Get Adobe Flash player
Reklam

TARİH BOYUNCA DİN İSTİSMARI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

 

ŞEYTANIN İKİ SİLAHI:

1- DİN İSTİSMARI  2- DİN DÜŞMANLIĞI

Dini açıdan, toplumları bekleyen iki büyük tehlike vardır:

1- İrtidat    2- İrtica

İRTİCA: Geriye dönme, köhneleşmiş eski düzeni isteme, hayırlı yeniliklere direnme anlamını taşır. İslam'da ilk irtica hareketi yalancı Peygamber Müseyleme ile başlamıştır. İsrail'in, kuruluşundan bugüne, gizli anayasa gibi içindeki kanun ve kaideleri uyguladığı son Osmanlı hukuk kitabı olan meşhur MECELLE'nin sahibi Ahmet Cevdet Paşa Kısası Enbiyası'nda Müseyleme'nin Hz. Peygamberimize ve Hz. Ebubekire başkaldırışını bir irticai hareket saymaktadır.                                                                                                       

İrtica genellikle şu şekillerde ortaya çıkmaktadır:              

A- Hak'la batılı harmanlama ve yozlaştırıcılık:                                              

"Hakkı batıl ile karıştırıp yozlaştırmayın ve Hakkı saklayıp saptırmaya çalışmayın"[1] ayeti bütün tarih süresince olduğu gibi bugün de en çok başvurulan sinsi ve şeytani bir tavırdır. Dini hüküm ve hakikatleri dejenere etmeyi amaçlamaktadır.         

B- İstismarcılık(Münafıklık): İstismar: Haklı ve hayırlı bir hareketi, kutsal sayılan dini hizmetleri, milli ve manevi değerleri sömürmek; makam ve menfaat, şöhret ve servet için bunları birer araç gibi kullanmayı düşünmek anlamındadır.

İstismarcılık özellikle:                                                                                       

1- Radikal şeriatçılık                                                                                                  

2- Ilımlı İslamcılık biçiminde ortaya çıkmaktadır.                                   

Radikal İslamcılar; kendi despotizmini din adına dayatma sevdasındadır.            

İslam tarihinde: "Hüküm sadece Allah'ındır" sloganına sığınarak, Hz. Ali ile Muaviye'yi dinden çıkmakla suçlayan... Başkasının bahçesinden bir hurma koparmayı büyük günah, ama birçoğu sahabe olan masum Müslümanları basit bahanelerle katletmeyi mübah sayan "Hariciler" ve yine Haşşaşin (esrar çekenler) diye bilinen Hasan Sabbah'ın anarşi teşkilatı gibi sapıklar, bugünkü Hizbullahçıların ve Radikal İslamcıların ilk örnekleri sayılır.                                          

Ilımlı İslamcılar: Sözde takvayı öne çıkarıp, tevhidi bozma girişimlerinin ortak adıdır. İlk örnekleri İbni Seb'e denen Yahudi dönmesi bir münafıktır. Gece namazı kıldığı reklâmları, ayet hadisle gözü yaşlı konuşmaları ve göstermelik takva numaraları ile sahabeyi bile birbirine kışkırtmış ve İslam birliğini bozmayı başarmıştır. Hz. Peygamber Efendimizin bütün hayatı boyunca yaptığı gazalarda, hem müminlerin şehitleri, hem müşriklerin ölülerinin toplamı 460 civarında iken, İbni Sebe'nin kışkırtıp kızıştırdığı Cemel Vakasında, bir iki gecede, çoğu sahabe olmak üzere birbirini öldürenlerin sayısı 13 bin kadardır.           

Bunların günümüzdeki temsilcileri Fetullah Hocacılardır. Ilımlı İslam, Hoşgörü, dinlerarası diyalog diye Müslümanları batı emperyalizmine hizmetçi yapmayı, cihat ve özgürlük ruhunu yıpratmayı amaçlamışlardır.

C- Gelenekçilik, Yobazcılık:                                                               

Din adına, körü körüne, ilimsiz ve bilinçsizce bağlandığı düşünce ve davranışlarda inat ve ısrar etmek. Üstelik bunları başkalarına dayatmayı tebliğ ve cihat zannetmek yobazlığın genel vasfıdır. Kur'an bu tür gelenek dinine ve yobazlık düşüncesine şiddetle karşıdır ve onlarca ayette bunları kınamaktadır.                                                                       

Bu tipler asırlar öncesi şartlar ve ihtiyaçlar için Kur'andan çıkarılmış fetvaları, hatta takva diye dine sokulan bidatları aynen devam ettirme yanılgısından bir türlü kurtulamamaktadır.

Halbuki İslam:  

-Hukukta İçtihat                                                                                              

-Hükümette Cumhuriyet dönemini başlatmıştır.                                    

D- Şuursuz taklitçilik, şekilcilik ve basmakalıpçılık:   

Basmakalıpçılık: Kurulu ruhsuz robot gibi, anadan atadan gördüğü ibadetleri ve duyduğu hikâyeleri aynen taklit etmek veya dış görünüşe, ibadetlerdeki şekilciliğe çok özen gösterip, ahlaki değerleri ve vicdani-insani görevleri terk etmek demektir.

-Hacca gidip Mekke'de Allah'a, dönüp Türkiye'de Amerika'ya tapınmak.                                                                         

-Beş vakit namaza beş vakitte nafile katmak, ama aç komşusunun, muhtaç dostunun yardımına koşmamak.                                           

-Abdestsiz dolaşmamak, ama yalan konuşmak, iftira atmak ve müşterisini aldatmak.                    

-Sahabenin kahramanlık hikayelerini anlatıp ağlamak, ama Amerika'nın yüzbinlerce Iraklı masum Müslümanı katletmesine ve AKP'nin bu zulme desteğine duyarsız kalmak, hatta hikmet uydurmak.

-Kur'anın; anlamadığı Arapça lafzını ve bantlarını dinleyip duygulanmak; Ama o Kur'anın:"yurdumuza ve namusumuza göz koyan Siyonist Yahudilere ve Haçlı emperyalistlere dost olmayın. Faizci, İMF'ci, rantiyeci sömürü baronlarına destek çıkmayın" mealindeki emirlerini hiçe saymak.

-Bir şişe şarap içen zavallıyı düşman görüp dışlamak, ama içki fabrikalarını kuran hatta uyuşturucu kullanımına zemin hazırlayan iktidarları alkışlamak, bu tiplerin genel huylarıdır.       

Halbuki Peygamber Efendimiz:          

-12 sene Mekke'de önce beyin eğitimi, yani fikri, imani ve ahlaki terbiye;

-Ardından Medine'de ise 11 sene beden eğitimi, yani zahiri toplum düzeni, sosyal disiplin ve ibadet öğretisi yaptırmak suretiyle bizlere örnek oluşturmaktadır.

-Hasan Basri Hz'lerinin "vücudundaki pire pisliğinin" hükmünü soran Kufeli'ye: Ey münafık, Resulullah'ın ehli beytini ve başta Hz. Hüseyin ve ailesinden yüzlerce masum mümini, hem davet edip yüzüstü bırakmanızın, hem de Yezit'le bir olup kanlarını akıtmanızın fetvasını niye sormuyor da, pire pisliği ile riyakarlık yapıyorsun? Cevabı ne kadar anlamlıdır.

Bu arada özellikle vurgulayalım ki:

-Atatürk; İslam'la değil, köhneleşmiş, önemini ve özelliğini yitirmiş kurum ve kavramlarla mücadele etmiştir.

"Zehir yutmak, aç kalmaktan tehlikelidir" gerçeğini iyi bilen Atatürk, yozlaşmış, yobazlaşmış, ruhsuz ve şuursuz bir din anlayışının ve istismarcılığın, toplum için zehir gibi yıkıcı etkileri olacağını düşünerek, yeniden Kur'ana ve sünnete dönmek üzere, İslamın bu iki temel kaynağını, hem de en ehil ve emin âlimlere, Türkçeye tercüme ettirmiştir.

Ancak, şaibeli ölümünden sonra, İnönü ve Menderes eliyle devrimleri dejenere ettiren gizli masonik cunta ile sahte tarikatçılar; Atatürk'ü dinsiz birisi olarak göstermişlerdir.

Atatürk deyince akıllara sadece "karı ve rakı" getiren bir imaj; işte bu din istismarcılarıyla devrim yobazlarının ortak eseridir.

Atatürk yetiştiği ve yaşadığı zor şartlar ve uğraşmak zorunda kaldığı; hem dinsiz masonlar hem dinci münafıklar yüzünden, İslam'ın zahiri kurallarına pek uyamamıştır; ama O samimi ve inançlı bir Müslümandır, isbatı ise İstiklal Marşı olarak Mehmet Akif'in Milli ve manevi duygularımıza tercüman olan şiirini seçmiş olmasıdır.                                

Dini açıdan toplumları bekleyen ikinci tehlike ise; irtidat ve gizli inkârcılıktır.                     

İRTİDAT: Dini inanç ve kuralları reddedip İslamdan çıkmak, ama dindar toplumdan dışlanmamak için, hala kendisinin Müslüman olduğunu savunmaktır.

-Bunlar net ve mert şekilde: İslam'a ve Müslümanlara doğrudan saldırmazlar. Ama Kur'an Kursunu, İmam hatip okulunu, başörtüsü konusunu öne sürerek veya bazı tarikatların ve dini teşkilatların istismar ve suistimallerini bahane ederek, hem dinimizi, hem dindar kesimlerin hepsini karalamaya çalışırlar.

-Bu tavırlar ise maalesef, dindar kesimleri AKP gibi iktidarların ve Fetullah Gülen gibi istismarcıların kucağına atmaktır.

-Bu tipler: Hayatlarında bir sefer, baştan sona bir Kur'an meali bile okumadıkları, bir ilmihal kitabı bile karıştırmadıkları halde, dini konularda fetvalar buyururlar.                                                                                                                                                                                                                                                                                                                     

Bazen de bu yanlış ve yakışıksız tavırlarını ulusalcılık adına ortaya koyarlar. Oysa, bizim toplumumuzun sağduyusuyla: İslam'a şaşı bakan ve Müslümanları potansiyel tehlike sayan bir ulusalcılığın, emperyalist USA'cılığa dolaylı hizmet olduğunu sezdiğini unuturlar.                                   

Laiklik bahanesiyle ladinliği savunurlar. Hâlbuki: Her türlü dini ve manevi değerleri gereksiz sayma ve yasaklama şeklindeki Ateist Laiklik.                                                                        

Dini, devletin kontrolüne alıp rejimin keyfine göre kullanması şeklindeki Bizantist Laiklik yerine,

Dinle devletin barıştığı, ama birbirine karışmadığı Realist Laiklik en gerekli ve geçerli olanıdır.           

Tarihin bütün dönemlerindeki zulüm ve sömürü düzenlerini oluşturan şu şeytan beşibirliği bozulmadan kurtuluş yoktur.                        

Bunlar:

-Faizci, rantiyeci ve tekelci sermaye; KARUN

-Despotik usuller veya demokratik hilelerle siyasi iktidarı ele geçiren, ama sömürü sermayesine hizmet eden; FİRAVUN

-Halkın içinden geldiği ve kendilerinden zannedildiği halde makam ve menfaat hatırına Karun ve Firavunlara hizmet eden bürokratlar; HAMAN

-"Bize Ahiret ve ibadet lazım, siyaset ve devlet Firavunlara kalsın" diyerek halkı zulüm düzenlerine boyun eğdiren münafık din adamı veya üniversite hocaları; BELAM

Toplumun kafasını karıştİran ve uyuşturan yayınlarıyla; haksızlık ve ahlaksızlığın reklamını yapan medya; FİRAVUNUN SİHİRBAZLARI yerindedir.

ÇARE: Yasal bir girişim ve Kadife bir devrim gereklidir. Sn. Cumhurbaşkanı anayasal yükümlülükleri ve yetkileri gereği, Meclisi feshetmelidir. Ardından bir Kurucu Meclis oluşturulup yeni ve yerli bir anayasa düzenlenmelidir.    

Vatani ve vicdani sorumluluk düşüncesiyle, Milli siyaset bilinciyle, haklı ve hayırlı bir cephede, Kuvayı Milliyecilerin güç ve gönül birliği yapması elbette en büyük dileğimizdir.

Ancak ne yazık ki, dileklerle realiteler her zaman uyumlu değildir.

Üstelik: Hem aklen, hem vicdanen, hem siyaseten, hem de dinen; şu 6 şeyin partisi olamaz, yanlıştır ve yasaklanmıştır: 

1- Din partisi; (İslam Partisi, Hıristiyan Partisi gibi...): İstismarcı ve kayırımcıdır.

2- Mezhep ve Meşrep Partisi; (Alevi Partisi, Sünni Partisi, Nurcu, Tarikatçı Partisi): Kışkırtıcı ve karıştırıcıdır.

3- Irk Partisi; (Kürt Partisi, Türk Partisi, Laz Partisi gibi...): Yıkıcı ve dağıtıcıdır

4- Bölge Partisi; (Ege Partisi, Güneydoğu Partisi gibi): Ayrıcalıkçı ve ayırımcıdır.

5- Meslek Partisi; (Memur Partisi, Esnaf Partisi, Köylü Partisi...): Dışlayıcı ve nemelazımcıdır.

6- Ortak Değerler Partisi; (Türkiye Partisi, Atatürk Partisi, Cumhuriyet Partisi gibi): Yıpratıcı ve yozlaştırıcıdır

O halde ne yapılabilir?

Bazen acil müdahaleler ve köklü tedbirler, kör çıkmazların tek çaresi haline gelebilmektedir.

Önemli olan bu tür müdahale ve tedbirleri mümkün olan en yumuşak ve yasal yöntemlerle gerçekleştirmek ve asla despotizme yönelmeyip en kısa sürede gerçek ve milli demokrasiye geçebilmektir.



[1]  Bakara: 42


Bu yazarin diger makaleleri

“DİNCİ”LERLE “DİNSİZ”LERİN VURUŞTURULMASI VE SEFERBERLİK KOVUŞTURMASI
"Dinsizin hakkından imansız gelir." Bu çok bilinen atasözümüze bakınca karşımıza şöyle...
Devami
ERMENİ TERÖRİSTLER, "ÖZÜRCÜ"LERDEN DAHA ŞEREFLİDİR
Aydın yaftalı ama karanlık kafalı ve kiralık vicdanlı bir güruhun,...
Devami
TESEV'İN ANKETİ, TERESLERİN ETİKETİ!
  TÜSİAD'ın Sesi ve Siyonizmin Türkiye Temsilcisi TESEV'e göre: Türkiye'de...
Devami
CUMHURİYET ÜŞÜYOR
Siyonist Haham Hayim Nahum planı Adım adım işliyor!... Açlık, sefalet Ahlaki yozlaşma, İslam’dan...
Devami
Suriye-Türkiye Merkezli MELHEME-İ KÜBRA SAVAŞI VE SONUÇLARI
Arzı Mev’ud (Doğu Akdeniz havzası) merkezli Büyük İsrail hayalinin ve...
Devami
TÜRKİYE’NİN SURİYE’DEN KUŞATILMASI VE SİYASİLERİN KOF ÇIKIŞLARI
Sınırımızdaki işgalci askerlerin sayısı teröristleri üçe katlamıştı! Suriye’nin Türkiye sınırına konuşlandırılan...
Devami

Makale Okunma Sayısı: 5554

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR