını çiğnemeye kalkıyordu... Ama Erbakan, millet onurumuza ve devlet gururumuza yakışır bir tavırla: "Bizimle görüşmeniz ve bazı taleplerinizi iletmeniz gerekiyorsa bekleyin, öğleden sonrası için size bir zaman ayırabilirim!.." diyordu. Adam bu teklifi içine sindiremiyor, bir iki saat beklemeden defolup gi­diyordu!.. Hoca da "Geçti Ankara'nın pazarı, sür uçağını Avrupa'ya" der gibi, bu haddini bilmeyen Amerikalıyı adam yerine koymuyordu!..

Şimdi AKP ve Erdoğan yalakası kesilen yazar yorumcu takımı; Erbakan'ın, yıllardır hasretini çektiğimiz bu ciddiyetli ve cesaretli davranışlarını "Amerika Refah'ı hesaba katmıyor", "Erbakan Perry'den kaçıyor" diye tersine yorumluyor ve halkımızın gözünü boyayan bazı medya madrabazları, Firavun’un sihirbazlarından daha aşağılık bir tavır sergiliyordu. Oysa "Susulacak yerde konuşmak ahmaklık, konuşulacak yerde susmak ise korkaklıktır." Nerede konuşulup nerede susulacağını bilmeyecek kadar diline hâkim bulunmasaydı, Erbakan sonunda Başbakanlık makamında olmayacak, o tarihi atılımları yapamayacaktı. Hem bazı olaylar karşısında susmak, konuşmaktan daha anlamlı bir mesajdı.

Erbakan Kuzey Irak'ta, ülkemiz ve bölgemiz açısından gayet olumlu sayılacak gelişmeleri yönlendirmek ve değerlendirmekle uğraşırken, sözde Amerika'ya atıp tutan ve ucuz kahramanlık peşinde koşanların, henüz birkaç gün önce Amerika'dan talimat alıp döndüklerini bilmeyen kalmamıştı. Hem Erbakan lüzumsuz yere niye konuşacaktı? ABD hükümetlerini yönlendiren Siyonist Localar ortaya çıkıp konuşmuyorlar ki, bölgemizdeki bazı aktörlerin akıl hocaları da meydana atılsınlardı? Üstelik Erbakan, Siyonistlerin güdümündeki Amerika'nın dişlerini çoktan saymıştı. "Bu tek dişi kalmış canavar"ın uzaktan bir iki füze fır­latmak ve bir iki uçak kaldırmak dışında, Körfez'de yeni bir savaşı göze alacak mecali bulunmadığının, çok çaresiz ve mecbur kaldığında ise inti­har savaşına kalkışmış olacağının da farkındaydı. Zaten birinci Körfez Savaşı’nda ABD; Almanya'nın, Japonya'nın, Fransa'nın parasıyla, Türkiye, Mısır ve Suudi Arabistan'ın katkısıyla, velhasıl tüm dünyanın ekonomik, siyasi ve askeri yardımıyla ancak Irak’la savaşabilmiş ve buna rağmen böyle 3. sınıf bir ülkeyle zor başa çıkmıştı.

Ama artık ABD bu imkânların hiçbirine sahip bulunmuyor, bölgede yalnızlığını ve çaresizliğini örtmek için çırpınıyordu!..

Erbakan ise, her türlü tedbirini almış güçlü ve güvenilir bir devlet adamı ciddiyetiyle, en küçük bir telaş ve tedirginlik göstermeden proje ve programlarını adım adım yürütmeye devam ediyordu... Suskunluğu ve vakurluğu ise Siyonist mahfilleri oldukça ürkütüyordu!.. Ülkemizdeki bir kısım kiralık köşe yazarları ve satılık televizyon yorumcuları; Erbakan, tanrı gibi taptıkları Amerikalı ağabeylerine yüz vermemiş diye, hırsından tepinip duruyordu!..

O sırada Amerika, Kuzey Irak'taki Ermeni ve Yahudi asıllı peşmerge ajanlarını Ruham adalarına taşımıştı... Acaba diyorum, bizdeki bazı medya ajanlarını ne zaman ve nereye kaçıracaklardı? Ama hayır, “Erbakan niye susuyor?” diye yırtınanlar, Hoca'nın; hayati önem taşıyan 2. Ekonomik Paketi açıkladığı basın toplantısını naklen yayınlamaları gerekirken, aynı günkü haber saatlerinde bile vermeyen, ama bir eski belediye müdürü hırsızın, hapishane aşkını haber diye ekrana getiren soysuzlara, Amerika bile sahip çıkmayacaktı... Çünkü nüfus kâğıtlarında "Müslüman" yazmaktaydı!.. Hâlbuki Amerika'ya bedava amigoluk da yapsalar, Yahudi ve Hristiyan olmadıkça, bunları adam yerine koymayacaklardı!..

ABD son çare olarak; Erbakan’a hıyanet sonucu parlatılıp iktidara taşınan ve Siyonist güdümlü Batı’nın BOP projesinde taşeron olarak kullanılan suni dindar kahramanlarla(!) bölgede varlığını ve ağırlığını korumaya çalışmaktaydı. Ama İsrail’in de ABD ve AB işbirlikçilerinin de, acı ve alçaltıcı sonları yaklaşmaktaydı. CIA-MAAT’la AKP iktidarını 12 sene kucaklaştırıp ortak tahribat yaptıran, sonra FETÖ’cü yapının tamamını CIA karakolları olarak yurt dışı teşkilatlarına kaydırmak ve Erdoğan’ı daha çok avucuna almak için 15 Temmuz hıyanet kalkışmasını tezgâhlayıp birbirine vuruşturan Siyonist odakların, tarihin en büyük hezimetiyle hizaya sokulmaları artık oldukça yaklaşmıştı!?


[1] Neml: 48-49

[2] Yunus: 31-32, Zuhruf: 87

[3] Neml: 50-53

 


Bu yazarin diger makaleleri

HALKA DEĞİL, HAKKA BAKARIM (ŞİİR)
  HALKA DEĞİL, HAKKA BAKARIM        Hakikat aşkına, düştüm yollara Haysiyetten üstün, ziynetim...
Devami
KURTULUŞ “ÇOĞUNLUK”TA DEĞİL DOĞRULARDADIR Doğrunun kaynağı ise halk değil, Haktır
  Peşinen söyleyeyim; Türkiye artık “erken seçimle”, “Geçici hükümetle” ve “samimi...
Devami
KÜÇÜK DÜŞÜNENLERLE, BÜYÜK DÖNÜŞÜMLER BAŞARILAMAZ!
Mü’minliğin en belirgin özelliği, MERT’lik ve NET’liktir; önderlik ise ayrıca...
Devami
Cemaat-Hükümet Kavgası: RABB RIZASI MI, RANT HESABI MI?
  Erdoğan yandaşlarına göre: “Dershaneler konusu siyasi bir projenin sadece bir...
Devami
PKK CUMHURİYETİNE DOĞRU
  Acaba, AKP iktidarı ve Sn. Recep Erdoğan mı, Abdullah Öcalan...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 871

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR