Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün923
mod_vvisit_counterDün7531
mod_vvisit_counterBu Hafta28164
mod_vvisit_counterGeçen hafta46951
mod_vvisit_counterBu Ay197618
mod_vvisit_counterGeçen Ay251747
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16632534

IP'niz: 18.215.62.41
Bugün: 30 Eki 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12116513

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

 ADIL DUZEN 150x
 INSANIN YOZLASMASI 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINLARI

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0532 335 08 50

 

Reklam
Reklam

ERBAKAN VE ŞEYTANIN “DOKUZ”LU ÇETESİ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 5
ZayıfMükemmel 

 Tefsir alimleri ve yüksek fikir ehli şöyle buyurmuşlardır: “Kur’an’daki her ayetin, değişen ve gelişen bütün asırlara ve farklı toplumlara bakan, ayrı ayrı işaret ve hikmetleri vardır.” İşte mealini vereceğimiz şu Ayet-i Kerime'de, bugün yeryüzünde ve ülkemizde sürdürülmek istenen zulüm ve rezalet düzeninin “DOKUZ’LU BİR ÇETE” tarafından yürütüldüğüne açıkça işaret vardır:

“O şehirde (Medine’de; Medeniyette ve Memlekette) DOKUZ'LU BİR ÇETE (halkı ezmek ve zulüm düzenini sürdürmek üzere fikren ve fiilen işbirliği yapan dokuz ayrı şebeke) vardı, yeryüzünde (ve ülkelerinde) bozgunculuk çıkarıyorlar ve dirlik-düzen bırakmıyorlardı. (Kendi aralarında) Allah adına yemin ederek dediler ki: “Gece mutlaka Ona ve ailesine baskın düzenleyelim (ve hepsinin işini bitirelim).” Sonra da sahiplerine ‘(Salih ve) ailesinin yok edilişinden hiç haberimiz yok (olup bitenleri asla görmedik). Bizler, gerçekten doğruyu söyleyenlerdeniz’ (diye onları aldatalım ve atlatalım).”[1]

Bu ayeti kerimede dokuz (9) gerçeğe dikkatimiz çekilmektedir:

1- Her zulüm ve sömürü düzeni, DOKUZ’lu bir çeteye ve organizeli bir örgüte dayanmaktadır.

2- Bunlar yeryüzünde ve ülkelerinde fitne ve fesat çıkarmaktadır.

3- Bunlar aslında barışa ve temel insan haklarına düşmandır.

4- Ama zahirde, demokrasi ve dindarlık istismarı yapılmaktadır.

5- Adalet ve hakkaniyet isteyen rakiplerini mertlikle değil, hainlik ve gizlilikle imhaya kalkışılmaktadır.

6- Üstelik bütün bu cinayet ve rezaletlerini inkâr etmekte ve yalancı şahitlikle sorumluluktan sıyrılmaya çalışılmaktadır.

7- Bunlar kendilerinin, doğru ve demokrat olarak tanıtmaktadır.

8- Bütün işleri (Ticaretleri, siyasetleri) hile, haksızlık ve tuzaktır.

9- Ne var ki, sonunda, bütün bu tuzakları boşa çıkacak ve zulüm düzenleri yıkılacaktır.

İşte bu DOKUZ’lu çeteyi günümüzde aşağıdaki şeytan ve şarlatan şebekesi temsil etmektedir:

(1-Mafya 2-Medya 3-Mason) + (4-Münkir 5-Müşrik 6-Münafık) + (7-Müdür, (Bürokrasi) 8-Milletvekili (hain siyasetçi) 9-Mal (haram ve haksız servet) sahibi)

Şimdi "DOKUZ "M” Formülü" diyebileceğimiz bu organizeli çetenin elemanlarını tek tek tanımaya çalışalım:

1- MAFYA: Halkın devletten ve adaletten ümidini kestiği, güvensiz ve dengesiz düzenlerde ortaya çıkan ve her türlü kanunsuzluğu ve kaçakçılığı mübah sayan yer altı örgütleri ve karanlık güçlerdir.

2- MEDYA: Her türlü haksızlığı ve ahlaksızlığı reklam ve teşvik eden basın-yayın kuruluşları ve kişileridir. Milli çıkarları ve genel ahlaki kuralları yıkmaya yönelmişlerdir.

3-MASON: Yeryüzünde Yahudi hükümranlığını gerçekleştirme projesi olan Siyonizm’in her ülkedeki yerli temsilcileri ve hizmetçileridir. Kökleri dışarıda gizli şer şebekeleridir.

4- MÜNKİR: Her türlü maneviyatı ve mukaddesatı açıkça inkâr eden, demokrasiyi despotizme, laikliği dinsizliğe çeviren inançsız kesimidir. Genellikle solculuk ve çağdaşlık kisvesine sığınan ve mukaddesata saldıran kimselerdir.

5- MÜŞRİK: Çoğu zaman Müslüman görünen ve dindar geçinen, Allah'a ve yüce yaratıcıya inandığını söyleyen[2] ama İslam'ın ahlak ve hayat prensiplerini kabul etmeyen ve genellikle din diye atadan babadan gördüğü yozlaştırılmış gelenekleri taklit eden (Bakara: 170) ve Hakk'ın değil kalabalığın peşinde sürüklenen tiplerdir.

6- MÜNAFIK: Münafıklar, İslami cemaatler içinden çıkarlar. Ya "hikmet ve hizmet" erbabı olarak kendini tanıtıp toplumu cihat ruhundan, siyaset ve devlet şuurundan uzak tutmaya çalışırlar. Diğer sekiz sınıfla işbirliği yapıp gerçek Müslümanlara cephe alırlar. Veya, makam ve menfaat hatırına bizzat hizmet teşkilatına sızıp kendilerini gizlemeyi başarırlar. Ama devamlı fesat çıkarır ve ortalığı karıştırırlar. Fırsat bulunca da haklı ve hayırlı bir teşkilattan ayrılırlar. Masonlarla gizli ilişkiler kurarak, Mescid-i Dırar misali yeni oluşumlara katılırlar.

7- MÜDÜR (BÜROKRAT): Çeşitli banka ve fabrikalarda veya sivil ve askeri kurumlarda, ya da emniyet teşkilatında genel müdür, müsteşar, müfettiş gibi resmi makamlara getirilip bu yetki ve etiketlerini hıyanet ve hırsızlık yolunda istismara kalkışan, mafya ve masonlara rüşvet karşılığı kolaylık sağlayan bürokrat kesimidir.

8- MİLLETVEKİLİ: Çeşitli partilerden aday olup Meclise giren ama bu siyasi forsunu ve dokunulmazlık zırhını kullanarak, karanlık güçlere yardım ve yataklık yapan parti başkanı, milletvekili gibi haysiyetsiz ve hain siyasilerdir.

9- MAL (Haram ve haksız servet) SAHİPLERİ: Bunlar faiz, karaborsa, ihtikâr, rantiyecilik, devlet ihalesi gibi hileli ve haram yollarla milletin emeğini ve alın terini sömüren ve Karunlar gibi semiren, zalim zengin tipi ve sözde iş adamları kesimidir.

Elbette bu dokuzlu çete devamlı biri birini kollayıp ve irtibatlı hareket etmektedir. Medya bu tipleri reklam etmekte, bunlar medyayı beslemektedir.

İşte ülkemizde de, yıllardır çöreklenen ve toplumun başına bir kâbus gibi çöken bu şer cephesi ve şeytan şebekesi, zulüm ve sömürü düzenlerinin köklerini kurutacağı için Erbakan’ın partilerine ve hükümetine dokuz cepheden savaş açmış, iktidardan uzaklaştırmış ve partilerini kapatmışlardır... Ama çaresi yok, sonunda mutlaka Hakkın uyarısı ve halkın uyanışı karşısında bitecekler ve batacaklardır... Ve zaten Erbakan bu dokuzlu çeteyle tam elli yıl savaşarak ve bütün tuzaklarını adım adım aşarak, mutlu sona ve Rabbına ulaşmıştır. O’nun aziz hatırasını ve siyasi mirasını istismar ederek iktidara taşınan AKP’nin, mukadder olan akıbete uğraması da kaçınılmazdır.

Bu Kur’ani konuya "Dokuzlu Çete”yi haber veren ayetlerin devamıyla bakalım:

“Onlar (Müslüman’lara ve mazlumlara karşı) bir tuzak (hileli bir düzen) kurdular. Biz de, farkında olmadıkları bir tuzak kurup onları helak ettik. (Bu tuzakları onların başına geçirdik.) Artık Sen bak gör ki, bu hile rejimlerinin (ve zulümlerinin) sonu nasıl oldu. Biz onları ve kavimlerini toptan mahvettik. İşte (şu harabeler), zulümleri yüzünden başlarına çökmüş evleri (ve şehirleridir). Şüphesiz (düşünüp gerçeği) bilen bir kavim için bunda büyük ibretler vardır. (Bunları düşünüp anlayanlar için, bir ibret ve hikmet levhası olarak bıraktık.) İman edenleri ve kötülükten sakınan kimseleri ise kurtardık. (Yani; Semud ve Hz. Salih kavminden inananları, küfür ve kötülükten kaçınanları selamete çıkardık.)" [3]

Ve Erbakan ömrünü bu dokuzlu şeytan şebekesine son darbeyi vurmanın ve insanlığı kurtarmanın bütün plan ve hazırlıklarını yaparak harcamıştı. Onun içindir ki, lüzumsuz konuşmaya ve edebiyat parçalamaya vakit bulamamıştı. Ama bugüne kadar edebiyat yapmaktan, icraat yapmaya fırsat bulama­yan başbakanlara karşılık, Erbakan’ın Refah-Yol döneminde olumlu ve onurlu işler peşinde ko­şup gereksiz laf konuşmaya tenezzül buyurmaması, hem bazı kiralık medya mensuplarını, hem mason siyaset münafıklarını, hem de entel geçinen bazı marazlıları kuşkulandırmıştı.

Daha önce Erbakan yıllarca konuşmuş ve halkımıza Hakkı haykırmıştı. Çünkü o zaman "tebligat" (gerçekleri anlatma ve halkı uyandırma) konumundaydı. Ama Refah-Yol'da artık Başbakandı ve İcraat makamındaydı. Yani tasarılarını tatbikata koyma durumundaydı. Bu marazlı çevreler bilmiyor ki "Tebligat makamında iken susmak ne kadar yanlışsa, icraat makamında iken lüzumsuz konuşmak da o kadar yararsız­dı." Hem bazen susmak ve tavır koymak en güzel cevaptı.

Hatırlayın... Bir zamanlar T.C. Başbakanı olarak rahmetli Özal ABD'ye gidiyor, kendisini New York belediye başkan yardımcısı karşılıyordu. İşte bunun şahsiyetli intikamı, Clinton'un Irak'a karşı İncirliği kullanma talebi ve temennisi için açtığı telefona, Başbakan iken, Erbakan'ın cevap vermeye tenezzül buyurmamasıydı!.. Ve yine bir zamanlar T.C. Cumhurbaşkanı Özal Rusya'ya gidiyor, ama dönemin Devlet Başkanı, tatilini kesip kendisini karşılamaya bile gelmiyordu. Bunun gibi T.C. Cumhurbaşkanı Sn. Demirel Amerika'ya gidiyor, ama Beyaz Saray'da bir resmi ziyafet bile kendisine reva görülmüyordu. Yani ABD'li arsızlar, devlet onurumuza saygı göstermiyor ve bizi hesaba katmıyordu!.. İşte bütün bu hakaret ve hıyanetlerin anlamlı ve onurlu cevabı ise Erbakan'ın, Başbakanlığı döneminde, Pentagon'un patronu ve ABD Savunma Bakanı William Perry'nin keyfine kapılmaması ve tatil programını kesip Perry'nin ayağına ve Ankara'ya koşmamasıydı! Erbakan bu tavrıyla şu mesajı vermeye çalışmıştı! “Ey Karanlık güçlerin Perri'si! Şayet sizin İncirlik'teki üsleri kullanmak, Irak'taki hezimetten sıyrılmak ve olmayan şerefinizi kurtarmak için, Türkiye'ye yalvarma ihtiyacınız varsa, Türk yetkililerin vereceği uygun zamana göre kendinizi ayarlamanız ve ona göre program yapmanız gerekir!”

Ama bugüne kadar başkalarını köle gibi kullanmaya alışmış ve güçlü olmanın verdiği şartlarla şımarmış olan A.B.D Savunma Bakanı, Türkiye'ye haber gönderiyor ve "Bir-iki saatlik vaktim var. Cumhurbaşkanından başbakanına, Dışişleri Bakanından Savunma Bakanına, Genel Kurmaydan dışişleri uzmanlarına hepiniz hazır olun... Görüşüp gideceğim!" diyordu. Her türlü protokol kurallarını çiğnemeye kalkıyordu... Ama Erbakan, millet onurumuza ve devlet gururumuza yakışır bir tavırla: "Bizimle görüşmeniz ve bazı taleplerinizi iletmeniz gerekiyorsa bekleyin, öğleden sonrası için size bir zaman ayırabilirim!.." diyordu. Adam bu teklifi içine sindiremiyor, bir iki saat beklemeden defolup gi­diyordu!.. Hoca da "Geçti Ankara'nın pazarı, sür uçağını Avrupa'ya" der gibi, bu haddini bilmeyen Amerikalıyı adam yerine koymuyordu!..

Şimdi AKP ve Erdoğan yalakası kesilen yazar yorumcu takımı; Erbakan'ın, yıllardır hasretini çektiğimiz bu ciddiyetli ve cesaretli davranışlarını "Amerika Refah'ı hesaba katmıyor", "Erbakan Perry'den kaçıyor" diye tersine yorumluyor ve halkımızın gözünü boyayan bazı medya madrabazları, Firavun’un sihirbazlarından daha aşağılık bir tavır sergiliyordu. Oysa "Susulacak yerde konuşmak ahmaklık, konuşulacak yerde susmak ise korkaklıktır." Nerede konuşulup nerede susulacağını bilmeyecek kadar diline hâkim bulunmasaydı, Erbakan sonunda Başbakanlık makamında olmayacak o tarihi atılımları yapamayacaktı. Hem bazı olaylar karşısında susmak, konuşmaktan daha anlamlı bir mesajdı.

Erbakan Kuzey Irak'ta, ülkemiz ve bölgemiz açısından gayet olumlu sayılacak gelişmeleri yönlendirmek ve değerlendirmekle uğraşırken, sözde Amerika'ya atıp tutan ve ucuz kahramanlık peşinde koşanların, henüz birkaç gün önce Amerika'dan talimat alıp döndüklerini bilmeyen kalmamıştı. Hem Erbakan lüzumsuz yere niye konuşacaktı? ABD hükümetlerini yönlendiren Siyonist locaları ortaya çıkıp konuşmuyorlar ki, bölgemizdeki bazı aktörlerin akıl hocaları da meydana atılsınlardı? Üstelik Erbakan, Siyonistlerin güdümündeki Amerika'nın dişlerini çoktan saymıştı. "Bu tek dişi kalmış canavar"ın uzaktan bir iki füze fır­latmak ve bir iki uçak kaldırmak dışında, Körfez'de yeni bir savaşı göze alacak mecali bulunmadığının, çok çaresiz ve mecbur kaldığında ise inti­har savaşına kalkışmış olacağının da farkındaydı. Birinci Körfez Savaşı’nda ABD, Almanya'nın, Japonya'nın, Fransa'nın parasıyla, Türkiye, Mısır ve Suudi Arabistan'ın katkısıyla, velhasıl tüm dünyanın ekonomik, siyasi ve askeri yardımıyla ancak Irak’la savaşabilmiş ve buna rağmen böyle 3. sınıf bir ülkeyle zor başa çıkmıştı.

Ama artık ABD bu imkânların hiçbirine sahip bulunmuyor, bölgede yalnızlığını ve çaresizliğini örtmek için çırpınıyordu!..

Erbakan ise, her türlü tedbirini almış güçlü ve güvenilir bir devlet adamı ciddiyetiyle, en küçük bir telaş ve tedirginlik göstermeden proje ve programlarını adım adım yürütmeye devam ediyordu... Suskunluğu ve vakurluğu ise Siyonist mahfilleri oldukça ürkütüyordu!.. Ülkemizdeki bir kısım kiralık köşe yazarları ve satılık televizyon yorumcuları, Erbakan tanrı gibi taptıkları Amerikalı ağabeylerine, yüz vermemiş diye, hırsından tepinip duruyordu!..

O sırada Amerika, Kuzey Irak'taki Ermeni ve Yahudi asıllı peşmerge ajanlarını Ruham adalarına taşımıştı... Acaba diyorum, bizdeki bazı medya ajanlarını ne zaman ve nereye kaçıracaklardı? Ama hayır, "Erbakan niye susuyor?" diye yırtınanlar, Hoca'nın hayati önem taşıyan 2. Ekonomik Paketi açıkladığı basın toplantısını naklen yayınlamaları gerekirken, aynı günkü haber saatlerinde bile vermeyen, ama bir eski belediye müdürü hırsızın, hapishane aşkını haber diye ekrana getiren soysuzlara Amerika bile sahip çıkmayacaktı... Çünkü nüfus kâğıtlarında "Müslüman" yazmaktaydı!.. Halbuki Amerika'ya bedava amigoluk da yapsanız, Yahudi ve Hıristiyan olmadıkça, bunları adam yerine koymayacaklardı!..

ABD son çare olarak; Erbakan’a hıyanet sonucu parlatılıp iktidara taşınan ve Siyonist güdümlü Batının BOP projesinde taşeron olarak kullanılan suni dindar kahramanlarla(!) bölgede varlığını ve ağırlığını korumaya çalışmaktaydı. Ama İsrail’in de, ABD ve AB işbirlikçilerinin de, acı ve alçaltıcı sonları yaklaşmaktaydı. CIA-MAAT’la AKP iktidarını 12 sene kucaklaştırıp ortak tahribat yaptıran, sonra Feto’cu yapının tamamını CIA karakolları olarak yurt dışı teşkilatlarına kaydırmak ve Erdoğan’ı daha çok avucuna almak için 15 Temmuz hıyanet kalkışmasını tezgahlayıp biri birine vuruşturan Siyonist odakların, tarihin en büyük hezimetiyle hizaya sokulmaları artık oldukça yaklaşmıştı!?

 


[1] Neml: 48-49

[2] (Yunus: 31-32, Zuhruf : 87)

[3] Neml. 50-53


Bu yazarin diger makaleleri

ZULÜM NEDİR, ZALİM KİMDİR?
  Adalet; her işte ve her meselede hakkı gözetmek… Herkese müstahakkını...
Devami
AYASOFYA AÇILMADIKÇA TÜRKİYE'NİN BAĞIMSIZLIĞI LAFTA KALACAK
  Papa, yakında Türkiye'ye gelecek. Ve özellikle Ayasofya'yı ziyaret edecek. "Ayasofya'nın...
Devami
AVRUPA BİRLİĞİ; DİNSİZLEŞTİRME VE DENSİZLEŞTİRME PROJESİDİR!
Siyonist Yahudi sermayesinin: a) Bütün Avrupa’yı kendi kontrolüne almak b) Haçlı Batıyı...
Devami
HİCRETTEN DEVLETE MEDENİYET AŞAMASI
  O gün, ”Darü'n - Nedve” (Mekke müşriklerinin danışma yeri ve...
Devami
AKILLI YAŞAMA VE STRATEJİ AHLAKI
  “Bir işe başladığınız zaman çektiğiniz Besmele’nin ihlâsı ne kadarsa; başarınız...
Devami
KAVRULDUM DOSTLAR (ŞİİR)
  KAVRULDUM DOSTLAR        İmtihan unutup, iddaya daldım Gaflet koltuğuna, kuruldum dostlar… Nefsin...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 745

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR