Get Adobe Flash player
Reklam

ŞU DÖRT TARİHİ UNUTMAYALIM!..

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

 

26 Haziran 2005 tarihli Washington Times'ta; nedense Basın Yayın'ın ‘'Dış Basında Türkiye'' bölümünde yer verilmeyen bir makale yayınlandı.

‘'Avrupa Birliği'ne (AB) üyelik şansını güçlendirmek isteyen Türkiye'nin askeriyesinin de, acı dolu reformlardan geçtiği'' belirtilen makalede başlıca üç konunun altı çizildi.

1. Türkiye'de silahlı kuvvetlerin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök liderliğinde daha "transparan" bir hal aldığının öne sürüldü ve geçmişte olduğunun aksine, orduda yaşanan skandalların gün ışığına çıkarılmaya başlandığı ve böylelikle AB'ye de silahlı kuvvetlerin demokratik olabileceğine dair bir mesaj gönderildiği belirtildi

 

2. Türk ‘‘askeriyesinin'' resmi enstitülerdeki otoritesinin azalmaya başlamış olmasına rağmen perde arkasında hala etkin bir rol oynadığına da öne süren makale, geçen sene imam hatip lisesi mezunlarının üniversiteye girişlerini kolaylaştıracak bir yasa tasarısının, askeriyenin eleştirisi üzerine hükümet tarafından nasıl geri çekildiğinden örnek verdi. Askeriyenin bu resmi olmayan tarz müdahalelerinin AB yetkililerini hala endişelendirdiğine değinilen makalede, AB'nin Genişlemeden Sorumlu Sözcüsü Krisztına Nagy'nın, "Silahlı kuvvetler resmi olmayan mekanizmalar yoluyla etkisini göstermeye devam ediyor. Türkiye tam üye olmak istiyorsa sivil yönetimi askeriyenin kontrolünden tamamen çıkarmalı" sözlerine de yer verildi.

3. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bazı üyelerinin, Türkiye'nin, AB üyeliğini tam desteklediğini, çünkü AB üyeliğini Mustafa Kemal Atatürk'ün batılı Türkiye modeli için tek yol olarak gördüklerini belirten gazetede, "Askeriye içindeki AB destekçileri üyelik halinde Türk halkının ekonomik ve eğitim düzeyinin artacağını, böylelikle İslamcı etkinin ortadan kalkarak yerini laikliğe bırakacağına inanıyorlar" denildi. Silahlı kuvvetlerin, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın "ılımlı İslamcı" hükümeti karşısında da hala dini şüpheler taşıdığına değinilen yazıda, AB'nin Türk Silahlı Kuvvetleri'nin, Savunma Bakanı'nın yetkisi altına verilmesini istemesi hatırlatılarak, "Askeriye sivil bir yetkilinin, özellikle İslamcı bir sivil yetkilinin yetkisi altına girmeyi asla kabul etmeyecektir" görüşlerine yer verildi.

Bu ‘'askeriye'' sözcüğünü kullanan tercümana gereken cevabı verilmiştir.

‘'Transparan asker''e de Genelkurmay Adli Müşavirliğinin gerekli ilgiyi göstereceğine eminiz.

Ancak bütün bunlar, metinde geçen ‘'transparan'' sözcüğünü ne yazık ki ortadan kaldırmıyor.

 Ne diyor Washington Times?

 ‘'Türkiye'de silahlı kuvvetler Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök liderliğinde daha "transparan" bir hal aldı ve geçmişte olduğunun aksine, orduda yaşanan skandallar gün ışığına çıkarılmaya başlandı ve böylelikle AB'ye de silahlı kuvvetlerin demokratik olabileceğine dair bir mesaj gönderildi.''
              Peki ama transparanlığın göstergesi neden sadece yolsuzluklarla ilgili konulardaki skandalların soruşturulması oluyor?

   Emir komutan zafiyetlerinden neden hiç söz edilmiyor?

Biz son yıllarda ‘'Divan-ı harb'' kurumunun çalıştırılması gereken çok önemli dört olay biliyoruz.

    Amerikan gazetesi bu konuları tabii ki es geçer, ama biz neden kendi inisiyatifimizle, kendi ‘'şeffaflığımızın'' doğru ölçüsünü koyamıyoruz?

a) Meselâ 2 Ekim 1992 tarihini niye kimse hatırlamıyor?

b) 4 Temmuz 2003 tarihi neden unutuluyor?

c) Peki 74 Kıbrıs Harekâtının zaferle sonuçlanması,  Kocaeli muhribini kendi kendimize bombalayarak batırmamız ayıbını soruşturmamız ve sorumlularını mahkemeye sevk etmemiz gerektiği gerçeğini neden örtüyor?

d) 3 Ekim 2005 tarihi niçin sorgulamıyor?

Şimdi:

2 Ekim 1992 Muavenet olayının tarihidir, ACABA KAZA MI, YOKSA KASIT MI?

2 Ekim 1992 tarihinde Türk Muhribi TCG MUAVENET, Ege Denizi'nde icra edilen bir NATO tatbikatı sırasında ABD uçak gemisi USS SARATOGA'nın füze saldırısına maruz kalmıştır.

    Kaza olduğu iddia edilen bu saldırı neticesinde 5 Türk denizcisi Şehit olmuş, 26 denizcimiz de muhtelif şekillerde yaralanmıştır. Ancak ABD 2 şehit ailesi ve 20 yaralı askere tazminat ödememiştir. Ayrıca kamuoyunda sanıldığı gibi Muavenet'in vurulmasına karşılık Türkiye'ye 8 adet Knox sınıfı Firkateyn hibe edilmemiş, ABD tarafından kullanım dışına çıkarılmış bu gemilerin 7'si paraları ödenerek satın alınmıştır. Diğer taraftan T.C hükümetleri bu güne dek yapılan müracaatlara rağmen bu olayda mağdur düşürülen şehit ailelerine ve diğer denizcilere hiç bir şekilde yardımcı olmamış ve T.C Vatandaşlarının haklarını savunmak üzere ABD nezdinde bir girişimde bulunmamıştır...[1]

    Olaydan sonra ABD'de açılan davalarda ABD mahkemeleri bu olayın "POLITIK MESELE" olduğuna hükmederek tazminat davası acılamaz kararına varmıştır.

     Ya 4 Temmuz 2003? ÇUVALLAMA MI, ABD ÇUVALDIZI MI?

    4 Temmuz 2003, Türk Kara Kuvvetlerinin; 2214 yıllık tarihi boyunca rastlanılmamış ölçüde bir hakaret uğratıldığı ‘'çuval'' olayının oluş tarihidir.

    O günü yaşamış olan hiç birimiz; ve Trabzon'daki balıkçı, ne Giresun'daki bir emekli subay, ne Edirne'deki fırıncı, ne Adana'daki tüccar, ne İskenderun'daki ne Doktor, İstanbul'daki avukat... Ama hiç birimiz bu ayıba ortak olma utancından kendimizi sıyıramayız.

    Ben torunumun bana ‘'Sen o zaman ne yaptın?'' sorusunu soracağı günleri düşünerek ürperiyorum da, sırça köşkte oturan ağalar, beyler, efendiler... Ve dahi kahraman yetkililer neden hiç üzerlerine alınmıyorlar?

    Ruhumun acıdığını, onurumun tamir edilemez derecede parçalandığını hissediyorum...

    Bu efendiler neden hiçbir şey olmamış gibi oturmaya-kalkmaya, dolaşmaya, gezmeye devam ediyorlar?

 Nasıl oluyor da yemeden içmeden kesilmiyorlar?

Yok farz ederek, isimlerinin tarihin utanç duvarına yazılmış olmalarını unutturabileceklerini mi zannediyorlar?

    Fakat bu olay kamuoyuna da mal olduğuna ve vicdanları son derece rahatsız ettiğine göre sorumlulara ne yapıldığının ve nasıl cezalandırıldıklarının da açıklanması gerekmez mi?

 Üstelik Hayrullah Mahmud'un www.acikistihbarat.com'daki yazısından şunları öğrendikten sonra hayretiniz, hırsınız ve öfkenizin daha da artması gerekmez mi?

    ‘' Belge IV: FM. 0100 (AYTAÇ) TO: MS5 TSG: 051030C TEM03 HRK: 234    Ankara'dan gelen emirler doğrultusunda A unsurları ile kesinlikle çatışmaya girilmemesini, A unsur komutanının merkezde misafir edilmesinin gerekli görüşmelerin yapılmasını ve sonucun derhal bildirilmesini...''

    Bunun adı geleneksel Türk konukseverliği filan değildir beyler!.. A unsurları ile neden çatışmaya girilmeyecekmiş? A unsur komutanı neden misafir edilecekmiş?

    Ankara'dan gelen emri veren kim? Aktaran kim? Hiç kimse inisiyatifini kullanamadı mı?

     Ne yapıldı haklarında?

     Hangi yetkiyle başımıza çuval geçirilmesine onay verdi bu adam?

 Hayrullah Mahmud yukarıdaki yazışmayı kendi hayalhanesinde uydurmuş olamazdı.

 Olaydan rahatsızlık duyan bir takım vatanseverler kendisine bilgi vermiş olmalıydı.

  Peki 11 askerden herhangi birinin emekli olduktan sonra yahut ölümünden sonra açılmak üzere gerçekleri anlatmasına nasıl engel olacaksınız?

 Bu işin bizi ilgilendiren tarafıydı...

 Bir de Albay Maywille ve ona emir verenler vardı..

 Amerika aynı Saratoga olayında olduğu gibi çuval küstahlığında da kulağının üzerine yatmıştır.

 Ama yakalarını bırakmayacağız.

Devlet ve millet olarak hesabının sorulmasının sonuna kadar takipçisi olacağız.

Bunu her yetkiliye hatırlatacağız.

Çünkü bizim o günden bu yana her gece uykularımız kaçıyor, tarifsiz kâbuslar görüyoruz.

Varsın biraz da ağalar, beyler, efendiler... AB'ciler, ABD'ciler, NATO beyinliler uyuyamasın...

Hesap sormayı ve milli onurumuzu korumayı kendimizde hak ve görev telakki ediyoruz![2]    

Ve 3 - Ekim - 2005 AB İNKİLABI MI, ÇANAKKALENİN İNTİKAMI MI?

Diyalogcu Fetullahcılarla Atatürkcü Paşaların "Erasmus" İttifakı :

24 mayıs 2004 Tarihli Zaman Gazetesinde bir bayram sevinciyle şu haber veriliyordu :

Türkiye, mayıs ayı itibarıyla Avrupa Birliği Eğitim ve Gençlik Programı'na resmen kabul edildi. 18 aydır Avrupa'daki üniversitelerle pilot projeler üreten Türkiye, AB'nin eğitim programlarına katılma hakkını elde etti.

Türkiye'ye AB Komisyonu tarafından 2004 yılında 9 aylık dönem için 18,353 milyon Euro fon ayrıldı. 2006 yılına kadar bu miktarın 39,143 milyon Euro'ya çıkması öngörülüyor. Yükseköğretim programlarından biri olan Erasmus ile 2010 yılında Türkiye'den Avrupa ülkelerine 40 bin öğrencinin gönderilmesi hedefleniyor.

Programları Türkiye'de organize eden Ulusal Ajans (AB Eğitim ve Gençlik Programları Merkezi) Başkanı Nuri Birtek, amaçlarının Türkiye'yi AB sürecine hazırlamak olduğunu söyledi. Programla Türk ve Avrupa'daki öğrencilerin birbirlerini karşılıklı tanıma fırsatı bulduklarını belirten Birtek, ortak projelerin Türkiye'de eğitimin kalitesini yükselteceğini kaydetti. 8 Mayıs 2004 itibarıyla AB Komisyonu'nun Türkiye için hazırladığı 2003 İlerleme Raporu'nda eğitim programlarında Komisyon'la ortak hareket etme amacı da gerçekleşmiş oldu. Programlara bireysel başvuru yapılamıyor. Dernek, vakıf, üniversite gibi tüzel kişiler Ulusal Ajans'a başvuruyor.

Türkiye, AB'ye resmen üye olamasa da özel ilişki kapsamında birçok konuda birlikle hareket ediyor. 1996'da kabul edilen Gümrük Birliği ile ekonomik birlik politikalarını uygulayan Türkiye, 8 Mayıs'ta AB Komisyonu'nca kabul edilen AB Eğitim ve Gençlik Programı ile eğitim alanında ortak projeler üretmeyi kabul etti.

Ağustos'ta AB'nin  "devşirme" programı Erasmus'a katılım müjdesiyle ilgili Tabip Tümgeneral Derviş Şen ise şunları söylüyordu:

   Gülhane'den mezun olan 110 tabip teğmen için dün Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nde düzenlenen törende konuşan Tabip Tüm General Derviş Şen "ülkedeki yüksek öğrenim kalitesini artırmak, ülkeler arası işbirliğini teşvik etmek amacıyla AB'nin Eğitim ve Gençlik Programı olan Socrates Erasmus programına yaptıkları başvurunun kabul edildiğini" gururla açıklıyordu.

   Peki, Erasmus bir devşirme programı değil midir?

"... gelecek nesillerin Avrupa içinde yetişmesi" , "...eğitimde Avrupa Boyutunun geliştirilmesi" , "öğrencileri Avrupa'ya getirmek, Avrupa'yı tüm öğrencilere götürmek" , "Avrupa bilincini güçlendirmek" , "AB'nin ekonomik, politik ve yönetsel yapısının anlaşılması yoluyla duyarlılık artırılması" , "Barış yolunda bütün engelleri, düşmanlıkları, sonradan yaratılmış bölünmeleri ve zorla varsayılan farklılıkları aşmış bir Avrupa", "Avrupa anlayışını gençler arasında yaygınlaştırmak", " Bölgesel özelliklerin ve kültürel farklılıkların Avrupa üst kimliğiyle bir sentezini oluşturmak" gibi sinsi ve şeytani amaçlar aslında:

   "... gelecekte Avrupa'nın karar alma mekanizmalarında görev alacak olan gençler arasında iletişimi ve işbirliğini arttırmayı, karşılıklı hoşgörü geliştirmeyi" sağlamak bahanesiyle, Müslüman kendi öz benliğini ve bilincini yitirip "Avrupa Vatandaşı" kimliği kazanımların (!) yolunu açmaktadır.

   Peki bu projenin adını aldığı Filozof Erasmus Kimdir?

   Erasmus uzun süre önce başlatılmış olan bir projenin son ayağıdır. Türkiye açısından Erasmus projesi, bundan sonraki kuşakların - artık iyice - Avrupalı gibi düşünmesi ve Avrupalının o bildiğimiz şarkiyatçı bakışını olumlaması anlamını taşımaktadır.

   Erasmus hakkında da sizlere ilginç gelebileceğine inandığımız bir bilgiyi paylaşmak istiyoruz. Yazar, Trandafir G.Djuvara'nın doktora tezi olan "Türkiye'nin Paylaşılması Hakkında Yüz Proje" adlı kitabında bu Projelerden birininde ERASMUS'UN PROJESİ" olduğu yazılıdır.

   Erasmus (1530) çağdaş Avrupa görüşünün öncülerinden sayılmaktadır. Ne kadar çağdaş bir Avrupa düşünürü olduğunu eserin kendisine ayrılan kısımdan anlayabiliriz umarım(!)

   "Erasmus pek de felsefi sayılmayacak bir üslupta Türklere karşı sanki bir iddianame yazmıştır. Ona göre, "Türkler geçmişleri karanlık barbar insanlar" dır: Latince : gens barbara obscurae originis; " Hıristiyanların varlıklarını  sürdürebilmeleri için Türkleri yok etmesi lazımdır: Sic jugulare turcum ut eixstad christianus, sic dejicere impium exoriatur pius."

   "Erasmus bugüne kadar Türklere karşı başarısız pek çok savaş verildiğinden ve Hristiyanların Müslüman Türklere yenilgisinden yakınmaktadır. Erasmus'a göre, Osmanlı İmparatorluğun büyüklüğü insanı korkutmamalıdır; Roma İmparatorluğu ve Büyük İskender ‘in İmparatorluğu da çok büyüktü ve yenilmez sanılırdı; oysa gene de yıkılmıştır.



[1] http://www.muavenet.ilkturk.org/

[2] Giresun Işık Gazetesi / 2 - Temmuz 2005 / Hüseyin Mümtaz  


Bu yazarin diger makaleleri

HİLAL HAÇLI SAVAŞI VE ILIMLI İSLAMCILARIN SAFI
  ABD Başkan Yardımcısı Siyonist Dick Cheney: Irak'ı İslam Birliği'ni...
Devami
HAÇLILARIN İTİRAFIYLA OSMANLI ORDULARI
1672’de Osmanlı Ordusunun Edirne’den Polonya’ya Doğru Hareket Etmesini Fransız diplomat...
Devami
ALEVİ-SÜNNİ KARDEŞTİR
Hakka uygun gör her işi Çıkar gönülden teşvişi Ehli Beyt’i seven kişi Namertlere...
Devami
ERBAKANCI GEÇİNEN AKP ŞAKŞAKÇILARININ ŞAŞKINLIĞIERBAKANCI GEÇİNEN AKP ŞAKŞAKÇILARININ ŞAŞKINLIĞI
AKP yalakalıklarını Erbakan yandaşlığıyla meşrulaştırmaya çalışan malum bir güruh, TSK’ya...
Devami
ERMENİ AÇILIMI, AZERİ SATILIMI!
Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev: “Bizi askeri müdahaleye mecbur bırakmasınlar” Azerbaycan Devlet...
Devami
ÖFKENİN DİZGİNİ VE BEYİN DİSİPLİNİ
Öfke, ya haklı nedenlerle ve ayarlı ölçülerde verilen bir tersleme...
Devami

Makale Okunma Sayısı: 5553

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR